<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Efsane Board - Coğrafya Bilgileri]]></title>
		<link>https://efsaneboard.de/</link>
		<description><![CDATA[Efsane Board - https://efsaneboard.de]]></description>
		<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 21:52:43 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[ÜLKEMİZDEKİ TOPRAK TİPLERİ]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=22969</link>
			<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 05:46:40 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=22969</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TOPRAK OLUŞUMU ve TOPRAK TÜRLERİ</span></span><br />
<br />
-        Toprağın oluşması için önce kayaların çözünmesi gerekir. <br />
-        Canlı kalıntılarıyla oluşabilir. <br />
-        Toprağın oluşumuna etki eden faktörler; iklim, bitki örtüsü, yer şekilleri, taşların özelliğidir. <br />
<br />
a) Taşınmış Topraklar : <br />
-        Dış kuvvetlerin taşıyıp getirdiği malzemelerin birikmesiyle oluşur. <br />
-        Üç çeşittir. <br />
Alüvyonlar : Kum ve çakıl gibi maddelerin oluşumuyla oluşan topraklardır. <br />
Morenler (Buzul Taşlar) : Buzulların taşıyıp biriktirdikleri, üzerleri çoğu kez parıltılı yada çizikli taşlardan oluşur. <br />
Lösler : Rüzgarların, kurak bölgelerden az çok yağışlı bölgelere taşıyıp yığdıkları, katmanlaşmış  ince ögelerden oluşan toprak. <br />
<br />
      b) Yerli Topraklar : <br />
-        Bu topraklar, kayaların çözüldüğü yerde oluşan topraklardır. <br />
-        İki  gruba ayrılır. <br />
Nemli Bölge Toprakları : Bu  topraklar nemin gür olduğu yerlerde, gür bitki örtüsüyle kaplıdır. <br />
Kurak ve yarı kurak bölge toprakları : Kestane ve kahverengi bozkır topraklarıdır yani çöl toprakları. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÜLKEMİZDEKİ TOPRAK TİPLERİ</span></span><br />
<br />
Yüzölçümünün büyüklüğü iklimlerinin çeşitliliği, yer şekillerinin farklılığı ve ana kaya çeşitliliği nedeniyle Türkiye’de çeşitli topraklar oluşmuştur. Bunlar en sade şekilde sınıflandırılarak yerli topraklar ve taşınmış topraklar olarak iki grup altında toplanmıştır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. YERLİ TOPRAKLAR </span></span><br />
<br />
    Bu topraklar genellikle düz ve az eğimli yerlerde oluşmuş topraklardır. Ana kayaların, yerinde ayrışmasıyla oluşmuş topraklardır. <br />
<br />
Türkiye deki başlıca yerli topraklar şunlardır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orman Toprakları </span></span><br />
<br />
    Orman altında gelişen,bol organik madde içeren. onun için de koyu renkli olan topraklardır. Karadeniz Bölgesi’nin büyük bir kısmında, Orta Ana¬dolu’nun 1200 m den daha yüksek ormanlık yerlerinde, Yıldız dağlarında. İç Bati Anadolu eşiğinde ve Güneydoğu Toroslarda yaygın olarak bulunur. Orman toprakları kireçli ye kireçsiz olmak üzere iki gruba ayrılır. <br />
  Kireçsiz orman toprakları, Kuzey Anadolu dağlarında ye Yıldız dağla¬rının kuzeye bakan yamaçlarındaki topraklar fazla yağış nedeniyle yeteri ka¬dar yıkanırlar. Toprakta bulunan karbonat ve diğer çözünebilen maddeler bu yıkanmanın etkisiyle ya alt katlarda birikir ya da iyice topraktan uzaklaşır. Bu¬nun sonucu olarak da topraklar genellikle gri (boz) renkli olurlar. Böyle top¬raklar asit reaksiyon gösterirler. <br />
    Kireçli orman topraklarının bünyesinde bol miktarda kireç bulunur. Yağışın yeterli olmadığı yerlerde topraktaki CaCO3 yıkanıp alt katlara taşınamaz ve topraktan uzaklaştırılamaz. CaCO3, bu tip topraklarda yüzeyin hemen altında yumrular şeklinde birikmiştir. Bu topraklar Kuzey Anadolu dağlarının güneye bakan yamaçlarında ve iç yörelerimizdeki meşe ormanlarının altında oluşmuştur. Kireçli orman toprakları kahve renklidir. Onun için bu topraklara kahverengi orman toprakları da denir. <br />
    İster kireçli ister kireçsiz olsun orman toprakları. genel olarak tarıma elverişli değildir. Ormanlık yerlerde yağış fazlalığı sonucu. kireçsiz orman topraklarında kireçle birlikte bitki besin maddeleri de büyük ölçüde yıkanarak topraktan uzaklaştırılmıştır. Onun için bu topraklar bitki besin maddesi yönünden fakirdir. Bu yüzden ormanların tahribiyle tarıma açılan bu topraklarda an¬cak birkaç yıl tarım yapılabilir. Daha sonra toprak verimsiz bir hale gelir. Ayrıca orman toprakları genellikle yamaç arazi üzerinde bulunur. Üzerindeki ormanın tahrip kısa sürede erozyona uğrar. Bütün bunlar düşünüldüğü zaman, ormanlardan tarla açmanın ne kadar yanlış olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bozkır (Step) ve çayır Toprakları </span></span><br />
<br />
    Bozkırlar; yarı kurak iklim bölgelerinde bulunan. orman örtüsünden yok¬sun, otsu bitkilerle çalıların yetişebildiği yerlerdir. Bozkırlar yurdumuzda ge¬niş alanlara yayılmıştır. Orta Anadolu, İç Bati Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu (Erzurum—Kars platosu hariç) ve Trakya’nın orta kesimlerinde bozkırlar hakimdir. <br />
İşte bitki örtüsünün zayıf olduğu bu yörelerde organik madde yönünden fakir topraklar oluşur. Buna karşılık Doğu Anadolu’da Er¬zurum-Kars platolarında ye yüksek dağlarda. orman üst sınırının yukarısındaki çayırların altında organik madde yönünden zengin, koyu renkli topraklar oluşmuştur. Türkiye’deki bozkır ve çayır topraklarının başlıca türleri şunlardır: <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kahverengi topraklar: </span></span><br />
<br />
    Bozkır alanlarında bulunmaları ve renkleri dikka¬te alınarak, bunlara kahverengi bozkır toprakları da denir. Orta Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’daki ovalarda. bozkır örtüsü altında mey¬dana gelmiştir. Bu topraklarda yıkanma zayıftır. çünkü yağış 300—400 mili-metre arasında değişir. Üstten yıkanan CaCO3, yüzeyin hemen altında birik¬miştir. Verimi yüksek olmayan bu topraklar üzerinde çoğunlukla tahıl tarımı yapılır. Bitki besin maddesi yönünden fakir olan bu topraklar, sulamalı ve gübreli tarıma ihtiyaç gösterir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kestane renkli topraklar:</span></span> <br />
<br />
    Yıllık yağışın 400 milimetrenin Üzerinde oldu¬ğu yerlerde, yüksek boylu çayırlar, meşe ormanları ve çalılar altında oluşan topraklardır. Bunlar Orta Anadolu ye Doğu Anadolu bölgeleriyle İç Bati Anadolu eşiğinde ve Göller yöresinde yaygındır. Üst horizonunda yeteri kadar Organik madde mevcuttur. Bu toprakların bir kısmında tarım yapılmakta. ama Önemli bir kısmı ise otlak olarak değerlendirmektedir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kara topraklar (çernezyomlar): </span></span><br />
<br />
    Türkiye de bu toprakların bulunduğu yerler, Doğu Anadolu'nun kuzeydoğu köşesidir.Özellikle Erzurum—Kars platolarında. yazları yağışlı karasal iklim koşullarında yetişen yüksek boylu çayırlar altında oluşmuşlardır. Sıcaklıkların düşük olması nedeniyle çayır artıkları yeterince ayrışmadan toprak Üzerinde kalır. Bu yüzden toprağın Üst kat, si¬yah renklidir. Çernezyomlar bitki besin maddeleri bakımından zengin olmasına karşılık,, tarım için uygun değillerdir. Çünkü bulunduklar, yerde yaz ayları. tahılın olgunlaşması için yeterli sıcaklıkta değildir. Ot verimi yüksek olduğu için buralarda, yoğun olarak büyük baş hayvancılık yapılır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Killi-kireçli Topraklar </span></span><br />
<br />
    Türkiye’de bu toprakların iki tipi vardır. Dönen topraklar(vertisoller) ve rendzinalar.    Dönen topraklar (vertisoller): Vertisoller. killi ana metaryel üzerinde oluştukları için bünyelerinde bol miktarda kil bulunur. Türkiye de genellikle 3. jeolojik zamandan kalma gölsel çökeller üzerinde oluşmuşlardır. Bu topraklar kurak mevsimde çatlarlar. Birkaç santimetreden 1 metreye ka¬dar olan bu çatlaklara yaz aylarında rüzgârların taşıdığı yüzey materyeli dolar. Yağışlı mevsimde ise su ile doyan killi toprak şişer. Şişme sonucu. çatlak¬lardaki toprak yukarıya doğru itilir. Bu sırada toprağın alt katlarındaki çakıllar da yüzeye doğru hareket eder. Böylece toprağın altındaki metaryal yüzeye. yüzeyindeki materyal ise tabana doğru hareket eder. İşte bu döngü hareke¬tinden dolayı vertisollere dönen topraklar denmiştir. Dönen topraklar Güney Marmara’da kepir, Orta Anadolu’da ise taş doğuran toprak olarak adlandırılır. Vertisollerin üst kısmi organik bakımdan zengin olduğu için koyu renkli¬dir. Bol killi oldukları için işlenmesi zor olan bu topraklar Ergene havzasında yaygındır. Burada genellikle ayçiçeği ekimi yapılır. Güney Marmara’daki çöküntü alanlarında, Konya ve Muş havzalarında da geniş alanlar vertisollerle kaplıdır. <br />
<br />
Rendzinalar: Ülkemizde killi-kireçli-marnlı gölsel çökeller geniş bir yayılım gösterir. Rendzinalar bu anakayalar üzerinde oluşmuş topraklardır Ko¬yu renkli olan üst katlarında bol miktarda cakıllar bulunur. Rendzinaların yayılış alanları: Ege Bölgesi, Orta Anadolu ve Doğu Ana¬dolu’nun çöküntü alanlarıdır. Orta ve Doğu Anadolu’da düz ve az eğimli yer¬lerde bu topraklar üzerinde genellikle tahıl tarımı yapılır. Ege Bölgesi’nde ise meşe ormanları daha çok bu topraklar üzerinde bulunur. Eğimli yerler ise otl¬ak olarak değerlendirilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çorak (tuzlu-alkali) Topraklar </span></span><br />
<br />
    Bunlar, bünyelerinde bol miktarda çeşitli tuzlar bulundurduğu için tuzlu topraklar olarak da adlandırılır. Bu topraklar, taban suyunun yüzeye çok yakın ve yüzeyde olduğu yerlerde meydana gelirler. Buna bağlı olarak dışa akışı olmayan çukurlukların orta kesiminde ve deltalarda oluşurlar. Çorak toprakların Türkiye’deki yayılış alanları; Tuz Gölü, Burdur Gölü ve Acıgöl başta olmak üzere diğer tuzlu göllerin çevresindeki arazilerdir. Bu top¬raklar üzerindeki bitki örtüsü çok cılızdır. Sadece tuzcul bitkilerin yetiştiği bu topraklar, tarım için uygun değildir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kumlu-Tüflü Topraklar </span></span><br />
<br />
    Bu topraklar volkanik kum, kül (volkanik tüfler) ile volkanik kökenli olma-yan kumlar üzerinde oluşmuşlardır. İnce bir üst horizonun hemen altında anakaya bulunur. Yani bu topraklar normal bir toprak profiline sahip değildir¬ler. <br />
Organik madde, kireç ve kil bakımından fakir olan bu topraklar çok geçirimlidir. Su tutma kapasiteleri çok düşük alan bu topraklar. yurdumuzda çoğunlukIa volkanik anakaya üzerinde oluşmuştur. En yaygın olarak Ürgüp—Nevşehir—Avanos çevresinde bulunur. Bu topraklar üzerinde Üzüm bağları yaygındır. Ayrıca bahçe tarımı ve patates ekim alanı olarak da değerlen¬dirilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. TAŞINMIŞ TOPRAKLAR </span></span><br />
<br />
    Bilindiği gibi yeryüzündeki yüksek yerler sürekti aşınmakta, aşındırılan bu materyal akarsularla uzak mesafelere taşınmaktadır. Taşınırken de parça¬cıklar işlenmekte ve yuvarlaklaşmaktadır. Bu materyal iriliğine göre; çakıl, kum, mil (silt) ye kit olarak adlandırılır ve hepsine birden alüvyon denir. Alüvyonların birikmesiyle alüvyal topraklar oluşur. Alüvyal topraktarın en yaygın olduğu yerler deltalardır. Vadi tabanlarının genişlediği yerlerdeki akarsu boyu ovaları da alüvyon topraklardan oluşur. Ayrıca pek çok ovanın tabanındaki ve¬rimli tarım toprakları da alüvyaldir. Bunların başlıcaları; Kuzey Anadolu fay zonu üzerinde bulunan çöküntü ovaları, Güney Marmara Ovaları, Ege bölümündeki Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovaları, ve Doğu Anadolu’daki Erzincan, Erzurum, Pasinler ye Muş ovalarıdır. <br />
Alüvyal topraklar derin ve geçirgen topraklardır. Bitki besin maddesince zengindir. Kum, kil ye çakıldan oluştuğu için kolay işlenebilirler. Onun için Türkiye’nin en verimli tarım alanları bu verimli topraklardır. <br />
Kolüvyal topraklar da taşınmış topraklardır. Ancak bunlar alüvyal top¬raklar gibi, aşındırıldıkları yerden fazla uzaklarda oluşmamışlardır. Genellikle yamaçlardan aşındırılan materyalin hemen etekte birikmesiyle oluşmuşlardır. Kolüvyal topraklar tam olarak oluşmamış topraklar olduğu için, horizonlar gelişememiştir. Bunlar derin ve geçirgen topraklardır. <br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TOPRAK OLUŞUMU ve TOPRAK TÜRLERİ</span></span><br />
<br />
-        Toprağın oluşması için önce kayaların çözünmesi gerekir. <br />
-        Canlı kalıntılarıyla oluşabilir. <br />
-        Toprağın oluşumuna etki eden faktörler; iklim, bitki örtüsü, yer şekilleri, taşların özelliğidir. <br />
<br />
a) Taşınmış Topraklar : <br />
-        Dış kuvvetlerin taşıyıp getirdiği malzemelerin birikmesiyle oluşur. <br />
-        Üç çeşittir. <br />
Alüvyonlar : Kum ve çakıl gibi maddelerin oluşumuyla oluşan topraklardır. <br />
Morenler (Buzul Taşlar) : Buzulların taşıyıp biriktirdikleri, üzerleri çoğu kez parıltılı yada çizikli taşlardan oluşur. <br />
Lösler : Rüzgarların, kurak bölgelerden az çok yağışlı bölgelere taşıyıp yığdıkları, katmanlaşmış  ince ögelerden oluşan toprak. <br />
<br />
      b) Yerli Topraklar : <br />
-        Bu topraklar, kayaların çözüldüğü yerde oluşan topraklardır. <br />
-        İki  gruba ayrılır. <br />
Nemli Bölge Toprakları : Bu  topraklar nemin gür olduğu yerlerde, gür bitki örtüsüyle kaplıdır. <br />
Kurak ve yarı kurak bölge toprakları : Kestane ve kahverengi bozkır topraklarıdır yani çöl toprakları. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÜLKEMİZDEKİ TOPRAK TİPLERİ</span></span><br />
<br />
Yüzölçümünün büyüklüğü iklimlerinin çeşitliliği, yer şekillerinin farklılığı ve ana kaya çeşitliliği nedeniyle Türkiye’de çeşitli topraklar oluşmuştur. Bunlar en sade şekilde sınıflandırılarak yerli topraklar ve taşınmış topraklar olarak iki grup altında toplanmıştır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. YERLİ TOPRAKLAR </span></span><br />
<br />
    Bu topraklar genellikle düz ve az eğimli yerlerde oluşmuş topraklardır. Ana kayaların, yerinde ayrışmasıyla oluşmuş topraklardır. <br />
<br />
Türkiye deki başlıca yerli topraklar şunlardır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Orman Toprakları </span></span><br />
<br />
    Orman altında gelişen,bol organik madde içeren. onun için de koyu renkli olan topraklardır. Karadeniz Bölgesi’nin büyük bir kısmında, Orta Ana¬dolu’nun 1200 m den daha yüksek ormanlık yerlerinde, Yıldız dağlarında. İç Bati Anadolu eşiğinde ve Güneydoğu Toroslarda yaygın olarak bulunur. Orman toprakları kireçli ye kireçsiz olmak üzere iki gruba ayrılır. <br />
  Kireçsiz orman toprakları, Kuzey Anadolu dağlarında ye Yıldız dağla¬rının kuzeye bakan yamaçlarındaki topraklar fazla yağış nedeniyle yeteri ka¬dar yıkanırlar. Toprakta bulunan karbonat ve diğer çözünebilen maddeler bu yıkanmanın etkisiyle ya alt katlarda birikir ya da iyice topraktan uzaklaşır. Bu¬nun sonucu olarak da topraklar genellikle gri (boz) renkli olurlar. Böyle top¬raklar asit reaksiyon gösterirler. <br />
    Kireçli orman topraklarının bünyesinde bol miktarda kireç bulunur. Yağışın yeterli olmadığı yerlerde topraktaki CaCO3 yıkanıp alt katlara taşınamaz ve topraktan uzaklaştırılamaz. CaCO3, bu tip topraklarda yüzeyin hemen altında yumrular şeklinde birikmiştir. Bu topraklar Kuzey Anadolu dağlarının güneye bakan yamaçlarında ve iç yörelerimizdeki meşe ormanlarının altında oluşmuştur. Kireçli orman toprakları kahve renklidir. Onun için bu topraklara kahverengi orman toprakları da denir. <br />
    İster kireçli ister kireçsiz olsun orman toprakları. genel olarak tarıma elverişli değildir. Ormanlık yerlerde yağış fazlalığı sonucu. kireçsiz orman topraklarında kireçle birlikte bitki besin maddeleri de büyük ölçüde yıkanarak topraktan uzaklaştırılmıştır. Onun için bu topraklar bitki besin maddesi yönünden fakirdir. Bu yüzden ormanların tahribiyle tarıma açılan bu topraklarda an¬cak birkaç yıl tarım yapılabilir. Daha sonra toprak verimsiz bir hale gelir. Ayrıca orman toprakları genellikle yamaç arazi üzerinde bulunur. Üzerindeki ormanın tahrip kısa sürede erozyona uğrar. Bütün bunlar düşünüldüğü zaman, ormanlardan tarla açmanın ne kadar yanlış olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bozkır (Step) ve çayır Toprakları </span></span><br />
<br />
    Bozkırlar; yarı kurak iklim bölgelerinde bulunan. orman örtüsünden yok¬sun, otsu bitkilerle çalıların yetişebildiği yerlerdir. Bozkırlar yurdumuzda ge¬niş alanlara yayılmıştır. Orta Anadolu, İç Bati Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu (Erzurum—Kars platosu hariç) ve Trakya’nın orta kesimlerinde bozkırlar hakimdir. <br />
İşte bitki örtüsünün zayıf olduğu bu yörelerde organik madde yönünden fakir topraklar oluşur. Buna karşılık Doğu Anadolu’da Er¬zurum-Kars platolarında ye yüksek dağlarda. orman üst sınırının yukarısındaki çayırların altında organik madde yönünden zengin, koyu renkli topraklar oluşmuştur. Türkiye’deki bozkır ve çayır topraklarının başlıca türleri şunlardır: <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kahverengi topraklar: </span></span><br />
<br />
    Bozkır alanlarında bulunmaları ve renkleri dikka¬te alınarak, bunlara kahverengi bozkır toprakları da denir. Orta Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’daki ovalarda. bozkır örtüsü altında mey¬dana gelmiştir. Bu topraklarda yıkanma zayıftır. çünkü yağış 300—400 mili-metre arasında değişir. Üstten yıkanan CaCO3, yüzeyin hemen altında birik¬miştir. Verimi yüksek olmayan bu topraklar üzerinde çoğunlukla tahıl tarımı yapılır. Bitki besin maddesi yönünden fakir olan bu topraklar, sulamalı ve gübreli tarıma ihtiyaç gösterir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kestane renkli topraklar:</span></span> <br />
<br />
    Yıllık yağışın 400 milimetrenin Üzerinde oldu¬ğu yerlerde, yüksek boylu çayırlar, meşe ormanları ve çalılar altında oluşan topraklardır. Bunlar Orta Anadolu ye Doğu Anadolu bölgeleriyle İç Bati Anadolu eşiğinde ve Göller yöresinde yaygındır. Üst horizonunda yeteri kadar Organik madde mevcuttur. Bu toprakların bir kısmında tarım yapılmakta. ama Önemli bir kısmı ise otlak olarak değerlendirmektedir. <br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kara topraklar (çernezyomlar): </span></span><br />
<br />
    Türkiye de bu toprakların bulunduğu yerler, Doğu Anadolu'nun kuzeydoğu köşesidir.Özellikle Erzurum—Kars platolarında. yazları yağışlı karasal iklim koşullarında yetişen yüksek boylu çayırlar altında oluşmuşlardır. Sıcaklıkların düşük olması nedeniyle çayır artıkları yeterince ayrışmadan toprak Üzerinde kalır. Bu yüzden toprağın Üst kat, si¬yah renklidir. Çernezyomlar bitki besin maddeleri bakımından zengin olmasına karşılık,, tarım için uygun değillerdir. Çünkü bulunduklar, yerde yaz ayları. tahılın olgunlaşması için yeterli sıcaklıkta değildir. Ot verimi yüksek olduğu için buralarda, yoğun olarak büyük baş hayvancılık yapılır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Killi-kireçli Topraklar </span></span><br />
<br />
    Türkiye’de bu toprakların iki tipi vardır. Dönen topraklar(vertisoller) ve rendzinalar.    Dönen topraklar (vertisoller): Vertisoller. killi ana metaryel üzerinde oluştukları için bünyelerinde bol miktarda kil bulunur. Türkiye de genellikle 3. jeolojik zamandan kalma gölsel çökeller üzerinde oluşmuşlardır. Bu topraklar kurak mevsimde çatlarlar. Birkaç santimetreden 1 metreye ka¬dar olan bu çatlaklara yaz aylarında rüzgârların taşıdığı yüzey materyeli dolar. Yağışlı mevsimde ise su ile doyan killi toprak şişer. Şişme sonucu. çatlak¬lardaki toprak yukarıya doğru itilir. Bu sırada toprağın alt katlarındaki çakıllar da yüzeye doğru hareket eder. Böylece toprağın altındaki metaryal yüzeye. yüzeyindeki materyal ise tabana doğru hareket eder. İşte bu döngü hareke¬tinden dolayı vertisollere dönen topraklar denmiştir. Dönen topraklar Güney Marmara’da kepir, Orta Anadolu’da ise taş doğuran toprak olarak adlandırılır. Vertisollerin üst kısmi organik bakımdan zengin olduğu için koyu renkli¬dir. Bol killi oldukları için işlenmesi zor olan bu topraklar Ergene havzasında yaygındır. Burada genellikle ayçiçeği ekimi yapılır. Güney Marmara’daki çöküntü alanlarında, Konya ve Muş havzalarında da geniş alanlar vertisollerle kaplıdır. <br />
<br />
Rendzinalar: Ülkemizde killi-kireçli-marnlı gölsel çökeller geniş bir yayılım gösterir. Rendzinalar bu anakayalar üzerinde oluşmuş topraklardır Ko¬yu renkli olan üst katlarında bol miktarda cakıllar bulunur. Rendzinaların yayılış alanları: Ege Bölgesi, Orta Anadolu ve Doğu Ana¬dolu’nun çöküntü alanlarıdır. Orta ve Doğu Anadolu’da düz ve az eğimli yer¬lerde bu topraklar üzerinde genellikle tahıl tarımı yapılır. Ege Bölgesi’nde ise meşe ormanları daha çok bu topraklar üzerinde bulunur. Eğimli yerler ise otl¬ak olarak değerlendirilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çorak (tuzlu-alkali) Topraklar </span></span><br />
<br />
    Bunlar, bünyelerinde bol miktarda çeşitli tuzlar bulundurduğu için tuzlu topraklar olarak da adlandırılır. Bu topraklar, taban suyunun yüzeye çok yakın ve yüzeyde olduğu yerlerde meydana gelirler. Buna bağlı olarak dışa akışı olmayan çukurlukların orta kesiminde ve deltalarda oluşurlar. Çorak toprakların Türkiye’deki yayılış alanları; Tuz Gölü, Burdur Gölü ve Acıgöl başta olmak üzere diğer tuzlu göllerin çevresindeki arazilerdir. Bu top¬raklar üzerindeki bitki örtüsü çok cılızdır. Sadece tuzcul bitkilerin yetiştiği bu topraklar, tarım için uygun değildir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kumlu-Tüflü Topraklar </span></span><br />
<br />
    Bu topraklar volkanik kum, kül (volkanik tüfler) ile volkanik kökenli olma-yan kumlar üzerinde oluşmuşlardır. İnce bir üst horizonun hemen altında anakaya bulunur. Yani bu topraklar normal bir toprak profiline sahip değildir¬ler. <br />
Organik madde, kireç ve kil bakımından fakir olan bu topraklar çok geçirimlidir. Su tutma kapasiteleri çok düşük alan bu topraklar. yurdumuzda çoğunlukIa volkanik anakaya üzerinde oluşmuştur. En yaygın olarak Ürgüp—Nevşehir—Avanos çevresinde bulunur. Bu topraklar üzerinde Üzüm bağları yaygındır. Ayrıca bahçe tarımı ve patates ekim alanı olarak da değerlen¬dirilir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. TAŞINMIŞ TOPRAKLAR </span></span><br />
<br />
    Bilindiği gibi yeryüzündeki yüksek yerler sürekti aşınmakta, aşındırılan bu materyal akarsularla uzak mesafelere taşınmaktadır. Taşınırken de parça¬cıklar işlenmekte ve yuvarlaklaşmaktadır. Bu materyal iriliğine göre; çakıl, kum, mil (silt) ye kit olarak adlandırılır ve hepsine birden alüvyon denir. Alüvyonların birikmesiyle alüvyal topraklar oluşur. Alüvyal topraktarın en yaygın olduğu yerler deltalardır. Vadi tabanlarının genişlediği yerlerdeki akarsu boyu ovaları da alüvyon topraklardan oluşur. Ayrıca pek çok ovanın tabanındaki ve¬rimli tarım toprakları da alüvyaldir. Bunların başlıcaları; Kuzey Anadolu fay zonu üzerinde bulunan çöküntü ovaları, Güney Marmara Ovaları, Ege bölümündeki Bakırçay, Gediz, Küçük Menderes ve Büyük Menderes ovaları, ve Doğu Anadolu’daki Erzincan, Erzurum, Pasinler ye Muş ovalarıdır. <br />
Alüvyal topraklar derin ve geçirgen topraklardır. Bitki besin maddesince zengindir. Kum, kil ye çakıldan oluştuğu için kolay işlenebilirler. Onun için Türkiye’nin en verimli tarım alanları bu verimli topraklardır. <br />
Kolüvyal topraklar da taşınmış topraklardır. Ancak bunlar alüvyal top¬raklar gibi, aşındırıldıkları yerden fazla uzaklarda oluşmamışlardır. Genellikle yamaçlardan aşındırılan materyalin hemen etekte birikmesiyle oluşmuşlardır. Kolüvyal topraklar tam olarak oluşmamış topraklar olduğu için, horizonlar gelişememiştir. Bunlar derin ve geçirgen topraklardır. <br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[JEOPOLİTİK VE TÜRKİYE’NİN YER ALDIĞI YENİ JEOPOLİTİK ORTAM]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=22968</link>
			<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 05:41:09 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=22968</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">JEOPOLİTİK VE TÜRKİYE’NİN YER ALDIĞI YENİ JEOPOLİTİK ORTAM</span><br />
<br />
Bu inceleme, ülke ve ittifakların politika ve strateji oluşturmalarında baş rolü oynayan jeopolitik ve jeostrateji kavramlarını açıklamak ve Türkiye’nin günümüz şartlarında yer aldığı jeopolitik ortamı belirlemeyi amaçlamaktadır..<br />
Coğrafya, insanoğluna toprağı, suyu, havayı, beslenme ihtiyaçlarını kısaca her şeyi bahşetmiş bir varlıktır. İnsan da onun değerlerini anlamaya çalışmış, toplumsal yaşam geliştikçe yaşadığı topraklara ve çevresine sahip olma, geliştirme, hatta onu genişletme ve artırma duygusu da gelişme göstermiştir.<br />
Tarih boyunca toplumsal yaşamda ve toplumlararası mücadelelerde coğrafyanın değeri bilinerek hareket edilmişti. İskender, Anibal, Sezar, Cengiz, Attila gibi kıtalararası uzun seferler yapan liderlerin harekete geçmeden önce hedef ülkelerin ve aradaki coğrafi bölgelerin özelliklerini incelemeden ve buna göre hareket istikametlerini tespit etmeden yola çıktıklarını düşünmek çok yanlış olur. Ancak konunun bilimsel bir tarzda ele alınışı yakın tarihlere hemen hemen 20. yüzyıl başlarına rastlamaktadır.<br />
Coğrafi muhiti politikada kullanma sanatı olan Jeopolitik, kavram olarak bu dönemde anlam kazanmaya başlamış ve özellikle iki dünya harbi arasında geliştirilmiştir. Dünya hakimiyeti peşinde koşan veya güçlü kalma uğraşı veren ülkeleri, ortaya attıkları teorilerle etkileyen büyük jeopolitikçiler çoğunlukla bu dönemde yaşamışlardır.<br />
Jeopolitiği tanımlama ve yönlendirmede çatışan düşüncelerin yer aldığı dönemler olmuş ve bu alanda çalışan bilim adamlarını kaygılandıran görüşler ve yönelimler olmuştur. Rus Prof. J.W. Semyenov, en sevdiği çalışma konusunun Almanlarca dejenere edilmesi üzerine görüşlerini iki kelime ile ortaya koymuştur. “Faşist Jeopolitik”. J.De Castro ise “bu kadar çok ihtilaf konusu olan ve nefret edilen bu kelimeye hakiki manası verilmelidir” diyerek endişesini dile getirmektedir. <br />
Jeopolitik yeni ve genç bir bilim dalı sayılabilir. Hatta oluşumu ve gelişimini tamamlayıp temeline oturduğu bile söylenemez. Bu nedenle, Dr. Erich Obest, “Jeopolitik iyice öğrenilmeden meşgul olunursa tehlikeli yolların ve polemiklerin açılmasına neden olunur. Jeopolitik devletin coğrafi vicdanı olmak ister” diyerek kaygılarını dile getirme ihtiyacını duymaktadır. İyi bilmemenin ötesinde, günümüzde aşırı uçlarda gezinen bazı bilim adamlarının jeopolitiği kullanarak (bilhassa sosyo-kültürel alanda) büyük çaptaki çatışmalara zemin yaratmaya çalışmakta, etnik gruplar yaratarak veya mevcutları kaşı(Zeker) ülkelerin parçalara bölünmesine gayret etmektedirler.<br />
Jeopolitik hükmetme görüşüdür, hükmetme ve iktidar olma bilimidir.<br />
İnsan sosyal zirveye yakınlaştıkça jeopolitiğin anlamını, yararlarını kavramaya çalışır. Jeopolitik, üst düzey siyasetçilerin bilimidir. Günümüzün devlet adamları ve askerleri jeopolitiği iyi bilmek ve anlamak zorundadırlar.<br />
Pierre Célérier bu zorunluluğu şöyle ifade etmektedir.<br />
“Komutan ve devlet adamı birbirleriyle uyum içinde, öyle ki bazen tek bir fert halinde olmalıdırlar. Bunlar, Jeopolitik ve Jeostrateji olarak adlandıracağımız kendilerini ilgilendiren sahalara tatbik edilen modern coğrafyanın kavramlarında buluşur ve anlaşırlar”.<br />
2. Jeopolitiğin Tarihi Gelişimi<br />
İnsanın fiziki çevresi ve davranışları arasındaki çevresel münasebetlerin araştırılması çok eski dönemlere kadar gitmektedir. Eski Yunanlılar, toplum ile coğrafya arasındaki ilişkilerle ilgilenmişler; Herodot (M.Ö. 485-425), Eflatun (M.Ö. 427-347) devlet ile o devletin üzerinde yaşadığı arazinin ilişkilerini incelemişlerdir.<br />
Aristo (M.Ö. 384-322), içinde yaşadığı Atina şehrinin özelliklerinden cesaret alarak bir ülkenin büyüyüp gelişmesi için, muhtemel dış saldırılardan tepeler ve dağlarla korunmuş olması ve denizaşırı ticaretten azami istifade için iyi bir limana yakın bulunması gerektiğini ileri sürmekte idi.<br />
Strabo (M.Ö.63-M.S.24), devletlerin kültürel ve politik faaliyetleri ile üzerinde yaşadıkları araziler arasındaki ilişkileri belirtmeye çalışmış ve Roma İmparatorluğu’nu inceleyerek “Coğrafya” isimli kitabında, büyük bir politik yapının, sağlam bir merkezi hükümete ve mekanizmanın düzgün işlemesi için de yetkilerin bir kişide toplanması gerektiği sonucuna varmıştı. Bu noktadan hareketle mükemmel coğrafi mevkii, iklimi ve kaynakları dikkate alındığında, İtalya’nın böyle güçlü bir devlet olabileceğini ileri sürmüştü.<br />
Roma İmparatoru Jul Sezar (M.Ö.100-44)’ın coğrafi unsurların ülke fetihlerine olan etkilerini çok iyi incelediği bilinmektedir ve yaptığı muharebeleri kazanmasının en önemli sebeplerinden birisinin de coğrafyaya değer vermesidir denilebilir. "Galya Savaşları” isimli kitabında, coğrafya ile siyaset ve strateji arasında önemli ilişkiler bulunduğunu öne sürmüştür.<br />
Büyük İslam düşünürü İbni Haldun (1332-1406) “Mukaddime” adlı ünlü eserinde, esas temaları olan “Toplum” ve “Uygarlık” için belirtmiş olduğu üç temel koşulu; yaşamı sürdürmek için gerekli maddelerin üretimi, toplumsal dayanışma ve dış tehditlere karşı savunma olarak özetlemektedir. <br />
İbni Haldun, devletlerin doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü dayanışma yoğunluğu açısından açıklamaktadır. O’na göre devlet üç evrim aşamasından geçer. Birinci safhada, kabile dayanışmasının yarattığı güçlü ve canlı bir bütünlük, dostluk duygusu ve dayanışma mevcuttur. Yöneticiler ve yönetilenler arasında gaye ve fikir birliği vardır. Bireyler gruba azami istekle katılırlar. İkinci safhada refah yavaş yavaş yerleşir lüks yaşama yönelme başlar, dayanışma zayıflamaya başlar ve otoriter yönetim güçlenir. Dayanışmanın gayesi egemenlik olur. Üçüncü safhada, büyük bir lüks göze çarpar, güç ve yetkiler en üst kademede toplanır. Yöneticiler ile yönetilenler birbirine yabancılaşır. Vatandaşın mali yükü artar. Grup dayanışması önemini kaybeder. Birbirleriyle çatışan ayrı dayanışma grupları oluşur. Bu safhada devlet iç ayaklanmalara ve dış saldırılara karşı hassas hale gelir. Temel kanun ve kurumların zamanında düzeltilmesi devlete taze bir soluk kazandırabilir. Ancak devletin sonu ertelense de süresiz olarak önlenemez .<br />
Coğrafya konusundaki büyük katkısı fiziki coğrafya ile tarihin ilişkisine yönelmiş olmasıdır. İbni Haldun sayesinde fiziki, sosyal ve ekonomik coğrafya, sosyoloji, ekonomi ve siyasi tarihle birleşerek “Jeopolitik” adı verilen ve senteze dayanan yeni bir bilim dalı ortaya çıkmıştır .<br />
Hiç şüphesiz, dünyanın çeşitli bölgeleri daha ilk çağlardan beri, hesaplı yayılmalara sahne olmuştur ve Akdeniz havzası bunun tipik bir örneğidir.<br />
Gerçekte, büyük keşifler sonucunda bütün dünyaya yayılan rekabetin sertliği 15. yüzyılda coğrafi temellere dayanan bir bütünleşmeye meydan vermiştir. Politika, ancak 17. yüzyıl sonlarına doğru modern coğrafyanın kapsadığı unsurlara değer verip bunlara dayanmaya başlamıştır.<br />
Keşifler, müstemlekelerdeki canlılıklar, ticari gelişmeler, ilim, teknik ve sanattaki ilerlemeler, artık bir din faktörü yerine materyalizm noktai nazarının hakim olmasını sağlamıştır. Tabii Sınırlar Tezi ile Kardinal Richelieu (1585-1642), Hayat Sahası Tezi ile Friedrich List politika ile coğrafyayı birbirine bağlayan anlayışı sergilemiştir.<br />
Monteskiyö (1689-1775)’nün “L’Esprit de Lois-Kanunların Ruhu” adlı eserinin bütün gelişmeler üzerindeki etkisi büyük olmuştur. Monteskiyö, herhangi bir coğrafi alanın iklimine önem vermiş ve bu yerlerde oturan insanların karakterlerini oturdukları yerin iklimi ile mütalaa etmiştir. Öyle ki, “Bir Moskova’lıyı his sahibi yapabilmek için derisini kazımak gerekir” diyecek kadar iklim ve insan etkileşiminin üzerinde durmuştur. Asya’nın topoğrafik yapısı, büyük ve yeknesak imparatorlukların, Avrupa’nınki ise küçük topraklı devletlerin teşekkülüne imkan verdiği yorumunu yapıyor, keza ticaret ve bunun tabii neticesinin barışı sağladığına değiniyor.<br />
Bu dönemde “Siyasi Coğrafya” kavramı, Turgot’ın “La Geographie Politique” başlıklı bir yazısı ile literatürde yerini almıştır. Siyasi coğrafyanın ayrı bir bilim dalı olduğunu ilk olarak ortaya atan Emanuel Kant (1724-1804), “siyasi coğrafyanın babası” ünvanını bu husustaki görüşleriyle kazanmıştır. Hatta Kant, modern coğrafyanın kurucusu olarak tanınır.<br />
18. yüzyıl, bilginin hızla geliştiği ve bu bilgilerin mantıki bir şekilde tasnife tabi tutulduğu dönemdir. Coğrafya kendi kendini idrak ve organize eder. Coğrafyanın adından sık sık bahsedilir ve en çok ilgi çeken konulardan biri olan politika hakkında büyük fikir tartışmaları yapılır. Burada “Coğrafya” onurlu bir mevki işgal eder. Ve nihayet tabiat kanunlarını coğrafya ile politika arasındaki münasebetlere tatbik etmeye teşvik eder .<br />
19. yüzyıl sınırlı bir romantizmin yanında harika bir şekilde geliştiği kadar da kendini kabul ettiren ilmin neticeleri, hemen hemen bütün sahalara hakim olmaya başlamıştır. Bu devir endüstriyel kalkınmanın hem maddi hem de insani yönden dünyayı sarsmaya başladığı devirdir. Coğrafya yeni bir değer ve daha önemli bir mevki kazanırken metotları, doğrudan doğruya, yeni fikir cereyanlarının tesiri altında kalırlar. Politika, ekonomi ve sosyal organizasyon, en azından başlangıçlarını ve temayüllerini coğrafyaya sorarlar ve kendi hareket doktrinlerini kurmak için diğer unsurlarla tamamlamak üzere coğrafyada yeni unsurlar ararlar.<br />
Modern coğrafya bu şekilde doğdu. Dallarından bir tanesi fevkalade bir önemle ortaya çıktı. Çünkü etüt ettiği problemler, aynı zamanda insanlığa yön veren yolları telkin eden; muğlak, hareketli ve insanlığı ilgilendiren problemlerdir. Bu “Politik Coğrafya”dır, yahut, ihtisas biraz daha genişletilirse “Jeopolitik”tir.<br />
Çağdaş jeopolitiğin başlangıcı olarak Alman Coğrafyacı ve antropolog Friedrich Ratzel (1844-1904)’in 1897’de yayınlanan “Politische Geograhie-Siyasi Cografya” adlı eserindeki fikir ve yorumları gösterilir.<br />
Ratzel’e göre siyasi coğrafya mükemmel haritalar yapmakta ve ülkeleri tanımak için yeni bilgiler getirmekte, havanın, nüfusun, iklimin etkilerini yeterli bir şekilde açıklamakta ise de, siyasi ilimler üzerinde tatmin edici bir duruma ulaşamadığından cansız ve sade kalmaktadır. O halde coğrafya, siyasi ilimleri de yine kendi sahasında işleyerek ancak Siyasi Coğrafyayı statik olmaktan kurtaracak ve ona bir hayat ve canlılık kazandıracaktır .<br />
Ratzel, kitabını 1903’de, “Siyasi Coğrafya veya Devletler, Ulaştırma ve Savaş Coğrafyası” adıyla genişleterek yayınladı. Mekân fikrinin tarihte kaybolmadığına işaret ederek, “vaktiyle bir birlik ifade eden mekân, parçalanmış olsa dahi, o mekân fikri yahut mekân duygusu asırlarca yaşar ve günün birinde siyasi bir fikir olarak tekrar hayat bulabilir” diyordu.<br />
Ratzel, siyasi güç olarak teşkilatlanmış bir toplumun bulunduğu fiziki ortamla münasebeti hakkında genel bir teoriye varmak istiyordu. Teorisini önce coğrafyanın politikaya sunduğu iki temel unsura dayandırıyordu. Genişlik, fiziki özellikler, iklim vb. ile tayin edilmiş “mekan-raum”; mekânın yeryüzündeki vaziyetini tayin eden ve münasebetlerinin bir kısmını yöneten “konum”. İnsanın müdahalesi, tabiata bir dinamizm vermek ve onu organize etmekteki tabii istidadı demek olan “mekân duygusu-raumsinn” tarafından yönetilir düşüncesi ve bir milletin işgal ettiği saha miktarı ve haritadaki uygun konumu, o milletin siyasetini tespite yeter olmadığını takdir ederek, felsefesine bu üçüncü unsuru ilave etmişti.<br />
Topluluklar az çok istidatlıdırlar, öyleyse komuta ve organize etmeye, yani idare etmeye ve diğerleri üzerinde hakkı olmaya az veya çok tayin edilmişlerdir. Bu kabiliyetler zayıflayabilirler ve hatta kaybolabilirler, fakat yetiştirilip kuvvetlendirilebilirler de.... Görülüyor ki Ratzel ırkçılık anlayışından uzak değildir .<br />
Ratzel, devletin coğrafi ve politik yapılarını biyolojik organizmalara benzeten fikirleriyle kendisinden sonra “Hayat Alanı – Rebensraum” adıyla gelişecek Alman Jeopolitik Ekolü’nün temellerini atmıştır.<br />
Ratzel, devletler arasındaki sınırlara geçici işaretler gözüyle bakıyordu. Sonunda dünya hakimiyeti için muazzam bir mücadeleye girecek olan bir kaç güçlü devletin ortaya çıkmasına sebep olacak şekilde, küçük politik bölgeler, daha büyükleri tarafından eritilecektir. 1930’larda Ratzel’in fikirleri Nazi Almanyası’nın “Lebensraum”u ele geçirmesini, ilerlemelerini ve tabii kanunlara uygun olarak mukavemet edilemez genişlemesinin ilham kaynağı olmuştu.<br />
Rudolf Kjellen (1864-1922), 1916 yılında yazdığı “Bir Hayat Şekli Olarak Devlet” adlı eserinde, yaşayan bir organizmaya benzettiği devletin beş aktif unsurunu “Sosyopolitik, Ekonopolitik, Kratopolitik, Demopolitik ve Geopolitik” olarak adlandırmış ve böylece JEOPOLİTİK terimi doğmuştur.<br />
Kjellen, Ratzel’in fikirlerini ifrat derecesine götürerek ve 19. yüzyıl Alman filozoflarına karşı aynı şekilde hareket ederek Birinci Dünya Harbi sıralarında Alman ekolüne yeni bir hareket vermiştir. İlk defa “Jeopolitik” adı altında devleti bir şahısa benzeterek, her ikisinin de organlarını kıyaslamak suretiyle devletlere davranışlarında, insanlara benzer davranışlar vererek bir doktrin vazetmiştir. Nihayet Alman ırkının üstünlük ve “Raumsinn”e olan kabiliyet tezini kuvvetlendirdi ve böyle bir ekolün başına geçecek Karl Haushoffer’i buldu. General ve profesör, asker ve politikacı Haushoffer, milli çapta ve Nazi idareciler tarafından şevkle teyit edilen politik ve ilmi bir doktrin lanse etmek için gerekli niteliklere sahipti. Ratzel ve Kjellen’den daha ileri giderek yabancı referanslarla tezini kuvvetlendirme hünerini gösterdi. Mackinder’in “Kalpgâh”ını biraz daha batıya oynatarak onun fikirlerini Almanlar için kullandı.<br />
Fransız Vidal de La Blanche, Alman Jeopolitik Ekolü’nün aksine, olayların sadece müşahade ve sınıflandırılmasında kalmayarak daima coğrafi olayların izahını aramıştır. Devleti bir canlı organizma değil, “Kültürel ve Ulusal Bir Varlık” olarak kabul eder. Politikaya insan unsurunun hakim olduğu görüşündedir, bu nedenle coğrafi determinizme karşıdır. Coğrafi olaylar bir akışkanlığa sahip olup değişirler. Bu Vidal’in getirdiği önemli bir kavramdır.<br />
İngiliz Jeopolitik Ekolü’nün temsilcisi Sir Halford Mackinder (1861-1947) bir coğrafyacıdır. Mackinder, dünya coğrafyasına politik ve özellikle dünya hakimiyeti açısından değerlendirme çalışmasına girmiş ve bu çalışmaları ile “Kara Hakimiyet Teorisi”ni geliştirmiştir.<br />
Mackinder’in coğrafyayı devlet idaresi için bir yardımcı olarak kullanmayı ileri sürmesine karşılık, Kjellen Coğrafyaya dayalı bir devlet idaresi sistemi formüle etmiştir.<br />
Mackinder, yeryüzünde bir tek büyük kara parçasının olduğunu kabul eder. “Dünya Adası-World Island” adını verdiği Avrupa-Asya-Afrika kıtalarıdır. Rusya’nın bulunduğu orta bölge “Heartland-Kalpgah”tır.<br />
Mackinder, üç aşamada hudutlarını geliştirdiği Heartland ile meşhur formülünü ifade eder.<br />
“Doğu Avrupa’yı elinde tutan Heartland’e egemen olur, Heartland’i elinde tutan Dünya Adasına egemen olur, dünyanın bu adasını elinde tutan dünyaya egemen olur.” <br />
Böyle bir kara parçasına sahip tek devlet Rusya’dır ve dünya hegemanyasını elde etmesine mani olunmak isteniyorsa onun açık denizlere çıkmasına müsaade edilmemelidir. Bu netice, Soğuk Savaş Dönemi boyunca aktüel kalmıştır. Bugün ise, Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu’nda istediği ölçülerde entegrasyon sağlayabildiği takdirde formülün aktüel kalmasını devam ettirebilir.<br />
Amerika’da Amiral Alfred Thayer Mahan (1841-1914), 1890’da yayımlanan “Deniz Kuvvetlerinin Tarihe Etkisi” adlı eseriyle “Deniz Hakimiyet Teorisi”nin esaslarını ortaya koymuştur.<br />
19. Yüzyılda endüstri devrimi sonucu bir yandan yeni keşifler yapılmış, diğer yandan ekonomik ilişkiler büyümüştür. Ham madde arayışı ve yeni ürünlerin pazarlanması ihtiyacı, deniz yollarının önemini artırmış, gelişen teknoloji ile mesafeler kısalmıştır. Tarihi ipek yolu önemini kaybederken, Mahan’ın “Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur” tezi tesadüfen ortaya çıkmamıştır.<br />
Amerikan Jeopolitik Ekolünün gelişmesi özellikle Prof. Nicolas Spykman (1893-1943)’le başlar. Spykman, 1942’de yayımlanan “Dünya Politikasında Amerikan Stratejisi” ve ölümünü müteakip 1944’de yayımlanan “Sulhün Coğrafyası” adlı iki önemli eseriyle jeopolitiği Amerikan milli güvenlik politika ve stratejisinin dayanacağı coğrafi esasları ve yaptığı dünya coğrafyası değerlendirmesi ile de “Kenar Kuşak Teorisi – Rimland”i ortaya koymuştur. <br />
Spykman bu teori ile aslında Mackinder’in Kara Hakimiyet Teorisine cevap vermekte ve Sovyetleri Asya’nın merkezi bölgesinde tutacak ve denizlere çıkışını çok büyük ölçüde engelliyecek politika ve stratejileri ön plana çıkarmaktadır.<br />
ABD’nin güvenlik stratejisinin oluşumunda benimsediği Kenar Kuşak ve Deniz Hakimiyet Teorileri günümüze kadar aktüelliğini devam ettirmişlerdir.<br />
Günümüze doğru yaklaştıkça jeopolitik ve jeostrateji, uluslararası ilişkiler ve güvenlik alanlarında daha fazla yer almakta ve çok kullanılan kavramlar olmaktadırlar. SSCB’nin dağılmasını müteakip gerek siyaset bilimciler gerekse konu üzerinde çalışan askerler ve düşünürlerin günümüz problemlerine yaklaşımlarında daha radikal görüntüler ortaya koydukları ve geleceğe yönelik değerlendirmelerde yoğunlaştıkları görülmektedir.<br />
Pascal Boniface, Jeopolitik ve Jeostrateji kavramları arasındaki farkı açıklarken, jeostratejiyi daha ziyade güvenlik ve savunma konuları ile ilgili kullanmakta, jeopolitiği ise uluslararası ilişkilerde tarafların genel yaklaşımlarını ortaya koyan, ilgili aktörlerin satranç hamlelerini analiz etmeye yarayan bir sistem yaklaşımı olarak açıklamaktadır. Boniface haklı olarak fiziki coğrafyanın, devletlerin politikası üzerinde yakın etkisini jeopolitik olarak tanımlamak gerektiğini ifade etmektedir.<br />
Yves Lacoste, 1993’te yayınladığı “Jeopolitik Sözlük”te insanoğlunun on yıllar boyunca ekonomiyi merkeze koyarak düşünmeye alıştırıldığını ve artık çatışmaların karmaşıklığını ve dünyayı başka türlü görmek gerektiğini ifade etmektedir. Günümüzde Jeopolitik teorilerden ziyade “Jeopolitik Problemler” olduğunu ve bu problemlerin olabildiğince objektif olarak sergilenmesi gerektiğini ve bu maksatla yegane yöntemin oyunları, gelişmeleri, birbirine zıt argümanlara sahip güçleri ve liderlikleri olduğu gibi ortaya koymak olduğunu iddia etmektedir. Ortaya konan bu araştırma alanı tarihçileri, coğrafyacıları ve uluslararası ilişkiler uzmanlarını yakından ilgilendirmektedir.<br />
Lacoste’a göre Rusya dışında yaşayan 25 Milyon Rus’un varlığı jeopolitik bir problemdir. Kanada, Avusturya, İspanya ve Fransa’da yaşanan ayrılıkçı hareketler, büyük şehirlerde oluşan gettolar ile göçler ve göçmenlerin durumları İslam ülkelerinde meydana gelen ve fundamentalizmi hedefleyen hareketler, İran ve Arap ülkelerindeki örnekleriyle jeopolitik problemlerdir. Burada Lacoste, 25 milyonluk Rus nüfusunu düşünürken Türkiye ve bağımsız Türk Devletleri dışında yaşayan 50 milyonluk Türk nüfusu görmezden gelmektedir.<br />
Jeopolitik problemleri mevzii, bölgesel, ulusal ve dünya düzeyinde tanımladıktan sonra doğru bir yaklaşımla jeopolitiğin ilgi alanının geçmiş değil bugün olduğunu vurgulamaktadır. Jeopolitiği ulusal sorunlar ve azınlık sorunları etrafında odaklayarak da mikro milliyetçiliği körüklemektedir.<br />
Jacque Attali; güç ve güç olabilmenin şartları üzerinde durmakta, 21. yüzyılın jeopolitiğinin iki şeye sık sıkıya bağlı olacağını ve bunlarında AB ve ABD arasındaki ortaklığın alacağı şekil ile Rusya ve Çin’in pozisyonları olacağını vurgulamaktadır.<br />
Fransız Michel Foucher, yeni uluslararası konjonktür içinde sınırların önemini tartışmaktadır. “Mekânlar, tarihin bir aktörü değil sadece dayanağıdır” diyerek mekânların önemini sorgulamaya açmaktadır. Foucher’e göre bugün jeopolitik, dinamik bir dış politika coğrafyası halini almıştır.<br />
Son dönemlerin ünlü stratejistlerinden Zbigniew Brzezinski’nin eserlerinde, küresel çapta jeopolitik ve jeostratejik açıdan yaptığı değerlendirmeler ilgi çekmektedir. Brzezinski açıkça; “Avrasya’ya egemen olan dünyaya egemen olur” demektedir. <br />
Samuel Huntington 1993’de kaleme aldığı bir incelemede, 21. yüzyıldaki büyük savaşların medeniyetler arasında meydana geleceğini ileri sürerken, karşıt medeniyetlerin de Katolik Dünyası, Ortodoks Dünyası, İslam Dünyası ve Konfüçyen devletler olduğunu belirtmektedir. İleri sürdüğü tezin özeti; 19. yüzyılda devletler, 20. yüzyılda ideolojiler çarpışmıştı, 21. yüzyılda ise kültürler çarpışacaktır.<br />
Huntington bu tezinde 1960’larda Fransız filozof Raymond Aron ve 1940’lı yıllarda İngiliz Arnold Toynbee ile Christophe Rufin’in benzer görüşlerinden de destek almaktadır.<br />
1990’lı yıllarda oluşan jeokültür kavramı Huntington’ın tezi ile jeopolitik tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı. Huntington’a göre dünya dini ve etnik blok teşkillerinin ve çatışmalarının eşiğinde olduğu bir çağa giriyordu. Sınırlar artık ulusal devletleri değil kültür bölgelerini gösterecekti. Geleceğin global politik çatışmaları uygarlıkları birbirinden ayıran çizgiler üzerinde olacaktı.<br />
Rufin bir “Avrupa Kalesi” eğiliminden bahsederken, Huntington benzer şekilde; her kim batıyı bir arada tutmak istiyorsa ülke içinde batılı kültürü sadece muhafaza etmemeli, aynı zamanda batının sınırlarını da tarif etmelidir.<br />
Uluslararası güç mücadelesinde kültür bilinçli olarak bir araç haline getirilmektedir.<br />
Günümüzde uluslararası ilişkilerde ekonomi önemli bir yere sahiptir. Edward Luttwak için Jeokonomi, çatışma mantığının ticari alana taşınmasıdır. Luttwak, “devletler arasındaki eski rekabet şimdi jeokonomi diye adlandırdığım yeni bir biçim aldı” diyerek konuya açıklık kazandırmaktadır.<br />
Karşılıklı ülkeler arası bir rekabetten çok ekonomik bölgelerin jeoekonomik rekabeti ve çatışması söz konusu olmaktadır.<br />
AB, NAFTA, APEC jeoekonomik nedenlerle kurulmuşlardır. Bu oluşumların bir amacı da karşılıklı bağımlılık yoluyla muhtemel çatışmaları önlemeye yöneliktir.<br />
Gelişen pazarlar, ordular ve diplomasinin yerini almaya başlamıştır ve “ekonomik diplomasi”den söz edilmektedir.<br />
Bu ve benzeri söylemler sık sık ifade edilirken, bunun tam tersinin hazırlıklarının bu gelişen pazarlardan geçme olasılığının da dikkatten uzak tutulmaması gerektiğini hatırlatan söylemler de dile getirilmektedir. ABD Dışişleri Bakanı Albright’ın “Yeni ekonomik gruplaşmalar, 21. yüzyılın askeri ittifaklarıdır” sözleri unutulmamalıdır. <br />
Özetle tarihi gelişimine değindiğim jeopolitiğin kronolojik sıra ile birkaç tanımına yer vererek bu bölümü sonuçlandırmak istiyorum.<br />
Kelimenin evrensel olarak kabul edilmiş bir tarifi yoktur ve siyasi coğrafya faktörlerinin objektif bir çalışması ile jeopolitik çevredeki siyasal güç spekülasyonları arasında dikkatli bir analize ihtiyaç vardır.<br />
Kjellen: Jeopolitik, coğrafi teşekkül veya mekân içinde ilmi olarak devletin tetkikidir. Devlet varlığının tabiat kanunları ve insanların davranışları açısından tetkik ve kıymetlendirilmesidir.<br />
Devlet, vasıf ve kabiliyetlerini toprağından, bölgelesinden alan bir canlı organ, sahada tezahür eden bir hayat şeklidir.<br />
Siyasetin gayesi, bu canlı varlığın mahiyetini kavramak, mukavemetli ve ebedi olması için gereken faaliyet ve icraatı sarf etmektir.<br />
Haushofer: Jeopolitik, içinde yaşadığı coğrafi bölgenin ve tarihi gelişmelerin etkisi altında değişen siyasi hayat şeklinin (yani devletin) üzerinde yaşadığı yer ile münasebetidir.<br />
Spykman: Jeopolitik, bir ülkenin güvenlik politikasının coğrafi unsurlara göre planlanmasıdır.<br />
Kieffer: Jeopolitik, bir devletin sosyal, politik, ekonomik, stratejik ve coğrafi unsurlarının, bu devletin dış politikasının tayin ve takibine tatbikidir.<br />
Bu tanımlarda başlangıçtan günümüze doğru; <br />
Kjellen, devletin tetkikini yapmakta, <br />
Haushofer, daha ileri bir tanıma ulaşmakta,<br />
Spykman, jeopolitiği tatbikat sahasına doğru yöneltmekte,<br />
Kieffer ise, jeopolitiğin kapsamını genişletmekte ve uygulamayı ön plana çıkarmaktadır.<br />
Jeopolitiğin hemen yanı başındaki koltukta yer alan ve onun bir türevi olan jeostrateji’yi de tanımlamak gerekir. Çünkü politika ve strateji gibi iki önemli fonksiyondan politikaya yön veren jeopolitik, stratejiye yön veren de jeostratejidir.<br />
Jeostrateji, stratejik açıdan coğrafi unsurların incelenmesini ve stratejik sonuçlar çıkarılmasını kapsar.<br />
Jeostrateji, coğrafya ile strateji arasındaki münasebetlerin ilmidir.<br />
Jeostrateji, jeopolitik çıkarların stratejik yönetimidir.<br />
3. Türkiye’nin Yer Aldığı Yeni Jeopolitik Ortam<br />
Dünyada meydana gelen büyük sosyal olaylar; siyasi, askeri, sosyo-kültürel ve ekonomik alanlara yansır, siyasi coğrafyada değişiklikler yaratır ve mevcut dengelerin bozulmalarına sebep olur. Bozulan dengelerin yeniden tesisi için yeniden şekillenme ve düzenleme arayışları başlar. Bu arayışlar uzun zaman alır, hatta devamlı olduğunu söyleyebiliriz. Her seferinde güçlü ülkelerin/galiplerin öngördüğü şekilde bir düzen oluşturulur ve bu düzen de “Yeni Dünya Düzeni” olarak adlandırılır.<br />
Her “yeni dünya düzeni”, oluşumunu sağlayan güçlerin milli menfaatlerini gerçekleştirecek düzendir. Düzen, güç dengelerini sağlayamamışsa, adil değilse (güç odakları açısından) yeni bir düzeni aratacak büyük olaylar yola çıkıyor demektir.<br />
Soğuk Savaş sonrası kurulan yeni dünya düzeninin geldiği aşamaya bugün “Küreselleşme” deniyor. Küreselleşmenin temelleri; aslında, İkinci Dünya Harbini müteakip atılmaya başlamıştır. IMF ve Dünya Bankası gibi dünya ekonomisinin kontrolünü elinde tutacak oluşumlardan sonra kurulan uluslararası örgütler günümüze kadar küreselleşmenin örgüsünü ve ağını tamamladılar, 1980’den itibaren de ekonominin küresel çapta tam kontrolünü sağlayacak enstrümanların (özelleştirme... gibi) düğmesine basılmaya başlandı.<br />
Ekonomide, kültürel alanda ve politikada küreselleşme / küreselleştirme devam ederken Soğuk Savaşı sona erdiren Sovyetlerin çöküşü, Varşova Paktı’nın dağılması ve komünizmin iflası ile Avrasya’da, daha doğrusu Türkiye’yi çevreleyen jeopolitik koşullarda önemli ve bazı alanlarda köklü değişiklikler oldu.<br />
Bu değişiklik ve gelişmelerin başlıcaları; küresel ve bölgesel boyutlarda yeni kuvvet dengeleri, Rusya'nın toprak kayıpları ve siyasal, ekonomik ve askeri gücünün küçülmesi, Avrupa'da yeni siyasal oluşumlar, Orta Asya ve Kafkaslarda Türkiye ile etnik, tarihi ve kültürel bağları bulunan ülkelerin bağımsızlıklarına kavuşmaları, Balkanlar ve Kafkaslar’daki etnik gerilim ve savaşlar ve Körfez Savaşından beri daha da karmaşık hale gelen Ortadoğu’nun istikrarsız ve belirsiz durumudur.<br />
Diğer bir boyutta ise; küresel alanda mevcut iki kutuplu güç dengesi dengesizliğe dönüştü, ABD’nin müttefiki olan ülkeler Avrasya’da stratejik konumlara sahip ülkeler olarak ABD’nin gücünü artıran faktörler oldu; dünya GSMH’dan %30 pay sahibi olan, özellikle askeri amaçlara uygulanan teknoloji, araştırma ve enformasyon teknolojisi alanlarında ön safta bulunan, iyi ve kötü tarafları ile bütün dünyaya yayılan kültürü ve askeri gücü ile ABD küresel güce ve etkinliğe sahip tek devlet konumuna geldi.<br />
Bir diğer olgu ise; küreselleşmenin temel ögesi olan mal, sermaye hizmetlerin uluslararası dolaşımının serbestleşmesi ve teknolojik ilerlemelerin etkisi ile dünyanın gittikçe daha fazla entegre olmasıdır. Bu gelişmenin Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için avantajları olduğu kadar riskleri de vardır.<br />
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, Rusya’nın oluşturduğu askeri tehdit uzun bir süre için ortadan kalkmıştır. Rusya’nın içinde bulunduğu bugünkü koşullarda eski SSCB hudutları dışında kuvvete başvurması düşünülemez. Avrupa’da eylem imkanları, NATO’nun genişlemesi ile büsbütün kısıtlanmaktadır. Ancak Kafkasya’da durum farklıdır. Burada Ruslar daha fazla askeri hareket imkanına sahiptir ve bu da yaşanmaktadır. Orta Asya’da ise Rusları engelleyecek bir güvenlik sistemi mevcut değildir.<br />
Balkanlar ve Kafkasya’daki gerginlik ve çatışmalar, Orta Asya’daki istikrarsızlık, Ortadoğu’daki kronik bunalım ve çatışmalar, Türk-Yunan ilişkilerindeki sorunlara iç istikrarsızlıkları ve Batının içinde tortulaşan kinini, hor görmesini ve Haçlı zihniyetiyle oluşturduğu hâlâ bitmeyen “Doğu Sorunu”nu da eklersek Türkiye’nin içeride, batıda, güneyde ve doğuda potansiyel tehlikelerle karşı karşıya olduğu gerçeği kaçınılmazdır.<br />
Türkiye Cumhuriyeti, zor bir coğrafyada yer almaktadır ve uzun vadeli politikalar üretmesi kolay değildir. Çünkü bu politikalar çok yönlü, çok seçenekli ve bağımsız politikalar olmayı gerektirir. Türkiye’nin politika üretiminde yakın çevresi, Avrasya’daki güç odakları ve küresel güç ve aday güçler etkin faktörlerdir. Bu nedenle, Türkiye için seçenekler sunmadan önce, Türkiye’yi çevreleyen coğrafyadaki jeopolitik gelişmeleri ve Avrasya’dan başlayarak ABD, AB Rusya Federasyonu, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya ve Çin’in bölgesel ve Avrasya çapındaki muhtemel politikaları ve stratejileri ile Türkiye’ye bakış açılarına özetle yer verilecektir.<br />
a. Avrasya<br />
Brzezinski, “Avrasya’ya egemen olan dünyaya egemen olur” demektedir.<br />
Avrasya neden önemlidir ve neden bu ölçüde ilgi alanıdır?<br />
Avrasya, dünya tarihini yazan coğrafyadır.<br />
Avrasya, eski ve yeni medeniyetlerin çok büyük kısmına beşiklik yapan topraklardır.<br />
Avrasya, dünya nüfusunun yaklaşık %75’ine sahiptir.<br />
Avrasya, dünya kara kütlesinin %37’sini teşkil eder.<br />
Avrasya, dünya GSMH’nın %60’ına sahiptir.<br />
Avrasya, bilinen dünya enerji kaynaklarının ¾’üne sahiptir.<br />
Avrasya, ekonomik girişimler ve yer altı zenginlikleri bakımından, fiziksel zenginliklerin çoğuna sahiptir.<br />
Avrasya, ABD’den sonra dünyanın 6 büyük ekonomisine sahiptir.<br />
Dünyanın en büyük 6 silah alıcısı Avrasya’dadır.<br />
ABD hariç, dünyanın resmi olarak bilinen tüm nükleer ve gizli nükleer güçleri Avrasya’dadır.<br />
Avrasya, tarihinde bütünüyle barışı hemen hemen, yaşamamış bir coğrafyadır.<br />
Avrasya demek savaş demektir.<br />
Avrasya Jeopolitiği dünya jeopolitiğinin esasıdır.<br />
Avrasya, üzerinde küresel öncelik mücadelesinin sürdürüleceği bir satranç tahtasıdır.<br />
Avrasya’sız politika ve strateji düşünülemez.<br />
b. ABD’nin Avrasya’da Jeopolitik Hedefleri ve Araçları<br />
Soğuk Savaş döneminin süper güçlerinden biri olan SSCB’nin dağılması ve bu özelliğini kaybetmesi ile dünyada meydana gelen ani güç değişimi, yeni yapılanmaları zorunlu hale getirdi. ABD, beş kıta üzerinde siyasi, askeri, ekonomik yeni dengeler arayışına önderlik edebilecek tek güç olarak kendini kabul ettirdi.<br />
ABD’nin bu misyonu yerine getirebilecek imkan ve kabiliyetleri nedir?<br />
ABD’nin iç siyasi istikrarı, ekonomik durumu, askeri gücü, yüksek teknolojiye dayalı sınai ve üretim potansiyeli, kaynakları ve müttefiklerinin desteği ile bu misyonu yerine getirebilecek güce sahip olduğunu göstermektedir.<br />
ABD’nin 1999 yılı GSYİH’sı 9 trilyon dolar ve son beş yıllık büyüme hızı ortalama %3 dolaylarındadır. 1987 – 1991 yılları arasında, yılda 300 milyar dolar olan savunma harcamaları, 1992 yılından itibaren kuvvet indirimine paralel olarak ortalama 265 milyar dolar düzeyine inmiştir.<br />
Bu dönemde ABD’nin savunma harcamaları GSYİH’nın %6.3 ile %6.5 arasında değişmiştir.<br />
ABD’nin görünebilir gelecekte 2010 yılına kadar mevcut ekonomik ve askeri gücünü devam ettireceği değerlendirilmektedir.<br />
ABD’nin Milli Güvenlik Stratejisinin üç ana hedefi vardır. Bunlar ;<br />
* ABD’nin güvenliğini güvence altına almak,<br />
* ABD’nin ekonomik refahını sağlamak,<br />
* Dışarıda demokrasinin ve kurumlarının yerleşmesini teşvik etmek.<br />
ABD, Soğuk Savaş sonrasında muhtemel bunalım ve tehditleri şöyle değerlendirmektedir :<br />
*Bölgesel etnik bunalımlar,<br />
* Terörizm,<br />
* Kitle tahrip silahlarının saldırgan eğilimli devletlerin veya terör gruplarının, suç örgütlerinin eline geçme tehlikesi,<br />
* Uyuşturucu trafiği,<br />
* Uluslararası organize suç faaliyetleri<br />
ABD, silahlı kuvvetlerini görünür gelecekte, tercihan müttefikleri ile uyum içinde, birbirinden uzak iki deniz aşırı alanda aynı zamanda vukua gelecek büyük çaplı askeri tecavüzleri caydıracak veya bertaraf edecek büyüklük ve güçte idameye kararlıdır.<br />
ABD’nin Avrasya Politikasında Beş Temel Husus<br />
Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası’nda, ABD’nin Avrasya kıtasındaki politikalarının tayininde şu beş sorunun cevabını bulmaya çalışmaktadır.<br />
* Amerika nasıl bir Avrupa’yı tercih etmelidir ve dolayısıyla desteklemelidir?<br />
* Nasıl bir Rusya ABD’nin çıkarına uygundur ve ABD bu konuda neyi ne kadar yapabilir?<br />
* Orta Avrasya’da yeni bir “Balkanlar”ın ortaya çıkma ihtimali nedir ve ABD bunun doğuracağı risklerin en aza indirilmesi için ne yapmalıdır?<br />
* Çin, Uzakdoğu’da hangi rolü üstlenmeye cesaretlendirilmelidir ve bunun sonuçları yalnızca ABD için değil, Japonya için de ne olabilir?<br />
* Hangi yeni Avrasya koalisyonları olasıdır, hangileri ABD çıkarları için en tehlikeli olabilir ve bunların önüne geçmek için ne yapılabilir?<br />
ABD’nin Küresel Strateji ve Hedeflerinde Türkiye’nin Yeri<br />
Brzesinki, aynı eserinde Türkiye’nin önemini aşağıdaki gibi değerlendirmektedir.<br />
“Türkiye, Karadeniz bölgesinde istikrarı sağlamakta, Akdeniz’e geçişi kontrol etmekte, Rusya’yı Kafkaslarda dengelemekte, hala İslâmi kökten dinciliğe karşı bir panzehir oluşturmakta ve güneydeki dayanak noktası olarak NATO’ya hizmet etmektedir.<br />
İstikrarsız bir Türkiye, olasılıkla Güney balkanlarda daha fazla şiddetin ortaya çıkmasına sebep olur. Diğer taraftan Kafkasya’da bağımsızlıklarını yeni kazanmış devletler üzerinde Rus kontrolünün yeniden sağlanmasına yol açar.” <br />
“ABD, istikrarlı bir Güney Kafkasya ile Orta Asya’yı teşvik bakımından Türkiye’yi yabancılaştırmamak konusunda dikkatli olmalı ve Amerikan-İran ilişkilerinde bir düzenlenmenin yapılabilirliğini araştırmalıdır.”<br />
“Katılmak istediği Avrupa Birliği’nden dışlandığını hisseden bir Türkiye daha İslamcı olacak, daha büyük bir olasılıkla inadına NATO’nun genişlemesini veto eğilimi gösterecek ve laik bir Orta Asya’yı dünya ile bütünleştirmekte ve istikrarını sağlamakta Batı ile daha az işbirliği yapacaktır. Bu sebeple ABD, Türkiye’nin AB’ne kabulünü cesaretlendirmek için Avrupa’da etkisini kullanmalı ve Türkiye’ye Avrupa’lı bir devlet gibi davranmaya özen göstermelidir.”<br />
Bu görüşler gerçekte ABD yönetimi tarafından uygulanır durumdadır. Ancak, Hazar havzasının petrol ve doğal gazının dünya pazarlarına ulaştırılmasında kullanılacak boru hatlarının güzergahı konusunda yeni hükümetin tutumu henüz net olarak bilinmemektedir.<br />
Bununla beraber, 1964’den itibaren Kıbrıs olaylarıyla başlayan süreç içinde inişli çıkışlı dönemler yaşanmıştır. 1980’li yıllar ve SSCB’nin dağılmasını müteakip dönemde ise bu ilişkilerin daha uyumlu bir seyir takip etmesine rağmen özellikle ABD’nin İran ve Irak’a karşı yaptırımlarına verdiği destek Türkiye’nin maddi kayıplarına sebep olmuştur.<br />
c. Avrupa Birliği (AB)<br />
Üç yanı denizlerle çevrili ve kara sınırları Kafkas Dağları, Ural Dağları gibi engellere dayanan Avrupa, güçlü bir coğrafi bütünlüğe sahiptir. Coğrafi bütünlük güvenlik ve beşeri değerler açısından önemlidir. Avrupa kültürü bu coğrafya ile şekillenmiştir.<br />
Avrupa’ya dış tehdit, İspanya’nın Araplar tarafından işgali hariç, daima doğudan gelmiştir. Avrupa’yı doğudan zorlayan güçler hemen hemen sadece Türkler olmuştur.<br />
Avrupa yeterince geniş alana, uygun iklim koşullarına sahiptir. Avrupa daha önce sahip olduğu kömür-demir stratejik kaynakları ve sömürgelerinden sağladığı kaynaklar ile güçlenmiştir. Bugün ise Kuzey Deniz Petrolleri hariç stratejik kaynağa sahip değildir. Önemli diğer kaynağı ise vasıflı insan ve bunun yarattığı değerler ile bilgi ve deney birikimi, teknolojik üstünlük, sahip olunan sermaye ve dış yatırımlardır.<br />
Türkiye’nin AB’ne katılması ile AB coğrafyasının hudutları Asya’ya, Ortadoğu’ya doğru uzanacak; Ortadoğu, Kafkasya güneyi ve Doğu Akdeniz AB’nin hudutlarını teşkil edecektir.<br />
Türkiye’nin AB üyesi olması halinde AB; Kafkaslarda, Ortadoğu’da, İranlılarla, Araplarla kısaca İslam dünyası ile karşı karşıya gelmiş olacak ve bu bölgedeki bütün sorunlarla ve sorunların Türkiye’ye yansıyan şekilleri ile ilgili politikalar üretmek zorunda kalacaktır.<br />
AB aynı zamanda bu bölgenin olanaklarına Türkiye üzerinden ulaşabilecek, sayılan bölgeler üzerindeki etkinliği artacak, siyasi ufku genişleyecektir. Türkiye-AB entegrasyonunun, Türkiye’nin politik ufku üzerindeki etkisi ise AB’nin aksine sınırlayıcı ve kısıtlayıcıdır .<br />
Türkiye’nin jeostratejik ufku ve stratejik ilgi alanları içinde bulunan Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu ve Orta Asya; AB’nin stratejik ilgi alanları içerisine bugünkünden daha büyük ağırlıkla girecektir.<br />
Avrupa kıt’asının sahip olduğu coğrafi bütünlüğe Avrupa Birliği tam olarak sahip değildir. Bu coğrafyada, AB ve NATO üyelikleri söz konusu olan Doğu Avrupa ve Balkan ülkeleri dışında Beyaz Rusya, Ukrayna ve Avrupa Rusyası da yer almaktadır. Avrupa Birliğinin güneydoğusu Türkiye tarafından örtülmektedir. Avrupa Birliğinin Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu ile ilişkilerinde Türkiye ve Rusya ya engeldir ya da yardımcıdır. Bu istikametlerdeki güvenliği de aynı çerçevede görülmelidir.<br />
Fransız yazar Pierre Behar, “Yeni Bir Avrasya’ya Doğru, Avrupa İçin Yeni Bir Jeopolitik” adlı eserinde, Avrupa için Asya’nın önemini vurgulamakta ve bir güç olabilmesi için şu değerlendirmeyi yapmaktadır.<br />
“Avrupa kendi coğrafyasının tahditlerini değerlendirerek yeni bir politika üretmelidir. Önce kendi iç dengelerini kurmalıdır. İkincisi kuzeydoğusundaki Slav Dünyası (Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna) ve güneydoğusundaki Türk dünyası (Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri) ile ilişkilerini yeniden belirlemek, belirlemenin ötesinde bu bölgelerle çok sıkı bir ilişkiye girmek zorundadır. Bunun amacı, kendi çevresindeki istikrar kuşağını yaratabilmek ve ABD’ye bağımlı olmaktan kurtulabilmektir. Çünkü Avrupa coğrafi, ekonomik ve kültürel açıdan bir bütünlüğe ulaştığı takdirde bir güç olabilecektir.”<br />
Avrupa Birliği Türkiye’yi Nasıl Görmektedir?<br />
İhtilaflı veya ihtilafa gebe bölgelerle çevrili bir Türkiye... Kuzeydoğuda Azerbaycan–Ermenistan sorununa ilaveten SSCB’nin dağılmasının ortaya çıkardığı sorunlar, doğuda İran ve Afganistan olayları, güneyde Kuzey Irak meselesi ve Arap-İsrail ihtilafı, Arap ülkelerindeki istikrarsızlıklar, Kıbrıs sorunu, Bosna Hersek ve Kosova olaylarının bölgedeki etkileri ve kitle imha silahlarının yarattığı tehlikeler ile karmaşık bir ortam içinde olan Türkiye...<br />
Mevcut ve muhtemel tehdidin kaynağı salt askeri olmaktan çıkmış, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıkları, sınır anlaşmazlıkları, etnik çatışmaları, dini aşırılığı ve terörizmi de içine alan ve güvenlik ihtiyacı eskisine oranla daha da artmış olan bir Türkiye....<br />
Demokrasi ve insan hakları alanlarında aşama sıkıntıları, Güneydoğu sorunu, ekonomik güçlükler, yüksek enflasyon, işsizlik gibi sorunları yaşayan bir Türkiye.....<br />
Bunların yanı sıra büyük olduğu kadar genç ve dinamik bir nüfusa sahip Müslüman bir ülke olan Türkiye...<br />
Başta Almanya olmak üzere Avrupa’da Türkiye’nin eskisi kadar önemsenmediği kanaati yayılıyor ve Almanya eski Başbakanı Kohl, Türkiye’nin ayrı bir kültüre ve dine sahip olması nedeniyle AB üyesi olamayacağını açıkça söylüyordu.<br />
Türkiye’ye yönelik genel tutum böyle iken 1997’de Lüksemburg zirvesinde reddedilen, ancak 1999’da Helsinki’de kabul edilen Türkiye’nin AB üyeliği ve iki yıl içinde meydana gelen bu ilginç değişimin nedenleri üzerinde durmak gerekir.<br />
* AB dışında olan bir Türkiye’nin, AB içindeki Türkiye’den Yunanistan için daha büyük tehlike taşıyabileceği görüşünün Yunanistan’da ağırlık kazanması,<br />
* Balkanlar’daki gelişmeler ve Balkanları AB’ye dahil etme kararının yanında Türkiye’nin dışarıda bırakılamayacağı,<br />
* Almanya’da Sosyal Demokrat bir hükümetin iş başına gelmesi,<br />
* ABD’nin Türkiye’nin adaylığını yıllardır desteklemesi,<br />
* Türkiye’nin içeri alınabileceği intibaı ve beklentisinin yaratılmasının dışarıda bırakmaktan daha yararlı olacağı fikri, adaylık kararının alınmasında etkin rol oynadığı düşünülebilir .<br />
Türkiye, Katılım Ortaklığı Belgesi ile istenen kriterleri ve çözümleri yerine getirmekle sosyal ve ekonomik alanlardaki eksikliklerini gidermiş olacak ve Kıbrıs Sorununu çözmede daha azimli ve kararlı olabilecektir.<br />
AB üyesi olacak Türkiye, AB çerçevesinde savunma ve güvenlik alanında karşılaştığı güçlüklerin de üstesinden gelmiş olacak, ekonomisine çeki düzen vererek halkının refah seviyesini yükseltecektir.<br />
Türkiye’nin AB üyeliğinden beklentileri bunlardır. Ancak Helsinki kararları ile ilgili yukarıdaki yorumlar yazılırken bu kararın bir oyalama siyaseti olabileceği bu süreçte öncelikle Kıbrıs ve Ege sorunlarının Yunanistan’ın istekleri doğrultusunda çözüme ulaştırılmasını müteakip, Türkiye’yi daha büyük açmazlara sürükleyebilecek dayatmalarla karşı karşıya bırakacak gelişmelerden duyulan endişeler de seslendirilen düşüncelerdir.<br />
Hiçbir ülke diğerinin refahını yükseltmek ve güvenliğini sağlamak yükümlülüğünü üstlenmez. Eğer üstlenirse bunun faturası çok yüksek olur.<br />
Avrupa Birliği üyeliği; ticari yolsuzluklara, adam kayırmaya, toplumsal çürümeye, işsizliğe, doğal kaynakların israf edilmesine, banka soygunlarına, hayat pahalığına, bölgesel dengesizliklere, gelir dağılımının düzeltilmesine, insanın insan sayılmasına, eğitimde fırsat eşitliğine, sağlık sorunlarına, birliği korumaya, vergi gelirlerinin artırılmasına, düşünce özgürlüğüne, çağdaşlaşmaya ve demokratikleşmeye çözümler getirecek mi?<br />
Bu çözümleri Türkiye üretecektir. Uygun çözümleri bulup uygulamaya koyduğumuz zaman ülke bütünüyle kalkınmaya ve gelişmeye başlayacaktır. AB Türkiye’ye bunu söylüyor. Eğer Türkiye bu beceriyi gösteremiyorsa, karar verme iradesine sahip değilse şikayetçi olunan sorunları kimse Türkiye için çözmeye çalışmaz. <br />
Rusya<br />
1991 sonlarında dünyanın toprak bakımından en büyük devleti olan Sovyetler Birliği’nin dağılması, Avrasya’nın tam ortasında muazzam bir jeopolitik karışıklık ve boşluk yarattı. Bu dağılma ile Rusya Sovyetler dönemindeki topraklarının önemli bir kısmını, nüfusunun hemen hemen yarısını ve en önemlisi de dünyanın iki süper gücünden birisi olma özelliğini kaybetti. 15 Cumhuriyetten oluşan SSCB, 14 Cumhuriyetinin bağımsızlıklarını ilanını müteakip geriye sadece Rusya Federasyonu olarak kaldı.<br />
SSCB’nin dağılması Rusya için ;<br />
* Kafkasya’nın kaybı, yeniden dirilen Türk etkisi hakkındaki stratejik korkuyu canlandırdı,<br />
* Orta Asya’nın (Türkistan) kaybı, bölgenin anormal enerjisi ve maden kaynaklarıyla ilgili eksiklik duygusunu yaratırken bir yandan da potansiyel bir islami meydan okuma hakkında endişe yarattı,<br />
* Ukrayna’nın bağımsızlığı, Rusya’nın kendini vakfettiği Pan-slavik bir kimliğin özüne meydan okudu ve Rus Devleti için yaşamsal bir jeopolitik gerilemeyi temsil etti,<br />
* Baltık’ta ve Karadeniz’de belirleyici konumunun kaybına neden oldu,<br />
* Türkiye’nin bir zamanlar kaybettiği etkisinin Kafkaslar ve Karadeniz’de tekrar sağlanmasına neden oldu,<br />
* Hazar Denizi’nde belirleyici konumda iken şimdi hak iddia eden beş ülkeden yalnızca birisi durumuna indirgendi,<br />
* Güneydoğu sınırlarında bazı yerlerde 1000 milden fazla kuzeye itilmesine neden oldu.<br />
SSCB dağıldıktan sonra Rusya Federasyonu (RF) yeniden yapılanma sürecini devam ettirmektedir. Bugünkü Rusya Federasyonu, Avrasya’nın doğusundaki güç (Japonya, Güney Kore, Çin) ile batısındaki (AB) güç arasında denge sağlayabilecek güçte görünmüyor. SSCB döneminde sahip olduğu bu bölgedeki kaynaklara tekrar sahip olma şansını kaybetmiştir. Rusya ne arka bahçesinde ne de ön bahçesindeki toplulukların kırbaçlı kâhyası olma şansını da kaybetmiştir. Baskı tedbirleri ve yönetimi ile sağlayacağı sınırlı başarılar Rus Federasyonu’nun da dağılmasına sebep olabilir.<br />
Bugün Rusya, ülkesindeki tüm dinamikleri kapsayan yeniden yapılanma sürecini yaşamaktadır. Gerilediği bölgesel güç kimliğini, belirsizliğin ve istikrarsızlığın süre geldiği bir ortamda yeniden şekillendirmeye çalışmaktadır. Rusya, hiçbir zaman eski SSCB olamaz ancak bugünkü gibi bir Rusya olarak da kalmayacaktır.<br />
RF, sahip olduğu geniş coğrafyasında zengin doğal kaynaklara sahiptir ve 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Avrasya’nın önemli güç merkezlerinden birisi olarak yer alması uzak ihtimal değildir.<br />
Rusya’nın jeopolitik yönelimlerine ilişkin bazı esaslar şöyle özetlenebilir .<br />
* Ülkenin demokrasi kapsamında yeniden yapılanmasına devam edilmesi,<br />
* Batı’nın endüstriyel ülkeleri ve güçleri arasında yer almak için gerekli düzenlemelerin yapılması, <br />
* Rusya’yı çevreleyen devletler ile güvenlik amaçlı tampon ülkeler kuşağının oluşturulması,<br />
* Ulusal çıkarlarının gerektirdiği yönde Batı ile ortaklık düzeyinde ilişkilerin sağlanması,<br />
* BDT ülkeleri ile ilişkilere birinci derecede önem verilmesi ve her alanda geliştirilmesi,<br />
* Diğer Asya devletleri ile yakın ilişkilerin oluşturulması ve güç dengelerinin korunması,<br />
* Ortadoğu ülkeleri ile yakın ilişkilerin sürdürülmesi ve geliştirilmesidir.<br />
Rusya’nın Türkiye’ye yönelik jeopolitik yönelimlerinde öngördüğü yaklaşımlarını şöyle belirlemek mümkündür.<br />
Rus-Türk ilişkileri, 1525’de bugünkü Tataristan’ın başkenti olan Kazan’ın ele geçirilmesiyle başlamış ve İdil-Ural bölgesi ve Kuzey Kafkasya’da devam etmiştir. Doğrudan Osmanlı İmparatorluğuna yönelik girişimleri ise 17. yüzyıl sonlarında başlamış ve iki yüzyılı aşan bir dönemde 1917’ye kadar çok sıcak ve kanlı bir şekilde sürdürülmüştür. Bu dönemde bilhassa 19. yüzyılda tüm Kafkasya’da ve Orta Asya’da da Türk Dünyasına karşı bu kanlı mücadeleyi devam ettirmiştir. Hiç vazgeçmediği “sıcak denizlere inme” amacını Balkanlar ve Kafkaslarda Türkler, Afganistan’da ise İngilizler engellemiştir.<br />
Türkiye’nin NATO içindeki rolü, aday olduğu AB sürecindeki yeri ve geleceği ve de etkinliği, ABD ile ikili ilişkileri, Türk dünyasındaki yeri ve etkinliği Rusya’yı ciddi şekilde düşündürmektedir. NATO’nun hudutları dışında kuvvet kullanmasına, İncirlik Üssünün NATO ve BM’lerin amacı ve kararları dışında kullanılmasına Rusya sürekli tepki göstermektedir.<br />
Rusya, Türkiye’yi ABD’nin çıkarlarını koruyan ve onun aracı niteliğini taşıyan politikalar yürütmekle itham etmektedir.<br />
Eski Cumhurbaşkanı Demirel’in, Orta Asya’da, Azerbaycan’ın da katılımı ile “Türk Devletler Birliği”nin kurulmasına ait önerisi, Türkiye’nin Moskova’yı dışladığı izlenimi yaratmıştır.<br />
Rusya, Türkiye’nin Azerbaycan ve Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ile toplumsal, siyasal ve ekonomik içerikli laik ve demokratik devlet anlayışına göre ilişkiler kurmasına ilke olarak karşı olmadığı görünümünü vermektedir. Ancak Türkiye, Pan-Türkizm amaçlı milliyetçilik çizgisinde politika güderse, İran’ın da buna İslam ağırlıklı yaklaşımları ile cevap vermeye kalkışması halinde, Türkiye-İran rekabeti ile nüfuz kazanma yarışı başlayabilecektir. Bu durum, bölgede istikrarsızlığa ve çeşitli risklerin oluşumlarına neden olabilecek ve Rusya’nın daha ağırlıklı olarak bölgeye müdahalelerine yol açabilecektir .<br />
Rusya, Türkiye’nin Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığında ve başta Çeçenistan olmak üzere Rusya Federasyonu’ndaki Türk ve Müslüman toplumlarının Rusya’dan ayrılma isteklerinde ağırlığını tarafları uzlaştırmadan yana kullanmasını istemekte ve bunun bölgede istikrarı sağlamaya hizmet edeceğini ileri sürmektedir. Eğer Türkiye, Ermenistan’a karşı kurulacak sürekli bir ittifakın içerisine girerse, karşısında Rusya’yı bulacak, uluslararasında olumsuz etki yaratacak, İran’ı da içine çekebilecek sorun, bölgede ciddi gelişmeleri birlikte getirebilecektir. Bununla bağlantılı olarak, RF’daki Türk ve Müslüman toplumların Rusya’dan ayrılma isteklerine Türkiye’nin destek vermesi halinde, Rusya Türkiye’deki bölücü gruplara destek vereceğini ima etmekte ve zaman zaman bu desteği vermektedir. Rusya örtülü hareketlerin ustasıdır. Türkiye’ye karşı bu politikayı 1867’den beri benimsemiş ve takip etmektedir.<br />
Balkanlarda Türkiye ile Rusya’nın politikaları uyum içinde değildir. Türkiye’nin Balkanlarda önemli rol oynamasını Rusya’nın istemediği de bir gerçektir. Bununla beraber, Rusya, Türkiye’nin Balkanlarda jeopolitik ve tarihsel bağlantılı olarak önemli rol sahibi olduğunu görmezlikten de gelemez. Türkiye’nin bölgede ağırlığının artması olasılığı karşısında, Rusya-Sırbistan-Yunanistan Ortodoks dayanışmasına ivme kazandırması muhtemeldir.<br />
Rusya, Türkiye’de “Dış Türkler” konusundaki gelişmeleri ve görüşleri dikkatle izlemektedir. Özellikle aşırı milliyetçi liderlerin ortaya çıkmasını ve bu yönde kamuoyunun tutumunu ve radikal grupların faaliyetlerini yakînen takip etmektedir .<br />
Rusya ile ilgili iyimser tahminler yanıltıcı olabilir. Rusların genlerinde yayılmacılık vardır. Bu amaçlı hedef ve politikaları 18. yüzyıldan beri değişmemiştir. 21. yüzyılın ilk çeyreğini takibeden dönemdeki gelişmeleri tahmin etmek zordur fakat Ruslar için bu bağlamda yanılma payı fazla olmayabilir.<br />
e. Balkanlar<br />
Avrupa’nın beş büyük yarımadasından biri olan Balkan Yarımadası, Orta Avrupa’ya ve Akdeniz’e uzanan Jeostratejik konumu ile önemli özelliklere sahiptir. Eski çağlar bir yana, Balkanların tarihinde büyük bir yeri olan Osmanlılar zamanında, Balkan Yarımadasının ve Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi konumu, bu kritik coğrafi bölgeyi, İngiltere, Rusya, Habsburg İmparatorluğu, Fransa, İtalya ve Almanya’nın çıkarlarının çakıştığı bir bölge durumuna getirmiş ve sayısız müdahale, isyan ve savaşlara yol açmıştır.<br />
Balkan Yarımadasının coğrafi konumu, Avrupa’nın diğer bölgelerine geçit veren, Asya’nın bitişiğinde ve Afrika’ya yakın olması, bu bölgenin, daima imparatorluklar arasında bir buluşma ve mücadele alanı ve çekici bir fütuhat hedefi olmasına yol açmıştır.<br />
Fiziki coğrafya açısından Balkanların sınırları kuzeyde Tuna Nehri ve Sava Irmağı, doğuda Karadeniz, güneydoğuda Ege Denizi, güneyde Akdeniz, güneybatıda İon Denizi ve Adriyatik ile çevrilidir. Siyasi coğrafya açısından ise Balkanlar; Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye’nin Avrupa’daki toprakları ve eski Yugoslavya ile Romanya’nın tümünü içine alır.<br />
Balkan Yarımadasının kıyıları, Akdeniz sistemine dahil olan 6 denize açılmaktadır. Bu durum, Balkanların, Akdeniz stratejisindeki çok boyutlu yerini vurguladığı gibi; Balkan ülkelerinin çoğunun deniz ulaştırması ve denizcilik alanlarındaki gelişmelerine de ışık tutmaktadır.<br />
Stratejik konum, fiziki coğrafya ve etnik ve dinsel yapı açılarından, bölgenin stratejik ve jeopolitik çekirdeği eski Yugoslavya’dır. Rusya’nın emperyalist dürtülerle Güney Slavlarını kendi nüfuzu ve Sırpların egemenliği altında bir Güney Slavları birliği halinde toplamak için kurulmasına çaba gösterdiği “Sırp, Hırvat, Sloven Krallığı” ve daha sonraki Yugoslavya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin iç ve dış sınırlarının jeopolitik faktörler gözetilmeksizin çizilmesi, diğer bir deyişle, Yugoslavya Federasyonunun, etnik grupların amaç ve iradeleri gözetilmek suretiyle değil, Lenin ve Stalin’in yaptıkları gibi, yukarıdan empoze edilmek suretiyle kurulması, bölgenin kararsız ve karmaşık doğasının önemli nedenlerinden biri olmuştur.<br />
Balkanlar, İslam ve Hristiyan dünyalarının birleştiği başlıca yerlerden biridir. Büyük İskender Balkanlardan yola çıkarak Anadolu üzerinden Afrika ve Asya’ya geçmiştir. Romalılar, Akdeniz’den ve Balkanlardan Anadolu’ya geçerek Avrupa’da sağladıkları büyük güç birikimini aynı yoldan Asya topraklarına aktarmışlardır. Daha sonraki çağlarda Hristiyanlık, Boğazlar üzerinden Balkanlara ve oradan da Avrupa kıt’asına yayıldığı gibi; İslamiyet de Anadolu’dan Boğazlar üzerinden balkanlara yayılmıştır.<br />
Balkanlar makro düzeyde, Orta ve Doğu Avrupa’da başlayan ve Boğazlar ve Süveyş bölgeleriyle ana petrol alanlarını hedef alan askeri operasyonların üs ve destek bölgesi olma özelliğini de taşımaktadır. Diğer taraftan Orta ve Doğu Avrupa’da cereyan eden bütün savaşlarda, Balkanlar, savunan ve taarruz eden taraflar için daima büyük önem taşımıştır. Bu bakımdan, Balkanların Avrupa’nın bütünleşmesi ve güvenliği olayında da önemli bir stratejik işlevi vardır. Balkan Yarımadasının stratejik konumu, Avrupa Kıt’asına, Akdeniz ve Ortadoğu politika ve stratejisinde etkili olma imkânı sağlamaktadır.<br />
Balkan ve Anadolu Yarımadalarını birbirinden ayıran, fakat aynı zamanda bu iki yarımadayı birbirine bağlayan Türk Boğazları, Trakya ile birlikte bütün Balkan Yarımadasını, Türkiye için kritik bir ileri savunma bölgesi durumuna getirmiştir. Türklerle ortak tarih ve kültür değerlerini paylaşan ve kuzeyde Moldova’dan güneyde Yunanistan’a kadar bütün Balkan ülkelerinde yaşayan Türk azınlıklar olduğu gibi, Müslüman dünyasında sadece Türkiye’ye ilgi ve bağlılık duyan 8.500.000 nüfusa sahip Balkan Müslümanları da, Balkanların Türkiye için taşıdğı önemin bir başka boyutunu sergilemektedir.<br />
Balkanlar, tarih boyunca birçok kavimlerin ve orduların istilasına hedef olmuştur. İstilacılar, genellikle Boğazlar ve Trakya’dan; Güney Rusya ve Aşağı Tuna vadisinden ve Avusturya ve Macaristan’dan Balkanlara girmişlerdir. Bu istila ve göçlerin bıraktığı izler ve kültür mirası bugün de yer yer Balkanlarda yaşamaktadır. Bu bakımdan gerek Balkanlar siyasi coğrafyasının bugünkü karmaşık durumunu yansıtan jeopolitik bölünmeler, gerekse bunlara paralel ulusal nitelikler ve demografik özelliklerin çeşitliliği Balkanların tarih boyunca ve topoğrafyasının belirtilen ayırıcı ve bölücü karakterinin doğal sonucu olarak, balkan toplumları arasındaki ilişkiler, daima rekabet ve mücadele karakteri taşımış; yerel gerginlik ve sürtüşmeler, Balkanlar’daki iç kararsızlık ve Balkan devletlerinin kendi güvenlik ve bekalarını sağlamak için bölge dışından müttefik edinmeleri dış müdahaleleri davet etmiştir. Bugün Yugoslavya’nın parçalanması ile Balkanlar’da sayıları 10’a kadar çıkan siyasal birimde, en az 9-10 ayrı konuşma dili ve 3 tek Tanrılı (Semavi) dine bağlı 75 milyondan fazla insan yaşamaktadır.<br />
Bütün bu ve diğer nedenlerle, iç sürtüşmeler ve dış müdahaleler ile bunların yarattığı kararsızlık, Balkan siyasetinin ve stratejisinin egemen niteliğini teşkil etmektedir. Bu nedenle, bugünde, dün olduğu gibi, istikrarsız bütün Balkan devletleri arasında, ikili ya da çok yanlı, toprak, sınır ve azınlık sorunları vardır.<br />
Balkan yarımadasında başlıca beş etnik grup vardır. Bunlar; Arnavutlar, Yunanlılar, Bulgarlar, Güney Slavları (Sırplar, Hırvatlar, Slovenler, Karadağlılar) ve Türklerdir.<br />
Eski Yugoslavya Federasyonu’nun kendine özgü karmaşık yapısı ve bundan kaynaklanan iç sorunları 1989-1990 döneminin getirdiği bağımsızlık istekleri ve Balkanlar’da da kuvvetle estirilen rüzgarların etkisiyle, bu devletin parçalanmasına kadar varan yeni şartlar yaratmıştır. Balkanlarda birbirine muhalif hatta düşman toplumlar meydana getirmesi, herhangi bir ülkenin kontrolünü ele geçirme ya da nüfuz altına almak amacıyla birbirine düşman parçalara bölmeyi hedef tutan ve Romalıların “Böl ve Yönet” ilkesiyle ifade edilen stratejilere, 20. yüzyılın başlarından beri “Balkanlaştırma” adının verilmesine yol açmıştır .<br />
Bölgesel Jeopolitik Yönelimlerin Değerlendirilmesi<br />
Soğuk Savaş sonrasının siyasi coğrafyasının ihtilafları körükleyecek biçimde en fazla değişiklik gösterdiği bölge Balkanlardır.<br />
Yugoslavya’nın parçalanması ve Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek’in bağımsız devletler olarak ortaya çıkmaları sonucunda en yaygın ve kanlı çatışmalar bu bölgede cereyan etmiştir.<br />
Yugoslavya daha önce Sovyetler Birliğine mesafeli duran bir Federasyon iken parçalanma ile birlikte Sırbistan ile Rusya arasındaki tarihi bağlar yeniden canlanmıştır.<br />
Balkanlardaki sorunlara, ABD, başlangıçta uzak durmasına rağmen, Bosna-Hersek’teki Sırp katliamına karşı müdahalede başarılı olamayan ve hatta bilinçli olarak seyirci kalan Avrupa’nın tutumu ABD müdahalesini zorunlu kılmış ve Dayton Anlaşması ile savaş durdurulmuş ve Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğü şimdilik korunabilmiştir.<br />
Kosova’da ise ABD daha belirgin ve doğrudan bir rol almıştır.<br />
AB, askeri sorumluluğu üstlenecek vurucu güce, güç aktarma yeteneğine, uydu istihbarat olanaklarına ve gereken siyasi iradeye sahip olamadığı için ABD’nin müdahalesi kaçınılmaz olmuştur. Buna mukabil AB, ekonomik alanda öncülüğü almış durumdadır. Uzun süreli ve kapsamlı bir Avrupa vizyonu içinde Balkanlarda devamlı barışın sağlanması girişiminde, AB yine ön planda görülmektedir. Balkanlar, bölgede barış ve istikrarın tesisi amacıyla bir dizi insiyatifin odak noktası haline gelmiş bulunmaktadır .<br />
Kosova’da Sırpların giriştiği geniş çaplı etnik temizlik hareketine oluşan tepkinin sonucu olan NATO hava harekatı Sırpları çekilmeye mecbur bırakmıştır. Kosova uluslararası gücün kontrolünde bulunmaktadır ancak, Kosova’nın gelecekteki statüsü halen belirsizdir. Kosova’ya bağımsızlık verilmesi daha başka bağımsızlık isteklerine davetiye çıkarabileceği endişesiyle bundan şimdilik kaçınılmaktadır.<br />
Marksizmin en doğmatik uygulamasına maruz kalan Arnavutluk’ta modern ve demokratik bir devlet yapısını kurmak kolay olmamaktadır. Makedonya’daki hassas dengeler Balkanlardaki oluşumların sürekli tehdidi altındadır. Romanya ve özellikle Bulgaristan AB ile üyelik müzakerelerine başlamış olmanın avantajlarından yararlanmaktadırlar.<br />
Balkanların geleceği bakımından en umut verici gelişme, AB’nin desteklediği ve öncülüğünü yaptığı istikrar paktıdır. Avrupa entegrasyonu kapsamı altına alınmadıkça Balkanlarda sürekli bir barışın olmayacağı görüşü hakimdir.<br />
Türkiye, Balkanlar bölgesinde önemli bir mevkide olup bölge ile çeşitli bağları bulunmaktadır. Türkler dışında bölgede Boşnak, Arnavut, Pomak ve Çerkez olmak üzere 8.500.000 Müslüman yaşamaktadır. Aralarındaki ortak nokta da Osmanlı tarihi ve kültürüdür. Balkanların barış ve istikrarı Türkiye’nin güvenliğini yakından ilgilendirir.<br />
Balkanlar denkleminde Türk-Yunan dengesi temel ögelerden birisidir. Türkiye ve Yunanistan 1999 yılı içinde ikili ve çok yönlü bir işbirliği sürecini başlatmışlardır.<br />
Balkanlar bölgesinin kaderi, kendi dinamiğine, uluslararası toplumun müdahalesine ve özellikle Avrupa Birliğinin politikalarına göre şekillenme yolundadır.<br />
Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, başta Bosna-Hersek olmak üzere Voyvodina, Kosova, Sancak ve Karadağ sorunlarına bitmiş gözüyle bakılamaz. Bu bölgelerde sıcak gelişmeler beklenebilir.<br />
Balkanlar, konumu ve yapısı itibariyle, asırlardır irili ufaklı devletlerin ilgi odağı haline gelerek sayısız entrika, çatışma, isyan ve savaşlara sahne olmuştur. Bugün de insanoğlu ulaştığı medeniyet seviyesini göz ardı ederek, aynı sahnelerin oluşmasına zemin hazırlamakta ve bölgeyi barut fıçısına kolayca dönüştürebilmektedir. Bunu yapanlar, yapanlara cesaret verenler ne yazık ki demokrasi ve insan haklarının en ateşli savunucuları ve sahip oldukları medeniyetle övünen Batılı ülkelerdir. Bu ülkeler ki, Balkanlarda bir Müslüman toplumu kabul edemeyen ve onların maruz kaldığı Sırp soykırımını görmezden gelen Avrupa’nın başta İngiltere olmak üzere Fransa ve Almanya gibi devletleridir.<br />
Bosna-Hersek’te işlenen korkunç soykırımı ve onur kırıcı olayları yerinde incelemek üzere BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından bölgeye gönderilen Polonya eski başbakanlarından Tadeusz Mazowiecki’nin 30 Kasım 1992 tarihli “International Herald Tribune” gazetesine yazdığı yazıdan alınan iki cümle herhangi bir açıklamayı gerektirmeyecek kadar açık ve ilerideki kuşaklara aktarılması gereken bir ibret dersidir.<br />
“BM İnsan Hakları Komisyonunun bir özel raportörü olarak, Bosna-Hersek’te kitle halindeki insan hakkı ihlallerini dehşet duyguları içinde gördüm. Uluslararası memurlar ve BM askerlerine karşın kan dökümü sürmektedir. Toplanan deliller, bu korkunç terörün sorumlusu hakkında herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek kadar açıktır. Sorumlusu, Sırbistan makamları tarafından desteklenen Bosna-Hersek’teki Sırp politik ve askeri liderleridir .”Eğer bu kan içici canavarlaşmış yaratıklara “lider” denirse...<br />
f. Kafkasya<br />
Kafkasya, 18. ve 19. yüzyıl boyunca Çarlık Rusyası, Osmanlı İmparatorluğu ve İran nüfuz mücadelelerine sahne oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1877-1878 savaşını kaybederek bölgeden çekilmesini takiben mücadele Hindistan yolunu kesmek isteyen Rusya ile bu yolu açık tutmaya çalışan İngiltere arasında devam etti. 1991 yılında Sovyetlerin dağılmasını takiben çok taraflı bir rekabet alanına dönüştü. Bugün bu rekabette doğrudan yer alan Rusya, Türkiye ve İran’ın yanında bölgeye uzak olmakla beraber Avrasya’da bugünkü statükonun devamında çıkarları olan ABD vardır.<br />
Rusya, Kafkasya’yı Soğuk Savaş döneminde Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz’e ulaşacak bir koridor olarak görürken, bugün ise tehlikeli etnik ve dini cereyanların güney-kuzey istikametinde Rusya’ya sıçrayabileceği bir üs olarak algılamaktadır. Gerçekte bağımsızlık akımları sadece Güney Kafkasya ile sınırlı kalmamış, Kuzey Kafkasya’daki Türk ve Müslüman Özerk Cumhuriyetler (Dağıstan, Çeçenistan, İnguşistan, Balkar-Kabartay, Çerkez-Karaçay, Osetya, Adıgey ve Kalmuk) ile daha kuzeyde Başkırdistan ve Tataristan’da da canlılığını korumaktadır. İleride atılabilecek yanlış adımlar bu canlılığı daha kuzeye Mari, Mordovan, Çuvaş ve Komi toplumları ile doğuda Hakas, Gorno-Altay, Tuva, Buryat ve Yakut’lara kadar taşıyabilir. <br />
Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra bağımsızlıklarına kavuşan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan arasında toprak ihtilafları olduğu gibi, ülkeler içinde de etnik grupların birbirlerine karşı tarihi husumetleri ve düşmanlıkları mevcuttur. Özellikle Azerbaycan’da ve Hazar Havzası’ndaki petrol ve doğalgaz kaynakları bölgeyi uluslararası odak noktalarından biri haline getirmiştir.<br />
Üç Kafkas ülkesinden Azerbaycan ve Gürcistan’ın temel politikaları Rus nüfuzundan ve müdahalesinden sıyrılmaktır. Azerbaycan bu yolda en fazla başarıya ulaşmış olan ülkedir. Gürcistan, Rus kuvvetlerinin mevcudiyetinden kurtulma peşindedir. Ermenistan ise Karabağ ihtilafı yüzünden Rusya’ya muhtaç olup Rus kuvvetlerinin ülkesinde kalmaya devam etmesine sıcak bakmaktadır.<br />
Kafkasya, enerji zengini Hazar Havzası ile Orta Asya’yı Rus kontrolünde olmayan ulaştırma yollarıyla Türkiye ve Batı ile irtibatlayan bir Doğu-Batı koridoru olmaya namzettir. Hazar Havzası ve Kafkasya’daki potansiyel enerji kaynağı Hazar bölgesi ülkeleri için yaşamsal önemdedir.<br />
Hazar Havzası enerji kaynakları Azerbaycan’ı kilit ülke durumuna getirmiştir. Rusya, Azerbaycan’ı nüfuzu altına aldığı takdirde bir taraftan Kafkasya’ya hakim olacak, diğer taraftan Orta Asya’yı dış dünyaya kapayarak kontrol edecektir. Azerbaycan’ın başarılı olması halinde ise Batı ve Türkiye tüm Kafkasya’da etkili olabilecek ve Orta Asya ülkelerinin önleri açılabilecektir. Bu stratejik çatışmanın bir yanında Batı (ABD ve Türkiye) diğer yanında Rusya, İran ve Ermenistan, odak noktasında ise Azerbaycan bulunmaktadır.<br />
Rusya’nın Güney Kafkasya’daki potansiyel güç ve nüfuzu tartışılabilir. Ancak bugün en büyük kaygısı Güney Kafkasya’da kaybolan egemenliğini yeniden kurmak değil, Hazar Havzası’ndan kopmamaktır. Rusya, Hazar Havzası petrol ve gazının başlıca taşıyıcısı olmak amacından da vazgeçmiş değildir. <br />
Başlangıçta Rusya’yı bir “Stratejik Ortak” olarak niteleyen, Rusya’nın “Yakın Çevre” politikasının barışa hizmet ettiğini söyleyen ve bunu “Monroe Doktrini” çerçevesinde ABD’nin Panama ve Grenada’daki harekatına benzeten ABD daha sonra bu tutumunu değiştirmiş, Rusya’ya hoş görüsünü BDT ülkelerinin bağımsızlıklarını ihlâl sınırına geri çekmiştir. Bugün bölgede istikrarı korumak, Rusya’nın bölgeyi tekrar kontrolü altına almasını önlemek ve İran’dan tecrit etmek amacı ile giderek ön plana çıkan bir politika izlemektedir.<br />
Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiler, Karabağ sorunu çözümlenmedikçe veya Azerbaycan’ın kendisi ihtilafa rağmen Ermenistan’la ilişkilerini düzeltmedikçe normalleşemez. Karabağ sorunu bir engel olmaktan çıksa bile, Ermenistan’ın tarihi algılamaları, Türkiye ile Ermenistan arasında tam olarak karşılıklı güven ortamının oluşmasını muhtemelen engelleyecektir.<br />
İran, bölgesel özlemleri olmakla beraber bölgede kayda değer bir rol oynama imkanları sınırlıdır. İran, Azerbaycan’ın bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkışının İran’da yaşayan 20 milyon civarındaki Azeri Türkü’nün üzerinde ayrılıkçı eğilim yaratabileceğinden endişelidir. Azerbaycan’ın siyasi ve ekonomik başarısı, İran’daki Azeri toplumunun üzerinde çekici bir etki yapması gözardı edilemez. Böyle bir eğilimin İran’daki diğer azınlıklar (Araplar, Türkmenler, Kürtler, Baluciler) üzerinde de etkili olması ihtimal dışı değildir. Bu konuda İran’la Rusya ve Ermenistan arasında bugün için menfaat birliği vardır.<br />
Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler kuşkusuz Kafkasya denkleminin başlıca ögelerinden biridir. İran’daki köktendinci rejimi, Türkiye ve bölge için büyük bir tehdit olarak algılanmaktadır. İran’daki reform hareketi güçlendikçe ve yeni zihniyet dış politikaya yansıdıkça bir rahatlama beklenebilir. Ancak, iki ülkenin karşılıklı çıkarlarını, rejim meselesi dışında uyum ve işbirliğinde aramaları gerekir. İşbirliği yapmayı başardıkları ölçüde Kafkasya’da, Orta Asya’da ve Orta Doğu’da daha büyük rol oynayabilirler .<br />
Zaman zaman Kafkasya’da bir İstikrar Paktı ortaya atılmaktadır. Bu fikrin de Karabağ sorunu çözümlenmeden gerçekleşmesi zordur. Diğer taraftan Rusya ve İran katılmadan böyle bir pakt anlamsız olur. Onların katılmaları halinde ise ne getirip ne götüreceği çok iyi hesaplanmalıdır.<br />
Türkiye Kafkasya’dan jeopolitik ve ekonomik yararlar sağlayabilecek durumdadır. Türkiye’nin eğilimleri Kafkas ülkeleri üzerinde belirleyici bir etki yapma olanağına da sahiptir. Türkiye’nin Kafkaslar’daki en büyük kozu Azerbaycan’dır. Bu ülke bugün geniş ölçüde kaderini Türkiye’ye bağlamış ve onunla siyasi ve ekonomik bir dayanışma içine girmiştir. Kültürel alanda yakınlaşma gittikçe artmaktadır. Çağdaşlaşma çizgisini sürdürmesi ve Batı ile güçlü ilişkiler sağlayarak devam ettirmesi halinde bu ülkeler, başındanberi arzu ettikleri aynı yöne daha sıkı sarılacaklardır. Fakat iç ya da dış nedenlerle Türkiye’nin bu çizgisinde duraklama ya da sapma olursa, Gürcistan ve Azerbaycan’ın Rus etkisi altında kalmaktan başka seçenekleri kalmayacak ve gelecekleri Rusya-Avrupa ilişkilerinin ipoteği altına girecektir. <br />
g. Orta Asya (Türkistan)<br />
Soğuk savaş sonrası SSCB’nin dağılması ile 1991’de Orta Asya (Türkistan) Cumhuriyetleri (Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan) bağımsızlıklarına kavuştular. Bu Cumhuriyetlerin her biri ayrı ayrı coğrafi bütünlükten yoksundurlar. Bağımsızlıklarını pekiştirme çabası içindedirler ve bölgenin bütününde istikrarsızlık vardır. <br />
Bölgedeki zengin enerji kaynaklarını pazarlara ulaştıracak boru hatlarının güzergah ve inşaası petrol şirketleri ve güç odakları arasında büyük bir mücadeleye sahne olmaktadır. Hazar havzasının petrol ve doğal gaz güzergahları, 21. asrın jeopolitiğini belirleyecektir. <br />
Orta Asya, Rusya ve Batı için Çin’den gelecek tehdide karşı, Çin için batıdan (Rusya) gelecek tehdide karşı bir güvenlik alanıdır. Aynı ülkelerin etkinliklerini artırmak için bir hedef, daha fazla etkinliklerini yaygınlaştırabilmeleri için bir üs olma değerindedir . Orta Asya için en büyük tehdit ise, çok uzak bir ihtimal olmakla beraber olası bir Rusya-Çin-İran ittifakı olabilir. Böyle bir ihtimal, batı için yıkıcı bir olay olur. Orta Asya, çevresine tehdit yaratan bir odak değil, çevresinin tehdidi altında olan bir bölgedir.<br />
İşletilmemiş zengin doğal kaynaklara ve geniş topraklara sahip olan Orta Asya, bu yönüyle çok taraflı rekabete konu olmuştur. Bu rekabete yakın komşuları Rusya, Türkiye ve İran doğrudan katılmakta, Çin katılma potansiyeline sahip bulunmaktadır. <br />
ABD, bölgeye çok uzaktır, ancak katılmaktan uzak duramayacak kadar güçlüdür ve Avrasya’da statünün muhafazasında önemli çıkarları vardır ve jeopolitik algılamaları ve enerji stratejisi dolayısıyla bölgede önemli bir rol üstlenmiştir. Orta Asya’yı, Çin ve Rusya arasında, bağımsızlığına sahip ülkelerden oluşan bir tampon bölge olarak muhafaza etmek yararınadır. Hiçbir gücün tek başına bu jeopolitik alanı ele geçirmesini kollamak ve bu bölgeyi küresel ekonomiye açmaya yardım etmekte görmekte ve arka planda kalmakla birlikte giderek artan biçimde ön plana çıkan bir profil çizmektedir. <br />
Rusya, Orta Asya coğrafyasında ağırlıklı bir yer işgal etmektedir. Rusya, aynı zamanda bu ülkeler için bir pazardır. Bölgedeki ülkeler Rusya’dan çekinmekle beraber Batı ile yakınlaşmayı da sürdürmektedirler. <br />
Rusya, Sovyet döneminin kalıntılarını ve 8 milyonluk Rus soydaşını kullanmak suretiyle BDT’nu geliştirmeye çalışmaktadır. Etkili bir oyuncu olduğunu bugüne kadar göstermiş olmakla beraber, topluluk bugün üyeleri tarafından tartışılan bir döneme girmiştir. <br />
Ekim 1997 Moldova toplantısı karşılıklı sert açıklamalarla sona ermiş, Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov “BDT eğer bazen karar alabiliyorsa bu, hiçbir zaman uygulamaya konulamayacağının bilinmesindendir” diyerek BDT’yi ağır bir dille tanımlamıştır .<br />
Ukrayna, Azerbaycan, Moldova ve Gürcistan aralarında GUAM adını verdikleri gayri resmi bir grup oluşturarak ortak menfaatlerini dile getirmeye başlamışlar, zaman zaman Kazakistan ve Türkmenistan’ın da bu harekete katıldıkları görülmüştür. Ayrıca Özbekistan’da Timur İmparatorluğunun varisliği ile Orta Asya’da ulusal bilincin yüceltilmesi misyonu boy vermeye başlamıştır. Enerji zengini Orta Asya ülkeleri Ocak 1998’de petrol ve doğal gaz ihracı için Rusya’dan geçmeyen güzergahları görüşmek üzere Türkmenistan’da toplanmışlar, Moskova’nın sert tepki göstermesine rağmen 29 Ekim 1998’de Türkiye’de toplanarak Bakü-Ceyhan boru hattını benimsediklerini içeren bir siyasi irade beyanında bulunmuşlardır. Yeni bağımsız Cumhuriyetler artık Rusya’nın kimliğinde büyük hami niteliği bulamadıklarını sergilemeye başlamışlardır . <br />
5 Şubat 1999 BDT müşterek güvenlik anlaşması toplantısında üye 9 ülkeden sadece 5’i (Ermenistan, Beyaz Rusya, Kırgızistan, Tacikistan ve Rusya) üyeliklerini yenileyeceklerini teyit etmişlerdir . <br />
NATO’nun 50. yıl dönümü münasebetiyle Washington’da yapılan toplantı sırasında GUAM grubu ayrı bir toplantı yaparak varlıklarını belli etmişlerdir. <br />
Çin Halk Cumhuriyeti’de orta Asya’da önemli bir aktördür ve bölgedeki siyasi oluşumlara ve enerji kaynaklarına ilgi duymaktadır. <br />
İran’ın bölge ile komşuluğu ve buradaki ülkelerle tarihi ve kültürel bağları vardır. Bölgenin petrol ve doğal gazını dünya piyasalarına ulaştıracak konumda bulunduğu için Orta Asya denkleminde yer almaktadır. Orta Asya ülkelerinin çoğunun Kiril alfabesinin yerine Latin alfabesini kabul etmeleri İran’ın kültürel nüfuzunu yayma gayretlerini zorlaştıracak bir unsurdur. <br />
Orta Asya’da ulaşım yolları başta olmak üzere tarihsel ve duygusal yaklaşımlarla etkin olmaya çalışan Pakistan ve Hindistan’da birer oyuncudurlar.<br />
Ayrıca bölgeden uzak olmasına rağmen Japonya’nın da bölgeye duyduğu ilgiyi ve ekonomik alanda yatırım yapabilecek bir ülke olduğunu belirtmek gerekir.<br />
Bölgenin stratejik konumu ve enerji kaynaklarının zenginliği uluslararası rekabeti körüklemektedir. Bölgedeki başlıca aktörler Rusya, Çin, Türkiye, İran ve ABD’dir.<br />
Bölgenin bir bilmeceyi andıran bu çok taraflı dinamik etkileşimi içinde sağlanılacak kazanç jeopolitik güçtür, milli ve/veya dini etkinliktir, güvenliktir, ekonomik olanaklardır. Mücadele, bölgenin dış dünya ile ulaşımı konusunda (yollar, boru hatları ve zengin doğal kaynaklarını işletilmesi) odaklanmıştı. Bölgede ulaşımı kontrol eden taraf jeopolitik ve ekonomik açıdan kazanan taraf olacaktır.<br />
Ulaşım hatları ve boru hatları Rus topraklarından geçmeye devam ederse bölge Moskova’ya bağımlı kalacaktır. Aksine bu tekel kırılarak yeni güzergahlar devreye sokulabilirse (Bakü-Ceyhan ve diğerleri) bu ülkeler bağımsızlık ve gelişme yolunda uygun ortamı yakalayabileceklerdir. <br />
Rusya, bölge üzerinde yeniden hakimiyet kuramayacak ve diğer oyuncuları da dışlayamayacak kadar zayıftır.<br />
Çin, Rusya’nın karşı koyamayacağı kadar güçlü ve ekonomisi Orta Asya’nın küresel açılımına fazlasıyla cevap verecek kadar dinamiktir.<br />
ABD’nin öncelikli çıkarı, bu alanı tek gücün kontrol altına almamasını kollamaktır. Ancak bunun da bir sınırı vardır.<br />
ABD için Rusya, uluslararası topluluğa kazandırılmak istendiğinde, önüne dik bir duvar örülmemesi gereken bir ülkedir. Bu itibarla Rusya bölgede “arzu edilen” bir ülkedir. Çin ise, bölgesel açılımlarının önüne ABD tarafından set çekilemeyecek kadar güçlü bir ülkedir, istenilse de mümkün değildir. Bu itibarla Çin bölgede “mevcudiyetine razı olunan” bir ülkedir .<br />
Türkiye ve İran, bölgede ağırlıklı rol oynama için gerekli potansiyele sahipse de, bugün mevcut problemleri ve zaafları bu rolü oynamalarına el vermemektedir. Bununla beraber Türkiye diğer oyunculardan farklı avantajlara sahip olduğundan daha etkin olma imkanlarını elde edebilir.<br />
Orta Asya ülkelerinin kaderini ve oyuncuların kazançlarını bu karşılıklı “4 + 1” li (Türkiye-İran-Rusya-Çin+ABD) etkileşim belirleyecektir. Bu etkileşim katılımcılara bölgede kontrol ya da tekel kurma imkanının önünü kapamakta, buna karşın, nazik bir dengenin kurulmasına yol açmaktadır . <br />
Böyle bir gelişim, bölge ülkelerine iç istikrarlarını devam ettirmeleri, küresel ekonomiye katılma ve devlet olarak varlıklarını pekiştirme imkanını verecektir.<br />
Türkiye’nin hem hendikapları ve hem de kuvvetli kozları vardır. Tarihi ve kültürel bağları, Türk özel sektörünün dinamizmi ve eğitim alanındaki girişimler Türkiye’ye özel bir mevki sağlamaktadır. Türkiye, Orta Asya petrol ve doğal gazının önemli bir kısmının dünya piyasalarına ulaştırılmasını üstlenebilirse daha ağırlıklı bir rol oynayabilecektir. AB üyesi olması halinde ise Orta Asya ile ilişkileri daha geniş boyutlara varacaktır.<br />
Bu itibarla Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarının, genel olarak, ABD’ninkilerle uyum içinde olduğu görülmektedir. Ne var ki bu uyum, ABD’nin parametrelerini taşmadığı sürece kalıcıdır. <br />
Orta Asya ülkeleri, Rusya Federasyonu yeniden güç kazanarak kontrolü tekrar tesis etmeye fırsat bulamadan zengin doğal kaynaklarını süratle dış olanaklarla işletmeyi, Rusya’ya bağımlı olmayan ticaret yollarıyla ihraç gelirlerine dönüştürmeyi ve böylece ulus-devlet yaratma yolundaki gayretlerini güvence altına almayı gaye edinmişler, küresel açılma ve jeopolitik çoğulculuğa yönelmişlerdir . <br />
Türk Cumhuriyetleri arasında oluşacak yakınlaşmalar, coğrafi güçlerini; coğrafi konum, coğrafi bütünlük, saha ve coğrafi özellik bakımından güçlendirecektir. Varlıklarını korumaları büyük ölçüde geniş bir yelpazede bütünleşmelerine, birleşmelerine bağlı bulunmaktadır . Azerbaycan’ın bağımsızlığı Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye için hayatidir, enerji kaynakları açısından Batı için de hayatidir.<br />
Azerbaycan ve Türkistan, Türkiye dış politikasının ve hatta iç politikasının bir parçası halini almıştır. <br />
h. Çin<br />
Soğuk Savaş sonrası dönemdeki gelişmeler Türkiye ile Çin arasında stratejik alanda ortak çıkarların algılanmasına yol açmıştır. Bugün Avrasya denkleminde Türkiye ve Çin’in oynayabileceği potansiyel roller her iki ülkeyi birbirine yaklaştırmaktadır.<br />
Türkiye’nin Çin’e karşı stratejisi 2020 yılları Çin’ine yönelik olmalıdır. Eğer Türkiye Çin’i ihmal ederse bu, Çin’in İran ile işbirliğini daha da güçlendirme sonucunu verir. Çin şimdiden İran’a Ortadoğu’da başlıca müttefiki olarak bakmaktadır.<br />
Türk-Çin ikili ilişkilerini olumsuz etkileyen unsur Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin ayrılıkçı faaliyetleridir. Uygur Türklerinin ayrılıkçı girişimleri, diğer birçok azınlıklara örnek teşkil edeceği nedeniyle, Çin’i ciddi endişeye sevketmiştir.<br />
Türkiye Çin’i iyi öğrenmeye çalışmalı, uzun vadeli bir strateji saptayarak çok yönlü ilişkiler içeren “yakın işbirliği”ni tesise gayret etmelidir. Çin gibi bir ülke ile karşılıklı ticaretimizin hacmi 890 milyon dolar olup, Türkiye’nin ihracatı sadece 38 milyon dolardır. Bu ticaret hacmi dışında Çin ve Hongkong’dan 700 milyon dolar tutarında bavul ticareti ile ithalat yapılmaktadır. Çin’den dış ülkelere seyahat edenlerin sayısı 190 milyona ulaşmış olup turizm açısından bu potansiyelden istifade etmenin yolları aranmalıdır.<br />
Çin’in, bugünkü tek kutuplu küresel sistemi çok odaklı küresel sisteme dönüştürmeye gayret sarfederken globalleşmeye de ayak uyduracağını ve kendine özgü sistem içinde kendi gelişmesini gerçekleştirmeye gayret edeceğini düşünmek hatalı olmaz.<br />
i. Ortadoğu<br />
Ortadoğu; çeşitli uygarlıkların boy attığı, farklı kültürlerin kaynaştığı, Doğu ve Batı, Kuzey ve Güney, gelişmiş veya az gelişmiş ulusların az veya çok buluştuğu, fakat çatışmaların ve uyuşmazlıkların hiç eksik olmadığı Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının birleştiği, Boğazlar vasıtasıyla Karadeniz’i Akdeniz’e, Süveyş Kanalı ile de her iki denizi Hint Okyanusu’na bağlayan stratejik konumda bir bölgedir.<br />
Ortadoğu’nun kapsadığı coğrafya tarih boyunca değişik bölgeleri içeren bir coğrafya olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamalarda her emperyalist güç kendi çıkarına göre sınırlar getirmiştir.<br />
İkinci Dünya Savaşından sonra geliştirilen Amerikan Jeopolitiği açısından Ortadoğu, batıda Atlantik Okyanusu’ndan doğuda Orta Asya’ya kadar uzanmakta, Pakistan ve Afganistan’ı kapsayarak, kuzeyde Transkafkaslara dayanmakta, güneyde Kızıldeniz ve Basra Körfezini içine alarak Hint Okyanusu’na kadar uzanmaktadır. Daha sonra Bernard Lewis’e göre Ortadoğu sınırlar kuzeye doğru yer değiştirerek Rusya’ya uzanmıştır.<br />
Bölgesel bir sınırlama yaparken, söz konusu coğrafyada öncelikle coğrafi bütünlük, kültür birliği veya kültürel yakınlık ve bu coğrafi bütünlüğün değer taşıyan bir stratejik konuma sahip olması gerekir. Günümüz koşullarında Ortadoğu’nun sınırları Türkiye, İran, Basra Körfezi, Arap Yarımadası, Mısır ve Kıbrıs’ı ihtiva eden coğrafya olarak tanımlanması uygun bir tespit olabilir. <br />
Ortadoğu, Dünya Adası’nın tam merkezinde her üç kıtanın bağlantı bölgesi ve her üç kıtaya açılımı olan bir konuma sahiptir. Yukarıda tanımlanan bölge; Karadeniz, Türkiye’nin doğusu ve İran ile yüksek bir arazi kesimi, Hint Okyanusu, Kızıldeniz ve Akdeniz ile çevrilmiştir. Asya ile Avrupanın, Asya ile Afrika’nın Karadeniz ile Akdeniz ve Hint Okyanusu’nun bağlantıları bu bölgededir. Geçmişte ve günümüzde mevcut güç odaklarının ilgi ve menfaat alanıdır. Bölgede İsrail dışındaki nüfusun ezici çoğunluğu Müslüman’dır.<br />
Ortadoğu’nun stratejik değerleri;<br />
• Dünya’da bilinen petrol rezervlerinin %65’i bu bölgededir.<br />
• Üç kıtayı birleştiren kara ve demiryolları’nın düğüm noktasıdır.<br />
• Deniz ticaret yolları ve geçitlerinin büyük kısmını kontrol eder.<br />
• Tarihin en zengin kültür hazinelerine sahiptir.<br />
• Tek Tanrı’ya inanan dinlerin doğduğu bölgedir.<br />
General Eisenhower bölgeyle ilgili şunları söylüyor. “Yalnız coğrafya bakımından bile bütün dünyada, stratejik yönden Ortadoğu’dan daha önemli bir bölge yoktur. Bütün gücümüz ve araçlarımızla örgütlenme yeteneğimizden, sevk ve idaremizden faydalanarak, Ortadoğu’yu kazanmak zorundayız.”<br />
Ortadoğu çok kaygan bir siyasi zemine sahip olup mevcut potansiyel güce lokomotif görevi yapacak lider güç ve liderler yoktur. Lider rolü oynamaya hevesli ülkeler çok, ancak bölgedeki ülkelerin yönetim tarzı birlik oluşturulmasına imkan vermediği gibi küresel ve bölgesel güçler buna izin vermezler. Ne Ortadoğu’nun bütünü ne de liderliğe aday ülkelerden herhangi birisi, Ortadoğu için Batılı güçlerce tayin edilen çıtanın üstüne çıkamaz, engellenir.<br />
Türkiye, Birinci Dünya Savaşından sonra sorunlar yumağı haline getirilen bu bölgede yaşamak zorunda, yaşarken de kendi bekası için bölge istikrarına katkıda bulunmak durumundadır. Ortadoğu önemlidir, kaynaklık ettiği doğrudan ve dolaylı sorunlar ile güvenlik ve ekonomik kazanımlar nedeniyle önemli bir bölgedir.<br />
Türkiye’nin Suriye ile su, Hatay ve teröre verdiği destek; Irak ile su, Kuzey Irak’taki otorite boşluğu ve Türk azınlığı ile teröre verdiği destek; İran ile siyasal İslam ihracı ve teröre destek ile örtülü bir bölgesel rekabet; Kıbrıs ve Ege sorunları nedeniyle Yunanistan ile anlaşmazlık ve sorunları vardır. Kafkasya’da Azerbaycan ile sorunları, teröre desteği ve sözde Ermeni soykırım iddiaları nedenleriyle Ermenistan ile problemleri vardır.<br />
Ortadoğu’da İkinci Dünya Savaşını takiben günümüze kadar geniş çapta Arap-İsrail savaşları yaşanmış halende düşük yoğunlukta devam etmektedir. Ortadoğu’nun dünya tarihine sunduğu tek istikrar, istikrarsızlıktır.<br />
Türkiye’nin jeopolitiğinin ve jeostratejisinin şekillenmesinde Ortadoğu’nun payı önemlidir.<br />
4. Avrasya’daki Yeni Jeopolitik Koşullarda Türkiye’nin Konumu ve Seçenekleri<br />
Türkiye, üç kıtanın (Asya, Avrupa ve Afrika) teşkil ettiği “Dünya Adası”nın menteşesi durumundadır. Aynı zamanda bu menteşeyi açan ve kapatan bir kilit ve anahtar değerindedir. Bu üç kıtanın iç denizleri olan Akdeniz ve Karadeniz’i birbirine bağlar. Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’yu birleştirir ve ayırır. Bu coğrafi konum dünyada ve bölgede oluşabilecek her türlü güç yapısına göre büyük bir değer taşır .<br />
Bu coğrafi konum ve beşeri değerlerle oluşan ülke jeopolitik gücü dünya ve bölge güçleri ile birlikte değerlendirildiği ve yorumlandığı zaman Türkiye’nin Jeopolitik konumu belirlenmiş olur .<br />
Büyük ölçüde coğrafi bütünlüğe sahip Anadolu Yarımadası; Balkan Yarımadası, Kafkaslar, İran, Arap Yarımadası ile çevrelenmiştir. Anadolu Yarımadası bu konumu ile bu coğrafyanın kalesi ve Dünya Adasının merkezi görünümündedir. Doğu-Batı ve Güney-Kuzey istikametlerindeki her türlü girişimi bloke eder veya yolunu açar.<br />
Türkiye; ABD, Rusya ve AB gibi güç odaklarının çıkarlarının yol kavşağında, politikalarının güzergahı üzerindedir. Hatta zaman zaman bu politikaların hedefi veya hareket noktası olabilmektedir .<br />
Türkiye coğrafyası, NATO sorumluluk alanı dışında kalan Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya bölgelerinde Batı çıkarlarına vaki olabilecek tehditlere, istenmeyen değişimlere müdahale için en yakın ve en uygun bir harekat platformu teşkil eder.<br />
Türkiye coğrafyası üzerinde her anlamda ve her alanda zayıf toplumlarını yaşama şansı yoktur. Bir bölge devleti durumunda olan ve evrensel genişlikte etkinlik arayan Türkiye çok duyarlı bir konumdadır .<br />
Türkiye coğrafyasında ancak güçlü, üniter, ulus devletler yaşayabilir.<br />
Türkiye çok zaman gücü ve dünyadaki, bölgesindeki yerinin önemi konusunda gerçeğe uygun bir değerlendirme içinde olmamış, sahip olduğu değerlerin ve gücün idrakine ulaşamamıştır.<br />
Yüzyıllardır üstü örtülen bir Türk Dünyası, kültürünün bütün özellikleriyle gün ışığına çıkıyor. Bu kültürü küller arasında, baskılar altında uzun süre koruyanlara, yaratıcılarına bugünkü ve bütün dünyadaki Türk kuşaklarının borçları, sorumlulukları vardır .<br />
“Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek demek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür.... İnanç bir köprüdür.... Tarih bir köprüdür.... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz.”<br />
Büyük Atatürk’ün yukarıdaki vasiyeti; yerine getirilecek bir borçtur. Mevcut şartlar, bu borcun ödenmesi için eşsiz tarihi bir fırsat sunmaktadır Türk Dünyasına....<br />
Atatürk, “kültürümüzü çağdaş uygarlığın üstüne çıkaracağız” derken kökümüzle bağlarımızı keserek başka diyarlarda kültür arayışını öngörmüyor.<br />
Atatürk, “egemenlik hiçbir mana, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve belirtide ortaklık kabul etmez” ve yine “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” derken, önemli gelişmelerin millete sorulması gerektiğine inanmak yanlış olmaz.<br />
Türkiye bugünkü jeopolitik olguyu dışlayamaz. Jeopolitik verileri dikkate almadan, günlük heves, günlük çıkar ve günlük politikalarla ulusal, bölgesel ve evrensel politikalar şekillendirilemez .<br />
Türkiye’nin çevresinde ve Avrasya’da oluşan yeni jeopolitik ortam, bölgesel boyutta Türkiye’nin güvenliği bakımından daha elverişsiz koşullar getirdiği gibi özellikle Kafkasya’da ve Orta Asya’da bir dereceye kadar da Ortadoğu ve Balkanlar’da Türkiye’nin rolünün artırmasına ve milli çıkarların geliştirilmesine olanak sağlayan yeni imkanlar ortaya çıkarmıştır. <br />
Türkiye’nin bu yeni duruma adapte olması için harcadığı çabaların geniş ölçüde kösteklendiğini söyleyebiliriz. Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan sorunları ve anlaşmazlığı, bölücü terör, diğer komşularla zaman zaman abartılan sorunlar, içeride son yıllarda hükümetlerin enerjisini tüketen siyasi açmazlar, tutarlı ve etkin bir dış politika ve kapsamlı bir strateji geliştirilmesini engellemiştir.<br />
21. yüzyıl, küresel düşlerin kurulacağı bir yüzyıldır. Gelecek yeniden düşünülmek zorundadır; politika, uluslararası ilişkiler, iş yönetimi, rekabet, kontrol, liderlik, pazarlama, güvenlik stratejileri ve gereken alanlarda yeniden yapılanmalar....<br />
Kürselleşmeyi, sayıları üçyüz civarında olan ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda ve İsviçre merkezli dev şirketler gerçekleştirmektedirler. Uluslararası bu dev şirketler, şirket evlilikleriyle sürekli büyümekte ve bunun doğal sonucu olarak da siyasi iktidarların yerini alma veya en azından isteklerini dikte ettirme stratejilerini geliştirmektedirler.<br />
Bazı liberal düşünürler ulus devletin ortadan kalkacağını öne sürerken; daha ciddi stratejistler ise ulus devletin yok olmayacağını, tam tersine daha da güçlü olarak milliyetçi bir kurum olacaklardır tezini ortaya koymaktadırlar.<br />
20. yüzyılın en belirgin özelliği, demokrasinin; endüstrileşmiş, bilimde gelişmiş, eğitim ve sağlık sorunlarını çözmüş ve zenginleşmiş sosyal devleti kuran ülkelerde yerleşmiş olmasıdır. Eğer bu bir şablonsa ve doğruluğu kabul edilirse gelişmekte olan ülkelerin fazla şansları yok demektir .<br />
21. yüzyılda da en önemli sermaye nitelikli insan olacaktır. Bilgi çağının lideri, liderlerin lideri olabilecek yetenek ve donamındaki insandır. Eğer bu lideri yaratacak sistemi kuramazsak, 2025 yılı sonrasını da unutmak zorundayız.<br />
Soğuk Savaş döneminde uluslararası ilişkilerin basit şeması; dış politika hedeflerinin seçilmesi ve geçerli bir politika üretilmesi belki derin araştırmalar ve entelektüel gayret gerektirmiyordu. Bugün durum tamamen farklıdır ve bu yönde çalışmalar ve etüdler yeterli değildir. Özel sektör zaman zaman bazı değerli araştırmalar yaptırmaktadır, fakat bunların odak noktası daha çok ekonomiktir. Siyasi, sosyo-kültürel ve teknolojik çalışmalarla desteklenmesi önemlidir. Daha doğrusu milli gücü oluşturan bütün alanlarda, uzun vadeli, stratejik seviyede ve mümkün oldukça bağımsız araştırmalar yapılması zorunludur. Yetkili makamlara sunulacak dış politika ile ilgili önerilerin tutarlı olmasını sağlayacak bir mekanizma, özellikle zamanımızda daha da gereklidir. Kendi bireysel ve günlük algılamalarına göre karar veren ve bu kararları uygulamaya koyan kurumların varlığı ve yapılan hatalarla yetersizlikler sık sık görülmektedir.<br />
Soğuk Savaş sonrası gelişmeler ve coğrafi konumu, Türkiye’nin çok yönlü, çok seçenekli, uzun vadeli, aşamalı ve özellikle bağımsız politikalar üretmesini ve uygulamasını dikte ettirmektedir.<br />
Köklü bir devlet anlayışı, girişimci ve seçkin kadrolu bir özel sektör, dinamik ve genç bir nüfus, bölgesel ve evrensel ufku olan Türk toplumu daha cesur ve daha bağımsız politikalar bekliyor.<br />
Türkiye’nin ilişkilerinin yoğunluğu, coğrafi konumu ve tarihi gelişim bakımından Avrupa Birliği ile entegrasyonu amacı doğal karşılanmalıdır. Avrupa Birliği üyeliği Türkiye’nin KEİB, D-8, ECO ve Ortadoğuda meydana gelebilecek oluşumlarda ilişkilerine ve aktivitesine engel teşkil etmemelidir.<br />
AB’ne tam üyelik için Kıbrıs sorunu, insan hakları veya Güneydoğu sorunu gerçekçi engeller değildir. Bu itirazlar tamamen bahanedir. İngiltere için İRA, İspanya için BASK, Yunanistan için KIBRIS sorunları engel olmamıştır.<br />
Ancak, Türkiye’de mevcut enflasyon, mali disiplin noksanlığı ve Türkiye’nin nüfus büyüklüğü özlü birer engeldir .<br />
Öte yandan AB’nin üniter bir Türk devletine ne içinde ne de dışında sıcak bakmadığı da bilinmektedir.<br />
Demokratikleşme, insan hakları ile ilgili noksanlarımız, ekonomideki sıkıntılarımız; AB istediği için değil, kendi halkımızın ve insanımızın onuru için, refahı için çözümleyeceğimiz sorunlarımızdır. Ve çözümlemek zorundayız.<br />
Sorunlarımız var diye bize “sömürge valisi” gibi davranılmasına, tepeden bakılmasına, hakir görülmemize tahammül edemeyeceğimiz de bilinmelidir.<br />
Avrupa Birliğine eşit şartlarda, başımız dik olarak girmeliyiz, ancak biz gerekli hazırlığı yapmadık.<br />
38 yıllık bir proje olarak uzun yıllar verilen bir mücadeleye rağmen eşit şartlarda AB üyeliğinin gerçekleşeceğini beklemek ve bunu umut etmek Türkiye’yi yoracaktır.<br />
Avrupa Birliğinin Türkiye’den başlıca iki beklentisi vardır. Birincisi Türkiye’yi sürekli bir pazar olarak kullanmaktı. Bunu da, bayram yaparcasına, hiç bir şey almadan, altın tepsi içinde, Gümrük Birliği Anlaşması ile, kendi ellerimizle güle oynaya sunduk. İkincisi de Güneydoğu Avrupa bölgesine yönelik, muhtemel tehdide karşı güvenlik endişesidir ki, bu da nasıl olsa NATO üyesi olan Türkiye tarafından karşılanmaktadır. Bu Avrupa’nın bilinen bencilliğidir. En büyük yanılgısı ise doğusundadır ve yanıldığını görmek için çeyrek yüzyıl beklenmesine gerek kalmayacaktır.<br />
Bir AB üyeliği gerçekleşecektir, ancak bu üyelik eşit şartlarla beklediğimiz üyelik değil, AB dışında fakat ilişkilerimize standart getirecek AB-Türkiye İttifakı şeklinde bir uzlaşma olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Hatta bu düzenlemeye bir nevi “Konfederasyon” da denilebilir.<br />
Türkiye oyalanmak suretiyle zaman kaybetmemelidir. Kendi ev ödevine iyi çalışmalı, “AB olmazsa olmaz” şartlanmasından kurtulmalıdır. Bu şartlanma bizi körleştiriyor, çevremizi görmeyi engelliyor. Avrupa ile iyi ilişkiler sürdürülürken, paralelinde Türk Dünyası ve komşularımızla ilişkilerimizi geliştirecek politika ve stratejiler üretmeliyiz.<br />
Kafkasya, Orta Asya ve hatta Balkanlardaki gelişmeler nedeniyle Türk-Rus ilişkilerinin idaresi daha zor ve daha duyarlı olmuştur. İlişkilerde ekonomik alanda önemli aşama kaydederken, siyasal alanda zaman zaman ciddi gerginlikler olmaktadır. Bugün Rusya ile ilişkiler sadece güvenlik ve ekonomik çıkarlar açısından değil, fakat Kafkasya ve Orta Asya politikalarımızın gerçekten verimli olması açısından önem taşımaktadır .<br />
Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerde öncelik kültürel ve ekonomik alanlarda olmalı aşırı milliyetçi tavırlardan kaçınılmalıdır. Bu Cumhuriyetlerin Rusya, Çin veya İran’ın nüfuzu altına girmemeleri Türkiye için hayatidir.<br />
İran ile ilişkilerimiz sadece Orta Asya nedeni ile değil, Ortadoğu’daki denge ve olası gelişmeler nedeni ile önemlidir. İran’ın bugün içinde bulunduğu ve uzun sürmeyecek olan nisbi yalnızlığından istifade ederek ilişkilerimizi ortak çıkarlarımıza uygun bir düzeye çıkartmakta yarar vardır .<br />
İsrail ile ortak siyasal çıkarlarımız ve güvenlik kaygılarımız şüphesiz vardır. Dostluk ve işbirliği ilişkileri kurmamız ve bunları geliştirmemiz doğal karşılanmalıdır. Bununla beraber İsrail ile ilişkilerimizde ihtiyatlı davranmakta, yanlış anlaşılabilecek veya yorumlanabilecek hareketlerden kaçınmakta yarar vardır .<br />
Uzun vadede Ortadoğu’daki Arap ülkeleri ile ilişkilerimizin daha ağırlıklı olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.<br />
Ortadoğu’daki en çetin sorun Suriye ile ilişkilerdir. Bölücü teröre verdiği destek iki ülke arasındaki ilişkileri azami derecede gerginleştirmiştir. Ekim 1998’de Şam’daki PKK örgütü elebaşısını nihayet Suriye dışına çıkarmakla olumlu bir tavır sergileyen Suriye yönetimi tansiyonun düşmesini sağlamıştır. Ancak Suriye’nin Türkiye’den toprak talebi, su sorunu, Büyük Suriye hayali, iki ülke arasındaki ilişkileri olumlu bir noktaya getirmeyi daha uzun bir süre geciktirebilecektir.<br />
Yunanistan’la olan sorunlar; Kıbrıs, Ege sorunları (Kıta Sahanlığı, Kara Suları, Hava Sahası, Ege adalarının silahlandırılması aidiyeti belli olmayan adalar) ve Batı Trakya Türk azınlığı olmak üzere birbiri içine girmiş sorunlardır. Ayrıca Yunanistan’ın PKK terör örgütüne verdiği destek, Ermenistan ve Suriye’yi Türkiye’ye karşı kullanma girişimleri, AB üyeliği sürecinde Türkiye’ye karşı olumsuz tavır ve mali yardımları engellemesi iki ülke arasında diyalog kapılarının açılamamasına neden olan tavırlardır. Yunanistan, çözüm istediği takdirde bunlar kolay çözülebilirler ve Ege Denizi bir barış denizi haline getirilebilir. Çözüme giderken iki koşul önemlidir. Güçlü olma ve Avrupa’nın tek taraflı ve haksız destekten vazgeçmesi. <br />
Kaynakça<br />
• AYDOĞAN, O. (1999). Jeopolitiğin Yeni Faktörleri ve Çatışmanın Yeni Boyutları (Makale), Harp Ak. No.Yay.<br />
• AYDOĞAN, M. (1999). Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye, Otopsi Yayınevi,, İstanbul.<br />
• BRZEZINSKI, Z. (1998). Büyük Satranç Tahtası, SABAH Kitapları, İstanbul.<br />
• CELERIER, P. (1980). Jeopolitik ve Jeostrateji, Harp Ak. Yay.<br />
• CÖMERT, S. (2000). Jeopolitik, Jeostrateji ve Strateji, Harp Ak.Yayınları, İstanbul.<br />
• HUNTINGTON, S. (1995). Medeniyetler Çatışması mı? Harp Ak. Bülteni, Sayı 179.<br />
• İLHAN, S. (1971). Jeopolitikten Taktiğe, HAK Yayınları, İstanbul.<br />
• İLHAN S. (1989). Jeopolitik Duyarlılık, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara.<br />
• İLHAN S. (2000). Avrupa Birliğine Neden Hayır?, Ötüken Yay., İstanbul. <br />
• MÜTERCİMLER, E. (2000). 21. Yüzyıl ve Türkiye, Güncel Yayıncılık, İstanbul. <br />
• ÖZKÖRÜKÇÜ, G. (1999). Balkanların Coğrafi Konumu, Sempozyum Bildirisi, Harp Ak. Yayını, İstanbul.<br />
• SİSAV (2000). Dünyadaki Jeopolitik Yönelimler, Ağustos İstanbul.<br />
• TÜRKMEN, İ. (1998). Türkiye’nin Yeni Jeopolitik Ortamı, Konferans, İstanbul.<br />
Jeopolitik sayı 4<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">JEOPOLİTİK VE TÜRKİYE’NİN YER ALDIĞI YENİ JEOPOLİTİK ORTAM</span><br />
<br />
Bu inceleme, ülke ve ittifakların politika ve strateji oluşturmalarında baş rolü oynayan jeopolitik ve jeostrateji kavramlarını açıklamak ve Türkiye’nin günümüz şartlarında yer aldığı jeopolitik ortamı belirlemeyi amaçlamaktadır..<br />
Coğrafya, insanoğluna toprağı, suyu, havayı, beslenme ihtiyaçlarını kısaca her şeyi bahşetmiş bir varlıktır. İnsan da onun değerlerini anlamaya çalışmış, toplumsal yaşam geliştikçe yaşadığı topraklara ve çevresine sahip olma, geliştirme, hatta onu genişletme ve artırma duygusu da gelişme göstermiştir.<br />
Tarih boyunca toplumsal yaşamda ve toplumlararası mücadelelerde coğrafyanın değeri bilinerek hareket edilmişti. İskender, Anibal, Sezar, Cengiz, Attila gibi kıtalararası uzun seferler yapan liderlerin harekete geçmeden önce hedef ülkelerin ve aradaki coğrafi bölgelerin özelliklerini incelemeden ve buna göre hareket istikametlerini tespit etmeden yola çıktıklarını düşünmek çok yanlış olur. Ancak konunun bilimsel bir tarzda ele alınışı yakın tarihlere hemen hemen 20. yüzyıl başlarına rastlamaktadır.<br />
Coğrafi muhiti politikada kullanma sanatı olan Jeopolitik, kavram olarak bu dönemde anlam kazanmaya başlamış ve özellikle iki dünya harbi arasında geliştirilmiştir. Dünya hakimiyeti peşinde koşan veya güçlü kalma uğraşı veren ülkeleri, ortaya attıkları teorilerle etkileyen büyük jeopolitikçiler çoğunlukla bu dönemde yaşamışlardır.<br />
Jeopolitiği tanımlama ve yönlendirmede çatışan düşüncelerin yer aldığı dönemler olmuş ve bu alanda çalışan bilim adamlarını kaygılandıran görüşler ve yönelimler olmuştur. Rus Prof. J.W. Semyenov, en sevdiği çalışma konusunun Almanlarca dejenere edilmesi üzerine görüşlerini iki kelime ile ortaya koymuştur. “Faşist Jeopolitik”. J.De Castro ise “bu kadar çok ihtilaf konusu olan ve nefret edilen bu kelimeye hakiki manası verilmelidir” diyerek endişesini dile getirmektedir. <br />
Jeopolitik yeni ve genç bir bilim dalı sayılabilir. Hatta oluşumu ve gelişimini tamamlayıp temeline oturduğu bile söylenemez. Bu nedenle, Dr. Erich Obest, “Jeopolitik iyice öğrenilmeden meşgul olunursa tehlikeli yolların ve polemiklerin açılmasına neden olunur. Jeopolitik devletin coğrafi vicdanı olmak ister” diyerek kaygılarını dile getirme ihtiyacını duymaktadır. İyi bilmemenin ötesinde, günümüzde aşırı uçlarda gezinen bazı bilim adamlarının jeopolitiği kullanarak (bilhassa sosyo-kültürel alanda) büyük çaptaki çatışmalara zemin yaratmaya çalışmakta, etnik gruplar yaratarak veya mevcutları kaşı(Zeker) ülkelerin parçalara bölünmesine gayret etmektedirler.<br />
Jeopolitik hükmetme görüşüdür, hükmetme ve iktidar olma bilimidir.<br />
İnsan sosyal zirveye yakınlaştıkça jeopolitiğin anlamını, yararlarını kavramaya çalışır. Jeopolitik, üst düzey siyasetçilerin bilimidir. Günümüzün devlet adamları ve askerleri jeopolitiği iyi bilmek ve anlamak zorundadırlar.<br />
Pierre Célérier bu zorunluluğu şöyle ifade etmektedir.<br />
“Komutan ve devlet adamı birbirleriyle uyum içinde, öyle ki bazen tek bir fert halinde olmalıdırlar. Bunlar, Jeopolitik ve Jeostrateji olarak adlandıracağımız kendilerini ilgilendiren sahalara tatbik edilen modern coğrafyanın kavramlarında buluşur ve anlaşırlar”.<br />
2. Jeopolitiğin Tarihi Gelişimi<br />
İnsanın fiziki çevresi ve davranışları arasındaki çevresel münasebetlerin araştırılması çok eski dönemlere kadar gitmektedir. Eski Yunanlılar, toplum ile coğrafya arasındaki ilişkilerle ilgilenmişler; Herodot (M.Ö. 485-425), Eflatun (M.Ö. 427-347) devlet ile o devletin üzerinde yaşadığı arazinin ilişkilerini incelemişlerdir.<br />
Aristo (M.Ö. 384-322), içinde yaşadığı Atina şehrinin özelliklerinden cesaret alarak bir ülkenin büyüyüp gelişmesi için, muhtemel dış saldırılardan tepeler ve dağlarla korunmuş olması ve denizaşırı ticaretten azami istifade için iyi bir limana yakın bulunması gerektiğini ileri sürmekte idi.<br />
Strabo (M.Ö.63-M.S.24), devletlerin kültürel ve politik faaliyetleri ile üzerinde yaşadıkları araziler arasındaki ilişkileri belirtmeye çalışmış ve Roma İmparatorluğu’nu inceleyerek “Coğrafya” isimli kitabında, büyük bir politik yapının, sağlam bir merkezi hükümete ve mekanizmanın düzgün işlemesi için de yetkilerin bir kişide toplanması gerektiği sonucuna varmıştı. Bu noktadan hareketle mükemmel coğrafi mevkii, iklimi ve kaynakları dikkate alındığında, İtalya’nın böyle güçlü bir devlet olabileceğini ileri sürmüştü.<br />
Roma İmparatoru Jul Sezar (M.Ö.100-44)’ın coğrafi unsurların ülke fetihlerine olan etkilerini çok iyi incelediği bilinmektedir ve yaptığı muharebeleri kazanmasının en önemli sebeplerinden birisinin de coğrafyaya değer vermesidir denilebilir. "Galya Savaşları” isimli kitabında, coğrafya ile siyaset ve strateji arasında önemli ilişkiler bulunduğunu öne sürmüştür.<br />
Büyük İslam düşünürü İbni Haldun (1332-1406) “Mukaddime” adlı ünlü eserinde, esas temaları olan “Toplum” ve “Uygarlık” için belirtmiş olduğu üç temel koşulu; yaşamı sürdürmek için gerekli maddelerin üretimi, toplumsal dayanışma ve dış tehditlere karşı savunma olarak özetlemektedir. <br />
İbni Haldun, devletlerin doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü dayanışma yoğunluğu açısından açıklamaktadır. O’na göre devlet üç evrim aşamasından geçer. Birinci safhada, kabile dayanışmasının yarattığı güçlü ve canlı bir bütünlük, dostluk duygusu ve dayanışma mevcuttur. Yöneticiler ve yönetilenler arasında gaye ve fikir birliği vardır. Bireyler gruba azami istekle katılırlar. İkinci safhada refah yavaş yavaş yerleşir lüks yaşama yönelme başlar, dayanışma zayıflamaya başlar ve otoriter yönetim güçlenir. Dayanışmanın gayesi egemenlik olur. Üçüncü safhada, büyük bir lüks göze çarpar, güç ve yetkiler en üst kademede toplanır. Yöneticiler ile yönetilenler birbirine yabancılaşır. Vatandaşın mali yükü artar. Grup dayanışması önemini kaybeder. Birbirleriyle çatışan ayrı dayanışma grupları oluşur. Bu safhada devlet iç ayaklanmalara ve dış saldırılara karşı hassas hale gelir. Temel kanun ve kurumların zamanında düzeltilmesi devlete taze bir soluk kazandırabilir. Ancak devletin sonu ertelense de süresiz olarak önlenemez .<br />
Coğrafya konusundaki büyük katkısı fiziki coğrafya ile tarihin ilişkisine yönelmiş olmasıdır. İbni Haldun sayesinde fiziki, sosyal ve ekonomik coğrafya, sosyoloji, ekonomi ve siyasi tarihle birleşerek “Jeopolitik” adı verilen ve senteze dayanan yeni bir bilim dalı ortaya çıkmıştır .<br />
Hiç şüphesiz, dünyanın çeşitli bölgeleri daha ilk çağlardan beri, hesaplı yayılmalara sahne olmuştur ve Akdeniz havzası bunun tipik bir örneğidir.<br />
Gerçekte, büyük keşifler sonucunda bütün dünyaya yayılan rekabetin sertliği 15. yüzyılda coğrafi temellere dayanan bir bütünleşmeye meydan vermiştir. Politika, ancak 17. yüzyıl sonlarına doğru modern coğrafyanın kapsadığı unsurlara değer verip bunlara dayanmaya başlamıştır.<br />
Keşifler, müstemlekelerdeki canlılıklar, ticari gelişmeler, ilim, teknik ve sanattaki ilerlemeler, artık bir din faktörü yerine materyalizm noktai nazarının hakim olmasını sağlamıştır. Tabii Sınırlar Tezi ile Kardinal Richelieu (1585-1642), Hayat Sahası Tezi ile Friedrich List politika ile coğrafyayı birbirine bağlayan anlayışı sergilemiştir.<br />
Monteskiyö (1689-1775)’nün “L’Esprit de Lois-Kanunların Ruhu” adlı eserinin bütün gelişmeler üzerindeki etkisi büyük olmuştur. Monteskiyö, herhangi bir coğrafi alanın iklimine önem vermiş ve bu yerlerde oturan insanların karakterlerini oturdukları yerin iklimi ile mütalaa etmiştir. Öyle ki, “Bir Moskova’lıyı his sahibi yapabilmek için derisini kazımak gerekir” diyecek kadar iklim ve insan etkileşiminin üzerinde durmuştur. Asya’nın topoğrafik yapısı, büyük ve yeknesak imparatorlukların, Avrupa’nınki ise küçük topraklı devletlerin teşekkülüne imkan verdiği yorumunu yapıyor, keza ticaret ve bunun tabii neticesinin barışı sağladığına değiniyor.<br />
Bu dönemde “Siyasi Coğrafya” kavramı, Turgot’ın “La Geographie Politique” başlıklı bir yazısı ile literatürde yerini almıştır. Siyasi coğrafyanın ayrı bir bilim dalı olduğunu ilk olarak ortaya atan Emanuel Kant (1724-1804), “siyasi coğrafyanın babası” ünvanını bu husustaki görüşleriyle kazanmıştır. Hatta Kant, modern coğrafyanın kurucusu olarak tanınır.<br />
18. yüzyıl, bilginin hızla geliştiği ve bu bilgilerin mantıki bir şekilde tasnife tabi tutulduğu dönemdir. Coğrafya kendi kendini idrak ve organize eder. Coğrafyanın adından sık sık bahsedilir ve en çok ilgi çeken konulardan biri olan politika hakkında büyük fikir tartışmaları yapılır. Burada “Coğrafya” onurlu bir mevki işgal eder. Ve nihayet tabiat kanunlarını coğrafya ile politika arasındaki münasebetlere tatbik etmeye teşvik eder .<br />
19. yüzyıl sınırlı bir romantizmin yanında harika bir şekilde geliştiği kadar da kendini kabul ettiren ilmin neticeleri, hemen hemen bütün sahalara hakim olmaya başlamıştır. Bu devir endüstriyel kalkınmanın hem maddi hem de insani yönden dünyayı sarsmaya başladığı devirdir. Coğrafya yeni bir değer ve daha önemli bir mevki kazanırken metotları, doğrudan doğruya, yeni fikir cereyanlarının tesiri altında kalırlar. Politika, ekonomi ve sosyal organizasyon, en azından başlangıçlarını ve temayüllerini coğrafyaya sorarlar ve kendi hareket doktrinlerini kurmak için diğer unsurlarla tamamlamak üzere coğrafyada yeni unsurlar ararlar.<br />
Modern coğrafya bu şekilde doğdu. Dallarından bir tanesi fevkalade bir önemle ortaya çıktı. Çünkü etüt ettiği problemler, aynı zamanda insanlığa yön veren yolları telkin eden; muğlak, hareketli ve insanlığı ilgilendiren problemlerdir. Bu “Politik Coğrafya”dır, yahut, ihtisas biraz daha genişletilirse “Jeopolitik”tir.<br />
Çağdaş jeopolitiğin başlangıcı olarak Alman Coğrafyacı ve antropolog Friedrich Ratzel (1844-1904)’in 1897’de yayınlanan “Politische Geograhie-Siyasi Cografya” adlı eserindeki fikir ve yorumları gösterilir.<br />
Ratzel’e göre siyasi coğrafya mükemmel haritalar yapmakta ve ülkeleri tanımak için yeni bilgiler getirmekte, havanın, nüfusun, iklimin etkilerini yeterli bir şekilde açıklamakta ise de, siyasi ilimler üzerinde tatmin edici bir duruma ulaşamadığından cansız ve sade kalmaktadır. O halde coğrafya, siyasi ilimleri de yine kendi sahasında işleyerek ancak Siyasi Coğrafyayı statik olmaktan kurtaracak ve ona bir hayat ve canlılık kazandıracaktır .<br />
Ratzel, kitabını 1903’de, “Siyasi Coğrafya veya Devletler, Ulaştırma ve Savaş Coğrafyası” adıyla genişleterek yayınladı. Mekân fikrinin tarihte kaybolmadığına işaret ederek, “vaktiyle bir birlik ifade eden mekân, parçalanmış olsa dahi, o mekân fikri yahut mekân duygusu asırlarca yaşar ve günün birinde siyasi bir fikir olarak tekrar hayat bulabilir” diyordu.<br />
Ratzel, siyasi güç olarak teşkilatlanmış bir toplumun bulunduğu fiziki ortamla münasebeti hakkında genel bir teoriye varmak istiyordu. Teorisini önce coğrafyanın politikaya sunduğu iki temel unsura dayandırıyordu. Genişlik, fiziki özellikler, iklim vb. ile tayin edilmiş “mekan-raum”; mekânın yeryüzündeki vaziyetini tayin eden ve münasebetlerinin bir kısmını yöneten “konum”. İnsanın müdahalesi, tabiata bir dinamizm vermek ve onu organize etmekteki tabii istidadı demek olan “mekân duygusu-raumsinn” tarafından yönetilir düşüncesi ve bir milletin işgal ettiği saha miktarı ve haritadaki uygun konumu, o milletin siyasetini tespite yeter olmadığını takdir ederek, felsefesine bu üçüncü unsuru ilave etmişti.<br />
Topluluklar az çok istidatlıdırlar, öyleyse komuta ve organize etmeye, yani idare etmeye ve diğerleri üzerinde hakkı olmaya az veya çok tayin edilmişlerdir. Bu kabiliyetler zayıflayabilirler ve hatta kaybolabilirler, fakat yetiştirilip kuvvetlendirilebilirler de.... Görülüyor ki Ratzel ırkçılık anlayışından uzak değildir .<br />
Ratzel, devletin coğrafi ve politik yapılarını biyolojik organizmalara benzeten fikirleriyle kendisinden sonra “Hayat Alanı – Rebensraum” adıyla gelişecek Alman Jeopolitik Ekolü’nün temellerini atmıştır.<br />
Ratzel, devletler arasındaki sınırlara geçici işaretler gözüyle bakıyordu. Sonunda dünya hakimiyeti için muazzam bir mücadeleye girecek olan bir kaç güçlü devletin ortaya çıkmasına sebep olacak şekilde, küçük politik bölgeler, daha büyükleri tarafından eritilecektir. 1930’larda Ratzel’in fikirleri Nazi Almanyası’nın “Lebensraum”u ele geçirmesini, ilerlemelerini ve tabii kanunlara uygun olarak mukavemet edilemez genişlemesinin ilham kaynağı olmuştu.<br />
Rudolf Kjellen (1864-1922), 1916 yılında yazdığı “Bir Hayat Şekli Olarak Devlet” adlı eserinde, yaşayan bir organizmaya benzettiği devletin beş aktif unsurunu “Sosyopolitik, Ekonopolitik, Kratopolitik, Demopolitik ve Geopolitik” olarak adlandırmış ve böylece JEOPOLİTİK terimi doğmuştur.<br />
Kjellen, Ratzel’in fikirlerini ifrat derecesine götürerek ve 19. yüzyıl Alman filozoflarına karşı aynı şekilde hareket ederek Birinci Dünya Harbi sıralarında Alman ekolüne yeni bir hareket vermiştir. İlk defa “Jeopolitik” adı altında devleti bir şahısa benzeterek, her ikisinin de organlarını kıyaslamak suretiyle devletlere davranışlarında, insanlara benzer davranışlar vererek bir doktrin vazetmiştir. Nihayet Alman ırkının üstünlük ve “Raumsinn”e olan kabiliyet tezini kuvvetlendirdi ve böyle bir ekolün başına geçecek Karl Haushoffer’i buldu. General ve profesör, asker ve politikacı Haushoffer, milli çapta ve Nazi idareciler tarafından şevkle teyit edilen politik ve ilmi bir doktrin lanse etmek için gerekli niteliklere sahipti. Ratzel ve Kjellen’den daha ileri giderek yabancı referanslarla tezini kuvvetlendirme hünerini gösterdi. Mackinder’in “Kalpgâh”ını biraz daha batıya oynatarak onun fikirlerini Almanlar için kullandı.<br />
Fransız Vidal de La Blanche, Alman Jeopolitik Ekolü’nün aksine, olayların sadece müşahade ve sınıflandırılmasında kalmayarak daima coğrafi olayların izahını aramıştır. Devleti bir canlı organizma değil, “Kültürel ve Ulusal Bir Varlık” olarak kabul eder. Politikaya insan unsurunun hakim olduğu görüşündedir, bu nedenle coğrafi determinizme karşıdır. Coğrafi olaylar bir akışkanlığa sahip olup değişirler. Bu Vidal’in getirdiği önemli bir kavramdır.<br />
İngiliz Jeopolitik Ekolü’nün temsilcisi Sir Halford Mackinder (1861-1947) bir coğrafyacıdır. Mackinder, dünya coğrafyasına politik ve özellikle dünya hakimiyeti açısından değerlendirme çalışmasına girmiş ve bu çalışmaları ile “Kara Hakimiyet Teorisi”ni geliştirmiştir.<br />
Mackinder’in coğrafyayı devlet idaresi için bir yardımcı olarak kullanmayı ileri sürmesine karşılık, Kjellen Coğrafyaya dayalı bir devlet idaresi sistemi formüle etmiştir.<br />
Mackinder, yeryüzünde bir tek büyük kara parçasının olduğunu kabul eder. “Dünya Adası-World Island” adını verdiği Avrupa-Asya-Afrika kıtalarıdır. Rusya’nın bulunduğu orta bölge “Heartland-Kalpgah”tır.<br />
Mackinder, üç aşamada hudutlarını geliştirdiği Heartland ile meşhur formülünü ifade eder.<br />
“Doğu Avrupa’yı elinde tutan Heartland’e egemen olur, Heartland’i elinde tutan Dünya Adasına egemen olur, dünyanın bu adasını elinde tutan dünyaya egemen olur.” <br />
Böyle bir kara parçasına sahip tek devlet Rusya’dır ve dünya hegemanyasını elde etmesine mani olunmak isteniyorsa onun açık denizlere çıkmasına müsaade edilmemelidir. Bu netice, Soğuk Savaş Dönemi boyunca aktüel kalmıştır. Bugün ise, Rusya, Bağımsız Devletler Topluluğu’nda istediği ölçülerde entegrasyon sağlayabildiği takdirde formülün aktüel kalmasını devam ettirebilir.<br />
Amerika’da Amiral Alfred Thayer Mahan (1841-1914), 1890’da yayımlanan “Deniz Kuvvetlerinin Tarihe Etkisi” adlı eseriyle “Deniz Hakimiyet Teorisi”nin esaslarını ortaya koymuştur.<br />
19. Yüzyılda endüstri devrimi sonucu bir yandan yeni keşifler yapılmış, diğer yandan ekonomik ilişkiler büyümüştür. Ham madde arayışı ve yeni ürünlerin pazarlanması ihtiyacı, deniz yollarının önemini artırmış, gelişen teknoloji ile mesafeler kısalmıştır. Tarihi ipek yolu önemini kaybederken, Mahan’ın “Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur” tezi tesadüfen ortaya çıkmamıştır.<br />
Amerikan Jeopolitik Ekolünün gelişmesi özellikle Prof. Nicolas Spykman (1893-1943)’le başlar. Spykman, 1942’de yayımlanan “Dünya Politikasında Amerikan Stratejisi” ve ölümünü müteakip 1944’de yayımlanan “Sulhün Coğrafyası” adlı iki önemli eseriyle jeopolitiği Amerikan milli güvenlik politika ve stratejisinin dayanacağı coğrafi esasları ve yaptığı dünya coğrafyası değerlendirmesi ile de “Kenar Kuşak Teorisi – Rimland”i ortaya koymuştur. <br />
Spykman bu teori ile aslında Mackinder’in Kara Hakimiyet Teorisine cevap vermekte ve Sovyetleri Asya’nın merkezi bölgesinde tutacak ve denizlere çıkışını çok büyük ölçüde engelliyecek politika ve stratejileri ön plana çıkarmaktadır.<br />
ABD’nin güvenlik stratejisinin oluşumunda benimsediği Kenar Kuşak ve Deniz Hakimiyet Teorileri günümüze kadar aktüelliğini devam ettirmişlerdir.<br />
Günümüze doğru yaklaştıkça jeopolitik ve jeostrateji, uluslararası ilişkiler ve güvenlik alanlarında daha fazla yer almakta ve çok kullanılan kavramlar olmaktadırlar. SSCB’nin dağılmasını müteakip gerek siyaset bilimciler gerekse konu üzerinde çalışan askerler ve düşünürlerin günümüz problemlerine yaklaşımlarında daha radikal görüntüler ortaya koydukları ve geleceğe yönelik değerlendirmelerde yoğunlaştıkları görülmektedir.<br />
Pascal Boniface, Jeopolitik ve Jeostrateji kavramları arasındaki farkı açıklarken, jeostratejiyi daha ziyade güvenlik ve savunma konuları ile ilgili kullanmakta, jeopolitiği ise uluslararası ilişkilerde tarafların genel yaklaşımlarını ortaya koyan, ilgili aktörlerin satranç hamlelerini analiz etmeye yarayan bir sistem yaklaşımı olarak açıklamaktadır. Boniface haklı olarak fiziki coğrafyanın, devletlerin politikası üzerinde yakın etkisini jeopolitik olarak tanımlamak gerektiğini ifade etmektedir.<br />
Yves Lacoste, 1993’te yayınladığı “Jeopolitik Sözlük”te insanoğlunun on yıllar boyunca ekonomiyi merkeze koyarak düşünmeye alıştırıldığını ve artık çatışmaların karmaşıklığını ve dünyayı başka türlü görmek gerektiğini ifade etmektedir. Günümüzde Jeopolitik teorilerden ziyade “Jeopolitik Problemler” olduğunu ve bu problemlerin olabildiğince objektif olarak sergilenmesi gerektiğini ve bu maksatla yegane yöntemin oyunları, gelişmeleri, birbirine zıt argümanlara sahip güçleri ve liderlikleri olduğu gibi ortaya koymak olduğunu iddia etmektedir. Ortaya konan bu araştırma alanı tarihçileri, coğrafyacıları ve uluslararası ilişkiler uzmanlarını yakından ilgilendirmektedir.<br />
Lacoste’a göre Rusya dışında yaşayan 25 Milyon Rus’un varlığı jeopolitik bir problemdir. Kanada, Avusturya, İspanya ve Fransa’da yaşanan ayrılıkçı hareketler, büyük şehirlerde oluşan gettolar ile göçler ve göçmenlerin durumları İslam ülkelerinde meydana gelen ve fundamentalizmi hedefleyen hareketler, İran ve Arap ülkelerindeki örnekleriyle jeopolitik problemlerdir. Burada Lacoste, 25 milyonluk Rus nüfusunu düşünürken Türkiye ve bağımsız Türk Devletleri dışında yaşayan 50 milyonluk Türk nüfusu görmezden gelmektedir.<br />
Jeopolitik problemleri mevzii, bölgesel, ulusal ve dünya düzeyinde tanımladıktan sonra doğru bir yaklaşımla jeopolitiğin ilgi alanının geçmiş değil bugün olduğunu vurgulamaktadır. Jeopolitiği ulusal sorunlar ve azınlık sorunları etrafında odaklayarak da mikro milliyetçiliği körüklemektedir.<br />
Jacque Attali; güç ve güç olabilmenin şartları üzerinde durmakta, 21. yüzyılın jeopolitiğinin iki şeye sık sıkıya bağlı olacağını ve bunlarında AB ve ABD arasındaki ortaklığın alacağı şekil ile Rusya ve Çin’in pozisyonları olacağını vurgulamaktadır.<br />
Fransız Michel Foucher, yeni uluslararası konjonktür içinde sınırların önemini tartışmaktadır. “Mekânlar, tarihin bir aktörü değil sadece dayanağıdır” diyerek mekânların önemini sorgulamaya açmaktadır. Foucher’e göre bugün jeopolitik, dinamik bir dış politika coğrafyası halini almıştır.<br />
Son dönemlerin ünlü stratejistlerinden Zbigniew Brzezinski’nin eserlerinde, küresel çapta jeopolitik ve jeostratejik açıdan yaptığı değerlendirmeler ilgi çekmektedir. Brzezinski açıkça; “Avrasya’ya egemen olan dünyaya egemen olur” demektedir. <br />
Samuel Huntington 1993’de kaleme aldığı bir incelemede, 21. yüzyıldaki büyük savaşların medeniyetler arasında meydana geleceğini ileri sürerken, karşıt medeniyetlerin de Katolik Dünyası, Ortodoks Dünyası, İslam Dünyası ve Konfüçyen devletler olduğunu belirtmektedir. İleri sürdüğü tezin özeti; 19. yüzyılda devletler, 20. yüzyılda ideolojiler çarpışmıştı, 21. yüzyılda ise kültürler çarpışacaktır.<br />
Huntington bu tezinde 1960’larda Fransız filozof Raymond Aron ve 1940’lı yıllarda İngiliz Arnold Toynbee ile Christophe Rufin’in benzer görüşlerinden de destek almaktadır.<br />
1990’lı yıllarda oluşan jeokültür kavramı Huntington’ın tezi ile jeopolitik tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı. Huntington’a göre dünya dini ve etnik blok teşkillerinin ve çatışmalarının eşiğinde olduğu bir çağa giriyordu. Sınırlar artık ulusal devletleri değil kültür bölgelerini gösterecekti. Geleceğin global politik çatışmaları uygarlıkları birbirinden ayıran çizgiler üzerinde olacaktı.<br />
Rufin bir “Avrupa Kalesi” eğiliminden bahsederken, Huntington benzer şekilde; her kim batıyı bir arada tutmak istiyorsa ülke içinde batılı kültürü sadece muhafaza etmemeli, aynı zamanda batının sınırlarını da tarif etmelidir.<br />
Uluslararası güç mücadelesinde kültür bilinçli olarak bir araç haline getirilmektedir.<br />
Günümüzde uluslararası ilişkilerde ekonomi önemli bir yere sahiptir. Edward Luttwak için Jeokonomi, çatışma mantığının ticari alana taşınmasıdır. Luttwak, “devletler arasındaki eski rekabet şimdi jeokonomi diye adlandırdığım yeni bir biçim aldı” diyerek konuya açıklık kazandırmaktadır.<br />
Karşılıklı ülkeler arası bir rekabetten çok ekonomik bölgelerin jeoekonomik rekabeti ve çatışması söz konusu olmaktadır.<br />
AB, NAFTA, APEC jeoekonomik nedenlerle kurulmuşlardır. Bu oluşumların bir amacı da karşılıklı bağımlılık yoluyla muhtemel çatışmaları önlemeye yöneliktir.<br />
Gelişen pazarlar, ordular ve diplomasinin yerini almaya başlamıştır ve “ekonomik diplomasi”den söz edilmektedir.<br />
Bu ve benzeri söylemler sık sık ifade edilirken, bunun tam tersinin hazırlıklarının bu gelişen pazarlardan geçme olasılığının da dikkatten uzak tutulmaması gerektiğini hatırlatan söylemler de dile getirilmektedir. ABD Dışişleri Bakanı Albright’ın “Yeni ekonomik gruplaşmalar, 21. yüzyılın askeri ittifaklarıdır” sözleri unutulmamalıdır. <br />
Özetle tarihi gelişimine değindiğim jeopolitiğin kronolojik sıra ile birkaç tanımına yer vererek bu bölümü sonuçlandırmak istiyorum.<br />
Kelimenin evrensel olarak kabul edilmiş bir tarifi yoktur ve siyasi coğrafya faktörlerinin objektif bir çalışması ile jeopolitik çevredeki siyasal güç spekülasyonları arasında dikkatli bir analize ihtiyaç vardır.<br />
Kjellen: Jeopolitik, coğrafi teşekkül veya mekân içinde ilmi olarak devletin tetkikidir. Devlet varlığının tabiat kanunları ve insanların davranışları açısından tetkik ve kıymetlendirilmesidir.<br />
Devlet, vasıf ve kabiliyetlerini toprağından, bölgelesinden alan bir canlı organ, sahada tezahür eden bir hayat şeklidir.<br />
Siyasetin gayesi, bu canlı varlığın mahiyetini kavramak, mukavemetli ve ebedi olması için gereken faaliyet ve icraatı sarf etmektir.<br />
Haushofer: Jeopolitik, içinde yaşadığı coğrafi bölgenin ve tarihi gelişmelerin etkisi altında değişen siyasi hayat şeklinin (yani devletin) üzerinde yaşadığı yer ile münasebetidir.<br />
Spykman: Jeopolitik, bir ülkenin güvenlik politikasının coğrafi unsurlara göre planlanmasıdır.<br />
Kieffer: Jeopolitik, bir devletin sosyal, politik, ekonomik, stratejik ve coğrafi unsurlarının, bu devletin dış politikasının tayin ve takibine tatbikidir.<br />
Bu tanımlarda başlangıçtan günümüze doğru; <br />
Kjellen, devletin tetkikini yapmakta, <br />
Haushofer, daha ileri bir tanıma ulaşmakta,<br />
Spykman, jeopolitiği tatbikat sahasına doğru yöneltmekte,<br />
Kieffer ise, jeopolitiğin kapsamını genişletmekte ve uygulamayı ön plana çıkarmaktadır.<br />
Jeopolitiğin hemen yanı başındaki koltukta yer alan ve onun bir türevi olan jeostrateji’yi de tanımlamak gerekir. Çünkü politika ve strateji gibi iki önemli fonksiyondan politikaya yön veren jeopolitik, stratejiye yön veren de jeostratejidir.<br />
Jeostrateji, stratejik açıdan coğrafi unsurların incelenmesini ve stratejik sonuçlar çıkarılmasını kapsar.<br />
Jeostrateji, coğrafya ile strateji arasındaki münasebetlerin ilmidir.<br />
Jeostrateji, jeopolitik çıkarların stratejik yönetimidir.<br />
3. Türkiye’nin Yer Aldığı Yeni Jeopolitik Ortam<br />
Dünyada meydana gelen büyük sosyal olaylar; siyasi, askeri, sosyo-kültürel ve ekonomik alanlara yansır, siyasi coğrafyada değişiklikler yaratır ve mevcut dengelerin bozulmalarına sebep olur. Bozulan dengelerin yeniden tesisi için yeniden şekillenme ve düzenleme arayışları başlar. Bu arayışlar uzun zaman alır, hatta devamlı olduğunu söyleyebiliriz. Her seferinde güçlü ülkelerin/galiplerin öngördüğü şekilde bir düzen oluşturulur ve bu düzen de “Yeni Dünya Düzeni” olarak adlandırılır.<br />
Her “yeni dünya düzeni”, oluşumunu sağlayan güçlerin milli menfaatlerini gerçekleştirecek düzendir. Düzen, güç dengelerini sağlayamamışsa, adil değilse (güç odakları açısından) yeni bir düzeni aratacak büyük olaylar yola çıkıyor demektir.<br />
Soğuk Savaş sonrası kurulan yeni dünya düzeninin geldiği aşamaya bugün “Küreselleşme” deniyor. Küreselleşmenin temelleri; aslında, İkinci Dünya Harbini müteakip atılmaya başlamıştır. IMF ve Dünya Bankası gibi dünya ekonomisinin kontrolünü elinde tutacak oluşumlardan sonra kurulan uluslararası örgütler günümüze kadar küreselleşmenin örgüsünü ve ağını tamamladılar, 1980’den itibaren de ekonominin küresel çapta tam kontrolünü sağlayacak enstrümanların (özelleştirme... gibi) düğmesine basılmaya başlandı.<br />
Ekonomide, kültürel alanda ve politikada küreselleşme / küreselleştirme devam ederken Soğuk Savaşı sona erdiren Sovyetlerin çöküşü, Varşova Paktı’nın dağılması ve komünizmin iflası ile Avrasya’da, daha doğrusu Türkiye’yi çevreleyen jeopolitik koşullarda önemli ve bazı alanlarda köklü değişiklikler oldu.<br />
Bu değişiklik ve gelişmelerin başlıcaları; küresel ve bölgesel boyutlarda yeni kuvvet dengeleri, Rusya'nın toprak kayıpları ve siyasal, ekonomik ve askeri gücünün küçülmesi, Avrupa'da yeni siyasal oluşumlar, Orta Asya ve Kafkaslarda Türkiye ile etnik, tarihi ve kültürel bağları bulunan ülkelerin bağımsızlıklarına kavuşmaları, Balkanlar ve Kafkaslar’daki etnik gerilim ve savaşlar ve Körfez Savaşından beri daha da karmaşık hale gelen Ortadoğu’nun istikrarsız ve belirsiz durumudur.<br />
Diğer bir boyutta ise; küresel alanda mevcut iki kutuplu güç dengesi dengesizliğe dönüştü, ABD’nin müttefiki olan ülkeler Avrasya’da stratejik konumlara sahip ülkeler olarak ABD’nin gücünü artıran faktörler oldu; dünya GSMH’dan %30 pay sahibi olan, özellikle askeri amaçlara uygulanan teknoloji, araştırma ve enformasyon teknolojisi alanlarında ön safta bulunan, iyi ve kötü tarafları ile bütün dünyaya yayılan kültürü ve askeri gücü ile ABD küresel güce ve etkinliğe sahip tek devlet konumuna geldi.<br />
Bir diğer olgu ise; küreselleşmenin temel ögesi olan mal, sermaye hizmetlerin uluslararası dolaşımının serbestleşmesi ve teknolojik ilerlemelerin etkisi ile dünyanın gittikçe daha fazla entegre olmasıdır. Bu gelişmenin Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için avantajları olduğu kadar riskleri de vardır.<br />
Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, Rusya’nın oluşturduğu askeri tehdit uzun bir süre için ortadan kalkmıştır. Rusya’nın içinde bulunduğu bugünkü koşullarda eski SSCB hudutları dışında kuvvete başvurması düşünülemez. Avrupa’da eylem imkanları, NATO’nun genişlemesi ile büsbütün kısıtlanmaktadır. Ancak Kafkasya’da durum farklıdır. Burada Ruslar daha fazla askeri hareket imkanına sahiptir ve bu da yaşanmaktadır. Orta Asya’da ise Rusları engelleyecek bir güvenlik sistemi mevcut değildir.<br />
Balkanlar ve Kafkasya’daki gerginlik ve çatışmalar, Orta Asya’daki istikrarsızlık, Ortadoğu’daki kronik bunalım ve çatışmalar, Türk-Yunan ilişkilerindeki sorunlara iç istikrarsızlıkları ve Batının içinde tortulaşan kinini, hor görmesini ve Haçlı zihniyetiyle oluşturduğu hâlâ bitmeyen “Doğu Sorunu”nu da eklersek Türkiye’nin içeride, batıda, güneyde ve doğuda potansiyel tehlikelerle karşı karşıya olduğu gerçeği kaçınılmazdır.<br />
Türkiye Cumhuriyeti, zor bir coğrafyada yer almaktadır ve uzun vadeli politikalar üretmesi kolay değildir. Çünkü bu politikalar çok yönlü, çok seçenekli ve bağımsız politikalar olmayı gerektirir. Türkiye’nin politika üretiminde yakın çevresi, Avrasya’daki güç odakları ve küresel güç ve aday güçler etkin faktörlerdir. Bu nedenle, Türkiye için seçenekler sunmadan önce, Türkiye’yi çevreleyen coğrafyadaki jeopolitik gelişmeleri ve Avrasya’dan başlayarak ABD, AB Rusya Federasyonu, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya ve Çin’in bölgesel ve Avrasya çapındaki muhtemel politikaları ve stratejileri ile Türkiye’ye bakış açılarına özetle yer verilecektir.<br />
a. Avrasya<br />
Brzezinski, “Avrasya’ya egemen olan dünyaya egemen olur” demektedir.<br />
Avrasya neden önemlidir ve neden bu ölçüde ilgi alanıdır?<br />
Avrasya, dünya tarihini yazan coğrafyadır.<br />
Avrasya, eski ve yeni medeniyetlerin çok büyük kısmına beşiklik yapan topraklardır.<br />
Avrasya, dünya nüfusunun yaklaşık %75’ine sahiptir.<br />
Avrasya, dünya kara kütlesinin %37’sini teşkil eder.<br />
Avrasya, dünya GSMH’nın %60’ına sahiptir.<br />
Avrasya, bilinen dünya enerji kaynaklarının ¾’üne sahiptir.<br />
Avrasya, ekonomik girişimler ve yer altı zenginlikleri bakımından, fiziksel zenginliklerin çoğuna sahiptir.<br />
Avrasya, ABD’den sonra dünyanın 6 büyük ekonomisine sahiptir.<br />
Dünyanın en büyük 6 silah alıcısı Avrasya’dadır.<br />
ABD hariç, dünyanın resmi olarak bilinen tüm nükleer ve gizli nükleer güçleri Avrasya’dadır.<br />
Avrasya, tarihinde bütünüyle barışı hemen hemen, yaşamamış bir coğrafyadır.<br />
Avrasya demek savaş demektir.<br />
Avrasya Jeopolitiği dünya jeopolitiğinin esasıdır.<br />
Avrasya, üzerinde küresel öncelik mücadelesinin sürdürüleceği bir satranç tahtasıdır.<br />
Avrasya’sız politika ve strateji düşünülemez.<br />
b. ABD’nin Avrasya’da Jeopolitik Hedefleri ve Araçları<br />
Soğuk Savaş döneminin süper güçlerinden biri olan SSCB’nin dağılması ve bu özelliğini kaybetmesi ile dünyada meydana gelen ani güç değişimi, yeni yapılanmaları zorunlu hale getirdi. ABD, beş kıta üzerinde siyasi, askeri, ekonomik yeni dengeler arayışına önderlik edebilecek tek güç olarak kendini kabul ettirdi.<br />
ABD’nin bu misyonu yerine getirebilecek imkan ve kabiliyetleri nedir?<br />
ABD’nin iç siyasi istikrarı, ekonomik durumu, askeri gücü, yüksek teknolojiye dayalı sınai ve üretim potansiyeli, kaynakları ve müttefiklerinin desteği ile bu misyonu yerine getirebilecek güce sahip olduğunu göstermektedir.<br />
ABD’nin 1999 yılı GSYİH’sı 9 trilyon dolar ve son beş yıllık büyüme hızı ortalama %3 dolaylarındadır. 1987 – 1991 yılları arasında, yılda 300 milyar dolar olan savunma harcamaları, 1992 yılından itibaren kuvvet indirimine paralel olarak ortalama 265 milyar dolar düzeyine inmiştir.<br />
Bu dönemde ABD’nin savunma harcamaları GSYİH’nın %6.3 ile %6.5 arasında değişmiştir.<br />
ABD’nin görünebilir gelecekte 2010 yılına kadar mevcut ekonomik ve askeri gücünü devam ettireceği değerlendirilmektedir.<br />
ABD’nin Milli Güvenlik Stratejisinin üç ana hedefi vardır. Bunlar ;<br />
* ABD’nin güvenliğini güvence altına almak,<br />
* ABD’nin ekonomik refahını sağlamak,<br />
* Dışarıda demokrasinin ve kurumlarının yerleşmesini teşvik etmek.<br />
ABD, Soğuk Savaş sonrasında muhtemel bunalım ve tehditleri şöyle değerlendirmektedir :<br />
*Bölgesel etnik bunalımlar,<br />
* Terörizm,<br />
* Kitle tahrip silahlarının saldırgan eğilimli devletlerin veya terör gruplarının, suç örgütlerinin eline geçme tehlikesi,<br />
* Uyuşturucu trafiği,<br />
* Uluslararası organize suç faaliyetleri<br />
ABD, silahlı kuvvetlerini görünür gelecekte, tercihan müttefikleri ile uyum içinde, birbirinden uzak iki deniz aşırı alanda aynı zamanda vukua gelecek büyük çaplı askeri tecavüzleri caydıracak veya bertaraf edecek büyüklük ve güçte idameye kararlıdır.<br />
ABD’nin Avrasya Politikasında Beş Temel Husus<br />
Brzezinski, Büyük Satranç Tahtası’nda, ABD’nin Avrasya kıtasındaki politikalarının tayininde şu beş sorunun cevabını bulmaya çalışmaktadır.<br />
* Amerika nasıl bir Avrupa’yı tercih etmelidir ve dolayısıyla desteklemelidir?<br />
* Nasıl bir Rusya ABD’nin çıkarına uygundur ve ABD bu konuda neyi ne kadar yapabilir?<br />
* Orta Avrasya’da yeni bir “Balkanlar”ın ortaya çıkma ihtimali nedir ve ABD bunun doğuracağı risklerin en aza indirilmesi için ne yapmalıdır?<br />
* Çin, Uzakdoğu’da hangi rolü üstlenmeye cesaretlendirilmelidir ve bunun sonuçları yalnızca ABD için değil, Japonya için de ne olabilir?<br />
* Hangi yeni Avrasya koalisyonları olasıdır, hangileri ABD çıkarları için en tehlikeli olabilir ve bunların önüne geçmek için ne yapılabilir?<br />
ABD’nin Küresel Strateji ve Hedeflerinde Türkiye’nin Yeri<br />
Brzesinki, aynı eserinde Türkiye’nin önemini aşağıdaki gibi değerlendirmektedir.<br />
“Türkiye, Karadeniz bölgesinde istikrarı sağlamakta, Akdeniz’e geçişi kontrol etmekte, Rusya’yı Kafkaslarda dengelemekte, hala İslâmi kökten dinciliğe karşı bir panzehir oluşturmakta ve güneydeki dayanak noktası olarak NATO’ya hizmet etmektedir.<br />
İstikrarsız bir Türkiye, olasılıkla Güney balkanlarda daha fazla şiddetin ortaya çıkmasına sebep olur. Diğer taraftan Kafkasya’da bağımsızlıklarını yeni kazanmış devletler üzerinde Rus kontrolünün yeniden sağlanmasına yol açar.” <br />
“ABD, istikrarlı bir Güney Kafkasya ile Orta Asya’yı teşvik bakımından Türkiye’yi yabancılaştırmamak konusunda dikkatli olmalı ve Amerikan-İran ilişkilerinde bir düzenlenmenin yapılabilirliğini araştırmalıdır.”<br />
“Katılmak istediği Avrupa Birliği’nden dışlandığını hisseden bir Türkiye daha İslamcı olacak, daha büyük bir olasılıkla inadına NATO’nun genişlemesini veto eğilimi gösterecek ve laik bir Orta Asya’yı dünya ile bütünleştirmekte ve istikrarını sağlamakta Batı ile daha az işbirliği yapacaktır. Bu sebeple ABD, Türkiye’nin AB’ne kabulünü cesaretlendirmek için Avrupa’da etkisini kullanmalı ve Türkiye’ye Avrupa’lı bir devlet gibi davranmaya özen göstermelidir.”<br />
Bu görüşler gerçekte ABD yönetimi tarafından uygulanır durumdadır. Ancak, Hazar havzasının petrol ve doğal gazının dünya pazarlarına ulaştırılmasında kullanılacak boru hatlarının güzergahı konusunda yeni hükümetin tutumu henüz net olarak bilinmemektedir.<br />
Bununla beraber, 1964’den itibaren Kıbrıs olaylarıyla başlayan süreç içinde inişli çıkışlı dönemler yaşanmıştır. 1980’li yıllar ve SSCB’nin dağılmasını müteakip dönemde ise bu ilişkilerin daha uyumlu bir seyir takip etmesine rağmen özellikle ABD’nin İran ve Irak’a karşı yaptırımlarına verdiği destek Türkiye’nin maddi kayıplarına sebep olmuştur.<br />
c. Avrupa Birliği (AB)<br />
Üç yanı denizlerle çevrili ve kara sınırları Kafkas Dağları, Ural Dağları gibi engellere dayanan Avrupa, güçlü bir coğrafi bütünlüğe sahiptir. Coğrafi bütünlük güvenlik ve beşeri değerler açısından önemlidir. Avrupa kültürü bu coğrafya ile şekillenmiştir.<br />
Avrupa’ya dış tehdit, İspanya’nın Araplar tarafından işgali hariç, daima doğudan gelmiştir. Avrupa’yı doğudan zorlayan güçler hemen hemen sadece Türkler olmuştur.<br />
Avrupa yeterince geniş alana, uygun iklim koşullarına sahiptir. Avrupa daha önce sahip olduğu kömür-demir stratejik kaynakları ve sömürgelerinden sağladığı kaynaklar ile güçlenmiştir. Bugün ise Kuzey Deniz Petrolleri hariç stratejik kaynağa sahip değildir. Önemli diğer kaynağı ise vasıflı insan ve bunun yarattığı değerler ile bilgi ve deney birikimi, teknolojik üstünlük, sahip olunan sermaye ve dış yatırımlardır.<br />
Türkiye’nin AB’ne katılması ile AB coğrafyasının hudutları Asya’ya, Ortadoğu’ya doğru uzanacak; Ortadoğu, Kafkasya güneyi ve Doğu Akdeniz AB’nin hudutlarını teşkil edecektir.<br />
Türkiye’nin AB üyesi olması halinde AB; Kafkaslarda, Ortadoğu’da, İranlılarla, Araplarla kısaca İslam dünyası ile karşı karşıya gelmiş olacak ve bu bölgedeki bütün sorunlarla ve sorunların Türkiye’ye yansıyan şekilleri ile ilgili politikalar üretmek zorunda kalacaktır.<br />
AB aynı zamanda bu bölgenin olanaklarına Türkiye üzerinden ulaşabilecek, sayılan bölgeler üzerindeki etkinliği artacak, siyasi ufku genişleyecektir. Türkiye-AB entegrasyonunun, Türkiye’nin politik ufku üzerindeki etkisi ise AB’nin aksine sınırlayıcı ve kısıtlayıcıdır .<br />
Türkiye’nin jeostratejik ufku ve stratejik ilgi alanları içinde bulunan Kafkaslar, Balkanlar, Ortadoğu ve Orta Asya; AB’nin stratejik ilgi alanları içerisine bugünkünden daha büyük ağırlıkla girecektir.<br />
Avrupa kıt’asının sahip olduğu coğrafi bütünlüğe Avrupa Birliği tam olarak sahip değildir. Bu coğrafyada, AB ve NATO üyelikleri söz konusu olan Doğu Avrupa ve Balkan ülkeleri dışında Beyaz Rusya, Ukrayna ve Avrupa Rusyası da yer almaktadır. Avrupa Birliğinin güneydoğusu Türkiye tarafından örtülmektedir. Avrupa Birliğinin Kafkasya, Orta Asya ve Ortadoğu ile ilişkilerinde Türkiye ve Rusya ya engeldir ya da yardımcıdır. Bu istikametlerdeki güvenliği de aynı çerçevede görülmelidir.<br />
Fransız yazar Pierre Behar, “Yeni Bir Avrasya’ya Doğru, Avrupa İçin Yeni Bir Jeopolitik” adlı eserinde, Avrupa için Asya’nın önemini vurgulamakta ve bir güç olabilmesi için şu değerlendirmeyi yapmaktadır.<br />
“Avrupa kendi coğrafyasının tahditlerini değerlendirerek yeni bir politika üretmelidir. Önce kendi iç dengelerini kurmalıdır. İkincisi kuzeydoğusundaki Slav Dünyası (Rusya, Beyaz Rusya, Ukrayna) ve güneydoğusundaki Türk dünyası (Türkiye ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri) ile ilişkilerini yeniden belirlemek, belirlemenin ötesinde bu bölgelerle çok sıkı bir ilişkiye girmek zorundadır. Bunun amacı, kendi çevresindeki istikrar kuşağını yaratabilmek ve ABD’ye bağımlı olmaktan kurtulabilmektir. Çünkü Avrupa coğrafi, ekonomik ve kültürel açıdan bir bütünlüğe ulaştığı takdirde bir güç olabilecektir.”<br />
Avrupa Birliği Türkiye’yi Nasıl Görmektedir?<br />
İhtilaflı veya ihtilafa gebe bölgelerle çevrili bir Türkiye... Kuzeydoğuda Azerbaycan–Ermenistan sorununa ilaveten SSCB’nin dağılmasının ortaya çıkardığı sorunlar, doğuda İran ve Afganistan olayları, güneyde Kuzey Irak meselesi ve Arap-İsrail ihtilafı, Arap ülkelerindeki istikrarsızlıklar, Kıbrıs sorunu, Bosna Hersek ve Kosova olaylarının bölgedeki etkileri ve kitle imha silahlarının yarattığı tehlikeler ile karmaşık bir ortam içinde olan Türkiye...<br />
Mevcut ve muhtemel tehdidin kaynağı salt askeri olmaktan çıkmış, ekonomik ve sosyal istikrarsızlıkları, sınır anlaşmazlıkları, etnik çatışmaları, dini aşırılığı ve terörizmi de içine alan ve güvenlik ihtiyacı eskisine oranla daha da artmış olan bir Türkiye....<br />
Demokrasi ve insan hakları alanlarında aşama sıkıntıları, Güneydoğu sorunu, ekonomik güçlükler, yüksek enflasyon, işsizlik gibi sorunları yaşayan bir Türkiye.....<br />
Bunların yanı sıra büyük olduğu kadar genç ve dinamik bir nüfusa sahip Müslüman bir ülke olan Türkiye...<br />
Başta Almanya olmak üzere Avrupa’da Türkiye’nin eskisi kadar önemsenmediği kanaati yayılıyor ve Almanya eski Başbakanı Kohl, Türkiye’nin ayrı bir kültüre ve dine sahip olması nedeniyle AB üyesi olamayacağını açıkça söylüyordu.<br />
Türkiye’ye yönelik genel tutum böyle iken 1997’de Lüksemburg zirvesinde reddedilen, ancak 1999’da Helsinki’de kabul edilen Türkiye’nin AB üyeliği ve iki yıl içinde meydana gelen bu ilginç değişimin nedenleri üzerinde durmak gerekir.<br />
* AB dışında olan bir Türkiye’nin, AB içindeki Türkiye’den Yunanistan için daha büyük tehlike taşıyabileceği görüşünün Yunanistan’da ağırlık kazanması,<br />
* Balkanlar’daki gelişmeler ve Balkanları AB’ye dahil etme kararının yanında Türkiye’nin dışarıda bırakılamayacağı,<br />
* Almanya’da Sosyal Demokrat bir hükümetin iş başına gelmesi,<br />
* ABD’nin Türkiye’nin adaylığını yıllardır desteklemesi,<br />
* Türkiye’nin içeri alınabileceği intibaı ve beklentisinin yaratılmasının dışarıda bırakmaktan daha yararlı olacağı fikri, adaylık kararının alınmasında etkin rol oynadığı düşünülebilir .<br />
Türkiye, Katılım Ortaklığı Belgesi ile istenen kriterleri ve çözümleri yerine getirmekle sosyal ve ekonomik alanlardaki eksikliklerini gidermiş olacak ve Kıbrıs Sorununu çözmede daha azimli ve kararlı olabilecektir.<br />
AB üyesi olacak Türkiye, AB çerçevesinde savunma ve güvenlik alanında karşılaştığı güçlüklerin de üstesinden gelmiş olacak, ekonomisine çeki düzen vererek halkının refah seviyesini yükseltecektir.<br />
Türkiye’nin AB üyeliğinden beklentileri bunlardır. Ancak Helsinki kararları ile ilgili yukarıdaki yorumlar yazılırken bu kararın bir oyalama siyaseti olabileceği bu süreçte öncelikle Kıbrıs ve Ege sorunlarının Yunanistan’ın istekleri doğrultusunda çözüme ulaştırılmasını müteakip, Türkiye’yi daha büyük açmazlara sürükleyebilecek dayatmalarla karşı karşıya bırakacak gelişmelerden duyulan endişeler de seslendirilen düşüncelerdir.<br />
Hiçbir ülke diğerinin refahını yükseltmek ve güvenliğini sağlamak yükümlülüğünü üstlenmez. Eğer üstlenirse bunun faturası çok yüksek olur.<br />
Avrupa Birliği üyeliği; ticari yolsuzluklara, adam kayırmaya, toplumsal çürümeye, işsizliğe, doğal kaynakların israf edilmesine, banka soygunlarına, hayat pahalığına, bölgesel dengesizliklere, gelir dağılımının düzeltilmesine, insanın insan sayılmasına, eğitimde fırsat eşitliğine, sağlık sorunlarına, birliği korumaya, vergi gelirlerinin artırılmasına, düşünce özgürlüğüne, çağdaşlaşmaya ve demokratikleşmeye çözümler getirecek mi?<br />
Bu çözümleri Türkiye üretecektir. Uygun çözümleri bulup uygulamaya koyduğumuz zaman ülke bütünüyle kalkınmaya ve gelişmeye başlayacaktır. AB Türkiye’ye bunu söylüyor. Eğer Türkiye bu beceriyi gösteremiyorsa, karar verme iradesine sahip değilse şikayetçi olunan sorunları kimse Türkiye için çözmeye çalışmaz. <br />
Rusya<br />
1991 sonlarında dünyanın toprak bakımından en büyük devleti olan Sovyetler Birliği’nin dağılması, Avrasya’nın tam ortasında muazzam bir jeopolitik karışıklık ve boşluk yarattı. Bu dağılma ile Rusya Sovyetler dönemindeki topraklarının önemli bir kısmını, nüfusunun hemen hemen yarısını ve en önemlisi de dünyanın iki süper gücünden birisi olma özelliğini kaybetti. 15 Cumhuriyetten oluşan SSCB, 14 Cumhuriyetinin bağımsızlıklarını ilanını müteakip geriye sadece Rusya Federasyonu olarak kaldı.<br />
SSCB’nin dağılması Rusya için ;<br />
* Kafkasya’nın kaybı, yeniden dirilen Türk etkisi hakkındaki stratejik korkuyu canlandırdı,<br />
* Orta Asya’nın (Türkistan) kaybı, bölgenin anormal enerjisi ve maden kaynaklarıyla ilgili eksiklik duygusunu yaratırken bir yandan da potansiyel bir islami meydan okuma hakkında endişe yarattı,<br />
* Ukrayna’nın bağımsızlığı, Rusya’nın kendini vakfettiği Pan-slavik bir kimliğin özüne meydan okudu ve Rus Devleti için yaşamsal bir jeopolitik gerilemeyi temsil etti,<br />
* Baltık’ta ve Karadeniz’de belirleyici konumunun kaybına neden oldu,<br />
* Türkiye’nin bir zamanlar kaybettiği etkisinin Kafkaslar ve Karadeniz’de tekrar sağlanmasına neden oldu,<br />
* Hazar Denizi’nde belirleyici konumda iken şimdi hak iddia eden beş ülkeden yalnızca birisi durumuna indirgendi,<br />
* Güneydoğu sınırlarında bazı yerlerde 1000 milden fazla kuzeye itilmesine neden oldu.<br />
SSCB dağıldıktan sonra Rusya Federasyonu (RF) yeniden yapılanma sürecini devam ettirmektedir. Bugünkü Rusya Federasyonu, Avrasya’nın doğusundaki güç (Japonya, Güney Kore, Çin) ile batısındaki (AB) güç arasında denge sağlayabilecek güçte görünmüyor. SSCB döneminde sahip olduğu bu bölgedeki kaynaklara tekrar sahip olma şansını kaybetmiştir. Rusya ne arka bahçesinde ne de ön bahçesindeki toplulukların kırbaçlı kâhyası olma şansını da kaybetmiştir. Baskı tedbirleri ve yönetimi ile sağlayacağı sınırlı başarılar Rus Federasyonu’nun da dağılmasına sebep olabilir.<br />
Bugün Rusya, ülkesindeki tüm dinamikleri kapsayan yeniden yapılanma sürecini yaşamaktadır. Gerilediği bölgesel güç kimliğini, belirsizliğin ve istikrarsızlığın süre geldiği bir ortamda yeniden şekillendirmeye çalışmaktadır. Rusya, hiçbir zaman eski SSCB olamaz ancak bugünkü gibi bir Rusya olarak da kalmayacaktır.<br />
RF, sahip olduğu geniş coğrafyasında zengin doğal kaynaklara sahiptir ve 21. yüzyılın ilk çeyreğinde Avrasya’nın önemli güç merkezlerinden birisi olarak yer alması uzak ihtimal değildir.<br />
Rusya’nın jeopolitik yönelimlerine ilişkin bazı esaslar şöyle özetlenebilir .<br />
* Ülkenin demokrasi kapsamında yeniden yapılanmasına devam edilmesi,<br />
* Batı’nın endüstriyel ülkeleri ve güçleri arasında yer almak için gerekli düzenlemelerin yapılması, <br />
* Rusya’yı çevreleyen devletler ile güvenlik amaçlı tampon ülkeler kuşağının oluşturulması,<br />
* Ulusal çıkarlarının gerektirdiği yönde Batı ile ortaklık düzeyinde ilişkilerin sağlanması,<br />
* BDT ülkeleri ile ilişkilere birinci derecede önem verilmesi ve her alanda geliştirilmesi,<br />
* Diğer Asya devletleri ile yakın ilişkilerin oluşturulması ve güç dengelerinin korunması,<br />
* Ortadoğu ülkeleri ile yakın ilişkilerin sürdürülmesi ve geliştirilmesidir.<br />
Rusya’nın Türkiye’ye yönelik jeopolitik yönelimlerinde öngördüğü yaklaşımlarını şöyle belirlemek mümkündür.<br />
Rus-Türk ilişkileri, 1525’de bugünkü Tataristan’ın başkenti olan Kazan’ın ele geçirilmesiyle başlamış ve İdil-Ural bölgesi ve Kuzey Kafkasya’da devam etmiştir. Doğrudan Osmanlı İmparatorluğuna yönelik girişimleri ise 17. yüzyıl sonlarında başlamış ve iki yüzyılı aşan bir dönemde 1917’ye kadar çok sıcak ve kanlı bir şekilde sürdürülmüştür. Bu dönemde bilhassa 19. yüzyılda tüm Kafkasya’da ve Orta Asya’da da Türk Dünyasına karşı bu kanlı mücadeleyi devam ettirmiştir. Hiç vazgeçmediği “sıcak denizlere inme” amacını Balkanlar ve Kafkaslarda Türkler, Afganistan’da ise İngilizler engellemiştir.<br />
Türkiye’nin NATO içindeki rolü, aday olduğu AB sürecindeki yeri ve geleceği ve de etkinliği, ABD ile ikili ilişkileri, Türk dünyasındaki yeri ve etkinliği Rusya’yı ciddi şekilde düşündürmektedir. NATO’nun hudutları dışında kuvvet kullanmasına, İncirlik Üssünün NATO ve BM’lerin amacı ve kararları dışında kullanılmasına Rusya sürekli tepki göstermektedir.<br />
Rusya, Türkiye’yi ABD’nin çıkarlarını koruyan ve onun aracı niteliğini taşıyan politikalar yürütmekle itham etmektedir.<br />
Eski Cumhurbaşkanı Demirel’in, Orta Asya’da, Azerbaycan’ın da katılımı ile “Türk Devletler Birliği”nin kurulmasına ait önerisi, Türkiye’nin Moskova’yı dışladığı izlenimi yaratmıştır.<br />
Rusya, Türkiye’nin Azerbaycan ve Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ile toplumsal, siyasal ve ekonomik içerikli laik ve demokratik devlet anlayışına göre ilişkiler kurmasına ilke olarak karşı olmadığı görünümünü vermektedir. Ancak Türkiye, Pan-Türkizm amaçlı milliyetçilik çizgisinde politika güderse, İran’ın da buna İslam ağırlıklı yaklaşımları ile cevap vermeye kalkışması halinde, Türkiye-İran rekabeti ile nüfuz kazanma yarışı başlayabilecektir. Bu durum, bölgede istikrarsızlığa ve çeşitli risklerin oluşumlarına neden olabilecek ve Rusya’nın daha ağırlıklı olarak bölgeye müdahalelerine yol açabilecektir .<br />
Rusya, Türkiye’nin Azerbaycan-Ermenistan anlaşmazlığında ve başta Çeçenistan olmak üzere Rusya Federasyonu’ndaki Türk ve Müslüman toplumlarının Rusya’dan ayrılma isteklerinde ağırlığını tarafları uzlaştırmadan yana kullanmasını istemekte ve bunun bölgede istikrarı sağlamaya hizmet edeceğini ileri sürmektedir. Eğer Türkiye, Ermenistan’a karşı kurulacak sürekli bir ittifakın içerisine girerse, karşısında Rusya’yı bulacak, uluslararasında olumsuz etki yaratacak, İran’ı da içine çekebilecek sorun, bölgede ciddi gelişmeleri birlikte getirebilecektir. Bununla bağlantılı olarak, RF’daki Türk ve Müslüman toplumların Rusya’dan ayrılma isteklerine Türkiye’nin destek vermesi halinde, Rusya Türkiye’deki bölücü gruplara destek vereceğini ima etmekte ve zaman zaman bu desteği vermektedir. Rusya örtülü hareketlerin ustasıdır. Türkiye’ye karşı bu politikayı 1867’den beri benimsemiş ve takip etmektedir.<br />
Balkanlarda Türkiye ile Rusya’nın politikaları uyum içinde değildir. Türkiye’nin Balkanlarda önemli rol oynamasını Rusya’nın istemediği de bir gerçektir. Bununla beraber, Rusya, Türkiye’nin Balkanlarda jeopolitik ve tarihsel bağlantılı olarak önemli rol sahibi olduğunu görmezlikten de gelemez. Türkiye’nin bölgede ağırlığının artması olasılığı karşısında, Rusya-Sırbistan-Yunanistan Ortodoks dayanışmasına ivme kazandırması muhtemeldir.<br />
Rusya, Türkiye’de “Dış Türkler” konusundaki gelişmeleri ve görüşleri dikkatle izlemektedir. Özellikle aşırı milliyetçi liderlerin ortaya çıkmasını ve bu yönde kamuoyunun tutumunu ve radikal grupların faaliyetlerini yakînen takip etmektedir .<br />
Rusya ile ilgili iyimser tahminler yanıltıcı olabilir. Rusların genlerinde yayılmacılık vardır. Bu amaçlı hedef ve politikaları 18. yüzyıldan beri değişmemiştir. 21. yüzyılın ilk çeyreğini takibeden dönemdeki gelişmeleri tahmin etmek zordur fakat Ruslar için bu bağlamda yanılma payı fazla olmayabilir.<br />
e. Balkanlar<br />
Avrupa’nın beş büyük yarımadasından biri olan Balkan Yarımadası, Orta Avrupa’ya ve Akdeniz’e uzanan Jeostratejik konumu ile önemli özelliklere sahiptir. Eski çağlar bir yana, Balkanların tarihinde büyük bir yeri olan Osmanlılar zamanında, Balkan Yarımadasının ve Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi konumu, bu kritik coğrafi bölgeyi, İngiltere, Rusya, Habsburg İmparatorluğu, Fransa, İtalya ve Almanya’nın çıkarlarının çakıştığı bir bölge durumuna getirmiş ve sayısız müdahale, isyan ve savaşlara yol açmıştır.<br />
Balkan Yarımadasının coğrafi konumu, Avrupa’nın diğer bölgelerine geçit veren, Asya’nın bitişiğinde ve Afrika’ya yakın olması, bu bölgenin, daima imparatorluklar arasında bir buluşma ve mücadele alanı ve çekici bir fütuhat hedefi olmasına yol açmıştır.<br />
Fiziki coğrafya açısından Balkanların sınırları kuzeyde Tuna Nehri ve Sava Irmağı, doğuda Karadeniz, güneydoğuda Ege Denizi, güneyde Akdeniz, güneybatıda İon Denizi ve Adriyatik ile çevrilidir. Siyasi coğrafya açısından ise Balkanlar; Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan, Türkiye’nin Avrupa’daki toprakları ve eski Yugoslavya ile Romanya’nın tümünü içine alır.<br />
Balkan Yarımadasının kıyıları, Akdeniz sistemine dahil olan 6 denize açılmaktadır. Bu durum, Balkanların, Akdeniz stratejisindeki çok boyutlu yerini vurguladığı gibi; Balkan ülkelerinin çoğunun deniz ulaştırması ve denizcilik alanlarındaki gelişmelerine de ışık tutmaktadır.<br />
Stratejik konum, fiziki coğrafya ve etnik ve dinsel yapı açılarından, bölgenin stratejik ve jeopolitik çekirdeği eski Yugoslavya’dır. Rusya’nın emperyalist dürtülerle Güney Slavlarını kendi nüfuzu ve Sırpların egemenliği altında bir Güney Slavları birliği halinde toplamak için kurulmasına çaba gösterdiği “Sırp, Hırvat, Sloven Krallığı” ve daha sonraki Yugoslavya Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin iç ve dış sınırlarının jeopolitik faktörler gözetilmeksizin çizilmesi, diğer bir deyişle, Yugoslavya Federasyonunun, etnik grupların amaç ve iradeleri gözetilmek suretiyle değil, Lenin ve Stalin’in yaptıkları gibi, yukarıdan empoze edilmek suretiyle kurulması, bölgenin kararsız ve karmaşık doğasının önemli nedenlerinden biri olmuştur.<br />
Balkanlar, İslam ve Hristiyan dünyalarının birleştiği başlıca yerlerden biridir. Büyük İskender Balkanlardan yola çıkarak Anadolu üzerinden Afrika ve Asya’ya geçmiştir. Romalılar, Akdeniz’den ve Balkanlardan Anadolu’ya geçerek Avrupa’da sağladıkları büyük güç birikimini aynı yoldan Asya topraklarına aktarmışlardır. Daha sonraki çağlarda Hristiyanlık, Boğazlar üzerinden Balkanlara ve oradan da Avrupa kıt’asına yayıldığı gibi; İslamiyet de Anadolu’dan Boğazlar üzerinden balkanlara yayılmıştır.<br />
Balkanlar makro düzeyde, Orta ve Doğu Avrupa’da başlayan ve Boğazlar ve Süveyş bölgeleriyle ana petrol alanlarını hedef alan askeri operasyonların üs ve destek bölgesi olma özelliğini de taşımaktadır. Diğer taraftan Orta ve Doğu Avrupa’da cereyan eden bütün savaşlarda, Balkanlar, savunan ve taarruz eden taraflar için daima büyük önem taşımıştır. Bu bakımdan, Balkanların Avrupa’nın bütünleşmesi ve güvenliği olayında da önemli bir stratejik işlevi vardır. Balkan Yarımadasının stratejik konumu, Avrupa Kıt’asına, Akdeniz ve Ortadoğu politika ve stratejisinde etkili olma imkânı sağlamaktadır.<br />
Balkan ve Anadolu Yarımadalarını birbirinden ayıran, fakat aynı zamanda bu iki yarımadayı birbirine bağlayan Türk Boğazları, Trakya ile birlikte bütün Balkan Yarımadasını, Türkiye için kritik bir ileri savunma bölgesi durumuna getirmiştir. Türklerle ortak tarih ve kültür değerlerini paylaşan ve kuzeyde Moldova’dan güneyde Yunanistan’a kadar bütün Balkan ülkelerinde yaşayan Türk azınlıklar olduğu gibi, Müslüman dünyasında sadece Türkiye’ye ilgi ve bağlılık duyan 8.500.000 nüfusa sahip Balkan Müslümanları da, Balkanların Türkiye için taşıdğı önemin bir başka boyutunu sergilemektedir.<br />
Balkanlar, tarih boyunca birçok kavimlerin ve orduların istilasına hedef olmuştur. İstilacılar, genellikle Boğazlar ve Trakya’dan; Güney Rusya ve Aşağı Tuna vadisinden ve Avusturya ve Macaristan’dan Balkanlara girmişlerdir. Bu istila ve göçlerin bıraktığı izler ve kültür mirası bugün de yer yer Balkanlarda yaşamaktadır. Bu bakımdan gerek Balkanlar siyasi coğrafyasının bugünkü karmaşık durumunu yansıtan jeopolitik bölünmeler, gerekse bunlara paralel ulusal nitelikler ve demografik özelliklerin çeşitliliği Balkanların tarih boyunca ve topoğrafyasının belirtilen ayırıcı ve bölücü karakterinin doğal sonucu olarak, balkan toplumları arasındaki ilişkiler, daima rekabet ve mücadele karakteri taşımış; yerel gerginlik ve sürtüşmeler, Balkanlar’daki iç kararsızlık ve Balkan devletlerinin kendi güvenlik ve bekalarını sağlamak için bölge dışından müttefik edinmeleri dış müdahaleleri davet etmiştir. Bugün Yugoslavya’nın parçalanması ile Balkanlar’da sayıları 10’a kadar çıkan siyasal birimde, en az 9-10 ayrı konuşma dili ve 3 tek Tanrılı (Semavi) dine bağlı 75 milyondan fazla insan yaşamaktadır.<br />
Bütün bu ve diğer nedenlerle, iç sürtüşmeler ve dış müdahaleler ile bunların yarattığı kararsızlık, Balkan siyasetinin ve stratejisinin egemen niteliğini teşkil etmektedir. Bu nedenle, bugünde, dün olduğu gibi, istikrarsız bütün Balkan devletleri arasında, ikili ya da çok yanlı, toprak, sınır ve azınlık sorunları vardır.<br />
Balkan yarımadasında başlıca beş etnik grup vardır. Bunlar; Arnavutlar, Yunanlılar, Bulgarlar, Güney Slavları (Sırplar, Hırvatlar, Slovenler, Karadağlılar) ve Türklerdir.<br />
Eski Yugoslavya Federasyonu’nun kendine özgü karmaşık yapısı ve bundan kaynaklanan iç sorunları 1989-1990 döneminin getirdiği bağımsızlık istekleri ve Balkanlar’da da kuvvetle estirilen rüzgarların etkisiyle, bu devletin parçalanmasına kadar varan yeni şartlar yaratmıştır. Balkanlarda birbirine muhalif hatta düşman toplumlar meydana getirmesi, herhangi bir ülkenin kontrolünü ele geçirme ya da nüfuz altına almak amacıyla birbirine düşman parçalara bölmeyi hedef tutan ve Romalıların “Böl ve Yönet” ilkesiyle ifade edilen stratejilere, 20. yüzyılın başlarından beri “Balkanlaştırma” adının verilmesine yol açmıştır .<br />
Bölgesel Jeopolitik Yönelimlerin Değerlendirilmesi<br />
Soğuk Savaş sonrasının siyasi coğrafyasının ihtilafları körükleyecek biçimde en fazla değişiklik gösterdiği bölge Balkanlardır.<br />
Yugoslavya’nın parçalanması ve Slovenya, Hırvatistan, Makedonya ve Bosna-Hersek’in bağımsız devletler olarak ortaya çıkmaları sonucunda en yaygın ve kanlı çatışmalar bu bölgede cereyan etmiştir.<br />
Yugoslavya daha önce Sovyetler Birliğine mesafeli duran bir Federasyon iken parçalanma ile birlikte Sırbistan ile Rusya arasındaki tarihi bağlar yeniden canlanmıştır.<br />
Balkanlardaki sorunlara, ABD, başlangıçta uzak durmasına rağmen, Bosna-Hersek’teki Sırp katliamına karşı müdahalede başarılı olamayan ve hatta bilinçli olarak seyirci kalan Avrupa’nın tutumu ABD müdahalesini zorunlu kılmış ve Dayton Anlaşması ile savaş durdurulmuş ve Bosna-Hersek’in toprak bütünlüğü şimdilik korunabilmiştir.<br />
Kosova’da ise ABD daha belirgin ve doğrudan bir rol almıştır.<br />
AB, askeri sorumluluğu üstlenecek vurucu güce, güç aktarma yeteneğine, uydu istihbarat olanaklarına ve gereken siyasi iradeye sahip olamadığı için ABD’nin müdahalesi kaçınılmaz olmuştur. Buna mukabil AB, ekonomik alanda öncülüğü almış durumdadır. Uzun süreli ve kapsamlı bir Avrupa vizyonu içinde Balkanlarda devamlı barışın sağlanması girişiminde, AB yine ön planda görülmektedir. Balkanlar, bölgede barış ve istikrarın tesisi amacıyla bir dizi insiyatifin odak noktası haline gelmiş bulunmaktadır .<br />
Kosova’da Sırpların giriştiği geniş çaplı etnik temizlik hareketine oluşan tepkinin sonucu olan NATO hava harekatı Sırpları çekilmeye mecbur bırakmıştır. Kosova uluslararası gücün kontrolünde bulunmaktadır ancak, Kosova’nın gelecekteki statüsü halen belirsizdir. Kosova’ya bağımsızlık verilmesi daha başka bağımsızlık isteklerine davetiye çıkarabileceği endişesiyle bundan şimdilik kaçınılmaktadır.<br />
Marksizmin en doğmatik uygulamasına maruz kalan Arnavutluk’ta modern ve demokratik bir devlet yapısını kurmak kolay olmamaktadır. Makedonya’daki hassas dengeler Balkanlardaki oluşumların sürekli tehdidi altındadır. Romanya ve özellikle Bulgaristan AB ile üyelik müzakerelerine başlamış olmanın avantajlarından yararlanmaktadırlar.<br />
Balkanların geleceği bakımından en umut verici gelişme, AB’nin desteklediği ve öncülüğünü yaptığı istikrar paktıdır. Avrupa entegrasyonu kapsamı altına alınmadıkça Balkanlarda sürekli bir barışın olmayacağı görüşü hakimdir.<br />
Türkiye, Balkanlar bölgesinde önemli bir mevkide olup bölge ile çeşitli bağları bulunmaktadır. Türkler dışında bölgede Boşnak, Arnavut, Pomak ve Çerkez olmak üzere 8.500.000 Müslüman yaşamaktadır. Aralarındaki ortak nokta da Osmanlı tarihi ve kültürüdür. Balkanların barış ve istikrarı Türkiye’nin güvenliğini yakından ilgilendirir.<br />
Balkanlar denkleminde Türk-Yunan dengesi temel ögelerden birisidir. Türkiye ve Yunanistan 1999 yılı içinde ikili ve çok yönlü bir işbirliği sürecini başlatmışlardır.<br />
Balkanlar bölgesinin kaderi, kendi dinamiğine, uluslararası toplumun müdahalesine ve özellikle Avrupa Birliğinin politikalarına göre şekillenme yolundadır.<br />
Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen, başta Bosna-Hersek olmak üzere Voyvodina, Kosova, Sancak ve Karadağ sorunlarına bitmiş gözüyle bakılamaz. Bu bölgelerde sıcak gelişmeler beklenebilir.<br />
Balkanlar, konumu ve yapısı itibariyle, asırlardır irili ufaklı devletlerin ilgi odağı haline gelerek sayısız entrika, çatışma, isyan ve savaşlara sahne olmuştur. Bugün de insanoğlu ulaştığı medeniyet seviyesini göz ardı ederek, aynı sahnelerin oluşmasına zemin hazırlamakta ve bölgeyi barut fıçısına kolayca dönüştürebilmektedir. Bunu yapanlar, yapanlara cesaret verenler ne yazık ki demokrasi ve insan haklarının en ateşli savunucuları ve sahip oldukları medeniyetle övünen Batılı ülkelerdir. Bu ülkeler ki, Balkanlarda bir Müslüman toplumu kabul edemeyen ve onların maruz kaldığı Sırp soykırımını görmezden gelen Avrupa’nın başta İngiltere olmak üzere Fransa ve Almanya gibi devletleridir.<br />
Bosna-Hersek’te işlenen korkunç soykırımı ve onur kırıcı olayları yerinde incelemek üzere BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından bölgeye gönderilen Polonya eski başbakanlarından Tadeusz Mazowiecki’nin 30 Kasım 1992 tarihli “International Herald Tribune” gazetesine yazdığı yazıdan alınan iki cümle herhangi bir açıklamayı gerektirmeyecek kadar açık ve ilerideki kuşaklara aktarılması gereken bir ibret dersidir.<br />
“BM İnsan Hakları Komisyonunun bir özel raportörü olarak, Bosna-Hersek’te kitle halindeki insan hakkı ihlallerini dehşet duyguları içinde gördüm. Uluslararası memurlar ve BM askerlerine karşın kan dökümü sürmektedir. Toplanan deliller, bu korkunç terörün sorumlusu hakkında herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek kadar açıktır. Sorumlusu, Sırbistan makamları tarafından desteklenen Bosna-Hersek’teki Sırp politik ve askeri liderleridir .”Eğer bu kan içici canavarlaşmış yaratıklara “lider” denirse...<br />
f. Kafkasya<br />
Kafkasya, 18. ve 19. yüzyıl boyunca Çarlık Rusyası, Osmanlı İmparatorluğu ve İran nüfuz mücadelelerine sahne oldu. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1877-1878 savaşını kaybederek bölgeden çekilmesini takiben mücadele Hindistan yolunu kesmek isteyen Rusya ile bu yolu açık tutmaya çalışan İngiltere arasında devam etti. 1991 yılında Sovyetlerin dağılmasını takiben çok taraflı bir rekabet alanına dönüştü. Bugün bu rekabette doğrudan yer alan Rusya, Türkiye ve İran’ın yanında bölgeye uzak olmakla beraber Avrasya’da bugünkü statükonun devamında çıkarları olan ABD vardır.<br />
Rusya, Kafkasya’yı Soğuk Savaş döneminde Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz’e ulaşacak bir koridor olarak görürken, bugün ise tehlikeli etnik ve dini cereyanların güney-kuzey istikametinde Rusya’ya sıçrayabileceği bir üs olarak algılamaktadır. Gerçekte bağımsızlık akımları sadece Güney Kafkasya ile sınırlı kalmamış, Kuzey Kafkasya’daki Türk ve Müslüman Özerk Cumhuriyetler (Dağıstan, Çeçenistan, İnguşistan, Balkar-Kabartay, Çerkez-Karaçay, Osetya, Adıgey ve Kalmuk) ile daha kuzeyde Başkırdistan ve Tataristan’da da canlılığını korumaktadır. İleride atılabilecek yanlış adımlar bu canlılığı daha kuzeye Mari, Mordovan, Çuvaş ve Komi toplumları ile doğuda Hakas, Gorno-Altay, Tuva, Buryat ve Yakut’lara kadar taşıyabilir. <br />
Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra bağımsızlıklarına kavuşan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan arasında toprak ihtilafları olduğu gibi, ülkeler içinde de etnik grupların birbirlerine karşı tarihi husumetleri ve düşmanlıkları mevcuttur. Özellikle Azerbaycan’da ve Hazar Havzası’ndaki petrol ve doğalgaz kaynakları bölgeyi uluslararası odak noktalarından biri haline getirmiştir.<br />
Üç Kafkas ülkesinden Azerbaycan ve Gürcistan’ın temel politikaları Rus nüfuzundan ve müdahalesinden sıyrılmaktır. Azerbaycan bu yolda en fazla başarıya ulaşmış olan ülkedir. Gürcistan, Rus kuvvetlerinin mevcudiyetinden kurtulma peşindedir. Ermenistan ise Karabağ ihtilafı yüzünden Rusya’ya muhtaç olup Rus kuvvetlerinin ülkesinde kalmaya devam etmesine sıcak bakmaktadır.<br />
Kafkasya, enerji zengini Hazar Havzası ile Orta Asya’yı Rus kontrolünde olmayan ulaştırma yollarıyla Türkiye ve Batı ile irtibatlayan bir Doğu-Batı koridoru olmaya namzettir. Hazar Havzası ve Kafkasya’daki potansiyel enerji kaynağı Hazar bölgesi ülkeleri için yaşamsal önemdedir.<br />
Hazar Havzası enerji kaynakları Azerbaycan’ı kilit ülke durumuna getirmiştir. Rusya, Azerbaycan’ı nüfuzu altına aldığı takdirde bir taraftan Kafkasya’ya hakim olacak, diğer taraftan Orta Asya’yı dış dünyaya kapayarak kontrol edecektir. Azerbaycan’ın başarılı olması halinde ise Batı ve Türkiye tüm Kafkasya’da etkili olabilecek ve Orta Asya ülkelerinin önleri açılabilecektir. Bu stratejik çatışmanın bir yanında Batı (ABD ve Türkiye) diğer yanında Rusya, İran ve Ermenistan, odak noktasında ise Azerbaycan bulunmaktadır.<br />
Rusya’nın Güney Kafkasya’daki potansiyel güç ve nüfuzu tartışılabilir. Ancak bugün en büyük kaygısı Güney Kafkasya’da kaybolan egemenliğini yeniden kurmak değil, Hazar Havzası’ndan kopmamaktır. Rusya, Hazar Havzası petrol ve gazının başlıca taşıyıcısı olmak amacından da vazgeçmiş değildir. <br />
Başlangıçta Rusya’yı bir “Stratejik Ortak” olarak niteleyen, Rusya’nın “Yakın Çevre” politikasının barışa hizmet ettiğini söyleyen ve bunu “Monroe Doktrini” çerçevesinde ABD’nin Panama ve Grenada’daki harekatına benzeten ABD daha sonra bu tutumunu değiştirmiş, Rusya’ya hoş görüsünü BDT ülkelerinin bağımsızlıklarını ihlâl sınırına geri çekmiştir. Bugün bölgede istikrarı korumak, Rusya’nın bölgeyi tekrar kontrolü altına almasını önlemek ve İran’dan tecrit etmek amacı ile giderek ön plana çıkan bir politika izlemektedir.<br />
Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkiler, Karabağ sorunu çözümlenmedikçe veya Azerbaycan’ın kendisi ihtilafa rağmen Ermenistan’la ilişkilerini düzeltmedikçe normalleşemez. Karabağ sorunu bir engel olmaktan çıksa bile, Ermenistan’ın tarihi algılamaları, Türkiye ile Ermenistan arasında tam olarak karşılıklı güven ortamının oluşmasını muhtemelen engelleyecektir.<br />
İran, bölgesel özlemleri olmakla beraber bölgede kayda değer bir rol oynama imkanları sınırlıdır. İran, Azerbaycan’ın bağımsız bir devlet olarak ortaya çıkışının İran’da yaşayan 20 milyon civarındaki Azeri Türkü’nün üzerinde ayrılıkçı eğilim yaratabileceğinden endişelidir. Azerbaycan’ın siyasi ve ekonomik başarısı, İran’daki Azeri toplumunun üzerinde çekici bir etki yapması gözardı edilemez. Böyle bir eğilimin İran’daki diğer azınlıklar (Araplar, Türkmenler, Kürtler, Baluciler) üzerinde de etkili olması ihtimal dışı değildir. Bu konuda İran’la Rusya ve Ermenistan arasında bugün için menfaat birliği vardır.<br />
Türkiye ile İran arasındaki ilişkiler kuşkusuz Kafkasya denkleminin başlıca ögelerinden biridir. İran’daki köktendinci rejimi, Türkiye ve bölge için büyük bir tehdit olarak algılanmaktadır. İran’daki reform hareketi güçlendikçe ve yeni zihniyet dış politikaya yansıdıkça bir rahatlama beklenebilir. Ancak, iki ülkenin karşılıklı çıkarlarını, rejim meselesi dışında uyum ve işbirliğinde aramaları gerekir. İşbirliği yapmayı başardıkları ölçüde Kafkasya’da, Orta Asya’da ve Orta Doğu’da daha büyük rol oynayabilirler .<br />
Zaman zaman Kafkasya’da bir İstikrar Paktı ortaya atılmaktadır. Bu fikrin de Karabağ sorunu çözümlenmeden gerçekleşmesi zordur. Diğer taraftan Rusya ve İran katılmadan böyle bir pakt anlamsız olur. Onların katılmaları halinde ise ne getirip ne götüreceği çok iyi hesaplanmalıdır.<br />
Türkiye Kafkasya’dan jeopolitik ve ekonomik yararlar sağlayabilecek durumdadır. Türkiye’nin eğilimleri Kafkas ülkeleri üzerinde belirleyici bir etki yapma olanağına da sahiptir. Türkiye’nin Kafkaslar’daki en büyük kozu Azerbaycan’dır. Bu ülke bugün geniş ölçüde kaderini Türkiye’ye bağlamış ve onunla siyasi ve ekonomik bir dayanışma içine girmiştir. Kültürel alanda yakınlaşma gittikçe artmaktadır. Çağdaşlaşma çizgisini sürdürmesi ve Batı ile güçlü ilişkiler sağlayarak devam ettirmesi halinde bu ülkeler, başındanberi arzu ettikleri aynı yöne daha sıkı sarılacaklardır. Fakat iç ya da dış nedenlerle Türkiye’nin bu çizgisinde duraklama ya da sapma olursa, Gürcistan ve Azerbaycan’ın Rus etkisi altında kalmaktan başka seçenekleri kalmayacak ve gelecekleri Rusya-Avrupa ilişkilerinin ipoteği altına girecektir. <br />
g. Orta Asya (Türkistan)<br />
Soğuk savaş sonrası SSCB’nin dağılması ile 1991’de Orta Asya (Türkistan) Cumhuriyetleri (Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan) bağımsızlıklarına kavuştular. Bu Cumhuriyetlerin her biri ayrı ayrı coğrafi bütünlükten yoksundurlar. Bağımsızlıklarını pekiştirme çabası içindedirler ve bölgenin bütününde istikrarsızlık vardır. <br />
Bölgedeki zengin enerji kaynaklarını pazarlara ulaştıracak boru hatlarının güzergah ve inşaası petrol şirketleri ve güç odakları arasında büyük bir mücadeleye sahne olmaktadır. Hazar havzasının petrol ve doğal gaz güzergahları, 21. asrın jeopolitiğini belirleyecektir. <br />
Orta Asya, Rusya ve Batı için Çin’den gelecek tehdide karşı, Çin için batıdan (Rusya) gelecek tehdide karşı bir güvenlik alanıdır. Aynı ülkelerin etkinliklerini artırmak için bir hedef, daha fazla etkinliklerini yaygınlaştırabilmeleri için bir üs olma değerindedir . Orta Asya için en büyük tehdit ise, çok uzak bir ihtimal olmakla beraber olası bir Rusya-Çin-İran ittifakı olabilir. Böyle bir ihtimal, batı için yıkıcı bir olay olur. Orta Asya, çevresine tehdit yaratan bir odak değil, çevresinin tehdidi altında olan bir bölgedir.<br />
İşletilmemiş zengin doğal kaynaklara ve geniş topraklara sahip olan Orta Asya, bu yönüyle çok taraflı rekabete konu olmuştur. Bu rekabete yakın komşuları Rusya, Türkiye ve İran doğrudan katılmakta, Çin katılma potansiyeline sahip bulunmaktadır. <br />
ABD, bölgeye çok uzaktır, ancak katılmaktan uzak duramayacak kadar güçlüdür ve Avrasya’da statünün muhafazasında önemli çıkarları vardır ve jeopolitik algılamaları ve enerji stratejisi dolayısıyla bölgede önemli bir rol üstlenmiştir. Orta Asya’yı, Çin ve Rusya arasında, bağımsızlığına sahip ülkelerden oluşan bir tampon bölge olarak muhafaza etmek yararınadır. Hiçbir gücün tek başına bu jeopolitik alanı ele geçirmesini kollamak ve bu bölgeyi küresel ekonomiye açmaya yardım etmekte görmekte ve arka planda kalmakla birlikte giderek artan biçimde ön plana çıkan bir profil çizmektedir. <br />
Rusya, Orta Asya coğrafyasında ağırlıklı bir yer işgal etmektedir. Rusya, aynı zamanda bu ülkeler için bir pazardır. Bölgedeki ülkeler Rusya’dan çekinmekle beraber Batı ile yakınlaşmayı da sürdürmektedirler. <br />
Rusya, Sovyet döneminin kalıntılarını ve 8 milyonluk Rus soydaşını kullanmak suretiyle BDT’nu geliştirmeye çalışmaktadır. Etkili bir oyuncu olduğunu bugüne kadar göstermiş olmakla beraber, topluluk bugün üyeleri tarafından tartışılan bir döneme girmiştir. <br />
Ekim 1997 Moldova toplantısı karşılıklı sert açıklamalarla sona ermiş, Özbekistan Cumhurbaşkanı Kerimov “BDT eğer bazen karar alabiliyorsa bu, hiçbir zaman uygulamaya konulamayacağının bilinmesindendir” diyerek BDT’yi ağır bir dille tanımlamıştır .<br />
Ukrayna, Azerbaycan, Moldova ve Gürcistan aralarında GUAM adını verdikleri gayri resmi bir grup oluşturarak ortak menfaatlerini dile getirmeye başlamışlar, zaman zaman Kazakistan ve Türkmenistan’ın da bu harekete katıldıkları görülmüştür. Ayrıca Özbekistan’da Timur İmparatorluğunun varisliği ile Orta Asya’da ulusal bilincin yüceltilmesi misyonu boy vermeye başlamıştır. Enerji zengini Orta Asya ülkeleri Ocak 1998’de petrol ve doğal gaz ihracı için Rusya’dan geçmeyen güzergahları görüşmek üzere Türkmenistan’da toplanmışlar, Moskova’nın sert tepki göstermesine rağmen 29 Ekim 1998’de Türkiye’de toplanarak Bakü-Ceyhan boru hattını benimsediklerini içeren bir siyasi irade beyanında bulunmuşlardır. Yeni bağımsız Cumhuriyetler artık Rusya’nın kimliğinde büyük hami niteliği bulamadıklarını sergilemeye başlamışlardır . <br />
5 Şubat 1999 BDT müşterek güvenlik anlaşması toplantısında üye 9 ülkeden sadece 5’i (Ermenistan, Beyaz Rusya, Kırgızistan, Tacikistan ve Rusya) üyeliklerini yenileyeceklerini teyit etmişlerdir . <br />
NATO’nun 50. yıl dönümü münasebetiyle Washington’da yapılan toplantı sırasında GUAM grubu ayrı bir toplantı yaparak varlıklarını belli etmişlerdir. <br />
Çin Halk Cumhuriyeti’de orta Asya’da önemli bir aktördür ve bölgedeki siyasi oluşumlara ve enerji kaynaklarına ilgi duymaktadır. <br />
İran’ın bölge ile komşuluğu ve buradaki ülkelerle tarihi ve kültürel bağları vardır. Bölgenin petrol ve doğal gazını dünya piyasalarına ulaştıracak konumda bulunduğu için Orta Asya denkleminde yer almaktadır. Orta Asya ülkelerinin çoğunun Kiril alfabesinin yerine Latin alfabesini kabul etmeleri İran’ın kültürel nüfuzunu yayma gayretlerini zorlaştıracak bir unsurdur. <br />
Orta Asya’da ulaşım yolları başta olmak üzere tarihsel ve duygusal yaklaşımlarla etkin olmaya çalışan Pakistan ve Hindistan’da birer oyuncudurlar.<br />
Ayrıca bölgeden uzak olmasına rağmen Japonya’nın da bölgeye duyduğu ilgiyi ve ekonomik alanda yatırım yapabilecek bir ülke olduğunu belirtmek gerekir.<br />
Bölgenin stratejik konumu ve enerji kaynaklarının zenginliği uluslararası rekabeti körüklemektedir. Bölgedeki başlıca aktörler Rusya, Çin, Türkiye, İran ve ABD’dir.<br />
Bölgenin bir bilmeceyi andıran bu çok taraflı dinamik etkileşimi içinde sağlanılacak kazanç jeopolitik güçtür, milli ve/veya dini etkinliktir, güvenliktir, ekonomik olanaklardır. Mücadele, bölgenin dış dünya ile ulaşımı konusunda (yollar, boru hatları ve zengin doğal kaynaklarını işletilmesi) odaklanmıştı. Bölgede ulaşımı kontrol eden taraf jeopolitik ve ekonomik açıdan kazanan taraf olacaktır.<br />
Ulaşım hatları ve boru hatları Rus topraklarından geçmeye devam ederse bölge Moskova’ya bağımlı kalacaktır. Aksine bu tekel kırılarak yeni güzergahlar devreye sokulabilirse (Bakü-Ceyhan ve diğerleri) bu ülkeler bağımsızlık ve gelişme yolunda uygun ortamı yakalayabileceklerdir. <br />
Rusya, bölge üzerinde yeniden hakimiyet kuramayacak ve diğer oyuncuları da dışlayamayacak kadar zayıftır.<br />
Çin, Rusya’nın karşı koyamayacağı kadar güçlü ve ekonomisi Orta Asya’nın küresel açılımına fazlasıyla cevap verecek kadar dinamiktir.<br />
ABD’nin öncelikli çıkarı, bu alanı tek gücün kontrol altına almamasını kollamaktır. Ancak bunun da bir sınırı vardır.<br />
ABD için Rusya, uluslararası topluluğa kazandırılmak istendiğinde, önüne dik bir duvar örülmemesi gereken bir ülkedir. Bu itibarla Rusya bölgede “arzu edilen” bir ülkedir. Çin ise, bölgesel açılımlarının önüne ABD tarafından set çekilemeyecek kadar güçlü bir ülkedir, istenilse de mümkün değildir. Bu itibarla Çin bölgede “mevcudiyetine razı olunan” bir ülkedir .<br />
Türkiye ve İran, bölgede ağırlıklı rol oynama için gerekli potansiyele sahipse de, bugün mevcut problemleri ve zaafları bu rolü oynamalarına el vermemektedir. Bununla beraber Türkiye diğer oyunculardan farklı avantajlara sahip olduğundan daha etkin olma imkanlarını elde edebilir.<br />
Orta Asya ülkelerinin kaderini ve oyuncuların kazançlarını bu karşılıklı “4 + 1” li (Türkiye-İran-Rusya-Çin+ABD) etkileşim belirleyecektir. Bu etkileşim katılımcılara bölgede kontrol ya da tekel kurma imkanının önünü kapamakta, buna karşın, nazik bir dengenin kurulmasına yol açmaktadır . <br />
Böyle bir gelişim, bölge ülkelerine iç istikrarlarını devam ettirmeleri, küresel ekonomiye katılma ve devlet olarak varlıklarını pekiştirme imkanını verecektir.<br />
Türkiye’nin hem hendikapları ve hem de kuvvetli kozları vardır. Tarihi ve kültürel bağları, Türk özel sektörünün dinamizmi ve eğitim alanındaki girişimler Türkiye’ye özel bir mevki sağlamaktadır. Türkiye, Orta Asya petrol ve doğal gazının önemli bir kısmının dünya piyasalarına ulaştırılmasını üstlenebilirse daha ağırlıklı bir rol oynayabilecektir. AB üyesi olması halinde ise Orta Asya ile ilişkileri daha geniş boyutlara varacaktır.<br />
Bu itibarla Türkiye’nin bölgedeki çıkarlarının, genel olarak, ABD’ninkilerle uyum içinde olduğu görülmektedir. Ne var ki bu uyum, ABD’nin parametrelerini taşmadığı sürece kalıcıdır. <br />
Orta Asya ülkeleri, Rusya Federasyonu yeniden güç kazanarak kontrolü tekrar tesis etmeye fırsat bulamadan zengin doğal kaynaklarını süratle dış olanaklarla işletmeyi, Rusya’ya bağımlı olmayan ticaret yollarıyla ihraç gelirlerine dönüştürmeyi ve böylece ulus-devlet yaratma yolundaki gayretlerini güvence altına almayı gaye edinmişler, küresel açılma ve jeopolitik çoğulculuğa yönelmişlerdir . <br />
Türk Cumhuriyetleri arasında oluşacak yakınlaşmalar, coğrafi güçlerini; coğrafi konum, coğrafi bütünlük, saha ve coğrafi özellik bakımından güçlendirecektir. Varlıklarını korumaları büyük ölçüde geniş bir yelpazede bütünleşmelerine, birleşmelerine bağlı bulunmaktadır . Azerbaycan’ın bağımsızlığı Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Türkiye için hayatidir, enerji kaynakları açısından Batı için de hayatidir.<br />
Azerbaycan ve Türkistan, Türkiye dış politikasının ve hatta iç politikasının bir parçası halini almıştır. <br />
h. Çin<br />
Soğuk Savaş sonrası dönemdeki gelişmeler Türkiye ile Çin arasında stratejik alanda ortak çıkarların algılanmasına yol açmıştır. Bugün Avrasya denkleminde Türkiye ve Çin’in oynayabileceği potansiyel roller her iki ülkeyi birbirine yaklaştırmaktadır.<br />
Türkiye’nin Çin’e karşı stratejisi 2020 yılları Çin’ine yönelik olmalıdır. Eğer Türkiye Çin’i ihmal ederse bu, Çin’in İran ile işbirliğini daha da güçlendirme sonucunu verir. Çin şimdiden İran’a Ortadoğu’da başlıca müttefiki olarak bakmaktadır.<br />
Türk-Çin ikili ilişkilerini olumsuz etkileyen unsur Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerinin ayrılıkçı faaliyetleridir. Uygur Türklerinin ayrılıkçı girişimleri, diğer birçok azınlıklara örnek teşkil edeceği nedeniyle, Çin’i ciddi endişeye sevketmiştir.<br />
Türkiye Çin’i iyi öğrenmeye çalışmalı, uzun vadeli bir strateji saptayarak çok yönlü ilişkiler içeren “yakın işbirliği”ni tesise gayret etmelidir. Çin gibi bir ülke ile karşılıklı ticaretimizin hacmi 890 milyon dolar olup, Türkiye’nin ihracatı sadece 38 milyon dolardır. Bu ticaret hacmi dışında Çin ve Hongkong’dan 700 milyon dolar tutarında bavul ticareti ile ithalat yapılmaktadır. Çin’den dış ülkelere seyahat edenlerin sayısı 190 milyona ulaşmış olup turizm açısından bu potansiyelden istifade etmenin yolları aranmalıdır.<br />
Çin’in, bugünkü tek kutuplu küresel sistemi çok odaklı küresel sisteme dönüştürmeye gayret sarfederken globalleşmeye de ayak uyduracağını ve kendine özgü sistem içinde kendi gelişmesini gerçekleştirmeye gayret edeceğini düşünmek hatalı olmaz.<br />
i. Ortadoğu<br />
Ortadoğu; çeşitli uygarlıkların boy attığı, farklı kültürlerin kaynaştığı, Doğu ve Batı, Kuzey ve Güney, gelişmiş veya az gelişmiş ulusların az veya çok buluştuğu, fakat çatışmaların ve uyuşmazlıkların hiç eksik olmadığı Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının birleştiği, Boğazlar vasıtasıyla Karadeniz’i Akdeniz’e, Süveyş Kanalı ile de her iki denizi Hint Okyanusu’na bağlayan stratejik konumda bir bölgedir.<br />
Ortadoğu’nun kapsadığı coğrafya tarih boyunca değişik bölgeleri içeren bir coğrafya olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlamalarda her emperyalist güç kendi çıkarına göre sınırlar getirmiştir.<br />
İkinci Dünya Savaşından sonra geliştirilen Amerikan Jeopolitiği açısından Ortadoğu, batıda Atlantik Okyanusu’ndan doğuda Orta Asya’ya kadar uzanmakta, Pakistan ve Afganistan’ı kapsayarak, kuzeyde Transkafkaslara dayanmakta, güneyde Kızıldeniz ve Basra Körfezini içine alarak Hint Okyanusu’na kadar uzanmaktadır. Daha sonra Bernard Lewis’e göre Ortadoğu sınırlar kuzeye doğru yer değiştirerek Rusya’ya uzanmıştır.<br />
Bölgesel bir sınırlama yaparken, söz konusu coğrafyada öncelikle coğrafi bütünlük, kültür birliği veya kültürel yakınlık ve bu coğrafi bütünlüğün değer taşıyan bir stratejik konuma sahip olması gerekir. Günümüz koşullarında Ortadoğu’nun sınırları Türkiye, İran, Basra Körfezi, Arap Yarımadası, Mısır ve Kıbrıs’ı ihtiva eden coğrafya olarak tanımlanması uygun bir tespit olabilir. <br />
Ortadoğu, Dünya Adası’nın tam merkezinde her üç kıtanın bağlantı bölgesi ve her üç kıtaya açılımı olan bir konuma sahiptir. Yukarıda tanımlanan bölge; Karadeniz, Türkiye’nin doğusu ve İran ile yüksek bir arazi kesimi, Hint Okyanusu, Kızıldeniz ve Akdeniz ile çevrilmiştir. Asya ile Avrupanın, Asya ile Afrika’nın Karadeniz ile Akdeniz ve Hint Okyanusu’nun bağlantıları bu bölgededir. Geçmişte ve günümüzde mevcut güç odaklarının ilgi ve menfaat alanıdır. Bölgede İsrail dışındaki nüfusun ezici çoğunluğu Müslüman’dır.<br />
Ortadoğu’nun stratejik değerleri;<br />
• Dünya’da bilinen petrol rezervlerinin %65’i bu bölgededir.<br />
• Üç kıtayı birleştiren kara ve demiryolları’nın düğüm noktasıdır.<br />
• Deniz ticaret yolları ve geçitlerinin büyük kısmını kontrol eder.<br />
• Tarihin en zengin kültür hazinelerine sahiptir.<br />
• Tek Tanrı’ya inanan dinlerin doğduğu bölgedir.<br />
General Eisenhower bölgeyle ilgili şunları söylüyor. “Yalnız coğrafya bakımından bile bütün dünyada, stratejik yönden Ortadoğu’dan daha önemli bir bölge yoktur. Bütün gücümüz ve araçlarımızla örgütlenme yeteneğimizden, sevk ve idaremizden faydalanarak, Ortadoğu’yu kazanmak zorundayız.”<br />
Ortadoğu çok kaygan bir siyasi zemine sahip olup mevcut potansiyel güce lokomotif görevi yapacak lider güç ve liderler yoktur. Lider rolü oynamaya hevesli ülkeler çok, ancak bölgedeki ülkelerin yönetim tarzı birlik oluşturulmasına imkan vermediği gibi küresel ve bölgesel güçler buna izin vermezler. Ne Ortadoğu’nun bütünü ne de liderliğe aday ülkelerden herhangi birisi, Ortadoğu için Batılı güçlerce tayin edilen çıtanın üstüne çıkamaz, engellenir.<br />
Türkiye, Birinci Dünya Savaşından sonra sorunlar yumağı haline getirilen bu bölgede yaşamak zorunda, yaşarken de kendi bekası için bölge istikrarına katkıda bulunmak durumundadır. Ortadoğu önemlidir, kaynaklık ettiği doğrudan ve dolaylı sorunlar ile güvenlik ve ekonomik kazanımlar nedeniyle önemli bir bölgedir.<br />
Türkiye’nin Suriye ile su, Hatay ve teröre verdiği destek; Irak ile su, Kuzey Irak’taki otorite boşluğu ve Türk azınlığı ile teröre verdiği destek; İran ile siyasal İslam ihracı ve teröre destek ile örtülü bir bölgesel rekabet; Kıbrıs ve Ege sorunları nedeniyle Yunanistan ile anlaşmazlık ve sorunları vardır. Kafkasya’da Azerbaycan ile sorunları, teröre desteği ve sözde Ermeni soykırım iddiaları nedenleriyle Ermenistan ile problemleri vardır.<br />
Ortadoğu’da İkinci Dünya Savaşını takiben günümüze kadar geniş çapta Arap-İsrail savaşları yaşanmış halende düşük yoğunlukta devam etmektedir. Ortadoğu’nun dünya tarihine sunduğu tek istikrar, istikrarsızlıktır.<br />
Türkiye’nin jeopolitiğinin ve jeostratejisinin şekillenmesinde Ortadoğu’nun payı önemlidir.<br />
4. Avrasya’daki Yeni Jeopolitik Koşullarda Türkiye’nin Konumu ve Seçenekleri<br />
Türkiye, üç kıtanın (Asya, Avrupa ve Afrika) teşkil ettiği “Dünya Adası”nın menteşesi durumundadır. Aynı zamanda bu menteşeyi açan ve kapatan bir kilit ve anahtar değerindedir. Bu üç kıtanın iç denizleri olan Akdeniz ve Karadeniz’i birbirine bağlar. Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’yu birleştirir ve ayırır. Bu coğrafi konum dünyada ve bölgede oluşabilecek her türlü güç yapısına göre büyük bir değer taşır .<br />
Bu coğrafi konum ve beşeri değerlerle oluşan ülke jeopolitik gücü dünya ve bölge güçleri ile birlikte değerlendirildiği ve yorumlandığı zaman Türkiye’nin Jeopolitik konumu belirlenmiş olur .<br />
Büyük ölçüde coğrafi bütünlüğe sahip Anadolu Yarımadası; Balkan Yarımadası, Kafkaslar, İran, Arap Yarımadası ile çevrelenmiştir. Anadolu Yarımadası bu konumu ile bu coğrafyanın kalesi ve Dünya Adasının merkezi görünümündedir. Doğu-Batı ve Güney-Kuzey istikametlerindeki her türlü girişimi bloke eder veya yolunu açar.<br />
Türkiye; ABD, Rusya ve AB gibi güç odaklarının çıkarlarının yol kavşağında, politikalarının güzergahı üzerindedir. Hatta zaman zaman bu politikaların hedefi veya hareket noktası olabilmektedir .<br />
Türkiye coğrafyası, NATO sorumluluk alanı dışında kalan Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya bölgelerinde Batı çıkarlarına vaki olabilecek tehditlere, istenmeyen değişimlere müdahale için en yakın ve en uygun bir harekat platformu teşkil eder.<br />
Türkiye coğrafyası üzerinde her anlamda ve her alanda zayıf toplumlarını yaşama şansı yoktur. Bir bölge devleti durumunda olan ve evrensel genişlikte etkinlik arayan Türkiye çok duyarlı bir konumdadır .<br />
Türkiye coğrafyasında ancak güçlü, üniter, ulus devletler yaşayabilir.<br />
Türkiye çok zaman gücü ve dünyadaki, bölgesindeki yerinin önemi konusunda gerçeğe uygun bir değerlendirme içinde olmamış, sahip olduğu değerlerin ve gücün idrakine ulaşamamıştır.<br />
Yüzyıllardır üstü örtülen bir Türk Dünyası, kültürünün bütün özellikleriyle gün ışığına çıkıyor. Bu kültürü küller arasında, baskılar altında uzun süre koruyanlara, yaratıcılarına bugünkü ve bütün dünyadaki Türk kuşaklarının borçları, sorumlulukları vardır .<br />
“Bugün Sovyetler Birliği, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Bizim bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek demek değildir. Hazırlanmak lazımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevi köprülerini sağlam tutarak. Dil bir köprüdür.... İnanç bir köprüdür.... Tarih bir köprüdür.... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz.”<br />
Büyük Atatürk’ün yukarıdaki vasiyeti; yerine getirilecek bir borçtur. Mevcut şartlar, bu borcun ödenmesi için eşsiz tarihi bir fırsat sunmaktadır Türk Dünyasına....<br />
Atatürk, “kültürümüzü çağdaş uygarlığın üstüne çıkaracağız” derken kökümüzle bağlarımızı keserek başka diyarlarda kültür arayışını öngörmüyor.<br />
Atatürk, “egemenlik hiçbir mana, hiçbir şekil ve hiçbir renkte ve belirtide ortaklık kabul etmez” ve yine “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” derken, önemli gelişmelerin millete sorulması gerektiğine inanmak yanlış olmaz.<br />
Türkiye bugünkü jeopolitik olguyu dışlayamaz. Jeopolitik verileri dikkate almadan, günlük heves, günlük çıkar ve günlük politikalarla ulusal, bölgesel ve evrensel politikalar şekillendirilemez .<br />
Türkiye’nin çevresinde ve Avrasya’da oluşan yeni jeopolitik ortam, bölgesel boyutta Türkiye’nin güvenliği bakımından daha elverişsiz koşullar getirdiği gibi özellikle Kafkasya’da ve Orta Asya’da bir dereceye kadar da Ortadoğu ve Balkanlar’da Türkiye’nin rolünün artırmasına ve milli çıkarların geliştirilmesine olanak sağlayan yeni imkanlar ortaya çıkarmıştır. <br />
Türkiye’nin bu yeni duruma adapte olması için harcadığı çabaların geniş ölçüde kösteklendiğini söyleyebiliriz. Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan sorunları ve anlaşmazlığı, bölücü terör, diğer komşularla zaman zaman abartılan sorunlar, içeride son yıllarda hükümetlerin enerjisini tüketen siyasi açmazlar, tutarlı ve etkin bir dış politika ve kapsamlı bir strateji geliştirilmesini engellemiştir.<br />
21. yüzyıl, küresel düşlerin kurulacağı bir yüzyıldır. Gelecek yeniden düşünülmek zorundadır; politika, uluslararası ilişkiler, iş yönetimi, rekabet, kontrol, liderlik, pazarlama, güvenlik stratejileri ve gereken alanlarda yeniden yapılanmalar....<br />
Kürselleşmeyi, sayıları üçyüz civarında olan ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, Hollanda ve İsviçre merkezli dev şirketler gerçekleştirmektedirler. Uluslararası bu dev şirketler, şirket evlilikleriyle sürekli büyümekte ve bunun doğal sonucu olarak da siyasi iktidarların yerini alma veya en azından isteklerini dikte ettirme stratejilerini geliştirmektedirler.<br />
Bazı liberal düşünürler ulus devletin ortadan kalkacağını öne sürerken; daha ciddi stratejistler ise ulus devletin yok olmayacağını, tam tersine daha da güçlü olarak milliyetçi bir kurum olacaklardır tezini ortaya koymaktadırlar.<br />
20. yüzyılın en belirgin özelliği, demokrasinin; endüstrileşmiş, bilimde gelişmiş, eğitim ve sağlık sorunlarını çözmüş ve zenginleşmiş sosyal devleti kuran ülkelerde yerleşmiş olmasıdır. Eğer bu bir şablonsa ve doğruluğu kabul edilirse gelişmekte olan ülkelerin fazla şansları yok demektir .<br />
21. yüzyılda da en önemli sermaye nitelikli insan olacaktır. Bilgi çağının lideri, liderlerin lideri olabilecek yetenek ve donamındaki insandır. Eğer bu lideri yaratacak sistemi kuramazsak, 2025 yılı sonrasını da unutmak zorundayız.<br />
Soğuk Savaş döneminde uluslararası ilişkilerin basit şeması; dış politika hedeflerinin seçilmesi ve geçerli bir politika üretilmesi belki derin araştırmalar ve entelektüel gayret gerektirmiyordu. Bugün durum tamamen farklıdır ve bu yönde çalışmalar ve etüdler yeterli değildir. Özel sektör zaman zaman bazı değerli araştırmalar yaptırmaktadır, fakat bunların odak noktası daha çok ekonomiktir. Siyasi, sosyo-kültürel ve teknolojik çalışmalarla desteklenmesi önemlidir. Daha doğrusu milli gücü oluşturan bütün alanlarda, uzun vadeli, stratejik seviyede ve mümkün oldukça bağımsız araştırmalar yapılması zorunludur. Yetkili makamlara sunulacak dış politika ile ilgili önerilerin tutarlı olmasını sağlayacak bir mekanizma, özellikle zamanımızda daha da gereklidir. Kendi bireysel ve günlük algılamalarına göre karar veren ve bu kararları uygulamaya koyan kurumların varlığı ve yapılan hatalarla yetersizlikler sık sık görülmektedir.<br />
Soğuk Savaş sonrası gelişmeler ve coğrafi konumu, Türkiye’nin çok yönlü, çok seçenekli, uzun vadeli, aşamalı ve özellikle bağımsız politikalar üretmesini ve uygulamasını dikte ettirmektedir.<br />
Köklü bir devlet anlayışı, girişimci ve seçkin kadrolu bir özel sektör, dinamik ve genç bir nüfus, bölgesel ve evrensel ufku olan Türk toplumu daha cesur ve daha bağımsız politikalar bekliyor.<br />
Türkiye’nin ilişkilerinin yoğunluğu, coğrafi konumu ve tarihi gelişim bakımından Avrupa Birliği ile entegrasyonu amacı doğal karşılanmalıdır. Avrupa Birliği üyeliği Türkiye’nin KEİB, D-8, ECO ve Ortadoğuda meydana gelebilecek oluşumlarda ilişkilerine ve aktivitesine engel teşkil etmemelidir.<br />
AB’ne tam üyelik için Kıbrıs sorunu, insan hakları veya Güneydoğu sorunu gerçekçi engeller değildir. Bu itirazlar tamamen bahanedir. İngiltere için İRA, İspanya için BASK, Yunanistan için KIBRIS sorunları engel olmamıştır.<br />
Ancak, Türkiye’de mevcut enflasyon, mali disiplin noksanlığı ve Türkiye’nin nüfus büyüklüğü özlü birer engeldir .<br />
Öte yandan AB’nin üniter bir Türk devletine ne içinde ne de dışında sıcak bakmadığı da bilinmektedir.<br />
Demokratikleşme, insan hakları ile ilgili noksanlarımız, ekonomideki sıkıntılarımız; AB istediği için değil, kendi halkımızın ve insanımızın onuru için, refahı için çözümleyeceğimiz sorunlarımızdır. Ve çözümlemek zorundayız.<br />
Sorunlarımız var diye bize “sömürge valisi” gibi davranılmasına, tepeden bakılmasına, hakir görülmemize tahammül edemeyeceğimiz de bilinmelidir.<br />
Avrupa Birliğine eşit şartlarda, başımız dik olarak girmeliyiz, ancak biz gerekli hazırlığı yapmadık.<br />
38 yıllık bir proje olarak uzun yıllar verilen bir mücadeleye rağmen eşit şartlarda AB üyeliğinin gerçekleşeceğini beklemek ve bunu umut etmek Türkiye’yi yoracaktır.<br />
Avrupa Birliğinin Türkiye’den başlıca iki beklentisi vardır. Birincisi Türkiye’yi sürekli bir pazar olarak kullanmaktı. Bunu da, bayram yaparcasına, hiç bir şey almadan, altın tepsi içinde, Gümrük Birliği Anlaşması ile, kendi ellerimizle güle oynaya sunduk. İkincisi de Güneydoğu Avrupa bölgesine yönelik, muhtemel tehdide karşı güvenlik endişesidir ki, bu da nasıl olsa NATO üyesi olan Türkiye tarafından karşılanmaktadır. Bu Avrupa’nın bilinen bencilliğidir. En büyük yanılgısı ise doğusundadır ve yanıldığını görmek için çeyrek yüzyıl beklenmesine gerek kalmayacaktır.<br />
Bir AB üyeliği gerçekleşecektir, ancak bu üyelik eşit şartlarla beklediğimiz üyelik değil, AB dışında fakat ilişkilerimize standart getirecek AB-Türkiye İttifakı şeklinde bir uzlaşma olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Hatta bu düzenlemeye bir nevi “Konfederasyon” da denilebilir.<br />
Türkiye oyalanmak suretiyle zaman kaybetmemelidir. Kendi ev ödevine iyi çalışmalı, “AB olmazsa olmaz” şartlanmasından kurtulmalıdır. Bu şartlanma bizi körleştiriyor, çevremizi görmeyi engelliyor. Avrupa ile iyi ilişkiler sürdürülürken, paralelinde Türk Dünyası ve komşularımızla ilişkilerimizi geliştirecek politika ve stratejiler üretmeliyiz.<br />
Kafkasya, Orta Asya ve hatta Balkanlardaki gelişmeler nedeniyle Türk-Rus ilişkilerinin idaresi daha zor ve daha duyarlı olmuştur. İlişkilerde ekonomik alanda önemli aşama kaydederken, siyasal alanda zaman zaman ciddi gerginlikler olmaktadır. Bugün Rusya ile ilişkiler sadece güvenlik ve ekonomik çıkarlar açısından değil, fakat Kafkasya ve Orta Asya politikalarımızın gerçekten verimli olması açısından önem taşımaktadır .<br />
Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerde öncelik kültürel ve ekonomik alanlarda olmalı aşırı milliyetçi tavırlardan kaçınılmalıdır. Bu Cumhuriyetlerin Rusya, Çin veya İran’ın nüfuzu altına girmemeleri Türkiye için hayatidir.<br />
İran ile ilişkilerimiz sadece Orta Asya nedeni ile değil, Ortadoğu’daki denge ve olası gelişmeler nedeni ile önemlidir. İran’ın bugün içinde bulunduğu ve uzun sürmeyecek olan nisbi yalnızlığından istifade ederek ilişkilerimizi ortak çıkarlarımıza uygun bir düzeye çıkartmakta yarar vardır .<br />
İsrail ile ortak siyasal çıkarlarımız ve güvenlik kaygılarımız şüphesiz vardır. Dostluk ve işbirliği ilişkileri kurmamız ve bunları geliştirmemiz doğal karşılanmalıdır. Bununla beraber İsrail ile ilişkilerimizde ihtiyatlı davranmakta, yanlış anlaşılabilecek veya yorumlanabilecek hareketlerden kaçınmakta yarar vardır .<br />
Uzun vadede Ortadoğu’daki Arap ülkeleri ile ilişkilerimizin daha ağırlıklı olabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.<br />
Ortadoğu’daki en çetin sorun Suriye ile ilişkilerdir. Bölücü teröre verdiği destek iki ülke arasındaki ilişkileri azami derecede gerginleştirmiştir. Ekim 1998’de Şam’daki PKK örgütü elebaşısını nihayet Suriye dışına çıkarmakla olumlu bir tavır sergileyen Suriye yönetimi tansiyonun düşmesini sağlamıştır. Ancak Suriye’nin Türkiye’den toprak talebi, su sorunu, Büyük Suriye hayali, iki ülke arasındaki ilişkileri olumlu bir noktaya getirmeyi daha uzun bir süre geciktirebilecektir.<br />
Yunanistan’la olan sorunlar; Kıbrıs, Ege sorunları (Kıta Sahanlığı, Kara Suları, Hava Sahası, Ege adalarının silahlandırılması aidiyeti belli olmayan adalar) ve Batı Trakya Türk azınlığı olmak üzere birbiri içine girmiş sorunlardır. Ayrıca Yunanistan’ın PKK terör örgütüne verdiği destek, Ermenistan ve Suriye’yi Türkiye’ye karşı kullanma girişimleri, AB üyeliği sürecinde Türkiye’ye karşı olumsuz tavır ve mali yardımları engellemesi iki ülke arasında diyalog kapılarının açılamamasına neden olan tavırlardır. Yunanistan, çözüm istediği takdirde bunlar kolay çözülebilirler ve Ege Denizi bir barış denizi haline getirilebilir. Çözüme giderken iki koşul önemlidir. Güçlü olma ve Avrupa’nın tek taraflı ve haksız destekten vazgeçmesi. <br />
Kaynakça<br />
• AYDOĞAN, O. (1999). Jeopolitiğin Yeni Faktörleri ve Çatışmanın Yeni Boyutları (Makale), Harp Ak. No.Yay.<br />
• AYDOĞAN, M. (1999). Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye, Otopsi Yayınevi,, İstanbul.<br />
• BRZEZINSKI, Z. (1998). Büyük Satranç Tahtası, SABAH Kitapları, İstanbul.<br />
• CELERIER, P. (1980). Jeopolitik ve Jeostrateji, Harp Ak. Yay.<br />
• CÖMERT, S. (2000). Jeopolitik, Jeostrateji ve Strateji, Harp Ak.Yayınları, İstanbul.<br />
• HUNTINGTON, S. (1995). Medeniyetler Çatışması mı? Harp Ak. Bülteni, Sayı 179.<br />
• İLHAN, S. (1971). Jeopolitikten Taktiğe, HAK Yayınları, İstanbul.<br />
• İLHAN S. (1989). Jeopolitik Duyarlılık, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara.<br />
• İLHAN S. (2000). Avrupa Birliğine Neden Hayır?, Ötüken Yay., İstanbul. <br />
• MÜTERCİMLER, E. (2000). 21. Yüzyıl ve Türkiye, Güncel Yayıncılık, İstanbul. <br />
• ÖZKÖRÜKÇÜ, G. (1999). Balkanların Coğrafi Konumu, Sempozyum Bildirisi, Harp Ak. Yayını, İstanbul.<br />
• SİSAV (2000). Dünyadaki Jeopolitik Yönelimler, Ağustos İstanbul.<br />
• TÜRKMEN, İ. (1998). Türkiye’nin Yeni Jeopolitik Ortamı, Konferans, İstanbul.<br />
Jeopolitik sayı 4<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRKİYE’DE İKLİM ELEMANLARI]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=22967</link>
			<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 05:39:45 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=22967</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TÜRKİYE’DE İKLİM ELEMANLARI </span></span><br />
________________________________________<br />
<br />
Türkiye İkliminde Etkili Faktörler <br />
1)Matematik konumu: Türkiye bulunduğu konumdan dolayı kışın kutuplardan gelen soğuk hava kütlelerinin , yazın da Tropikal kuşaktan gelen sıcak hava kütlelerinin etkisindedir. Ayrıca güneş ışınlarının düşme açısında yıl boyunca büyük farklar vardır. Bunun sonucu olarak yıllık sıcaklık farkı da fazladır. <br />
2)Yer şekilleri (Yükselti ,dağların uzanış duğrultusu ve bakı) Yurdumuzun kuzeyinde ve güneyinde dağlar kıyıya paralel uzandığından kıyı ile iç kesim arasında buralarda iklim farklılığı fazladır. Ege bölgesinde ise dağlar kıyıya dik uzandığından farklılık azdır. <br />
Yükseltinin etkisiyle sıcaklık Türkiye’de batıdan doğuya doğru azalır.  <br />
Bakı etkisinden dolayı dağlarımızın güneye bakan yamaçları bütün yıl kuzey yamaçlarına göre daha sıcaktır. <br />
Not: Türkiye’de aynı tarihlerde farklı mevsim özellikleri yaşanabilmektedir. Bunun sebebi; yer şekillerinin çeşitlilik göstermesidir. <br />
3)Denize göre konum: Kıyı bölgelerde nem fazla olduğunda buralarda kışlar ılık , yağışlar fazla ve sıcaklık farkları azdır. <br />
4)Rüzgarların esme yönü:Türkiye’ye kuzeyden gelen rüzgarlar sıcaklığı düşürürken, güneyden gelenler sıcaklığı artırır (enlem etkisinden dolayı).  <br />
5) Basınç merkezleri: Türkiye etrafında oluşan basınç merkezleri de rüzgar ve yağış rejimi üzerinde etkili olmaktadır. Yaz mevsiminde Atlas Okyanusu üzerinde oluşup genişleyen yüksek basınç ve Basra Körfezi üzerinde oluşan alçak basınç etkisi altına giren ülkede, yüksek basınç etkisinde iken sıcaklıklar düşmekte, alçak basınç etkisinde iken aşırı sıcaklıklar oluşmaktadır. Kış mevsiminde ise, kuzeyden gelen soğuk hava, Akdeniz üzerinden gelen ılık ve nemli havanın etkisine girmektedir. Bu iki hava kütlesinin karşılaşması ile cepheler oluşmakta ve kıyılarda çoğunlukla yağmur, Trakya, iç ve yüksek kesimlerde kar yağışına neden olmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SICAKLIK </span></span><br />
<br />
Türkiye Yıllık Sıcaklık  Dağılışı  <br />
<br />
Türkiye'de gözlem yapılan istasyonlardaki uzun yıllar ortalamalarına göre, yıllık ortalama sıcaklıklar 4-20 °C arasında değişmektedir. <br />
Kıyı kesimler iç kesimlerden daha sıcaktır (deniz etkisinden dolayı). <br />
Güney kıyılarımızdan kuzey kıyılarımıza doğru enlemin etkisiyle sıcaklık azalır.  <br />
Ülkenin en sıcak kesimleri Güneydoğu Anadolu'nun güneyi ile Akdeniz kıyı kuşağıdır. Buralarda yıllık ortalama sıcaklık 18 °C'nin üzerindedir. <br />
Erzurum ve Kars platolarının yüksek kesimlerinde 4 °C'nin altına düşer. Sebepleri : Yükseltisinin fazla olması, karasallıktır. <br />
Türkiye Ocak Ayı Sıcaklık Dağılışı <br />
En yüksek sıcaklıklar Akdeniz bölgesinin kıyı kesiminde görülür. Sebepleri : enlem , deniz etkisi ve Toros kıvrım dağlarının kuzeyden gelen soğuk hava kütlelerini engellemesidir. <br />
En düşük sıcaklıklar Doğu Anadolu’da Erzurum-Kars bölümünde görülür. Sebepleri : Yükseltinin fazla olması, karasallık ,kuzeyden gelen soğuk rüzgarlardır. <br />
Kıyı ile iç kesim arasındaki sıcaklık farkı fazladır. <br />
Türkiye Temmuz Ayı Sıcaklık Dağılışı <br />
Kıyı ile iç kesim arasında sıcaklık farkı azalmıştır.<br />
En yüksek sıcaklıklar Güney Doğu Anadolu’da görülür. Sebepleri : Karasallık ve  Güneyden gelen sıcak rüzgarların etkisidir. <br />
En düşük sıcaklıklar bu dönemde de Erzurum-Kars Bölümünde görülür. Sebebi ,yükseltisinin fazla olmasıdır. <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BASINÇLAR </span></span><br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÜKSEK BASINÇLAR </span></span><br />
<br />
1)Sibirya Termik Y.B : 60° enlemlerinde oluşmuştur. Türkiye’de kışın etkilidir. Etkili olduğu dönemlerde kışlar çok soğuk ve kar yağışlı geçer. Türkiye’ye Kuzeydoğudan sokulur. <br />
2)Asor Dinamik Y.B : 30° enlemlerinden kaynağını alır. Türkiye’de bütün yıl etkilidir. En fazla yazın etkilidir. Etkili olduğu yaz mevsiminin kurak olmasının başlıca sebebidir (Alçalıcı hava hareketinden dolayı). Bu basıncın etkisiyle Ege Kıyıları boyunca kuzeyden esen Etezyen rüzgarı oluşur. Yurdumuza kuzeybatıdan sokulur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ALÇAK BASINÇLAR </span></span><br />
<br />
1)İzlanda Dinamik A.B : 60° enleminde kaynağını alır. Türkiye’de kışın etkilidir. Etkili olduğu dönemde kışlar ılık ve yağışlı geçer. Kuzeybatıdan sokulur. <br />
2)Basra Termik A.B: (30° Kuzey)  Türkiye’de yazın ekilidir. Yurdumuza Güney Doğu Anadolu Bölgesinden itibaren sokulur ve sıcaklığı artırır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RÜZGARLAR </span></span><br />
<br />
Türkiye batı rüzgarları kuşağında olmasına rağmen daha çok yerel rüzgarların etkisindedir. Sebebi yer şekilleridir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NEMLİLİK VE YAĞIŞ  </span></span><br />
<br />
Kıyı bölgelerinin nemliliği iç kesimlerden daha yüksektir. Bundan dolayı kıyı kesimlerde yağışlar fazla ve  sıcaklık farkları azdır. <br />
Bağıl nem en yüksek Doğu Karadeniz Bölümündedir. En düşük Güney Doğu Anadolu’dadır. <br />
En fazla yağış alan bölge Karadeniz ,Bölüm Doğu Karadeniz, il Rize’dir (2400 mm) .Rize’nin çok yağış almasında; güneyindeki yüksek dağların hakim rüzgar yönüne dik olması etkilidir. <br />
En az yağış alan bölgemiz İç Anadolu Bölgesidir. Sebebi ; etrafının dağlarla çevrili olmasıdır. En az yağış alan il Konya ‘dır (330 mm). <br />
NOT: En az yağış alan bölge İç Anadolu Bölgesi olmasına rağmen en kurak bölge Güney Doğu Anadolu Bölgesidir. Sebebi ; buharlaşmanın fazla olmasıdır. <br />
Karasal iklim bölgelerinde kışın görülen yağışlar genellikle kar şeklindedir. Türkiye’de karla örtülü gün sayısının en fazla olduğu bölge Doğu Anadolu Bölgesidir. <br />
Türkiye’de kar örtülerinin yerde kalma süresi batıdan doğuya doğru artar. Kar yağışı ve don <br />
olayının en az görüldüğü bölgemiz Akdeniz Bölgesidir. <br />
Türkiye’de kışın görülen yağışlar genelde cephesel kökenlidir. Bu tür yağış oluşumu en fazla Akdeniz Bölgesinde görülür. <br />
İlkbahar ve yazın görülen yağışlar genelde Konveksiyon  yağışı şeklindedir. En fazla İç Anadolu Bölgesinde görülür. <br />
Oroğrafik (yamaç) yağışları genelde Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerinde görülür. Fakat en fazla Karadeniz Bölgesinde görülür<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TÜRKİYE’DE İKLİM ELEMANLARI </span></span><br />
________________________________________<br />
<br />
Türkiye İkliminde Etkili Faktörler <br />
1)Matematik konumu: Türkiye bulunduğu konumdan dolayı kışın kutuplardan gelen soğuk hava kütlelerinin , yazın da Tropikal kuşaktan gelen sıcak hava kütlelerinin etkisindedir. Ayrıca güneş ışınlarının düşme açısında yıl boyunca büyük farklar vardır. Bunun sonucu olarak yıllık sıcaklık farkı da fazladır. <br />
2)Yer şekilleri (Yükselti ,dağların uzanış duğrultusu ve bakı) Yurdumuzun kuzeyinde ve güneyinde dağlar kıyıya paralel uzandığından kıyı ile iç kesim arasında buralarda iklim farklılığı fazladır. Ege bölgesinde ise dağlar kıyıya dik uzandığından farklılık azdır. <br />
Yükseltinin etkisiyle sıcaklık Türkiye’de batıdan doğuya doğru azalır.  <br />
Bakı etkisinden dolayı dağlarımızın güneye bakan yamaçları bütün yıl kuzey yamaçlarına göre daha sıcaktır. <br />
Not: Türkiye’de aynı tarihlerde farklı mevsim özellikleri yaşanabilmektedir. Bunun sebebi; yer şekillerinin çeşitlilik göstermesidir. <br />
3)Denize göre konum: Kıyı bölgelerde nem fazla olduğunda buralarda kışlar ılık , yağışlar fazla ve sıcaklık farkları azdır. <br />
4)Rüzgarların esme yönü:Türkiye’ye kuzeyden gelen rüzgarlar sıcaklığı düşürürken, güneyden gelenler sıcaklığı artırır (enlem etkisinden dolayı).  <br />
5) Basınç merkezleri: Türkiye etrafında oluşan basınç merkezleri de rüzgar ve yağış rejimi üzerinde etkili olmaktadır. Yaz mevsiminde Atlas Okyanusu üzerinde oluşup genişleyen yüksek basınç ve Basra Körfezi üzerinde oluşan alçak basınç etkisi altına giren ülkede, yüksek basınç etkisinde iken sıcaklıklar düşmekte, alçak basınç etkisinde iken aşırı sıcaklıklar oluşmaktadır. Kış mevsiminde ise, kuzeyden gelen soğuk hava, Akdeniz üzerinden gelen ılık ve nemli havanın etkisine girmektedir. Bu iki hava kütlesinin karşılaşması ile cepheler oluşmakta ve kıyılarda çoğunlukla yağmur, Trakya, iç ve yüksek kesimlerde kar yağışına neden olmaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SICAKLIK </span></span><br />
<br />
Türkiye Yıllık Sıcaklık  Dağılışı  <br />
<br />
Türkiye'de gözlem yapılan istasyonlardaki uzun yıllar ortalamalarına göre, yıllık ortalama sıcaklıklar 4-20 °C arasında değişmektedir. <br />
Kıyı kesimler iç kesimlerden daha sıcaktır (deniz etkisinden dolayı). <br />
Güney kıyılarımızdan kuzey kıyılarımıza doğru enlemin etkisiyle sıcaklık azalır.  <br />
Ülkenin en sıcak kesimleri Güneydoğu Anadolu'nun güneyi ile Akdeniz kıyı kuşağıdır. Buralarda yıllık ortalama sıcaklık 18 °C'nin üzerindedir. <br />
Erzurum ve Kars platolarının yüksek kesimlerinde 4 °C'nin altına düşer. Sebepleri : Yükseltisinin fazla olması, karasallıktır. <br />
Türkiye Ocak Ayı Sıcaklık Dağılışı <br />
En yüksek sıcaklıklar Akdeniz bölgesinin kıyı kesiminde görülür. Sebepleri : enlem , deniz etkisi ve Toros kıvrım dağlarının kuzeyden gelen soğuk hava kütlelerini engellemesidir. <br />
En düşük sıcaklıklar Doğu Anadolu’da Erzurum-Kars bölümünde görülür. Sebepleri : Yükseltinin fazla olması, karasallık ,kuzeyden gelen soğuk rüzgarlardır. <br />
Kıyı ile iç kesim arasındaki sıcaklık farkı fazladır. <br />
Türkiye Temmuz Ayı Sıcaklık Dağılışı <br />
Kıyı ile iç kesim arasında sıcaklık farkı azalmıştır.<br />
En yüksek sıcaklıklar Güney Doğu Anadolu’da görülür. Sebepleri : Karasallık ve  Güneyden gelen sıcak rüzgarların etkisidir. <br />
En düşük sıcaklıklar bu dönemde de Erzurum-Kars Bölümünde görülür. Sebebi ,yükseltisinin fazla olmasıdır. <br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BASINÇLAR </span></span><br />
<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÜKSEK BASINÇLAR </span></span><br />
<br />
1)Sibirya Termik Y.B : 60° enlemlerinde oluşmuştur. Türkiye’de kışın etkilidir. Etkili olduğu dönemlerde kışlar çok soğuk ve kar yağışlı geçer. Türkiye’ye Kuzeydoğudan sokulur. <br />
2)Asor Dinamik Y.B : 30° enlemlerinden kaynağını alır. Türkiye’de bütün yıl etkilidir. En fazla yazın etkilidir. Etkili olduğu yaz mevsiminin kurak olmasının başlıca sebebidir (Alçalıcı hava hareketinden dolayı). Bu basıncın etkisiyle Ege Kıyıları boyunca kuzeyden esen Etezyen rüzgarı oluşur. Yurdumuza kuzeybatıdan sokulur. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ALÇAK BASINÇLAR </span></span><br />
<br />
1)İzlanda Dinamik A.B : 60° enleminde kaynağını alır. Türkiye’de kışın etkilidir. Etkili olduğu dönemde kışlar ılık ve yağışlı geçer. Kuzeybatıdan sokulur. <br />
2)Basra Termik A.B: (30° Kuzey)  Türkiye’de yazın ekilidir. Yurdumuza Güney Doğu Anadolu Bölgesinden itibaren sokulur ve sıcaklığı artırır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">RÜZGARLAR </span></span><br />
<br />
Türkiye batı rüzgarları kuşağında olmasına rağmen daha çok yerel rüzgarların etkisindedir. Sebebi yer şekilleridir. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NEMLİLİK VE YAĞIŞ  </span></span><br />
<br />
Kıyı bölgelerinin nemliliği iç kesimlerden daha yüksektir. Bundan dolayı kıyı kesimlerde yağışlar fazla ve  sıcaklık farkları azdır. <br />
Bağıl nem en yüksek Doğu Karadeniz Bölümündedir. En düşük Güney Doğu Anadolu’dadır. <br />
En fazla yağış alan bölge Karadeniz ,Bölüm Doğu Karadeniz, il Rize’dir (2400 mm) .Rize’nin çok yağış almasında; güneyindeki yüksek dağların hakim rüzgar yönüne dik olması etkilidir. <br />
En az yağış alan bölgemiz İç Anadolu Bölgesidir. Sebebi ; etrafının dağlarla çevrili olmasıdır. En az yağış alan il Konya ‘dır (330 mm). <br />
NOT: En az yağış alan bölge İç Anadolu Bölgesi olmasına rağmen en kurak bölge Güney Doğu Anadolu Bölgesidir. Sebebi ; buharlaşmanın fazla olmasıdır. <br />
Karasal iklim bölgelerinde kışın görülen yağışlar genellikle kar şeklindedir. Türkiye’de karla örtülü gün sayısının en fazla olduğu bölge Doğu Anadolu Bölgesidir. <br />
Türkiye’de kar örtülerinin yerde kalma süresi batıdan doğuya doğru artar. Kar yağışı ve don <br />
olayının en az görüldüğü bölgemiz Akdeniz Bölgesidir. <br />
Türkiye’de kışın görülen yağışlar genelde cephesel kökenlidir. Bu tür yağış oluşumu en fazla Akdeniz Bölgesinde görülür. <br />
İlkbahar ve yazın görülen yağışlar genelde Konveksiyon  yağışı şeklindedir. En fazla İç Anadolu Bölgesinde görülür. <br />
Oroğrafik (yamaç) yağışları genelde Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerinde görülür. Fakat en fazla Karadeniz Bölgesinde görülür<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TÜRKİYE’DE GÖRÜLEN BAŞLICA İKLİM TİPLERİ  VE ÖZELLİKLERİ]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=22963</link>
			<pubDate>Wed, 04 Oct 2023 05:19:49 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=22963</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TÜRKİYE’DE GÖRÜLEN BAŞLICA İKLİM TİPLERİ VE ÖZELLİKLERİ</span></span><br />
<br />
<br />
Memleketimiz, çok çeşitli iklimlerin bulunduğu talihli ülkelerden biridir. Üç yanının denizlerle çevrili oluşu, çok yerinin yüksek bölgeler halinde bulunuşu, sıra sıra dağların ve ovaların uzanışı, Türkiye’de türlü özellikler taşıyan ve her birinin ayrı ekonomik ve yerleşme değeri bulunan çeşitli iklimlerin doğmasına imkan vermiştir. Daha kış sonunda ve ilkbahar başlarında meyve ağaçlarının tomurcuklandığı ve çiçek açtığı güney kıyı bölgelerimize karşılık, henüz kışın bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü Erzurum-Kars yaylaları bunun tam tezat teşkil eden bir örneğidir. Yaz ayları içinde serin ve esintili günlerin çok olduğu Kars yaylalarına karşılık da, aynı tarihlerde güney kıyı bölgelerimizde ve Ege denizi kıyılarımızda çok sıcak günler hüküm sürer.<br />
Türkiye iklimleri, çeşitli yeryüzü şekillerine, denizlere, yüksekliğe ve dağların uzanış durumuna bağlı olarak, sanki bir mozaik görünüşünde iklim bölgeleri ve bölgecikleri ile doludur.<br />
Türkiye’nin bulunduğu enlemler gereği, ılıman iklimin kışları ılık ve kısa geçen tipi egemendir. Türkiye’nin iklimi başta denizellik-karasallık, yükselti, yeryüzü şekilleri, enlem vb. tüm iklim etmenlerinin etkisi ile oldukça çeşitlilik gösterir. Türkiye, dar alanlarda ve kısa aralıklarla önemli iklim değişiklikleri görülen bir ülkedir. Bu durum Türkiye’de çok çeşitli tarımsal üretimin yapılmasını sağlamakta ve ekonomimizi olumlu yönde etkilemektedir.<br />
<br />
Gerçekten tarım ve hayvancılık, çeşitli planlamalar, ulaştırma ve yerleşme, sulama ve ekonomisi ile ilgili işler, yerle ilgili olduklarından, yere sürekli etki yapan iklim şartları ile bu işler arasında yakın ve devamlı bağlantılar vardır.<br />
Bir yerin iklimini belirtebilmek için, o yerde geçen, bütün atmosfer olaylarının (sıcaklık, yağış, rüzgarlar...) o yere (kıyı boyu, kara içi, dağlık yer, ova, yüksek yer, alçak yer...) uymuş bir bileşimini vermek gerekir. Bir yerde iklim, o yerdeki atmosfer olaylarının ortalama değerleridir. Bunun için, böyle bir yerin iklimini iyice belirtebilmek, o yerde mümkün olduğu kadar uzunca süre yapılmış rasatların elde bulunması gerekir. İklim bir yerde uzun bir süre büyük değişiklik göstermeyen hava şartları topluluğudur. Başlı başına bir konu olan iklim, klimatoloji adlı geniş bir bilim kolunun konusu olmuştur.<br />
İklim, uzun süreler içinde değişikliğe de uğramıştır. Uzun süreli gözlemler ve bilgiler göstermiştir ki, bir yerin iklimi hep bir değerde kalmamakta,  devir devir sıcaklaşmaya veya soğumaya gitmiş bulunmakta, daha yağışlı veya daha kurak zamanlar olmuş bulunduğu anlaşılmaktadır. Dönemler halinde, iklim değişmeleri olduğu da sanılmaktadır. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Güneşten dünyaya ulaşan enerjideki değişiklikler yüzünden, havanın bileşimindeki değişiklikler nedeniyle, yeryüzünün fiziki karakterinde olan değişiklikler bunlardandır.<br />
<br />
Bir gök cismi olarak yer yuvarlağının iklimleri, astronomik esaslara göre belirtildiği zaman, kutup dairelerine (660 33’), dönencelere (230 27’), göre ve ekvator göz önüne alınarak, düzenli şekilde uzanan 5 kuşak olarak belirir:<br />
<br />
1. Ekvatorun her iki yanında dönenceler arasında uzanan geniş bir sıcak kuşak. Burası Ekvatoral iklimlerin toplandığı sıcak iklim bölgeleridir.<br />
2. her iki yarımkürede, dönenceler ile kutup daireleri arasında, iki iklim kuşağı daha uzanır. burası ılıman kuşaktır. Buradaki iklimlere ılıman iklimler adı verilir. Bu kuşaklar orta enlemlere rastlar. Her birinin içine 47 enlem girer. Buralarda çoğunca, az veya çok belirgin bir kış mevsimi, yaz mevsimi ve genel olarak diğer mevsimler (ilkbahar, güz) vardır. Özellikle kışın karışık atmosfer olaylarının çok yer tuttuğu iklim kuşaklarıdır. İşte Türkiye, bu iklim kuşağının, kuzey yarım küredeki bir bölümündedir ve yaklaşık olarak ortalarına (36-42 enlemleri arası) rastlar.<br />
3. Her yarımkürede, bunların ötesinde de iki soğuk kuşak uzanır.  buraları kutup iklimleri bölgeleridir. Ancak dünyanın türlü bölgelerinde hava olaylarının farklı ve değişik durumlar göstermesi, karaların ve denizlerin dağılış şekilleri, dağların ve ovaların bulunuşu, bunların yükseklik değerleri, güneşe dönük olma durumları, sıcak veya soğuk deniz akıntıları, bitki örtüsü gibi başka etkenlerle, bu düzenli uzanış ve sıralanışta bozulmalar, değişiklikler belirmiştir. Böylece, bu coğrafi şartlar nedeniyle aynı enlemlerde bile kıtaların doğusunda, batısında, iç taraflarında birbirinden çok farklı iklim bölgeleri belirmiştir. Bütün bunların yanında denilebilir ki, bu yerel şartların etkisi ile “her yerin kendine göre bir iklimi” bulunmaktadır. Türkiye, bu bakımdan pek çok iklim çeşitleri ile doludur. Ancak, birbirlerine çok benzeyenleri bir arada göz önüne alınarak iklim bölgeleri kavramı doğmuştur. Bir iklim bölgesinin özelliğini belirtebilmek ve yanındakilerden olan farkını ortaya koymak için “iklim unsurları”nın gerektiği yerde, gerektiği nispette, zaman ve mekana göre değişme durumlarını gösterecek şekilde bir iklim bölgesi bileşimi içine katıştırılmasına çalışılır. Bunda o yerin özelliği ne kadar iyi belirtilebilirse, bu ölçüler o derece faydalı olur. Birbiri yanındaki iklim bölgeleri arasında olan farklar, her zaman tam kesin olmayabilir. Türlü derecelerden birinden ötekine geçiş halleri de bulunabilir. Bunlarla birlikte, geniş veya dar bir yerin iklim özelliği, yine de belirtilmiş olur.<br />
a. Sıcaklık unsurunda yıllık, aylık değerler ve bunlarda yıl içindeki aykırılıklar (anomaliler), ortalama uçlar, don olayı ve şiddeti ile süresi, toprak sıcaklığı, yükseldikçe sıcaklığın değişmesi ve bunda mevsimlere ve bakılacak şartlarına göre durumu, bölgenin karasal oluş durumu gözden geçirilir.<br />
b. Yağış yıl içindeki rispi nemlilik, bulutluluk, sis durumu, yıllık yağış miktarı, aylık yağış miktarı, yağış sıklığı ve şiddeti ile mevsimlere göre durumu, yağış tarzı ve özellikle sağanak yağmurları, yağış süresi, kar yağışları, kar örtüsü ve toprak üstünde durma süresi, dolulu günler, buharlaşma, kuraklık ve nemlilik ile bunların yıl içindeki durumu ele alınacak noktalardır.<br />
c. Basınç ile rüzgarlardır. Bunda da basıncın yıl içindeki ve aylık değeri ile değişiklikleri, gün içindeki basınç değişikliği, nemlilik, sıcaklık, rüzgar doğrultuları ve yağış arasındaki ilişki, bir yerdeki durgun süreler, yağmurlu süreler, hakim rüzgar doğrultusu, mevsimlere göre rüzgar doğrultularının değişmesi, rüzgar hızı ve fırtınalar, yerel rüzgarlar ve özellikle meltemler, bölgeye uzak ve genel atmosfer dolaşımının etkileri göz önüne alınır.<br />
<br />
Bu iklim unsurları göz önüne alınarak Türkiye’de 3 ana iklim bölgesi bulunduğu belirtilir: Akdeniz-Ege bölgesi iklimi, Karadeniz bölgesi iklimi, İç bölgeler iklimi. Bu son derece sade iklim bölümlemesi içinde, çeşitli şartlar altında Türkiye’de farklı iklim bölgelerinin belirtilmesi gerekmiştir:<br />
<br />
1. Kıyı boyu bölgelerinin türlü kesimlerinde de az veya çok farklı iklim özellikleri vardır.<br />
2. Kıyı bölgelerinin hemen gerisindeki bölgelerde, yer yer iklim farkları bulunmaktadır.<br />
3. İç bölgelerin türlü kesimlerinde, türlü bakımlardan iklim farkları vardır.<br />
4. Yerine göre, bu iklim bölgeleri, çok çeşitli büyüklükte bir yayılış gösterirler.<br />
Bütün bu bölgelerin iklim özellikleri o bölgelerin tarımı, ekonomisi, yerleşme durumları, bitki örtüsü bakımından büyük önem taşırlar. Şimdi bu iklim bölgelerini ana çizgileriyle kısaca belirtelim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. KARADENİZ İKLİMİ:</span></span><br />
<br />
1. Her mevsimi yağışlıdır. <br />
2. Buradaki bol yağışları gezici minimumlar getirir, yüksek dağ yamaçları bu yağışların daha bol yağmasına imkan verir. <br />
3. Depresyonik ve orografik yağışlar hakimdir. <br />
4. Kıyı bölgesinde batıya bakan yamaçlar, doğuya bakan yamaçlardan daha çok yağış alır.<br />
5. Sıcaklık şartları deniz iklimi özelliğindedir.<br />
Ara sıra, don olayları olur, sis belirir, kar yağar. Bu kıyı boyu bölgesinin hemen güneyinde uzanan ve içerisine bolu, Kastamonu, Çorum, Merzifon, Amasya, Tokat, Şebinkarahisar taraflarını alan yerleri “Karadeniz İç Bölgesi” olarak vasıflandırmak yerinde olur. Kıyı boyundaki nispeten dar, tam deniz iklimli bölge ile onun hemen gerisindeki iç taraflar, Karadeniz bölgesi olarak, yağış ve sıcaklık bakımlarından birbirinden farklı bölümler gösterir. Kıyı boyunda farklı üç bölüm ayırt edilebilir: Doğu, Orta, Batı Karadeniz iklimi.<br />
1. Doğu Karadeniz İklim. Bu kesimde çok fazla yağış vardır. Kıyı boyundaki birçok yerlerde yılda 2 metre kadar. Hemen gerideki dağlarda daha da çok. Yaz sıcakları oldukça fazladır. Kışlar ılımlı geçer.<br />
2. Orta Karadeniz İklimi: Yağış, bu kıyı boyu ölçüsüne göre orta derecededir ve 70-80 cm. kadardır.<br />
3. Batı Karadeniz İklimi: Doğu Karadeniz iklimine göre daha az yağışlı (100-120 cm.) sıcaklık, Karadeniz boyunun öteki kesimlerine göre gerek yazın ve gerekse kışın daha azdır.<br />
4. Karadeniz Ardı Bölgesi: Karadeniz iklim bölgesinin bu kıyı boyunun üç çeşidinin hemen güneyinde, İç Anadolu iklim bölgesine doğru bir geçiş alanı başlar. Burada, batıdan doğuya doğru gidildikçe ve Karadeniz’in etkilerinden uzaklaşıldıkça farklı iklim yöreleri belirmiş bulunmakla beraber, “Karadeniz kıyı boyu” ile “İç bölgeler” iklimleri arasında bir geçiş iklimleri şeridi özelliği gösterir: Yağış maksimumu ilkbahar sonralarına kaymış, yaz ortalarında kurakça bir süre belirmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. AKDENİZ İKLİMİ:</span></span><br />
<br />
Yıllık yağış yüksek ise de (yerine göre 80-120 cm), şiddetli ve uzun yaz kurakları vardır. Sıcaklık şartlarına ve yaz kuraklıklarına göre birbirinden farklı üç ana tip ayırt etmek mümkündür: Asıl Akdeniz iklimi, Akdeniz yakını dağ iklimi ve Marmara iklimi.<br />
1. Asıl Akdeniz İklimi: Yüksek yaz sıcakları hüküm sürer. Bu sıcakların fazla oluşunun nedenlerinden biri, kıyı bölgesini çok yerde kuzeyden dağlarla çevrili olması ve bu sebeple kuzey rüzgarlarını yeterince alamamasıdır. Kış mevsimi Ege’den daha ılık geçer. Çok buharlaşma olur. Hava çok zaman açıktır. Kar yağışı ve don olayı nadirdir. Uzun bir yaz kuraklığı vardır. Kış, geç başlar ve ılımlı geçer. Yağış mevsimi kıştır. Bol yağmurlar güz ortalarında başlar, ilkbahara kadar sürer. Bu iklimin alanı, Akdeniz boyunda olup çok yerde dar bir kıyı şerididir. Bazı yerlerinde yer şekillerine bağlı olarak genişler ve gerilere sokulur. Dar olduğu yerlerin sebebi hemen kıyı yakınında yüksek dağların başlamıştır. Bu iklimin bir bölümünden başka bir şey olmayan ve ona çok benzeyen Ege bölgesinde ise, hemen hemen bütün “kıyı Ege” adı ile anılan bölgenin içerilere sokulmuş geniş ve pek uzun ovalar bölümünü içine alır.<br />
<br />
2. Akdeniz Yakını Dağ İklimi: Güney Anadolu kıyıları boyunca uzanan ve yüksekliği kıyıdan itibaren yaklaşık olarak, 800 m.ye yükselebilen ve bölündüğü yeryüzü şekillerine göre yer yer daralıp genişleyen kıyı boyunun yazları sıcak, kışları ılımlı asıl Akdeniz iklim bölgesinin kemen gerisinde dik yamaçlı yüksek dağlar uzanır (yerine göre 2000 - 3000 m. ve daha yüksek). Bu dağlar İç Anadolu'nun 1000 - 1200 m. yüksekliğindeki düzlüklerine doğru da çoğunca, dik yamaçlarla iner. İşte, bu iki çukur yer (Akdeniz kıyı boyu alçak bölgesi, iç Anadolu düzlükleri alanı) arasındaki yüksek dağlık yerler, buralardan farklı iklim özellikleri gösterirler. Bu dağlar, birçok yerlerinde Akdeniz'e dönük olduğundan, aynı etkiler altında bulunur ve kışın bol yağış alırlar. Ancak bu yağışlar, daha ziyade, kar halinde olur. Kalın kar örtüleri, yılın çok zamanında yerde kaldığı gibi, yazın da eritilememiş olanları benek benek toprağı örter. Bu dağlar, Doğu Karadeniz Bölgesi dışında, memleketi­mizin en bol yağışlı yarleridir. Yazın ise, fazla olmamakla beraber, kıyı boyunun uzun ve şiddetli buharlaşmalarının da olduğu sıcakları yerine, yine de az bile olsa, yağış olduğu görülür. Bu dağlık yerlerde, yüksekliğin verdiği bir özellikle, bunaltıcı yaz sıcakları ve bu mevsimin kuraklığı hafiflemiştir.. Bunun için bu dağlar, kıyı boyunda oturanların yazın çok aradığı serin ve nemlice, ormanlık yaylalar (Namrun yaylası...) alanıdır. Burada, yükseklik oranına göre, kışlar da sert olmuştur. Yine burada kıyı boyunun.makileri ve buralara uymuş kültür bitkileri yerine, çam ormanları ve yüksek çayırlar yer tutmuştur. Bu yüksek bölge, kurak İç Anadolu'dan tamamen farklıdır. İşte, Akdeniz boyunca uzanan, yer yer Ege Bölgesinde de görülen ve Akdeniz'in etkilerini alan, fakat yüksekliği nedeniyle türlü yönlerden kıyı boyu ve alçak yerlerine iklimlerinden önemli farklar gösteren bu dağlık alan iklimine Akdeniz yakını dağ iklimi denilmiştir.<br />
3. Marmara İklimi: Çok yönleriyle, Akdeniz iklimi karakterini, bazı özellikleriyle de Karadeniz iklim özelliğini gösterir. Nispeten sık değişen, hava durumları vardır. Burada normal kar yağışları olur. Don olayı asıl Akdeniz iklimine göre daha sıktır. Yaz kuraklığı burada da varsa da nispeten hafiftir. Bu yönüyle her mevsimi yağışlı Karadeniz iklimini andırır. Sıcaklık daha az olduğundan, buharlaşma da, asıl Akdeniz iklimine göre, çok şiddetli değildir. Hava sık sık kapalı olur ve nispî nemlilik çokçadır. Çok sis belirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">III. İÇ BÖLGE İKLİMLERİ:</span></span><br />
<br />
Esas özellikleri yarı kurak olmalarıdır. Yağış rejimi, Akdeniz’inkini andırırsa da, bol yağışlar ilkbahardadır. Çok yerinde Mayıs en bol yağışlı aydır. Yıllık yağış miktarı Akdeniz ikliminden çok daha azdır. Sıcaklık bakımından olan özelliklerine ve yaz kuraklıklarına göre, birbirinden türlü derecelerden farklı  4 iklim tipini görmek mümkündür: Asıl İç Anadolu iklimi, İç Batı Anadolu iklimi, Göller Bölgesi iklimi ve Güneydoğu Anadolu iklimi.<br />
1 - Asıl İç Anadolu İklimi: Burası bir bozkır iklimidir. Yazlar sıcak, kışlar soğuktur. Yaz aylarında, kısa süreler içinde de olsa yağış olur. Temmuz ve Ağustos kurak aylardır. Bu iklim en belirgin özelliğini Tuz gölü ve çevresinde bulur. Buradan kenarlara doğru uzaklaşıldıkça, İç Anadolu kurak iklim özelliği hafifler.<br />
2 -İç Batı Anadolu iklimi: Burası, yaklaşık olarak Uşak taraflarından Kütahya ve Afyon'a kadar uzanır. Dağlık - tepelik ve yüksekliği çok yerde 800 -1000 m. olan yarı iç bölgedir. Çok yeri Ege ve Marmara denizlerinden 100 - 200 km. uzakta olup, ara yerde yüksekçe dağlar da vardır. Burada yağışlar, asıl Ege Bölgesine göre daha azdır : Yıllık yağış Afyon'da 444 mm., İzmir'de 705 mm., donlu günler sayısı yılda Afyon ve Kütahya'da 95 gün, İzmir'de 8 gün, Marmara Bölgesi karma ikliminden de farklıdır. Yıllık yağış Marmara Bölgesinin çok yerinde buradan fazladır: Marmara'da 600-650 mm., bu iç bölgede 450-550 mm. Marmara Bölgesinde donlu günler sayısı da bu iç bölgenin dörtte biri kadardır. Batı Anadolu'nun bu iç bölgesinin özellikle doğu tarafları ve yüksek düzlükleri İç Anadolu iklimine yakınlık gösterir: İç Anadolu'nun çok yerinin aldığı yıllık yağış tutarı 300-400 mm., İç Batı Anadolu’nunki çok yerinde 460-550 mm.’dir. Donlu günler İç Anadolu'nun çok yerinde yılda 100-125 gün iken, burada 90-95 gün, Kıyı Ege bölgesinde sadece 5-10 gündür. Burada iç bölgelere özelliğini veren sıcaklık oynamaları ve genel olarak karasal olma durumu vardır.. <br />
3 - Göller Bölgesi İklimi: Burası, Antalya kıyı bölgesinin kuzeyine düşen bir iç bölgedir. Burada dağ sıraları arasına ovalar ve göl çanakları girmiştir. Bunların çok yerde yüksekliği 950-1100 m.’dir. Buna göre, buradaki çukurluklar bile Antalya kıyı bölgesinden 600-700 m. yüksektir. Bu düzlükler ve göller arasında ise yükseklikleri 1500-2000 m. den çok dağlar uzanır. İçerisine büyük gölleri ve daha uzak çevrelerini alan Göller Bölgesi iklim bakımından hem yanındaki İç Batı Anadolu iklimini andırır, hem de Akdeniz ikliminin etkisi altında bulunur. Burada da Akdeniz kıyı bölgesinde­ki gibi kış yağışları çok yer tutar. Hem de İç Anadolu ikliminin bazı özelliklerini gösterir: İlkbahar yağışları da, hemen hemen kış yağışları değerine yakındır. Yaz kuraklığı ise, Akdeniz iklimine göre biraz daha hafiftir. Göller bölgesi iklimi bunların bir karışımı ve İç Anadolu'ya bir geçiş alanıdır. Ayrıca burada donlu günler sayısı, İç Anadolu’dakilere bir dereceye kadar yakın olduğu halde, Akdeniz kıyı bölgelerinden son derece fazladır. Bir karasal oluş özelliği ile ilgili bulunarak, Göller Bölgesinde, hemen 100 -120 km. güneyindeki kıyı bölümüne (Antalya çevresine göre) sıcaklık oynamaları daha çoktur.<br />
4 - Güneydoğu Anadolu İklimi: Burada yazlar çok sıcak (30 - 35°), kışlar İç Anadolu'ya göre daha az soğuktur. Yıl içinde, bölgenin önemli bir kısmı Akdeniz'in nemli hava kütlelerinin etkisi altında kalır. Böylece Akdeniz etkileri buraya sokulmuş bulunur. Yaz kurakları belirgin ve süresi uzundur. Güneyindeki memleketimiz dışı çöl ikliminin etkisi altında kalmıştır. Şiddetli buharlaşmalarla çok su kaybı olur. Hava çok vakit açık olup nemlilik azdır. Yıllık yağış miktarı İç Anadolu'ya göre çoktur (450 - 700 mm.). Fakat sıcaklığın burada daha yüksek olması ve bundan da şiddetli buharlaşmaların doğması nedeniyle bu miktarına rağmen İç Anadolu'dan daha kurak bulu maktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">IV — DOĞU ANADOLU İKLİMLERİ:</span></span><br />
<br />
Doğu Anadolu denizlerden uzak, deniz etkilerine karşı yüksek dağlarla çok yerinde kapalı bir bölge olduğundan, çok karasal iklim özellikleri gösterir. Burada sıcaklık oynamaları çok ve şiddetlidir. Kars yaylalarında kış ile yaz aylık ortalamaları arasındaki sıcaklık oynaması 25 - 30° dir. Bölge; karlı (karla örtülü gün sayısı yaylalarda 100 -120 gün), donlu günler fazla (bu yaylalarda 150 -180 gün), çok soğuk (kış aylarında -10° ve daha soğuk günler sayısı çok, sıcaklığın çok düşmesi halinde -20° den aşağı düşen sıcaklıklar fazla, bazı yıllarda -40° ve daha aşağı ve kışlar pek uzundur (yılın yarısı veya bazı yerlerde 7 - 8 ay kış).<br />
Doğu Anadolu çok geniştir ve  içinde birbirinden farklı çeşitli bölümler ve bunların ayrı iklimleri vardır. Öyle ki, bahçe ziraatının yapılabilmesi için gerekli doğal şartların  bulunmadığı yerlerle (Erzurum - Kars yaylaları gibi), bahçeciliği Ege Bölgesini andıracak kadar çeşitlilik ve zenginlik gösteren bölümleri (Elazığ, Malatya çevreleri...), Çukurova pamuk tarlalarını hatırlatacak yerleri (Iğdır, Elazığ...) bulunan pek geniş bir bölgedir. Böyle bir bölgedeki türlü uzanışlı yüksek dağlarla bunlar arasındaki geniş ovaların ve havzaların bulunuşu, bölgedeki doğal farklılıkları doğurmuştur. Bu çok geniş ve çeşitlilik gösteren bölgede, türlü derecelerden, birbirine göre farklılıklar gösteren şu 4 bölüm ayırt edilebilir:<br />
1- Erzurum - Kars Yayla İklimi: Kuzeyde yüksek düzlüklerin çok yer tuttuğu (1800 - 2000 m.) Erzurum - Kars yaylaları. Özelliği şu : Soğuk, sert ve uzun kışlar, don olayı çok ve uzun, karlı, yazları serin. Çok vakit taze otluk ve çayırlıkları çok. Bu arada, Yukarı Murat dağlık - üzlük alanları da vardır. Yıllık yağış oldukça yeter derecede (500 - 550 mm.). Karaköse'nin güneyinde­ki çukur alanlarda yağış daha az (350 - 450 mm.). Kışın yeterince kar yağışlı ve donlu günler sayısı çok (160). Sıcaklığın -40° den aşağı düştüğü zamanlar vardır. Asıl yağmurlu mevsim ilkbahar ayları. Yaz ve güz aylarında da yağış var. Bu çevrede bir Çukurova olarak Iğdır ovası pek az yağışlı.<br />
2 - Van Bölgesi İklimi: Bu bölgenin göl ve yakın çevresini içine alan çukur bölümlerinde yağış az (350 - 450 mm.). Gölü çevreleyen yüksek dağlarda ise bu miktar daha fazla. Bu çevre, Erzurum - Kars yaylalarına göre daha ılımlı olup, kışlar daha kısadır. Her ay yağış varsa da, Temmuz, Ağustos ve Eylül'de kurakça bir süre bulunmaktadır. Sıcaklık oynamalarının çokça olduğu bu karasal iklimde yıl içinde donlu geçen günler de çoktur (133 gün).<br />
3 - Yukarı Fırat - Orta ve Aşağı Murat Bölümü İklimi: Yüksekliği 1000 -1200 m. olan ovaların ve 1500 - 2000 m. lik dağların bulunduğu bu bölge, Erzurum Kars bölgesine göre daha sıcak, Güneydoğu Anadolu'ya göre daha serindir. Bu ikisi arasında bir geçiş özelliği gösterir. Kışlar kısa sürer, fakat sert geçer. Yazlar ise kurak ve sıcaktır. Kışın yağış çoğunca kar şeklindedir; Çok vakit kar yağdıktan kısa bir süre sonra erimeye başlar. Kış ve ilkbahar kapalı, yağmurlu ve sislidir. Yıllık yağış miktarı 400 - 450 mm.<br />
4 - Hakkâri Dağlık Bölgesi İklimi: Yüksek dağlık bir bölgedir. Bol yağış alır: Çok yerde 800 -1200 mm., yüksek yerlerde daha da fazla. Bu yağış çoğunca kar şeklinde olur. Yağışlar en çok güz ortalarından kış sonuna kadar yağar. Temmuz, Ağustos, Eylül kuraktır. Yaz mevsimi ve Eylül sıcak geçer. Ancak dağlık yerler ve yaylalar serindir. Bu bölge dağlarında Türkiye'nin en büyük buzulları ve geniş yerler tutan kalıcı kar alanları vardır.<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">TÜRKİYE’DE GÖRÜLEN BAŞLICA İKLİM TİPLERİ VE ÖZELLİKLERİ</span></span><br />
<br />
<br />
Memleketimiz, çok çeşitli iklimlerin bulunduğu talihli ülkelerden biridir. Üç yanının denizlerle çevrili oluşu, çok yerinin yüksek bölgeler halinde bulunuşu, sıra sıra dağların ve ovaların uzanışı, Türkiye’de türlü özellikler taşıyan ve her birinin ayrı ekonomik ve yerleşme değeri bulunan çeşitli iklimlerin doğmasına imkan vermiştir. Daha kış sonunda ve ilkbahar başlarında meyve ağaçlarının tomurcuklandığı ve çiçek açtığı güney kıyı bölgelerimize karşılık, henüz kışın bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü Erzurum-Kars yaylaları bunun tam tezat teşkil eden bir örneğidir. Yaz ayları içinde serin ve esintili günlerin çok olduğu Kars yaylalarına karşılık da, aynı tarihlerde güney kıyı bölgelerimizde ve Ege denizi kıyılarımızda çok sıcak günler hüküm sürer.<br />
Türkiye iklimleri, çeşitli yeryüzü şekillerine, denizlere, yüksekliğe ve dağların uzanış durumuna bağlı olarak, sanki bir mozaik görünüşünde iklim bölgeleri ve bölgecikleri ile doludur.<br />
Türkiye’nin bulunduğu enlemler gereği, ılıman iklimin kışları ılık ve kısa geçen tipi egemendir. Türkiye’nin iklimi başta denizellik-karasallık, yükselti, yeryüzü şekilleri, enlem vb. tüm iklim etmenlerinin etkisi ile oldukça çeşitlilik gösterir. Türkiye, dar alanlarda ve kısa aralıklarla önemli iklim değişiklikleri görülen bir ülkedir. Bu durum Türkiye’de çok çeşitli tarımsal üretimin yapılmasını sağlamakta ve ekonomimizi olumlu yönde etkilemektedir.<br />
<br />
Gerçekten tarım ve hayvancılık, çeşitli planlamalar, ulaştırma ve yerleşme, sulama ve ekonomisi ile ilgili işler, yerle ilgili olduklarından, yere sürekli etki yapan iklim şartları ile bu işler arasında yakın ve devamlı bağlantılar vardır.<br />
Bir yerin iklimini belirtebilmek için, o yerde geçen, bütün atmosfer olaylarının (sıcaklık, yağış, rüzgarlar...) o yere (kıyı boyu, kara içi, dağlık yer, ova, yüksek yer, alçak yer...) uymuş bir bileşimini vermek gerekir. Bir yerde iklim, o yerdeki atmosfer olaylarının ortalama değerleridir. Bunun için, böyle bir yerin iklimini iyice belirtebilmek, o yerde mümkün olduğu kadar uzunca süre yapılmış rasatların elde bulunması gerekir. İklim bir yerde uzun bir süre büyük değişiklik göstermeyen hava şartları topluluğudur. Başlı başına bir konu olan iklim, klimatoloji adlı geniş bir bilim kolunun konusu olmuştur.<br />
İklim, uzun süreler içinde değişikliğe de uğramıştır. Uzun süreli gözlemler ve bilgiler göstermiştir ki, bir yerin iklimi hep bir değerde kalmamakta,  devir devir sıcaklaşmaya veya soğumaya gitmiş bulunmakta, daha yağışlı veya daha kurak zamanlar olmuş bulunduğu anlaşılmaktadır. Dönemler halinde, iklim değişmeleri olduğu da sanılmaktadır. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Güneşten dünyaya ulaşan enerjideki değişiklikler yüzünden, havanın bileşimindeki değişiklikler nedeniyle, yeryüzünün fiziki karakterinde olan değişiklikler bunlardandır.<br />
<br />
Bir gök cismi olarak yer yuvarlağının iklimleri, astronomik esaslara göre belirtildiği zaman, kutup dairelerine (660 33’), dönencelere (230 27’), göre ve ekvator göz önüne alınarak, düzenli şekilde uzanan 5 kuşak olarak belirir:<br />
<br />
1. Ekvatorun her iki yanında dönenceler arasında uzanan geniş bir sıcak kuşak. Burası Ekvatoral iklimlerin toplandığı sıcak iklim bölgeleridir.<br />
2. her iki yarımkürede, dönenceler ile kutup daireleri arasında, iki iklim kuşağı daha uzanır. burası ılıman kuşaktır. Buradaki iklimlere ılıman iklimler adı verilir. Bu kuşaklar orta enlemlere rastlar. Her birinin içine 47 enlem girer. Buralarda çoğunca, az veya çok belirgin bir kış mevsimi, yaz mevsimi ve genel olarak diğer mevsimler (ilkbahar, güz) vardır. Özellikle kışın karışık atmosfer olaylarının çok yer tuttuğu iklim kuşaklarıdır. İşte Türkiye, bu iklim kuşağının, kuzey yarım küredeki bir bölümündedir ve yaklaşık olarak ortalarına (36-42 enlemleri arası) rastlar.<br />
3. Her yarımkürede, bunların ötesinde de iki soğuk kuşak uzanır.  buraları kutup iklimleri bölgeleridir. Ancak dünyanın türlü bölgelerinde hava olaylarının farklı ve değişik durumlar göstermesi, karaların ve denizlerin dağılış şekilleri, dağların ve ovaların bulunuşu, bunların yükseklik değerleri, güneşe dönük olma durumları, sıcak veya soğuk deniz akıntıları, bitki örtüsü gibi başka etkenlerle, bu düzenli uzanış ve sıralanışta bozulmalar, değişiklikler belirmiştir. Böylece, bu coğrafi şartlar nedeniyle aynı enlemlerde bile kıtaların doğusunda, batısında, iç taraflarında birbirinden çok farklı iklim bölgeleri belirmiştir. Bütün bunların yanında denilebilir ki, bu yerel şartların etkisi ile “her yerin kendine göre bir iklimi” bulunmaktadır. Türkiye, bu bakımdan pek çok iklim çeşitleri ile doludur. Ancak, birbirlerine çok benzeyenleri bir arada göz önüne alınarak iklim bölgeleri kavramı doğmuştur. Bir iklim bölgesinin özelliğini belirtebilmek ve yanındakilerden olan farkını ortaya koymak için “iklim unsurları”nın gerektiği yerde, gerektiği nispette, zaman ve mekana göre değişme durumlarını gösterecek şekilde bir iklim bölgesi bileşimi içine katıştırılmasına çalışılır. Bunda o yerin özelliği ne kadar iyi belirtilebilirse, bu ölçüler o derece faydalı olur. Birbiri yanındaki iklim bölgeleri arasında olan farklar, her zaman tam kesin olmayabilir. Türlü derecelerden birinden ötekine geçiş halleri de bulunabilir. Bunlarla birlikte, geniş veya dar bir yerin iklim özelliği, yine de belirtilmiş olur.<br />
a. Sıcaklık unsurunda yıllık, aylık değerler ve bunlarda yıl içindeki aykırılıklar (anomaliler), ortalama uçlar, don olayı ve şiddeti ile süresi, toprak sıcaklığı, yükseldikçe sıcaklığın değişmesi ve bunda mevsimlere ve bakılacak şartlarına göre durumu, bölgenin karasal oluş durumu gözden geçirilir.<br />
b. Yağış yıl içindeki rispi nemlilik, bulutluluk, sis durumu, yıllık yağış miktarı, aylık yağış miktarı, yağış sıklığı ve şiddeti ile mevsimlere göre durumu, yağış tarzı ve özellikle sağanak yağmurları, yağış süresi, kar yağışları, kar örtüsü ve toprak üstünde durma süresi, dolulu günler, buharlaşma, kuraklık ve nemlilik ile bunların yıl içindeki durumu ele alınacak noktalardır.<br />
c. Basınç ile rüzgarlardır. Bunda da basıncın yıl içindeki ve aylık değeri ile değişiklikleri, gün içindeki basınç değişikliği, nemlilik, sıcaklık, rüzgar doğrultuları ve yağış arasındaki ilişki, bir yerdeki durgun süreler, yağmurlu süreler, hakim rüzgar doğrultusu, mevsimlere göre rüzgar doğrultularının değişmesi, rüzgar hızı ve fırtınalar, yerel rüzgarlar ve özellikle meltemler, bölgeye uzak ve genel atmosfer dolaşımının etkileri göz önüne alınır.<br />
<br />
Bu iklim unsurları göz önüne alınarak Türkiye’de 3 ana iklim bölgesi bulunduğu belirtilir: Akdeniz-Ege bölgesi iklimi, Karadeniz bölgesi iklimi, İç bölgeler iklimi. Bu son derece sade iklim bölümlemesi içinde, çeşitli şartlar altında Türkiye’de farklı iklim bölgelerinin belirtilmesi gerekmiştir:<br />
<br />
1. Kıyı boyu bölgelerinin türlü kesimlerinde de az veya çok farklı iklim özellikleri vardır.<br />
2. Kıyı bölgelerinin hemen gerisindeki bölgelerde, yer yer iklim farkları bulunmaktadır.<br />
3. İç bölgelerin türlü kesimlerinde, türlü bakımlardan iklim farkları vardır.<br />
4. Yerine göre, bu iklim bölgeleri, çok çeşitli büyüklükte bir yayılış gösterirler.<br />
Bütün bu bölgelerin iklim özellikleri o bölgelerin tarımı, ekonomisi, yerleşme durumları, bitki örtüsü bakımından büyük önem taşırlar. Şimdi bu iklim bölgelerini ana çizgileriyle kısaca belirtelim.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. KARADENİZ İKLİMİ:</span></span><br />
<br />
1. Her mevsimi yağışlıdır. <br />
2. Buradaki bol yağışları gezici minimumlar getirir, yüksek dağ yamaçları bu yağışların daha bol yağmasına imkan verir. <br />
3. Depresyonik ve orografik yağışlar hakimdir. <br />
4. Kıyı bölgesinde batıya bakan yamaçlar, doğuya bakan yamaçlardan daha çok yağış alır.<br />
5. Sıcaklık şartları deniz iklimi özelliğindedir.<br />
Ara sıra, don olayları olur, sis belirir, kar yağar. Bu kıyı boyu bölgesinin hemen güneyinde uzanan ve içerisine bolu, Kastamonu, Çorum, Merzifon, Amasya, Tokat, Şebinkarahisar taraflarını alan yerleri “Karadeniz İç Bölgesi” olarak vasıflandırmak yerinde olur. Kıyı boyundaki nispeten dar, tam deniz iklimli bölge ile onun hemen gerisindeki iç taraflar, Karadeniz bölgesi olarak, yağış ve sıcaklık bakımlarından birbirinden farklı bölümler gösterir. Kıyı boyunda farklı üç bölüm ayırt edilebilir: Doğu, Orta, Batı Karadeniz iklimi.<br />
1. Doğu Karadeniz İklim. Bu kesimde çok fazla yağış vardır. Kıyı boyundaki birçok yerlerde yılda 2 metre kadar. Hemen gerideki dağlarda daha da çok. Yaz sıcakları oldukça fazladır. Kışlar ılımlı geçer.<br />
2. Orta Karadeniz İklimi: Yağış, bu kıyı boyu ölçüsüne göre orta derecededir ve 70-80 cm. kadardır.<br />
3. Batı Karadeniz İklimi: Doğu Karadeniz iklimine göre daha az yağışlı (100-120 cm.) sıcaklık, Karadeniz boyunun öteki kesimlerine göre gerek yazın ve gerekse kışın daha azdır.<br />
4. Karadeniz Ardı Bölgesi: Karadeniz iklim bölgesinin bu kıyı boyunun üç çeşidinin hemen güneyinde, İç Anadolu iklim bölgesine doğru bir geçiş alanı başlar. Burada, batıdan doğuya doğru gidildikçe ve Karadeniz’in etkilerinden uzaklaşıldıkça farklı iklim yöreleri belirmiş bulunmakla beraber, “Karadeniz kıyı boyu” ile “İç bölgeler” iklimleri arasında bir geçiş iklimleri şeridi özelliği gösterir: Yağış maksimumu ilkbahar sonralarına kaymış, yaz ortalarında kurakça bir süre belirmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. AKDENİZ İKLİMİ:</span></span><br />
<br />
Yıllık yağış yüksek ise de (yerine göre 80-120 cm), şiddetli ve uzun yaz kurakları vardır. Sıcaklık şartlarına ve yaz kuraklıklarına göre birbirinden farklı üç ana tip ayırt etmek mümkündür: Asıl Akdeniz iklimi, Akdeniz yakını dağ iklimi ve Marmara iklimi.<br />
1. Asıl Akdeniz İklimi: Yüksek yaz sıcakları hüküm sürer. Bu sıcakların fazla oluşunun nedenlerinden biri, kıyı bölgesini çok yerde kuzeyden dağlarla çevrili olması ve bu sebeple kuzey rüzgarlarını yeterince alamamasıdır. Kış mevsimi Ege’den daha ılık geçer. Çok buharlaşma olur. Hava çok zaman açıktır. Kar yağışı ve don olayı nadirdir. Uzun bir yaz kuraklığı vardır. Kış, geç başlar ve ılımlı geçer. Yağış mevsimi kıştır. Bol yağmurlar güz ortalarında başlar, ilkbahara kadar sürer. Bu iklimin alanı, Akdeniz boyunda olup çok yerde dar bir kıyı şerididir. Bazı yerlerinde yer şekillerine bağlı olarak genişler ve gerilere sokulur. Dar olduğu yerlerin sebebi hemen kıyı yakınında yüksek dağların başlamıştır. Bu iklimin bir bölümünden başka bir şey olmayan ve ona çok benzeyen Ege bölgesinde ise, hemen hemen bütün “kıyı Ege” adı ile anılan bölgenin içerilere sokulmuş geniş ve pek uzun ovalar bölümünü içine alır.<br />
<br />
2. Akdeniz Yakını Dağ İklimi: Güney Anadolu kıyıları boyunca uzanan ve yüksekliği kıyıdan itibaren yaklaşık olarak, 800 m.ye yükselebilen ve bölündüğü yeryüzü şekillerine göre yer yer daralıp genişleyen kıyı boyunun yazları sıcak, kışları ılımlı asıl Akdeniz iklim bölgesinin kemen gerisinde dik yamaçlı yüksek dağlar uzanır (yerine göre 2000 - 3000 m. ve daha yüksek). Bu dağlar İç Anadolu'nun 1000 - 1200 m. yüksekliğindeki düzlüklerine doğru da çoğunca, dik yamaçlarla iner. İşte, bu iki çukur yer (Akdeniz kıyı boyu alçak bölgesi, iç Anadolu düzlükleri alanı) arasındaki yüksek dağlık yerler, buralardan farklı iklim özellikleri gösterirler. Bu dağlar, birçok yerlerinde Akdeniz'e dönük olduğundan, aynı etkiler altında bulunur ve kışın bol yağış alırlar. Ancak bu yağışlar, daha ziyade, kar halinde olur. Kalın kar örtüleri, yılın çok zamanında yerde kaldığı gibi, yazın da eritilememiş olanları benek benek toprağı örter. Bu dağlar, Doğu Karadeniz Bölgesi dışında, memleketi­mizin en bol yağışlı yarleridir. Yazın ise, fazla olmamakla beraber, kıyı boyunun uzun ve şiddetli buharlaşmalarının da olduğu sıcakları yerine, yine de az bile olsa, yağış olduğu görülür. Bu dağlık yerlerde, yüksekliğin verdiği bir özellikle, bunaltıcı yaz sıcakları ve bu mevsimin kuraklığı hafiflemiştir.. Bunun için bu dağlar, kıyı boyunda oturanların yazın çok aradığı serin ve nemlice, ormanlık yaylalar (Namrun yaylası...) alanıdır. Burada, yükseklik oranına göre, kışlar da sert olmuştur. Yine burada kıyı boyunun.makileri ve buralara uymuş kültür bitkileri yerine, çam ormanları ve yüksek çayırlar yer tutmuştur. Bu yüksek bölge, kurak İç Anadolu'dan tamamen farklıdır. İşte, Akdeniz boyunca uzanan, yer yer Ege Bölgesinde de görülen ve Akdeniz'in etkilerini alan, fakat yüksekliği nedeniyle türlü yönlerden kıyı boyu ve alçak yerlerine iklimlerinden önemli farklar gösteren bu dağlık alan iklimine Akdeniz yakını dağ iklimi denilmiştir.<br />
3. Marmara İklimi: Çok yönleriyle, Akdeniz iklimi karakterini, bazı özellikleriyle de Karadeniz iklim özelliğini gösterir. Nispeten sık değişen, hava durumları vardır. Burada normal kar yağışları olur. Don olayı asıl Akdeniz iklimine göre daha sıktır. Yaz kuraklığı burada da varsa da nispeten hafiftir. Bu yönüyle her mevsimi yağışlı Karadeniz iklimini andırır. Sıcaklık daha az olduğundan, buharlaşma da, asıl Akdeniz iklimine göre, çok şiddetli değildir. Hava sık sık kapalı olur ve nispî nemlilik çokçadır. Çok sis belirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">III. İÇ BÖLGE İKLİMLERİ:</span></span><br />
<br />
Esas özellikleri yarı kurak olmalarıdır. Yağış rejimi, Akdeniz’inkini andırırsa da, bol yağışlar ilkbahardadır. Çok yerinde Mayıs en bol yağışlı aydır. Yıllık yağış miktarı Akdeniz ikliminden çok daha azdır. Sıcaklık bakımından olan özelliklerine ve yaz kuraklıklarına göre, birbirinden türlü derecelerden farklı  4 iklim tipini görmek mümkündür: Asıl İç Anadolu iklimi, İç Batı Anadolu iklimi, Göller Bölgesi iklimi ve Güneydoğu Anadolu iklimi.<br />
1 - Asıl İç Anadolu İklimi: Burası bir bozkır iklimidir. Yazlar sıcak, kışlar soğuktur. Yaz aylarında, kısa süreler içinde de olsa yağış olur. Temmuz ve Ağustos kurak aylardır. Bu iklim en belirgin özelliğini Tuz gölü ve çevresinde bulur. Buradan kenarlara doğru uzaklaşıldıkça, İç Anadolu kurak iklim özelliği hafifler.<br />
2 -İç Batı Anadolu iklimi: Burası, yaklaşık olarak Uşak taraflarından Kütahya ve Afyon'a kadar uzanır. Dağlık - tepelik ve yüksekliği çok yerde 800 -1000 m. olan yarı iç bölgedir. Çok yeri Ege ve Marmara denizlerinden 100 - 200 km. uzakta olup, ara yerde yüksekçe dağlar da vardır. Burada yağışlar, asıl Ege Bölgesine göre daha azdır : Yıllık yağış Afyon'da 444 mm., İzmir'de 705 mm., donlu günler sayısı yılda Afyon ve Kütahya'da 95 gün, İzmir'de 8 gün, Marmara Bölgesi karma ikliminden de farklıdır. Yıllık yağış Marmara Bölgesinin çok yerinde buradan fazladır: Marmara'da 600-650 mm., bu iç bölgede 450-550 mm. Marmara Bölgesinde donlu günler sayısı da bu iç bölgenin dörtte biri kadardır. Batı Anadolu'nun bu iç bölgesinin özellikle doğu tarafları ve yüksek düzlükleri İç Anadolu iklimine yakınlık gösterir: İç Anadolu'nun çok yerinin aldığı yıllık yağış tutarı 300-400 mm., İç Batı Anadolu’nunki çok yerinde 460-550 mm.’dir. Donlu günler İç Anadolu'nun çok yerinde yılda 100-125 gün iken, burada 90-95 gün, Kıyı Ege bölgesinde sadece 5-10 gündür. Burada iç bölgelere özelliğini veren sıcaklık oynamaları ve genel olarak karasal olma durumu vardır.. <br />
3 - Göller Bölgesi İklimi: Burası, Antalya kıyı bölgesinin kuzeyine düşen bir iç bölgedir. Burada dağ sıraları arasına ovalar ve göl çanakları girmiştir. Bunların çok yerde yüksekliği 950-1100 m.’dir. Buna göre, buradaki çukurluklar bile Antalya kıyı bölgesinden 600-700 m. yüksektir. Bu düzlükler ve göller arasında ise yükseklikleri 1500-2000 m. den çok dağlar uzanır. İçerisine büyük gölleri ve daha uzak çevrelerini alan Göller Bölgesi iklim bakımından hem yanındaki İç Batı Anadolu iklimini andırır, hem de Akdeniz ikliminin etkisi altında bulunur. Burada da Akdeniz kıyı bölgesinde­ki gibi kış yağışları çok yer tutar. Hem de İç Anadolu ikliminin bazı özelliklerini gösterir: İlkbahar yağışları da, hemen hemen kış yağışları değerine yakındır. Yaz kuraklığı ise, Akdeniz iklimine göre biraz daha hafiftir. Göller bölgesi iklimi bunların bir karışımı ve İç Anadolu'ya bir geçiş alanıdır. Ayrıca burada donlu günler sayısı, İç Anadolu’dakilere bir dereceye kadar yakın olduğu halde, Akdeniz kıyı bölgelerinden son derece fazladır. Bir karasal oluş özelliği ile ilgili bulunarak, Göller Bölgesinde, hemen 100 -120 km. güneyindeki kıyı bölümüne (Antalya çevresine göre) sıcaklık oynamaları daha çoktur.<br />
4 - Güneydoğu Anadolu İklimi: Burada yazlar çok sıcak (30 - 35°), kışlar İç Anadolu'ya göre daha az soğuktur. Yıl içinde, bölgenin önemli bir kısmı Akdeniz'in nemli hava kütlelerinin etkisi altında kalır. Böylece Akdeniz etkileri buraya sokulmuş bulunur. Yaz kurakları belirgin ve süresi uzundur. Güneyindeki memleketimiz dışı çöl ikliminin etkisi altında kalmıştır. Şiddetli buharlaşmalarla çok su kaybı olur. Hava çok vakit açık olup nemlilik azdır. Yıllık yağış miktarı İç Anadolu'ya göre çoktur (450 - 700 mm.). Fakat sıcaklığın burada daha yüksek olması ve bundan da şiddetli buharlaşmaların doğması nedeniyle bu miktarına rağmen İç Anadolu'dan daha kurak bulu maktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">IV — DOĞU ANADOLU İKLİMLERİ:</span></span><br />
<br />
Doğu Anadolu denizlerden uzak, deniz etkilerine karşı yüksek dağlarla çok yerinde kapalı bir bölge olduğundan, çok karasal iklim özellikleri gösterir. Burada sıcaklık oynamaları çok ve şiddetlidir. Kars yaylalarında kış ile yaz aylık ortalamaları arasındaki sıcaklık oynaması 25 - 30° dir. Bölge; karlı (karla örtülü gün sayısı yaylalarda 100 -120 gün), donlu günler fazla (bu yaylalarda 150 -180 gün), çok soğuk (kış aylarında -10° ve daha soğuk günler sayısı çok, sıcaklığın çok düşmesi halinde -20° den aşağı düşen sıcaklıklar fazla, bazı yıllarda -40° ve daha aşağı ve kışlar pek uzundur (yılın yarısı veya bazı yerlerde 7 - 8 ay kış).<br />
Doğu Anadolu çok geniştir ve  içinde birbirinden farklı çeşitli bölümler ve bunların ayrı iklimleri vardır. Öyle ki, bahçe ziraatının yapılabilmesi için gerekli doğal şartların  bulunmadığı yerlerle (Erzurum - Kars yaylaları gibi), bahçeciliği Ege Bölgesini andıracak kadar çeşitlilik ve zenginlik gösteren bölümleri (Elazığ, Malatya çevreleri...), Çukurova pamuk tarlalarını hatırlatacak yerleri (Iğdır, Elazığ...) bulunan pek geniş bir bölgedir. Böyle bir bölgedeki türlü uzanışlı yüksek dağlarla bunlar arasındaki geniş ovaların ve havzaların bulunuşu, bölgedeki doğal farklılıkları doğurmuştur. Bu çok geniş ve çeşitlilik gösteren bölgede, türlü derecelerden, birbirine göre farklılıklar gösteren şu 4 bölüm ayırt edilebilir:<br />
1- Erzurum - Kars Yayla İklimi: Kuzeyde yüksek düzlüklerin çok yer tuttuğu (1800 - 2000 m.) Erzurum - Kars yaylaları. Özelliği şu : Soğuk, sert ve uzun kışlar, don olayı çok ve uzun, karlı, yazları serin. Çok vakit taze otluk ve çayırlıkları çok. Bu arada, Yukarı Murat dağlık - üzlük alanları da vardır. Yıllık yağış oldukça yeter derecede (500 - 550 mm.). Karaköse'nin güneyinde­ki çukur alanlarda yağış daha az (350 - 450 mm.). Kışın yeterince kar yağışlı ve donlu günler sayısı çok (160). Sıcaklığın -40° den aşağı düştüğü zamanlar vardır. Asıl yağmurlu mevsim ilkbahar ayları. Yaz ve güz aylarında da yağış var. Bu çevrede bir Çukurova olarak Iğdır ovası pek az yağışlı.<br />
2 - Van Bölgesi İklimi: Bu bölgenin göl ve yakın çevresini içine alan çukur bölümlerinde yağış az (350 - 450 mm.). Gölü çevreleyen yüksek dağlarda ise bu miktar daha fazla. Bu çevre, Erzurum - Kars yaylalarına göre daha ılımlı olup, kışlar daha kısadır. Her ay yağış varsa da, Temmuz, Ağustos ve Eylül'de kurakça bir süre bulunmaktadır. Sıcaklık oynamalarının çokça olduğu bu karasal iklimde yıl içinde donlu geçen günler de çoktur (133 gün).<br />
3 - Yukarı Fırat - Orta ve Aşağı Murat Bölümü İklimi: Yüksekliği 1000 -1200 m. olan ovaların ve 1500 - 2000 m. lik dağların bulunduğu bu bölge, Erzurum Kars bölgesine göre daha sıcak, Güneydoğu Anadolu'ya göre daha serindir. Bu ikisi arasında bir geçiş özelliği gösterir. Kışlar kısa sürer, fakat sert geçer. Yazlar ise kurak ve sıcaktır. Kışın yağış çoğunca kar şeklindedir; Çok vakit kar yağdıktan kısa bir süre sonra erimeye başlar. Kış ve ilkbahar kapalı, yağmurlu ve sislidir. Yıllık yağış miktarı 400 - 450 mm.<br />
4 - Hakkâri Dağlık Bölgesi İklimi: Yüksek dağlık bir bölgedir. Bol yağış alır: Çok yerde 800 -1200 mm., yüksek yerlerde daha da fazla. Bu yağış çoğunca kar şeklinde olur. Yağışlar en çok güz ortalarından kış sonuna kadar yağar. Temmuz, Ağustos, Eylül kuraktır. Yaz mevsimi ve Eylül sıcak geçer. Ancak dağlık yerler ve yaylalar serindir. Bu bölge dağlarında Türkiye'nin en büyük buzulları ve geniş yerler tutan kalıcı kar alanları vardır.<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Süphan Dağı (isfehan yada Süphan)]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=20132</link>
			<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 21:46:53 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=20132</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Süphan Dağı (isfehan yada Süphan)</span></span><br />
Sübhaneke.... ve Sübhan Allah, Sübhan(Süphan) Allahil Aziym<br />
Sübhane(Süphane) Rabbiyel ala ne demektir sizce HIIIIII!<br />
Sübhan ve Sübyan Sübyan Allah kim?<br />
Cocuk iken .. Allah kim<br />
<br />
فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ ۖ قَالُوا۟ كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلْمَهْدِ <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">صَبِيًّا</span></span><br />
<br />
قَالَ إِنِّى عَبْدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِىَ ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّا<br />
وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّا<br />
<br />
وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَتِى وَلَمْ يَجْعَلْنِى جَبَّارًا شَقِيًّا<br />
<br />
وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا<br />
<br />
"(İsâ dile gelip): Ben, hakikat, Allah'ın kuluyum! O, bana, Kitab verdi. Beni, peygamber yaptı. Beni, her nerede bulunursam, mübarek kıldı. Bana, ben, hayatta oldukça, namazı, zekâtı emretti. Beni, anneme hürmetkar kıldı. Beni, bir zorba, bir bedbaht yapmadı. Dünyaya getirildiğim gün de, öleceğim gün de, diri olarak kaldırılacağım gün de, Selâm (ve selâmet) benim üzerimdedir." dedi."(Meryem, 19/22-33.)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meryem suresi 29 ile 33</span></span><br />
<br />
ispehan&gt;&gt;Süphan&gt;isfehan<br />
<br />
Süphan Dağı, Doğu Anadolu Bölgesi'nde Van Gölü'nün hemen kuzeyinde bulunan bir stratovolkandır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Konumu</span></span><br />
<br />
Doğu Anadolu Bölgesi'nde Van gölünün kuzeyinde olan Süphan Dağı, Patnos ve Adilcevaz dolaylarında yükselmektedir. Çıkmak için gerekli izin Adilcevaz yetkililerince verilmektedir. Süphan Dağı Patnos Malazgirt Ahlat ve Adilcevaz sınırları içinde yer almaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tırmanış zamanı</span></span><br />
<br />
Tırmanış için en uygun zaman Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül aylarıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Özellikleri</span></span><br />
<br />
En son MÖ 8050 civarında patlayan volkan olan Süphan dağı, Anadolu'nun 3. yüksek doruğudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dağcılık</span></span><br />
<br />
Süphan dağına tırmanmak için genellikle doğu ya da güney yamacı tercih edilir. Tırmanış sırasında Van gölü her an birbirinden değişik ve güzel görüntüler sunar. Doruk tırmanışına doğu rotasında Aydınlar, güney rotasında ise Harmantepe (Norşıncık) köyünden başlanır. Doğu rotasında Aydınlar'a 6–7 km uzaklıkta bulunan 2500 m yükseklikteki Şekerpınarı ya da Süphan yaylasında kamp kurulur; kamp yerinden doruğa tırmanış ve dönüş, 8-10 saatlik bir zaman alır.Tırmanış için Adilcevaz İlçe Jandarma Karakolu'ndan önceden izin almak gereklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Genel bilgi</span></span><br />
<br />
Büyük Ağrı (5137 m) ve Cilo Dağından (Uludoruk-4135m) sonra Türkiye'nin üçüncü en yüksek dağı olan Süphan dağı, Van gölünün kuzeyinde Malazgirt dolaylarında yükselir, en yüksek zirvesi 4058 metre yükseklikteki Sandıktepe'dir. Bu dağın zirve kesiminde 1 km çapında bir son püskürme lav tümseği ve bu tümseğin tepesindeki düzlükte genişçe küçük buzul gölleri bulunan bir de kalderası bulunmaktadır. Doruk bir örtü buzulu ile kaplıdır. Son püskürmesini tarihi dönemde yapmıştır. Dağın çevresindeki volkanik düzlüklerdeki verimli topraklarda tarım gelişmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kaynak </span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Süphan Dağı (isfehan yada Süphan)</span></span><br />
Sübhaneke.... ve Sübhan Allah, Sübhan(Süphan) Allahil Aziym<br />
Sübhane(Süphane) Rabbiyel ala ne demektir sizce HIIIIII!<br />
Sübhan ve Sübyan Sübyan Allah kim?<br />
Cocuk iken .. Allah kim<br />
<br />
فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ ۖ قَالُوا۟ كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلْمَهْدِ <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">صَبِيًّا</span></span><br />
<br />
قَالَ إِنِّى عَبْدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِىَ ٱلْكِتَٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّا<br />
وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّا<br />
<br />
وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَتِى وَلَمْ يَجْعَلْنِى جَبَّارًا شَقِيًّا<br />
<br />
وَٱلسَّلَٰمُ عَلَىَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا<br />
<br />
"(İsâ dile gelip): Ben, hakikat, Allah'ın kuluyum! O, bana, Kitab verdi. Beni, peygamber yaptı. Beni, her nerede bulunursam, mübarek kıldı. Bana, ben, hayatta oldukça, namazı, zekâtı emretti. Beni, anneme hürmetkar kıldı. Beni, bir zorba, bir bedbaht yapmadı. Dünyaya getirildiğim gün de, öleceğim gün de, diri olarak kaldırılacağım gün de, Selâm (ve selâmet) benim üzerimdedir." dedi."(Meryem, 19/22-33.)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meryem suresi 29 ile 33</span></span><br />
<br />
ispehan&gt;&gt;Süphan&gt;isfehan<br />
<br />
Süphan Dağı, Doğu Anadolu Bölgesi'nde Van Gölü'nün hemen kuzeyinde bulunan bir stratovolkandır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Konumu</span></span><br />
<br />
Doğu Anadolu Bölgesi'nde Van gölünün kuzeyinde olan Süphan Dağı, Patnos ve Adilcevaz dolaylarında yükselmektedir. Çıkmak için gerekli izin Adilcevaz yetkililerince verilmektedir. Süphan Dağı Patnos Malazgirt Ahlat ve Adilcevaz sınırları içinde yer almaktadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tırmanış zamanı</span></span><br />
<br />
Tırmanış için en uygun zaman Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül aylarıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Özellikleri</span></span><br />
<br />
En son MÖ 8050 civarında patlayan volkan olan Süphan dağı, Anadolu'nun 3. yüksek doruğudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dağcılık</span></span><br />
<br />
Süphan dağına tırmanmak için genellikle doğu ya da güney yamacı tercih edilir. Tırmanış sırasında Van gölü her an birbirinden değişik ve güzel görüntüler sunar. Doruk tırmanışına doğu rotasında Aydınlar, güney rotasında ise Harmantepe (Norşıncık) köyünden başlanır. Doğu rotasında Aydınlar'a 6–7 km uzaklıkta bulunan 2500 m yükseklikteki Şekerpınarı ya da Süphan yaylasında kamp kurulur; kamp yerinden doruğa tırmanış ve dönüş, 8-10 saatlik bir zaman alır.Tırmanış için Adilcevaz İlçe Jandarma Karakolu'ndan önceden izin almak gereklidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Genel bilgi</span></span><br />
<br />
Büyük Ağrı (5137 m) ve Cilo Dağından (Uludoruk-4135m) sonra Türkiye'nin üçüncü en yüksek dağı olan Süphan dağı, Van gölünün kuzeyinde Malazgirt dolaylarında yükselir, en yüksek zirvesi 4058 metre yükseklikteki Sandıktepe'dir. Bu dağın zirve kesiminde 1 km çapında bir son püskürme lav tümseği ve bu tümseğin tepesindeki düzlükte genişçe küçük buzul gölleri bulunan bir de kalderası bulunmaktadır. Doruk bir örtü buzulu ile kaplıdır. Son püskürmesini tarihi dönemde yapmıştır. Dağın çevresindeki volkanik düzlüklerdeki verimli topraklarda tarım gelişmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Kaynak </span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Toroslar Nedir? Toroslar Nerededir?]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=20128</link>
			<pubDate>Thu, 09 Mar 2023 14:59:21 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=20128</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toroslar Nedir? Toroslar Nerededir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toroslar, Mersin</span></span><br />
<br />
Toroslar, Mersin ilinin bir merkez ilçesidir. Mersin Büyükşehir Belediyesine bağlıdır. Şehir merkezinin kuzeydoğu bölümünü oluşturur. Yüzölçümü en büyük olan merkez ilçedir. Güneyinde Akdeniz ilçesi, doğusunda Tarsus, Kuzey Doğusunda Çamlıyayla, batısında ise Yenişehir ve Mezitli ilçeleri bulunmaktadır.Mersin ilinin Şehirler Arası Otobüs Terminali,Toroslar ilçesinde bulunan Korukent ve Çiftçiler mahallelerinde bulunmaktadır.<br />
<br />
Kentin en büyük iki mezarlığı da Toroslar ilçesi sınırlarındadır. Yumuktepe tarihi eserleri, Mersin ve Türkiye'nin en büyük bayrağı Toroslar ilçesi sınırlarındadır. Kentin en büyük yaylalarından olan Gözne Yaylasına giriş Toroslardan geçen üç büyük caddeden sağlanır.<br />
<br />
İlçede bulunan Çağdaşkent Mahallesinde, Mersin'in en büyük cumhuriyet meydanı vardır.<br />
<br />
Adını kuzeyinde bulunan Toros Dağları'ndan almıştır. Belediye Başkanı MHP'li Atsız Afşin Yılmaz'dır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nüfus</span></span><br />
<br />
Toroslar ilçesi doğu ve çevre illerden yoğun göç almıştır. Buna rağmen ilçe nüfusunun buyuk bölümünü yerli nüfusun yanı sıra Gülnarlılar, Mutlular, Tarsuslular oluşturmaktadır. Köy nüfusunun çoğunluğu köylü halk ve Gülnarlılar oluşturmaktadır. Köylü nüfus haricinde bu ilçede Mersin şehrinin yerlisi yok denecek kadar azdır. <br />
<br />
Not: Büyükşehir yasası nedeniyle köyler mahalle statüsüne geçtiğinden 2013'ten itibaren kır nüfusu tabloda yer almamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyaset</span></span><br />
<br />
Birbirinden farklı etnik gruplar, Toroslar'da bir arada yaşamaktadır. Bu gruplar arasında ilçenin yüksek kesimlerinde yaşayan Yörükler, Türkiye'nin dört bir tarafından gelmiş Aleviler, doğu illerinden göç etmiş Kürtler ve Mersin'in yerlisi olan Araplar yer almaktadır. İlçede farklı etnisitelerin bulunması, ülkenin büyük siyasi partilerinin hepsinin belirli bir oranın üzerinde oy alması anlamına gelir. Yörükler genel itibarıyla ultra-milliyetçi MHP ve muhafazakâr (:::)'yi desteklerken, bunların büyük bir kısmının İYİ Parti'ye geçmekte olduğu gözlemlenmektedir.CHP'yi destekleyen yoğun bir Alevi sosyal demokrat kitle mevcuttur. Yoğun Kürt nüfusu, HDP'nin oyunun da hayli yüksek olmasını sağlar.[11] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toros Dağları</span></span><br />
<br />
Toros Dağları ya da kısaca Toroslar, Türkiye'nin Akdeniz kıyılarına paralel olarak, Teke Yarımadası'ndan Suriye'ye, hatta iç kesimlere de uzayarak Irak sınırına varan, içinde birçok sıradağı da barındıran bir dağ zinciridir. Bu zincirin en yüksek noktası 3767 metrelik Kızılkaya zirvesidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oluşumu</span></span><br />
<br />
Toroslar Kuzey Anadolu Dağları gibi 3. jeolojik zamanda Alpin Orojenezi ile oluşmuştur. II. jeolojik zaman boyunca Tetis Okyanusu'nun tabanında bulunan arazi tortul maddelerle dolmuştur. Tetis Okyanusu'nun tabanı karadan dış kuvvetlerin (akarsu, rüzgâr, buzul, dalga ve deniz akıntıları) taşıdığı malzeme birikmeye başlamıştır. Deniz tabanında biriken taşınmış malzeme üstten gelen basınçla tortul taşlara dönüşmüştür. Afrika Levhası ve Arap Levhasının kuzeye doğru hareketi bu alana basınç uygulamıştır. Yan basınca uğrayan tabakalar sert ise kırılır(kırık dağları oluşur, Horst-Graben), daha yumuşak ise kıvrılır. Yumuşak olan bu Tortul tabakaların kıvrılarak yükselmesiyle alanda Alpin kuşağın bir parçası olan Toros Dağları oluşmuştur. Kıta hareketleri ile kuzeye hareket eden Afrika ve Arap levhaları Tetis Okyanusu’nun tabanının yok olarak Toros Dağlarının oluşumuna sebep olmuştur. Arap levhası daha hızlı hareket ettiğinden Güneydoğu Toroslar daha dış bükey hale gelmiştir[1].<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toros dağlarının Bölümleri</span></span><br />
<br />
Toroslar 3 kısımda incelenir. Bölümleri ve zincirdeki sıradağlar batıdan doğuya şöyledir;<br />
<br />
    Batı Toroslar<br />
        Akdağlar, Bey Dağları, Katrancık Dağı, Geyik Dağları<br />
    Orta Toroslar<br />
        Akçalı Dağları, Bolkar Dağları, Aladağlar, Tahtalı Dağları<br />
    Güneydoğu Toroslar<br />
        Nurhak Dağı, Malatya Dağları, Maden Dağları, Genç Dağları, Bitlis Dağları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Batı Toroslar</span></span><br />
<br />
Batı Toroslar veya Antalya Toros Dağları, Teke Yarımadasından başlayarak Antalya Körfezi'nin çevresinde bir yay çizer. Doğuda Taşeli Platosu ve Göksu Nehri ile Orta Toroslardan ayrılmaktadır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneydoğu Toroslar</span></span><br />
<br />
Güneydoğu Anadolu Bölgesinin ve Kuzey Mezopotamya'nın coğrafi olarak kuzey sınırını oluşturur. Dicle Nehri kaynağını bu kısımdan alır.<br />
<br />
Güneydoğu Toroslar'ın batı sınırı, Ceyhan Nehri vadisinden, Ahır Dağı ve Engizek Dağı ile başlar[2]. Bey Dağları, Hazarbaba Dağı, Maden Dağı, Mastar Dağı, Akdağ, Akçakara dağları, Muşgüneyi Dağları, İhtiyarşahap Dağları, ile Hakkâri yöresine ulaşır.<br />
<br />
Hakkâri civarında Türkiye'nin yüksek dağları bulunur. Şırnak-Şemdinli arasında 3000–4000 m yüksekliklere ulaşan, geçit vermez sarp ve keskin zirveli dağlar bulunur: Karadağ, Sat Dağı, Buzul (Cilo) Dağları, Karadağ (Hakkâri kuzeyinde), Sümbül Dağı, Samur Dağı, Altın Dağı, Serdolusu Dağı, Tanintanin Dağları. Bu dağlar birbirine paralel dizilmiştir[3].<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toros Dağları Polyeleri</span></span><br />
<br />
Toroslar üzerindeki polyelerin çoğunluğu Orta ve Batı Toroslar üzerinde, Isparta Açısı üzerinde bulunur. Bu alanda belirlenen 175 polyenin %90'ı 447 ile 1865 m yükseltileri arasındadır. %65'inin büyüklüğü 10 km²'yi geçmez[4].<br />
<br />
Polyelerden en batıda Muğla Polyesi, en doğuda Uzuntekne Polyesi (Van) bulunur. Bazı polyeler Holosen'deki deniz yükselmesi ile koy halini almıştır. Yükseklikleri 40 m (Muğla Pollyesi)ile 2260 m (Höyükalanı Polyesi) arasında değişir. Dünyada çoğu polyenin alanı 10 km²'den düşüktür. Toros polyelerinin alanı, Arı polyesi 0,5 km² ile Kestel Polyesi 521 km² arasında değişir, ortalama alan 26,2 km²'dir. 100 km²'den büyük 14 polye bulunur. 115 polyenin alanı 10 km²'den küçüktür. Flüvyal (akarsu) süreçlerine bağlı oluşan polyeler dairesellik oranı yüksek, tektonik etkiler ile oluşan polyelerde uzama oranı yüksektir[4]. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toroslar Nedir? Toroslar Nerededir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toroslar, Mersin</span></span><br />
<br />
Toroslar, Mersin ilinin bir merkez ilçesidir. Mersin Büyükşehir Belediyesine bağlıdır. Şehir merkezinin kuzeydoğu bölümünü oluşturur. Yüzölçümü en büyük olan merkez ilçedir. Güneyinde Akdeniz ilçesi, doğusunda Tarsus, Kuzey Doğusunda Çamlıyayla, batısında ise Yenişehir ve Mezitli ilçeleri bulunmaktadır.Mersin ilinin Şehirler Arası Otobüs Terminali,Toroslar ilçesinde bulunan Korukent ve Çiftçiler mahallelerinde bulunmaktadır.<br />
<br />
Kentin en büyük iki mezarlığı da Toroslar ilçesi sınırlarındadır. Yumuktepe tarihi eserleri, Mersin ve Türkiye'nin en büyük bayrağı Toroslar ilçesi sınırlarındadır. Kentin en büyük yaylalarından olan Gözne Yaylasına giriş Toroslardan geçen üç büyük caddeden sağlanır.<br />
<br />
İlçede bulunan Çağdaşkent Mahallesinde, Mersin'in en büyük cumhuriyet meydanı vardır.<br />
<br />
Adını kuzeyinde bulunan Toros Dağları'ndan almıştır. Belediye Başkanı MHP'li Atsız Afşin Yılmaz'dır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nüfus</span></span><br />
<br />
Toroslar ilçesi doğu ve çevre illerden yoğun göç almıştır. Buna rağmen ilçe nüfusunun buyuk bölümünü yerli nüfusun yanı sıra Gülnarlılar, Mutlular, Tarsuslular oluşturmaktadır. Köy nüfusunun çoğunluğu köylü halk ve Gülnarlılar oluşturmaktadır. Köylü nüfus haricinde bu ilçede Mersin şehrinin yerlisi yok denecek kadar azdır. <br />
<br />
Not: Büyükşehir yasası nedeniyle köyler mahalle statüsüne geçtiğinden 2013'ten itibaren kır nüfusu tabloda yer almamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Siyaset</span></span><br />
<br />
Birbirinden farklı etnik gruplar, Toroslar'da bir arada yaşamaktadır. Bu gruplar arasında ilçenin yüksek kesimlerinde yaşayan Yörükler, Türkiye'nin dört bir tarafından gelmiş Aleviler, doğu illerinden göç etmiş Kürtler ve Mersin'in yerlisi olan Araplar yer almaktadır. İlçede farklı etnisitelerin bulunması, ülkenin büyük siyasi partilerinin hepsinin belirli bir oranın üzerinde oy alması anlamına gelir. Yörükler genel itibarıyla ultra-milliyetçi MHP ve muhafazakâr (:::)'yi desteklerken, bunların büyük bir kısmının İYİ Parti'ye geçmekte olduğu gözlemlenmektedir.CHP'yi destekleyen yoğun bir Alevi sosyal demokrat kitle mevcuttur. Yoğun Kürt nüfusu, HDP'nin oyunun da hayli yüksek olmasını sağlar.[11] <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toros Dağları</span></span><br />
<br />
Toros Dağları ya da kısaca Toroslar, Türkiye'nin Akdeniz kıyılarına paralel olarak, Teke Yarımadası'ndan Suriye'ye, hatta iç kesimlere de uzayarak Irak sınırına varan, içinde birçok sıradağı da barındıran bir dağ zinciridir. Bu zincirin en yüksek noktası 3767 metrelik Kızılkaya zirvesidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oluşumu</span></span><br />
<br />
Toroslar Kuzey Anadolu Dağları gibi 3. jeolojik zamanda Alpin Orojenezi ile oluşmuştur. II. jeolojik zaman boyunca Tetis Okyanusu'nun tabanında bulunan arazi tortul maddelerle dolmuştur. Tetis Okyanusu'nun tabanı karadan dış kuvvetlerin (akarsu, rüzgâr, buzul, dalga ve deniz akıntıları) taşıdığı malzeme birikmeye başlamıştır. Deniz tabanında biriken taşınmış malzeme üstten gelen basınçla tortul taşlara dönüşmüştür. Afrika Levhası ve Arap Levhasının kuzeye doğru hareketi bu alana basınç uygulamıştır. Yan basınca uğrayan tabakalar sert ise kırılır(kırık dağları oluşur, Horst-Graben), daha yumuşak ise kıvrılır. Yumuşak olan bu Tortul tabakaların kıvrılarak yükselmesiyle alanda Alpin kuşağın bir parçası olan Toros Dağları oluşmuştur. Kıta hareketleri ile kuzeye hareket eden Afrika ve Arap levhaları Tetis Okyanusu’nun tabanının yok olarak Toros Dağlarının oluşumuna sebep olmuştur. Arap levhası daha hızlı hareket ettiğinden Güneydoğu Toroslar daha dış bükey hale gelmiştir[1].<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toros dağlarının Bölümleri</span></span><br />
<br />
Toroslar 3 kısımda incelenir. Bölümleri ve zincirdeki sıradağlar batıdan doğuya şöyledir;<br />
<br />
    Batı Toroslar<br />
        Akdağlar, Bey Dağları, Katrancık Dağı, Geyik Dağları<br />
    Orta Toroslar<br />
        Akçalı Dağları, Bolkar Dağları, Aladağlar, Tahtalı Dağları<br />
    Güneydoğu Toroslar<br />
        Nurhak Dağı, Malatya Dağları, Maden Dağları, Genç Dağları, Bitlis Dağları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Batı Toroslar</span></span><br />
<br />
Batı Toroslar veya Antalya Toros Dağları, Teke Yarımadasından başlayarak Antalya Körfezi'nin çevresinde bir yay çizer. Doğuda Taşeli Platosu ve Göksu Nehri ile Orta Toroslardan ayrılmaktadır. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güneydoğu Toroslar</span></span><br />
<br />
Güneydoğu Anadolu Bölgesinin ve Kuzey Mezopotamya'nın coğrafi olarak kuzey sınırını oluşturur. Dicle Nehri kaynağını bu kısımdan alır.<br />
<br />
Güneydoğu Toroslar'ın batı sınırı, Ceyhan Nehri vadisinden, Ahır Dağı ve Engizek Dağı ile başlar[2]. Bey Dağları, Hazarbaba Dağı, Maden Dağı, Mastar Dağı, Akdağ, Akçakara dağları, Muşgüneyi Dağları, İhtiyarşahap Dağları, ile Hakkâri yöresine ulaşır.<br />
<br />
Hakkâri civarında Türkiye'nin yüksek dağları bulunur. Şırnak-Şemdinli arasında 3000–4000 m yüksekliklere ulaşan, geçit vermez sarp ve keskin zirveli dağlar bulunur: Karadağ, Sat Dağı, Buzul (Cilo) Dağları, Karadağ (Hakkâri kuzeyinde), Sümbül Dağı, Samur Dağı, Altın Dağı, Serdolusu Dağı, Tanintanin Dağları. Bu dağlar birbirine paralel dizilmiştir[3].<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Toros Dağları Polyeleri</span></span><br />
<br />
Toroslar üzerindeki polyelerin çoğunluğu Orta ve Batı Toroslar üzerinde, Isparta Açısı üzerinde bulunur. Bu alanda belirlenen 175 polyenin %90'ı 447 ile 1865 m yükseltileri arasındadır. %65'inin büyüklüğü 10 km²'yi geçmez[4].<br />
<br />
Polyelerden en batıda Muğla Polyesi, en doğuda Uzuntekne Polyesi (Van) bulunur. Bazı polyeler Holosen'deki deniz yükselmesi ile koy halini almıştır. Yükseklikleri 40 m (Muğla Pollyesi)ile 2260 m (Höyükalanı Polyesi) arasında değişir. Dünyada çoğu polyenin alanı 10 km²'den düşüktür. Toros polyelerinin alanı, Arı polyesi 0,5 km² ile Kestel Polyesi 521 km² arasında değişir, ortalama alan 26,2 km²'dir. 100 km²'den büyük 14 polye bulunur. 115 polyenin alanı 10 km²'den küçüktür. Flüvyal (akarsu) süreçlerine bağlı oluşan polyeler dairesellik oranı yüksek, tektonik etkiler ile oluşan polyelerde uzama oranı yüksektir[4]. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak ve Dipnotlar</span></span><br />
<br />
Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kabe Hakkında Bilgiler – Kabenin Krokisi ve Kabenin Yönleri]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17468</link>
			<pubDate>Sun, 28 Aug 2022 06:28:47 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17468</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe Hakkında Bilgiler | Kabenin Krokisi ve Kabenin Yönleri | Kabe Resimleri | Beytül Harem | Beytullah | Kabe | V150520210249 Serili Galeri</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe Hakkında Bilgiler – Kabenin Krokisi ve Kabenin Yönleri</span></span><br />
<br />
Kabe Müslümanların kıblesi olarak bilinir. Dünyadaki tüm Müslümanlar namaz kılarken yönünü Kabe’ye göre ayarlar. Kabe’nin olduğu yere kıble denir ve namaz kılarken kıbleye yönelik namaz kılınır. Ayrıca Kabe yeryüzünde bilinen ilk mabet sayılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe’yi İlk Kim İnşa Etmiştir?</span></span><br />
<br />
Kabe Allah’ın (C.C) evidir. Kabe’ye Allah’ın evi denmesinin sebebi; Hac Suresi 26. ayet: Bir zamanlar Kabe’nin yerini İbrahim’e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi tertemiz tut.<br />
<br />
Bazı kaynaklarda Kabe’nin bilinenden çok eskilere dayandığı söyleniyor. İslami literatüre göre Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yaptırılmıştır. Bazı zamanlarda sel felaketleri ile yıkılıp yeniden inşa edildiği de söyleniyor. Kabe’nin tarih süresince bir çok değişime uğradığı da söyleniyor. Bazı dönemler de belli kısımlarının yenilendiği bazı dönemler de ise tamamen yenilendiği söyleniyor. Kuran’a göre İbrahim ve İsmail peygamberler tarafından temelleri atılıp inşa edilmiş.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe’nin Yapısal Özellikleri ve Bulunduğu Yer Neresidir?</span></span><br />
<br />
Kabe’nin bulunduğu yer Mekke’dir. Merak edilen Kabe nerede sorusu Mekke- Suudi Arabistan’da bulunmaktadır. Mekke’de Mescid-i Haram içinde yer alır. İslam dinine göre kutsal sayılan kübik bir yapı. İslam dinine göre ilk ve en kutsal görülen mekandır.<br />
<br />
Kabe yaklaşık bir küp biçimindedir. Kabe’nin Kuzeydoğu duvarı 12,63 kuzeybatı duvarı 11,03 güneybatı duvarı 13,10 metre güneydoğu duvarı 11,22 metre ve yüksekliği 13 metredir. Bu biçimde 145 m² alan üzerine kurulmuştur. Mekke tepelerinde bulunan granit taşlar Kabe duvarlarında kullanılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe’nin Bölümleri</span></span><br />
<br />
Kabe içerisine yılda iki kez temizleme amaçlı olarak girilmektedir. Kabe kapısı zeminden daha yüksek olduğundan ötürü ona uygun bir tekerlekli merdiven kullanılarak Kabe’ye girilir. Kabe ahşap bir tavana sahiptir. Tabanı ise mermer ve kireçtaşlarından oluşur. İç duvarların alt kısmı mermer ile kaplıdır. bu mermer duvar üstüne üzerine Kur’an’dan ayetler kazılmış olan mermer tabletler konulmuştur. İç duvarların üst kısmı üzerinde altın işleme kullanılan Kur’an ayetleri bulunan bir yeşil bez ile kaplıdır.<br />
<br />
1) Hacerü’l-Esved: Doğu köşesinde bulunan kara parlak taştır.<br />
<br />
2)Kâbe Kapısı: Kâbe’nin doğu duvarında zeminden 2,13 metre yükseklikte bulunmaktadır.<br />
<br />
3) Altın Oluk veya Mizab: Kuzey duvarı üzerinde bulunan altından yapılmış oluk.<br />
<br />
4) Şâdervân<br />
<br />
5) Hicr<br />
<br />
6) Multezem<br />
<br />
7) Makam-ı İbrahim: İbrahim ve oğlu İsmail Kâbe inşa edilmekteyken İbrahim’in ayak izinin olduğu bir bölge.<br />
<br />
8) Hacerü’l-Esved veya Şarki köşe: Doğu köşesi.<br />
<br />
9) Yemânî veya Ruknülyemânî köşe: Güney köşesi.<br />
<br />
10) Şâmî köşe: Batı köşesi.<br />
<br />
11) Irakî köşe: Kuzey köşesi.<br />
<br />
12) Kâbe Örtüsü veya Kisve: Kabe’nin üzerine örtülen altın ce işlemleri olan ve hat yazıları bulunan siyah renkte örtü.<br />
<br />
13) Tavaf’ın başlangıç çizgisi olarak kullanılan mermer bant.<br />
<br />
14) Cebrail Makamı: Kâbe’nin doğu duvarının önünde kapının bulunmadığı bölümde “Irakî” köşesinin hemen yanında bulunan mevkii.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe’nin Örtüsü Hakkında Bilgi</span></span><br />
<br />
Kabe’nin örtüsü üç bölümden oluşmaktadır. Bu üç bölüm dış örtüsü, iç örtüsü ve kuşak bölümleridir.<br />
<br />
Kâbe yada Kabe-i Şerif, (Arapça: الكعبة المشرفة) Mekke’de,Mekke-i mükerreme şehrinde…<br />
<br />
Mescid-i Haram’ın ortasında dört köşeli, taştan inşaa edilmiş bir odadır. Müslümanlarca dünya üzerindeki en kutsal mekan kabul edilir. Müslümanlar Namaz kılarken yüzlerini Kabe’ye dönerler. Ölüler yüzleri Kabe’den geçen meridyene bakacak şekilde gömülür. Kabe, Hac ibadeti için her yıl dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman tarafından ziyaret edilir. Yapılış tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Hz. İbrahim tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. İslamiyetten önce de Araplar tarafından kutsal sayılan Kabe’de birçok put bulunmaktaydı. Mekke’in fethinden sonra Kabe putlardan temizlenmiş ve onarılmıştır .<br />
<br />
Kabe’nin duvarları siyah taşlardan yapılmıştır. 25 cm yükseklikte ve 30 cm kadar çıkıntılı bir mermer kaide üzerinde bulunmaktadır. Bu duvarlar yere kadar inen ve yer hizasında kaideye bakır halkalarla bağlanan siyah bir örtü ile örtülüdür. Tek parça olup her yıl yenilenen örtünün yalnız kapı ve damdaki oluğun hizasına gelen kısmı kesiktir. Örtü ipekli bir kumaştan dokunmuş olup, üzerine Kelime-i Şehadet işlenmiş, dama yakın kısmında çevresine altın işlemeli bir şerit geçirilmiş; kemer biçiminde olan bu şeride de Kur’an ayetleri işlenmiştir. Kabe’nin kuzey-batı duvarında yerden 2 m. kadar yükseklikte, yer yer yaldızlı, gümüş kaplı bir kapı bulunmaktadır. Kapıya özel olarak yapılmış tekerlekli bir merdivenle çıkılmakta ve kapı öyle açılmaktadır. Kabe’nin içinde tavana çıkmak için bir merdiven ve üç ağaç sütun bulunmaktadır. İç duvarlar ve yerler mermer kaplıdır. Tavanda altın ve gümüş kandiller asılıdır. Kapıya yakın bir yerde Hacer-i Esved yerleştirilmiş ve gümüş bir çemberle çevrilmiştir. Hacer-i esved’in tam karşısında Zemzem kuyusunun bulunduğu bina vardır. Kabe’nin çevresindeki tavaf yeri mermer döşelidir.<br />
<br />
<br />
Kanuni Sultan Süleyman tarafından tavanı onarılan Kabe, beşinci onarımını I. aHMED döneminde görmüş, IV. Murad döneminde çıkan sel baskını sonucunda üç cephesi yıkılmış ve yine aynı padişah tarafından onarılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin fiziksel özellikleri ve konumu</span></span><br />
<br />
Kâbe’nin geniş duvar yapısı bir küp biçimindedir.<br />
<br />
Duvarlarında kullanılan taşlar Mekke tepelerindeki granit taşlardır.<br />
<br />
Tavanı ahşaptır.<br />
<br />
Kâbe, kuzeydoğu duvarı 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10; güneydoğu duvarı 11.22 ve yüksekliği 13 m olan 145 m² alan üzerine kurulmuştur.<br />
<br />
Üzeri altın işlemeli hat yazıları bulunan siyah bir örtü (sitâre) ile örtülüdür. Örtüsü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.<br />
<br />
Kâbe’nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır. Doğu köşesine “Hacer-ül Esved” veya “Şarki”, kuzey köşesine “Irakî”, batı köşesine “Şâmî” ve güney köşesine de “Yemânî” denir.<br />
<br />
Kâbe’nin küresel yer bulma sistemindeki yeri 21°25′24″N, 39°49′24″E.<br />
<br />
Siyah granit türü taş ile inşaa edilmiş olan Kabe, şazarvan denen 25 metre yüksekliğindeki 30 santimetre kadar dışa taşan bir taban üzerinde yükselir. Köşeleri 4 ana yöne bakar. Kuzeybatı duvarında yerden 2 metre yüksekliğinde bir kapısı vardır. Doğu köşesinde yerden 1.5 yükseklikte duvara yerleştirilmiş olan Hacer-ül Esved ile kapı arasında kalan bölümü multazam adı verilir. Hacılar ellerini buraya koyarak dua ederler. Kâbe, yere kadar inen ve uçunda bakır halkalarla şazarvana tutturulan siyah bir örtü ile örtülüdür. Kisve denilen örtünün kapı ve oluklara rastlayan yerleri, kesiktir. Kesik yerlerin kenarları sırma işlemelidir. Bu örtü, Osmanlı döneminde Mısır’da özel olarak dokutulurdu. Her yıl, 25 ya da 28 Zilkade’de bu örtü kaldırılır ve yerine geçici olarak uçları yerden ancak 2 metre yukarıya kadar inen beyaz bir örtü örtülür. Buna Kâbe’nin ihrama girmesi denir. Bu sene 29 Mart’a denk gelecek olan Zilhidçe ayının birinde ise Kâbe, baştan başa gülsuyu ile yıkanacak ve altın sırmalı siyah örtüsü yenilenecek.<br />
<br />
Kâbe’nin kuzeybatı duvarının tam karşısında bir metre yükseklikte, 1.5 metre kalınlığında yarım daire biçiminde beyaz mermerden bir duvar vardır. Bu duvarın çevrelediği alana Hatim denir ve Kâbe’nin içi sayılır. Bu bölümde Hz. İsmail ile annesi Hacer’in gömülü olduklarına inanılır.<br />
<br />
Kâbe’nin tavaf edildiği taş döşemenin üzerinde sığ bir çukur vardır. Hz. İbrahim’in Kâbe’yi yaparken, bu çukurda harç kardığı söylenir. Yine aynı yönde Makam-ı İbrahim denilen bir taş vardır. Bugün küçük kubbeli bir yapı ve cam muhafaza içine alınmış olan bu taşı Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken, iskele gibi kullandığına ve üzerindeki çukurluğunda onun ayak izi olduğuna inanılır.<br />
<br />
Kâbe’nin yapısı sade fakat heybetlidir. Üzerindeki örtü ipekli bir kumaştan dokunmuş olup, üzerine Kelime-i Şehadet işlenmiş, çatıya yakın kısmında çevresine altın işlemeli bir şerit geçirilmiş; kemer biçiminde olan bu şeritte de Kur’an ayetleri işlenmiştir.<br />
<br />
Mescid-i Haram (Arapça: المسجد الحرام): Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide “Mescid-i Haram” denilmektedir. “Hürmetli Mescid” anlamına gelen bu ifade Kur’an’da 16 ayette yer almaktadır.<br />
<br />
Mescid-i Haram’ın doğu köşesine işaret taşı olarak farklı renk ve özelliğe sahip olan siyah taş demek olan “Hacer-ül Esved” yerleştirilmiş ve gümüş bir çerçeveyle çevrilmiştir. Bu taşın İbrahim’den günümüze kadar gelen bir hatıra olduğu kabul edilir.<br />
<br />
Kâbe, İbrahim ve İsmail’den sonra birçok değişikliklere maruz kalmıştır. Çeşitli dönemlerde kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilmiş ve günümüzdeki haline ulaşmıştır. Şu anda Kâbe, Mescid-i Haram ile birlikte toplam 361.000 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin Konumu</span></span><br />
<br />
<br />
Kâbe toplumlarca kutsal ve saygın olarak bilinirdi. Hintliler Kâbe’ye saygı gösterirlerdi ve kendilerince üçüncü uknum olarak kabul edilen “sifa”nın ruhunun, eşiyle birlikte Hicazı ziyaret ettiği sırada Hacer-ül Esved’e hulul ettiğini söylerlerdi.<br />
<br />
Fars ve Keldani Sabiileri onu yedi büyük evden biri kabul ederlerdi. 53 Bir de, eski ve uzun süre ayakta kalmış olması dolayısıyla Zühal’in evi olduğuna inanılırdı.<br />
<br />
Farslar da Kâbe’ye saygı gösterirlerdi. Hürmüz’ün ruhunun ona hulul ettiğine inanırlardı. Bazen Hac için gittikleri de olurdu.<br />
<br />
Yahudiler ona saygı gösterir, İbrahim’in dini üzere orada Allah’a ibadet ederlerdi. İçinde resimler ve heykeller bulunurdu. Bunlar arasında ellerinde fal okları bulunan İbrahim ve İsmail’in resimleri de yer alırdı. Bakire Meryem’in ve Mesih’in resmi de yapılmıştı. Bu da Yahudiler gibi Hıristiyanların da ona saygı gösterdiklerinin tanığıdır.<br />
<br />
Araplar da Kâbe’ye büyük bir saygı gösterirlerdi. Onu Allah’ın evi kabul ederlerdi. Her taraftan gelip ona hac ziyaretinde bulunurlardı. Kâbe’nin İbrahim tarafından yapıldığını söylüyorlardı. Hac, İbrahim’in Araplar arasında tevarüs eden dininin bir kuralıydı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin Yönetimi</span></span><br />
<br />
<br />
Kâbe’nin yönetimi İsmail’in elindeydi. Ondan sonra bu görev oğullarına geçti. Sonra Curhum kabilesi onlara karşı üstünlük sağlayıp Kâbe’nin yönetimini ele geçirdiler. Ardından Kerker oğullarından bir taife olan Amalikler, Curhum kabilesiyle bir dizi savaşa girişip Kâbe’ye sahip oldular. Amalikler Mekke’nin aşağı kısmına konaklamışlardı. Curhumlular da yukarı kısmına yerleşmişlerdi. İçlerinde melikleri de vardı.<br />
<br />
Sonra talih Curhumlulardan yana döndü; Amalikleri yenilgiye uğratıp Kâbe’nin yönetimini ele geçirdiler. Böylece yaklaşık olarak üç yüz yıl yönetim onların elinde kaldı. Hz. İbrahim’in yapısına eklemede bulundular, duvarlarını yükselttiler.<br />
<br />
İsmail oğulları güçlenip çoğalınca, artık belli bir caydırıcı kuvvete kavuşunca, Mekke onlara dar gelmeye başladı. Bunun üzerine Curhumlular’la savaştılar, onları yenilgiye uğratıp Mekke’den çıkardılar. O sırada İsmail oğullarının başında Amr b. Luhay bulunuyordu. Kendisi Huzaa kabilesinin büyüğüydü. Mekke’nin yönetimini ele geçirip Kâbe’nin işlerini kendi uhdesinde topladı. Kâbe’nin üzerine putları koyup insanları onlara tapmaya çağıran ilk kişi odur. Kâbe’nin üzerine koyduğu ilk put “Hubel”dir. Onu Şam’dan getirmiş, Kâbe’nin damına koy-muştu. Ardından başka putlar da getirmişti. Böylece putların sayısı artmış ve Araplar arasında puta tapıcılık yayılmış ve tek ilaha kulluğu esas alan Hanif dini yok olmuştu.<br />
<br />
Curhum kabilesinden Şahne b. Halef konuyla ilgili olarak Amr b. Luhay’a hitaben şöyle der:<br />
<br />
“Ey Amr, ilahlar icad ettin sen. Çeşit çeşit Mekke’de, evin çevresine putlar diktin. Oysa Kâbe’nin bir tane Rabbi vardı, ebedi… Ama sen, insanlar içinde, onun birçok Rabbinin olmasını sağladın. Yakında bileceksiniz ki, Allah kısa süre sonra, sizin dışınızda evi için bir koruyucu seçecektir.”<br />
<br />
Kâbe’nin yönetimi Halil el-Huzai zamanına kadar Huzaa oğullarının elindeydi. Halil kendisinden sonra yönetimi kızına verdi. Kızı da Kusay b. Kilab’ın karısıydı. Kâbe kapısını açıp kapatmayı Huzaa oğullarından Ebu Gabşan el-Huzai adlı birine verdi. Ebu Gabşan bu görevi, bir deve ve bir fıçı şarap karşılığında Kusay b. Kilab’a sattı. Bu olay Araplar arasında bir darb-ı mesel olmuştur: “Ebu Gabşan’ın alış verişinden daha zararlı…” diye.<br />
<br />
Böylece yönetim Kureyş’e geçti. Kusay Kâbe’nin yapısını yeniledi. Daha önce buna değinmiştik. Durum,<br />
<br />
Hz. Muhammed (S.A.V.) Mekke-‘yi fethetmesine kadar bu şekilde devam etti. Resulullah (S.A.V.) Kâbe’ye girdi, duvarlardaki resim ve kabartmaların silinmesini, içindeki putların kırılmasını emretti. Üzerinde Hz. İbrahim’in iki ayağının izi bulunan taş, yâni Makam-ı İbrahim, o sırada Kâbe’nin yakınlarındaki koruma altında bir şeyin içindeydi. Sonra bugün bilinen yere gömüldü. Burası dört sütun üzerinde duran bir kubbedir. Tavaf edenler namaz kılmak amacıyla buraya yönelirler.<br />
<br />
Kâbe’yle ilgili haberler ve onunla bağlantılı dinsel uygulamalar çok ve uzundur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe’nin Tarihi</span></span><br />
<br />
<br />
Kabe, İslam’dan önce çoktanrılı inançlarca kullanılan bir tapınaktı ve Arap Yarımadasının dört bir yanından hacılar Kabe’yi ziyaret ediyorlardı.1 Daha erken dönemlerdeki tarihine ilişkin yeterli bir bilgi yoktur.1<br />
<br />
Kuran’da İbrahim ve İsmail peygamberler tarafından Kabe’nin temellerinin yükseltildiği yazar. Bu ayetin meali tartışmalı olmakla birlikte genel olarak İslam’da Kabe’nin ilk olarak Adem tarafından yapıldığına ancak ondan geriye sadece temellerinin ayakta kaldığına inanılır:<br />
<br />
“Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.”<br />
<br />
Kâbe, tarih boyunca birçok değişikliklere maruz kalmıştır. Çeşitli dönemlerde kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilmiş ve günümüzdeki haline ulaşmıştır. Günümüzde Kabe’yi barındıran Mescid-i Haram, toplam 361.000 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.<br />
<br />
Kâbe’nin etrafını çeviren ve Kâbe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı (revaklar), Osmanlı padişahı II. Selim zamanında yapılmış, planlarını Mimar Sinan hazırlamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslamiyetten önce</span></span><br />
<br />
<br />
Kâbe’yi ilk kez inşa eden kişinin Hz. İbrahim (a.s) olduğu tevatür düzeyinde kesin bir tarihsel olgudur. O dönemde bölgede İbrahim’in oğlu İsmail ile Yemen’den gelen kabilelerden olan Curhum kabilesi yaşıyordu. İbrahim Kâbe’yi yaklaşık olarak dörtgen şeklinde inşa etmişti. Dört yöne bakan köşeleri, esen şiddetli rüzgarların etkisini kırıyor, zarar vermesini engelliyordu.<br />
<br />
Kâbe, Amalikler’in yeniledikleri güne kadar İbrahim’in inşa ettiği şekilde kaldı. Sonra Curhum kabilesi (veya tam tersine önce Curhum ve daha sonra Amalikler) Emir-ül Mü’minin’den gelen rivayette belirtildiği gibi yeniden onu inşa ettiler.<br />
<br />
Kâbe’nin yönetimi, hicretten önce ikinci yüzyılda Peygamberimizin atalarından biri olan Kusay b. Kilab’ın eline geçince, onu yıkıp yeniden sağlam bir şekilde inşa etti. Devm (bir çeşit hurma ağacına benzer) ve hurma ağacı kerestesinden bir tavan yaptı. Yanına da Dar-un Nedve’yi inşa etti. Yönetim işlerini ve ileri gelenlerle istişare etmeyi burada yürütüyordu. Sonra Kâbe duvarlarının baktığı yönleri Kureyş oymakları arasında bölüştürdü. Onlar da evlerini Kâbe’nin etrafındaki tavaf alanının çevresinde yaptılar. Evlerinin kapılarını Kâbe’ye açılacak şeklide planladılar.<br />
<br />
Peygamberimizin peygamber olarak gönderilişinden beş yıl önce bir sel sonucu Kâbe yıkıldı. Kabileler Kâbe’yi yeniden inşa etmek için iş bölümü yaptılar. Duvarlarını yapan usta Yunanlı (Rum) Yakum’du. Mısırlı bir marangoz da ona yardım ediyordu. Sıra Hacer-ül Esved’in yerleştirilmesine gelince, onu yerine koyma onuruna kimin erişeceği hususunda aralarında tartışma çıktı. Sonunda Hz. Muhammed’in (S.A.V.) hakemliğine başvurmaya karar verdiler. Peygamberimiz (S.A.V.) o sırada otuz beş yaşındaydı. Kureyşliler onu akıllı, ileri görüşlü, doğru biri olarak biliyorlardı. Hz. Muhammed bir aba istedi. Hacer-ül Esved’i örtünün üzerine koydu. Sonra her kabilenin temsilcisinin örtünün bir ta-rafından tutup kaldırmasını istedi. Taşın konulacağı doğu tarafındaki yere kadar yükselttiklerinde, Hz. Muhammed (S.A.V.) taşı tutup yerine yerleştirdi. Yapılan harcamalar onlara ağır gelmeye başladığında, yapıyı bugünkü hali üzere bıraktılar. Böylece Kâbe’nin bazı bölümleri yapı dışında kaldı. Binayı küçülttüklerinden Hacer-ül Esved tarafındaki Hicr-i İsmail dışarıda bırakılmış oldu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslamiyetten sonra</span></span><br />
<br />
Kâbe, Yezid bin Muaviye döneminde Abdullah bin Zübeyr’in Hicaz’a egemen olduğu zamana kadar bu şekilde kaldı. Yezid’in Mekke’deki kumandanlarından Husayn, İbn-i Zübeyr’le savaştı. Kâbe mancınık atışından isabet aldı. Daha sonra yıkıldı, örtüsü ve bazı ahşap bölmeleri yandı. Sonra Yezid ölünce kuşatma kaldırıldı. İbn-i Zübeyr Kâbe’yi yıkıp yeniden inşa etmek istedi. Bu amaçla Yemen’den arıtılmış kireç getirildi. Duvarları onunla yapıldı. Hicr-i İsmail Kâbe’nin içine dahil e-dildi. Kapının yere bitişik olması sağlandı. Karşı duvarda bir kapı daha açıldı. İnsanlar birinden girip diğerinden çıksınlar diye. Yüksekliği yirmi yedi zira (yaklaşık on üç buçuk metre) olarak öngörüldü. Bina tamamlanınca, Kâbe’nin içine ve dışına misk ve esans sürüldü. Üzeri halis ipek kumaşla örtüldü. Kâbe’nin onarımı Hicri 64 yılının recep ayının 17’sinde tamamlandı. Sonra Abdulmelik b. Mervan halife oldu. Komutanlarından Haccac b. Yusuf’u İbn-i Zübeyr’le savaşmak üzere görevlendirdi. Nihayet İbn-i Zübeyr yenildi ve öldürüldü. Haccac Kâbe’ye girdi ve İbn-i Zübeyr’in yaptığı değişiklikleri Mervan’a duyurdu. Mervan Kâbe’yi eski haline döndürmesini emretti. Bunun üzerine Haccac Kâbe’nin kuzey tarafını altı zira ve bir karış kadar yıktı. Bu duvarı Kureyş’in attığı temel üzerinde yeniden inşa etti. Doğuya bakan kapıyı yerden biraz yüksekçe olmasını sağladı, ötekini kapat-tı sonra kalan diğer taşları yerlere döşedi.<br />
<br />
960 tarihinde Osmanlı Sultanlarından Sultan Süleyman tahta gelince, Kâbe’nin çatısını değiştirdi. 1021 tarihinde tahta geçen Sultan Ahmet, 1039 Tarihinde meydana gelen büyük selin yıktığı kuzey, doğu ve batı duvarlarını onardı. Sonra Osmanlı Sultanlarından 4. Murad zamanında bir kez daha onarıldı. Kâbe o günden günümüze, yâni hicri-kameri bin üç yüz yetmiş beş veya Hicri-Şemsi bin üç yüz otuz sekiz tarihine kadar herhangi bir onarım geçirmemiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mescid-i Haram</span></span><br />
<br />
<br />
Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide “Mescid-i Haram” (Arapça: المسجد الحرام) denilmektedir. “Hürmetli Mescid” anlamına gelen bu ifade Kur’an’da 16 ayette yer almaktadır. Mescid-i Haram’ın doğu köşesine işaret taşı olarak farklı renk ve özelliğe sahip olan ve Arapça’da siyah taş demek olan “Hacer-ül Esved” yerleştirilmiş ve gümüş bir çerçeveyle çevrilmiştir. Bu taşın Adem’den günümüze kadar gelen bir hatıra olduğu kabul edilir.<br />
<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacer-ül Esved</span></span><br />
<br />
Tavafa başlama ve tavafı bitirme noktasıdır.  Bu “Siyah Taş “ anlamındaki mübarek nokta için bir çok rivayet bulunmaktadır.  Cennetten indiği ve Kıyamet  Günü’nde şahitlik yapacağı ile ilgili rivayetler aktarılmıştır. Ayrıca Peygamber Efendimiz (SAV) bir defasında ona dudaklarını yapıştırarak uzun süre ağlamıştır.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Makam-ı İbrahim</span></span><br />
<br />
Kabe-i Muazzama’nın kapısının tam karşısına doğru yaklaşık olarak 10 metre mesafededir.  Kur’an-ı Kerim’de iki defa bu mübarek yerin ismi zikredilmiştir.  Peygam Efendimiz (SAV) İbrahim Makamı’nın arkasında iki defa namaz kılmıştır.  Cam fanus içerisinde İbrahim Aleyhiselamın , Kabe’yi inşa ederken üzerinde durduğu taş parçası üzerine çıkmış olan ayak izleri yer almaktadır.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Altın Oluk</span></span><br />
<br />
Müslümanların kıblesi Mescid-i Akasa’dan Kabe-i Muazzama’ya çevrildiğinde,  Mescid-i Nebevi’nin kıblesi Altın Oluk’un bulunduğu tarafa denk gelmiştir. Bu sebepten ötürü Peygamber Efendimiz’in (SAV) kıblesi olarak kabul edilmiş ve meşhur olmuştur.  Hazreti Peygamberimiz (SAV) tavaf yaptığı sıralarda Altın Oluk’un altına denk geldiği zamanlarda şöyle dua ederdi : “Allah’ım senden ölüm anında rahatlık, hesap anında da af dilerim “<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mültezem</span></span><br />
<br />
Hacer-ül Esved ile Kabe-i Muazzama kapısı arasında kalan bölümün adıdır.  Bazı rivayetlerde Peygamber Efendimiz’in (SAV) bu bölümdeki Kabe duvarına mübarek göğsünü dayayarak ellerini açıp oraya yapıştığı ve bu şekilde Cenab-ı Hakka niyazda bulunduğu bildirilmektedir.  Burada bu şekilde yapılan dualırın kabul edileceği şeklinde rivayetler bulunmaktadır.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müstecar</span></span><br />
<br />
Mültezem’in simetriği içinde yer alan, Rükn-ül Yemani ile İlk Kabe kapısı arasında kalan ve bir rivayete göre , Hz Adem’in tövbesinin kabul edildiği bölgenin adıdır.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rüknülyemani</span></span><br />
<br />
Tavaf yaparken Şam köşesini geçtikten sonraki ve Hacer-ül Esved köşesine varmadan önceki köşedir.  Bu köşeye geldikten sonra Rabbena Atine duası 3 defa okunur.  Bir rivayete göre bu bölgede 70000 melek bulunmaktadır.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şazervan</span></span><br />
<br />
Kabe-i Muazzama’nın temellerinin dışarıda kalmış bölümleri mermer ile kapatılmıştır.  Hicr tarafında bulunan kuzeybatı duvarı hariç diğer taraflar mermer levhalarla kaplanmıştır. Bu kaplamaya Şezervan denilmektedir.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hicr</span></span><br />
<br />
Aslında Kabe-i Muazzama’nın bir parçasıdır. Hatim adındaki duvarla çevrilmiştir. Peygam Efendimiz (SAV) Kabe’nin içinde namaz kılmak isteyen burada kılsın buyurmuştur.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Safa ve Merve</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın koyduğu sembollerden biri olarak belirtilmiştir. Safa tepesi Merve’ye göre Kabe’ye daha yakındır. Aralarındaki mesafe yaklaşık olarak 400 metredir.  Safa –Merve arasında say yapılır.<br />
<br />
[attachment=72094]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KABE’NİN YAPISI VE ÖLÇÜLERİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin planı</span></span><br />
<br />
Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide “Mescid-i Harâm” denilmektedir. Kâbe’nin geniş duvar yapısı yaklaşık bir küp biçimindedir. Kabe’nin Kuzeydoğu duvarı 12,63 kuzeybatı duvarı 11,03 güneybatı duvarı 13,10 metre güneydoğu duvarı 11,22 metre ve yüksekliği 13 metredir. Böylece 145 m² alan üzerine kurulmuştur. Duvarlarında kullanılan taşlar Mekke tepelerindeki granit taşlardandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin bölümleri</span></span><br />
<br />
Kâbe’nin içerisine ancak yılda iki defa (Ramazan ayı başlamadan ve Kurban Bayramı ile Hac ziyaretleri başlamadan yaklaşık 15 gün önce) “Kâbe’yi temizleme töreni” adı verilen törenle Kâbe’nin anahtarını geleneksel olarak ellerinde tutan Beni Şeybe kabilesi mensupları ve seçilmiş misafirler girebilmektedir. Kâbe kapısı zeminden yüksekte olduğu için özel bir tekerlekli merdiven kullanılarak girilir. Kâbe’nin tavanı ahşaptır. Tabanı mermer ve kireçtaşı kareler ile kaplıdır. Tavana kadar iç duvarlarının alt yarısı mermerle kaplı olup bu mermer duvar üstüne üzerine Kur’an’dan ayetler kazılmış olan mermer tabletler konulmuştur. İç duvarların üst tarafı üzerinde altın işleme ile Kur’an ayetleri bulunan bir yeşil bez ile kaplıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacerü’l-Esved:</span></span> Doğu köşesinde bulunan kara parlak taştır. Müslümanlar tarafından Cennet’ten indiğine inanılır. Kâbe’de çıkan bir yangında bu taş ısı değişimi nedeniyle kırılıp 15 parçaya bölünmüştür. Günümüzde taşın parçaları gümüş bir çerçeveyle bir arada tutulmaktadır. Görünen kısmı yaklaşık 16,5×20 cm’dir. 930’da Mekke’yi basıp Kâbe’yi ellerine geçiren Ebu Tahir Cannabi idaresindeki Karamatiler bu taşı Mekke’den alıp Doğu Arabistan’da üsleri olan el-Ahsa vahasına götürmüşler ve Abbasiler de 952’de bu taşı geri almak için büyük fidye ve tazminat vermek zorunda kalmışlardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe Kapısı:</span></span> Kâbe’nin doğu duvarında zeminden 2,13 metre yükseklikte bulunmaktadır.<br />
<br />
Altın Oluk veya Mizab: Kuzey duvarı üzerinde bulunan altından yapılmış oluk. Mekke’de ender yağan yağmur sularını Kâbe’nin çatısından indirmek için 1627’de Osmanlılar tarafından yapılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şâdervân:</span></span> Kâbe’nin duvarlarının diplerini yağmur ve sel sularından korumak amacıyla yapılan mermerden koruma.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hicr:</span></span> “Hicru İsmail” olarak da bilinen, Kâbe’nin batı duvarının önünde bulunan ve 90 cm yüksekliğinde ve 1,5 m eninde beyaz mermerden yapılmış “İsmail Duvarı” ya da “Hatîm” adı verilen kavisli yarım daire şeklinde alçak duvarla sınırlanmış bir bölge.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Multezem:</span></span> Kâbe’nin doğu duvarında Kâbe kapısı ile Hacerü’l-Esved arasındaki duvar kısmı. Bazı hadislerde multezemin duaların kabul edildiği mubarek bir yer olduğu belirtilmiştir. Peygamber ile sahabe ve tabiinden birçok kimsenin burada dua ettiği nakledilmiştir. Abdullah b. Amr b. As, Peygamber’in multezeme gelerek göğsünü, yüzünü ve ellerini açarak oraya yapıştırdığını ve o şekilde dua ettiğini rivayet etmektedir. Ancak izdihamdan dolayı günümüzde başkalarına eziyet etmeden bunun yapılmasına imkân yoktur. Bu sebeple multezemin karşısında durularak dua edilmesi daha uygundur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Makam-ı İbrahim:</span></span> İbrahim ve oğlu İsmail tarafından Kâbe inşa edilmekte iken İbrahim’in ayak izini bıraktığı bir mevki.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacerü’l-Esved veya Şarki köşe:</span></span> Doğu köşesi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yemânî veya Ruknülyemânî köşe:</span></span> Güney köşesi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şâmî köşe:</span></span> Batı köşesi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irakî köşe:</span></span> Kuzey köşesi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe Örtüsü veya Kisve:</span></span> Kâbe’nin üzerine örtülen altın işlemeli hat yazıları bulunan siyah bir örtü. Üzerindeki örtü ipekli bir kumaştan dokunmuş olup, üzerine Kelime-i Şehadet işlenmiş, çatıya yakın kısmında çevresine altın işlemeli bir şerit geçirilmiş; kemer biçiminde olan bu şeritte de Kur’an ayetleri işlenmiştir. Bu örtü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cebrail Makamı:</span></span> Kâbe’nin doğu duvarının önünde kapının bulunmadığı kısımda “Irakî” köşesinin hemen yanında bulunan mevkii.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin Dini önemi</span></span><br />
<br />
Kâbe, Müslümanların namaz ibadetleri sırasındaki yöneldikleri kıbledir. Hanefi mezhebine göre Kâbe ve onun üzerinden semaya doğru olan boşluk kıbledir, Şafii mezhebine göre sadece Kâbe’nin bina kısmı kıbledir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hac</span></span><br />
<br />
İslam’ın şartlarından olan Hac ibadeti Kâbe ziyaretini ve tavafını da kapsar. İslâm’ın beş temel şartından biri olan Hac sırasında Kâbe; farz olan ziyaret tavafı ve vacib olan veda tavafı ile en az iki kere tavaf edilir. Bunların dışındaki tavaflar ise sünnettir. Tavaf, (yukarıdan bakıldığında) saat yönünün tersine bir yönde Hacerü’l-Esved köşesinden başlayarak Kâbe’nin etrafında yedi tam tur yürümektir. Tavaf sırasında dönülen her bir tura ise şavt denir. Tavaf ayrıca Umre’nin de şartları arasındadır. Hac sırasında yaklaşık 6 milyon hacı toplanarak aynı gün tavaf yaparlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe Resimleri | Beytül Harem | Beytullah | Kabe | V150520210249 Serili Galeri</span></span><br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe Hakkında Bilgiler | Kabenin Krokisi ve Kabenin Yönleri | Kabe Resimleri | Beytül Harem | Beytullah | Kabe | V150520210249 Serili Galeri</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe Hakkında Bilgiler – Kabenin Krokisi ve Kabenin Yönleri</span></span><br />
<br />
Kabe Müslümanların kıblesi olarak bilinir. Dünyadaki tüm Müslümanlar namaz kılarken yönünü Kabe’ye göre ayarlar. Kabe’nin olduğu yere kıble denir ve namaz kılarken kıbleye yönelik namaz kılınır. Ayrıca Kabe yeryüzünde bilinen ilk mabet sayılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe’yi İlk Kim İnşa Etmiştir?</span></span><br />
<br />
Kabe Allah’ın (C.C) evidir. Kabe’ye Allah’ın evi denmesinin sebebi; Hac Suresi 26. ayet: Bir zamanlar Kabe’nin yerini İbrahim’e şu şekilde hazırlamıştık: Sakın hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, orada kıyama duranlar, rüku edenler ve secdeye varanlar için Evimi tertemiz tut.<br />
<br />
Bazı kaynaklarda Kabe’nin bilinenden çok eskilere dayandığı söyleniyor. İslami literatüre göre Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail tarafından yaptırılmıştır. Bazı zamanlarda sel felaketleri ile yıkılıp yeniden inşa edildiği de söyleniyor. Kabe’nin tarih süresince bir çok değişime uğradığı da söyleniyor. Bazı dönemler de belli kısımlarının yenilendiği bazı dönemler de ise tamamen yenilendiği söyleniyor. Kuran’a göre İbrahim ve İsmail peygamberler tarafından temelleri atılıp inşa edilmiş.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe’nin Yapısal Özellikleri ve Bulunduğu Yer Neresidir?</span></span><br />
<br />
Kabe’nin bulunduğu yer Mekke’dir. Merak edilen Kabe nerede sorusu Mekke- Suudi Arabistan’da bulunmaktadır. Mekke’de Mescid-i Haram içinde yer alır. İslam dinine göre kutsal sayılan kübik bir yapı. İslam dinine göre ilk ve en kutsal görülen mekandır.<br />
<br />
Kabe yaklaşık bir küp biçimindedir. Kabe’nin Kuzeydoğu duvarı 12,63 kuzeybatı duvarı 11,03 güneybatı duvarı 13,10 metre güneydoğu duvarı 11,22 metre ve yüksekliği 13 metredir. Bu biçimde 145 m² alan üzerine kurulmuştur. Mekke tepelerinde bulunan granit taşlar Kabe duvarlarında kullanılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe’nin Bölümleri</span></span><br />
<br />
Kabe içerisine yılda iki kez temizleme amaçlı olarak girilmektedir. Kabe kapısı zeminden daha yüksek olduğundan ötürü ona uygun bir tekerlekli merdiven kullanılarak Kabe’ye girilir. Kabe ahşap bir tavana sahiptir. Tabanı ise mermer ve kireçtaşlarından oluşur. İç duvarların alt kısmı mermer ile kaplıdır. bu mermer duvar üstüne üzerine Kur’an’dan ayetler kazılmış olan mermer tabletler konulmuştur. İç duvarların üst kısmı üzerinde altın işleme kullanılan Kur’an ayetleri bulunan bir yeşil bez ile kaplıdır.<br />
<br />
1) Hacerü’l-Esved: Doğu köşesinde bulunan kara parlak taştır.<br />
<br />
2)Kâbe Kapısı: Kâbe’nin doğu duvarında zeminden 2,13 metre yükseklikte bulunmaktadır.<br />
<br />
3) Altın Oluk veya Mizab: Kuzey duvarı üzerinde bulunan altından yapılmış oluk.<br />
<br />
4) Şâdervân<br />
<br />
5) Hicr<br />
<br />
6) Multezem<br />
<br />
7) Makam-ı İbrahim: İbrahim ve oğlu İsmail Kâbe inşa edilmekteyken İbrahim’in ayak izinin olduğu bir bölge.<br />
<br />
8) Hacerü’l-Esved veya Şarki köşe: Doğu köşesi.<br />
<br />
9) Yemânî veya Ruknülyemânî köşe: Güney köşesi.<br />
<br />
10) Şâmî köşe: Batı köşesi.<br />
<br />
11) Irakî köşe: Kuzey köşesi.<br />
<br />
12) Kâbe Örtüsü veya Kisve: Kabe’nin üzerine örtülen altın ce işlemleri olan ve hat yazıları bulunan siyah renkte örtü.<br />
<br />
13) Tavaf’ın başlangıç çizgisi olarak kullanılan mermer bant.<br />
<br />
14) Cebrail Makamı: Kâbe’nin doğu duvarının önünde kapının bulunmadığı bölümde “Irakî” köşesinin hemen yanında bulunan mevkii.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe’nin Örtüsü Hakkında Bilgi</span></span><br />
<br />
Kabe’nin örtüsü üç bölümden oluşmaktadır. Bu üç bölüm dış örtüsü, iç örtüsü ve kuşak bölümleridir.<br />
<br />
Kâbe yada Kabe-i Şerif, (Arapça: الكعبة المشرفة) Mekke’de,Mekke-i mükerreme şehrinde…<br />
<br />
Mescid-i Haram’ın ortasında dört köşeli, taştan inşaa edilmiş bir odadır. Müslümanlarca dünya üzerindeki en kutsal mekan kabul edilir. Müslümanlar Namaz kılarken yüzlerini Kabe’ye dönerler. Ölüler yüzleri Kabe’den geçen meridyene bakacak şekilde gömülür. Kabe, Hac ibadeti için her yıl dünyanın dört bir yanında milyonlarca Müslüman tarafından ziyaret edilir. Yapılış tarihi hakkında kesin bir bilgi yoktur. Hz. İbrahim tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. İslamiyetten önce de Araplar tarafından kutsal sayılan Kabe’de birçok put bulunmaktaydı. Mekke’in fethinden sonra Kabe putlardan temizlenmiş ve onarılmıştır .<br />
<br />
Kabe’nin duvarları siyah taşlardan yapılmıştır. 25 cm yükseklikte ve 30 cm kadar çıkıntılı bir mermer kaide üzerinde bulunmaktadır. Bu duvarlar yere kadar inen ve yer hizasında kaideye bakır halkalarla bağlanan siyah bir örtü ile örtülüdür. Tek parça olup her yıl yenilenen örtünün yalnız kapı ve damdaki oluğun hizasına gelen kısmı kesiktir. Örtü ipekli bir kumaştan dokunmuş olup, üzerine Kelime-i Şehadet işlenmiş, dama yakın kısmında çevresine altın işlemeli bir şerit geçirilmiş; kemer biçiminde olan bu şeride de Kur’an ayetleri işlenmiştir. Kabe’nin kuzey-batı duvarında yerden 2 m. kadar yükseklikte, yer yer yaldızlı, gümüş kaplı bir kapı bulunmaktadır. Kapıya özel olarak yapılmış tekerlekli bir merdivenle çıkılmakta ve kapı öyle açılmaktadır. Kabe’nin içinde tavana çıkmak için bir merdiven ve üç ağaç sütun bulunmaktadır. İç duvarlar ve yerler mermer kaplıdır. Tavanda altın ve gümüş kandiller asılıdır. Kapıya yakın bir yerde Hacer-i Esved yerleştirilmiş ve gümüş bir çemberle çevrilmiştir. Hacer-i esved’in tam karşısında Zemzem kuyusunun bulunduğu bina vardır. Kabe’nin çevresindeki tavaf yeri mermer döşelidir.<br />
<br />
<br />
Kanuni Sultan Süleyman tarafından tavanı onarılan Kabe, beşinci onarımını I. aHMED döneminde görmüş, IV. Murad döneminde çıkan sel baskını sonucunda üç cephesi yıkılmış ve yine aynı padişah tarafından onarılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin fiziksel özellikleri ve konumu</span></span><br />
<br />
Kâbe’nin geniş duvar yapısı bir küp biçimindedir.<br />
<br />
Duvarlarında kullanılan taşlar Mekke tepelerindeki granit taşlardır.<br />
<br />
Tavanı ahşaptır.<br />
<br />
Kâbe, kuzeydoğu duvarı 12.63; kuzeybatı duvarı 11.03; güneybatı duvarı 13.10; güneydoğu duvarı 11.22 ve yüksekliği 13 m olan 145 m² alan üzerine kurulmuştur.<br />
<br />
Üzeri altın işlemeli hat yazıları bulunan siyah bir örtü (sitâre) ile örtülüdür. Örtüsü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.<br />
<br />
Kâbe’nin köşeleri yaklaşık olarak dört ana yönü gösterir. Köşelerden her birinin ayrı ismi vardır. Doğu köşesine “Hacer-ül Esved” veya “Şarki”, kuzey köşesine “Irakî”, batı köşesine “Şâmî” ve güney köşesine de “Yemânî” denir.<br />
<br />
Kâbe’nin küresel yer bulma sistemindeki yeri 21°25′24″N, 39°49′24″E.<br />
<br />
Siyah granit türü taş ile inşaa edilmiş olan Kabe, şazarvan denen 25 metre yüksekliğindeki 30 santimetre kadar dışa taşan bir taban üzerinde yükselir. Köşeleri 4 ana yöne bakar. Kuzeybatı duvarında yerden 2 metre yüksekliğinde bir kapısı vardır. Doğu köşesinde yerden 1.5 yükseklikte duvara yerleştirilmiş olan Hacer-ül Esved ile kapı arasında kalan bölümü multazam adı verilir. Hacılar ellerini buraya koyarak dua ederler. Kâbe, yere kadar inen ve uçunda bakır halkalarla şazarvana tutturulan siyah bir örtü ile örtülüdür. Kisve denilen örtünün kapı ve oluklara rastlayan yerleri, kesiktir. Kesik yerlerin kenarları sırma işlemelidir. Bu örtü, Osmanlı döneminde Mısır’da özel olarak dokutulurdu. Her yıl, 25 ya da 28 Zilkade’de bu örtü kaldırılır ve yerine geçici olarak uçları yerden ancak 2 metre yukarıya kadar inen beyaz bir örtü örtülür. Buna Kâbe’nin ihrama girmesi denir. Bu sene 29 Mart’a denk gelecek olan Zilhidçe ayının birinde ise Kâbe, baştan başa gülsuyu ile yıkanacak ve altın sırmalı siyah örtüsü yenilenecek.<br />
<br />
Kâbe’nin kuzeybatı duvarının tam karşısında bir metre yükseklikte, 1.5 metre kalınlığında yarım daire biçiminde beyaz mermerden bir duvar vardır. Bu duvarın çevrelediği alana Hatim denir ve Kâbe’nin içi sayılır. Bu bölümde Hz. İsmail ile annesi Hacer’in gömülü olduklarına inanılır.<br />
<br />
Kâbe’nin tavaf edildiği taş döşemenin üzerinde sığ bir çukur vardır. Hz. İbrahim’in Kâbe’yi yaparken, bu çukurda harç kardığı söylenir. Yine aynı yönde Makam-ı İbrahim denilen bir taş vardır. Bugün küçük kubbeli bir yapı ve cam muhafaza içine alınmış olan bu taşı Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken, iskele gibi kullandığına ve üzerindeki çukurluğunda onun ayak izi olduğuna inanılır.<br />
<br />
Kâbe’nin yapısı sade fakat heybetlidir. Üzerindeki örtü ipekli bir kumaştan dokunmuş olup, üzerine Kelime-i Şehadet işlenmiş, çatıya yakın kısmında çevresine altın işlemeli bir şerit geçirilmiş; kemer biçiminde olan bu şeritte de Kur’an ayetleri işlenmiştir.<br />
<br />
Mescid-i Haram (Arapça: المسجد الحرام): Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide “Mescid-i Haram” denilmektedir. “Hürmetli Mescid” anlamına gelen bu ifade Kur’an’da 16 ayette yer almaktadır.<br />
<br />
Mescid-i Haram’ın doğu köşesine işaret taşı olarak farklı renk ve özelliğe sahip olan siyah taş demek olan “Hacer-ül Esved” yerleştirilmiş ve gümüş bir çerçeveyle çevrilmiştir. Bu taşın İbrahim’den günümüze kadar gelen bir hatıra olduğu kabul edilir.<br />
<br />
Kâbe, İbrahim ve İsmail’den sonra birçok değişikliklere maruz kalmıştır. Çeşitli dönemlerde kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilmiş ve günümüzdeki haline ulaşmıştır. Şu anda Kâbe, Mescid-i Haram ile birlikte toplam 361.000 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin Konumu</span></span><br />
<br />
<br />
Kâbe toplumlarca kutsal ve saygın olarak bilinirdi. Hintliler Kâbe’ye saygı gösterirlerdi ve kendilerince üçüncü uknum olarak kabul edilen “sifa”nın ruhunun, eşiyle birlikte Hicazı ziyaret ettiği sırada Hacer-ül Esved’e hulul ettiğini söylerlerdi.<br />
<br />
Fars ve Keldani Sabiileri onu yedi büyük evden biri kabul ederlerdi. 53 Bir de, eski ve uzun süre ayakta kalmış olması dolayısıyla Zühal’in evi olduğuna inanılırdı.<br />
<br />
Farslar da Kâbe’ye saygı gösterirlerdi. Hürmüz’ün ruhunun ona hulul ettiğine inanırlardı. Bazen Hac için gittikleri de olurdu.<br />
<br />
Yahudiler ona saygı gösterir, İbrahim’in dini üzere orada Allah’a ibadet ederlerdi. İçinde resimler ve heykeller bulunurdu. Bunlar arasında ellerinde fal okları bulunan İbrahim ve İsmail’in resimleri de yer alırdı. Bakire Meryem’in ve Mesih’in resmi de yapılmıştı. Bu da Yahudiler gibi Hıristiyanların da ona saygı gösterdiklerinin tanığıdır.<br />
<br />
Araplar da Kâbe’ye büyük bir saygı gösterirlerdi. Onu Allah’ın evi kabul ederlerdi. Her taraftan gelip ona hac ziyaretinde bulunurlardı. Kâbe’nin İbrahim tarafından yapıldığını söylüyorlardı. Hac, İbrahim’in Araplar arasında tevarüs eden dininin bir kuralıydı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin Yönetimi</span></span><br />
<br />
<br />
Kâbe’nin yönetimi İsmail’in elindeydi. Ondan sonra bu görev oğullarına geçti. Sonra Curhum kabilesi onlara karşı üstünlük sağlayıp Kâbe’nin yönetimini ele geçirdiler. Ardından Kerker oğullarından bir taife olan Amalikler, Curhum kabilesiyle bir dizi savaşa girişip Kâbe’ye sahip oldular. Amalikler Mekke’nin aşağı kısmına konaklamışlardı. Curhumlular da yukarı kısmına yerleşmişlerdi. İçlerinde melikleri de vardı.<br />
<br />
Sonra talih Curhumlulardan yana döndü; Amalikleri yenilgiye uğratıp Kâbe’nin yönetimini ele geçirdiler. Böylece yaklaşık olarak üç yüz yıl yönetim onların elinde kaldı. Hz. İbrahim’in yapısına eklemede bulundular, duvarlarını yükselttiler.<br />
<br />
İsmail oğulları güçlenip çoğalınca, artık belli bir caydırıcı kuvvete kavuşunca, Mekke onlara dar gelmeye başladı. Bunun üzerine Curhumlular’la savaştılar, onları yenilgiye uğratıp Mekke’den çıkardılar. O sırada İsmail oğullarının başında Amr b. Luhay bulunuyordu. Kendisi Huzaa kabilesinin büyüğüydü. Mekke’nin yönetimini ele geçirip Kâbe’nin işlerini kendi uhdesinde topladı. Kâbe’nin üzerine putları koyup insanları onlara tapmaya çağıran ilk kişi odur. Kâbe’nin üzerine koyduğu ilk put “Hubel”dir. Onu Şam’dan getirmiş, Kâbe’nin damına koy-muştu. Ardından başka putlar da getirmişti. Böylece putların sayısı artmış ve Araplar arasında puta tapıcılık yayılmış ve tek ilaha kulluğu esas alan Hanif dini yok olmuştu.<br />
<br />
Curhum kabilesinden Şahne b. Halef konuyla ilgili olarak Amr b. Luhay’a hitaben şöyle der:<br />
<br />
“Ey Amr, ilahlar icad ettin sen. Çeşit çeşit Mekke’de, evin çevresine putlar diktin. Oysa Kâbe’nin bir tane Rabbi vardı, ebedi… Ama sen, insanlar içinde, onun birçok Rabbinin olmasını sağladın. Yakında bileceksiniz ki, Allah kısa süre sonra, sizin dışınızda evi için bir koruyucu seçecektir.”<br />
<br />
Kâbe’nin yönetimi Halil el-Huzai zamanına kadar Huzaa oğullarının elindeydi. Halil kendisinden sonra yönetimi kızına verdi. Kızı da Kusay b. Kilab’ın karısıydı. Kâbe kapısını açıp kapatmayı Huzaa oğullarından Ebu Gabşan el-Huzai adlı birine verdi. Ebu Gabşan bu görevi, bir deve ve bir fıçı şarap karşılığında Kusay b. Kilab’a sattı. Bu olay Araplar arasında bir darb-ı mesel olmuştur: “Ebu Gabşan’ın alış verişinden daha zararlı…” diye.<br />
<br />
Böylece yönetim Kureyş’e geçti. Kusay Kâbe’nin yapısını yeniledi. Daha önce buna değinmiştik. Durum,<br />
<br />
Hz. Muhammed (S.A.V.) Mekke-‘yi fethetmesine kadar bu şekilde devam etti. Resulullah (S.A.V.) Kâbe’ye girdi, duvarlardaki resim ve kabartmaların silinmesini, içindeki putların kırılmasını emretti. Üzerinde Hz. İbrahim’in iki ayağının izi bulunan taş, yâni Makam-ı İbrahim, o sırada Kâbe’nin yakınlarındaki koruma altında bir şeyin içindeydi. Sonra bugün bilinen yere gömüldü. Burası dört sütun üzerinde duran bir kubbedir. Tavaf edenler namaz kılmak amacıyla buraya yönelirler.<br />
<br />
Kâbe’yle ilgili haberler ve onunla bağlantılı dinsel uygulamalar çok ve uzundur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe’nin Tarihi</span></span><br />
<br />
<br />
Kabe, İslam’dan önce çoktanrılı inançlarca kullanılan bir tapınaktı ve Arap Yarımadasının dört bir yanından hacılar Kabe’yi ziyaret ediyorlardı.1 Daha erken dönemlerdeki tarihine ilişkin yeterli bir bilgi yoktur.1<br />
<br />
Kuran’da İbrahim ve İsmail peygamberler tarafından Kabe’nin temellerinin yükseltildiği yazar. Bu ayetin meali tartışmalı olmakla birlikte genel olarak İslam’da Kabe’nin ilk olarak Adem tarafından yapıldığına ancak ondan geriye sadece temellerinin ayakta kaldığına inanılır:<br />
<br />
“Hani İbrahim, İsmail ile birlikte evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyor, “Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin” diyorlardı.”<br />
<br />
Kâbe, tarih boyunca birçok değişikliklere maruz kalmıştır. Çeşitli dönemlerde kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilmiş ve günümüzdeki haline ulaşmıştır. Günümüzde Kabe’yi barındıran Mescid-i Haram, toplam 361.000 metrekarelik bir alanı kapsamaktadır.<br />
<br />
Kâbe’nin etrafını çeviren ve Kâbe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı (revaklar), Osmanlı padişahı II. Selim zamanında yapılmış, planlarını Mimar Sinan hazırlamıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslamiyetten önce</span></span><br />
<br />
<br />
Kâbe’yi ilk kez inşa eden kişinin Hz. İbrahim (a.s) olduğu tevatür düzeyinde kesin bir tarihsel olgudur. O dönemde bölgede İbrahim’in oğlu İsmail ile Yemen’den gelen kabilelerden olan Curhum kabilesi yaşıyordu. İbrahim Kâbe’yi yaklaşık olarak dörtgen şeklinde inşa etmişti. Dört yöne bakan köşeleri, esen şiddetli rüzgarların etkisini kırıyor, zarar vermesini engelliyordu.<br />
<br />
Kâbe, Amalikler’in yeniledikleri güne kadar İbrahim’in inşa ettiği şekilde kaldı. Sonra Curhum kabilesi (veya tam tersine önce Curhum ve daha sonra Amalikler) Emir-ül Mü’minin’den gelen rivayette belirtildiği gibi yeniden onu inşa ettiler.<br />
<br />
Kâbe’nin yönetimi, hicretten önce ikinci yüzyılda Peygamberimizin atalarından biri olan Kusay b. Kilab’ın eline geçince, onu yıkıp yeniden sağlam bir şekilde inşa etti. Devm (bir çeşit hurma ağacına benzer) ve hurma ağacı kerestesinden bir tavan yaptı. Yanına da Dar-un Nedve’yi inşa etti. Yönetim işlerini ve ileri gelenlerle istişare etmeyi burada yürütüyordu. Sonra Kâbe duvarlarının baktığı yönleri Kureyş oymakları arasında bölüştürdü. Onlar da evlerini Kâbe’nin etrafındaki tavaf alanının çevresinde yaptılar. Evlerinin kapılarını Kâbe’ye açılacak şeklide planladılar.<br />
<br />
Peygamberimizin peygamber olarak gönderilişinden beş yıl önce bir sel sonucu Kâbe yıkıldı. Kabileler Kâbe’yi yeniden inşa etmek için iş bölümü yaptılar. Duvarlarını yapan usta Yunanlı (Rum) Yakum’du. Mısırlı bir marangoz da ona yardım ediyordu. Sıra Hacer-ül Esved’in yerleştirilmesine gelince, onu yerine koyma onuruna kimin erişeceği hususunda aralarında tartışma çıktı. Sonunda Hz. Muhammed’in (S.A.V.) hakemliğine başvurmaya karar verdiler. Peygamberimiz (S.A.V.) o sırada otuz beş yaşındaydı. Kureyşliler onu akıllı, ileri görüşlü, doğru biri olarak biliyorlardı. Hz. Muhammed bir aba istedi. Hacer-ül Esved’i örtünün üzerine koydu. Sonra her kabilenin temsilcisinin örtünün bir ta-rafından tutup kaldırmasını istedi. Taşın konulacağı doğu tarafındaki yere kadar yükselttiklerinde, Hz. Muhammed (S.A.V.) taşı tutup yerine yerleştirdi. Yapılan harcamalar onlara ağır gelmeye başladığında, yapıyı bugünkü hali üzere bıraktılar. Böylece Kâbe’nin bazı bölümleri yapı dışında kaldı. Binayı küçülttüklerinden Hacer-ül Esved tarafındaki Hicr-i İsmail dışarıda bırakılmış oldu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İslamiyetten sonra</span></span><br />
<br />
Kâbe, Yezid bin Muaviye döneminde Abdullah bin Zübeyr’in Hicaz’a egemen olduğu zamana kadar bu şekilde kaldı. Yezid’in Mekke’deki kumandanlarından Husayn, İbn-i Zübeyr’le savaştı. Kâbe mancınık atışından isabet aldı. Daha sonra yıkıldı, örtüsü ve bazı ahşap bölmeleri yandı. Sonra Yezid ölünce kuşatma kaldırıldı. İbn-i Zübeyr Kâbe’yi yıkıp yeniden inşa etmek istedi. Bu amaçla Yemen’den arıtılmış kireç getirildi. Duvarları onunla yapıldı. Hicr-i İsmail Kâbe’nin içine dahil e-dildi. Kapının yere bitişik olması sağlandı. Karşı duvarda bir kapı daha açıldı. İnsanlar birinden girip diğerinden çıksınlar diye. Yüksekliği yirmi yedi zira (yaklaşık on üç buçuk metre) olarak öngörüldü. Bina tamamlanınca, Kâbe’nin içine ve dışına misk ve esans sürüldü. Üzeri halis ipek kumaşla örtüldü. Kâbe’nin onarımı Hicri 64 yılının recep ayının 17’sinde tamamlandı. Sonra Abdulmelik b. Mervan halife oldu. Komutanlarından Haccac b. Yusuf’u İbn-i Zübeyr’le savaşmak üzere görevlendirdi. Nihayet İbn-i Zübeyr yenildi ve öldürüldü. Haccac Kâbe’ye girdi ve İbn-i Zübeyr’in yaptığı değişiklikleri Mervan’a duyurdu. Mervan Kâbe’yi eski haline döndürmesini emretti. Bunun üzerine Haccac Kâbe’nin kuzey tarafını altı zira ve bir karış kadar yıktı. Bu duvarı Kureyş’in attığı temel üzerinde yeniden inşa etti. Doğuya bakan kapıyı yerden biraz yüksekçe olmasını sağladı, ötekini kapat-tı sonra kalan diğer taşları yerlere döşedi.<br />
<br />
960 tarihinde Osmanlı Sultanlarından Sultan Süleyman tahta gelince, Kâbe’nin çatısını değiştirdi. 1021 tarihinde tahta geçen Sultan Ahmet, 1039 Tarihinde meydana gelen büyük selin yıktığı kuzey, doğu ve batı duvarlarını onardı. Sonra Osmanlı Sultanlarından 4. Murad zamanında bir kez daha onarıldı. Kâbe o günden günümüze, yâni hicri-kameri bin üç yüz yetmiş beş veya Hicri-Şemsi bin üç yüz otuz sekiz tarihine kadar herhangi bir onarım geçirmemiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mescid-i Haram</span></span><br />
<br />
<br />
Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide “Mescid-i Haram” (Arapça: المسجد الحرام) denilmektedir. “Hürmetli Mescid” anlamına gelen bu ifade Kur’an’da 16 ayette yer almaktadır. Mescid-i Haram’ın doğu köşesine işaret taşı olarak farklı renk ve özelliğe sahip olan ve Arapça’da siyah taş demek olan “Hacer-ül Esved” yerleştirilmiş ve gümüş bir çerçeveyle çevrilmiştir. Bu taşın Adem’den günümüze kadar gelen bir hatıra olduğu kabul edilir.<br />
<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacer-ül Esved</span></span><br />
<br />
Tavafa başlama ve tavafı bitirme noktasıdır.  Bu “Siyah Taş “ anlamındaki mübarek nokta için bir çok rivayet bulunmaktadır.  Cennetten indiği ve Kıyamet  Günü’nde şahitlik yapacağı ile ilgili rivayetler aktarılmıştır. Ayrıca Peygamber Efendimiz (SAV) bir defasında ona dudaklarını yapıştırarak uzun süre ağlamıştır.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Makam-ı İbrahim</span></span><br />
<br />
Kabe-i Muazzama’nın kapısının tam karşısına doğru yaklaşık olarak 10 metre mesafededir.  Kur’an-ı Kerim’de iki defa bu mübarek yerin ismi zikredilmiştir.  Peygam Efendimiz (SAV) İbrahim Makamı’nın arkasında iki defa namaz kılmıştır.  Cam fanus içerisinde İbrahim Aleyhiselamın , Kabe’yi inşa ederken üzerinde durduğu taş parçası üzerine çıkmış olan ayak izleri yer almaktadır.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Altın Oluk</span></span><br />
<br />
Müslümanların kıblesi Mescid-i Akasa’dan Kabe-i Muazzama’ya çevrildiğinde,  Mescid-i Nebevi’nin kıblesi Altın Oluk’un bulunduğu tarafa denk gelmiştir. Bu sebepten ötürü Peygamber Efendimiz’in (SAV) kıblesi olarak kabul edilmiş ve meşhur olmuştur.  Hazreti Peygamberimiz (SAV) tavaf yaptığı sıralarda Altın Oluk’un altına denk geldiği zamanlarda şöyle dua ederdi : “Allah’ım senden ölüm anında rahatlık, hesap anında da af dilerim “<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mültezem</span></span><br />
<br />
Hacer-ül Esved ile Kabe-i Muazzama kapısı arasında kalan bölümün adıdır.  Bazı rivayetlerde Peygamber Efendimiz’in (SAV) bu bölümdeki Kabe duvarına mübarek göğsünü dayayarak ellerini açıp oraya yapıştığı ve bu şekilde Cenab-ı Hakka niyazda bulunduğu bildirilmektedir.  Burada bu şekilde yapılan dualırın kabul edileceği şeklinde rivayetler bulunmaktadır.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Müstecar</span></span><br />
<br />
Mültezem’in simetriği içinde yer alan, Rükn-ül Yemani ile İlk Kabe kapısı arasında kalan ve bir rivayete göre , Hz Adem’in tövbesinin kabul edildiği bölgenin adıdır.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rüknülyemani</span></span><br />
<br />
Tavaf yaparken Şam köşesini geçtikten sonraki ve Hacer-ül Esved köşesine varmadan önceki köşedir.  Bu köşeye geldikten sonra Rabbena Atine duası 3 defa okunur.  Bir rivayete göre bu bölgede 70000 melek bulunmaktadır.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şazervan</span></span><br />
<br />
Kabe-i Muazzama’nın temellerinin dışarıda kalmış bölümleri mermer ile kapatılmıştır.  Hicr tarafında bulunan kuzeybatı duvarı hariç diğer taraflar mermer levhalarla kaplanmıştır. Bu kaplamaya Şezervan denilmektedir.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hicr</span></span><br />
<br />
Aslında Kabe-i Muazzama’nın bir parçasıdır. Hatim adındaki duvarla çevrilmiştir. Peygam Efendimiz (SAV) Kabe’nin içinde namaz kılmak isteyen burada kılsın buyurmuştur.<br />
<br />
    <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Safa ve Merve</span></span><br />
<br />
Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın koyduğu sembollerden biri olarak belirtilmiştir. Safa tepesi Merve’ye göre Kabe’ye daha yakındır. Aralarındaki mesafe yaklaşık olarak 400 metredir.  Safa –Merve arasında say yapılır.<br />
<br />
[attachment=72094]<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KABE’NİN YAPISI VE ÖLÇÜLERİ</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin planı</span></span><br />
<br />
Kâbe’nin de içinde bulunduğu alanı çevreleyen büyük mescide “Mescid-i Harâm” denilmektedir. Kâbe’nin geniş duvar yapısı yaklaşık bir küp biçimindedir. Kabe’nin Kuzeydoğu duvarı 12,63 kuzeybatı duvarı 11,03 güneybatı duvarı 13,10 metre güneydoğu duvarı 11,22 metre ve yüksekliği 13 metredir. Böylece 145 m² alan üzerine kurulmuştur. Duvarlarında kullanılan taşlar Mekke tepelerindeki granit taşlardandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin bölümleri</span></span><br />
<br />
Kâbe’nin içerisine ancak yılda iki defa (Ramazan ayı başlamadan ve Kurban Bayramı ile Hac ziyaretleri başlamadan yaklaşık 15 gün önce) “Kâbe’yi temizleme töreni” adı verilen törenle Kâbe’nin anahtarını geleneksel olarak ellerinde tutan Beni Şeybe kabilesi mensupları ve seçilmiş misafirler girebilmektedir. Kâbe kapısı zeminden yüksekte olduğu için özel bir tekerlekli merdiven kullanılarak girilir. Kâbe’nin tavanı ahşaptır. Tabanı mermer ve kireçtaşı kareler ile kaplıdır. Tavana kadar iç duvarlarının alt yarısı mermerle kaplı olup bu mermer duvar üstüne üzerine Kur’an’dan ayetler kazılmış olan mermer tabletler konulmuştur. İç duvarların üst tarafı üzerinde altın işleme ile Kur’an ayetleri bulunan bir yeşil bez ile kaplıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacerü’l-Esved:</span></span> Doğu köşesinde bulunan kara parlak taştır. Müslümanlar tarafından Cennet’ten indiğine inanılır. Kâbe’de çıkan bir yangında bu taş ısı değişimi nedeniyle kırılıp 15 parçaya bölünmüştür. Günümüzde taşın parçaları gümüş bir çerçeveyle bir arada tutulmaktadır. Görünen kısmı yaklaşık 16,5×20 cm’dir. 930’da Mekke’yi basıp Kâbe’yi ellerine geçiren Ebu Tahir Cannabi idaresindeki Karamatiler bu taşı Mekke’den alıp Doğu Arabistan’da üsleri olan el-Ahsa vahasına götürmüşler ve Abbasiler de 952’de bu taşı geri almak için büyük fidye ve tazminat vermek zorunda kalmışlardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe Kapısı:</span></span> Kâbe’nin doğu duvarında zeminden 2,13 metre yükseklikte bulunmaktadır.<br />
<br />
Altın Oluk veya Mizab: Kuzey duvarı üzerinde bulunan altından yapılmış oluk. Mekke’de ender yağan yağmur sularını Kâbe’nin çatısından indirmek için 1627’de Osmanlılar tarafından yapılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şâdervân:</span></span> Kâbe’nin duvarlarının diplerini yağmur ve sel sularından korumak amacıyla yapılan mermerden koruma.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hicr:</span></span> “Hicru İsmail” olarak da bilinen, Kâbe’nin batı duvarının önünde bulunan ve 90 cm yüksekliğinde ve 1,5 m eninde beyaz mermerden yapılmış “İsmail Duvarı” ya da “Hatîm” adı verilen kavisli yarım daire şeklinde alçak duvarla sınırlanmış bir bölge.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
Multezem:</span></span> Kâbe’nin doğu duvarında Kâbe kapısı ile Hacerü’l-Esved arasındaki duvar kısmı. Bazı hadislerde multezemin duaların kabul edildiği mubarek bir yer olduğu belirtilmiştir. Peygamber ile sahabe ve tabiinden birçok kimsenin burada dua ettiği nakledilmiştir. Abdullah b. Amr b. As, Peygamber’in multezeme gelerek göğsünü, yüzünü ve ellerini açarak oraya yapıştırdığını ve o şekilde dua ettiğini rivayet etmektedir. Ancak izdihamdan dolayı günümüzde başkalarına eziyet etmeden bunun yapılmasına imkân yoktur. Bu sebeple multezemin karşısında durularak dua edilmesi daha uygundur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Makam-ı İbrahim:</span></span> İbrahim ve oğlu İsmail tarafından Kâbe inşa edilmekte iken İbrahim’in ayak izini bıraktığı bir mevki.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hacerü’l-Esved veya Şarki köşe:</span></span> Doğu köşesi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yemânî veya Ruknülyemânî köşe:</span></span> Güney köşesi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şâmî köşe:</span></span> Batı köşesi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irakî köşe:</span></span> Kuzey köşesi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe Örtüsü veya Kisve:</span></span> Kâbe’nin üzerine örtülen altın işlemeli hat yazıları bulunan siyah bir örtü. Üzerindeki örtü ipekli bir kumaştan dokunmuş olup, üzerine Kelime-i Şehadet işlenmiş, çatıya yakın kısmında çevresine altın işlemeli bir şerit geçirilmiş; kemer biçiminde olan bu şeritte de Kur’an ayetleri işlenmiştir. Bu örtü her sene hac mevsiminde yenilenmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Cebrail Makamı:</span></span> Kâbe’nin doğu duvarının önünde kapının bulunmadığı kısımda “Irakî” köşesinin hemen yanında bulunan mevkii.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kâbe’nin Dini önemi</span></span><br />
<br />
Kâbe, Müslümanların namaz ibadetleri sırasındaki yöneldikleri kıbledir. Hanefi mezhebine göre Kâbe ve onun üzerinden semaya doğru olan boşluk kıbledir, Şafii mezhebine göre sadece Kâbe’nin bina kısmı kıbledir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hac</span></span><br />
<br />
İslam’ın şartlarından olan Hac ibadeti Kâbe ziyaretini ve tavafını da kapsar. İslâm’ın beş temel şartından biri olan Hac sırasında Kâbe; farz olan ziyaret tavafı ve vacib olan veda tavafı ile en az iki kere tavaf edilir. Bunların dışındaki tavaflar ise sünnettir. Tavaf, (yukarıdan bakıldığında) saat yönünün tersine bir yönde Hacerü’l-Esved köşesinden başlayarak Kâbe’nin etrafında yedi tam tur yürümektir. Tavaf sırasında dönülen her bir tura ise şavt denir. Tavaf ayrıca Umre’nin de şartları arasındadır. Hac sırasında yaklaşık 6 milyon hacı toplanarak aynı gün tavaf yaparlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kabe Resimleri | Beytül Harem | Beytullah | Kabe | V150520210249 Serili Galeri</span></span><br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Coğrafya Bilgileri | Okyanus Nedir | Deniz Nedir | Dağ Nedir | Tepe Nedir | Göl Nedir]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17467</link>
			<pubDate>Sun, 28 Aug 2022 06:18:33 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17467</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Coğrafya Bilgileri | Okyanus Nedir | Deniz Nedir | Dağ Nedir | Tepe Nedir | Göl Nedir | Irmak Nedir | Nehir Nedir | Çay nedir | Pınar Nedir</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okyanus Nedir?</span></span><br />
<br />
Kıtalar arasındaki büyük çukurlarda kalan geniş ve derin su kütlelerine okyanus denir. Okyanus, kıtaları birbirinden ayıran engin, açık denizlerdir. Okyanuslar denizlere göre çok daha geniş ve derindir. Ortalama derinlikleri 3 bin metre olan okyanuslar dünyamızın üçte ikisini yani yeryüzünün yaklaşık %70 ini kaplarlar.<br />
<br />
Okyanus kelimesi Yunanca “nehir” anlamına gelen “Okeanos”‘dan gelmektedir, Yunanlılar Cebelitarık Boğazı’ndan gelen güçlü akıntıyı fark etmişler ve bunun bir nehir olduğunu düşünmüşlerdir.<br />
<br />
Dünyada beş okyanus vardır. bunlar; Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Güney Okyanusu ve Arktik Okyanus. Bunların arasında dünyanın en büyük  okyanusu ise Büyük Okyanus’tur. büyüklük sırasına göre okyanuslar ve belli başlı özellikleri şöyledir;<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Büyük Okyanus (Pasifik Okyanusu)</span></span><br />
<br />
Dünya’nın en büyük okyanusu olan Büyük Okyanusun diğer adı Pasifik Okyanusudur. bu okyanusa adını veren ise keşif yolculuğu sırasında bu okyanusun dinginliğini görerek sakin anlamına gelen pasifico adını vermiştir. büyük okyanus Amerika, Asya ve Okyanusya kıtaları arasında yer alır. en derin yeri ve aynı zamanda Dünya’nın da en derin noktası olan Mariana Çukuru 11.034 metre derinliğindedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Atlas Okyanusu (Atlantik Okyanusu)</span></span><br />
<br />
<br />
Atlantik Okyanusu adıyla da bilinen Atlas Okyanusu Avrupa ve Afrika kıtasını Amerika kıtasından ayıran okyanustur. okyanusun en derin noktası ise Porto Riko Çukuru’dur<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Hint Okyanusu</span></span><br />
<br />
Kuzeyinde Asya, batısında Afrika, doğusunda okyanusya yer alır. asya ve Afrika kıtaları arasında bir geçiş yolu olması nedeniyle önemli bir yeri vardır. Madagaskar, Seyşeller, Maldivler, Sri Lanka ve Endonezya gibi ada ülkeler bu okyanusta yer alır. Hint Okyanusunun en derin noktası ise 7450 m. derinlikle Java Çukurudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Güney Okyanusu (Antartika Okyanusu)</span></span><br />
<br />
Antarktika okyanusu olarak da bilinen güney okyanusu dünyada en son tanımlanmış okyanustur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Arktik Okyanusu (Kuzey Buz Denizi)</span></span><br />
<br />
Kuzey Buz Denizi / Okyanusu olarak da bilinir. buzlarla kaplı bu okyanusun Rusya, Kanada, ABD, Norveç gibi ülkelere kıyısı vardır. diğer saydığımız dört okyanusa göre daha sığ olmakla birlikte (ortalama derinlik 1040 m.) en derin noktası 5450 m.dir.<br />
<br />
Soru : Dünyanın en büyük okyanusunun adı nedir ?<br />
Cevap : Büyük okyanustur yani pasifik oyanusu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz Nedir?</span></span><br />
<br />
<br />
Yeryüzünün büyük oranını kaplayan su kütlesine deniz ismi verilmektedir. Bir diğer tanımı ise okyanusla muhakkak bağlantısı bulunan genellikle tuzlu olan su kütlelerine verilen addır şeklinde yapılabilir. Büyüklükleri ve derinlikleri kimi zaman hayretler uyandıran bu su kütleleri, ayrı bir var oluş sistemidir. Kendi içinde milyonlarca canlı yaşamasını sağlayan denizler, dünyanın %70’ini kaplamaktadır.<br />
<br />
Genel manada çoğuna deniz ismi verilse de denizler ve okyanuslar birbirinden ayrıdır. Denizlerin hepsi bir noktada okyanusla ilişkili olduğu için yeryüzünün çoğunu kaplayan bu su birikintilerine deniz adı da verilebilmektedir. Kıtalar arası bağlantıyı sağlayan denizler aynı zamanda dünya ticaretinin de ilerlemesini sağlamaktadır.<br />
<br />
Dünya üzerinde okyanusla bağlantısı olmayan deniz yoktur. Eğer bağlantı olmadığı halde deniz ismi verilmişse bunun temel nedeni su birikintisinin çok büyük olmasıdır. Denizler ayrıca sıcak yaz aylarında, serinlememizi sağlayan yegane oluşumlardır. Tuzlu olan deniz suyunun, cilt için de birçok faydası bulunmaktadır.<br />
<br />
Bir okyanus ile doğrudan bağı olan ve büyük bir alanı kaplayan su kütlelerine deniz adı verilmektedir. Bir diğer ifadeyle okyanusun kolları denebilir. Denizler çoğunlukla tuzlu olmaktadır. Dünyanın dörtte üçünü kaplayan denizler aynı zamanda ekosistem üzerinde de oldukça etkilidir. Milyonlarca canlı organizmayı bünyesinde bulunduran denizler, tüm su kütleleri arasında %96’lık bir değere sahiptirler.<br />
<br />
Bir denizin tuzluluk oranı göz önüne getirildiğinde %3,5 olan tuz değeri, suyun kullanılamaz olmasına yetmektedir. Arıtma sistemlerinin bugün tüm teknolojiyle dahi yeterli olmaması denizlerin kullanılırlığını düşürmektedir. Hava yolları her geçen gün biraz daha gelişse de deniz yolu ihtişamını kaybetmemiş, bugün hala ticaretin büyük bir oranını elinde tutmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz Nasıl Oluşur?</span></span><br />
<br />
Denizler milyonlarda yıl evvel meydana gelmiştir. Yer kabuğu, sıvı kütlesinin altında yer alan granit ve bazalt kayalardan meydana gelen bir oluşumdur. Granit yapılar bazaltlardan çok daha hafif olduğu için yüksekte kalan kısımlar yeryüzünü oluşturmuştur. Ayaklarınızın altında hissettiğiniz ve suyun bulunmadığı bu bölüm granit kayaların birleşimi ile meydana gelmiştir. Daha ağır olan ve suyun altında daha batık durumda görünen bazaltlar ise su altındaki yapılardır.<br />
<br />
Birbirinden ağırlık açısından farklı olan bu iki kaya zaman içinde daha da fark oluşturmuştur. Dipte kalan bazalt kayalar üzerine, su kütleleri dolmuş böylece denizler meydana gelmiştir. Bu su kütleleri ise yer kabuğunun soğurken atmosfere su buharı vermesi neticesinde meydana gelmiştir. Aynı şekilde soğuma ayda da vardır ama orada yerçekimi olmadığı için, buhar tabakası belirli bir yerde toplanamamıştır. Jeolojik dönemlerde yeryüzünde biriken tüm buharın yağmur şeklinde boşlukları doldurmasıyla denizler ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Denizlerin Özellikleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Yeryüzünün çukur kısımlarının su ile dolmuş haline deniz adı verilmektedir. Denizler, belli büyüklüklere sahip olan tuzlu su kütleleridir. En büyük özellikleri göllerden büyük okyanuslardan küçük olmalarıdır. Genellikle tuzlu olan denizler, tuz oranları bakımından farklılık gösterebilirler. Deniz suyunun tuzluluk oranlarını ise; buharlaşma, yağış miktarı, akarsu ve buzul oluşumu gibi faktörler etkilemektedir.<br />
<br />
Deniz suyunun içeriğinde tuzdan (%78,3) başka; magnezyum klorür (%9,4), magnezyum sülfat (%6,4), kalsiyum sülfat (%3,9), potasyum klorür (%1,7) ve diğer maddeler bulunmaktadır. Dünyanın en tuzlu denizi Kızıldeniz iken en tuzsuz denizi Baltık Denizi’dir. Büyüklükleri de tuz oranları gibi değişiklik gösteren denizler oluşum sürelerine ve yapılarına göre farklı boyutlara sahiptirler. Dünyanın en büyük denizi Akdeniz (2.5 milyon km²) iken en küçük denizi Marmara Denizi’dir (11,500 km²).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Denizler Kaça Ayrılır?</span></span><br />
<br />
Denizler temel olarak 3 ayrı türe ayrılmaktadır. İlk tür kenar denizlerdir. Kenar denizler; anakaranın hemen yanında yer alan denizlerdir. Okyanuslara çoğunlukla bağlantılıdırlar. Bağlantılı olmayanlar ise büyüklükleri nedeniyle kenar denizi adını alırlar. Ara denizler ise okyanusa dar bir su yolu ile bağlı olan denizlerdir. Daha çok çevresi kıtalarla çevrili olan ara denizler, boğazlar aracılığıyla okyanuslara bağlanırlar. Bir diğer deniz türü ise iç denizlerdir. Bir ara denize yahut direkt okyanusa bağlı olan iç denizler, karaların tamamen içinde yer alırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz Suyu Neden Tuzludur?</span></span><br />
<br />
Denizlerin tuzlu olmasının temel nedeni meydana gelmesini sağlayan kayaçlardır. Yağmur suyu zaman içinde kayaçlarda bazı aşınmalara sebep olur. Bu aşınma sonucunda meydana gelen maddeye iyon adı verilir. İyonlar, akarsular ve nehirler aracılığıyla denizlere ulaşmaktadır. Denizlere ulaşan iyonlar tüm deniz bünyesinde tuz oluşumuna neden olur. İyonların büyük kısmını deniz canlıları kullanırken kalan kısım da denizin tuz oranını dengelemektedir. Tuzun bir diğer sebebi de denizlerin altında bulunan magmadır. Volkanlar ve magma, sıcak kayaçlarla etkileşime girerek su kütlesinin tuzlu olmasını sağlamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz ve Okyanus Arasındaki Farklar Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Denizler ve okyanuslar kıyaslandığında dikkat çeken ilk madde, denizlerin okyanuslardan daha küçük olduğudur. Daha küçük aynı zamanda daha sığ olan denizlerin derinlikleri de bir o kadar azdır. Okyanuslarla denizlerin derinlikleri göz önüne getirildiğinde okyanusların çok daha derin olduğu bilinmektedir. Denizlerin kıta sahanlığı ile okyanusların kıta sahanlığı karşılaştırıldığında ise denizlerin kıta sahanlığı açısından çok daha geniş olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
Deniz ve okyanuslar arasındaki bir diğer fark ise denizlerde meydana gelen hareketlenmelerin çok daha küçük olduğudur. Denizlerde ortaya çıkan dalgalanmalardan depremlere kadar her hareket okyanusların çok daha küçük versiyonudur. Örneğin tsunami gibi büyük doğa olayları okyanuslarda meydana gelmektedir. Denizlerin sıcaklığı okyanuslardan daha fazladır. Dalga yüksekliği okyanuslarda daha büyük olmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz ve Göl Arasındaki Farklar Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Denizler ile göller kıyaslandığında göllerin denizlerden çok daha küçük olduğu bilinmektedir. Deniz boyutuna yakın olan göller ise okyanusa bağlanmadıkları için deniz olarak sınıflandırılmamaktadır. Denizlerin tuzlu sudan oluşmaları göllerin ise birçoğunun tatlı ya da sodalı olmaları aralarındaki bir diğer farktır. Buna paralel olarak göllerde genellikle tatlı su canlıları yaşamaktadır. Denizler ve göllerin kaldırma kuvvetleri göz önüne alındığında tuzlu suların kaldırma kuvvetinin çok daha fazla olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Üzerindeki Denizler</span></span><br />
<br />
Dünyanın en büyük okyanusu Pasifik Okyanus veya diğer adıyla Büyük Okyanus’tur. Atlantik, Arktik ve Hint Okyanusu da dünya üzerinde yer alan diğer okyanuslardır. Bu okyanusların dalları konumunda olan irili ufaklı birçok deniz vardır. Türkiye’nin denizleri ise; Karadeniz, Akdeniz, Marmara ve Ege olmak üzere dört tanedir. Dünya üzerindeki belli başlı denizler bağlı oldukları okyanuslara göre şu şekilde listelenebilir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük Okyanus (Pasifik Okyanusu)</span></span><br />
<br />
Büyük Okyanus’ta yer alan denizler; Şili Denizi, Alaska Körfezi, Bering Denizi, Arafura Denizi, Banda Denizi, Bohol Denizi, Cortez Denizi, Japon Denizi, Ceram Denizi, Cava Denizi, Celebes Denizi, Doğu Çin Denizi, Sulu Deniz, Filipin Denizi, Flores Denizi, Coral Denizi, Güney Çin Denizi, Timor Denizi, Sarı Deniz, Maluku Denizi ve Tayland Denizi.<br />
Hint Okyanusu<br />
<br />
Hint Okyanusu’nda yer alan en önemli denizler; Kızıldeniz, Timor Denizi, Aden Körfezi, Barsa Körfezi, Umman Denizi, Umman Körfezi, Andaman Denizi ve Bengal Denizi’dir.<br />
Atlantik (Atlas) Okyanusu<br />
<br />
Atlantik Okyanusu’nda bağlantısı olan denizlerden bazıları; Karayip Denizi, Kuzey Denizi, Baltık Deniz, Fundy Körfezi, İrlanda Denizi, Akdeniz, Adriyatik Denizi, Ege Denizi, Trakya Denizi, Girit Denizi, Karadeniz, Marmara Denizi, Alboran Denizi, Katalan Denizi, Girne Körfezi, Azak Denizi, Finlandiya Körfezi, Baffin Körfezi, Kelt Denizi, Meksika Körfezi ve Sargasso Denizi’dir.<br />
Arktik Okyanus<br />
<br />
Arktik Okyanusu’nda yer alan bazı denizler; Grönland Denizi, Beyazdeniz, Çukçi (Chukchi) Denizi, Hudson Körfezi, Doğu Sibirya Denizi, Amundsen Denizi, Barents Denizi, Kara Denizi, Norveç Denizi, Laptev Denizi ve Lincoln Denizi’dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dağ Nedir?</span></span><br />
<br />
Dağ, çevresindeki karasal alanlardan daha yüksek olan kara kütlelerine verilen addır. “Dağlık” sıfatı, dağlarla ilişkili ve kaplı alanları tanımlamak için kullanılır.<br />
<br />
Dünya’da birçok dağ olup bunların ortaya çıkış nedeni farklıdır. Bazı dağlar yeryüzünün sıkışmasıyla oluşurken bazı dağlar lavların yeryüzüne çıkıp donmasıyla oluşur. Yanardağların lavlarının kaynağı, magma denen çok sıcak kütledir.<br />
<br />
Asya’nın %54’ü, Kuzey Amerika’nın %36’sı, Avrupa’nın %25’i, Güney Amerika’nın %22’si, Avustralya’nın %17’si ve Afrika’nın %’3’ü dağlarla kaplıdır. Dünya’nın karasal kütlesinin %24’ü bütünüyle dağlıktır. İnsanların %10’u dağlık bölgelerde yaşar. Dünya’nın nehirlerinin çoğu dağlık kaynaklarca beslenir ve insanlığın yarısından fazlası su için dağlara bağımlıdır.<br />
<br />
Tüm dağlar yalnızca Dünya’da değildir. Diğer gezegenlerde de dağlar vardır. Bunlara örnek olarak Venüs’te Gila Dağı (3 km) ve Türkiye’nin yarısına yakın bir alan kaplayan, Güneş Sisteminin en yüksek dağı Mars’taki Olympus Mons (25 km) örnek verilebilir. Bunların dışıda Ay’da 8 km ve yine Mars’ta 18 km yüksekliğindeki dağlar verilebilir fakat bu dağların yükseliklerinin ölçümü gezegenin yüzeyinden itibaren yapılmaktadır ve Mars’taki dağlar sönmüş birer volkandır. Dünya’nın en yüksek dağları olan Himalaya Dağları’ndaki en yüksek tepe Everest Tepesi ise 8.850 metre yüksekliktedir.<br />
<br />
Bazı kaynaklar dağı, göze çarpan sivri bir tepesi olan, belirli bir yüksekliğin üzerindeki topoğrafik çıkıntılar olarak tanımlarlar; örneğin Britannica Öğrenci Ansiklopedisine göre, dağlar; “genellikle 610 metre (2.000 ft) üzerinde yükselir”. Diğer taraftan, Britannica Ansiklopedisi, yüksekliğe sınır koymadan, kavramı sadece “jeolojik açıdan standartize edilemeyen terim” olarak ifade eder.<br />
<br />
Dağın herhangi bir yanına yamaç denir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birleşik Krallık’ta</span></span><br />
<br />
Birleşik Krallık’ta çevre bakanlığı, dağı 600 metrenin üzerinde olan bütün karalar olarak tanımlar. Bu ölçüm yaklaşık olarak 2.000 ft (610 m) karşılık gelir.[6] İskoçya 2003 yasaları, bu tanımdaki gibi görülmez ve dağ tanımı daha öznel şekilde; 914,4 metre (3.000 ft) üzerindeki tepeler için kullanarak, onları “Munro”lar olarak sıralar. Birleşik Krallık’ta, tepe tanımı, yüksekliğine bakmayarak yaygın şekilde bütün tepeler ve dağlar için kullanılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birleşik Devletler’de</span></span><br />
<br />
Birleşik Devletler’de Coğrafik İsimler heyeti, 304,7 metre (1.000 ft) altı (bazıları 100 ft (30 m) kadar küçüktür) özellikteki yüzlerce kara alanını “dağ” adı altında listeler. Bu Birleşik Devletler’in her yerinde, hatta Cascade Sıradağları olarak bilinen alçak yüksekliklerin baskın olduğu batı kıyıları için de geçerlidir. Ancak heyet henüz, dağları, tepeleri ve diğer yükseklikleri ayırmaya kalkışmamıştır ve hepsini, nasıl isimlendirildiğine veya yüksekliğine bakmayarak basitçe “tepe” (summit) olarak sınıflandırır. Bununla beraber heyet, Tom Sıradağları (en yüksek tepesi 366 m) gibi alçak dağ sıralarını “sıradağ” olarak listeleyip sınıflandırır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yükseklik</span></span><br />
<br />
K2, 8.611 metre, Karakurum Sıradağları, Pakistan.<br />
<br />
Bir dağın yüksekliği onun deniz seviyesinden yüksekliğine göre belirlenir. And Dağları ortalama 4 km iken Himalayalar, deniz seviyesinden ortalama 5 km yukarıdadır. En yüksek dağ, Himalayalarda bulunan 8.848 metre yüksekliğiyle Everest Tepesidir.<br />
<br />
Yüksekliğin diğer tanımları da olabilir. Dünya’nın merkezinden en uzakta bulunan zirve Ekvator’daki Chimborazo volkanıdır. Deniz seviyesinden 6.267 metre yükseklikle Andlar’daki bu zirve “en yüksek” olarak nitenlendirilmemektedir çünkü Chimborazo, Ekvatora’a çok yakındır ve Dünya ekvatorda şişkinleşir; Chimborazo 2.150 metre, Dünya’nın merkezine Everest’den daha uzaktır. Tabanından en yükseğe çıkan zirve Hawaii’deki Mauna Kea’dır, zirve tabanının bulunduğu Pasifik Okyanusu’ndan 10.200 metre yüksekte bulunur.<br />
<br />
Bugün Everest Dünya”daki en yüksek dağ olsa da, geçmişte daha yüksek dağlar bulunmuştur. Prekambriyan zamanı boyunca, şu an kıvrılarak küçülmüş olan Kanada Shield 12.000 metre ile en yüksek dağlardan biri olmuştur. Bu dağ, Himalaya ve Rocky Dağları gibi tektonik tabakaların çarpışması sonucu yükselmiştir.<br />
<br />
Mars’ta bulunan eski bir volkan olan Olympus Dağı 26 kilometre (Fraknoi et al., 2004) yükseklikle, Güneş Sistemi’ndeki bilinen en yüksek dağdır.<br />
<br />
Volkanların Güneş Sistemi’mizdeki diğer gezegenlerde de püskürdükleri bilinmektedir ve bunlar yaşamlarımız boyunca (örneğin Venüs’te) sürekli püskürmektedir, bu dağların bazıları lav yerine buz püskürür. Birkaç yıl önce Hale teleskobu, Güneş Sistemi’mizdeki bir uyduda bulunan bir volkanın püskürmesini ilk kez kayıt etmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dağlar iki şekilde oluşur:</span></span><br />
<br />
    Kırıklı dağlar: Jeosenklinallerse biriken tortular kıvrılamayacak kadar sert ise bu dağlar kırıklı dağlar olarak meydana gelir. Bu dağların yükselen kıssımlarına Horst alçalan kısımlarına Graben denir. Bu kırıklı dağlar fay hattını oluşturur.<br />
<br />
Dünya’nın en uzun fay hattı Doğu Afrika’da bulunan Victoria Gölü’nden başlayıp Van Gölü’nün kuzeyinde sona erer.<br />
<br />
    Kıvrım dağlar: Yer kabuğundaki çok geniş çukurluklara denir. Bu çukurluklar akarsular, rüzgarlar, buzulların etkisiyle biriken tortular, kıtaların kaymasıyla yan basınçlara uğrarsa yumuşak olan tabakalar kıvrılarak yükselir ve dağlar oluşur. Bu dağların yükselen kısımalarına antiklinal, çukurda kalan kısımlarına senklinal denir.<br />
<br />
Yüksek dağlar ve Dünya’nın kutuplarına yakın olarak bulunan dağlar, atmosferin daha soğuk tabakalarıyla birlikte bulunurlar. Bu nedenle sıkça don etkisiyle oluşan buzlanmaya ve erozyona maruz kalırlar.<br />
Yunanistan’daki Olympus Dağı.<br />
<br />
Yeterince uzun dağlar tabanlarından tepelerine kadar çok farklı iklimsel şartlara sahip olurlar ve farklı yüksekliklerde farklı yaşam alanları barındırırlar. Bu zonlarda bulunan fauna ve flora yukarıdaki ve aşağıdaki şartlardan izole olmaya, bu zonlardan üyeler almamaya meyillidir. Bu izole olmuş ekolojik sistemler gökyüzü adası ve/veya mikroklima olarak bilinir.<br />
<br />
Ağaç ormanları, dağın bir yanında bulunan, ağaçlarla nemlenen, eşsiz ekosistem ormanlardır. Çok uzun dağlar buz ya da karla örtülü olabilirler.<br />
<br />
Dağlar aşağılardan daha soğuktur, çünkü Güneş Dünya’yı yerden yukarıya doğru ısıtır. Ayrıca yüksek kesimlerde hava seyrek olduğu için yeterli ısı tutamaz. Güneş’in radyasyonu atmosferden geçerek yere iner ve yerküre ısıyı emer.<br />
<br />
Daha düşük rakımdaki hava, genellikle daha ılıktır. Dağda yükselen hava, zor ılınır ve sonuç olarak soğur. Hava sıcaklığı normalde, her 300 metre yükseklikte 1 ila 2 C derece düşer.<br />
<br />
Dağlar genellikle insan yaşam alanı olarak düzlüklere göre daha az tercih edilir, buralarda hava daha serttir ve tarım alanları daha az bulunur. Çok büyük yüksekliklerde havada daha az oksijen bulunur ve Güneş radyasyonu UV’ye karşı daha az koruma sağlanır.<br />
<br />
Hipoksiya’nın (kanda az oksijen bulunması) neden olduğu Akut Dağ Hastalığı, daha alçak kesimlerde yaşayıp, 3.500 metreden daha yukarılarda birkaç saatini geçirmiş insanların yarısını etkiler.<br />
<br />
Dünya’ya dağılan dağların ve dağlık dizilerin bir kısmı kendi doğal hallerinde ve ağaç kesimi, madencilik, otlatma için kullanılabildiği gibi az kısmı hepsi için, bazıları ise eğlence (rekreasyon) için kullanılmaktadırlar.<br />
<br />
Bazı dağlar sadece ağaçlıkken, bazılarının zirveleri görülmeye değer muhteşem manzaralara sahiptir. Dağdan dağa geçiş yapılıp zirvelere erişilebilir; yükseklik, diklik, düzlük, arazi yapısı, hava ve yol koşulları bu geçişleri etkileyen faktörler olduğu gibi, teleferikler gibi daha kolay ulaşım için yapılmış araçlar da dağlarda bulunabilir.<br />
<br />
Dağcılık, hiking, kaya tırmanışı, buz tırmanışı, tepeden aşağı kayma ve kar sörfü gibi eğlence aktiviteleri dağları eğlenceli hale getiren uğraşlardır. Tepeden aşağı kayma gibi akitivitelerde dağlar özellikle düzlükse eğlenceyi arttırıır. Bununla beraber bu tür uğraşlar her zaman için risk taşımaktadır.<br />
Dağ çeşitleri<br />
Brezilya’daki dağlar<br />
<br />
Dağlar birkaç yolla karakterize edilebilir. Dağların bazıları volkanlardır ve püskürme tarihi ve lav tipiyle karakterize edililebilirler. Diğer dağlar buzlanma süreciyle şekillenddirilmiş olabilir ve buzlanma özellikleriyle tarif edebilirler. Bununla beraber, fayları ve Dünya kabuğundaki katlanmalarıyla ya da tektonik katmanların kıtasal çarpışmalarıyla da (örneğin Himalayalar) örneklendirilebilirler.<br />
<br />
Karaların baştan başa şekil ve yerleşimi de dağları ve dağlık yapıları ayrıca tanımlar. Sonuçta bazı dağlar bileşenlerini oluşturan kayaların tipine göre karakterize edilebilirler. Dağları genel olarak şu iki gruba ayırabiliriz:<br />
<br />
    Tektonik dağlar<br />
    Volkanik dağlar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ya da dağlar şu şekilde de gruplandırılabilir:</span></span><br />
<br />
    Tek dağlar<br />
    Sıra dağlar<br />
<br />
Dağlar, genellikle litosferik tabakaların hareketleriyle, orojenik ya da epirojenik hareketlerden biriyle oluşurlar. Sıkıştırıcı güçler, izostatik yükselti ve volkanik kayaçların araya girmesi, çevredeki kaya yüzeylerinden daha yüksekte olacak şekilde yukarı doğru sıkıştırır. Yükselmenin özelliğine göre tepe, dağ ya da başka bir yüksel<br />
ti oluşur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tepe Nedir?</span></span><br />
<br />
Tepe bir yeryüzü şeklidir. Zirvesi vardır ve tek başına ya da birkaç küçük yükselti ile bir arada bulunabilir. Yüksekliği 0–500 m arasında değişen doğal coğrafi oluşumlardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bilinenn Meşhur Tepe isimlerine Örnekler:</span></span><br />
<br />
istanbulun Yedi Tepesi<br />
Medinede Okcular Tepesi<br />
Göbekli Tepe<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tepe kelimesinin anlamı</span></span><br />
<br />
– Bir şeyin en üstteki bölümü<br />
– Bir yerin, bir nesnenin vb.nin üstü, hizası<br />
– Birinin yanı başı, baş ucu<br />
– Başın üst, kafatasının iki kulak arasında kalan bölümü<br />
– Yüksekliği genellikle birkaç yüz metreyi geçmeyen, çok kez tek başına, yamaçları yatık yer biçimi<br />
– Çokgende veya çok yüzlüde köşelerden her biri<br />
– İkizkenar bir üçgende eşit kenarların kesişme noktası<br />
– Bakışım ekseni bulunan bir eğrinin veya yüzeyin bu eksenle kesişme noktalarından her biri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEPE KELİMESİ CÜMLE İÇERİSİNDE DOĞRU KULLANIM ÖRNEKLERİ</span></span><br />
<br />
– Pencere önünde dimdik durmuş, kocaman ağaçların tepesine bakıyordunuz.<br />
– Ekşisu’da trenden indikleri sırada güneş tam tepelerindeydi.<br />
– Tepemde durup canımı sıktı.<br />
– Güneş sanki yalnız sizin tepenize ışık ve sıcaklık aksettirmeye çalışıyor.<br />
– Derenin sağ tarafında yükselen tepenin yamaçları daha hafif eğimli, daha genişti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEPE KELİMESİ KULLANILAN ATASÖZÜ VE DEYİMLER</span></span><br />
<br />
– tepeden bakmak<br />
– tepesi atmak<br />
– tepesinde bitmek<br />
– tepesinde değirmen çevirmek<br />
– tepesinde havan dövmek<br />
– tepesinden kaynar sular dökülmek<br />
– tepesine binmek (veya çıkmak)<br />
– tepesine dikilmek<br />
– tepesinin tası atmak<br />
– tepesi üstü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEPE KELİMESİNİ İÇEREN BİRLEŞİK KELİMELER</span></span><br />
<br />
tepe açısı, tepe aşağı, tepebaşı, Tepebaşı, tepe camı, tepegöz, tepegözler, tepe lambası, tepetakla, tepe tomurcuğu, tepeüstü, tepe üstü, tepeden ayağa, tepeden inme, tepeden tırnağa, ada tepe, dere tepe, tanık tepe, dalga tepesi, hacet tepesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Göl Nedir?</span></span><br />
<br />
Göl, karalar üzerindeki çanakları doldurmuş tatlı veya tuzlu su kütlesidir. Göller, kapalı havzaları dolduran geniş, durgun su kütlesi olarak da tanımlanır. Gölsel ortamlar, oldukça belirgin çökel türü ve çökel yapılarına sahiptirler.<br />
<br />
Göller, yer altı ve yer üstü sularıyla beslenir ve acı, tatlı, sodalı ve tuzlu olabilir. Bu farklılığın nedenleri, iklim koşulları, beslenme kaynakları, gölün bulunduğu arazinin yapısı, gölün büyüklüğü, derinliği ve gideğeninin (göl ayağı) olup olmamasıdır.<br />
<br />
Beslenme kaynağı güçlü olan göller fazla sularını bir gideğen yardımıyla denizlere boşaltır. Sularını dışarıya bir gideğen yardımıyla boşaltan göllerin suyu tatlı, sularını dışarıya boşaltamayan göllerin suyu ise acı veya tuzludur. Göller ve nehirler tatlı su ekosistemine girer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğal göller</span></span><br />
<br />
İç ve dış kuvvetlerin etkisiyle oluşan çukurluklarda su birikmesiyle oluşan göllerdir.<br />
<br />
Karalar üzerindeki çukur alanlarda birikmiş durgun su kütlelerine göl denir. Göller, yeryüzündeki tatlı<br />
suların %87’sini oluştururken göllerin karalar üzerinde kapladığı alan %2’dir.<br />
Göller, yer altı ve yer üstü sularıyla beslenir. Göllerin suları acı, tatlı, sodalı ve tuzlu olabilmektedir. Bu<br />
farklılığın nedenleri; iklim koşulları, beslenme kaynakları, gölün bulunduğu arazinin yapısı, gölün büyüklüğü,<br />
derinliği ve gideğeninin (göl ayağı) olup olmamasıdır.<br />
Beslenme kaynağı güçlü olan göller, fazla sularını bir gideğen yardımıyla denizlere boşaltır. Sularını bir<br />
gideğen yardımıyla dışarıya boşaltan göllerin suyu tatlı, sularını dışarı boşaltamayan göllerin suyu ise acı<br />
veya tuzludur.<br />
Yeryüzündeki göllerin en büyüğü Hazar Gölü’dür. Türkiye yüz ölçümünün yaklaşık yarısı kadar alan kaplayan<br />
bu gölün yüzeyi deniz seviyesinin altındadır ve suyunun tuzluluk oranı fazladır. Buna karşılık dağların üst<br />
kısımlarında yer alan, büyük ölçekli haritalarda bile görülmeyecek kadar küçük göller de bulunmaktadır.<br />
Göller, derinlikleri yönünden de farklılıklar gösterir. Derinliği 1740 metre olan göller (Baykal Gölü)<br />
bulunduğu gibi derinliği cm’lerle ifade edilen göller de bulunmaktadır. Bazı göller ise kurak dönemlerde<br />
tamamen kurumaktadır.<br />
Göllerin tuzluluk değerleri arasında da önemli farklılıklar vardır. Buharlaşmanın çok olması, göle tuzluluk<br />
oranı fazla olan suların katılması, yağışın az olması ve göl çanağının kolay çözünen kayaçlardan meydana<br />
gelmesi göldeki tuzluluk oranını artırmaktadır. Bu nedenle bazı göllerin tuzluluk oranı çok fazladır. Örneğin<br />
kapalı bir havzada yer alan Lut Gölü’nün tuz oranı yüksektir. Buna karşılık buharlaşmanın az, yağışın fazla<br />
olması, gölden çıkan bir akarsuyun (gideğen) bulunması göldeki tuzluluk oranının az olmasına neden<br />
olmaktadır. Dışarıya akıntısı olan superior (Superiyor) gibi Kuzey Amerika’daki göllerin tuz oranı azdır.<br />
Göller oluşumlarına göre doğal ve yapay olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oluşumlarına Göre Göl Çeşitleri</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- Doğal Göller</span></span><br />
Yeryüzünde iç ve dış kuvvetlerin etkisiyle meydana gelen çukurluklarda biriken su kütlelerine doğal göller<br />
denir. Doğal göller oluşumlarına göre çeşitli gruplara ayrılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a. Tektonik Göller:</span></span> Yer kabuğu hareketleri sonucunda<br />
çöken alanlardaki çukurlarda biriken su kütlelerinin<br />
oluşturduğu göllerdir. Dünya’da başlıca tektonik<br />
göller; Aral, Hazar, Baykal, Tanganika, Niyasa, Malavi,<br />
Lut gölleri ve Afrika kıtasının doğusundaki bazı<br />
göllerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b. Buzul Gölleri:</span></span> Buzul aşındırması sonucu oluşan<br />
çukurluklarda biriken suların meydana getirdiği<br />
göllerdir. Bu tür göller, yüksek yerlerde ve yüksek<br />
enlemlerde bulunur. Bu göllere sirk gölü adı da verilir.<br />
Kanada, Finlandiya, Norveç, İsveç, Danimarka, Rusya<br />
Federasyonu ve Arjantin gibi ülkelerde buzul<br />
aşındırması sonucu oluşmuş çok sayıda göl<br />
bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c. Karstik Göller:</span></span> Kolay eriyebilen kayaçların (kireç<br />
taşı, alçı taşı ve kaya tuzu gibi) bulunduğu arazilerde,<br />
suların polye ve obruk gibi karstik çukurlar içinde<br />
birikmesiyle meydana gelen göllerdir. Dünyada<br />
Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan, Çin ve Türkiye’deki<br />
karstik arazilerde karstik göl oluşumları vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">d. Volkanik Göller:</span></span> Volkanik faaliyetlerle oluşmuş<br />
çanaklarda, suların birikmesi ile oluşmuş göllerdir.<br />
Göl, yanardağın zirvesindeki baca ağzında oluşmuşsa<br />
krater; volkanik patlama sonucu oluşan geniş<br />
çukurlarda ise kaldera; volkanik arazilerde gaz<br />
patlaması sonucu açılan çanaklarda oluşmuş ise<br />
maar gölü ismini alır. Dünyada Endonezya, Yeni<br />
Zelanda, ABD, İtalya, Japonya ve Türkiye gibi<br />
volkanizmanın yaşandığı ülkelerde bu tür göller<br />
bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">e. Doğal Set Gölleri:</span></span> Vadi, tektonik çukurluk veya koy<br />
gibi yer şekillerinin önünün herhangi bir malzemeyle<br />
kapanması sonucu meydana gelen göllerdir.<br />
Oluşumlarına göre beşe ayrılır.<br />
– Volkanik Set Gölleri: Volkanik faaliyet sırasında çıkan<br />
lavların bir vadinin önünü kapatması sonucu meydana<br />
gelen göllerdir.<br />
– Heyelan Set Gölleri: Heyelan sırasında sürüklenen<br />
malzemenin bir vadinin önünü kapatması sonucu<br />
meydana gelen göllerdir.<br />
– Alüvyal Set Gölleri: Akarsu önlerinin alüvyal<br />
malzemeyle kapatılması sonucunda meydana gelen<br />
<br />
<br />
göllerdir. Genellikle küçük ve sığ göllerdir.<br />
– Kıyı Set Gölleri: Alçak kıyılarda dalga ve akıntıların etkisiyle meydana gelen kıyı kordonlarının bir koy veya<br />
körfezin önünü kapatması sonucu oluşan göllerdir. Bunlara “lagün” veya “deniz kulağı” adı da verilir.<br />
– Moren Set Gölleri: Buzullardan çıkan suların önünün moren setleri ile kapatılması sonucu oluşan<br />
göllerdir. Kuzeybatı Avrupa’da yaygın olarak görülür.<br />
<br />
f. Karma Oluşumlu Göller: Oluşumunda birden fazla faktörün etkili olduğu göllerdir. Makedonya’daki Ohri<br />
Gölü hem tektonik hem karstik yapılı bir göldür. Van Gölü’nün oluşumunda tektonik hareketler ve<br />
volkanizma etkili olmuştur.<br />
<br />
2- Yapay Set Gölleri<br />
İnsanların elektrik enerjisi elde etmek, sulama ve içme suyu sağlamak amacıyla akarsuların önünü bir setle<br />
kapatmaları sonucu oluşan göllerdir. Bu göllere baraj gölleri denir. Ülkemizdeki Atatürk Barajı gibi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyadaki En Büyük 10 Göl</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük Esir Gölü</span></span><br />
Alan: 27.200 km²<br />
Genişlik: 109 km<br />
Uzunluk: 480 km<br />
Azami Derinlik: 614 m<br />
<br />
Dünyanın en büyük 10. Gölü olan Büyük Esir Gölü 614 metre derinliğiyle Kuzey Amerika’nın en derin gölüdür ve Kanada’nın Kuzeybatısındaki 2. en büyük göldür. Göl, 480 km uzunluğunda, 614 m derinliğinde ve 27.200 km² alanı kaplamaktadır. Büyük Esir Gölünün yüzeyi, yılın büyük bir bölümünde donmuş durumdadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malawi Gölü</span></span><br />
Alan: 29.600 km²<br />
Genişlik: 75 km<br />
Uzunluk: 580 km<br />
Azami Derinlik: 706 m<br />
<br />
Mozambik’teki Lago Niassa ve Tanzanya’daki Nyasa Gölü olarak da bilinen Malavi Gölü, listemize eklediğimiz çok etkileyici bir Afrika gölüdür. Kapladığı 29.600 km² alan ile dünyanın en büyük 9. gölü olan Göl, Afrika Kıtası’ndaki 3. en büyük göl ve 2. en derin göldür. En derin noktası 706 m’ye kadar ulaşan Malawi Gölü, 580 km’lik bir uzunluğa ve 292 m’lik bir ortalama derinliğe sahiptir. Tektonik tabakaların ayrılması nedeniyle deniz seviyesinden yaklaşık 500 metre yükseklikte oluşmuş meromik bir göldür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük Ayı Gölü</span></span><br />
Alan: 31.153 km²<br />
Genişlik: 40-176 km<br />
Uzunluk: 320 km<br />
Azami Derinlik: 446 m<br />
<br />
Kanada’nın Kuzeybatı Bölgeleri’ndeki Kuzey Kutup Dairesi’nin 200 km güneyinde yer alan Büyük Ayı Gölü, Kuzey Amerika’nın dördüncü en büyük gölüdür. 320 km uzunluğunda ve 175 km genişliğindedir. Bu buzul gölünün en derin noktası 446 m, ortalama derinliği 71.7 m’dir. Gölün içerisinde, içinde 759,3 km²’lik bir alanı kapsayan 26 ada bulunmaktadır. Gölün yüzey alanı deniz seviyesinin 186 m yüksekliğindedir ve yukarıda gösterilen donmuş yüzeyde sergilendiği gibi kış aylarında dayanılmaz derecede soğuk sıcaklık düşüşleri ile bilinmektedir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Baykal Gölü</span></span><br />
Alan: 31.722 km²<br />
Genişlik: 80 km<br />
Uzunluk: 636 km<br />
Azami Derinlik:1.642 m<br />
<br />
Kuzey Yarıküre’de yer alan başka bir göl olan Baykal Gölü, Rusya’nın güneyindeki Sibirya bölgesindeki Moğol sınırının kuzeyinde, Rusya devletleri arasında bulunan bir rift gölüdür (tektonik bir çatlak bölgesindeki hareketler nedeniyle oluşan göller). Baykal Gölü, dünyanın en büyük buzsuz tatlısu gölüdür ve dünyanın toplam taze suyunun yaklaşık %20’sini oluşturur. Aynı zamanda dünyanın en berrak göllerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kapladığı 31.722 km²’lik alanla dünyanın en büyük 7. gölü olmakla birlikte, aynı zamanda hacim olarak dünyanın en büyük gölü ve dünyanın en derin gölüdür. Gezegenimizdeki en eski göllerden biridir, yaşının en az 25 milyon olduğu düşünülmektedir. Bu gölün ortalama derinliği 744.4 m, En derin noktası 1642 metredir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tanganika Gölü</span></span><br />
Alan: 32.900 km²<br />
Genişlik: 72 km<br />
Uzunluk: 673 km<br />
Azami Derinlik: 1.470 m<br />
Tanganika Gölü, listemizi eklenen Afrika Gölleri’nden bir diğeridir. Tanganika Gölü, dünyanın en uzun tatlısu gölü ve yüzey alanı içerisinde en büyük olanı olan Ruzizi, Kalamboo ve Malagarai Nehirlerinden gelen akifer ile Afrika’nın yüksek bölgelerinin ortasında yer almaktadır. Tahminlere göre, hacim olarak dünyadaki 2. en derin ve en büyük tatlısu gölüdür. Burundi, Tanzanya, Zambiya’ya uzanan bir havza ile, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Tanganika Gölü toplam 32.900 km² yüzey alanına sahip dünyanın en büyük 6. gölü ve ortalama derinliği 570 m olup en derin noktası yüzey seviyesinin 1470 m aşağıda bulunmaktadır. Birçok büyük göl gibi, Tanganika Gölü, tektonik hareketlerden ötürü oluşmuştur ve en uzununda 677 km’lik bir mesafeye ve en genişinde 50 km’lik bir genişliğe sahiptir. Baykal Gölü’nden sonra 2. en derin göl olduğu bilinmektedir ve deniz seviyesinden 642 m aşağıda oluşmuştur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Michigan Gölü</span></span><br />
Alan: 58.000 km²<br />
Genişlik: 190 km<br />
Uzunluk: 494 km<br />
Azami Derinlik: 281 m<br />
<br />
Michigan Gölü Kuzey Amerika’da bulunan Büyük Göller arasındadır, ancak diğerlerinden farklı olarak bu göl tamamen Amerika Birleşik Devletleri sınırları içindedir. Aslında, tamamen tek bir ülkede bulunan göller arasında en büyük olanıdır. Büyük Göller Arasında kapladığı 58.000 km² alan ile yüzey alanına göre 3. sırada ve hacim olarak 4.918 kübik km su ile 2. sıradadır. 494 km uzunluğunda ve 190 km genişliğindedir ve 2.575 km’lik kıyı şeridine sahiptir. Michigan Gölü havzası, doğudaki Huron Gölü havzasına yapışıktır. Ortalama derinliği 85 m olan göl, en derin noktası olan 281 m’dir. Kuzey Amerika’daki diğer göller gibi, Michigan Gölü de buzul hareketleri ile oluşmuş ve insan yapımı su kanalları ve kanallar vasıtasıyla okyanusa bağlanmıştır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Huron Gölü</span></span><br />
Alan: 59.600 km²<br />
Genişlik: 295 km<br />
Uzunluk: 332 km<br />
Azami Derinlik: 229 m<br />
<br />
ABD’de batıda, kuzey-doğu’da Kanada’da sınırlanmış olan Huron Gölü, Kuzey Amerika’nın Büyük Göller’inden bir diğeridir. Huron Gölü, kapladığı 59.600 km² alanla dünyanın 3. en büyük tatlı su gölüdür. Göl 331 km uzunluğunda ve 295 km genişliğindedir. Gölün en derin noktası 229 m, ortalama derinliği 59 m’dir. Diğer Büyük Göller gibi, Huron Gölü, buzulların hareketi nedeniyle oluşmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Victoria Gölü</span></span><br />
Alan: 58.000 km²<br />
Genişlik: 190 km<br />
Uzunluk: 337 km<br />
Azami Derinlik: 83 m<br />
<br />
Victoria Gölü, büyük Afrika Göllerinden biridir ve Kagera Nehri’nden gelen akışlarla beslenir. Göl havzası Afrika’nın geniş bir bölümünü kaplamaktadır. Bu göl nispeten sığ, ortalama derinliği 40 m, maksimum derinliği 84 m’dir. Victoria Gölü, Kenya, Uganda ve Tanzanya ile sınırlanmıştır ve bünyesinde 84 ada vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Superior Gölü</span></span><br />
Alan: 82.103 km²<br />
Genişlik: 257 km<br />
Uzunluk: 563 km<br />
Azami Derinlik: 406 m<br />
<br />
Superior Gölü, kapladığı alana göre dünyanın en büyük tatlısu gölü, hacmiyle 3. en büyük göl ve dünya genelinde her alanda 2. en büyük göldür. Kuzey Amerika’daki Büyük Göller arasında da en büyük göldür ve toplam yüzey alanı 82.103 km²’dir. Superior Gölü yaklaşık 563 km uzunluğunda, 257 km genişliğinde ve maksimum 406 m derinliğe ulaşmaktadır. Mary Nehri ve Soo Kilitleri yoluyla, Superior Gölü’nden su dışarı doğru Huron Gölü’ne akar. Diğer büyük göller gibi burası da buzul hareketlerinden dolayı oluşmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hazar Gölü</span></span><br />
Alan: 371.000 km²<br />
Genişlik: 435 km<br />
Uzunluk: 1.030 km<br />
Azami Derinlik: 1.025 m<br />
<br />
Hazar Denizi hem denizler hem göller için ortak özelliklere sahiptir ve tatlısu gölü olmasa da dünyanın en büyük gölü olarak listelenmiştir. Bununla birlikte, aynı zamanda dünyanın 3. en derin gölüdür. Gölün en derin kısmı 1.025 m ve göl 211 m ortalama derinliğe, en uzun mesafede de 1199 km’lik bir uzunluğa sahiptir. Hazar Denizi, bu listedeki tamamen kıtasal kabuğun üzerinde olan tek Okyanus Gölü olmasıyla benzersizdir. Hazar Denizi’nde bir Okyanus Havzası vardır. Volga, Ural, Terek ve Kura Nehirleri Hazar Denizi’ni besleyen önemli bir kaynaklardır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irmak (Nehir) Nedir ?</span></span><br />
<br />
Nehir nedir? Türkiye ve Dünyadaki En uzun Nehirler<br />
<br />
Deniz ve göl gibi su kütlelerine dökülen büyük akarsulara ırmak denir. Irmak, suları eğimli bir yatak içinde akar. Irmaklar dağ ve tepe gibi yüksek alanlardan doğar. Yamaçlardan inen yağmur ve erimiş kar suları küçük akıntılar oluşturur.<br />
<br />
Bunların bir araya gelmesiyle çay ve dere gibi küçük akarsular ortaya çıkar. Küçük akarsular da birleşir ve çoğalan sularıyla geniş bir yatak oyarak ırmak biçimini alır. Kar ve yağmur suları kesilirse ırmaklar da kurur. Irmakların doğduğu yere kaynak, denize döküldüğü yere ağız denir. Büyük ırmaklara katılan görece küçük ırmaklar genellikle kol diye adlandırılır . Irmaklar, akarken yatakları aşındırır ve yataklarındaki verimli toprakları sürükler. Bu topraklar ırmağın, ağzında ya da taşan bir ırmağın kıyılarında birikir. Böylece verimli tarım arazisi oluşur.<br />
<br />
Nehir ya da ırmak, genellikle denizlere, göllere ya da bir başka büyük akarsuya dökülen, özellikle genişliği ve taşıdığı su miktarı bakımından büyük akarsulara verilen genel isimdir. Bazı durumlarda ise bir başka suya ulaşmadan yer altında kaybolduğu ya da tamamen kuruduğu da görülmektedir. Büyük akarsular nehir ya da ırmak olarak adlandırılırken daha küçükleri ise çay ve dere olarak adlandırılırlar.<br />
<br />
Nehir, su döngüsünün önemli bir öğesidir. Nehirlerdeki suyun temel kaynağı yağışlardır. Yağmur ya da kar yağışı ile yer yüzüne inen su yüzey akıntıları, yer altı suları biçiminde nehirleri beslerken buzullar gibi doğal kaynakların erimesiyle oluşan suları da bu kaynaklara ekleyebiliriz. Nehirlerin doğduğu yere kaynak, denize döküldüğü yere ağız denir. Büyük ırmaklara katılan görece küçük ırmaklar genellikle kol diye adlandırılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir çay ile nehir arasındaki fark:</span></span><br />
<br />
Çay dereden büyük ama ırmaktan küçük akarsu olarak tanımlansa da bu büyüklük kavramı görecelik göstermektedir. Bazen bu ayrım akarsunun üzerinde yapılan aktivitilere (taşımacılık, suyun ekonomik değeri, çevresel faktörler) göre belirlenebilir.<br />
<br />
Nehirlerdeki sukayıpları nehir yatağından veya derindeki akiferden meydana gelen su sısıntıları ve kısmen de buharlaşma neticesinde olur. Nehirlerdeki toplam su miktarı dünyadaki toplam su miktarının sadece küçük bir parçasını oluşturmaktadır;<br />
<br />
Nehirler, kaynaklarından başlamak üzere yer çekiminin etkisiyle yokuş aşağı yönde akarak bu akışlarını bir deniz ya da göle ulaşıncaya kadar sürdürürler. Ancak kurak alanlarda nehirlerin sularının tamamını buharlaşma yoluyla kaybettiği durumlarda mevcuttur.Bazı durumlarda ise bir nehrin belli yerde yer altına girerek bazı kayaç türlerinin içinden yer altı suyu oluşturacak biçimde yoluna devam ettiği de olmaktadır.<br />
<br />
Yine bazı nehirler insan eliyle yaratılmış edüstriyel bölgelerde aşırı yoğun olarak kullanılmakta ve bu da nehrin sularının doğal akıntısına devam edemeden tükenmesine neden olabilmektedir. Dünya üzerimndeki suyun %97’si okyanuslarda bulunurken içilebilir su miktarının üçte biri ise kara buzullarında bulunmaktadır, ve geri kalanının nerdeyse tamamı yer altı kaynaklarındadır.<br />
<br />
Göller içilebilir suyun sadece %0,5’lik bir kısmı içerirken nehir kanallarında bulunan suyun oranı ise bunun yarısı olan %0,025’tir ve bu da dünyadaki toplam su reservinin dört binde birine denk gelmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irmak Nehirlerin Topoğrafyası</span></span><br />
<br />
Bir nehrin suları genellikle yatak dediğimiz doğal bir kanal içinde akar. Bazı büyük nehirler, özellikle ovalar gibi düz alanlarda akarken belli dönemlerde ya da sürekli olarak nehrin her iki kıyısından taşacak biçimde sel benzeri biçimde de akarlar. Nehrin başladığı yani kaynağının olduğu kısım yukarı nehir olarak adlandırılırken nehrin akış yönü doğrultusu ise aşağı nehir olarak adlandırılır<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkiye’nin En uzun Nehirleri ve uzunlukları</span></span><br />
<br />
Fırat Nehri 2.800 Km.<br />
Dicle Nehri 1.900 Km.<br />
Kızılırmak 1.355 Km.<br />
Aras Nehri 1.059 Km.<br />
Sakarya Nehri 824 Km.<br />
Büyük Menderes 584 Km.<br />
Seyhan 560 Km.<br />
Yeşilırmak 519 Km.<br />
Ceyhan Nehri 509 Km.<br />
Meriç Nehri 490 Km.<br />
Gediz Nehri 401 Km.<br />
Asi Nehri 380 Km.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fırat Nehri</span></span><br />
Fırat ve Dicle Nehir haritası<br />
Ülkemizin en önemli nehirlerinden bir tanesidir. Gerek sulama alanında gerekse elektrik alanında ülkemiz ekonomisine büyük katkı sağlayan akarsuyumuzdur.<br />
<br />
Fırat nehri önemi itibariyle bir çok filme konu olmuş, bir çok kişiye isim vermiş nehirlerdenden bir tanesidir. Fırat nehrinin uzunluğu yaklaşık 2800 kilometre olup, bu uzunluğun 1263 kilometrelik kısmı ülkemizde bulunmaktadır.<br />
<br />
Fırat nehri ülkemizde debi bakımından ilk sırada yer alan akarsudur. Ülkemizde su potansiyelinin en yüksek olduğu akarsu olması nedeniyle yukarda verdiğimiz gibi hem enerji hemde sulama alınında çok önemli bir yer tutmaktadır.<br />
<br />
Fırat nehrinin birkaç özelliğine değindikten sonra hangi illerden geçtiği ve hangi üzerinde hangi barajların bulunduğu bilgisini verelim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fırat Nehri Özellikleri:</span></span><br />
<br />
Uzunluğu 2800 kilometre olan bu akarsuyun ülkemizdeki uzunluğu 1263 kilometre, Suriye sınırları içindeki uzunluğu 710 kilometre, Irak sınırları içindeki uzunluğu ise 827 kilometredir. Yani Fırat nehri toplam olarak 3 ülkeden geçmekte olup bunlar Türkiye, Suriye ve Irak ülkeleridir. Irak ülkesinde Basra Körfezi’ne dökülmektedir.<br />
<br />
Irak sınırları içerisinde Dicle Nehri ile birleştikten sonra Basra Körfezi’ne dökülmektedir. Ve Dicle ile birleşerek oluşturdukları bölgeye ise “Şatt’ül Arab” ismi verilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fırat Nehrinin önemli kolları şunlardır:</span></span><br />
<br />
Murat Nehri,<br />
Karasu Nehri<br />
Tohma Nehri,<br />
Çaltı Nehri<br />
Peri Nehri<br />
Munzur Çayı<br />
<br />
Fırat Nehri üzerinde bulunan Barajlar hangileridir ve bunlar hangi illerde bulunmaktadır?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fırat nehri üzerinde kaç tane baraj bulunmaktadır?</span></span><br />
<br />
1- Ülkemizin en büyük Hidroelektrik santrallerinden birisinin kurulu olduğu Elazığ ilimizin sınırları içinde bulunan KEBAN BARAJI,<br />
2- Malatya ve Elazığ sınırları içinde kalan ve ülkemizin yine en büyük Hidroelektrik santrallerinden birisi olan KARAKAYA BARAJI (1800 watt kurulu gücü ile ülkemizin en büyük ikinci hidroelektrik santrali konumundadır)<br />
3- Adıyaman ve Şanlıurfa illeri sınırı içinde bulunan ülkemizin en büyük Hidroelektrik Santrali olma özelliğini taşıyan ATATÜRK BARAJI<br />
4- Gaziantep ve Şanlıurfa sınırları içinde bulunan BİRECİK BARAJI<br />
5- Gaziantep sınırları içinde bulunan KARKAMIŞ BARAJI<br />
<br />
Yukarda bu akarsuyun debisinin çok yüksek olduğunu ve taşıdığı su miktarı ile ülkemizin en büyük akarsuyu olduğundan bahsetmiştik. İşte bu nedenledir ki ülkemizdeki en büyük barajlar ve hidroelektrik santralleri bakımından en büyük 3 hidroelektrik santrali de bu akarsuyumuz üzerine kurulmuştur.<br />
Fırat nehrinin ülkemiz sınırları içinde bulunan 1263 kilometrelik bir uzunluğa sahip olduğunu söylemiştik. Bu kadar uzun bir akarsu acaba kaç ilden geçmektedir?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fırat nehri ülkemiz sınırları içinde toplam 7 ilden geçmektedir. Bu iller sırasıyla;</span></span><br />
<br />
    Erzincan<br />
    Tunceli<br />
    Elazığ<br />
    Malatya<br />
    Diyarbakır,<br />
    Adıyaman<br />
    Gaziantep<br />
<br />
Fırat nehri içerisinde ayrıca birçok balık türüne de ev sahipliği yapmaktadır. Bir çok yerde Fırat nehrinde balık avcılığı yapılmaktadır. Hatta bazı kaynaklarda sadece Fırat Nehrinde bulunan sazan türlerine rastlanılmıştır. Fırat Nehri ayrıca ülkemizde en çok boğulma olaylarının görüldüğü nehirlerimizden bir tanesidir. Özellikle yazın serinlemek maksadıyla girilmesinden dolayı birçok insanımız hayatını kaybetmektedir. (Fırat nehrinde hayatını kaybeden vatandaşlarımız içinde yazılmış ve onlara ithaf olmuş türler ve ağıtlarda mevcuttur)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dicle Nehri</span></span><br />
Dicle nehri ülkemizin en önemli akarsularından bir tanesidir. Ülkemizde Fırat nehri ile birlikte ikili olarak anılan nehrimiz olan Dicle Nehri ülkemiz topraklarında doğarak dış bir ülkede dış bir denize dökülen nehirlerimizden bir tanesidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dicle nehrinin özellikleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
-Dicle nehri ülkemiz topraklarında doğarak dış ülke topraklarından denize dökülen nehirlerimizden bir tanesidir. Ülkemiz de Doğu Anadolu bölgesinde doğar ve ırak ülkesine geçerek burada Fırat nehri ile birleştikten sonra Basra körfezine dökülmektedir.<br />
<br />
-Irak ülkesinde Dicle nehri ile birleştiği yere “Şattülarab” denmektedir. Basra’dan yaklaşık olarak 60-65 kilometrelik bir mesafede birleşmektedirler.<br />
<br />
-Dicle nehri Fırat nehri ile birlikte arasında bulunan topraklarda Mezopotamya’yı meydana getiren iki nehirden bir tanesi olmuştur. Bilindiği üzere bu iki nehir arası “Mezopotamya” olarak anılmaktadır.<br />
<br />
-Dicle nehri kaynağını Doğu Anadolu dağlarından ve Gölcük(Hazar) gölünden almaktadır. İlk kaynağını aldığı yer olarak Güneydoğu Toroslarda bulunan Maden dağlarının bulunduğu noktalardan aldığı belirtilmektedir.<br />
-Ülkemizde en çok tanınan akarsulardan bir tanesidir.<br />
<br />
-Dicle nehrinin çevresinde kurulmuş olan eski yerleşim yerleri şunlardır: Nemrut, Asur, Ninova, Amed, Hasankeyf.<br />
<br />
-Toplam uzunluğu 1900 kilometre civarında olup, ülkemiz topraklarındaki uzunluğu yaklaşık olarak 523 kilometre iken Yaklaşık olarak 1377 kilometrelik uzunluğu Irak ülkesi sınırları içinde bulunmaktadır. Yani yaklaşık olarak 1/4’lük kısmı ülkemiz topraklarında bulunmaktadır. Uzunluk olarak Fırat nehrinden daha kısa bir nehrimizdir.<br />
<br />
-Dicle nehrinin en önemli kolları Garzan kolu, Botan kolu, Habur kolu, Büyük Zap kolu ve Küçük Zap koludur.<br />
<br />
-Debisi ortalama olarak saniyede 360 metreküptür. Özellikle yaz sonundaki debisi saniyede 50-60 metreküplere kadar düşer iken, ilkbahara doğru debisi oldukça yükselerek saniyede 2000 metreküpün üzerine çıkmaktadır. (Bunun sebebi ise ilkbahar yağışları ve karların erimesidir)<br />
<br />
-Düzensiz bir akarsu rejimine sahip bulunmaktadır.<br />
<br />
-Dicle nehri rejiminin düzensiz olması sebebiyle özellikle bazı zamanlarda taşkınlara sebep olarak bazı tarım alanlarına da zarar verebilmektedir. Fakat özellikle 20.yüzyılda yapılan bazı barajlar ile bu baskınlar en aza indirilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dicle Nehri üzerinde kurulan barajlar ve hidroelektrik santralleri hangileridir?</span></span><br />
<br />
Kralkızı Barajı,<br />
Batman Barajı<br />
Dicle Barajı<br />
Ilısu Barajı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dicle nehrinin tarihteki ve günümüzdeki isimleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
Dicle nehrinin günümüze kadar birçok ismi olmuştur ve halen birçok ismi ile de anılmaya devam etmektedir.<br />
İdigna-İdigina(Sümerce ismi olup “Akan Su” anlamındadır)<br />
<br />
Tigira (Elamca ismi)<br />
Tigra (Farsça ismi)<br />
Tigris (Yunanca)<br />
İdiklat (Akatça)<br />
Hiddikel (İbranice)<br />
Diklat (Süryanice)<br />
Dicle (Arapça, Türkçe, Kürtçe)<br />
Dijle (Kürtçe)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kızılırmak</span></span><br />
Kızılırmak nerelerden geçiyor?<br />
Kızılırmak Nehri Türkiye topraklarından doğarak yine, Türkiye topraklarından denize dökülen en uzun akarsudur. Uzunluğu 1.355 km’dir. Deniz taşımacılığı için kullanılmaz. Başlıca kolları Delice Irmağı, Devrez ve Gökırmak’tır.<br />
<br />
Kızılırmak Nehri, Türkiye topraklarında doğar yine, Türkiye topraklarından denize dökülür ve Türkiye’nin en uzun akarsuyudur. Uzunluğu 1.355 km’dir. Başlıca kolları Deliceırmak, Devrez ve Gökırmak’tır. Nehir, İç Anadolu’nun kuzeydoğusundaki Kızıldağ’ın güney yamaçlarından doğar ve sırasıyla Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, Çankırı, Çorum ve Samsun illerinden geçerken çok sayıda dere ve çayın sularını toplayarak Bafra Burnu’ndan Karadeniz’e ulaşır.<br />
<br />
Yağmur ve kar sularıyla beslenen nehrin rejimi düzensizdir. Temmuz ve Şubat arasında düşük su düzeyinde akan nehir, mart ayında hızla kabarmaya başlar ve nisan ayında en yüksek su düzeyine ulaşır. Ortalama debisi 184 m3/sn olan nehrin 20 yıllık gözlem süresince en az 18.4 m3/sn’ye ve en çok 1.673 m3/sn.’ ye ulaştığı tespit edilmiştir.Nehir üzerine 8 baraj yapılmıştır.<br />
<br />
Bunlar Kayseri ilinde Sarıoğlan,Yemliha kasabasında kurulmuş olan Yamula Barajı, Ankara yakınlarındaki Kesikköprü, Hirfanlı ve Kapulukaya barajları ile nehrin Bafra Ovası’na kurulmuş Altınkaya ve Derbent barajlarıdır. Nehir üzerine son olarak Obruk Barajı yapılarak 2007 yılı içerisinde su tutumuna başlanılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aras Nehri</span></span><br />
Aras Nehri nerelerden geçer?<br />
Aras nehrinin uzunluğu yaklaşık olarak 1072 kilometredir. Aras nehrinin ülkemizde kalan kısmının uzunluğu yaklaşık olarak 548 kilometredir. Aras nehri aynı zamanda Kafkasların en önemli akarsularından bir tanesini oluşturmaktadır. ras nehri birçok ülkeninde bazı sınırlarını oluşturmaktadır, Örneğin Türkiye Azerbaycan Türkiye Ermenistan ve Azerbaycan-İran ve Ermenistan İran sınırı gibi.. Aras Nehrinin kolları hangileridir? Nehre Kuzeyden dökülen kollar: Zengmar,ariso, Kotur, Hacılar<br />
<br />
Aras Nehri Doğu Anadolu’nun kuzey kısmında doğup aldığı birçok kollarla büyüyerek, Türkiye içinde 441 km yol kat ettikten sonra, Kafkasya’nın güneydoğusunda Mugan önünden geçerek, Hazar Denizine dökülen ve bütün uzunluğu 920 km olan ırmak. Bingöl Dağları ile Palandöken Dağlarından inen kollarla beslenip büyür. Şahvelet, Nalbant ve Sakaltutan dağlarından gelen kollarla kuvvetlenir. Topçu ve Sakaltutan dağları arasındaki bir vadiden Pasinler Ovasına girer.<br />
<br />
Aras Nehri hakkında bilgiler Doğu Anadolu’nun kuzey kısmında doğup aldığı birçok kollarla büyüyerek, Türkiye içinde 441 km yol kat ettikten sonra, Kafkasya’nın güneydoğusunda Mugan önünden geçerek, Hazar Denizine dökülen ve bütün uzunluğu 920 km olan ırmak. Bingöl Dağları ile Palandöken Dağlarından inen kollarla beslenip büyür. Şahvelet, Nalbant ve Sakaltutan dağlarından gelen kollarla kuvvetlenir. Topçu ve Sakaltutan dağları arasındaki bir vadiden Pasinler Ovasına girer. Pasin Çayı ile birleşir. Bir çok dar vadi ve ovalardan geçerek Türk topraklarından çıkar ve 140 kilometrelik kısmı Türk-Rus sınırını teşkil eder. Daha sonra İran topraklarına girer. İran-Azerbaycan sınırına kadar akar. Sarısu ve Kura ırmağı ile birleşip Hazar Denizine dökülür.<br />
<br />
Aras’ın geçtiği vadiler bölgeye göre oldukça ılımlıdır. Bu vadide ılık iklim bitkileri yetişir. Aras’ın geçtiği vadi, Erzurum ve Kars yaylasında tabii bir yol vazifesi görür. Aras Irmağından, Pasinler ve Iğdır ova Tümünü oku (yeni pencerede açılır) nın sulanmasında faydalanılır. Akışı düzensiz olduğundan ulaşıma elverişli değildir. Irmakta bol alabalık vardır.<br />
<br />
Aras Irmağı ile ilgili birçok efsaneler vardır. Aras vadisi ilk çağlardan beri yerleşim merkezi olmuştur. İranlılar, Nehr-i Aras, Araplar Al-Ras derler. İlk ismi Arakses’tir. Aras’tan eski tarih kitaplarında ve din kitaplarında bahsedilir. Rivayetlere göre Aras Vadisinde bin şehir ve beş bin köy kalıntısı vardır. Aras; Nil, Dicle ve Fırat’tan sonra dördüncü kutsal akarsu olarak kabul edilir.<br />
<br />
Eski çağlardan bu yana çeşitli millet ve devletler Aras Vadisinde yaşamışlardır. Arkeolojik bakımdan dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Bu vadi, bin seneye yakın zamandan beri Türklerin elindedir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Nehri</span></span><br />
Sakarya Nehri nerelerden geçer?<br />
Sakarya Nehri Kızılırmak ve Fırat Nehrinden sonra Türkiye’nin üçüncü en uzun, Kuzeybatı Anadolu’nun ise en büyük akarsuyudur. Uzunluğu 824 km olup, beslenme havzasının genişliği 53.800 km2 dir. Afyon’un kuzeydoğusundaki Bayat Yaylası’ndan doğar.<br />
<br />
Sakarya Nehri Kızılırmak ve Fırat Nehrinden sonra Türkiye’nin en uzun, Kuzeybatı Anadolu’nun ise en büyük akarsuyudur. Uzunluğu 824 km olup, beslenme havzasının genişliği 53.800 km2 dir. Afyon’un kuzeydoğusundaki Bayat Yaylası’ndan doğar. Kuzeybatı Anadolu bölgesinin en önemli nehridir. İstiklal Svaşında, civarında geçen muharebelerle daha çok tanınan Sakarya, 824 km uzunluğundadır. Yağış alanı 57.000 km2 olup, Eskişehir, Ankara, Bilecik, Sakarya illerini içine alır. Eskişehir’in çifteler ilçesinin Sakar Başı mevkiinden kaynak halinde doğan ırmak, Karasu ilçesinin batısında Karadeniz’e dökülür. Doğuş yerinden doğuya doğru aktıktan sonra Eskişehir, Ankara illeri sınırı yakınında kuzeye doğru döner. Sündiken Dağları kuzeyine kadar bu yönde akar ve batıdan gelen Porsuk Çayı ve doğudan gelen Ankara Çayı ile birleşir. Daha pekçok dereleri aldıktan sonra Beypazarı’nın güneyinden batıya döner. Bilecik tarafında kuzeye yönelir, derin boğazlardan geçerek Adapazarı Ovasına uzanır. Göksu, Karasu ve Mudurnu Çayını da aldıktan sonra Karadeniz’e dökülür.<br />
<br />
Nehrin ve kollarının bulunduğu arazi fazla yağışlardaki taşmalarla büyük zararlar görürken, sayıları on civarında olan barajlarla, geniş ölçüde bunun önüne geçilmiştir. Sarıyer ve Gökçekaya barajları önemli olanlardır. Ayrıca kolu olan Porsuk Çayı üzerinde Porsuk Barajı vardır.<br />
<br />
Önce İç Anadolu’ya doğru akar sonra Kızılırmak’ın tersine bir kıvrımla, kuzeye döner, Polatlı yakınlarında en büyük kollarından biri olan Porsuk Çayı’nı alır. Geyve Boğazı’ndan geçer ve Adapazarı Ovası’ndan akarak Karadeniz’e dökülür. Sakarya Nehri’nin Aladağ ve Kirmir sularını aldığı yerde Türkiye’nin en büyük santrallerinden biri olan Sarıyar Hidroelektrik Santrali ve Gökçekaya Hidroelektrik Santralı kurulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük Menderes Nehri</span></span><br />
Büyük Menderes Nehri nerelerden geçer?<br />
Ege bölgesinin en uzun nehri. Afyonkarahisar’ın Sandıklı kazâsının batısındaki, Kükürt Dağlarının batı yamaçlarından doğar. Güney batıya doğru akmaya başladığında pekçok pınarla beslenir. Akışı esnâsında sert dirsekler yaparak yoluna devâm ederken, en önemli kolu olan Banaz Çayını alır. Bundan sonra Buldan civârında ovaya kavuşur. Sarayköy yakınında batıya dönerek verimli meşhur ovasında akışına devâm eder. Düz ovada akarken Nâzilli yakınlarında<br />
<br />
Ege bölgesinin en uzun nehri. Afyonkarahisar’ın Sandıklı kazasının batısındaki, Kükürt Dağlarının batı yamaçlarından doğar. Güney batıya doğru akmaya başladığında pekçok pınarla beslenir. Akışı esnasında sert dirsekler yaparak yoluna devam ederken, en önemli kolu olan Banaz Çayını alır. Bundan sonra Buldan civarında ovaya kavuşur. Sarayköy yakınında batıya dönerek verimli meşhur ovasında akışına devam eder. Düz ovada akarken Nazilli yakınlarında Akçay, Aydın yakınlarında Çine Suyu gibi önemli olanların yanında pekçok kollar alır. Akış istikameti boyunca, Nazilli, Aydın, Söke, Balat ovalarını sular. Büyük Menderes’in denize döküldüğü kısım ise Milas Ovasıdır.<br />
<br />
Havzası ve uzunluğu ile Batı Anadolu’nun en uzun nehridir. Ova kısmında uzunluğu 200 km, doğuştan itibaren ise 584 km’dir. Havzası 25.000 km2dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seyhan Nehri</span></span><br />
Seyhan Nehri nerelerden geçer?<br />
Seyhan Nehri Türkiye’nin Akdeniz’e dökülen ırmaklarının en önemlisidir. Uzunluğu 850 km’dir. Havza alanı ise 20.600 km2dir. İki önemli kolu vardır. En uzun olanı, Uzun Yayla’dan doğan Zamantı suyudur. Orta Toroslar’ın uzanış doğrultusunda akan bu su, Çukurova’ya inmeden önce diğer önemli kolu olan Göksu ile birleşir. Adana’dan geçerek Akdeniz’e dökülür. Seyhan Nehri üzerinde Yedigöze, Çatalan ve Seyhan Hidroelektrik Santralları kurulmuştur.<br />
<br />
Adana’nın içinden geçer ve bu kenti Seyhan ve Yüreğir isimli iki semte böler ve 60 km sonra Tarsus Çayı ile birleşerek (Tarsus’un 20 km güneyinde) Çukurova’nın en batı kesiminde,Adana-İçel sınırında Deli Burnu’nda Akdeniz’e dökülür. Seyhan Nehri üzerinde Yedigöze, Çatalan ve Seyhan Hidroelektrik Santralları kurulmuştur. Ayrıca Seyhan Nehri Ceyhan Nehri ile beraber Çukurova’da tarımsal sulama için çok büyük önem taşır,özellikle pamuk üretemi için.Pamuk üretimi en çok su talep eden tarımsal işlemlerinden birisidir ve çevre kirliligi bakımından hassas bir tarımsal sanayidir.Siyasi ve Dış Ticari Önemi<br />
<br />
1986’da Barış Suyu Projesi düşüncesi doğdu ve daha çok 90’lı yıllarda görüşmelere ağırlık verildi.Bu proje ilk başta İsrael,Ürdün ve Suudi Arabistan’a Seyhan ve Ceyhan sularını bu devletlere boru hatlarıyla aktarma veya dev su tankerleriyle taşıma şekliyle satmayı öngörüyordu.Türkiye metreküp(=m³ =1000 litre) başına 0,8-1,00 Dolar fiyat teklifi öngörmüştü.Bir kaç onaydan sonra fiyat anlaşmazlığından ve ilk başta siyasi nedenlerden dolayı her defasında geri çekildi.2006 yılı başlarında başta İsrail olmak üzere görüşmelere tekrar başlandı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yeşil ırmak</span></span><br />
Yeşilırmak nerelerden geçer?<br />
Yeşilırmak Karadeniz’e dökülen, Türkiye’nin önemli akarsularından biri. Sivas’ın kuzeydoğusundaki Kösedağı (2812 m)ndan doğar. Kelkit ve Çekerek ırmaklarını alarak büyür. Uzunluğu 519 km, yağış alanı toplamı 36.000 km2dir.<br />
<br />
Batıya doğru akan ırmak, Turhal’dan sonra dar bir boğazdan geçerek Amasya’ya uzanır. Yanlardan gelen kollarla beslendikten sonra geniş bir boğazdan Canik Dağlarını geçer. Daha ileride suların derin ve hızlı aktığı dar bir boğazdan geçtikten sonra Çarşamba Ovasına ulaşır.<br />
<br />
Bu ova Yeşilırmak’ın binlerce yıldır getirdiği alüvyonların meydana getirdiği bir deltadır. Irmak Civaburnu yakınlarında Karadeniz’e dökülür.<br />
<br />
Yeşilırmak üzerinde Türkiye’nin en büyük barajlarından olan Hasan Uğurlu Barajı ile Tokat’ın Almus ilçesi yakınındaki Almus Barajı kurulmuştur.<br />
<br />
Yeşilırmak nehri uzunluk itibariyle bir Kızılırmak , Bir Fırat veya bir Dicle nehri kadar uzun olmasa da ülkemizdeki akarsuların bir çoğundan uzun bir akarsudur. Toplam uzunluğu 519 kilometredir. (Aşağı yukarı Kızılırmak nehrinin yarısı kadar bir uzunluğa sahiptir bilindiği üzere Kızılırmak nehrinin uzunluğu 1150 kilometre civarındadır) Yeşilırmak nehrinin doğduğu ilimiz Sivas ilidir. Sivas ilimizin kuzey kısmında bulunan Kösedağ’ın eteklerinde doğmaktadır. Yaklaşık olarak Kösedağın 2800 metre yüksekliğinden kaynak alarak başlamaktadır.<br />
<br />
Yeşilırmak Tokat Amasya ve Samsun illerinden geçerken çeşitli akarsularla birleşir. Nehir başlıca 3 kolun birleşmesinden meydana gelir. Kelkit Çayı nehrin en büyük koludur.<br />
<br />
Yeşilırmak nehri Karadeniz bölgesinde Samsun ilimize bağlı olan Çarşamba ilçesinden denize dökülmekte olup ayrıcı burada ülkemizin en önemli alüvyol ovası olan Çarşamba ovasının oluşmasınıda sağlayan akarsu olma özelliğini taşımaktadır.<br />
<br />
Yeşilırmak nehri üzerinde ülkemizin önemli hidroelektrik santrallerinin bulunduğu 4 önemli baraj bulunmaktadır. Bu barajlar Hasan Uğurlu Barajı, Suat Uğurlu Barajı, Ataköy ve Almus Barajları’dır.<br />
<br />
Yeşilırmak nehri ve üzerinde bulunan barajlar sayesinde sulama yapılmaktadır. Ayrıca yine bu barajlarda bulunan hidroelektrik santralleri sayesinde elektrik üretimi yapılabilmektedir. Yeşilırmak nehrinin su taşıma kapasitesi az olması ve düzensiz olması nedeniyle taşımacılık yapılamamaktadır.<br />
<br />
Hasan Uğurlu Barajı kurulu güç itibari ile ülkemizin en büyük 10. Hidroelektrik santrali olma özelliğine sahiptir, Yıllık kurulu gücü 500 MegaWattır. (Bu kurulu güç ülkemizin en büyük hidroelektrik Santrali olan Atatürk Barajı Hidroelektrik santralindeki kurulu gücün yaklaşık olarak 1/5’i kadardır)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ceyhan Nehri</span></span><br />
Ceyhan Nehri nerelerden geçer?<br />
Ceyhan Nehri Akdeniz Bölgesi’nin büyük akarsularındandır. Uzunluğu 509 km’dir. Elbistan yakınlarından doğar. Çukurova’da geniş bir delta oluşturarak İskenderun Körfezi’ne dökülür. Başlıca kolları Hurman, Göksun, Söğütlü ve Aksu Çaylarıdır. Ceyhan Nehri Kasım ve Aralık aylarında sonbahar yağmurlarının etkisiyle geçici olarak kabarır. Bu aylardaki debisi 50 m3/sn’den 380 m3/sn’ye yükselir. Ocak ayında azaldıktan sonra Şubat ayında tekrar yükselir. İlkbahar mevsiminde yağmur halindeki yağışlar ve karların erimesiyle tekrar kabarır. Mayıs ayından itibaren azalmaya başlar. Nehir üzerine Aslantaş, Menzelet, Sır ve Berke Hidroelektrik Santralları kurulmuştur.<br />
<br />
Akdeniz havzasında bulunan Çukurova’nın önemli bir akarsuyu. Eski adı ile “Hyranus”, bazı kaynaklarda Ceyhan, Cihaz ve Cahan adları ile geçen Ceyhan, güneydeki ırmaklarımızdan birisidir. Uzunluğu 509 km, sularını topladığı bölgenin yüzölçümü 22.300 km2dir. Orta Torosların doğu bölümündeki Nurhak Dağından Söğüt Deresi adıyla çıkar. Elbistan’ın 3 km kuzeyindeki büyük kaynaklarla beslenir. Elbistan yakınında Söğütlü Deresine, Hurma ve Göksu’nun birleşmesi ile Ceyhan adını alır. Engizek ve Ahır dağlarındaki dar ve derin yarma vadilerinden veKahramanmaraş yakınlarından geçip, Çukurova’nın kuzey doğusuna girer. Misis Tepelerini çevirdikten sonra meydana getirdiği geniş deltada akar. İskenderun Körfezine dökülür. Ceyhan, yolu boyunca aldığı Aksu, Çakur, Susas, Çeperce gibi derelerle daha da büyür.<br />
<br />
Ceyhan’da akan su miktarı mevsimlere göre çok değişir. Kasım ve Aralık aylarında güz yağmurlarından ötürü geçici olarak kabarır. Bu sırada saniyede 50 m3ten 380 m3e yükselir. Ocakta azalır. Şubat ortalarında yine kabarmaya başlar.Karların erimesiyle ilkbaharda bu kabarış oldukça artar, yaz aylarında özellikle ağustos ve eylülde en çekik durumunu bulur. Son 22 yıl içinde Seyhan’la en az 6 defa birleşmiş ve ayrılmıştır.<br />
<br />
Geçtiği dar boğazlarda birçok çağlayan ve çavlanlar vardır.Savruk suyu çavlanının yüksekliği 45 m’yi bulur. Ceyhan dağlık yerlerde derinde aktığından sulama işinde pek az faydalanılır. Sulamada Ceyhan’ın kolları çok daha elverişlidir. Bu sularla tarlalar sulanır, değirmenler işler, yolları boyunca pirinç ve başka ürünler yetiştirilir. Ormanlık bölgelerden geçtiği için kereste taşımacılığında kullanılır. Ceyhan Ovası olarak bilinen nehrin meydana getirdiği delta, su kuşlarının kış boyunca barındıkları yerlerdir. Bazı seneler burada barınan kuşların sayısı birkaç milyonu bulur. Ayrıca kumsal sahil, deniz kaplumbağalarının yumurta bırakma yeridir. Ne yazık ki bazı yıllar sularının taşması tarım ürünlerine büyük hasarlar verdirmektedir. elbistan pınarbaşından doğar ve elbistan boyunca kaynağı vardır şehri ikiye böler elbistan sınırları içerisinde söğüt ve hurman çayı ile birleşir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meriç Nehri</span></span><br />
Meriç Nehri nerelerden geçer?<br />
Meriç nehri bazı önemli özelliklere sahip olan ülkemizin önemli akarsularından bir tanesidir. Uzunluk itibarıyla ülkemizin en uzun 10 akarsuyu içinde bulunmaktadır. Genel olarak su taşkınları sebebiyle televizyonlar da ismini duymuş olduğumuz akarsularımızdan bir tanesidir. Meriç nehrinin bazı önemli özellikleri aşağıda sıralanmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meriç nehrinin özellikleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
-Meriç nehrinin en önemli özelliği havza alanın 3 ülke toprağında da bulunmasıdır. Havza alanı ülkemiz ile birlikte ülkemizin komşuları olan Bulgaristan ve Yunanistan ülkeleri topraklarında havzası bulunmaktadır.<br />
-Meriç nehrinin 3 ülkede havzası bulunması sebebiyle 3 ülkede ayrı isimleri bulunmaktadır. Ülkemizde Meriç olarak bilinen bu nehir, Bulgaristan da Maritsa, Yunanistan da ise Evros ismini taşımaktadır.<br />
<br />
-Meriç nehri Bulgaristan ülkesi içerisinde doğup (Rila dağlarından doğmaktadır) Yunanistan ile ülkemizin bir bölüm sınırını oluşturduktan sonra ülkemiz sınırları içerisinden denize dökülmektedir. Döküldüğü deniz ise Ege denizidir. Ege denizinde döküldüğü yer ise Enez yakınlarında bulunan Saroz körfezidir. Aslında Meriç nehri denize dökülmeden biraz daha önce İki kola ayrılır ve iki koldan bir tanesi ülkemizden denize dökülür iken, diğer kol ise Yunanistan sınırları içinde denize dökülmektedir. Her iki kolunda döküldüğü bölge Saroz körfezi olup her ikisinin döküldüğü yerler birbirlerine oldukça yakın sayılır.<br />
<br />
-Meriç ülkemizin önemli bir akarsuyu olması ile birlikte aynı zamanda balkanlarında önemli bir akarsuyu konumunda bulunmaktadır.<br />
<br />
-Meriç nehrinin toplam uzunluğu 480 kilometredir. Ülkemizde kalan kısmının uzunluğu ise yaklaşık olarak 210 kilometre civarındadır. Bazı kaynaklarda ise 270 kilometre olarak geçmektedir.<br />
<br />
-Meriç nehrinin toplam havza alanı 53.000 kilometrekaredir.<br />
<br />
-Meriç nehrinin bir önemli özelliği ise Türk Yunan Sınırının büyük bölümünü oluşturmasıdır. Neredeyse ülkemiz ile Yunanistan arasındaki sınırın büyük bir bölümünü bu nehir oluşturmaktadır.<br />
<br />
-Meriç nehrinin bir diğer önemli özelliği ise ülkemiz akarsuları içerisinde en çok taşkınlara sebep olan ve tarıma zarar veren akarsu olmasıdır. Çünkü bu nehir ve kolları üzerinde Bulgaristan sınırları içinde bulunan bazı barajların su boşaltması sebebiyle zaman zaman taşkınlar yaşanabilmektedir. Özellikle bu sebepten dolayı bazı çalışmalar yapılmakla birlikte henüz kesin bir sonuca varılamamıştır. İki ülke arasında küçük çaplı krizlere neden olan bir sorundur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meriç nehrinin kolları hangileridir?</span></span><br />
<br />
Meriç nehrinin en önemli kolları 3 tanedir. Bunlar haricinde küçük çaplı bazı kolları bulunmakla birlikte en önemlisi ve en büyük olan üç kolu bulunmaktadır. Bu kolar şunlardır:<br />
-Ergene Kolu<br />
-Arda Kolu<br />
-Tunca Kolu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meriç nehri üzerinde baraj var mıdır?</span></span><br />
<br />
Meriç nehri üzerindeki en büyük ve en çok sayıda baraja sahip olan ülke Bulgaristan ülkesidir. Yaptığımız bazı araştırmalarda ülkemizin bu nehir üzerinde büyük çaplı bir barajı bulunmadığı bilgisine ulaşılmıştır. Hatta barajı olduğuna ilişkin bir bilgiye de sitemizce de ulaşılamamıştır.<br />
<br />
Gediz Nehri<br />
Gediz Nehri nerelerden geçer?<br />
Ege Bölgesi’nin batı-doğu doğrultulu akarsularından biri, Büyük Menderes’ten sonra en büyüğüdür. Uzunluğu 350 km.’dir. Gediz Nehri Murat ve Şaphane Dağlarından gelen çeşitli kollarla büyür. Önce kuzeydoğu – güneybatı doğrultusunda akar. Doğu – batı doğrultulu asıl Gediz Ovası’na Salihli kuzeyindeki Adala’da girer. Biraz sonra da soldan gelen Alaşehir suyunu alır. Daha batıda Marmara Gölü’nün sularını küçük bir ayakla alır, tarihi Sart (Sardes) yıkıntılarının önünden geçerek Manisa Ovası’na girer. Gediz bu ovada deniz seviyesinden 50 metre yükseklikte akar. Manisa yakınlarında, kuzeyden gelen Akhisar Çayı ile güneyden gelen Nif Çayı’nı aldıktan sonra kuzeydeki Dumanlıdağ ile güneydeki Manisa Dağı arasında bulunan dar Menemen Boğazı’na girer.<br />
<br />
Bu boğazdan çıktıktan sonra Foça’nın güneyinde İzmir Körfezi’ne dökülür. Gediz’in eski çığırı Menemen Boğazı’ndan çıktıktan sonra güney batıya dönüyor, nehir daha güneyde İzmir Körfezi’nin çok sığ bir kesimi önünde denize ulaşıyordu. Körfezi doldurmak tehlikesi yüzünden, 1886’da açılan bir kanalla, yatağı değiştirildi, yukarıda adı geçen noktada denize dökülmesi sağlandı. Ege bölgesindeki bütün nehirlerde olduğu gibi Gediz’in de suları yazın azalır. Bu azalma özellikle yaz sonlarında, hatta sonbahar başlarında büsbütün belirir. Bunun sonunda nehir bazı kesimlerinde geniş yatağının çakıl ve kum yığınları arasında adeta kaybolmuş bir iki ince su şeridi haline gelir. Bölgedeki şiddetli ve sürekli kış yağışları nehri kabartır, çok zaman taşkınlara yol açar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asi Nehri</span></span><br />
Asi Nehri nerelerden geçer?<br />
Asi nehri ülkemizde bilinen önemli nehirlerden bir tanesidir. Asi nehri ülkemiz dışında doğup da ülkemiz topraklarında denize dökülen nehirlerden bir tanesidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asi nehrinin özellikleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
-Asi nehri “Orontes” ismi ile de bilinen nehirdir.<br />
<br />
-Asi Nehri’nin ilk doğduğu yer Lübnan toprakları olup, Lübnan topraklarında bulunan Bekaa Vadisinin doğu kısımlarında doğmaktadır. Daha sonra Suriye sınırlarından geçerek ülkemizin Hatay ilinden Akdeniz’e dökülür. (Asi nehri dış bir ülkede doğarak ülkemiz sınırları içinde denize dökülen iki nehirden bir tanesi olup, diğer nehrimiz ise Meriç nehridir, Meriç nehri de komşu ülke topraklarından doğar ve bizim ülkemiz topraklarından denize dökülür)<br />
<br />
-Asi nehrinin toplam uzunluğu 386 kilometre olup, ülkemiz sınırları içindeki uzunluğu ise 88 kilometredir. (Bazı kaynaklarda nehrin uzunluğu 570 kilometre civarında gösterilmekle birlikte genel olarak bu uzunlukta olmadığı bilgisi ağır basmaktadır)<br />
<br />
-Asi nehrinin en uzun kısmı “Suriye” topraklarındadır.<br />
<br />
-Asi nehri debisi çok olmayan nehirlerden bir tanesi olup ortalama debisi saniyede yaklaşık olarak 30 metreküp civarındadır. Debisinin en yüksek olduğu dönemler kış mevsimi ve ilkbahar mevsimidir. Özellikle bu mevsimlerde sık sık taşkınlara rastlanmaktadır.<br />
<br />
-Asi nehri aynı zamanda Hatay ilimiz ile Suriye arasındaki sınırın bir kısmını oluşturan bir nehirdir. Asi nehrinin oluşturduğu sınırımızın yaklaşık olarak 20-22 kilometre arasında olduğu söylenmektedir.<br />
<br />
-Asi nehrinin ilk doğmuş olduğu Lübnan topraklarında dar vadilerden geçmesi sebebiyle akış hızı fazla olmasına karşın özellikle Suriye topraklarında daha düz bölgelerden geçmesinden dolayı suyu yavaş ve geniş şekilde akmaktadır. Hatta Suriye ülkesinin Humus şehrinde göl haline geldiği ve bataklık oluşturduğu bilgisi de yer almaktadır.<br />
<br />
-Asi nehrinin Akdeniz’e döküldüğü yerde delta ovası oluşmuştur. Özellikle tarihte ilk yıllarda Asi nehrinin denize döküldüğü yerde bir liman şehrinin bulunduğu fakat bu limanın zamanla iç kısımlarda kaldığı bilgisi de bulunmaktadır.<br />
<br />
-Asi nehri özellikle Suriye ülkesi ile geçmişte birçok sıkıntılar yaşamış olduğumuz konulardan bir tanesi olmuştur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çay nedir?</span></span><br />
<br />
Çay, coğrafi terim olarak dereden büyük, ırmaktan küçük akarsuya denir. Bu sınıflandırma akarsuyun uzunluğu, genişliği ve taşıdığı su miktarına göre belirlenmektedir. Bunlara akarsu da denir. Ova ve Düzlüklerde akan akarsulara verilen isimdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dere Nedir?</span></span><br />
<br />
Dağdan akıp gelen ve gelirkemn kendini taşlara kayalara, kaya parçalarına vura aşağı akıp gelen akarsu türüdür ve suyu yalap yalap yahutta çalap çalaptır.  Yunus Emre efendimizin dediğ gib “dertli dolap, suyun akar yalap yalap, yahutta çalap çalap<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pınar Nedir?</span></span><br />
<br />
Tabiat unsurlarının ihtiyacı olan suyun yeryüzüne çıktığı asli nokta kaynaklar<br />
olup bunlar akarsuların ve göllerin de teşekkül menbaıdırlar pınar, su gözü<br />
<br />
Su kaynağı yahutta kaynak suyu,Yerden kaynayarak çıkan su, kaynak.<br />
Bu suyun çıktığı yer, kaynak, memba.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pınar kelimesininin kısaca anlamları tanımı:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pınar başı :</span></span> Pınarın etrafı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Göz pınarı :</span></span> Gözyaşı bezlerinin salgıladığı sıvıyı toplayan, gözün burun tarafındaki bölümü.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gözyaşı pınarı :</span></span> Göz pınarı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pınarbaşı :</span></span> Kayseri iline bağlı ilçelerden biri. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pınarhisar :</span></span> Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak :</span></span> Bir şeyin çıktığı yer, menşe. İki metal veya yapay parçayı ısıl yolla birleştirme yöntemi, kaynaştırıp yapıştırma işi. Sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girme işi. Bir suyun çıktığı yer, kaynarca, pınar, memba, göz. Herhangi bir enerjinin oluşup çevreye yayıldığı yer. Herhangi bir bilim dalında yazılmış olan yazı veya eserlerin bütünü, literatür. Gelir, kazanç, sağlık vb.ni sağlayıcı öge. Araştırma ve incelemede yararlanılan belge, referans.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Araştırmacı Yazar Raşit Tunca’nın Derlemeli Düzeltmeli Açıklamalı Coğrafi Makalesi<br />
</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.10.2021</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Coğrafya Bilgileri | Okyanus Nedir | Deniz Nedir | Dağ Nedir | Tepe Nedir | Göl Nedir | Irmak Nedir | Nehir Nedir | Çay nedir | Pınar Nedir</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Okyanus Nedir?</span></span><br />
<br />
Kıtalar arasındaki büyük çukurlarda kalan geniş ve derin su kütlelerine okyanus denir. Okyanus, kıtaları birbirinden ayıran engin, açık denizlerdir. Okyanuslar denizlere göre çok daha geniş ve derindir. Ortalama derinlikleri 3 bin metre olan okyanuslar dünyamızın üçte ikisini yani yeryüzünün yaklaşık %70 ini kaplarlar.<br />
<br />
Okyanus kelimesi Yunanca “nehir” anlamına gelen “Okeanos”‘dan gelmektedir, Yunanlılar Cebelitarık Boğazı’ndan gelen güçlü akıntıyı fark etmişler ve bunun bir nehir olduğunu düşünmüşlerdir.<br />
<br />
Dünyada beş okyanus vardır. bunlar; Büyük Okyanus, Atlas Okyanusu, Hint Okyanusu, Güney Okyanusu ve Arktik Okyanus. Bunların arasında dünyanın en büyük  okyanusu ise Büyük Okyanus’tur. büyüklük sırasına göre okyanuslar ve belli başlı özellikleri şöyledir;<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Büyük Okyanus (Pasifik Okyanusu)</span></span><br />
<br />
Dünya’nın en büyük okyanusu olan Büyük Okyanusun diğer adı Pasifik Okyanusudur. bu okyanusa adını veren ise keşif yolculuğu sırasında bu okyanusun dinginliğini görerek sakin anlamına gelen pasifico adını vermiştir. büyük okyanus Amerika, Asya ve Okyanusya kıtaları arasında yer alır. en derin yeri ve aynı zamanda Dünya’nın da en derin noktası olan Mariana Çukuru 11.034 metre derinliğindedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Atlas Okyanusu (Atlantik Okyanusu)</span></span><br />
<br />
<br />
Atlantik Okyanusu adıyla da bilinen Atlas Okyanusu Avrupa ve Afrika kıtasını Amerika kıtasından ayıran okyanustur. okyanusun en derin noktası ise Porto Riko Çukuru’dur<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Hint Okyanusu</span></span><br />
<br />
Kuzeyinde Asya, batısında Afrika, doğusunda okyanusya yer alır. asya ve Afrika kıtaları arasında bir geçiş yolu olması nedeniyle önemli bir yeri vardır. Madagaskar, Seyşeller, Maldivler, Sri Lanka ve Endonezya gibi ada ülkeler bu okyanusta yer alır. Hint Okyanusunun en derin noktası ise 7450 m. derinlikle Java Çukurudur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Güney Okyanusu (Antartika Okyanusu)</span></span><br />
<br />
Antarktika okyanusu olarak da bilinen güney okyanusu dünyada en son tanımlanmış okyanustur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Arktik Okyanusu (Kuzey Buz Denizi)</span></span><br />
<br />
Kuzey Buz Denizi / Okyanusu olarak da bilinir. buzlarla kaplı bu okyanusun Rusya, Kanada, ABD, Norveç gibi ülkelere kıyısı vardır. diğer saydığımız dört okyanusa göre daha sığ olmakla birlikte (ortalama derinlik 1040 m.) en derin noktası 5450 m.dir.<br />
<br />
Soru : Dünyanın en büyük okyanusunun adı nedir ?<br />
Cevap : Büyük okyanustur yani pasifik oyanusu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz Nedir?</span></span><br />
<br />
<br />
Yeryüzünün büyük oranını kaplayan su kütlesine deniz ismi verilmektedir. Bir diğer tanımı ise okyanusla muhakkak bağlantısı bulunan genellikle tuzlu olan su kütlelerine verilen addır şeklinde yapılabilir. Büyüklükleri ve derinlikleri kimi zaman hayretler uyandıran bu su kütleleri, ayrı bir var oluş sistemidir. Kendi içinde milyonlarca canlı yaşamasını sağlayan denizler, dünyanın %70’ini kaplamaktadır.<br />
<br />
Genel manada çoğuna deniz ismi verilse de denizler ve okyanuslar birbirinden ayrıdır. Denizlerin hepsi bir noktada okyanusla ilişkili olduğu için yeryüzünün çoğunu kaplayan bu su birikintilerine deniz adı da verilebilmektedir. Kıtalar arası bağlantıyı sağlayan denizler aynı zamanda dünya ticaretinin de ilerlemesini sağlamaktadır.<br />
<br />
Dünya üzerinde okyanusla bağlantısı olmayan deniz yoktur. Eğer bağlantı olmadığı halde deniz ismi verilmişse bunun temel nedeni su birikintisinin çok büyük olmasıdır. Denizler ayrıca sıcak yaz aylarında, serinlememizi sağlayan yegane oluşumlardır. Tuzlu olan deniz suyunun, cilt için de birçok faydası bulunmaktadır.<br />
<br />
Bir okyanus ile doğrudan bağı olan ve büyük bir alanı kaplayan su kütlelerine deniz adı verilmektedir. Bir diğer ifadeyle okyanusun kolları denebilir. Denizler çoğunlukla tuzlu olmaktadır. Dünyanın dörtte üçünü kaplayan denizler aynı zamanda ekosistem üzerinde de oldukça etkilidir. Milyonlarca canlı organizmayı bünyesinde bulunduran denizler, tüm su kütleleri arasında %96’lık bir değere sahiptirler.<br />
<br />
Bir denizin tuzluluk oranı göz önüne getirildiğinde %3,5 olan tuz değeri, suyun kullanılamaz olmasına yetmektedir. Arıtma sistemlerinin bugün tüm teknolojiyle dahi yeterli olmaması denizlerin kullanılırlığını düşürmektedir. Hava yolları her geçen gün biraz daha gelişse de deniz yolu ihtişamını kaybetmemiş, bugün hala ticaretin büyük bir oranını elinde tutmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz Nasıl Oluşur?</span></span><br />
<br />
Denizler milyonlarda yıl evvel meydana gelmiştir. Yer kabuğu, sıvı kütlesinin altında yer alan granit ve bazalt kayalardan meydana gelen bir oluşumdur. Granit yapılar bazaltlardan çok daha hafif olduğu için yüksekte kalan kısımlar yeryüzünü oluşturmuştur. Ayaklarınızın altında hissettiğiniz ve suyun bulunmadığı bu bölüm granit kayaların birleşimi ile meydana gelmiştir. Daha ağır olan ve suyun altında daha batık durumda görünen bazaltlar ise su altındaki yapılardır.<br />
<br />
Birbirinden ağırlık açısından farklı olan bu iki kaya zaman içinde daha da fark oluşturmuştur. Dipte kalan bazalt kayalar üzerine, su kütleleri dolmuş böylece denizler meydana gelmiştir. Bu su kütleleri ise yer kabuğunun soğurken atmosfere su buharı vermesi neticesinde meydana gelmiştir. Aynı şekilde soğuma ayda da vardır ama orada yerçekimi olmadığı için, buhar tabakası belirli bir yerde toplanamamıştır. Jeolojik dönemlerde yeryüzünde biriken tüm buharın yağmur şeklinde boşlukları doldurmasıyla denizler ortaya çıkmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Denizlerin Özellikleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Yeryüzünün çukur kısımlarının su ile dolmuş haline deniz adı verilmektedir. Denizler, belli büyüklüklere sahip olan tuzlu su kütleleridir. En büyük özellikleri göllerden büyük okyanuslardan küçük olmalarıdır. Genellikle tuzlu olan denizler, tuz oranları bakımından farklılık gösterebilirler. Deniz suyunun tuzluluk oranlarını ise; buharlaşma, yağış miktarı, akarsu ve buzul oluşumu gibi faktörler etkilemektedir.<br />
<br />
Deniz suyunun içeriğinde tuzdan (%78,3) başka; magnezyum klorür (%9,4), magnezyum sülfat (%6,4), kalsiyum sülfat (%3,9), potasyum klorür (%1,7) ve diğer maddeler bulunmaktadır. Dünyanın en tuzlu denizi Kızıldeniz iken en tuzsuz denizi Baltık Denizi’dir. Büyüklükleri de tuz oranları gibi değişiklik gösteren denizler oluşum sürelerine ve yapılarına göre farklı boyutlara sahiptirler. Dünyanın en büyük denizi Akdeniz (2.5 milyon km²) iken en küçük denizi Marmara Denizi’dir (11,500 km²).<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Denizler Kaça Ayrılır?</span></span><br />
<br />
Denizler temel olarak 3 ayrı türe ayrılmaktadır. İlk tür kenar denizlerdir. Kenar denizler; anakaranın hemen yanında yer alan denizlerdir. Okyanuslara çoğunlukla bağlantılıdırlar. Bağlantılı olmayanlar ise büyüklükleri nedeniyle kenar denizi adını alırlar. Ara denizler ise okyanusa dar bir su yolu ile bağlı olan denizlerdir. Daha çok çevresi kıtalarla çevrili olan ara denizler, boğazlar aracılığıyla okyanuslara bağlanırlar. Bir diğer deniz türü ise iç denizlerdir. Bir ara denize yahut direkt okyanusa bağlı olan iç denizler, karaların tamamen içinde yer alırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz Suyu Neden Tuzludur?</span></span><br />
<br />
Denizlerin tuzlu olmasının temel nedeni meydana gelmesini sağlayan kayaçlardır. Yağmur suyu zaman içinde kayaçlarda bazı aşınmalara sebep olur. Bu aşınma sonucunda meydana gelen maddeye iyon adı verilir. İyonlar, akarsular ve nehirler aracılığıyla denizlere ulaşmaktadır. Denizlere ulaşan iyonlar tüm deniz bünyesinde tuz oluşumuna neden olur. İyonların büyük kısmını deniz canlıları kullanırken kalan kısım da denizin tuz oranını dengelemektedir. Tuzun bir diğer sebebi de denizlerin altında bulunan magmadır. Volkanlar ve magma, sıcak kayaçlarla etkileşime girerek su kütlesinin tuzlu olmasını sağlamaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz ve Okyanus Arasındaki Farklar Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Denizler ve okyanuslar kıyaslandığında dikkat çeken ilk madde, denizlerin okyanuslardan daha küçük olduğudur. Daha küçük aynı zamanda daha sığ olan denizlerin derinlikleri de bir o kadar azdır. Okyanuslarla denizlerin derinlikleri göz önüne getirildiğinde okyanusların çok daha derin olduğu bilinmektedir. Denizlerin kıta sahanlığı ile okyanusların kıta sahanlığı karşılaştırıldığında ise denizlerin kıta sahanlığı açısından çok daha geniş olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
Deniz ve okyanuslar arasındaki bir diğer fark ise denizlerde meydana gelen hareketlenmelerin çok daha küçük olduğudur. Denizlerde ortaya çıkan dalgalanmalardan depremlere kadar her hareket okyanusların çok daha küçük versiyonudur. Örneğin tsunami gibi büyük doğa olayları okyanuslarda meydana gelmektedir. Denizlerin sıcaklığı okyanuslardan daha fazladır. Dalga yüksekliği okyanuslarda daha büyük olmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Deniz ve Göl Arasındaki Farklar Nelerdir?</span></span><br />
<br />
Denizler ile göller kıyaslandığında göllerin denizlerden çok daha küçük olduğu bilinmektedir. Deniz boyutuna yakın olan göller ise okyanusa bağlanmadıkları için deniz olarak sınıflandırılmamaktadır. Denizlerin tuzlu sudan oluşmaları göllerin ise birçoğunun tatlı ya da sodalı olmaları aralarındaki bir diğer farktır. Buna paralel olarak göllerde genellikle tatlı su canlıları yaşamaktadır. Denizler ve göllerin kaldırma kuvvetleri göz önüne alındığında tuzlu suların kaldırma kuvvetinin çok daha fazla olduğu bilinmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Üzerindeki Denizler</span></span><br />
<br />
Dünyanın en büyük okyanusu Pasifik Okyanus veya diğer adıyla Büyük Okyanus’tur. Atlantik, Arktik ve Hint Okyanusu da dünya üzerinde yer alan diğer okyanuslardır. Bu okyanusların dalları konumunda olan irili ufaklı birçok deniz vardır. Türkiye’nin denizleri ise; Karadeniz, Akdeniz, Marmara ve Ege olmak üzere dört tanedir. Dünya üzerindeki belli başlı denizler bağlı oldukları okyanuslara göre şu şekilde listelenebilir:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük Okyanus (Pasifik Okyanusu)</span></span><br />
<br />
Büyük Okyanus’ta yer alan denizler; Şili Denizi, Alaska Körfezi, Bering Denizi, Arafura Denizi, Banda Denizi, Bohol Denizi, Cortez Denizi, Japon Denizi, Ceram Denizi, Cava Denizi, Celebes Denizi, Doğu Çin Denizi, Sulu Deniz, Filipin Denizi, Flores Denizi, Coral Denizi, Güney Çin Denizi, Timor Denizi, Sarı Deniz, Maluku Denizi ve Tayland Denizi.<br />
Hint Okyanusu<br />
<br />
Hint Okyanusu’nda yer alan en önemli denizler; Kızıldeniz, Timor Denizi, Aden Körfezi, Barsa Körfezi, Umman Denizi, Umman Körfezi, Andaman Denizi ve Bengal Denizi’dir.<br />
Atlantik (Atlas) Okyanusu<br />
<br />
Atlantik Okyanusu’nda bağlantısı olan denizlerden bazıları; Karayip Denizi, Kuzey Denizi, Baltık Deniz, Fundy Körfezi, İrlanda Denizi, Akdeniz, Adriyatik Denizi, Ege Denizi, Trakya Denizi, Girit Denizi, Karadeniz, Marmara Denizi, Alboran Denizi, Katalan Denizi, Girne Körfezi, Azak Denizi, Finlandiya Körfezi, Baffin Körfezi, Kelt Denizi, Meksika Körfezi ve Sargasso Denizi’dir.<br />
Arktik Okyanus<br />
<br />
Arktik Okyanusu’nda yer alan bazı denizler; Grönland Denizi, Beyazdeniz, Çukçi (Chukchi) Denizi, Hudson Körfezi, Doğu Sibirya Denizi, Amundsen Denizi, Barents Denizi, Kara Denizi, Norveç Denizi, Laptev Denizi ve Lincoln Denizi’dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dağ Nedir?</span></span><br />
<br />
Dağ, çevresindeki karasal alanlardan daha yüksek olan kara kütlelerine verilen addır. “Dağlık” sıfatı, dağlarla ilişkili ve kaplı alanları tanımlamak için kullanılır.<br />
<br />
Dünya’da birçok dağ olup bunların ortaya çıkış nedeni farklıdır. Bazı dağlar yeryüzünün sıkışmasıyla oluşurken bazı dağlar lavların yeryüzüne çıkıp donmasıyla oluşur. Yanardağların lavlarının kaynağı, magma denen çok sıcak kütledir.<br />
<br />
Asya’nın %54’ü, Kuzey Amerika’nın %36’sı, Avrupa’nın %25’i, Güney Amerika’nın %22’si, Avustralya’nın %17’si ve Afrika’nın %’3’ü dağlarla kaplıdır. Dünya’nın karasal kütlesinin %24’ü bütünüyle dağlıktır. İnsanların %10’u dağlık bölgelerde yaşar. Dünya’nın nehirlerinin çoğu dağlık kaynaklarca beslenir ve insanlığın yarısından fazlası su için dağlara bağımlıdır.<br />
<br />
Tüm dağlar yalnızca Dünya’da değildir. Diğer gezegenlerde de dağlar vardır. Bunlara örnek olarak Venüs’te Gila Dağı (3 km) ve Türkiye’nin yarısına yakın bir alan kaplayan, Güneş Sisteminin en yüksek dağı Mars’taki Olympus Mons (25 km) örnek verilebilir. Bunların dışıda Ay’da 8 km ve yine Mars’ta 18 km yüksekliğindeki dağlar verilebilir fakat bu dağların yükseliklerinin ölçümü gezegenin yüzeyinden itibaren yapılmaktadır ve Mars’taki dağlar sönmüş birer volkandır. Dünya’nın en yüksek dağları olan Himalaya Dağları’ndaki en yüksek tepe Everest Tepesi ise 8.850 metre yüksekliktedir.<br />
<br />
Bazı kaynaklar dağı, göze çarpan sivri bir tepesi olan, belirli bir yüksekliğin üzerindeki topoğrafik çıkıntılar olarak tanımlarlar; örneğin Britannica Öğrenci Ansiklopedisine göre, dağlar; “genellikle 610 metre (2.000 ft) üzerinde yükselir”. Diğer taraftan, Britannica Ansiklopedisi, yüksekliğe sınır koymadan, kavramı sadece “jeolojik açıdan standartize edilemeyen terim” olarak ifade eder.<br />
<br />
Dağın herhangi bir yanına yamaç denir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birleşik Krallık’ta</span></span><br />
<br />
Birleşik Krallık’ta çevre bakanlığı, dağı 600 metrenin üzerinde olan bütün karalar olarak tanımlar. Bu ölçüm yaklaşık olarak 2.000 ft (610 m) karşılık gelir.[6] İskoçya 2003 yasaları, bu tanımdaki gibi görülmez ve dağ tanımı daha öznel şekilde; 914,4 metre (3.000 ft) üzerindeki tepeler için kullanarak, onları “Munro”lar olarak sıralar. Birleşik Krallık’ta, tepe tanımı, yüksekliğine bakmayarak yaygın şekilde bütün tepeler ve dağlar için kullanılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Birleşik Devletler’de</span></span><br />
<br />
Birleşik Devletler’de Coğrafik İsimler heyeti, 304,7 metre (1.000 ft) altı (bazıları 100 ft (30 m) kadar küçüktür) özellikteki yüzlerce kara alanını “dağ” adı altında listeler. Bu Birleşik Devletler’in her yerinde, hatta Cascade Sıradağları olarak bilinen alçak yüksekliklerin baskın olduğu batı kıyıları için de geçerlidir. Ancak heyet henüz, dağları, tepeleri ve diğer yükseklikleri ayırmaya kalkışmamıştır ve hepsini, nasıl isimlendirildiğine veya yüksekliğine bakmayarak basitçe “tepe” (summit) olarak sınıflandırır. Bununla beraber heyet, Tom Sıradağları (en yüksek tepesi 366 m) gibi alçak dağ sıralarını “sıradağ” olarak listeleyip sınıflandırır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yükseklik</span></span><br />
<br />
K2, 8.611 metre, Karakurum Sıradağları, Pakistan.<br />
<br />
Bir dağın yüksekliği onun deniz seviyesinden yüksekliğine göre belirlenir. And Dağları ortalama 4 km iken Himalayalar, deniz seviyesinden ortalama 5 km yukarıdadır. En yüksek dağ, Himalayalarda bulunan 8.848 metre yüksekliğiyle Everest Tepesidir.<br />
<br />
Yüksekliğin diğer tanımları da olabilir. Dünya’nın merkezinden en uzakta bulunan zirve Ekvator’daki Chimborazo volkanıdır. Deniz seviyesinden 6.267 metre yükseklikle Andlar’daki bu zirve “en yüksek” olarak nitenlendirilmemektedir çünkü Chimborazo, Ekvatora’a çok yakındır ve Dünya ekvatorda şişkinleşir; Chimborazo 2.150 metre, Dünya’nın merkezine Everest’den daha uzaktır. Tabanından en yükseğe çıkan zirve Hawaii’deki Mauna Kea’dır, zirve tabanının bulunduğu Pasifik Okyanusu’ndan 10.200 metre yüksekte bulunur.<br />
<br />
Bugün Everest Dünya”daki en yüksek dağ olsa da, geçmişte daha yüksek dağlar bulunmuştur. Prekambriyan zamanı boyunca, şu an kıvrılarak küçülmüş olan Kanada Shield 12.000 metre ile en yüksek dağlardan biri olmuştur. Bu dağ, Himalaya ve Rocky Dağları gibi tektonik tabakaların çarpışması sonucu yükselmiştir.<br />
<br />
Mars’ta bulunan eski bir volkan olan Olympus Dağı 26 kilometre (Fraknoi et al., 2004) yükseklikle, Güneş Sistemi’ndeki bilinen en yüksek dağdır.<br />
<br />
Volkanların Güneş Sistemi’mizdeki diğer gezegenlerde de püskürdükleri bilinmektedir ve bunlar yaşamlarımız boyunca (örneğin Venüs’te) sürekli püskürmektedir, bu dağların bazıları lav yerine buz püskürür. Birkaç yıl önce Hale teleskobu, Güneş Sistemi’mizdeki bir uyduda bulunan bir volkanın püskürmesini ilk kez kayıt etmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dağlar iki şekilde oluşur:</span></span><br />
<br />
    Kırıklı dağlar: Jeosenklinallerse biriken tortular kıvrılamayacak kadar sert ise bu dağlar kırıklı dağlar olarak meydana gelir. Bu dağların yükselen kıssımlarına Horst alçalan kısımlarına Graben denir. Bu kırıklı dağlar fay hattını oluşturur.<br />
<br />
Dünya’nın en uzun fay hattı Doğu Afrika’da bulunan Victoria Gölü’nden başlayıp Van Gölü’nün kuzeyinde sona erer.<br />
<br />
    Kıvrım dağlar: Yer kabuğundaki çok geniş çukurluklara denir. Bu çukurluklar akarsular, rüzgarlar, buzulların etkisiyle biriken tortular, kıtaların kaymasıyla yan basınçlara uğrarsa yumuşak olan tabakalar kıvrılarak yükselir ve dağlar oluşur. Bu dağların yükselen kısımalarına antiklinal, çukurda kalan kısımlarına senklinal denir.<br />
<br />
Yüksek dağlar ve Dünya’nın kutuplarına yakın olarak bulunan dağlar, atmosferin daha soğuk tabakalarıyla birlikte bulunurlar. Bu nedenle sıkça don etkisiyle oluşan buzlanmaya ve erozyona maruz kalırlar.<br />
Yunanistan’daki Olympus Dağı.<br />
<br />
Yeterince uzun dağlar tabanlarından tepelerine kadar çok farklı iklimsel şartlara sahip olurlar ve farklı yüksekliklerde farklı yaşam alanları barındırırlar. Bu zonlarda bulunan fauna ve flora yukarıdaki ve aşağıdaki şartlardan izole olmaya, bu zonlardan üyeler almamaya meyillidir. Bu izole olmuş ekolojik sistemler gökyüzü adası ve/veya mikroklima olarak bilinir.<br />
<br />
Ağaç ormanları, dağın bir yanında bulunan, ağaçlarla nemlenen, eşsiz ekosistem ormanlardır. Çok uzun dağlar buz ya da karla örtülü olabilirler.<br />
<br />
Dağlar aşağılardan daha soğuktur, çünkü Güneş Dünya’yı yerden yukarıya doğru ısıtır. Ayrıca yüksek kesimlerde hava seyrek olduğu için yeterli ısı tutamaz. Güneş’in radyasyonu atmosferden geçerek yere iner ve yerküre ısıyı emer.<br />
<br />
Daha düşük rakımdaki hava, genellikle daha ılıktır. Dağda yükselen hava, zor ılınır ve sonuç olarak soğur. Hava sıcaklığı normalde, her 300 metre yükseklikte 1 ila 2 C derece düşer.<br />
<br />
Dağlar genellikle insan yaşam alanı olarak düzlüklere göre daha az tercih edilir, buralarda hava daha serttir ve tarım alanları daha az bulunur. Çok büyük yüksekliklerde havada daha az oksijen bulunur ve Güneş radyasyonu UV’ye karşı daha az koruma sağlanır.<br />
<br />
Hipoksiya’nın (kanda az oksijen bulunması) neden olduğu Akut Dağ Hastalığı, daha alçak kesimlerde yaşayıp, 3.500 metreden daha yukarılarda birkaç saatini geçirmiş insanların yarısını etkiler.<br />
<br />
Dünya’ya dağılan dağların ve dağlık dizilerin bir kısmı kendi doğal hallerinde ve ağaç kesimi, madencilik, otlatma için kullanılabildiği gibi az kısmı hepsi için, bazıları ise eğlence (rekreasyon) için kullanılmaktadırlar.<br />
<br />
Bazı dağlar sadece ağaçlıkken, bazılarının zirveleri görülmeye değer muhteşem manzaralara sahiptir. Dağdan dağa geçiş yapılıp zirvelere erişilebilir; yükseklik, diklik, düzlük, arazi yapısı, hava ve yol koşulları bu geçişleri etkileyen faktörler olduğu gibi, teleferikler gibi daha kolay ulaşım için yapılmış araçlar da dağlarda bulunabilir.<br />
<br />
Dağcılık, hiking, kaya tırmanışı, buz tırmanışı, tepeden aşağı kayma ve kar sörfü gibi eğlence aktiviteleri dağları eğlenceli hale getiren uğraşlardır. Tepeden aşağı kayma gibi akitivitelerde dağlar özellikle düzlükse eğlenceyi arttırıır. Bununla beraber bu tür uğraşlar her zaman için risk taşımaktadır.<br />
Dağ çeşitleri<br />
Brezilya’daki dağlar<br />
<br />
Dağlar birkaç yolla karakterize edilebilir. Dağların bazıları volkanlardır ve püskürme tarihi ve lav tipiyle karakterize edililebilirler. Diğer dağlar buzlanma süreciyle şekillenddirilmiş olabilir ve buzlanma özellikleriyle tarif edebilirler. Bununla beraber, fayları ve Dünya kabuğundaki katlanmalarıyla ya da tektonik katmanların kıtasal çarpışmalarıyla da (örneğin Himalayalar) örneklendirilebilirler.<br />
<br />
Karaların baştan başa şekil ve yerleşimi de dağları ve dağlık yapıları ayrıca tanımlar. Sonuçta bazı dağlar bileşenlerini oluşturan kayaların tipine göre karakterize edilebilirler. Dağları genel olarak şu iki gruba ayırabiliriz:<br />
<br />
    Tektonik dağlar<br />
    Volkanik dağlar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ya da dağlar şu şekilde de gruplandırılabilir:</span></span><br />
<br />
    Tek dağlar<br />
    Sıra dağlar<br />
<br />
Dağlar, genellikle litosferik tabakaların hareketleriyle, orojenik ya da epirojenik hareketlerden biriyle oluşurlar. Sıkıştırıcı güçler, izostatik yükselti ve volkanik kayaçların araya girmesi, çevredeki kaya yüzeylerinden daha yüksekte olacak şekilde yukarı doğru sıkıştırır. Yükselmenin özelliğine göre tepe, dağ ya da başka bir yüksel<br />
ti oluşur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tepe Nedir?</span></span><br />
<br />
Tepe bir yeryüzü şeklidir. Zirvesi vardır ve tek başına ya da birkaç küçük yükselti ile bir arada bulunabilir. Yüksekliği 0–500 m arasında değişen doğal coğrafi oluşumlardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bilinenn Meşhur Tepe isimlerine Örnekler:</span></span><br />
<br />
istanbulun Yedi Tepesi<br />
Medinede Okcular Tepesi<br />
Göbekli Tepe<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tepe kelimesinin anlamı</span></span><br />
<br />
– Bir şeyin en üstteki bölümü<br />
– Bir yerin, bir nesnenin vb.nin üstü, hizası<br />
– Birinin yanı başı, baş ucu<br />
– Başın üst, kafatasının iki kulak arasında kalan bölümü<br />
– Yüksekliği genellikle birkaç yüz metreyi geçmeyen, çok kez tek başına, yamaçları yatık yer biçimi<br />
– Çokgende veya çok yüzlüde köşelerden her biri<br />
– İkizkenar bir üçgende eşit kenarların kesişme noktası<br />
– Bakışım ekseni bulunan bir eğrinin veya yüzeyin bu eksenle kesişme noktalarından her biri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEPE KELİMESİ CÜMLE İÇERİSİNDE DOĞRU KULLANIM ÖRNEKLERİ</span></span><br />
<br />
– Pencere önünde dimdik durmuş, kocaman ağaçların tepesine bakıyordunuz.<br />
– Ekşisu’da trenden indikleri sırada güneş tam tepelerindeydi.<br />
– Tepemde durup canımı sıktı.<br />
– Güneş sanki yalnız sizin tepenize ışık ve sıcaklık aksettirmeye çalışıyor.<br />
– Derenin sağ tarafında yükselen tepenin yamaçları daha hafif eğimli, daha genişti.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEPE KELİMESİ KULLANILAN ATASÖZÜ VE DEYİMLER</span></span><br />
<br />
– tepeden bakmak<br />
– tepesi atmak<br />
– tepesinde bitmek<br />
– tepesinde değirmen çevirmek<br />
– tepesinde havan dövmek<br />
– tepesinden kaynar sular dökülmek<br />
– tepesine binmek (veya çıkmak)<br />
– tepesine dikilmek<br />
– tepesinin tası atmak<br />
– tepesi üstü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEPE KELİMESİNİ İÇEREN BİRLEŞİK KELİMELER</span></span><br />
<br />
tepe açısı, tepe aşağı, tepebaşı, Tepebaşı, tepe camı, tepegöz, tepegözler, tepe lambası, tepetakla, tepe tomurcuğu, tepeüstü, tepe üstü, tepeden ayağa, tepeden inme, tepeden tırnağa, ada tepe, dere tepe, tanık tepe, dalga tepesi, hacet tepesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Göl Nedir?</span></span><br />
<br />
Göl, karalar üzerindeki çanakları doldurmuş tatlı veya tuzlu su kütlesidir. Göller, kapalı havzaları dolduran geniş, durgun su kütlesi olarak da tanımlanır. Gölsel ortamlar, oldukça belirgin çökel türü ve çökel yapılarına sahiptirler.<br />
<br />
Göller, yer altı ve yer üstü sularıyla beslenir ve acı, tatlı, sodalı ve tuzlu olabilir. Bu farklılığın nedenleri, iklim koşulları, beslenme kaynakları, gölün bulunduğu arazinin yapısı, gölün büyüklüğü, derinliği ve gideğeninin (göl ayağı) olup olmamasıdır.<br />
<br />
Beslenme kaynağı güçlü olan göller fazla sularını bir gideğen yardımıyla denizlere boşaltır. Sularını dışarıya bir gideğen yardımıyla boşaltan göllerin suyu tatlı, sularını dışarıya boşaltamayan göllerin suyu ise acı veya tuzludur. Göller ve nehirler tatlı su ekosistemine girer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Doğal göller</span></span><br />
<br />
İç ve dış kuvvetlerin etkisiyle oluşan çukurluklarda su birikmesiyle oluşan göllerdir.<br />
<br />
Karalar üzerindeki çukur alanlarda birikmiş durgun su kütlelerine göl denir. Göller, yeryüzündeki tatlı<br />
suların %87’sini oluştururken göllerin karalar üzerinde kapladığı alan %2’dir.<br />
Göller, yer altı ve yer üstü sularıyla beslenir. Göllerin suları acı, tatlı, sodalı ve tuzlu olabilmektedir. Bu<br />
farklılığın nedenleri; iklim koşulları, beslenme kaynakları, gölün bulunduğu arazinin yapısı, gölün büyüklüğü,<br />
derinliği ve gideğeninin (göl ayağı) olup olmamasıdır.<br />
Beslenme kaynağı güçlü olan göller, fazla sularını bir gideğen yardımıyla denizlere boşaltır. Sularını bir<br />
gideğen yardımıyla dışarıya boşaltan göllerin suyu tatlı, sularını dışarı boşaltamayan göllerin suyu ise acı<br />
veya tuzludur.<br />
Yeryüzündeki göllerin en büyüğü Hazar Gölü’dür. Türkiye yüz ölçümünün yaklaşık yarısı kadar alan kaplayan<br />
bu gölün yüzeyi deniz seviyesinin altındadır ve suyunun tuzluluk oranı fazladır. Buna karşılık dağların üst<br />
kısımlarında yer alan, büyük ölçekli haritalarda bile görülmeyecek kadar küçük göller de bulunmaktadır.<br />
Göller, derinlikleri yönünden de farklılıklar gösterir. Derinliği 1740 metre olan göller (Baykal Gölü)<br />
bulunduğu gibi derinliği cm’lerle ifade edilen göller de bulunmaktadır. Bazı göller ise kurak dönemlerde<br />
tamamen kurumaktadır.<br />
Göllerin tuzluluk değerleri arasında da önemli farklılıklar vardır. Buharlaşmanın çok olması, göle tuzluluk<br />
oranı fazla olan suların katılması, yağışın az olması ve göl çanağının kolay çözünen kayaçlardan meydana<br />
gelmesi göldeki tuzluluk oranını artırmaktadır. Bu nedenle bazı göllerin tuzluluk oranı çok fazladır. Örneğin<br />
kapalı bir havzada yer alan Lut Gölü’nün tuz oranı yüksektir. Buna karşılık buharlaşmanın az, yağışın fazla<br />
olması, gölden çıkan bir akarsuyun (gideğen) bulunması göldeki tuzluluk oranının az olmasına neden<br />
olmaktadır. Dışarıya akıntısı olan superior (Superiyor) gibi Kuzey Amerika’daki göllerin tuz oranı azdır.<br />
Göller oluşumlarına göre doğal ve yapay olmak üzere ikiye ayrılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Oluşumlarına Göre Göl Çeşitleri</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- Doğal Göller</span></span><br />
Yeryüzünde iç ve dış kuvvetlerin etkisiyle meydana gelen çukurluklarda biriken su kütlelerine doğal göller<br />
denir. Doğal göller oluşumlarına göre çeşitli gruplara ayrılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a. Tektonik Göller:</span></span> Yer kabuğu hareketleri sonucunda<br />
çöken alanlardaki çukurlarda biriken su kütlelerinin<br />
oluşturduğu göllerdir. Dünya’da başlıca tektonik<br />
göller; Aral, Hazar, Baykal, Tanganika, Niyasa, Malavi,<br />
Lut gölleri ve Afrika kıtasının doğusundaki bazı<br />
göllerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b. Buzul Gölleri:</span></span> Buzul aşındırması sonucu oluşan<br />
çukurluklarda biriken suların meydana getirdiği<br />
göllerdir. Bu tür göller, yüksek yerlerde ve yüksek<br />
enlemlerde bulunur. Bu göllere sirk gölü adı da verilir.<br />
Kanada, Finlandiya, Norveç, İsveç, Danimarka, Rusya<br />
Federasyonu ve Arjantin gibi ülkelerde buzul<br />
aşındırması sonucu oluşmuş çok sayıda göl<br />
bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c. Karstik Göller:</span></span> Kolay eriyebilen kayaçların (kireç<br />
taşı, alçı taşı ve kaya tuzu gibi) bulunduğu arazilerde,<br />
suların polye ve obruk gibi karstik çukurlar içinde<br />
birikmesiyle meydana gelen göllerdir. Dünyada<br />
Arnavutluk, Karadağ, Hırvatistan, Çin ve Türkiye’deki<br />
karstik arazilerde karstik göl oluşumları vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">d. Volkanik Göller:</span></span> Volkanik faaliyetlerle oluşmuş<br />
çanaklarda, suların birikmesi ile oluşmuş göllerdir.<br />
Göl, yanardağın zirvesindeki baca ağzında oluşmuşsa<br />
krater; volkanik patlama sonucu oluşan geniş<br />
çukurlarda ise kaldera; volkanik arazilerde gaz<br />
patlaması sonucu açılan çanaklarda oluşmuş ise<br />
maar gölü ismini alır. Dünyada Endonezya, Yeni<br />
Zelanda, ABD, İtalya, Japonya ve Türkiye gibi<br />
volkanizmanın yaşandığı ülkelerde bu tür göller<br />
bulunmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">e. Doğal Set Gölleri:</span></span> Vadi, tektonik çukurluk veya koy<br />
gibi yer şekillerinin önünün herhangi bir malzemeyle<br />
kapanması sonucu meydana gelen göllerdir.<br />
Oluşumlarına göre beşe ayrılır.<br />
– Volkanik Set Gölleri: Volkanik faaliyet sırasında çıkan<br />
lavların bir vadinin önünü kapatması sonucu meydana<br />
gelen göllerdir.<br />
– Heyelan Set Gölleri: Heyelan sırasında sürüklenen<br />
malzemenin bir vadinin önünü kapatması sonucu<br />
meydana gelen göllerdir.<br />
– Alüvyal Set Gölleri: Akarsu önlerinin alüvyal<br />
malzemeyle kapatılması sonucunda meydana gelen<br />
<br />
<br />
göllerdir. Genellikle küçük ve sığ göllerdir.<br />
– Kıyı Set Gölleri: Alçak kıyılarda dalga ve akıntıların etkisiyle meydana gelen kıyı kordonlarının bir koy veya<br />
körfezin önünü kapatması sonucu oluşan göllerdir. Bunlara “lagün” veya “deniz kulağı” adı da verilir.<br />
– Moren Set Gölleri: Buzullardan çıkan suların önünün moren setleri ile kapatılması sonucu oluşan<br />
göllerdir. Kuzeybatı Avrupa’da yaygın olarak görülür.<br />
<br />
f. Karma Oluşumlu Göller: Oluşumunda birden fazla faktörün etkili olduğu göllerdir. Makedonya’daki Ohri<br />
Gölü hem tektonik hem karstik yapılı bir göldür. Van Gölü’nün oluşumunda tektonik hareketler ve<br />
volkanizma etkili olmuştur.<br />
<br />
2- Yapay Set Gölleri<br />
İnsanların elektrik enerjisi elde etmek, sulama ve içme suyu sağlamak amacıyla akarsuların önünü bir setle<br />
kapatmaları sonucu oluşan göllerdir. Bu göllere baraj gölleri denir. Ülkemizdeki Atatürk Barajı gibi.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünyadaki En Büyük 10 Göl</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük Esir Gölü</span></span><br />
Alan: 27.200 km²<br />
Genişlik: 109 km<br />
Uzunluk: 480 km<br />
Azami Derinlik: 614 m<br />
<br />
Dünyanın en büyük 10. Gölü olan Büyük Esir Gölü 614 metre derinliğiyle Kuzey Amerika’nın en derin gölüdür ve Kanada’nın Kuzeybatısındaki 2. en büyük göldür. Göl, 480 km uzunluğunda, 614 m derinliğinde ve 27.200 km² alanı kaplamaktadır. Büyük Esir Gölünün yüzeyi, yılın büyük bir bölümünde donmuş durumdadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Malawi Gölü</span></span><br />
Alan: 29.600 km²<br />
Genişlik: 75 km<br />
Uzunluk: 580 km<br />
Azami Derinlik: 706 m<br />
<br />
Mozambik’teki Lago Niassa ve Tanzanya’daki Nyasa Gölü olarak da bilinen Malavi Gölü, listemize eklediğimiz çok etkileyici bir Afrika gölüdür. Kapladığı 29.600 km² alan ile dünyanın en büyük 9. gölü olan Göl, Afrika Kıtası’ndaki 3. en büyük göl ve 2. en derin göldür. En derin noktası 706 m’ye kadar ulaşan Malawi Gölü, 580 km’lik bir uzunluğa ve 292 m’lik bir ortalama derinliğe sahiptir. Tektonik tabakaların ayrılması nedeniyle deniz seviyesinden yaklaşık 500 metre yükseklikte oluşmuş meromik bir göldür.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük Ayı Gölü</span></span><br />
Alan: 31.153 km²<br />
Genişlik: 40-176 km<br />
Uzunluk: 320 km<br />
Azami Derinlik: 446 m<br />
<br />
Kanada’nın Kuzeybatı Bölgeleri’ndeki Kuzey Kutup Dairesi’nin 200 km güneyinde yer alan Büyük Ayı Gölü, Kuzey Amerika’nın dördüncü en büyük gölüdür. 320 km uzunluğunda ve 175 km genişliğindedir. Bu buzul gölünün en derin noktası 446 m, ortalama derinliği 71.7 m’dir. Gölün içerisinde, içinde 759,3 km²’lik bir alanı kapsayan 26 ada bulunmaktadır. Gölün yüzey alanı deniz seviyesinin 186 m yüksekliğindedir ve yukarıda gösterilen donmuş yüzeyde sergilendiği gibi kış aylarında dayanılmaz derecede soğuk sıcaklık düşüşleri ile bilinmektedir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Baykal Gölü</span></span><br />
Alan: 31.722 km²<br />
Genişlik: 80 km<br />
Uzunluk: 636 km<br />
Azami Derinlik:1.642 m<br />
<br />
Kuzey Yarıküre’de yer alan başka bir göl olan Baykal Gölü, Rusya’nın güneyindeki Sibirya bölgesindeki Moğol sınırının kuzeyinde, Rusya devletleri arasında bulunan bir rift gölüdür (tektonik bir çatlak bölgesindeki hareketler nedeniyle oluşan göller). Baykal Gölü, dünyanın en büyük buzsuz tatlısu gölüdür ve dünyanın toplam taze suyunun yaklaşık %20’sini oluşturur. Aynı zamanda dünyanın en berrak göllerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kapladığı 31.722 km²’lik alanla dünyanın en büyük 7. gölü olmakla birlikte, aynı zamanda hacim olarak dünyanın en büyük gölü ve dünyanın en derin gölüdür. Gezegenimizdeki en eski göllerden biridir, yaşının en az 25 milyon olduğu düşünülmektedir. Bu gölün ortalama derinliği 744.4 m, En derin noktası 1642 metredir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tanganika Gölü</span></span><br />
Alan: 32.900 km²<br />
Genişlik: 72 km<br />
Uzunluk: 673 km<br />
Azami Derinlik: 1.470 m<br />
Tanganika Gölü, listemizi eklenen Afrika Gölleri’nden bir diğeridir. Tanganika Gölü, dünyanın en uzun tatlısu gölü ve yüzey alanı içerisinde en büyük olanı olan Ruzizi, Kalamboo ve Malagarai Nehirlerinden gelen akifer ile Afrika’nın yüksek bölgelerinin ortasında yer almaktadır. Tahminlere göre, hacim olarak dünyadaki 2. en derin ve en büyük tatlısu gölüdür. Burundi, Tanzanya, Zambiya’ya uzanan bir havza ile, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Tanganika Gölü toplam 32.900 km² yüzey alanına sahip dünyanın en büyük 6. gölü ve ortalama derinliği 570 m olup en derin noktası yüzey seviyesinin 1470 m aşağıda bulunmaktadır. Birçok büyük göl gibi, Tanganika Gölü, tektonik hareketlerden ötürü oluşmuştur ve en uzununda 677 km’lik bir mesafeye ve en genişinde 50 km’lik bir genişliğe sahiptir. Baykal Gölü’nden sonra 2. en derin göl olduğu bilinmektedir ve deniz seviyesinden 642 m aşağıda oluşmuştur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Michigan Gölü</span></span><br />
Alan: 58.000 km²<br />
Genişlik: 190 km<br />
Uzunluk: 494 km<br />
Azami Derinlik: 281 m<br />
<br />
Michigan Gölü Kuzey Amerika’da bulunan Büyük Göller arasındadır, ancak diğerlerinden farklı olarak bu göl tamamen Amerika Birleşik Devletleri sınırları içindedir. Aslında, tamamen tek bir ülkede bulunan göller arasında en büyük olanıdır. Büyük Göller Arasında kapladığı 58.000 km² alan ile yüzey alanına göre 3. sırada ve hacim olarak 4.918 kübik km su ile 2. sıradadır. 494 km uzunluğunda ve 190 km genişliğindedir ve 2.575 km’lik kıyı şeridine sahiptir. Michigan Gölü havzası, doğudaki Huron Gölü havzasına yapışıktır. Ortalama derinliği 85 m olan göl, en derin noktası olan 281 m’dir. Kuzey Amerika’daki diğer göller gibi, Michigan Gölü de buzul hareketleri ile oluşmuş ve insan yapımı su kanalları ve kanallar vasıtasıyla okyanusa bağlanmıştır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Huron Gölü</span></span><br />
Alan: 59.600 km²<br />
Genişlik: 295 km<br />
Uzunluk: 332 km<br />
Azami Derinlik: 229 m<br />
<br />
ABD’de batıda, kuzey-doğu’da Kanada’da sınırlanmış olan Huron Gölü, Kuzey Amerika’nın Büyük Göller’inden bir diğeridir. Huron Gölü, kapladığı 59.600 km² alanla dünyanın 3. en büyük tatlı su gölüdür. Göl 331 km uzunluğunda ve 295 km genişliğindedir. Gölün en derin noktası 229 m, ortalama derinliği 59 m’dir. Diğer Büyük Göller gibi, Huron Gölü, buzulların hareketi nedeniyle oluşmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Victoria Gölü</span></span><br />
Alan: 58.000 km²<br />
Genişlik: 190 km<br />
Uzunluk: 337 km<br />
Azami Derinlik: 83 m<br />
<br />
Victoria Gölü, büyük Afrika Göllerinden biridir ve Kagera Nehri’nden gelen akışlarla beslenir. Göl havzası Afrika’nın geniş bir bölümünü kaplamaktadır. Bu göl nispeten sığ, ortalama derinliği 40 m, maksimum derinliği 84 m’dir. Victoria Gölü, Kenya, Uganda ve Tanzanya ile sınırlanmıştır ve bünyesinde 84 ada vardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Superior Gölü</span></span><br />
Alan: 82.103 km²<br />
Genişlik: 257 km<br />
Uzunluk: 563 km<br />
Azami Derinlik: 406 m<br />
<br />
Superior Gölü, kapladığı alana göre dünyanın en büyük tatlısu gölü, hacmiyle 3. en büyük göl ve dünya genelinde her alanda 2. en büyük göldür. Kuzey Amerika’daki Büyük Göller arasında da en büyük göldür ve toplam yüzey alanı 82.103 km²’dir. Superior Gölü yaklaşık 563 km uzunluğunda, 257 km genişliğinde ve maksimum 406 m derinliğe ulaşmaktadır. Mary Nehri ve Soo Kilitleri yoluyla, Superior Gölü’nden su dışarı doğru Huron Gölü’ne akar. Diğer büyük göller gibi burası da buzul hareketlerinden dolayı oluşmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hazar Gölü</span></span><br />
Alan: 371.000 km²<br />
Genişlik: 435 km<br />
Uzunluk: 1.030 km<br />
Azami Derinlik: 1.025 m<br />
<br />
Hazar Denizi hem denizler hem göller için ortak özelliklere sahiptir ve tatlısu gölü olmasa da dünyanın en büyük gölü olarak listelenmiştir. Bununla birlikte, aynı zamanda dünyanın 3. en derin gölüdür. Gölün en derin kısmı 1.025 m ve göl 211 m ortalama derinliğe, en uzun mesafede de 1199 km’lik bir uzunluğa sahiptir. Hazar Denizi, bu listedeki tamamen kıtasal kabuğun üzerinde olan tek Okyanus Gölü olmasıyla benzersizdir. Hazar Denizi’nde bir Okyanus Havzası vardır. Volga, Ural, Terek ve Kura Nehirleri Hazar Denizi’ni besleyen önemli bir kaynaklardır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irmak (Nehir) Nedir ?</span></span><br />
<br />
Nehir nedir? Türkiye ve Dünyadaki En uzun Nehirler<br />
<br />
Deniz ve göl gibi su kütlelerine dökülen büyük akarsulara ırmak denir. Irmak, suları eğimli bir yatak içinde akar. Irmaklar dağ ve tepe gibi yüksek alanlardan doğar. Yamaçlardan inen yağmur ve erimiş kar suları küçük akıntılar oluşturur.<br />
<br />
Bunların bir araya gelmesiyle çay ve dere gibi küçük akarsular ortaya çıkar. Küçük akarsular da birleşir ve çoğalan sularıyla geniş bir yatak oyarak ırmak biçimini alır. Kar ve yağmur suları kesilirse ırmaklar da kurur. Irmakların doğduğu yere kaynak, denize döküldüğü yere ağız denir. Büyük ırmaklara katılan görece küçük ırmaklar genellikle kol diye adlandırılır . Irmaklar, akarken yatakları aşındırır ve yataklarındaki verimli toprakları sürükler. Bu topraklar ırmağın, ağzında ya da taşan bir ırmağın kıyılarında birikir. Böylece verimli tarım arazisi oluşur.<br />
<br />
Nehir ya da ırmak, genellikle denizlere, göllere ya da bir başka büyük akarsuya dökülen, özellikle genişliği ve taşıdığı su miktarı bakımından büyük akarsulara verilen genel isimdir. Bazı durumlarda ise bir başka suya ulaşmadan yer altında kaybolduğu ya da tamamen kuruduğu da görülmektedir. Büyük akarsular nehir ya da ırmak olarak adlandırılırken daha küçükleri ise çay ve dere olarak adlandırılırlar.<br />
<br />
Nehir, su döngüsünün önemli bir öğesidir. Nehirlerdeki suyun temel kaynağı yağışlardır. Yağmur ya da kar yağışı ile yer yüzüne inen su yüzey akıntıları, yer altı suları biçiminde nehirleri beslerken buzullar gibi doğal kaynakların erimesiyle oluşan suları da bu kaynaklara ekleyebiliriz. Nehirlerin doğduğu yere kaynak, denize döküldüğü yere ağız denir. Büyük ırmaklara katılan görece küçük ırmaklar genellikle kol diye adlandırılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bir çay ile nehir arasındaki fark:</span></span><br />
<br />
Çay dereden büyük ama ırmaktan küçük akarsu olarak tanımlansa da bu büyüklük kavramı görecelik göstermektedir. Bazen bu ayrım akarsunun üzerinde yapılan aktivitilere (taşımacılık, suyun ekonomik değeri, çevresel faktörler) göre belirlenebilir.<br />
<br />
Nehirlerdeki sukayıpları nehir yatağından veya derindeki akiferden meydana gelen su sısıntıları ve kısmen de buharlaşma neticesinde olur. Nehirlerdeki toplam su miktarı dünyadaki toplam su miktarının sadece küçük bir parçasını oluşturmaktadır;<br />
<br />
Nehirler, kaynaklarından başlamak üzere yer çekiminin etkisiyle yokuş aşağı yönde akarak bu akışlarını bir deniz ya da göle ulaşıncaya kadar sürdürürler. Ancak kurak alanlarda nehirlerin sularının tamamını buharlaşma yoluyla kaybettiği durumlarda mevcuttur.Bazı durumlarda ise bir nehrin belli yerde yer altına girerek bazı kayaç türlerinin içinden yer altı suyu oluşturacak biçimde yoluna devam ettiği de olmaktadır.<br />
<br />
Yine bazı nehirler insan eliyle yaratılmış edüstriyel bölgelerde aşırı yoğun olarak kullanılmakta ve bu da nehrin sularının doğal akıntısına devam edemeden tükenmesine neden olabilmektedir. Dünya üzerimndeki suyun %97’si okyanuslarda bulunurken içilebilir su miktarının üçte biri ise kara buzullarında bulunmaktadır, ve geri kalanının nerdeyse tamamı yer altı kaynaklarındadır.<br />
<br />
Göller içilebilir suyun sadece %0,5’lik bir kısmı içerirken nehir kanallarında bulunan suyun oranı ise bunun yarısı olan %0,025’tir ve bu da dünyadaki toplam su reservinin dört binde birine denk gelmektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Irmak Nehirlerin Topoğrafyası</span></span><br />
<br />
Bir nehrin suları genellikle yatak dediğimiz doğal bir kanal içinde akar. Bazı büyük nehirler, özellikle ovalar gibi düz alanlarda akarken belli dönemlerde ya da sürekli olarak nehrin her iki kıyısından taşacak biçimde sel benzeri biçimde de akarlar. Nehrin başladığı yani kaynağının olduğu kısım yukarı nehir olarak adlandırılırken nehrin akış yönü doğrultusu ise aşağı nehir olarak adlandırılır<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Türkiye’nin En uzun Nehirleri ve uzunlukları</span></span><br />
<br />
Fırat Nehri 2.800 Km.<br />
Dicle Nehri 1.900 Km.<br />
Kızılırmak 1.355 Km.<br />
Aras Nehri 1.059 Km.<br />
Sakarya Nehri 824 Km.<br />
Büyük Menderes 584 Km.<br />
Seyhan 560 Km.<br />
Yeşilırmak 519 Km.<br />
Ceyhan Nehri 509 Km.<br />
Meriç Nehri 490 Km.<br />
Gediz Nehri 401 Km.<br />
Asi Nehri 380 Km.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fırat Nehri</span></span><br />
Fırat ve Dicle Nehir haritası<br />
Ülkemizin en önemli nehirlerinden bir tanesidir. Gerek sulama alanında gerekse elektrik alanında ülkemiz ekonomisine büyük katkı sağlayan akarsuyumuzdur.<br />
<br />
Fırat nehri önemi itibariyle bir çok filme konu olmuş, bir çok kişiye isim vermiş nehirlerdenden bir tanesidir. Fırat nehrinin uzunluğu yaklaşık 2800 kilometre olup, bu uzunluğun 1263 kilometrelik kısmı ülkemizde bulunmaktadır.<br />
<br />
Fırat nehri ülkemizde debi bakımından ilk sırada yer alan akarsudur. Ülkemizde su potansiyelinin en yüksek olduğu akarsu olması nedeniyle yukarda verdiğimiz gibi hem enerji hemde sulama alınında çok önemli bir yer tutmaktadır.<br />
<br />
Fırat nehrinin birkaç özelliğine değindikten sonra hangi illerden geçtiği ve hangi üzerinde hangi barajların bulunduğu bilgisini verelim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fırat Nehri Özellikleri:</span></span><br />
<br />
Uzunluğu 2800 kilometre olan bu akarsuyun ülkemizdeki uzunluğu 1263 kilometre, Suriye sınırları içindeki uzunluğu 710 kilometre, Irak sınırları içindeki uzunluğu ise 827 kilometredir. Yani Fırat nehri toplam olarak 3 ülkeden geçmekte olup bunlar Türkiye, Suriye ve Irak ülkeleridir. Irak ülkesinde Basra Körfezi’ne dökülmektedir.<br />
<br />
Irak sınırları içerisinde Dicle Nehri ile birleştikten sonra Basra Körfezi’ne dökülmektedir. Ve Dicle ile birleşerek oluşturdukları bölgeye ise “Şatt’ül Arab” ismi verilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fırat Nehrinin önemli kolları şunlardır:</span></span><br />
<br />
Murat Nehri,<br />
Karasu Nehri<br />
Tohma Nehri,<br />
Çaltı Nehri<br />
Peri Nehri<br />
Munzur Çayı<br />
<br />
Fırat Nehri üzerinde bulunan Barajlar hangileridir ve bunlar hangi illerde bulunmaktadır?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fırat nehri üzerinde kaç tane baraj bulunmaktadır?</span></span><br />
<br />
1- Ülkemizin en büyük Hidroelektrik santrallerinden birisinin kurulu olduğu Elazığ ilimizin sınırları içinde bulunan KEBAN BARAJI,<br />
2- Malatya ve Elazığ sınırları içinde kalan ve ülkemizin yine en büyük Hidroelektrik santrallerinden birisi olan KARAKAYA BARAJI (1800 watt kurulu gücü ile ülkemizin en büyük ikinci hidroelektrik santrali konumundadır)<br />
3- Adıyaman ve Şanlıurfa illeri sınırı içinde bulunan ülkemizin en büyük Hidroelektrik Santrali olma özelliğini taşıyan ATATÜRK BARAJI<br />
4- Gaziantep ve Şanlıurfa sınırları içinde bulunan BİRECİK BARAJI<br />
5- Gaziantep sınırları içinde bulunan KARKAMIŞ BARAJI<br />
<br />
Yukarda bu akarsuyun debisinin çok yüksek olduğunu ve taşıdığı su miktarı ile ülkemizin en büyük akarsuyu olduğundan bahsetmiştik. İşte bu nedenledir ki ülkemizdeki en büyük barajlar ve hidroelektrik santralleri bakımından en büyük 3 hidroelektrik santrali de bu akarsuyumuz üzerine kurulmuştur.<br />
Fırat nehrinin ülkemiz sınırları içinde bulunan 1263 kilometrelik bir uzunluğa sahip olduğunu söylemiştik. Bu kadar uzun bir akarsu acaba kaç ilden geçmektedir?<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fırat nehri ülkemiz sınırları içinde toplam 7 ilden geçmektedir. Bu iller sırasıyla;</span></span><br />
<br />
    Erzincan<br />
    Tunceli<br />
    Elazığ<br />
    Malatya<br />
    Diyarbakır,<br />
    Adıyaman<br />
    Gaziantep<br />
<br />
Fırat nehri içerisinde ayrıca birçok balık türüne de ev sahipliği yapmaktadır. Bir çok yerde Fırat nehrinde balık avcılığı yapılmaktadır. Hatta bazı kaynaklarda sadece Fırat Nehrinde bulunan sazan türlerine rastlanılmıştır. Fırat Nehri ayrıca ülkemizde en çok boğulma olaylarının görüldüğü nehirlerimizden bir tanesidir. Özellikle yazın serinlemek maksadıyla girilmesinden dolayı birçok insanımız hayatını kaybetmektedir. (Fırat nehrinde hayatını kaybeden vatandaşlarımız içinde yazılmış ve onlara ithaf olmuş türler ve ağıtlarda mevcuttur)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dicle Nehri</span></span><br />
Dicle nehri ülkemizin en önemli akarsularından bir tanesidir. Ülkemizde Fırat nehri ile birlikte ikili olarak anılan nehrimiz olan Dicle Nehri ülkemiz topraklarında doğarak dış bir ülkede dış bir denize dökülen nehirlerimizden bir tanesidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dicle nehrinin özellikleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
-Dicle nehri ülkemiz topraklarında doğarak dış ülke topraklarından denize dökülen nehirlerimizden bir tanesidir. Ülkemiz de Doğu Anadolu bölgesinde doğar ve ırak ülkesine geçerek burada Fırat nehri ile birleştikten sonra Basra körfezine dökülmektedir.<br />
<br />
-Irak ülkesinde Dicle nehri ile birleştiği yere “Şattülarab” denmektedir. Basra’dan yaklaşık olarak 60-65 kilometrelik bir mesafede birleşmektedirler.<br />
<br />
-Dicle nehri Fırat nehri ile birlikte arasında bulunan topraklarda Mezopotamya’yı meydana getiren iki nehirden bir tanesi olmuştur. Bilindiği üzere bu iki nehir arası “Mezopotamya” olarak anılmaktadır.<br />
<br />
-Dicle nehri kaynağını Doğu Anadolu dağlarından ve Gölcük(Hazar) gölünden almaktadır. İlk kaynağını aldığı yer olarak Güneydoğu Toroslarda bulunan Maden dağlarının bulunduğu noktalardan aldığı belirtilmektedir.<br />
-Ülkemizde en çok tanınan akarsulardan bir tanesidir.<br />
<br />
-Dicle nehrinin çevresinde kurulmuş olan eski yerleşim yerleri şunlardır: Nemrut, Asur, Ninova, Amed, Hasankeyf.<br />
<br />
-Toplam uzunluğu 1900 kilometre civarında olup, ülkemiz topraklarındaki uzunluğu yaklaşık olarak 523 kilometre iken Yaklaşık olarak 1377 kilometrelik uzunluğu Irak ülkesi sınırları içinde bulunmaktadır. Yani yaklaşık olarak 1/4’lük kısmı ülkemiz topraklarında bulunmaktadır. Uzunluk olarak Fırat nehrinden daha kısa bir nehrimizdir.<br />
<br />
-Dicle nehrinin en önemli kolları Garzan kolu, Botan kolu, Habur kolu, Büyük Zap kolu ve Küçük Zap koludur.<br />
<br />
-Debisi ortalama olarak saniyede 360 metreküptür. Özellikle yaz sonundaki debisi saniyede 50-60 metreküplere kadar düşer iken, ilkbahara doğru debisi oldukça yükselerek saniyede 2000 metreküpün üzerine çıkmaktadır. (Bunun sebebi ise ilkbahar yağışları ve karların erimesidir)<br />
<br />
-Düzensiz bir akarsu rejimine sahip bulunmaktadır.<br />
<br />
-Dicle nehri rejiminin düzensiz olması sebebiyle özellikle bazı zamanlarda taşkınlara sebep olarak bazı tarım alanlarına da zarar verebilmektedir. Fakat özellikle 20.yüzyılda yapılan bazı barajlar ile bu baskınlar en aza indirilmiştir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dicle Nehri üzerinde kurulan barajlar ve hidroelektrik santralleri hangileridir?</span></span><br />
<br />
Kralkızı Barajı,<br />
Batman Barajı<br />
Dicle Barajı<br />
Ilısu Barajı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dicle nehrinin tarihteki ve günümüzdeki isimleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
Dicle nehrinin günümüze kadar birçok ismi olmuştur ve halen birçok ismi ile de anılmaya devam etmektedir.<br />
İdigna-İdigina(Sümerce ismi olup “Akan Su” anlamındadır)<br />
<br />
Tigira (Elamca ismi)<br />
Tigra (Farsça ismi)<br />
Tigris (Yunanca)<br />
İdiklat (Akatça)<br />
Hiddikel (İbranice)<br />
Diklat (Süryanice)<br />
Dicle (Arapça, Türkçe, Kürtçe)<br />
Dijle (Kürtçe)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kızılırmak</span></span><br />
Kızılırmak nerelerden geçiyor?<br />
Kızılırmak Nehri Türkiye topraklarından doğarak yine, Türkiye topraklarından denize dökülen en uzun akarsudur. Uzunluğu 1.355 km’dir. Deniz taşımacılığı için kullanılmaz. Başlıca kolları Delice Irmağı, Devrez ve Gökırmak’tır.<br />
<br />
Kızılırmak Nehri, Türkiye topraklarında doğar yine, Türkiye topraklarından denize dökülür ve Türkiye’nin en uzun akarsuyudur. Uzunluğu 1.355 km’dir. Başlıca kolları Deliceırmak, Devrez ve Gökırmak’tır. Nehir, İç Anadolu’nun kuzeydoğusundaki Kızıldağ’ın güney yamaçlarından doğar ve sırasıyla Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, Çankırı, Çorum ve Samsun illerinden geçerken çok sayıda dere ve çayın sularını toplayarak Bafra Burnu’ndan Karadeniz’e ulaşır.<br />
<br />
Yağmur ve kar sularıyla beslenen nehrin rejimi düzensizdir. Temmuz ve Şubat arasında düşük su düzeyinde akan nehir, mart ayında hızla kabarmaya başlar ve nisan ayında en yüksek su düzeyine ulaşır. Ortalama debisi 184 m3/sn olan nehrin 20 yıllık gözlem süresince en az 18.4 m3/sn’ye ve en çok 1.673 m3/sn.’ ye ulaştığı tespit edilmiştir.Nehir üzerine 8 baraj yapılmıştır.<br />
<br />
Bunlar Kayseri ilinde Sarıoğlan,Yemliha kasabasında kurulmuş olan Yamula Barajı, Ankara yakınlarındaki Kesikköprü, Hirfanlı ve Kapulukaya barajları ile nehrin Bafra Ovası’na kurulmuş Altınkaya ve Derbent barajlarıdır. Nehir üzerine son olarak Obruk Barajı yapılarak 2007 yılı içerisinde su tutumuna başlanılmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aras Nehri</span></span><br />
Aras Nehri nerelerden geçer?<br />
Aras nehrinin uzunluğu yaklaşık olarak 1072 kilometredir. Aras nehrinin ülkemizde kalan kısmının uzunluğu yaklaşık olarak 548 kilometredir. Aras nehri aynı zamanda Kafkasların en önemli akarsularından bir tanesini oluşturmaktadır. ras nehri birçok ülkeninde bazı sınırlarını oluşturmaktadır, Örneğin Türkiye Azerbaycan Türkiye Ermenistan ve Azerbaycan-İran ve Ermenistan İran sınırı gibi.. Aras Nehrinin kolları hangileridir? Nehre Kuzeyden dökülen kollar: Zengmar,ariso, Kotur, Hacılar<br />
<br />
Aras Nehri Doğu Anadolu’nun kuzey kısmında doğup aldığı birçok kollarla büyüyerek, Türkiye içinde 441 km yol kat ettikten sonra, Kafkasya’nın güneydoğusunda Mugan önünden geçerek, Hazar Denizine dökülen ve bütün uzunluğu 920 km olan ırmak. Bingöl Dağları ile Palandöken Dağlarından inen kollarla beslenip büyür. Şahvelet, Nalbant ve Sakaltutan dağlarından gelen kollarla kuvvetlenir. Topçu ve Sakaltutan dağları arasındaki bir vadiden Pasinler Ovasına girer.<br />
<br />
Aras Nehri hakkında bilgiler Doğu Anadolu’nun kuzey kısmında doğup aldığı birçok kollarla büyüyerek, Türkiye içinde 441 km yol kat ettikten sonra, Kafkasya’nın güneydoğusunda Mugan önünden geçerek, Hazar Denizine dökülen ve bütün uzunluğu 920 km olan ırmak. Bingöl Dağları ile Palandöken Dağlarından inen kollarla beslenip büyür. Şahvelet, Nalbant ve Sakaltutan dağlarından gelen kollarla kuvvetlenir. Topçu ve Sakaltutan dağları arasındaki bir vadiden Pasinler Ovasına girer. Pasin Çayı ile birleşir. Bir çok dar vadi ve ovalardan geçerek Türk topraklarından çıkar ve 140 kilometrelik kısmı Türk-Rus sınırını teşkil eder. Daha sonra İran topraklarına girer. İran-Azerbaycan sınırına kadar akar. Sarısu ve Kura ırmağı ile birleşip Hazar Denizine dökülür.<br />
<br />
Aras’ın geçtiği vadiler bölgeye göre oldukça ılımlıdır. Bu vadide ılık iklim bitkileri yetişir. Aras’ın geçtiği vadi, Erzurum ve Kars yaylasında tabii bir yol vazifesi görür. Aras Irmağından, Pasinler ve Iğdır ova Tümünü oku (yeni pencerede açılır) nın sulanmasında faydalanılır. Akışı düzensiz olduğundan ulaşıma elverişli değildir. Irmakta bol alabalık vardır.<br />
<br />
Aras Irmağı ile ilgili birçok efsaneler vardır. Aras vadisi ilk çağlardan beri yerleşim merkezi olmuştur. İranlılar, Nehr-i Aras, Araplar Al-Ras derler. İlk ismi Arakses’tir. Aras’tan eski tarih kitaplarında ve din kitaplarında bahsedilir. Rivayetlere göre Aras Vadisinde bin şehir ve beş bin köy kalıntısı vardır. Aras; Nil, Dicle ve Fırat’tan sonra dördüncü kutsal akarsu olarak kabul edilir.<br />
<br />
Eski çağlardan bu yana çeşitli millet ve devletler Aras Vadisinde yaşamışlardır. Arkeolojik bakımdan dünyanın en zengin bölgelerinden biridir. Bu vadi, bin seneye yakın zamandan beri Türklerin elindedir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sakarya Nehri</span></span><br />
Sakarya Nehri nerelerden geçer?<br />
Sakarya Nehri Kızılırmak ve Fırat Nehrinden sonra Türkiye’nin üçüncü en uzun, Kuzeybatı Anadolu’nun ise en büyük akarsuyudur. Uzunluğu 824 km olup, beslenme havzasının genişliği 53.800 km2 dir. Afyon’un kuzeydoğusundaki Bayat Yaylası’ndan doğar.<br />
<br />
Sakarya Nehri Kızılırmak ve Fırat Nehrinden sonra Türkiye’nin en uzun, Kuzeybatı Anadolu’nun ise en büyük akarsuyudur. Uzunluğu 824 km olup, beslenme havzasının genişliği 53.800 km2 dir. Afyon’un kuzeydoğusundaki Bayat Yaylası’ndan doğar. Kuzeybatı Anadolu bölgesinin en önemli nehridir. İstiklal Svaşında, civarında geçen muharebelerle daha çok tanınan Sakarya, 824 km uzunluğundadır. Yağış alanı 57.000 km2 olup, Eskişehir, Ankara, Bilecik, Sakarya illerini içine alır. Eskişehir’in çifteler ilçesinin Sakar Başı mevkiinden kaynak halinde doğan ırmak, Karasu ilçesinin batısında Karadeniz’e dökülür. Doğuş yerinden doğuya doğru aktıktan sonra Eskişehir, Ankara illeri sınırı yakınında kuzeye doğru döner. Sündiken Dağları kuzeyine kadar bu yönde akar ve batıdan gelen Porsuk Çayı ve doğudan gelen Ankara Çayı ile birleşir. Daha pekçok dereleri aldıktan sonra Beypazarı’nın güneyinden batıya döner. Bilecik tarafında kuzeye yönelir, derin boğazlardan geçerek Adapazarı Ovasına uzanır. Göksu, Karasu ve Mudurnu Çayını da aldıktan sonra Karadeniz’e dökülür.<br />
<br />
Nehrin ve kollarının bulunduğu arazi fazla yağışlardaki taşmalarla büyük zararlar görürken, sayıları on civarında olan barajlarla, geniş ölçüde bunun önüne geçilmiştir. Sarıyer ve Gökçekaya barajları önemli olanlardır. Ayrıca kolu olan Porsuk Çayı üzerinde Porsuk Barajı vardır.<br />
<br />
Önce İç Anadolu’ya doğru akar sonra Kızılırmak’ın tersine bir kıvrımla, kuzeye döner, Polatlı yakınlarında en büyük kollarından biri olan Porsuk Çayı’nı alır. Geyve Boğazı’ndan geçer ve Adapazarı Ovası’ndan akarak Karadeniz’e dökülür. Sakarya Nehri’nin Aladağ ve Kirmir sularını aldığı yerde Türkiye’nin en büyük santrallerinden biri olan Sarıyar Hidroelektrik Santrali ve Gökçekaya Hidroelektrik Santralı kurulmuştur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Büyük Menderes Nehri</span></span><br />
Büyük Menderes Nehri nerelerden geçer?<br />
Ege bölgesinin en uzun nehri. Afyonkarahisar’ın Sandıklı kazâsının batısındaki, Kükürt Dağlarının batı yamaçlarından doğar. Güney batıya doğru akmaya başladığında pekçok pınarla beslenir. Akışı esnâsında sert dirsekler yaparak yoluna devâm ederken, en önemli kolu olan Banaz Çayını alır. Bundan sonra Buldan civârında ovaya kavuşur. Sarayköy yakınında batıya dönerek verimli meşhur ovasında akışına devâm eder. Düz ovada akarken Nâzilli yakınlarında<br />
<br />
Ege bölgesinin en uzun nehri. Afyonkarahisar’ın Sandıklı kazasının batısındaki, Kükürt Dağlarının batı yamaçlarından doğar. Güney batıya doğru akmaya başladığında pekçok pınarla beslenir. Akışı esnasında sert dirsekler yaparak yoluna devam ederken, en önemli kolu olan Banaz Çayını alır. Bundan sonra Buldan civarında ovaya kavuşur. Sarayköy yakınında batıya dönerek verimli meşhur ovasında akışına devam eder. Düz ovada akarken Nazilli yakınlarında Akçay, Aydın yakınlarında Çine Suyu gibi önemli olanların yanında pekçok kollar alır. Akış istikameti boyunca, Nazilli, Aydın, Söke, Balat ovalarını sular. Büyük Menderes’in denize döküldüğü kısım ise Milas Ovasıdır.<br />
<br />
Havzası ve uzunluğu ile Batı Anadolu’nun en uzun nehridir. Ova kısmında uzunluğu 200 km, doğuştan itibaren ise 584 km’dir. Havzası 25.000 km2dir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Seyhan Nehri</span></span><br />
Seyhan Nehri nerelerden geçer?<br />
Seyhan Nehri Türkiye’nin Akdeniz’e dökülen ırmaklarının en önemlisidir. Uzunluğu 850 km’dir. Havza alanı ise 20.600 km2dir. İki önemli kolu vardır. En uzun olanı, Uzun Yayla’dan doğan Zamantı suyudur. Orta Toroslar’ın uzanış doğrultusunda akan bu su, Çukurova’ya inmeden önce diğer önemli kolu olan Göksu ile birleşir. Adana’dan geçerek Akdeniz’e dökülür. Seyhan Nehri üzerinde Yedigöze, Çatalan ve Seyhan Hidroelektrik Santralları kurulmuştur.<br />
<br />
Adana’nın içinden geçer ve bu kenti Seyhan ve Yüreğir isimli iki semte böler ve 60 km sonra Tarsus Çayı ile birleşerek (Tarsus’un 20 km güneyinde) Çukurova’nın en batı kesiminde,Adana-İçel sınırında Deli Burnu’nda Akdeniz’e dökülür. Seyhan Nehri üzerinde Yedigöze, Çatalan ve Seyhan Hidroelektrik Santralları kurulmuştur. Ayrıca Seyhan Nehri Ceyhan Nehri ile beraber Çukurova’da tarımsal sulama için çok büyük önem taşır,özellikle pamuk üretemi için.Pamuk üretimi en çok su talep eden tarımsal işlemlerinden birisidir ve çevre kirliligi bakımından hassas bir tarımsal sanayidir.Siyasi ve Dış Ticari Önemi<br />
<br />
1986’da Barış Suyu Projesi düşüncesi doğdu ve daha çok 90’lı yıllarda görüşmelere ağırlık verildi.Bu proje ilk başta İsrael,Ürdün ve Suudi Arabistan’a Seyhan ve Ceyhan sularını bu devletlere boru hatlarıyla aktarma veya dev su tankerleriyle taşıma şekliyle satmayı öngörüyordu.Türkiye metreküp(=m³ =1000 litre) başına 0,8-1,00 Dolar fiyat teklifi öngörmüştü.Bir kaç onaydan sonra fiyat anlaşmazlığından ve ilk başta siyasi nedenlerden dolayı her defasında geri çekildi.2006 yılı başlarında başta İsrail olmak üzere görüşmelere tekrar başlandı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yeşil ırmak</span></span><br />
Yeşilırmak nerelerden geçer?<br />
Yeşilırmak Karadeniz’e dökülen, Türkiye’nin önemli akarsularından biri. Sivas’ın kuzeydoğusundaki Kösedağı (2812 m)ndan doğar. Kelkit ve Çekerek ırmaklarını alarak büyür. Uzunluğu 519 km, yağış alanı toplamı 36.000 km2dir.<br />
<br />
Batıya doğru akan ırmak, Turhal’dan sonra dar bir boğazdan geçerek Amasya’ya uzanır. Yanlardan gelen kollarla beslendikten sonra geniş bir boğazdan Canik Dağlarını geçer. Daha ileride suların derin ve hızlı aktığı dar bir boğazdan geçtikten sonra Çarşamba Ovasına ulaşır.<br />
<br />
Bu ova Yeşilırmak’ın binlerce yıldır getirdiği alüvyonların meydana getirdiği bir deltadır. Irmak Civaburnu yakınlarında Karadeniz’e dökülür.<br />
<br />
Yeşilırmak üzerinde Türkiye’nin en büyük barajlarından olan Hasan Uğurlu Barajı ile Tokat’ın Almus ilçesi yakınındaki Almus Barajı kurulmuştur.<br />
<br />
Yeşilırmak nehri uzunluk itibariyle bir Kızılırmak , Bir Fırat veya bir Dicle nehri kadar uzun olmasa da ülkemizdeki akarsuların bir çoğundan uzun bir akarsudur. Toplam uzunluğu 519 kilometredir. (Aşağı yukarı Kızılırmak nehrinin yarısı kadar bir uzunluğa sahiptir bilindiği üzere Kızılırmak nehrinin uzunluğu 1150 kilometre civarındadır) Yeşilırmak nehrinin doğduğu ilimiz Sivas ilidir. Sivas ilimizin kuzey kısmında bulunan Kösedağ’ın eteklerinde doğmaktadır. Yaklaşık olarak Kösedağın 2800 metre yüksekliğinden kaynak alarak başlamaktadır.<br />
<br />
Yeşilırmak Tokat Amasya ve Samsun illerinden geçerken çeşitli akarsularla birleşir. Nehir başlıca 3 kolun birleşmesinden meydana gelir. Kelkit Çayı nehrin en büyük koludur.<br />
<br />
Yeşilırmak nehri Karadeniz bölgesinde Samsun ilimize bağlı olan Çarşamba ilçesinden denize dökülmekte olup ayrıcı burada ülkemizin en önemli alüvyol ovası olan Çarşamba ovasının oluşmasınıda sağlayan akarsu olma özelliğini taşımaktadır.<br />
<br />
Yeşilırmak nehri üzerinde ülkemizin önemli hidroelektrik santrallerinin bulunduğu 4 önemli baraj bulunmaktadır. Bu barajlar Hasan Uğurlu Barajı, Suat Uğurlu Barajı, Ataköy ve Almus Barajları’dır.<br />
<br />
Yeşilırmak nehri ve üzerinde bulunan barajlar sayesinde sulama yapılmaktadır. Ayrıca yine bu barajlarda bulunan hidroelektrik santralleri sayesinde elektrik üretimi yapılabilmektedir. Yeşilırmak nehrinin su taşıma kapasitesi az olması ve düzensiz olması nedeniyle taşımacılık yapılamamaktadır.<br />
<br />
Hasan Uğurlu Barajı kurulu güç itibari ile ülkemizin en büyük 10. Hidroelektrik santrali olma özelliğine sahiptir, Yıllık kurulu gücü 500 MegaWattır. (Bu kurulu güç ülkemizin en büyük hidroelektrik Santrali olan Atatürk Barajı Hidroelektrik santralindeki kurulu gücün yaklaşık olarak 1/5’i kadardır)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ceyhan Nehri</span></span><br />
Ceyhan Nehri nerelerden geçer?<br />
Ceyhan Nehri Akdeniz Bölgesi’nin büyük akarsularındandır. Uzunluğu 509 km’dir. Elbistan yakınlarından doğar. Çukurova’da geniş bir delta oluşturarak İskenderun Körfezi’ne dökülür. Başlıca kolları Hurman, Göksun, Söğütlü ve Aksu Çaylarıdır. Ceyhan Nehri Kasım ve Aralık aylarında sonbahar yağmurlarının etkisiyle geçici olarak kabarır. Bu aylardaki debisi 50 m3/sn’den 380 m3/sn’ye yükselir. Ocak ayında azaldıktan sonra Şubat ayında tekrar yükselir. İlkbahar mevsiminde yağmur halindeki yağışlar ve karların erimesiyle tekrar kabarır. Mayıs ayından itibaren azalmaya başlar. Nehir üzerine Aslantaş, Menzelet, Sır ve Berke Hidroelektrik Santralları kurulmuştur.<br />
<br />
Akdeniz havzasında bulunan Çukurova’nın önemli bir akarsuyu. Eski adı ile “Hyranus”, bazı kaynaklarda Ceyhan, Cihaz ve Cahan adları ile geçen Ceyhan, güneydeki ırmaklarımızdan birisidir. Uzunluğu 509 km, sularını topladığı bölgenin yüzölçümü 22.300 km2dir. Orta Torosların doğu bölümündeki Nurhak Dağından Söğüt Deresi adıyla çıkar. Elbistan’ın 3 km kuzeyindeki büyük kaynaklarla beslenir. Elbistan yakınında Söğütlü Deresine, Hurma ve Göksu’nun birleşmesi ile Ceyhan adını alır. Engizek ve Ahır dağlarındaki dar ve derin yarma vadilerinden veKahramanmaraş yakınlarından geçip, Çukurova’nın kuzey doğusuna girer. Misis Tepelerini çevirdikten sonra meydana getirdiği geniş deltada akar. İskenderun Körfezine dökülür. Ceyhan, yolu boyunca aldığı Aksu, Çakur, Susas, Çeperce gibi derelerle daha da büyür.<br />
<br />
Ceyhan’da akan su miktarı mevsimlere göre çok değişir. Kasım ve Aralık aylarında güz yağmurlarından ötürü geçici olarak kabarır. Bu sırada saniyede 50 m3ten 380 m3e yükselir. Ocakta azalır. Şubat ortalarında yine kabarmaya başlar.Karların erimesiyle ilkbaharda bu kabarış oldukça artar, yaz aylarında özellikle ağustos ve eylülde en çekik durumunu bulur. Son 22 yıl içinde Seyhan’la en az 6 defa birleşmiş ve ayrılmıştır.<br />
<br />
Geçtiği dar boğazlarda birçok çağlayan ve çavlanlar vardır.Savruk suyu çavlanının yüksekliği 45 m’yi bulur. Ceyhan dağlık yerlerde derinde aktığından sulama işinde pek az faydalanılır. Sulamada Ceyhan’ın kolları çok daha elverişlidir. Bu sularla tarlalar sulanır, değirmenler işler, yolları boyunca pirinç ve başka ürünler yetiştirilir. Ormanlık bölgelerden geçtiği için kereste taşımacılığında kullanılır. Ceyhan Ovası olarak bilinen nehrin meydana getirdiği delta, su kuşlarının kış boyunca barındıkları yerlerdir. Bazı seneler burada barınan kuşların sayısı birkaç milyonu bulur. Ayrıca kumsal sahil, deniz kaplumbağalarının yumurta bırakma yeridir. Ne yazık ki bazı yıllar sularının taşması tarım ürünlerine büyük hasarlar verdirmektedir. elbistan pınarbaşından doğar ve elbistan boyunca kaynağı vardır şehri ikiye böler elbistan sınırları içerisinde söğüt ve hurman çayı ile birleşir<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meriç Nehri</span></span><br />
Meriç Nehri nerelerden geçer?<br />
Meriç nehri bazı önemli özelliklere sahip olan ülkemizin önemli akarsularından bir tanesidir. Uzunluk itibarıyla ülkemizin en uzun 10 akarsuyu içinde bulunmaktadır. Genel olarak su taşkınları sebebiyle televizyonlar da ismini duymuş olduğumuz akarsularımızdan bir tanesidir. Meriç nehrinin bazı önemli özellikleri aşağıda sıralanmıştır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meriç nehrinin özellikleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
-Meriç nehrinin en önemli özelliği havza alanın 3 ülke toprağında da bulunmasıdır. Havza alanı ülkemiz ile birlikte ülkemizin komşuları olan Bulgaristan ve Yunanistan ülkeleri topraklarında havzası bulunmaktadır.<br />
-Meriç nehrinin 3 ülkede havzası bulunması sebebiyle 3 ülkede ayrı isimleri bulunmaktadır. Ülkemizde Meriç olarak bilinen bu nehir, Bulgaristan da Maritsa, Yunanistan da ise Evros ismini taşımaktadır.<br />
<br />
-Meriç nehri Bulgaristan ülkesi içerisinde doğup (Rila dağlarından doğmaktadır) Yunanistan ile ülkemizin bir bölüm sınırını oluşturduktan sonra ülkemiz sınırları içerisinden denize dökülmektedir. Döküldüğü deniz ise Ege denizidir. Ege denizinde döküldüğü yer ise Enez yakınlarında bulunan Saroz körfezidir. Aslında Meriç nehri denize dökülmeden biraz daha önce İki kola ayrılır ve iki koldan bir tanesi ülkemizden denize dökülür iken, diğer kol ise Yunanistan sınırları içinde denize dökülmektedir. Her iki kolunda döküldüğü bölge Saroz körfezi olup her ikisinin döküldüğü yerler birbirlerine oldukça yakın sayılır.<br />
<br />
-Meriç ülkemizin önemli bir akarsuyu olması ile birlikte aynı zamanda balkanlarında önemli bir akarsuyu konumunda bulunmaktadır.<br />
<br />
-Meriç nehrinin toplam uzunluğu 480 kilometredir. Ülkemizde kalan kısmının uzunluğu ise yaklaşık olarak 210 kilometre civarındadır. Bazı kaynaklarda ise 270 kilometre olarak geçmektedir.<br />
<br />
-Meriç nehrinin toplam havza alanı 53.000 kilometrekaredir.<br />
<br />
-Meriç nehrinin bir önemli özelliği ise Türk Yunan Sınırının büyük bölümünü oluşturmasıdır. Neredeyse ülkemiz ile Yunanistan arasındaki sınırın büyük bir bölümünü bu nehir oluşturmaktadır.<br />
<br />
-Meriç nehrinin bir diğer önemli özelliği ise ülkemiz akarsuları içerisinde en çok taşkınlara sebep olan ve tarıma zarar veren akarsu olmasıdır. Çünkü bu nehir ve kolları üzerinde Bulgaristan sınırları içinde bulunan bazı barajların su boşaltması sebebiyle zaman zaman taşkınlar yaşanabilmektedir. Özellikle bu sebepten dolayı bazı çalışmalar yapılmakla birlikte henüz kesin bir sonuca varılamamıştır. İki ülke arasında küçük çaplı krizlere neden olan bir sorundur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meriç nehrinin kolları hangileridir?</span></span><br />
<br />
Meriç nehrinin en önemli kolları 3 tanedir. Bunlar haricinde küçük çaplı bazı kolları bulunmakla birlikte en önemlisi ve en büyük olan üç kolu bulunmaktadır. Bu kolar şunlardır:<br />
-Ergene Kolu<br />
-Arda Kolu<br />
-Tunca Kolu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Meriç nehri üzerinde baraj var mıdır?</span></span><br />
<br />
Meriç nehri üzerindeki en büyük ve en çok sayıda baraja sahip olan ülke Bulgaristan ülkesidir. Yaptığımız bazı araştırmalarda ülkemizin bu nehir üzerinde büyük çaplı bir barajı bulunmadığı bilgisine ulaşılmıştır. Hatta barajı olduğuna ilişkin bir bilgiye de sitemizce de ulaşılamamıştır.<br />
<br />
Gediz Nehri<br />
Gediz Nehri nerelerden geçer?<br />
Ege Bölgesi’nin batı-doğu doğrultulu akarsularından biri, Büyük Menderes’ten sonra en büyüğüdür. Uzunluğu 350 km.’dir. Gediz Nehri Murat ve Şaphane Dağlarından gelen çeşitli kollarla büyür. Önce kuzeydoğu – güneybatı doğrultusunda akar. Doğu – batı doğrultulu asıl Gediz Ovası’na Salihli kuzeyindeki Adala’da girer. Biraz sonra da soldan gelen Alaşehir suyunu alır. Daha batıda Marmara Gölü’nün sularını küçük bir ayakla alır, tarihi Sart (Sardes) yıkıntılarının önünden geçerek Manisa Ovası’na girer. Gediz bu ovada deniz seviyesinden 50 metre yükseklikte akar. Manisa yakınlarında, kuzeyden gelen Akhisar Çayı ile güneyden gelen Nif Çayı’nı aldıktan sonra kuzeydeki Dumanlıdağ ile güneydeki Manisa Dağı arasında bulunan dar Menemen Boğazı’na girer.<br />
<br />
Bu boğazdan çıktıktan sonra Foça’nın güneyinde İzmir Körfezi’ne dökülür. Gediz’in eski çığırı Menemen Boğazı’ndan çıktıktan sonra güney batıya dönüyor, nehir daha güneyde İzmir Körfezi’nin çok sığ bir kesimi önünde denize ulaşıyordu. Körfezi doldurmak tehlikesi yüzünden, 1886’da açılan bir kanalla, yatağı değiştirildi, yukarıda adı geçen noktada denize dökülmesi sağlandı. Ege bölgesindeki bütün nehirlerde olduğu gibi Gediz’in de suları yazın azalır. Bu azalma özellikle yaz sonlarında, hatta sonbahar başlarında büsbütün belirir. Bunun sonunda nehir bazı kesimlerinde geniş yatağının çakıl ve kum yığınları arasında adeta kaybolmuş bir iki ince su şeridi haline gelir. Bölgedeki şiddetli ve sürekli kış yağışları nehri kabartır, çok zaman taşkınlara yol açar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asi Nehri</span></span><br />
Asi Nehri nerelerden geçer?<br />
Asi nehri ülkemizde bilinen önemli nehirlerden bir tanesidir. Asi nehri ülkemiz dışında doğup da ülkemiz topraklarında denize dökülen nehirlerden bir tanesidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asi nehrinin özellikleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
-Asi nehri “Orontes” ismi ile de bilinen nehirdir.<br />
<br />
-Asi Nehri’nin ilk doğduğu yer Lübnan toprakları olup, Lübnan topraklarında bulunan Bekaa Vadisinin doğu kısımlarında doğmaktadır. Daha sonra Suriye sınırlarından geçerek ülkemizin Hatay ilinden Akdeniz’e dökülür. (Asi nehri dış bir ülkede doğarak ülkemiz sınırları içinde denize dökülen iki nehirden bir tanesi olup, diğer nehrimiz ise Meriç nehridir, Meriç nehri de komşu ülke topraklarından doğar ve bizim ülkemiz topraklarından denize dökülür)<br />
<br />
-Asi nehrinin toplam uzunluğu 386 kilometre olup, ülkemiz sınırları içindeki uzunluğu ise 88 kilometredir. (Bazı kaynaklarda nehrin uzunluğu 570 kilometre civarında gösterilmekle birlikte genel olarak bu uzunlukta olmadığı bilgisi ağır basmaktadır)<br />
<br />
-Asi nehrinin en uzun kısmı “Suriye” topraklarındadır.<br />
<br />
-Asi nehri debisi çok olmayan nehirlerden bir tanesi olup ortalama debisi saniyede yaklaşık olarak 30 metreküp civarındadır. Debisinin en yüksek olduğu dönemler kış mevsimi ve ilkbahar mevsimidir. Özellikle bu mevsimlerde sık sık taşkınlara rastlanmaktadır.<br />
<br />
-Asi nehri aynı zamanda Hatay ilimiz ile Suriye arasındaki sınırın bir kısmını oluşturan bir nehirdir. Asi nehrinin oluşturduğu sınırımızın yaklaşık olarak 20-22 kilometre arasında olduğu söylenmektedir.<br />
<br />
-Asi nehrinin ilk doğmuş olduğu Lübnan topraklarında dar vadilerden geçmesi sebebiyle akış hızı fazla olmasına karşın özellikle Suriye topraklarında daha düz bölgelerden geçmesinden dolayı suyu yavaş ve geniş şekilde akmaktadır. Hatta Suriye ülkesinin Humus şehrinde göl haline geldiği ve bataklık oluşturduğu bilgisi de yer almaktadır.<br />
<br />
-Asi nehrinin Akdeniz’e döküldüğü yerde delta ovası oluşmuştur. Özellikle tarihte ilk yıllarda Asi nehrinin denize döküldüğü yerde bir liman şehrinin bulunduğu fakat bu limanın zamanla iç kısımlarda kaldığı bilgisi de bulunmaktadır.<br />
<br />
-Asi nehri özellikle Suriye ülkesi ile geçmişte birçok sıkıntılar yaşamış olduğumuz konulardan bir tanesi olmuştur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çay nedir?</span></span><br />
<br />
Çay, coğrafi terim olarak dereden büyük, ırmaktan küçük akarsuya denir. Bu sınıflandırma akarsuyun uzunluğu, genişliği ve taşıdığı su miktarına göre belirlenmektedir. Bunlara akarsu da denir. Ova ve Düzlüklerde akan akarsulara verilen isimdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dere Nedir?</span></span><br />
<br />
Dağdan akıp gelen ve gelirkemn kendini taşlara kayalara, kaya parçalarına vura aşağı akıp gelen akarsu türüdür ve suyu yalap yalap yahutta çalap çalaptır.  Yunus Emre efendimizin dediğ gib “dertli dolap, suyun akar yalap yalap, yahutta çalap çalap<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pınar Nedir?</span></span><br />
<br />
Tabiat unsurlarının ihtiyacı olan suyun yeryüzüne çıktığı asli nokta kaynaklar<br />
olup bunlar akarsuların ve göllerin de teşekkül menbaıdırlar pınar, su gözü<br />
<br />
Su kaynağı yahutta kaynak suyu,Yerden kaynayarak çıkan su, kaynak.<br />
Bu suyun çıktığı yer, kaynak, memba.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pınar kelimesininin kısaca anlamları tanımı:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pınar başı :</span></span> Pınarın etrafı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Göz pınarı :</span></span> Gözyaşı bezlerinin salgıladığı sıvıyı toplayan, gözün burun tarafındaki bölümü.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gözyaşı pınarı :</span></span> Göz pınarı.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pınarbaşı :</span></span> Kayseri iline bağlı ilçelerden biri. Kastamonu iline bağlı ilçelerden biri.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pınarhisar :</span></span> Kırklareli iline bağlı ilçelerden biri.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak :</span></span> Bir şeyin çıktığı yer, menşe. İki metal veya yapay parçayı ısıl yolla birleştirme yöntemi, kaynaştırıp yapıştırma işi. Sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girme işi. Bir suyun çıktığı yer, kaynarca, pınar, memba, göz. Herhangi bir enerjinin oluşup çevreye yayıldığı yer. Herhangi bir bilim dalında yazılmış olan yazı veya eserlerin bütünü, literatür. Gelir, kazanç, sağlık vb.ni sağlayıcı öge. Araştırma ve incelemede yararlanılan belge, referans.<br />
<br />
—oOo—<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Araştırmacı Yazar Raşit Tunca’nın Derlemeli Düzeltmeli Açıklamalı Coğrafi Makalesi<br />
</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 10.10.2021</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Amerika Birleşik Devletleri Hakkında Coğrafi Bilgiler]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17466</link>
			<pubDate>Sat, 27 Aug 2022 19:46:28 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17466</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerika Birleşik Devletleri Hakkında Coğrafi Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Amerika Birleşik Devletleri</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri (ABD; İngilizce: United States of America, USA veya U.S.A.), yaygın ismiyle Birleşik Devletler (B.D.; İngilizce: United States, US veya U.S.) ve ya Amerika (İngilizce: America), çoğunlukla orta Kuzey Amerika'da, Kanada ve Meksika arasında bulunan, elli eyalet ve bir federal bölgeden oluşan, federal anayasal cumhuriyet ile yönetilen bir ülke. Yeryüzünün, 9,8 milyon km2 (3,8 milyon sq mi) yüz ölçümü ile üçüncü veya dördüncü en büyük ülkesidir. 328 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesidir. Ülkenin federal bölgesi Washington, DC'dir ve en kalabalık şehri ise New York'tur.<br />
 <br />
 Paleo-Kızılderililer en az 12.000 yıl önce Sibirya üzerinden Kuzey Amerika anakarasına göç ettiler ve 16. yüzyıla gelindiğinde ise Avrupa kolonizasyonu ile karşı karşıya kaldılar. Birleşik Devletler, Doğu Kıyısı boyunca kurulan On Üç Koloni ittifakından doğdu. Büyük Britanya ile olan anlaşmazlıklar, bağımsızlığı sağlayan Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na (1775-1783) yol açtı. 18. yüzyılın sonlarında ABD, Kuzey Amerika'da hızlı bir şekilde genişlemeye başladı. Kademeli olarak yeni bölgeler elde etti ve çoğu zaman Yerli Amerikalıları yerlerinden etti ve yeni devleti kabul etmeye zorunlu bıraktılar. 1848'de Birleşik Devletler, kıtanın bir ucundan diğer ucuna kadar yayıldı ve köleliğin ortadan kalkıp kalkmaması tartışması ile başlayan Amerika İç Savaşı'na zemin hazırlandı. İspanyol–Amerikan Savaşı ve I. Dünya Savaşı, ABD'nin dünya gücü olacağının sinyallerini verdi ve II. Dünya Savaşı'nda ise bunu gerçekleştirdi. Soğuk Savaş sırasında Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği çeşitli rekabet yarışlarına katıldı ancak doğrudan askerî çatışma olmadı. Bu yarışlar sonrasında ABD, Ay'a ilk insanları indiren 1969 uzay uçuşuyla, Uzay Yarışı'ndan üstünlük elde etti. Sovyetler Birliği'nin 1991'deki çöküşü Soğuk Savaş'ı sona erdirdi ve ABD'yi dünyanın tek süper gücü yaptı.<br />
 <br />
 Birleşik Devletler, bir federal cumhuriyettir ve çift meclisli bir yasama sistemine sahip olmakla birlikte, üç ayrı hükûmet departmanına sahip temsilî demokrasidir. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Amerikan Devletleri Örgütü (OAS), NATO gibi uluslararası kuruluşların kurucu üyesidir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesidir. Ayrıca ABD, uluslararası ekonomik özgürlük, hükûmet yolsuzluğu, yaşam kalitesi ve yüksek eğitim kalitesi ölçütlerinde üst sıralarda yer almaktadır. Gelir ve servet eşitsizliklerine rağmen Amerika Birleşik Devletleri, sosyoekonomik performans ölçümlerinde her defasında üst sıralarda yer almaya devam etmiştir. Irksal ve etnik açıdan en çeşitli toplumlardan birine sahiptir ve nüfusu yüzyıllar süren göçler ile şekillenmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarih</span></span><br />
 <br />
 Kuzey Amerika'nın ilk sakinlerinin en az 12.000 yıl önce Bering Köprüsü yoluyla Sibirya'dan göçle geldikleri genel olarak kabul edilmiştir; ancak, bazı kanıtlar daha da erken bir yerleşim tarihini göstermektedir.[6][7][8] MÖ 11.000 yılı civarında ortaya çıkan Clovis kültürünün, Amerika'daki insan yerleşiminin ilk dalgasını temsil ettiğine inanılıyor.[9][10] Bu, muhtemelen Kuzey Amerika'ya doğru gerçekleşen üç büyük göç dalgasından ilkiydi; Daha sonraki göç dalgaları ile günümüz Atabaskların, Aleutların ve Eskimoların ataları bölgeye geldi.[11]<br />
 <br />
 Zamanla, Kuzey Amerika'daki yerli kültürler giderek daha komplike hale geldiler ve bazıları güneydoğudaki Kolomb öncesi Mississippi kültürü gibi gelişmiş tarım, mimari ve komplike toplumlar geliştirdi.[12] Kahokya şehir devleti, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en büyük ve en karmaşık Kolomb öncesi arkeolojik sit alanıdır.[13] Four Corners bölgesinde, Anasazi kültürü, yüzyıllarca süren tarımsal bilgi birikimi ile gelişti.[14] Güney Büyük Göller bölgesinde bulunan İrokua Konfederasyonu, on ikinci ve on beşinci yüzyıllar arasında bir noktada kuruldu.[15] Atlantik kıyısı boyunca, avlanma ve tuzak kurma ile birlikte sınırlı tarım uygulayan önde gelen yerliler Algonkin halklarıydı.<br />
 <br />
 Avrupa ile temas kurulan dönemde Kuzey Amerika'nın yerli nüfusunu tahmin etmek zordur.[16][17] Smithsonian Enstitüsü'nden Douglas H. Ubelaker, güney Atlantik eyaletlerinde 92.916, Körfez eyaletlerinde 473.616 nüfus olduğunu tahmin ediyor,[18] ancak çoğu akademisyen bu rakamı çok düşük olarak görüyor.[16] Antropolog Henry F. Dobyns, Meksika Körfezi kıyılarında yaklaşık 1,1 milyon insanın, Florida ile Massachusetts arasında yaşayan 2,2 milyon kişinin, Mississippi Vadisi ve kollarında 5,2 milyon kişinin ve Florida yarımadası'nda yaklaşık 700.000 kişinin yaşadığını öne sürerek, nüfusun çok daha fazla olduğuna inanıyordu.[16][17]<br />
 <br />
 Amerika'nın 1492'de Avrupalılar tarafından keşfinden sonra İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve İngilizler, buradaki yerli halkların aleyhine toprak sahibi oldular. Avrupalılar, Amerika'daki topraklarını genişlettikten sonra, İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler alıp buralara yerleştirerek koloniler kurdular.[19]<br />
 <br />
 18. yüzyıl ortalarında, bu kolonilerin sayısı 13'e yükseldi ve bu On Üç Koloni, Amerika Birleşik Devletleri'nin temelini oluşturdu.<br />
 <br />
 Amerika kıtası, insanlar için yeni olanaklar ve yeni bir hayat sağladı. Daha sonra, bu koloni sistemi sömürgecilik politikasına dönüştü. İngiliz kolonileri, Birleşik Krallık'a endüstri konusunda hizmet ediyordu. İngilizler kolonilerden vergi alıyordu.[20] Koloniler zaman içinde İngiliz devletinden farklı bir kimlik geliştirmeye başladı. Nüfus hızla büyüyor, tarıma dayalı ekonomi gelişiyor, iş adamları ticari hamlelerde bulunuyordu. Dinsel yapıda da çeşitlilik vardı. Avrupa'dan gelenler tutucu bir Protestanlık geliştirmişti.<br />
 <br />
 Yönetimleri de İngilizlerden farklıydı. Kolonilerin her birinde (Pensilvanya dışında), iki yasama meclisi bulunuyordu. Kolonileri temsil eden alt meclisin üyeleri mal sahipleri tarafından seçiliyor, Krallığı temsil eden üst meclis üyeleri ise İngiliz Kralı tarafından tayin ediliyordu. Kolonilerde yaşayanlar aynı zamanda mahkemeler kurmuştu ve İngiliz hukuk sistemini uyguluyordu.<br />
 <br />
 1756-1763 yılları arasında İngiltere'nin Avusturya, Fransa ve Rusya ittifakıyla yaptığı savaşlar (Yedi Yıl Savaşları), İngiliz maliyesi üzerinde ciddi bir yük oluşturmuştu. İngiltere'nin mali yükünü gidermek amacıyla yeni vergiler koyması, Amerika'da kolonilerin tepkisiyle karşılaştı. Koloniler yüksek vergiler ödeyip karşılığında hiçbir şey alamamaktan rahatsızlardı. Çay ihracatına gelen yüksek ek vergiyle koloniler, 18. yüzyıl ortalarından beri hazır oldukları bağımsızlık mücadelesini hayata geçirdiler. Savaşın başlarında George Washington ve Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve özgürlük isteklerini dile getiren Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni yayınladı (4 Temmuz 1776). Sonradan 4 Temmuz günü ABD Bağımsızlık Günü olarak kabul edilmiştir.<br />
 <br />
 Altı yıl süren savaş sonunda, George Washington komutasındaki koloni güçleri tarafından yenilgiye uğratılan İngiltere geri çekilmiş ve 1783 yılında Paris antlaşmasıyla 13 koloninin bağımsızlığını kabul etmiştir.[kaynak belirtilmeli] Bağımsızlıklarını ilan eden koloniler, içişlerinde serbest eyaletlerden oluşan Amerika Birleşik Devletleri'ni kurdular (1787). 1789'da anayasanın tamamlanıp onaylanmasıyla yeni bir ulus ve Amerikalı üst kimliği doğdu.<br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri, ülkeyi anayasayla yöneten bir başkanın seçimle iş başına geldiği ilk modern demokratik cumhuriyettir. Bu manada Fransız Devrimi'nin de öncüsü olmuştur. Bu sistem 18. yüzyıl dünyasında eşitlik, insan hakları, adil yargılama ve kuvvetler ayrılığı gibi kavramların gündeme gelmesini sağlamıştır.<br />
 <br />
 ABD doğal kaynaklarının zenginliği, genç ve dinamik bir insan gücüne sahip olması nedeniyle 19. yüzyıl boyunca hızla sanayileşti. Ancak 1861-1865 yılları arasında çıkan Amerikan İç Savaşı ülkeyi parçalanma tehdidi altına soktu. Savaş kuzeydeki eyaletlerin başarısıyla sonuçlandı ve ABD tekrar hızlı bir gelişme dönemine girdi. 20. yüzyıl başlarında çıkan I. Dünya Savaşı'nın İtilaf Devletleri tarafından kazanılmasında önemli bir rol oynadı. II. Dünya Savaşı'nda da Almanya, İtalya ve Japonya'ya karşı başarılar elde eden ABD artık bir süper güç hâline gelmişti.<br />
 <br />
 Bu iki dünya savaşından sonra dünya ülkeleri iki kutba ayrıldı. Soğuk Savaş adıyla anılan bu dönemde ABD NATO örgütü çatısı altında Batı Bloğunun liderliğini üstlenirken Sovyetler Birliği Doğu Bloğu'nun (Varşova Paktı) lideri durumundaydı. Soğuk Savaş yılları boyunca ABD başta Kore Savaşı ve Vietnam Savaşı olmak üzere birçok savaşa katıldı. 1989 yılında Berlin Duvarı'nın yıkılışının ardından Soğuk Savaş sona erdi. 1990 yılında Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi üzerine çıkan I. Körfez Savaşı'nda ABD Irak ordusunu yendi. ABD 1995 ve 1999 yıllarında NATO ülkelerinin yardımıyla Bosna Savaşı'na ve Kosova Savaşı'na müdahale etti. 2001 yılında New York ve Washington, DC gibi büyük ABD kentleri El-Kaide tarafından 11 Eylül saldırılarına sahne oldu. Bu saldırılara yanıt olarak ABD 2001 yılında Afganistan Savaşı'nı ve 2003 yılında da Irak Savaşı'nı başlattı. ABD hükûmeti bu savaşların amacının El-Kaide'nin lideri Usame bin Ladin'in öldürülmesi ve Irak'ta bulunduğu iddia edilen kimyasal silahların ele geçirilmesi olduğunu öne sürmüştür. Savaşlarda çok sayıda El-Kaide mensubuyla, Irak ve Amerikan askerinin yanı sıra, siviller de ölmüştür. Sonuçta Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin idam edilmiş, Usame bin Ladin ise evinde yakalanarak öldürülmüştür.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İklim</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri'nin iklimi sürekli değişkenlik gösterir. Doğu ve batı kıyılarındaki sıradağlar, okyanusların iç kısımların iklimine tesir etmesini önlediğinden, bu kıyı şeritleri hariç bütün ülkede karasal iklim hâkimdir.[21] Ülkenin kuzeyinde ise Kanada'dakine benzer çam ormanları görülebilir.<br />
 <br />
 Orta kısımlar çok yüksek olduğundan, mevsimler arasında pek fazla sıcaklık farkı yoktur. Yaz mevsiminde orta bölgelere alçak basınç hâkim olmasına rağmen, okyanustan gelen nemli hava Apalaş Dağları tarafından engellenmediği için orta bölgeler yaz mevsiminde bol yağış alır. Batı taraflarında ise yağış daha azdır.<br />
 <br />
 Atlas Okyanusu'na kıyısı olan şeridin güney kısmı nispeten yağışlı ve ılıman olmasına rağmen, kuzeyi daha serin olup kışları şiddetli geçer.<br />
 <br />
 Meksika Körfezi'ne bakan güney kısım açık ve düz olduğundan bu kısımlarda tropikal iklim hâkimdir. Burada yazlar sıcak, kışlar ise ılımandır. Her mevsimde bol yağış görülür. Alaska kıyı şeridi, denizden etkilenen bir iklime sahip olmasına rağmen, iç kısımlarında çok şiddetli soğuklar görülür.<br />
 Yönetim biçimi<br />
 Amerika Birleşik Devletleri 50 eyaletten meydana gelen bir federal birliktir. Ulusal hükûmetin merkezi, District of Columbia'dır. Anayasa, ulusal hükûmetin bünyesinin ana hatlarını tespit eder. Yetkileri ile faaliyetlerini belirtir. Kendine has anayasa ve yetkilere sahip olan her eyalet de öteki işlerden sorumludur. Her eyalet; yönetim bakımından şehir, kasaba, nahiye ve köylere ayrılmıştır. Her eyaletin seçimle gelmiş kendi valisi vardır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hükûmet</span></span><br />
 <br />
 Amerika'da hükûmet, halk hükûmetidir; halk tarafından kurulur. Kongre üyeleri, başkan, eyalet yetkilileri, kasaba ve şehirleri yönetenler halk tarafından seçilir. Hâkimler de, doğrudan halk tarafından seçilir veya seçilmiş yetkililer tarafından tayin edilir. Kamu görevlileri, görevlerini iyi yapmadıkları veya kanunları ciddi bir şekilde ihlal ettiklerinde görevden uzaklaştırılabilirler.<br />
 <br />
 Anayasa, kişilerin hak ve hürriyetlerini teminat altına almaktadır. Bu hak ve hürriyetler, 1791'de anayasaya eklenen ve İnsan Hakları Beyannamesi adı verilen ilk on değişiklikte belirtilmektedir.<br />
 <br />
 Anayasa, hükûmetin yetkilerini üçe ayırmıştır: Başında başkan olan yürütme, Senato ve Temsilciler Meclisi olmak üzere kongrenin her iki kanadını ihtiva eden yasama ve başta yüksek mahkeme olmak üzere yargı. Anayasa, her birinin yetkisini sınırlamakta ve birinin gereğinden fazla yetki sahibi olmasını engellemektedir.<br />
 <br />
 Eyalet hükûmetlerinde de sistem, federal hükûmet sisteminin hemen hemen aynısıdır. Genelde ülke yönetiminde Cumhuriyetçiler üstündür. 1993-2001 yılları arasında Demokratlar hem Temsilciler meclisinde hem de Beyaz Saray'da üstünlük kurdular. 2001 ve 2004 seçimlerinde kazanan Cumhuriyetçiler oldu. 2004 seçimlerinde sonuçlar şöyleydi; Cumhuriyetçiler: 232, Demokratlar: 202, Bağımsız: 1. 2006 seçimlerinde ise çoğunluk Demokratlardaydı; Demokratlar: 232, Cumhuriyetçiler: 202. Temsilciler Meclisi başkanlığına Demokrat Nancy Pelosi seçildi.<br />
 <br />
 Her eyalette yürütme kuvvetinin başında bir vali vardır. Eyalet hükûmetleri düzeni koruma, çocuk ve gençlerin eğitimi, yol inşaatı gibi işlere bakar. Federal hükûmet; millî, milletlerarası ve birden fazla eyaleti ilgilendiren meselelerle uğraşır. Vatandaşların günlük hayatını etkileyen kanunlar, şehir ve kasabalardaki polis teşkilatı tarafından uygulanır. FBI diye bilinen Federal Soruşturma Bürosu; eyalet sınırlarını geçen suçluları, federal kanunlara aykırı hareket edenleri araştırır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Federal Hükûmet</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, genel seçimle dört yıllık bir süre için seçilir. Seçilen Başkan, sürenin sonunda bir devre daha seçilebilir. Başkanın Amerika'da doğmuş olması, en az 14 yıl Amerika'da ikamet etmiş olması ve yaşının en az otuz beş olması gerekir. Yılda 200.000 dolar üzerinde maaş ve ilaveten masrafları için de 50.000 dolar alır; fakat bunların toplamı üzerinden gelir vergisi öder. Ayrıca seyahat ve misafir ağırlama masrafı olarak vergiye tabi olmayan 100.000 dolar alır.<br />
 <br />
 Başkan, kongre tarafından onaylanmış bir kanun tasarısını veto eder veya bunu imzalamayı reddederse; kongrenin her iki kanadı tarafından üçte iki oyla alınan bir karar bu vetoyu hükümsüz kılar ve tasarı kanunlaşır. Başkan; federal hâkimleri, büyükelçileri, yüzlerce hükûmet yetkilisini tayin eder. Başkanın ölümü, istifa etmesi veya kalıcı olarak sakatlanması hâlinde görevi seçime kadar başkan yardımcısı yürütür.<br />
 <br />
 Birleşik Amerika Anayasası uyarınca, görev süresi tamamlanmamış bir Başkan, ancak görevi kötüye kullandığı iddiasının, yeterli delile dayanılarak, Temsilciler Meclisinde üyelerin üçte iki çoğunluğunun tasdik etmesi ile görevden alınabilir. Bugüne kadar yalnız bir Amerikan Başkanı görevi kötüye kullanmakla suçlanmıştır. O da 1868'de muhakeme edilerek beraat eden Andrew Jackson'dır. Ancak 1974'te başkan Richard Nixon dâhil, yüksek makamda birçok yetkilinin karıştığı seçim kampanyasında kanun dışı para toplama olayı mahkemeye intikal etti. Watergate olarak adlandırılan bu olayda Nixon, mahkemeye çıkmadan istifa etti ve yerine Gerald Ford geçti.<br />
 <br />
 Yasama kolu olan Kongre; Senato ve Temsilciler Meclisi'nden meydana gelir. Senatörler 6 yıl, Temsilciler Meclisi üyeleri ise iki yıl için seçilirler. Senatör ve Temsilciler aday olmak istedikleri sürece tekrar seçilebilirler.<br />
 <br />
 Elli eyaletin her biri, Kongreye iki senatör gönderir. Senatonun üçte biri, her iki yılda bir seçilir. Senatör seçilmek için adayın otuz yaşını doldurması ve seçilmesinden en az dokuz yıl önce Amerikan vatandaşı olmuş bulunması şarttır.<br />
 <br />
 Temsilciler Meclisinin 435 üyesi vardır. Her eyalet, kendi nüfus oranına göre belli sayıda üyeye sahiptir. Eyaletler aşağı yukarı eşit nüfuslu seçim bölgelerine ayrılır ve her bölgenin seçmenleri Kongreye bir temsilci üye seçer. Bir üyenin en az yirmi beş yaşında ve en az yedi yıllık Amerikan vatandaşı olması gerekir.<br />
 <br />
 Bir tasarının kanun olabilmesi için hem Senato hem de Temsilciler Meclisi tarafından tasdik edilmesi gerekir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dış ilişkiler</span></span><br />
 <br />
 Ülkenin kuruluşundan beri dış siyasetin yönetiminde başlıca söz sahibi Başkan olmuştur. Bununla birlikte, yetkileri sınırsız değildir. Giriştiği taahhütlerin Kongre tarafından tasdik edilmesi gerekir.<br />
 <br />
 Amerika, Birleşmiş Milletler'in Anayasası uyarınca kurulan Kuzey Atlantik Anlaşması Teşkilatı (NATO), Amerika Devletleri Teşkilatı (OAS) gibi bölge savunma gruplarına ve barış ile gelişmeyi destekleyen diğer kuruluşlara da katılmıştır.<br />
 <br />
 Filipin halkının bağımsızlık için verdiği mücadelenin kanlı bir şekilde bastırılmasından başlayarak ABD yönetimleri gizli operasyonlarda, Latin Amerika, Asya ve Orta Doğu'daki savaşlarda yer alarak yabancı topraklardaki çatışmalara müdahale etmektedirler.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Turizm</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler Turizm Örgütünün verilerine göre 2012 yılında kaydedilen 67 milyon turistle Fransa'dan sonra dünyada en çok ziyaret edilen ikinci ülke durumundadır.[22]<br />
 <br />
 Demografi<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nüfus</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri Sayım Bürosu yaklaşık 11,2 milyon yasadışı göçmen de dâhil ülkenin nüfusunu 317.593.000[25] olarak tahmin eder.[26] 1900'lerde yaklaşık 76 milyon olan ABD nüfusu 20. yüzyılda neredeyse dört katına çıktı.[27] Çin ve Hindistan'dan sonra dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesi olan ABD, büyük nüfus artışı beklenen ülkeler arasında büyük ve sanayileşmiş tek ülkedir.[28]<br />
 <br />
 1000 de 13 olan doğum hızı, 35% olan dünya ortalamasının altındadır. Nüfus artışı hızı pozitif 0,9%, birçok gelişmiş ülkeye göre daha yüksektir.[29] 2012 mali yılı içinde, bir milyondan fazla göçmene (çoğu aile birleşimi ile gelen) yasal ikamet hakkı verildi.[30] Meksika 1965 Göç Yasasından beri yeni ikamet edenlerin önde gelen kaynağıdır. Çin, Hindistan ve Filipinler her sene gönderenler arasında ilk dörttedir.[31][32] Dokuz milyon Amerikalı homoseksüel, biseksüel ya da transgenderdir, bu nüfusun en az yüzde dördüne eşittir.[33] 2010 yılında yapılan bir araştırmada erkeklerin yüzde yedisi ve kadınların yüzde sekizi kendini gey, lezbiyen ya da biseksüel olarak tanımladı.[34]<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Göçler</span></span><br />
 <br />
 County'lere göre en büyük soy grupları, 2000<br />
 <br />
 ABD bir göçmenler ülkesidir. Göçmenler tarafından kurulmuş ve gelişmiştir. Hâlâ dünyanın en çok göç alan ülkelerinden birisidir. Amerika Birleşik Devletleri'nin 4 Temmuz 1776'daki bağımsızlığından hemen önce nüfus<br />
 <br />
 New York 19,015,900 New York-Newark-Jersey City, NY-NJ-PA MSA Kuzeydoğu<br />
 2 Los Angeles 12,944,801 Los Angeles–Long Beach–Santa Ana, CA MSA Batı<br />
 3 Chicago 9,504,753 Chicago–Joliet–Naperville, IL–IN–WI MSA Ortabatı<br />
 4 Dallas–Fort Worth 6,526,548 Dallas–Fort Worth–Arlington, TX MSA Güney<br />
 5 Houston 6,086,538 Houston–The Woodlands-Sugar Land MSA Güney<br />
 6 Philadelphia 5,992,414 Philadelphia–Camden–Wilmington, PA–NJ–DE–MD MSA Kuzeydoğu<br />
 7 Washington, DC 5,703,948 Washington, DC–VA–MD–WV MSA Kuzeydoğu<br />
 8 Miami 5,670,125 Miami–Fort Lauderdale–Pompano Beach, FL MSA Güney<br />
 9 Atlanta 5,359,205 Atlanta–Sandy Springs–Marietta, GA MSA Güney<br />
 10 Boston 4,591,112 Boston–Cambridge–Quincy, MA–NH MSA Kuzeydoğu<br />
 11 San Francisco 4,391,037 San Francisco–Oakland–Fremont, CA MSA Batı<br />
 12 San Bernardino-Riverside 4,304,997 San Bernandino–Riverside–Ontario, CA MSA Batı<br />
 13 Detroit 4,285,832 Detroit–Warren–Livonia, MI MSA Ortabatı<br />
 14 Phoenix 4,263,236 Phoenix–Mesa–Glendale, AZ MSA Batı<br />
 15 Seattle 3,500,026 Seattle–Tacoma–Bellevue, WA MSA Batı<br />
 16 Minneapolis–St. Paul 3,318,486 Minneapolis–St. Paul–Bloomington, MN–WI MSA Ortabatı<br />
 17 San Diego 3,140,069 San Diego–Carlsbad–San Marcos, CA MSA Batı<br />
 18 Tampa–St. Petersburg 2,824,724 Tampa–St. Petersburg–Clearwater, FL MSA Güney<br />
 19 St. Louis 2,817,355 St. Louis–St. Charles–Farmington, MO–IL MSA Ortabatı<br />
 20 Baltimore 2,729,110 Baltimore–Towson, MD MSA Kuzeydoğu<br />
 ABD Sayım Bürosunun 2011 yılı verileri baz alınmıştır [36]<br />
 <br />
 yaklaşık 2,5 milyon kadardı (%95 beyaz Avrupa, %5 siyahi Afrika). Bu beyaz nüfusta en büyük pay Almanların ve İskandinav ülkelerinindir (İsveç, Norveç, Danimarka). Bu milletler ilk 3 grubu oluşturmaktaydı (dinî olarak %98 Protestan, %2 Katolik). 1620-1770 yılları arasında bu ilk gelenler karşılıklı evlilikler ve din birliği sayesinde bugün Beyaz Amerikalı dediğimiz (WASP- White, AngloSaxon, Protestan) siyasette ve iş dünyasında hâkim konumda olan Amerikan ulusunun ana çekirdeğini oluşturdular. 2008 yılına kadar seçilen bütün ABD başkanları bu gruba dâhildir.[37]<br />
 <br />
 Günümüz ABD'sinde yaşayan siyahilerin (Afroamerikanlar) çoğu Amerika'ya getirilen kölelerin soyundandır.<br />
 <br />
 1870-1920 yılları arası 2. göç dalgasının oluştuğu yıllardır. Bu yıllarda yukarıda adı geçen devletlerden göçler devam etmektedir; fakat yoğunluk Katolik ve Ortodoks Avrupalılara (İtalyanlar, Yunanlar, Gürcüler, Ermeniler, Ruslar, Lehler, Avusturya-Macaristan, Sırplar) ve İrlandalılara kaymıştır. 1880 yılında nüfus 60 milyona yaklaşmıştır (1950'de %86 beyaz Avrupa, %9 siyahi Afrika, %3 Hispanik (Latin Amerikalı); dinî olarak ise %74 Protestan, %20 Katolik, %3 Musevi, %2 Ortodoks ve %1 Budist). ABD'nin nüfusu 1935'te 100 milyona, 1970'te 200 milyona, 2005'te ise 300 milyona ulaşmıştır.<br />
 <br />
 3. göç dalgası 1970'lerin sonunda başlamıştır ve hâlen sürmektedir. Bu göç dalgası daha çok çeşitlilik göstermektedir. Asya'dan, Ortadoğu'dan, eski komünist ülkelerden, Latin ülkelerinden özellikle Meksika ve Karayipler'den gelen yoğun Hispanik-Latin Amerika göçüdür (yılda yaklaşık 800.000 ila 1,5 milyon arası).<br />
 <br />
 2006 sayımına göre nüfusu 1 milyon ya da üzerinde olan 32 tane grup vardır. 2010 sayımına göre nüfusun çoğunluğu (%63,7) beyaz ve Avrupalı, %16,4'i Hispanik-Latin Amerikalıdır. Nüfusun %12,2'si siyahi Afrika, %4,7'i Asya kökenli, %0,7'si Amerikan yerlisi, %0,2'si pasifik adaları yerlisi, %1,9'u melez ve %0,2'si diğer ırklardır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Diller</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri'nin federal düzeyde resmî dili yoktur. Ancak ülkede en çok kullanılan dil İngilizcedir (Amerikan İngilizcesi). 2010 yılında 5 yaşın üzerinde olan, yaklaşık olarak 230 milyon kişi diğer bir deyişle nüfusun %80'i evlerinde sadece İngilizce konuşmaktadır, bunu %12 ile İspanyolca takip etmektedir. En az 28 eyalette bazı Amerikalılar İngilizcenin resmi dil olmasını savunmaktadırlar.[38]<br />
 <br />
 Hawaii'de eyalet anayasasına göre Hawaii'yice ve İngilizce ortak resmi dillerdir.[39]<br />
 <br />
 İspanyolcanın kullanımı ise Meksika ve Küba'dan gelen göçmenler nedeniyle son yıllarda belli kollarda arttı. Louisiana eyaletinde ise Fransızca kullanılır; çünkü Fransız sömürgeleri burada kurulmuştur.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kolej ve üniversiteler</span></span><br />
 <br />
 Birleşik Amerika'da yükseköğretim 18 yaşında başlar. Ancak yükseköğretimin Birleşik Amerika'ya özgü bir özelliği vardır ki, Avrupa'da rastlanmaz: Üniversitede belli bir alanda uzmanlık öğrenimine başlamadan önce bir kolej aşamasına geçilir. Koleji bitirenlere graduates (diplomalı) olarak bakılır ve -graduate school- da çalışmalarını sürdürürler. Bir Amerikan üniversitesi, genel olarak, bir kolej ile birlikte graduate school'dan oluşur.<br />
 <br />
 Kolej ve üniversitelerin çoğu özeldir ve çeşitli kaynaklardan gelen kaynaklarla yaşarlar. Eski öğrencilerin bağışları, sanayi ve ticarette ün yapmış (Ford, Rockefeller, Carnegi vb.) büyük sermaye sahiplerinin kurduğu fonlarla, asıl okuyacak öğrencilerin ödedikleri paralar, bu kaynakların başında gelir.<br />
 <br />
 Aslında belli bir refah düzeyine gelmiş ailelerin çocuklarını ayrıcalıklı duruma getiren bu sistemin zararları, doğrudan doğruya devletin kurduğu üniversiteler yoluyla bir parça giderilmek istenir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sanat&amp;Edebiyat</span></span><br />
 <br />
 Birleşik Amerika'da büyük bir sanat ve edebiyat faaliyeti vardır. Bir çağdaş Fransız romanından daha az kültürlü ama daha canlı ve daha insani olan Amerikan romanı, dünya edebiyatında sürekli bir yer tutmuştur. Mark Twain ve Henry James'ten günümüze değin ulaşan büyük bir yazarlar kafilesi içinde, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra gelen ve kayıp kuşak adı verilen yazarları (Ernest Hemingway, William Faulkner, Caldwell, John Steinbeck) özellikle hatırlatmak gerekir. Roman, bir Amerikan buluşu olan cep kitabı biçimiyle, büyük okuyucu kitlelerine yayılma fırsatını daha kolay bulabilmiştir. Amerikan edebiyatı, Edgar Allen Poe'dan başlayarak Ezra Pound'a değin şiirde büyük temsilciler yetiştirmiştir. Tiyatronun da, Eugen O'Neill'dan Arthur Miller'a değin soylu temsilcileri olmuştur.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Müzik</span></span><br />
 <br />
 Müzik de Amerikan sanatında popüler konumdadır. Amerikan gençlerinin büyük bir bölümü, bir müzik aletini kullanmayı bilir. Orkestralar hayli yaygındır. Copland, Chadwick, Gershwin gibi bestecilerin temsilcisi oldukları senfonik müziğin yanı sıra, siyahilerin yarattıkları Caz müziğin etkisi büyüktür. Bu etki Amerika ile sınırlı olmayıp dünya çapındadır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sinema</span></span><br />
 <br />
 Hollywood'da merkezleşen sinema aynı zamanda dev bir sanayi halindedir. Milyoner yıldızların çevresinde yıldız olabilmek için yığınla insanın verdiği yer yer dramatik bir mücadeleye rastlanır. Film üretiminde başta gelen Amerikan sineması, genellikle orta düzeydedir. Bununla birlikte batıya doğru ilerleyen kovboyların maceralarını konu alan Westernler ile, görkemli sahnelerin oluşturduğu filmler ve komedi filmleri içinde, sinema tarihine geçenler olmuştur. Amerika'da, sinemanın etkisini, radyo ve özellikle televizyon tamamlar.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Görsel Sanatlar</span></span><br />
 <br />
 Görsel sanatların başında mimarlık gelir. Amerika'nın mimarlığı işlevseldir. Ev kullanışlı ve konforlu olmalıdır. İş yaşamı, büyük gökdelenlerde geçer. Bu gökdelenler içinde gerçek anlamda güzel olanlar vardır. Anıtlar, fazla özgünlüğü olmayan ve genellikle Greko-Romen stilde yapılır.<br />
 <br />
 Amerikan resminde, Avrupa etkisinden kurtulmak çabalarına karşın bu etki hâlen egemendir. Bu durum heykel de aynı şekilde geçerlidir. Avrupa sanatının resim ve heykelde ortaya koyduğu başeserlerin önde gelen alıcısı da yine Birleşik Amerika olmaktadır. Bu durumda zincirleme bir etki yaratarak Birleşik Devletler'de müzeciliğin de gelişmesini sağlamıştır<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Basın</span></span><br />
 <br />
 Basın Birleşik Amerika'da, Avrupa'da olduğundan daha çok önemli bir rol oynar, bunun en iyi örneği Watergate skandalıdır. Yüksek düzeyde birkaç gazetenin dışında kalanlar, yerel ve sporla ilgili haberlere çarpıcı haberlere ayrılmıştır. Gazetelerin çoğu büyük iktisadi kuruluşlarındır bundan ötürü ister istemez sermaye çıkarlarını savunurlar.[40]<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Spor dalları</span></span><br />
 <br />
 Amerikan futbolu açık ara Amerika'daki en popüler spordur. Final organizasyonu olan Super Bowl, dünya çapında milyonlar tarafından izlenmektedir. Basketbol, tenis, buz hokeyi ve beyzbol Amerika'nın diğer popüler sporlarıdır.[41]<br />
 <br />
 Dünyadaki en popüler spor olan futbol ise Amerika'da emekleme aşamasındadır ve 3 seviyesi bulunmaktadır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din</span></span><br />
 <br />
 Din olarak ise, Amerika Birleşik Devletleri'nde toplam; %65 Hristiyan (%43 Protestan, %20 Katolik, %2 Mormon), %26 Dinsiz, %2 Yahudilik, %1 Müslüman, %1 Budist, %1 Hindu %3 diğer dinlerden insan yaşamaktadır.[42]<br />
 <br />
 Şinto, Kaodaizm, Sihizm, Jainizm, Taoizm, Bahailik, Ekankar, Amerikan yerli dini ve Kemetizm gibi diğer pek çok din de Amerika'da temsil<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Birleşik Devletler yönetimindeki topraklar</span></span><br />
 <br />
 Karayip Denizi'nde 9.104 kilometrekarelik bir ada olan Porto Riko, Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlıdır. 3.410.000 nüfusu Amerika Birleşik Devletleri vatandaşıdır. Valilerini ve yasama meclislerini kendileri seçerler.<br />
 Yine Karayip Denizi'ndeki Virgin Adaları 1917 yılında Danimarka'dan satın alınmıştır. Adanın yüz bin nüfusu Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olup valilerini ve tek yasama organı olan senatoyu kendileri seçerler. Virgin Adaları'nda 346 kilometrekare yer tutan 50 küçük ada vardır.<br />
 <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak :</span></span><br />
 <br />
 Wikipedia</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerika Birleşik Devletleri Hakkında Coğrafi Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Amerika Birleşik Devletleri</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri (ABD; İngilizce: United States of America, USA veya U.S.A.), yaygın ismiyle Birleşik Devletler (B.D.; İngilizce: United States, US veya U.S.) ve ya Amerika (İngilizce: America), çoğunlukla orta Kuzey Amerika'da, Kanada ve Meksika arasında bulunan, elli eyalet ve bir federal bölgeden oluşan, federal anayasal cumhuriyet ile yönetilen bir ülke. Yeryüzünün, 9,8 milyon km2 (3,8 milyon sq mi) yüz ölçümü ile üçüncü veya dördüncü en büyük ülkesidir. 328 milyonu aşan nüfusu ile dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesidir. Ülkenin federal bölgesi Washington, DC'dir ve en kalabalık şehri ise New York'tur.<br />
 <br />
 Paleo-Kızılderililer en az 12.000 yıl önce Sibirya üzerinden Kuzey Amerika anakarasına göç ettiler ve 16. yüzyıla gelindiğinde ise Avrupa kolonizasyonu ile karşı karşıya kaldılar. Birleşik Devletler, Doğu Kıyısı boyunca kurulan On Üç Koloni ittifakından doğdu. Büyük Britanya ile olan anlaşmazlıklar, bağımsızlığı sağlayan Amerikan Bağımsızlık Savaşı'na (1775-1783) yol açtı. 18. yüzyılın sonlarında ABD, Kuzey Amerika'da hızlı bir şekilde genişlemeye başladı. Kademeli olarak yeni bölgeler elde etti ve çoğu zaman Yerli Amerikalıları yerlerinden etti ve yeni devleti kabul etmeye zorunlu bıraktılar. 1848'de Birleşik Devletler, kıtanın bir ucundan diğer ucuna kadar yayıldı ve köleliğin ortadan kalkıp kalkmaması tartışması ile başlayan Amerika İç Savaşı'na zemin hazırlandı. İspanyol–Amerikan Savaşı ve I. Dünya Savaşı, ABD'nin dünya gücü olacağının sinyallerini verdi ve II. Dünya Savaşı'nda ise bunu gerçekleştirdi. Soğuk Savaş sırasında Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği çeşitli rekabet yarışlarına katıldı ancak doğrudan askerî çatışma olmadı. Bu yarışlar sonrasında ABD, Ay'a ilk insanları indiren 1969 uzay uçuşuyla, Uzay Yarışı'ndan üstünlük elde etti. Sovyetler Birliği'nin 1991'deki çöküşü Soğuk Savaş'ı sona erdirdi ve ABD'yi dünyanın tek süper gücü yaptı.<br />
 <br />
 Birleşik Devletler, bir federal cumhuriyettir ve çift meclisli bir yasama sistemine sahip olmakla birlikte, üç ayrı hükûmet departmanına sahip temsilî demokrasidir. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (IMF), Amerikan Devletleri Örgütü (OAS), NATO gibi uluslararası kuruluşların kurucu üyesidir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesidir. Ayrıca ABD, uluslararası ekonomik özgürlük, hükûmet yolsuzluğu, yaşam kalitesi ve yüksek eğitim kalitesi ölçütlerinde üst sıralarda yer almaktadır. Gelir ve servet eşitsizliklerine rağmen Amerika Birleşik Devletleri, sosyoekonomik performans ölçümlerinde her defasında üst sıralarda yer almaya devam etmiştir. Irksal ve etnik açıdan en çeşitli toplumlardan birine sahiptir ve nüfusu yüzyıllar süren göçler ile şekillenmiştir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tarih</span></span><br />
 <br />
 Kuzey Amerika'nın ilk sakinlerinin en az 12.000 yıl önce Bering Köprüsü yoluyla Sibirya'dan göçle geldikleri genel olarak kabul edilmiştir; ancak, bazı kanıtlar daha da erken bir yerleşim tarihini göstermektedir.[6][7][8] MÖ 11.000 yılı civarında ortaya çıkan Clovis kültürünün, Amerika'daki insan yerleşiminin ilk dalgasını temsil ettiğine inanılıyor.[9][10] Bu, muhtemelen Kuzey Amerika'ya doğru gerçekleşen üç büyük göç dalgasından ilkiydi; Daha sonraki göç dalgaları ile günümüz Atabaskların, Aleutların ve Eskimoların ataları bölgeye geldi.[11]<br />
 <br />
 Zamanla, Kuzey Amerika'daki yerli kültürler giderek daha komplike hale geldiler ve bazıları güneydoğudaki Kolomb öncesi Mississippi kültürü gibi gelişmiş tarım, mimari ve komplike toplumlar geliştirdi.[12] Kahokya şehir devleti, günümüz Amerika Birleşik Devletleri'ndeki en büyük ve en karmaşık Kolomb öncesi arkeolojik sit alanıdır.[13] Four Corners bölgesinde, Anasazi kültürü, yüzyıllarca süren tarımsal bilgi birikimi ile gelişti.[14] Güney Büyük Göller bölgesinde bulunan İrokua Konfederasyonu, on ikinci ve on beşinci yüzyıllar arasında bir noktada kuruldu.[15] Atlantik kıyısı boyunca, avlanma ve tuzak kurma ile birlikte sınırlı tarım uygulayan önde gelen yerliler Algonkin halklarıydı.<br />
 <br />
 Avrupa ile temas kurulan dönemde Kuzey Amerika'nın yerli nüfusunu tahmin etmek zordur.[16][17] Smithsonian Enstitüsü'nden Douglas H. Ubelaker, güney Atlantik eyaletlerinde 92.916, Körfez eyaletlerinde 473.616 nüfus olduğunu tahmin ediyor,[18] ancak çoğu akademisyen bu rakamı çok düşük olarak görüyor.[16] Antropolog Henry F. Dobyns, Meksika Körfezi kıyılarında yaklaşık 1,1 milyon insanın, Florida ile Massachusetts arasında yaşayan 2,2 milyon kişinin, Mississippi Vadisi ve kollarında 5,2 milyon kişinin ve Florida yarımadası'nda yaklaşık 700.000 kişinin yaşadığını öne sürerek, nüfusun çok daha fazla olduğuna inanıyordu.[16][17]<br />
 <br />
 Amerika'nın 1492'de Avrupalılar tarafından keşfinden sonra İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve İngilizler, buradaki yerli halkların aleyhine toprak sahibi oldular. Avrupalılar, Amerika'daki topraklarını genişlettikten sonra, İngiltere başta olmak üzere çeşitli ülkelerden göçmenler alıp buralara yerleştirerek koloniler kurdular.[19]<br />
 <br />
 18. yüzyıl ortalarında, bu kolonilerin sayısı 13'e yükseldi ve bu On Üç Koloni, Amerika Birleşik Devletleri'nin temelini oluşturdu.<br />
 <br />
 Amerika kıtası, insanlar için yeni olanaklar ve yeni bir hayat sağladı. Daha sonra, bu koloni sistemi sömürgecilik politikasına dönüştü. İngiliz kolonileri, Birleşik Krallık'a endüstri konusunda hizmet ediyordu. İngilizler kolonilerden vergi alıyordu.[20] Koloniler zaman içinde İngiliz devletinden farklı bir kimlik geliştirmeye başladı. Nüfus hızla büyüyor, tarıma dayalı ekonomi gelişiyor, iş adamları ticari hamlelerde bulunuyordu. Dinsel yapıda da çeşitlilik vardı. Avrupa'dan gelenler tutucu bir Protestanlık geliştirmişti.<br />
 <br />
 Yönetimleri de İngilizlerden farklıydı. Kolonilerin her birinde (Pensilvanya dışında), iki yasama meclisi bulunuyordu. Kolonileri temsil eden alt meclisin üyeleri mal sahipleri tarafından seçiliyor, Krallığı temsil eden üst meclis üyeleri ise İngiliz Kralı tarafından tayin ediliyordu. Kolonilerde yaşayanlar aynı zamanda mahkemeler kurmuştu ve İngiliz hukuk sistemini uyguluyordu.<br />
 <br />
 1756-1763 yılları arasında İngiltere'nin Avusturya, Fransa ve Rusya ittifakıyla yaptığı savaşlar (Yedi Yıl Savaşları), İngiliz maliyesi üzerinde ciddi bir yük oluşturmuştu. İngiltere'nin mali yükünü gidermek amacıyla yeni vergiler koyması, Amerika'da kolonilerin tepkisiyle karşılaştı. Koloniler yüksek vergiler ödeyip karşılığında hiçbir şey alamamaktan rahatsızlardı. Çay ihracatına gelen yüksek ek vergiyle koloniler, 18. yüzyıl ortalarından beri hazır oldukları bağımsızlık mücadelesini hayata geçirdiler. Savaşın başlarında George Washington ve Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve özgürlük isteklerini dile getiren Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'ni yayınladı (4 Temmuz 1776). Sonradan 4 Temmuz günü ABD Bağımsızlık Günü olarak kabul edilmiştir.<br />
 <br />
 Altı yıl süren savaş sonunda, George Washington komutasındaki koloni güçleri tarafından yenilgiye uğratılan İngiltere geri çekilmiş ve 1783 yılında Paris antlaşmasıyla 13 koloninin bağımsızlığını kabul etmiştir.[kaynak belirtilmeli] Bağımsızlıklarını ilan eden koloniler, içişlerinde serbest eyaletlerden oluşan Amerika Birleşik Devletleri'ni kurdular (1787). 1789'da anayasanın tamamlanıp onaylanmasıyla yeni bir ulus ve Amerikalı üst kimliği doğdu.<br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri, ülkeyi anayasayla yöneten bir başkanın seçimle iş başına geldiği ilk modern demokratik cumhuriyettir. Bu manada Fransız Devrimi'nin de öncüsü olmuştur. Bu sistem 18. yüzyıl dünyasında eşitlik, insan hakları, adil yargılama ve kuvvetler ayrılığı gibi kavramların gündeme gelmesini sağlamıştır.<br />
 <br />
 ABD doğal kaynaklarının zenginliği, genç ve dinamik bir insan gücüne sahip olması nedeniyle 19. yüzyıl boyunca hızla sanayileşti. Ancak 1861-1865 yılları arasında çıkan Amerikan İç Savaşı ülkeyi parçalanma tehdidi altına soktu. Savaş kuzeydeki eyaletlerin başarısıyla sonuçlandı ve ABD tekrar hızlı bir gelişme dönemine girdi. 20. yüzyıl başlarında çıkan I. Dünya Savaşı'nın İtilaf Devletleri tarafından kazanılmasında önemli bir rol oynadı. II. Dünya Savaşı'nda da Almanya, İtalya ve Japonya'ya karşı başarılar elde eden ABD artık bir süper güç hâline gelmişti.<br />
 <br />
 Bu iki dünya savaşından sonra dünya ülkeleri iki kutba ayrıldı. Soğuk Savaş adıyla anılan bu dönemde ABD NATO örgütü çatısı altında Batı Bloğunun liderliğini üstlenirken Sovyetler Birliği Doğu Bloğu'nun (Varşova Paktı) lideri durumundaydı. Soğuk Savaş yılları boyunca ABD başta Kore Savaşı ve Vietnam Savaşı olmak üzere birçok savaşa katıldı. 1989 yılında Berlin Duvarı'nın yıkılışının ardından Soğuk Savaş sona erdi. 1990 yılında Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi üzerine çıkan I. Körfez Savaşı'nda ABD Irak ordusunu yendi. ABD 1995 ve 1999 yıllarında NATO ülkelerinin yardımıyla Bosna Savaşı'na ve Kosova Savaşı'na müdahale etti. 2001 yılında New York ve Washington, DC gibi büyük ABD kentleri El-Kaide tarafından 11 Eylül saldırılarına sahne oldu. Bu saldırılara yanıt olarak ABD 2001 yılında Afganistan Savaşı'nı ve 2003 yılında da Irak Savaşı'nı başlattı. ABD hükûmeti bu savaşların amacının El-Kaide'nin lideri Usame bin Ladin'in öldürülmesi ve Irak'ta bulunduğu iddia edilen kimyasal silahların ele geçirilmesi olduğunu öne sürmüştür. Savaşlarda çok sayıda El-Kaide mensubuyla, Irak ve Amerikan askerinin yanı sıra, siviller de ölmüştür. Sonuçta Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin idam edilmiş, Usame bin Ladin ise evinde yakalanarak öldürülmüştür.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İklim</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri'nin iklimi sürekli değişkenlik gösterir. Doğu ve batı kıyılarındaki sıradağlar, okyanusların iç kısımların iklimine tesir etmesini önlediğinden, bu kıyı şeritleri hariç bütün ülkede karasal iklim hâkimdir.[21] Ülkenin kuzeyinde ise Kanada'dakine benzer çam ormanları görülebilir.<br />
 <br />
 Orta kısımlar çok yüksek olduğundan, mevsimler arasında pek fazla sıcaklık farkı yoktur. Yaz mevsiminde orta bölgelere alçak basınç hâkim olmasına rağmen, okyanustan gelen nemli hava Apalaş Dağları tarafından engellenmediği için orta bölgeler yaz mevsiminde bol yağış alır. Batı taraflarında ise yağış daha azdır.<br />
 <br />
 Atlas Okyanusu'na kıyısı olan şeridin güney kısmı nispeten yağışlı ve ılıman olmasına rağmen, kuzeyi daha serin olup kışları şiddetli geçer.<br />
 <br />
 Meksika Körfezi'ne bakan güney kısım açık ve düz olduğundan bu kısımlarda tropikal iklim hâkimdir. Burada yazlar sıcak, kışlar ise ılımandır. Her mevsimde bol yağış görülür. Alaska kıyı şeridi, denizden etkilenen bir iklime sahip olmasına rağmen, iç kısımlarında çok şiddetli soğuklar görülür.<br />
 Yönetim biçimi<br />
 Amerika Birleşik Devletleri 50 eyaletten meydana gelen bir federal birliktir. Ulusal hükûmetin merkezi, District of Columbia'dır. Anayasa, ulusal hükûmetin bünyesinin ana hatlarını tespit eder. Yetkileri ile faaliyetlerini belirtir. Kendine has anayasa ve yetkilere sahip olan her eyalet de öteki işlerden sorumludur. Her eyalet; yönetim bakımından şehir, kasaba, nahiye ve köylere ayrılmıştır. Her eyaletin seçimle gelmiş kendi valisi vardır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hükûmet</span></span><br />
 <br />
 Amerika'da hükûmet, halk hükûmetidir; halk tarafından kurulur. Kongre üyeleri, başkan, eyalet yetkilileri, kasaba ve şehirleri yönetenler halk tarafından seçilir. Hâkimler de, doğrudan halk tarafından seçilir veya seçilmiş yetkililer tarafından tayin edilir. Kamu görevlileri, görevlerini iyi yapmadıkları veya kanunları ciddi bir şekilde ihlal ettiklerinde görevden uzaklaştırılabilirler.<br />
 <br />
 Anayasa, kişilerin hak ve hürriyetlerini teminat altına almaktadır. Bu hak ve hürriyetler, 1791'de anayasaya eklenen ve İnsan Hakları Beyannamesi adı verilen ilk on değişiklikte belirtilmektedir.<br />
 <br />
 Anayasa, hükûmetin yetkilerini üçe ayırmıştır: Başında başkan olan yürütme, Senato ve Temsilciler Meclisi olmak üzere kongrenin her iki kanadını ihtiva eden yasama ve başta yüksek mahkeme olmak üzere yargı. Anayasa, her birinin yetkisini sınırlamakta ve birinin gereğinden fazla yetki sahibi olmasını engellemektedir.<br />
 <br />
 Eyalet hükûmetlerinde de sistem, federal hükûmet sisteminin hemen hemen aynısıdır. Genelde ülke yönetiminde Cumhuriyetçiler üstündür. 1993-2001 yılları arasında Demokratlar hem Temsilciler meclisinde hem de Beyaz Saray'da üstünlük kurdular. 2001 ve 2004 seçimlerinde kazanan Cumhuriyetçiler oldu. 2004 seçimlerinde sonuçlar şöyleydi; Cumhuriyetçiler: 232, Demokratlar: 202, Bağımsız: 1. 2006 seçimlerinde ise çoğunluk Demokratlardaydı; Demokratlar: 232, Cumhuriyetçiler: 202. Temsilciler Meclisi başkanlığına Demokrat Nancy Pelosi seçildi.<br />
 <br />
 Her eyalette yürütme kuvvetinin başında bir vali vardır. Eyalet hükûmetleri düzeni koruma, çocuk ve gençlerin eğitimi, yol inşaatı gibi işlere bakar. Federal hükûmet; millî, milletlerarası ve birden fazla eyaleti ilgilendiren meselelerle uğraşır. Vatandaşların günlük hayatını etkileyen kanunlar, şehir ve kasabalardaki polis teşkilatı tarafından uygulanır. FBI diye bilinen Federal Soruşturma Bürosu; eyalet sınırlarını geçen suçluları, federal kanunlara aykırı hareket edenleri araştırır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Federal Hükûmet</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri Başkanı, genel seçimle dört yıllık bir süre için seçilir. Seçilen Başkan, sürenin sonunda bir devre daha seçilebilir. Başkanın Amerika'da doğmuş olması, en az 14 yıl Amerika'da ikamet etmiş olması ve yaşının en az otuz beş olması gerekir. Yılda 200.000 dolar üzerinde maaş ve ilaveten masrafları için de 50.000 dolar alır; fakat bunların toplamı üzerinden gelir vergisi öder. Ayrıca seyahat ve misafir ağırlama masrafı olarak vergiye tabi olmayan 100.000 dolar alır.<br />
 <br />
 Başkan, kongre tarafından onaylanmış bir kanun tasarısını veto eder veya bunu imzalamayı reddederse; kongrenin her iki kanadı tarafından üçte iki oyla alınan bir karar bu vetoyu hükümsüz kılar ve tasarı kanunlaşır. Başkan; federal hâkimleri, büyükelçileri, yüzlerce hükûmet yetkilisini tayin eder. Başkanın ölümü, istifa etmesi veya kalıcı olarak sakatlanması hâlinde görevi seçime kadar başkan yardımcısı yürütür.<br />
 <br />
 Birleşik Amerika Anayasası uyarınca, görev süresi tamamlanmamış bir Başkan, ancak görevi kötüye kullandığı iddiasının, yeterli delile dayanılarak, Temsilciler Meclisinde üyelerin üçte iki çoğunluğunun tasdik etmesi ile görevden alınabilir. Bugüne kadar yalnız bir Amerikan Başkanı görevi kötüye kullanmakla suçlanmıştır. O da 1868'de muhakeme edilerek beraat eden Andrew Jackson'dır. Ancak 1974'te başkan Richard Nixon dâhil, yüksek makamda birçok yetkilinin karıştığı seçim kampanyasında kanun dışı para toplama olayı mahkemeye intikal etti. Watergate olarak adlandırılan bu olayda Nixon, mahkemeye çıkmadan istifa etti ve yerine Gerald Ford geçti.<br />
 <br />
 Yasama kolu olan Kongre; Senato ve Temsilciler Meclisi'nden meydana gelir. Senatörler 6 yıl, Temsilciler Meclisi üyeleri ise iki yıl için seçilirler. Senatör ve Temsilciler aday olmak istedikleri sürece tekrar seçilebilirler.<br />
 <br />
 Elli eyaletin her biri, Kongreye iki senatör gönderir. Senatonun üçte biri, her iki yılda bir seçilir. Senatör seçilmek için adayın otuz yaşını doldurması ve seçilmesinden en az dokuz yıl önce Amerikan vatandaşı olmuş bulunması şarttır.<br />
 <br />
 Temsilciler Meclisinin 435 üyesi vardır. Her eyalet, kendi nüfus oranına göre belli sayıda üyeye sahiptir. Eyaletler aşağı yukarı eşit nüfuslu seçim bölgelerine ayrılır ve her bölgenin seçmenleri Kongreye bir temsilci üye seçer. Bir üyenin en az yirmi beş yaşında ve en az yedi yıllık Amerikan vatandaşı olması gerekir.<br />
 <br />
 Bir tasarının kanun olabilmesi için hem Senato hem de Temsilciler Meclisi tarafından tasdik edilmesi gerekir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dış ilişkiler</span></span><br />
 <br />
 Ülkenin kuruluşundan beri dış siyasetin yönetiminde başlıca söz sahibi Başkan olmuştur. Bununla birlikte, yetkileri sınırsız değildir. Giriştiği taahhütlerin Kongre tarafından tasdik edilmesi gerekir.<br />
 <br />
 Amerika, Birleşmiş Milletler'in Anayasası uyarınca kurulan Kuzey Atlantik Anlaşması Teşkilatı (NATO), Amerika Devletleri Teşkilatı (OAS) gibi bölge savunma gruplarına ve barış ile gelişmeyi destekleyen diğer kuruluşlara da katılmıştır.<br />
 <br />
 Filipin halkının bağımsızlık için verdiği mücadelenin kanlı bir şekilde bastırılmasından başlayarak ABD yönetimleri gizli operasyonlarda, Latin Amerika, Asya ve Orta Doğu'daki savaşlarda yer alarak yabancı topraklardaki çatışmalara müdahale etmektedirler.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Turizm</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler Turizm Örgütünün verilerine göre 2012 yılında kaydedilen 67 milyon turistle Fransa'dan sonra dünyada en çok ziyaret edilen ikinci ülke durumundadır.[22]<br />
 <br />
 Demografi<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nüfus</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri Sayım Bürosu yaklaşık 11,2 milyon yasadışı göçmen de dâhil ülkenin nüfusunu 317.593.000[25] olarak tahmin eder.[26] 1900'lerde yaklaşık 76 milyon olan ABD nüfusu 20. yüzyılda neredeyse dört katına çıktı.[27] Çin ve Hindistan'dan sonra dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesi olan ABD, büyük nüfus artışı beklenen ülkeler arasında büyük ve sanayileşmiş tek ülkedir.[28]<br />
 <br />
 1000 de 13 olan doğum hızı, 35% olan dünya ortalamasının altındadır. Nüfus artışı hızı pozitif 0,9%, birçok gelişmiş ülkeye göre daha yüksektir.[29] 2012 mali yılı içinde, bir milyondan fazla göçmene (çoğu aile birleşimi ile gelen) yasal ikamet hakkı verildi.[30] Meksika 1965 Göç Yasasından beri yeni ikamet edenlerin önde gelen kaynağıdır. Çin, Hindistan ve Filipinler her sene gönderenler arasında ilk dörttedir.[31][32] Dokuz milyon Amerikalı homoseksüel, biseksüel ya da transgenderdir, bu nüfusun en az yüzde dördüne eşittir.[33] 2010 yılında yapılan bir araştırmada erkeklerin yüzde yedisi ve kadınların yüzde sekizi kendini gey, lezbiyen ya da biseksüel olarak tanımladı.[34]<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Göçler</span></span><br />
 <br />
 County'lere göre en büyük soy grupları, 2000<br />
 <br />
 ABD bir göçmenler ülkesidir. Göçmenler tarafından kurulmuş ve gelişmiştir. Hâlâ dünyanın en çok göç alan ülkelerinden birisidir. Amerika Birleşik Devletleri'nin 4 Temmuz 1776'daki bağımsızlığından hemen önce nüfus<br />
 <br />
 New York 19,015,900 New York-Newark-Jersey City, NY-NJ-PA MSA Kuzeydoğu<br />
 2 Los Angeles 12,944,801 Los Angeles–Long Beach–Santa Ana, CA MSA Batı<br />
 3 Chicago 9,504,753 Chicago–Joliet–Naperville, IL–IN–WI MSA Ortabatı<br />
 4 Dallas–Fort Worth 6,526,548 Dallas–Fort Worth–Arlington, TX MSA Güney<br />
 5 Houston 6,086,538 Houston–The Woodlands-Sugar Land MSA Güney<br />
 6 Philadelphia 5,992,414 Philadelphia–Camden–Wilmington, PA–NJ–DE–MD MSA Kuzeydoğu<br />
 7 Washington, DC 5,703,948 Washington, DC–VA–MD–WV MSA Kuzeydoğu<br />
 8 Miami 5,670,125 Miami–Fort Lauderdale–Pompano Beach, FL MSA Güney<br />
 9 Atlanta 5,359,205 Atlanta–Sandy Springs–Marietta, GA MSA Güney<br />
 10 Boston 4,591,112 Boston–Cambridge–Quincy, MA–NH MSA Kuzeydoğu<br />
 11 San Francisco 4,391,037 San Francisco–Oakland–Fremont, CA MSA Batı<br />
 12 San Bernardino-Riverside 4,304,997 San Bernandino–Riverside–Ontario, CA MSA Batı<br />
 13 Detroit 4,285,832 Detroit–Warren–Livonia, MI MSA Ortabatı<br />
 14 Phoenix 4,263,236 Phoenix–Mesa–Glendale, AZ MSA Batı<br />
 15 Seattle 3,500,026 Seattle–Tacoma–Bellevue, WA MSA Batı<br />
 16 Minneapolis–St. Paul 3,318,486 Minneapolis–St. Paul–Bloomington, MN–WI MSA Ortabatı<br />
 17 San Diego 3,140,069 San Diego–Carlsbad–San Marcos, CA MSA Batı<br />
 18 Tampa–St. Petersburg 2,824,724 Tampa–St. Petersburg–Clearwater, FL MSA Güney<br />
 19 St. Louis 2,817,355 St. Louis–St. Charles–Farmington, MO–IL MSA Ortabatı<br />
 20 Baltimore 2,729,110 Baltimore–Towson, MD MSA Kuzeydoğu<br />
 ABD Sayım Bürosunun 2011 yılı verileri baz alınmıştır [36]<br />
 <br />
 yaklaşık 2,5 milyon kadardı (%95 beyaz Avrupa, %5 siyahi Afrika). Bu beyaz nüfusta en büyük pay Almanların ve İskandinav ülkelerinindir (İsveç, Norveç, Danimarka). Bu milletler ilk 3 grubu oluşturmaktaydı (dinî olarak %98 Protestan, %2 Katolik). 1620-1770 yılları arasında bu ilk gelenler karşılıklı evlilikler ve din birliği sayesinde bugün Beyaz Amerikalı dediğimiz (WASP- White, AngloSaxon, Protestan) siyasette ve iş dünyasında hâkim konumda olan Amerikan ulusunun ana çekirdeğini oluşturdular. 2008 yılına kadar seçilen bütün ABD başkanları bu gruba dâhildir.[37]<br />
 <br />
 Günümüz ABD'sinde yaşayan siyahilerin (Afroamerikanlar) çoğu Amerika'ya getirilen kölelerin soyundandır.<br />
 <br />
 1870-1920 yılları arası 2. göç dalgasının oluştuğu yıllardır. Bu yıllarda yukarıda adı geçen devletlerden göçler devam etmektedir; fakat yoğunluk Katolik ve Ortodoks Avrupalılara (İtalyanlar, Yunanlar, Gürcüler, Ermeniler, Ruslar, Lehler, Avusturya-Macaristan, Sırplar) ve İrlandalılara kaymıştır. 1880 yılında nüfus 60 milyona yaklaşmıştır (1950'de %86 beyaz Avrupa, %9 siyahi Afrika, %3 Hispanik (Latin Amerikalı); dinî olarak ise %74 Protestan, %20 Katolik, %3 Musevi, %2 Ortodoks ve %1 Budist). ABD'nin nüfusu 1935'te 100 milyona, 1970'te 200 milyona, 2005'te ise 300 milyona ulaşmıştır.<br />
 <br />
 3. göç dalgası 1970'lerin sonunda başlamıştır ve hâlen sürmektedir. Bu göç dalgası daha çok çeşitlilik göstermektedir. Asya'dan, Ortadoğu'dan, eski komünist ülkelerden, Latin ülkelerinden özellikle Meksika ve Karayipler'den gelen yoğun Hispanik-Latin Amerika göçüdür (yılda yaklaşık 800.000 ila 1,5 milyon arası).<br />
 <br />
 2006 sayımına göre nüfusu 1 milyon ya da üzerinde olan 32 tane grup vardır. 2010 sayımına göre nüfusun çoğunluğu (%63,7) beyaz ve Avrupalı, %16,4'i Hispanik-Latin Amerikalıdır. Nüfusun %12,2'si siyahi Afrika, %4,7'i Asya kökenli, %0,7'si Amerikan yerlisi, %0,2'si pasifik adaları yerlisi, %1,9'u melez ve %0,2'si diğer ırklardır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Diller</span></span><br />
 <br />
 Amerika Birleşik Devletleri'nin federal düzeyde resmî dili yoktur. Ancak ülkede en çok kullanılan dil İngilizcedir (Amerikan İngilizcesi). 2010 yılında 5 yaşın üzerinde olan, yaklaşık olarak 230 milyon kişi diğer bir deyişle nüfusun %80'i evlerinde sadece İngilizce konuşmaktadır, bunu %12 ile İspanyolca takip etmektedir. En az 28 eyalette bazı Amerikalılar İngilizcenin resmi dil olmasını savunmaktadırlar.[38]<br />
 <br />
 Hawaii'de eyalet anayasasına göre Hawaii'yice ve İngilizce ortak resmi dillerdir.[39]<br />
 <br />
 İspanyolcanın kullanımı ise Meksika ve Küba'dan gelen göçmenler nedeniyle son yıllarda belli kollarda arttı. Louisiana eyaletinde ise Fransızca kullanılır; çünkü Fransız sömürgeleri burada kurulmuştur.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kolej ve üniversiteler</span></span><br />
 <br />
 Birleşik Amerika'da yükseköğretim 18 yaşında başlar. Ancak yükseköğretimin Birleşik Amerika'ya özgü bir özelliği vardır ki, Avrupa'da rastlanmaz: Üniversitede belli bir alanda uzmanlık öğrenimine başlamadan önce bir kolej aşamasına geçilir. Koleji bitirenlere graduates (diplomalı) olarak bakılır ve -graduate school- da çalışmalarını sürdürürler. Bir Amerikan üniversitesi, genel olarak, bir kolej ile birlikte graduate school'dan oluşur.<br />
 <br />
 Kolej ve üniversitelerin çoğu özeldir ve çeşitli kaynaklardan gelen kaynaklarla yaşarlar. Eski öğrencilerin bağışları, sanayi ve ticarette ün yapmış (Ford, Rockefeller, Carnegi vb.) büyük sermaye sahiplerinin kurduğu fonlarla, asıl okuyacak öğrencilerin ödedikleri paralar, bu kaynakların başında gelir.<br />
 <br />
 Aslında belli bir refah düzeyine gelmiş ailelerin çocuklarını ayrıcalıklı duruma getiren bu sistemin zararları, doğrudan doğruya devletin kurduğu üniversiteler yoluyla bir parça giderilmek istenir.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sanat&amp;Edebiyat</span></span><br />
 <br />
 Birleşik Amerika'da büyük bir sanat ve edebiyat faaliyeti vardır. Bir çağdaş Fransız romanından daha az kültürlü ama daha canlı ve daha insani olan Amerikan romanı, dünya edebiyatında sürekli bir yer tutmuştur. Mark Twain ve Henry James'ten günümüze değin ulaşan büyük bir yazarlar kafilesi içinde, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra gelen ve kayıp kuşak adı verilen yazarları (Ernest Hemingway, William Faulkner, Caldwell, John Steinbeck) özellikle hatırlatmak gerekir. Roman, bir Amerikan buluşu olan cep kitabı biçimiyle, büyük okuyucu kitlelerine yayılma fırsatını daha kolay bulabilmiştir. Amerikan edebiyatı, Edgar Allen Poe'dan başlayarak Ezra Pound'a değin şiirde büyük temsilciler yetiştirmiştir. Tiyatronun da, Eugen O'Neill'dan Arthur Miller'a değin soylu temsilcileri olmuştur.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Müzik</span></span><br />
 <br />
 Müzik de Amerikan sanatında popüler konumdadır. Amerikan gençlerinin büyük bir bölümü, bir müzik aletini kullanmayı bilir. Orkestralar hayli yaygındır. Copland, Chadwick, Gershwin gibi bestecilerin temsilcisi oldukları senfonik müziğin yanı sıra, siyahilerin yarattıkları Caz müziğin etkisi büyüktür. Bu etki Amerika ile sınırlı olmayıp dünya çapındadır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sinema</span></span><br />
 <br />
 Hollywood'da merkezleşen sinema aynı zamanda dev bir sanayi halindedir. Milyoner yıldızların çevresinde yıldız olabilmek için yığınla insanın verdiği yer yer dramatik bir mücadeleye rastlanır. Film üretiminde başta gelen Amerikan sineması, genellikle orta düzeydedir. Bununla birlikte batıya doğru ilerleyen kovboyların maceralarını konu alan Westernler ile, görkemli sahnelerin oluşturduğu filmler ve komedi filmleri içinde, sinema tarihine geçenler olmuştur. Amerika'da, sinemanın etkisini, radyo ve özellikle televizyon tamamlar.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Görsel Sanatlar</span></span><br />
 <br />
 Görsel sanatların başında mimarlık gelir. Amerika'nın mimarlığı işlevseldir. Ev kullanışlı ve konforlu olmalıdır. İş yaşamı, büyük gökdelenlerde geçer. Bu gökdelenler içinde gerçek anlamda güzel olanlar vardır. Anıtlar, fazla özgünlüğü olmayan ve genellikle Greko-Romen stilde yapılır.<br />
 <br />
 Amerikan resminde, Avrupa etkisinden kurtulmak çabalarına karşın bu etki hâlen egemendir. Bu durum heykel de aynı şekilde geçerlidir. Avrupa sanatının resim ve heykelde ortaya koyduğu başeserlerin önde gelen alıcısı da yine Birleşik Amerika olmaktadır. Bu durumda zincirleme bir etki yaratarak Birleşik Devletler'de müzeciliğin de gelişmesini sağlamıştır<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Basın</span></span><br />
 <br />
 Basın Birleşik Amerika'da, Avrupa'da olduğundan daha çok önemli bir rol oynar, bunun en iyi örneği Watergate skandalıdır. Yüksek düzeyde birkaç gazetenin dışında kalanlar, yerel ve sporla ilgili haberlere çarpıcı haberlere ayrılmıştır. Gazetelerin çoğu büyük iktisadi kuruluşlarındır bundan ötürü ister istemez sermaye çıkarlarını savunurlar.[40]<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Spor dalları</span></span><br />
 <br />
 Amerikan futbolu açık ara Amerika'daki en popüler spordur. Final organizasyonu olan Super Bowl, dünya çapında milyonlar tarafından izlenmektedir. Basketbol, tenis, buz hokeyi ve beyzbol Amerika'nın diğer popüler sporlarıdır.[41]<br />
 <br />
 Dünyadaki en popüler spor olan futbol ise Amerika'da emekleme aşamasındadır ve 3 seviyesi bulunmaktadır.<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Din</span></span><br />
 <br />
 Din olarak ise, Amerika Birleşik Devletleri'nde toplam; %65 Hristiyan (%43 Protestan, %20 Katolik, %2 Mormon), %26 Dinsiz, %2 Yahudilik, %1 Müslüman, %1 Budist, %1 Hindu %3 diğer dinlerden insan yaşamaktadır.[42]<br />
 <br />
 Şinto, Kaodaizm, Sihizm, Jainizm, Taoizm, Bahailik, Ekankar, Amerikan yerli dini ve Kemetizm gibi diğer pek çok din de Amerika'da temsil<br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Birleşik Devletler yönetimindeki topraklar</span></span><br />
 <br />
 Karayip Denizi'nde 9.104 kilometrekarelik bir ada olan Porto Riko, Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlıdır. 3.410.000 nüfusu Amerika Birleşik Devletleri vatandaşıdır. Valilerini ve yasama meclislerini kendileri seçerler.<br />
 Yine Karayip Denizi'ndeki Virgin Adaları 1917 yılında Danimarka'dan satın alınmıştır. Adanın yüz bin nüfusu Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olup valilerini ve tek yasama organı olan senatoyu kendileri seçerler. Virgin Adaları'nda 346 kilometrekare yer tutan 50 küçük ada vardır.<br />
 <br />
 <br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak :</span></span><br />
 <br />
 Wikipedia</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kar Hakkında İlginç Bilgiler]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17057</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jul 2022 13:15:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17057</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- Kar aslında beyaz değildir</span></span><br />
Yukarıdaki paragrafta da kullanmış olduğumuz ‘beyaz örtü’ terimini çok duymuşsunuzdur. Fakat kar aslında beyaz değil şeffaftır. Karın çoğunlukla beyaz görünmesine neden olan şey, kar tanelerinin ışık spektrumundaki renkleri farklı yönlere dağıtmasıdır. Ayrıca kar, toz ve kirlilik nedeni ile farklı renklerde de görünebilir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- Her bir kar tanesi farklı şekle sahiptir</span></span><br />
Kar tanelerinin şeklini ortam sıcaklığı belirler. -2 derece sıcaklıkta sivri ve uzun kristaller oluşurken, -5 derecelik sıcaklık düz, tabak şeklinde kristaller oluşmasına neden olur. Kar tanelerinin düşerken farklı sıcaklıklara maruz kalması, kristalin her bir kolunun farklı şekle sahip olmasına neden olabilir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- Kar tanelerinin merkezi</span></span><br />
Kar taneleri, havadaki toz, polen gibi maddelerin etrafında oluşan kristal yapıdır. Yani havada kendi kendine oluşmaz. Ayrıca sulu kar dediğimiz olay, kar tanelerinin donmuş su damlacıklarının etrafında oluşmasına denir. Bu nedenle doludan tamamen farklıdır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4- Kar tanelerinin büyüklüğü</span></span><br />
Kar taneleri genellikle uzak mesafeden görünmeyecek kadar küçüktür. Fakat bilim insanlarına göre kar tanelerinin 15-30 santimetre çapa sahip olması mümkün. Belki de gezegenin herhangi bir yerinde, tabak büyüklüğünde kar kristalleri keşfedilmeyi bekliyor olabilir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- Kar yağışı ortam sesini etkiler</span></span><br />
Yeni yağmış, yoğunlaşmamış haldeki kar, ses dalgalarını absorbe ettiği için ortamın daha sessiz olmasına neden olur. Bununla birlikte donarak buzlaşmış kar ise ses dalgalarını direkt olarak yansıtacağından ortamın olduğundan daha gürültülü olmasına neden olur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- Kar için geniş bir terimler sözlüğü</span></span><br />
Önce yalanlanmış, ancak daha sonra doğrulanmış bir bilgiye göre Eskimoların kar için 50 farklı terimi bulunuyordu. Glasgow Üniversitesi'ndeki araştırmacılara göre İskoçlar’ın kar ile ilgili olarak toplam 421 terimi bulunuyor. Coğrafi bir dil özelliği olsa gerek…<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7- Her kar fırtınası tipi değildir</span></span><br />
Kar fırtınaları genellikle direkt olarak tipi olarak adlandırılır. Ancak bir kar fırtınasının tipi olarak adlandırılması için görüş mesafesinin 200 metrenin altına inmesi ve rüzgar hızının 48km/s hızı aşmış olması gerekir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- Mars’a da kar yağıyor</span></span><br />
Kızıl gezegen Mars, ince de olsa bir atmosfere sahip. Dahası, gezegenin kuzey ve güney kutuplarında su buzulları bulunuyor. NASA simülasyonlarına göre Mars’ın yaz mevsimlerinde bu kutup noktalarında kar yağışı söz konusu olabiliyor.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9- Karla oynamak insanlara özgü bir huy değil</span></span><br />
Yapılan araştırmalara göre ‘kar maymunu’ olarak da adlandırılan Japon makak maymunları, kartopu yaparak birbirlerine fırlatıyorlar ve yer yer birbirlerinden kar topları çalıyorlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10- Karla uzun süre içli dışlı olmak iyi bir şey değil</span></span><br />
Uzun süre soğuk ve karlı ortamda kalmak, Arktik histeri adı verilen ve hastalık olup olmadığı tam olarak belirlenemeyen bir rahatsızlığa neden oluyor. Bu rahatsızlığa kapılanlar anlamsız şeyler konuşup tekrarlıyor; mantıksız ve tehlikeli olabilecek davranışlarda bulunuyor. Daha da önemlisi sonradan yaptıkları ve konuştukları şeyleri unutuyorlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11- Kardan korkmak psikolojik bir hastalık</span></span><br />
Çocuklukta karla ilgili bir travma yaşamaya bağlı olduğu düşünülen Sinofobi adlı bir psikolojik rahatsızlıkta kişiler, tek tük kar yağmaya başladığında bile karlar altında gömülme korkusu yaşıyorlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12- Bağırarak çığ düşüremezsiniz</span></span><br />
Filmlerin aksine gürültü çıkararak çığ düşürmek pek de mümkün değildir. Bir kayakçının buz üzerine attığı bir adımın çığ düşürme ihtimali, bağırarak çığ düşürme ihtimalinizden fazladır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13- Kar, ısı yalıtkanı bir yapıdır</span></span><br />
Birinci maddede karın şeffaf olduğunu belirtmiştik. Bunun nedeni kar tanelerinin %90-95 oranında hava içeriyor olması. Kar tanelerinde bu denli hava boşluğu bulunması, onları muhteşem bir ısı yalıtkanına dönüştüryor. Eskimoların sıkıştırılmış kar külçelerinden kulübeler inşa etmelerinin nedeni de tam olarak budur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14- Kar için gereken sıcaklık</span></span><br />
Normal şartlarda kar yağması için havanın donma sıcaklığına yakın bir sıcaklığa sahip olması gerekir. Ancak uzun süren yağmurun ardından serinleyen hava, yeryüzünde 6 derecelik bir sıcaklık varken bile kar yağmasını sağlayabilir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15- Kar tanelerinin hızı</span></span><br />
Kar taneleri 1 ile 14 km/s arasında bir hız ile hareket eder. Bu hıza düşüş sırasında topladıkları su miktarı ve rüzgarın yönü de etki eder. Kar tanelerinin oluştukları andan itibaren yeryüzüne ulaşmaları 1 saat kadar sürebilir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1- Kar aslında beyaz değildir</span></span><br />
Yukarıdaki paragrafta da kullanmış olduğumuz ‘beyaz örtü’ terimini çok duymuşsunuzdur. Fakat kar aslında beyaz değil şeffaftır. Karın çoğunlukla beyaz görünmesine neden olan şey, kar tanelerinin ışık spektrumundaki renkleri farklı yönlere dağıtmasıdır. Ayrıca kar, toz ve kirlilik nedeni ile farklı renklerde de görünebilir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2- Her bir kar tanesi farklı şekle sahiptir</span></span><br />
Kar tanelerinin şeklini ortam sıcaklığı belirler. -2 derece sıcaklıkta sivri ve uzun kristaller oluşurken, -5 derecelik sıcaklık düz, tabak şeklinde kristaller oluşmasına neden olur. Kar tanelerinin düşerken farklı sıcaklıklara maruz kalması, kristalin her bir kolunun farklı şekle sahip olmasına neden olabilir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3- Kar tanelerinin merkezi</span></span><br />
Kar taneleri, havadaki toz, polen gibi maddelerin etrafında oluşan kristal yapıdır. Yani havada kendi kendine oluşmaz. Ayrıca sulu kar dediğimiz olay, kar tanelerinin donmuş su damlacıklarının etrafında oluşmasına denir. Bu nedenle doludan tamamen farklıdır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4- Kar tanelerinin büyüklüğü</span></span><br />
Kar taneleri genellikle uzak mesafeden görünmeyecek kadar küçüktür. Fakat bilim insanlarına göre kar tanelerinin 15-30 santimetre çapa sahip olması mümkün. Belki de gezegenin herhangi bir yerinde, tabak büyüklüğünde kar kristalleri keşfedilmeyi bekliyor olabilir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5- Kar yağışı ortam sesini etkiler</span></span><br />
Yeni yağmış, yoğunlaşmamış haldeki kar, ses dalgalarını absorbe ettiği için ortamın daha sessiz olmasına neden olur. Bununla birlikte donarak buzlaşmış kar ise ses dalgalarını direkt olarak yansıtacağından ortamın olduğundan daha gürültülü olmasına neden olur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6- Kar için geniş bir terimler sözlüğü</span></span><br />
Önce yalanlanmış, ancak daha sonra doğrulanmış bir bilgiye göre Eskimoların kar için 50 farklı terimi bulunuyordu. Glasgow Üniversitesi'ndeki araştırmacılara göre İskoçlar’ın kar ile ilgili olarak toplam 421 terimi bulunuyor. Coğrafi bir dil özelliği olsa gerek…<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7- Her kar fırtınası tipi değildir</span></span><br />
Kar fırtınaları genellikle direkt olarak tipi olarak adlandırılır. Ancak bir kar fırtınasının tipi olarak adlandırılması için görüş mesafesinin 200 metrenin altına inmesi ve rüzgar hızının 48km/s hızı aşmış olması gerekir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8- Mars’a da kar yağıyor</span></span><br />
Kızıl gezegen Mars, ince de olsa bir atmosfere sahip. Dahası, gezegenin kuzey ve güney kutuplarında su buzulları bulunuyor. NASA simülasyonlarına göre Mars’ın yaz mevsimlerinde bu kutup noktalarında kar yağışı söz konusu olabiliyor.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9- Karla oynamak insanlara özgü bir huy değil</span></span><br />
Yapılan araştırmalara göre ‘kar maymunu’ olarak da adlandırılan Japon makak maymunları, kartopu yaparak birbirlerine fırlatıyorlar ve yer yer birbirlerinden kar topları çalıyorlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10- Karla uzun süre içli dışlı olmak iyi bir şey değil</span></span><br />
Uzun süre soğuk ve karlı ortamda kalmak, Arktik histeri adı verilen ve hastalık olup olmadığı tam olarak belirlenemeyen bir rahatsızlığa neden oluyor. Bu rahatsızlığa kapılanlar anlamsız şeyler konuşup tekrarlıyor; mantıksız ve tehlikeli olabilecek davranışlarda bulunuyor. Daha da önemlisi sonradan yaptıkları ve konuştukları şeyleri unutuyorlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11- Kardan korkmak psikolojik bir hastalık</span></span><br />
Çocuklukta karla ilgili bir travma yaşamaya bağlı olduğu düşünülen Sinofobi adlı bir psikolojik rahatsızlıkta kişiler, tek tük kar yağmaya başladığında bile karlar altında gömülme korkusu yaşıyorlar.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12- Bağırarak çığ düşüremezsiniz</span></span><br />
Filmlerin aksine gürültü çıkararak çığ düşürmek pek de mümkün değildir. Bir kayakçının buz üzerine attığı bir adımın çığ düşürme ihtimali, bağırarak çığ düşürme ihtimalinizden fazladır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13- Kar, ısı yalıtkanı bir yapıdır</span></span><br />
Birinci maddede karın şeffaf olduğunu belirtmiştik. Bunun nedeni kar tanelerinin %90-95 oranında hava içeriyor olması. Kar tanelerinde bu denli hava boşluğu bulunması, onları muhteşem bir ısı yalıtkanına dönüştüryor. Eskimoların sıkıştırılmış kar külçelerinden kulübeler inşa etmelerinin nedeni de tam olarak budur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14- Kar için gereken sıcaklık</span></span><br />
Normal şartlarda kar yağması için havanın donma sıcaklığına yakın bir sıcaklığa sahip olması gerekir. Ancak uzun süren yağmurun ardından serinleyen hava, yeryüzünde 6 derecelik bir sıcaklık varken bile kar yağmasını sağlayabilir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15- Kar tanelerinin hızı</span></span><br />
Kar taneleri 1 ile 14 km/s arasında bir hız ile hareket eder. Bu hıza düşüş sırasında topladıkları su miktarı ve rüzgarın yönü de etki eder. Kar tanelerinin oluştukları andan itibaren yeryüzüne ulaşmaları 1 saat kadar sürebilir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Gökyüzüne Çıplak Gözle Bakıldığında Neden Gezegenleri Görmeyiz?]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17056</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jul 2022 13:13:00 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17056</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gökyüzüne Çıplak Gözle Bakıldığında Neden Gezegenleri Görmeyiz?</span></span><br />
<br />
Geceleri gökyüzüne baktığımızda yıldızları ve Ay’ı rahatça görebiliyoruz, gündüz ise Güneş’i ancak hiçbir şekilde çıplak gözle gezegenleri gözlemleyemiyoruz. Bu haberimizde bu karmaşık sorunun cevabını siz takipçilerimize vermeye çalışacağız.<br />
<br />
Bunun sebeplerinden biri, Ay’ın kendi başına bir cisim olması ve başka bir nesnenin yansıması olmamasıdır. Aynı karanlıkta bir objeye el feneri tutup görmeniz gibi Ay’ın Güneş’in ışığını yansıtması sebebiyle geceleri Ay’ı görebiliyoruz.<br />
<br />
Yıldızlar da aynı şekilde kendi başlarına birer cisimdir ancak Ay’dan farklı olarak yıldızlar, el fenerini yüzünüze tuttuğunuzda gerçekleşen olay gibi kendi ışıklarını üretirler. Güneş de bir yıldız olduğundan o da bu kategoriye giriyor. Diğer yıldızlardan farkı ise Dünya’ya daha yakın olması.<br />
<br />
Jüpiter, Venüs, Mars, Satürn ve Merkür, sanıldığının aksine Dünya’dan çıplak gözle gözlemlenebilir ancak çok uzak oldukları için birer yıldız gibi görünürler. Aynı Ay’daki durum gibi gezegenler de Güneş ışığını yansıttıkları için böyle gözükür.<br />
<br />
Örnek olarak bir teleskop ya da dürbün yardımıyla Satürn’e bakarsanız onu bir yıldızdan ziyade misket şeklinde gözlemlersiniz ve etrafındaki halkaları da kolayca görebilirsiniz. Yine böyle gözükmesinin sebebi ise Satürn'ün Dünya’ya çok uzak olması.<br />
<br />
Gökyüzüne baktığınızda parıldayan şeylerin bir yıldız mı yoksa gezegen mi olduğunu anlamak istiyorsanız parlayan cisme 15 saniye kadar gözünüzü ayırmadan bakın. Eğer parıldayan ışık yanıp sönüyor gibi geliyorsa bu bir yıldızdır, sabit ışık yansıtıyorsa gezegendir</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Gökyüzüne Çıplak Gözle Bakıldığında Neden Gezegenleri Görmeyiz?</span></span><br />
<br />
Geceleri gökyüzüne baktığımızda yıldızları ve Ay’ı rahatça görebiliyoruz, gündüz ise Güneş’i ancak hiçbir şekilde çıplak gözle gezegenleri gözlemleyemiyoruz. Bu haberimizde bu karmaşık sorunun cevabını siz takipçilerimize vermeye çalışacağız.<br />
<br />
Bunun sebeplerinden biri, Ay’ın kendi başına bir cisim olması ve başka bir nesnenin yansıması olmamasıdır. Aynı karanlıkta bir objeye el feneri tutup görmeniz gibi Ay’ın Güneş’in ışığını yansıtması sebebiyle geceleri Ay’ı görebiliyoruz.<br />
<br />
Yıldızlar da aynı şekilde kendi başlarına birer cisimdir ancak Ay’dan farklı olarak yıldızlar, el fenerini yüzünüze tuttuğunuzda gerçekleşen olay gibi kendi ışıklarını üretirler. Güneş de bir yıldız olduğundan o da bu kategoriye giriyor. Diğer yıldızlardan farkı ise Dünya’ya daha yakın olması.<br />
<br />
Jüpiter, Venüs, Mars, Satürn ve Merkür, sanıldığının aksine Dünya’dan çıplak gözle gözlemlenebilir ancak çok uzak oldukları için birer yıldız gibi görünürler. Aynı Ay’daki durum gibi gezegenler de Güneş ışığını yansıttıkları için böyle gözükür.<br />
<br />
Örnek olarak bir teleskop ya da dürbün yardımıyla Satürn’e bakarsanız onu bir yıldızdan ziyade misket şeklinde gözlemlersiniz ve etrafındaki halkaları da kolayca görebilirsiniz. Yine böyle gözükmesinin sebebi ise Satürn'ün Dünya’ya çok uzak olması.<br />
<br />
Gökyüzüne baktığınızda parıldayan şeylerin bir yıldız mı yoksa gezegen mi olduğunu anlamak istiyorsanız parlayan cisme 15 saniye kadar gözünüzü ayırmadan bakın. Eğer parıldayan ışık yanıp sönüyor gibi geliyorsa bu bir yıldızdır, sabit ışık yansıtıyorsa gezegendir</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ekvator Çizgisi Nedir? Ekvator Çizgisi Hakkında İlginç Bilgiler]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17055</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jul 2022 13:11:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17055</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvator Çizgisi Nedir? Ekvator Çizgisi Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvator Çizgisi nedir?</span></span><br />
<br />
Kutup noktalarından eşit uzaklıktaki noktaları birleştiren ve dünyayı iki eşit parçaya bölen hayali çizgidir. Çevresi yaklaşık 40.000 km'dir. Ekvatorun kuzeyinde kalan yarım küreye Kuzey Yarım Küre, güneyinde kalan yarım küreye ise Güney Yarım Küre denir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvator Çizgisinin Özellikleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
En uzun paraleldir.<br />
Güneşin önünden en hızlı geçen noktaların oluşturduğu paraleldir.<br />
Dünya'nın eksen çevresindeki dönüş hızı Ekvator'da yaklaşık 1670 km/saat'tir.<br />
Güneş ışınlarını 21 Mart ve 23 Eylül'de dik açıyla alır.<br />
Yıl boyunca sıcak olduğundan termik alçak basınç kuşağıdır.<br />
Yükseltici hava hareketleri görüldüğü için bol yağış alır.<br />
Gece ve gündüz süreleri yıl boyunca birbirine eşit ve 12'şer saattir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvator Çizgisi Ekvator Hattı Nedir, Tanımı</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvator çizgisi</span></span><br />
<br />
Paralel (enlem) dairelerinin başlangıcıdır. 0° paraleli dünyayı kuzey ve güney olmak üzere iki yarım küreye ayırır.<br />
<br />
Çizgisel hızın en fazla, yerçekiminin en az olduğu yerdir.<br />
<br />
Ekvator üzerinde meridyenlerin (boylamların) birbirlerine uzaklığı eşit ve 111 km’dir.<br />
<br />
Ekvatorun kuzeyinde bulunan 23°27′ Kuzey enlemi olan Yengeç Dönencesi ve güneyinde bulunan 23°27′ Güney enlemi olan Oğlak <br />
Dönencesi arası ekvatoral bölgedir.<br />
<br />
21 Haziran günü 23°27′ Kuzey enlemi (yengeç dönencesi) güneş ışınlarını tam dik açı ile alır. Yerin eksen eğikliğine ve yıllık hareketine bağlı olarak güneşin tam dik açıyla geldiği alan güneye doğru kaymaya başlar. 23 Eylül günü 0°enlemi olan ekvatora dik gelir ve güneye doğru kaymaya devam eder. 21 Aralıkta ise 23°27′ Güney enlemine (oğlak dönencesi) dik açı ile gelir. Bu tarihten sonra ise kuzeye kaymaya başlar 21 Mart günü ise tekrar ekvatora dik gelir.<br />
<br />
Ekvator enlemi Güneş ışınlarını yılda iki kez tam dik açı ile alır. (21 Mart ve 23 Eylül). Diğer günlerde ise dike yakın açı ile alır. Buna rağmen üzerinde gece ve gündüz süreleri her gün eşittir. Çünkü aydınlanma dairesi her zaman ekvator çizgisini iki eşit parçaya böler.<br />
<br />
Tropikal alçak basınç alanıdır, 30°Kuzey ve 30°Güney enlemlerinde egemen olan subtropikal yüksek basınç alanlarından, ekvatora doğru sürekli rüzgarlar olan Alizeler eser.<br />
<br />
Tropikal iklim sebebiyle her zaman yaz mevsimi yaşanır ve yıl boyu yağışlıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvatorun üzerinden geçtiği ülkeler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrika Kıtasında :</span></span> Gabon, Kongo, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda, Kenya, Somali<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asya Kıtasında :</span></span> Maldivler, Endonezya<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerika Kıtasında : </span></span>Ekvador, Kolombia, Brezilya</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvator Çizgisi Nedir? Ekvator Çizgisi Hakkında İlginç Bilgiler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvator Çizgisi nedir?</span></span><br />
<br />
Kutup noktalarından eşit uzaklıktaki noktaları birleştiren ve dünyayı iki eşit parçaya bölen hayali çizgidir. Çevresi yaklaşık 40.000 km'dir. Ekvatorun kuzeyinde kalan yarım küreye Kuzey Yarım Küre, güneyinde kalan yarım küreye ise Güney Yarım Küre denir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvator Çizgisinin Özellikleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
En uzun paraleldir.<br />
Güneşin önünden en hızlı geçen noktaların oluşturduğu paraleldir.<br />
Dünya'nın eksen çevresindeki dönüş hızı Ekvator'da yaklaşık 1670 km/saat'tir.<br />
Güneş ışınlarını 21 Mart ve 23 Eylül'de dik açıyla alır.<br />
Yıl boyunca sıcak olduğundan termik alçak basınç kuşağıdır.<br />
Yükseltici hava hareketleri görüldüğü için bol yağış alır.<br />
Gece ve gündüz süreleri yıl boyunca birbirine eşit ve 12'şer saattir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvator Çizgisi Ekvator Hattı Nedir, Tanımı</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvator çizgisi</span></span><br />
<br />
Paralel (enlem) dairelerinin başlangıcıdır. 0° paraleli dünyayı kuzey ve güney olmak üzere iki yarım küreye ayırır.<br />
<br />
Çizgisel hızın en fazla, yerçekiminin en az olduğu yerdir.<br />
<br />
Ekvator üzerinde meridyenlerin (boylamların) birbirlerine uzaklığı eşit ve 111 km’dir.<br />
<br />
Ekvatorun kuzeyinde bulunan 23°27′ Kuzey enlemi olan Yengeç Dönencesi ve güneyinde bulunan 23°27′ Güney enlemi olan Oğlak <br />
Dönencesi arası ekvatoral bölgedir.<br />
<br />
21 Haziran günü 23°27′ Kuzey enlemi (yengeç dönencesi) güneş ışınlarını tam dik açı ile alır. Yerin eksen eğikliğine ve yıllık hareketine bağlı olarak güneşin tam dik açıyla geldiği alan güneye doğru kaymaya başlar. 23 Eylül günü 0°enlemi olan ekvatora dik gelir ve güneye doğru kaymaya devam eder. 21 Aralıkta ise 23°27′ Güney enlemine (oğlak dönencesi) dik açı ile gelir. Bu tarihten sonra ise kuzeye kaymaya başlar 21 Mart günü ise tekrar ekvatora dik gelir.<br />
<br />
Ekvator enlemi Güneş ışınlarını yılda iki kez tam dik açı ile alır. (21 Mart ve 23 Eylül). Diğer günlerde ise dike yakın açı ile alır. Buna rağmen üzerinde gece ve gündüz süreleri her gün eşittir. Çünkü aydınlanma dairesi her zaman ekvator çizgisini iki eşit parçaya böler.<br />
<br />
Tropikal alçak basınç alanıdır, 30°Kuzey ve 30°Güney enlemlerinde egemen olan subtropikal yüksek basınç alanlarından, ekvatora doğru sürekli rüzgarlar olan Alizeler eser.<br />
<br />
Tropikal iklim sebebiyle her zaman yaz mevsimi yaşanır ve yıl boyu yağışlıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekvatorun üzerinden geçtiği ülkeler</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Afrika Kıtasında :</span></span> Gabon, Kongo, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda, Kenya, Somali<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Asya Kıtasında :</span></span> Maldivler, Endonezya<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Amerika Kıtasında : </span></span>Ekvador, Kolombia, Brezilya</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kar Yağarken Şimşek Çakması Gök Gürültüsü Neden Olur?]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17054</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jul 2022 13:08:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17054</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar Yağarken Şimşek Çakması Gök Gürültüsü Neden Olur?</span></span><br />
<br />
Kar yağarken şimşek çakması olayı, deniz üzerinde aşırı soğuk havanın olmasından kaynaklanmaktadır. Genellikle denize kıyısı olan bölgelerde yaşanmaktadır.<br />
<br />
<br />
Sıcak deniz üzerinden buharlaşan hava üzerindeki soğuk hava içerisinde hızla yükselmesi ile bulut içerisinde küçük dolu taneleri oluşuyor. Bu doluların bulutun içinde bulunan buz parçalarıyla elektriksel etkileşime geçmesi ile gök gürültüsü oluşuyor.<br />
<br />
<br />
Meteoroloji yetkilileri ise konuya ilişkin açıklamasında, "Gökgürültüsü şimşek ve kar yağışı yadırgandı. Çok soğuk olduğu zaman havada dikine gelişen bulutlar oluşuyor. Bu ilkbaharda yaşanan doğa olayının bir benzeri. Bu nedenle de aynı ilkbahardaki gibi gök gürültüsü meydana geliyor. Kar yağarken şimşek çakmaz diye bilimsel bir kural yok. Bu normal bir olaydır. Korkup endişelenmeye gerek yok" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<br />
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nden iklim bilimci Dr. Öğretim Üyesi Okan Bozyurt, kar yağarken gök gürültüsü ve şimşek çakması olayı hakkında açıklama yaptı.<br />
<br />
<br />
Konuyla ilişkin Bozyurt, kar yağarken gök gürültüsü ve şimşek çakması olayının 'cephesel oraj' olarak adlandırıldığını belirterek nadir görülen bir doğa olayı olduğunu söyledi.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAR YAĞARKEN ŞİMŞEK ÇAKMASININ OLUMSUZ ETKİSİ OLMAZ</span></span><br />
<br />
Kar yağarken şimşek çakmasının olumsuz bir etkisinin olmayacağını vurgulayan Bozyurt, "Bu tür yağışların olumsuz bir etkisi olmaz. Sadece ilginç bir tabiat olayı olarak hafızamızda kalır. Ama bu zaman zaman oluyor. Normal şartlarda nasıldır?<br />
<br />
<br />
Atmosferden çıktıkça sıcaklığın azalması lazım. Fakat bazı durumlarda dediğim gibi ani soğuk hava baskınlarında yani Balkanlar'dan gelen ani soğuk hava baskınlarında özellikle soğuk hava daha ağır olduğu için fizik olarak sıcak havanın altına giriyor. Sıcak havayı aniden yukarı doğru çıkarıyor. Sıcak hava genleşiyor ve hafifleyip yukarı çıkıyor. Dolayısıyla yukarı çıkma esnasında zıt yönlü elektrik akımı meydana geliyor" dedi.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kar Yağarken Şimşek Çakması Gök Gürültüsü Neden Olur?</span></span><br />
<br />
Kar yağarken şimşek çakması olayı, deniz üzerinde aşırı soğuk havanın olmasından kaynaklanmaktadır. Genellikle denize kıyısı olan bölgelerde yaşanmaktadır.<br />
<br />
<br />
Sıcak deniz üzerinden buharlaşan hava üzerindeki soğuk hava içerisinde hızla yükselmesi ile bulut içerisinde küçük dolu taneleri oluşuyor. Bu doluların bulutun içinde bulunan buz parçalarıyla elektriksel etkileşime geçmesi ile gök gürültüsü oluşuyor.<br />
<br />
<br />
Meteoroloji yetkilileri ise konuya ilişkin açıklamasında, "Gökgürültüsü şimşek ve kar yağışı yadırgandı. Çok soğuk olduğu zaman havada dikine gelişen bulutlar oluşuyor. Bu ilkbaharda yaşanan doğa olayının bir benzeri. Bu nedenle de aynı ilkbahardaki gibi gök gürültüsü meydana geliyor. Kar yağarken şimşek çakmaz diye bilimsel bir kural yok. Bu normal bir olaydır. Korkup endişelenmeye gerek yok" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<br />
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü'nden iklim bilimci Dr. Öğretim Üyesi Okan Bozyurt, kar yağarken gök gürültüsü ve şimşek çakması olayı hakkında açıklama yaptı.<br />
<br />
<br />
Konuyla ilişkin Bozyurt, kar yağarken gök gürültüsü ve şimşek çakması olayının 'cephesel oraj' olarak adlandırıldığını belirterek nadir görülen bir doğa olayı olduğunu söyledi.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAR YAĞARKEN ŞİMŞEK ÇAKMASININ OLUMSUZ ETKİSİ OLMAZ</span></span><br />
<br />
Kar yağarken şimşek çakmasının olumsuz bir etkisinin olmayacağını vurgulayan Bozyurt, "Bu tür yağışların olumsuz bir etkisi olmaz. Sadece ilginç bir tabiat olayı olarak hafızamızda kalır. Ama bu zaman zaman oluyor. Normal şartlarda nasıldır?<br />
<br />
<br />
Atmosferden çıktıkça sıcaklığın azalması lazım. Fakat bazı durumlarda dediğim gibi ani soğuk hava baskınlarında yani Balkanlar'dan gelen ani soğuk hava baskınlarında özellikle soğuk hava daha ağır olduğu için fizik olarak sıcak havanın altına giriyor. Sıcak havayı aniden yukarı doğru çıkarıyor. Sıcak hava genleşiyor ve hafifleyip yukarı çıkıyor. Dolayısıyla yukarı çıkma esnasında zıt yönlü elektrik akımı meydana geliyor" dedi.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Mevsim Nedir? Mevsimler Nasıl Oluşur? 4 Mevsimin isimleri Nelerdir?]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17053</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jul 2022 13:07:11 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17053</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsim Nedir? Mevsimler Nasıl Oluşur? 4 Mevsimin isimleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsim nedir?</span></span><br />
Mevsimler Dünyanın güneş etrafında dönmesi sonucunda, gün ve gecelerin uzunluğuna bağlı olarak belirlenen, senenin dört bölümünden her biri. Dönme sonucu ortaya çıkan değişiklik, güneşten alınan ısı miktarının da farklı olmasını doğurur. Mevsimler arası sıcaklık değişmesi, özellikle ılımlı bölgelerde kendisini en fazla gösterirken, ekvatorda bu oldukça azdır. Kutuplar ise daima soğuktur. Ancak sıcaklıkta, mevsimlere bağlı olarak bir değişiklik fark edilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsimler hangileridir ?</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaz Mevsimi</span></span><br />
Yaz, en sıcak mevsimdir. Kuzey Yarım Küre'de en uzun günler yazda gerçekleşir. Dünya ısıyı depo ettiği için en sıcak günler genellikle yaklaşık iki ay sonra ortaya çıkar. Sıcak günler Kuzey Yarım Küre'de 21 Haziran ile 22 Eylül arasında, Güney Yarım Küre'de ise 22 Aralık ile 21 Mart arasındadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonbahar Mevsimi</span></span><br />
Sonbahar, yaz ile kış mevsimleri arasındaki mevsimdir. Kuzey yarım kürede Eylül, Ekim ve Kasım; güney yarım kürede ise, Mart, Nisan ve Mayıs aylarına denk gelir. Gündüzler kısalır, geceler uzar. Güneş, erken batar. Daha az ısı ve ışık verir. Serin, yağmurlu ve rüzgarlı günlerin sayısı artar. Kış mevsiminin habercisidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kış Mevsimi</span></span><br />
Kış, 4 mevsimden biridir. Aralık , Ocak, Şubat, aylarından oluşur. Bu mevsim mevsimlerin en soğuğu olup hava sıcaklığı eksilere doğru düşer ve bu düşmeyle kar ve yağmur yağışı artar. Türkiye'de kış ilk olarak Kuzey Doğu Anadolu Bölgesi'nde başlayarak batıya doğru ilerler.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlkbahar Mevsimi</span></span><br />
İlkbahar veya ilkyaz, doğa döngüsünde kış ile yaz arasındaki mevsimdir. Kuzey yarım kürede Mart ve Haziran arasıdır. İlkbaharda ağaçlar çiçek açar, hava sıcaklığı artmaya başlar. Bu mevsimde karların erimesi ve bol miktarda yağışların yağması ile su yatakları olan dereler, göller, göletler ve barajlar su ile dolar.Güneş, Güneş Sistemi'nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi'nin kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerisindeki hayatın hemen hemen tamamının varolmasını sağlar ve Dünya'nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsimler Nasıl Oluşur ?</span></span><br />
Mevsimler, ekliptik denilen dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinin düzlemiyle dünyanın dönme ekseninin yaptığı açı sonucu ortaya çıkar. Bu sebeple dünyanın güneş etrafındaki hareketi sırasında kuzey ve güney yarım kürelerin yönelmesi değişir. 21 Marttan 23 Eylüle kadar kuzey yarım küre, güneye göre güneşe daha dönüktür ve daha çok güneş tarafından ısıtılır. Bu durum 23 Eylül- 21 Mart arasında tersine döner. Böylece kuzey yarım küresindeki mevsimlere 21 Marttan başlayarak aşağıdaki gibi isim verilmiştir: İlkbahar, 21 Mart-22 Haziran; yaz, 22 Haziran-23 Eylül; sonbahar, 23 Eylül-22 Aralık; kış, 22 Aralık-21 Mart. Güney yarım küresinde mevsimlerin sırası tersine olup, ilkbahar 23 Eylül de başlar.<br />
<br />
Mevsimler Dünya'nın kendi dönüşünün, güneşin etrafında döndüğü yörünge ile aynı hizada dönmemesinden kaynaklanırlar. Böylece yeryüzünden gök'e bakıldığında güneş dünyanın heryerinde farklı bir yükseklikte gökyüzünden geçer.<br />
<br />
"Kuzey-kışı" döneminde dünyanın Güneyküresi güneşe doğru yöneliktir, ve Kuzeyküresi daha az Güneş ışığı alır. "Güney-kışı" döneminde ise dünyanın Kuzeyküresi güneşe yöneliktir ve kuzeyde sıcak mevsimler başlar. Yani dünyanın Kuzeyküresinde Yaz başladığı zaman Güneyküresinde (örneğin Güney Afrika ya da Avustralya'da) kış başlar.<br />
<br />
Dünya'nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu günler mevsim başlangıcı olduğu için Gündönümü adı da verilir. 21 Mart ve 23 Eylül Ekinoks tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran Solsüs tarihleridir.<br />
<br />
Gündönümü tarihleri gündüz sürelerinin uzamaya veya kısalmaya döndüğü tarihlerdir. Ekinoks tarihleri ise güneş ışınlarının Ekvator'a dik düştüğü ve bütün Dünya'da gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu tarihlerdir. Eğer eksen eğikliği olmasaydı, Dünya güneş etrafında dolanırken, güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek, sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek, böylece mevsimler de oluşmayacaktı.<br />
<br />
[attachment=68208]<br />
<br />
[attachment=69499]<br />
<br />
    Kuzey Yarımküre -Güney Yarımküre<br />
    İlkbahar 21 Mart-21 Haziran Sonbahar<br />
    Yaz 21 Haziran- 23 Eylül Kış<br />
    Sonbahar 23 Eylül- 21 Aralık İlkbahar<br />
    Kış 21 Aralık- 21 Mart Yaz<br />
<br />
<br />
Coğrafya konuların arasında yer alan Mevsimler Nasıl Oluşur? konusu oldukça ilgi çekici ve herkesin bilmesi gereken önemli bir husustur. Peki, Mevsimler nasıl oluşur? Mevsimleri oluşmasında etkili faktörler nelerdir?<br />
<br />
Gece gündüzün oluşumu ve Mevsimleri oluşumu birbiri ile bağlantılı hareketlerdir. Dünyanın güneşin etrafında yaptığı yolculuğa yörünge denir. Dünya güneş etrafında yörünge üzerinde yolculuğunu gerçekleştirirken gün ve gece sürelerinde farklılıklar meydana gelir. Bu durum sonucunda da her sene 4 mevsim oluşur.<br />
Mevsimler arası sıcaklık değişimleri Ekvator ve Kutup bölgelerinde çok fazla değişmemektedir. Ekvator daima sıcak, kutuplar ise mevsim fark etmeksizin daima soğuktur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsimler Nasıl Oluşur?</span></span><br />
Mevsimleri oluşumunun tanımı tam olarak şöyle yapılır;<br />
“Dünyanın güneş etrafında yaptığı dönüş sonrasında havanın ısınması ve soğuması mevsimleri oluşturmaktadır. Dünya güneş etrafında dönmesi sonucunda bir açı oluşturur. Oluşan açı da bir nevi mevsimlerin oluşmasını sağlar.”<br />
Gündönümü Nedir? 21 Mart ve 23 Eylül Tarihleri Hakkında Bilgi<br />
Dünyada güneşi sürekli dik açıyla alan bölge Ekvator'dur. Dolayısıyla sürekli yaz ayları yaşanır. Dünya’nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak dört önemli gün karşımıza çıkar. Bu günlere mevsim başlangıcı olduğu için Gündönümü adı da verilir.<br />
21 Mart ve 23 Eylül Ekinoks tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran Solstis tarihleridir. Gündönüm (solstis) tarihleri, gündüz sürelerinin uzamaya veya kısalmaya başladığı; ekinoks tarihleri ise güneş ışınlarının ekvatora dik düştüğü ve bütün dünyada gece ile gündüz sürelerinin eşit olduğu tarihlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekinoks Nedir? Ekinoks Tarihleri Hangileridir</span></span><br />
Ekinoks kelime anlamı olarak “Gece ile gündüzün birbirine eşit olduğu tarih” olarak betimlenmektedir. Ekinoks tarihleri;<br />
21 Mart ve 23 Eylül tarihleri: Güneş tam doğudan doğup tam batıdan batar.<br />
Aynı boylam üzerindeki noktalarda güneş sadece ekinoks günlerinde aynı anda doğar ve batar (12 saat ara ile)<br />
Mevsim Değişikliklerinin Sonucunda Neler Yaşanır?<br />
<br />
    Bazı canlılar daha sıcak bölgelere göç ederler.<br />
    Tarım ve hayvancılık üzerinde etkisi vardır.<br />
    Çiçekler yaz aylarında canlanırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsim Değişiklikleri Olmasaydı Neler Olurdu?</span></span><br />
<br />
    Bölgede tek bir iklim görülürdü<br />
    Tarım alanındaki faaliyetler etkilenirdi.<br />
    Sıcağa veya soğuğa bağlı olarak hastalıklar olurdu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlkbahar Ekinoksu Nedir? 21 Mart İlkbahar Ekinoksu'nda Neler Oluyor?</span></span><br />
<br />
İlkbahar Ekinoksu, gündönümü ve ilkbahar mevsiminin habercisi olarak tanımlanır 21 Mart İlkbahar Ekinoksu bugün gerçekleşti ve sıcaklıklar artmaya başladı. Böylece ilkbaharın başlangıcı olmuş oldu. Dünyaca popüler arama motoru Google'da her yıl olduğu gibi yine bu yıl da ilkhabar gündönümünü unutmayarak anasayfasına bir görsel ile doodle hazırladı. Peki, 21 Mart ilkbahar Ekinoksu nedir? 21 Mart ilkbahar Ekinoksu'nda neler oluyor? Hangi olaylar gerçekleşiyor?<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">21 MART İLKBAHAR EKİNOKSU NEDİR?</span></span><br />
21 Mart İlkbahar Ekinoksu'nda güneş ışınları ekvatora dik açı (90 derece) ile gelmektedir. Bu olayla birlikte gece ve gündüz birbirine eşitlenmekte, hem kuzey hem de güney kutbu aynı anda gündoğumu hattına girmektedir.<br />
<br />
Böylece gün ışığı, her iki yarımküre arasında eşit olarak paylaşılmaktadır. 21 Mart İlkbahar Ekinoksu ile birlikte Güney Yarım Küre'de geceler gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre'de ise gündüzler gecelerden uzun olmaya başlar. Böylece gün ışığı, her iki yarımküre arasında eşit olarak paylaşılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonbahar Ekinoksu Nedir? 21 Mart Sonbahar Ekinoksu'nda Neler Oluyor?</span></span><br />
<br />
Güneş ışınlarının 21 Mart – 23 Eylül tarihlerinde Dünya’ya dik gelmesine ekinoks denilmektedir. Sonbahar ve ilkbahar ekinoksunun özellikleri birbirinden farklıdır ve bu olay Dünya’nın hem kendi ekseninde hem de Güneş’in etrafında dönmesinin sonucunda oluşmaktadır. Ekinoks Türkçede “gece gündüz eşitliği” olarak karşılık bulmuş Fransızca kökenli bir kelimedir.<br />
<br />
Dünya kendi ekseni etrafında dönerken, aynı zamanda Güneş’in etrafında döner. Dünya’nın hareketlerine bağlı olarak gece ve gündüz oluşur. Gece ve gündüz süreleri, yıl içinde sürekli değişkenlik gösterir. Örneğin Türkiye‘de yaz aylarında gündüz süresi oldukça uzunken, kış aylarında gündüz süresi kısalıp geceler uzamaya başlar. İşte gece ile gündüz sürelerinin tüm dünyada eşitlendiği yılda sadece iki gün vardır. Bunlar da 21 Mart ile 23 Eylül ekinoksudur.<br />
<br />
Güneş ışınlarının yıl içinde ekvatora dik olarak geldiği 21 Mart tarihi, Güney yarım küre için sonbaharın; Kuzey yarım küre için ise ilkbaharın başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Kuzey yarım kürede yaşadığımız için bu tarihi biz “ilkbahar ekinoksu” olarak adlandırırız. Bu tarihten sonra bahar gelir, doğa canlanır. Aynı tarih, Güney yarım kürede yazın bitmesine işaret etmektedir. Bu ekinokstan sonra Güneş ışınları Kuzey yarım küreye daha dik açılarla düşmeye başlar ve buna bağlı olarak sıcaklıklar artar. Güney yarım kürede ise bunun tam tersi olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKİNOKSUN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?</span></span><br />
(Ekinoks = Gece, gündüz eşitliği) Bu tarihlerden güneş ışınları. Ekvator'a dik gelir ve Aydınlanma Çemberi kutup noktalarından geçer.<br />
Kuzey Yarımkürede 21 Mart ilkbahar, 23 Eylül sonbaharın başlangıcıdır. Güney Yarımkürede ise, 21 Martta sonbahar 23 Eylülde ilkbahar başlar ve şu olaylar yaşanır.<br />
1. Güneş tam doğudan doğup tam batıdan batar.<br />
2. Aynı boylam üzerindeki noktalarda güneş sadece ekinoks günlerinde aynı anda doğar ve batar (12 saat ara ile)<br />
3. Her iki kutup noktasında da Güneş görülür.<br />
4. Gel-git genliği en fazladır.<br />
5. Ekvator'da cisimlerin gölge boyu sıfır olur.<br />
6. Türkiye'de saat 12.00 'de oluş gölge boyu cismin boyuna en yakındır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONBAHAR EKİNOKSU NEDEN 2 GÜN GECİKİR?</span></span><br />
Dünya’nın yörüngesinin elips olmasından dolayı dünya güneşe bazen yaklaşır, bazen güneşten uzaklaşır. Dünyanın güneşe en yakın olduğu tarih 3 Ocak’tır. Buna Günberi (perihel) denir. En uzakta olduğu tarih ise 4 Temmuz’dur. Buna Günöte (afel) denir. Dünya güneşe yaklaşınca güneşin çekim kuvvetinin artmasıyla dünyanın yörüngedeki hızı artar. Dünya güneşten uzaklaşınca güneşin çekim kuvvetinin azalmasıyla dünyanın yörüngedeki hızı azalır.<br />
Bunun sonucunda; Dünya’nın güneşe yakın olduğu dönemde Dünya’nın yörüngedeki hızı arttığından Şubat ayı 28 gün olur. Dünya’nın yörüngedeki hareketi yavaşladığı zaman Kuzey yarımkürede yaz mevsimi yaşandığı zamandır. Dünya güneşten uzaklaştığı dönemde Dünya’nın yörüngedeki hızı azaldığından Kuzey Yarım Kürede yaz mevsimi iki gün daha uzun olmaktadır. Buna karşılık kış mevsimi ise hızın yüksek olduğu bir devreye rastladığından iki gün kısa sürmektedir.<br />
<br />
Bu nedenle; Dünya’nın yörüngedeki hızı azaldığından eylül ekinoksu 2 gün gecikmeyle 23 Eylül’de gerçekleşir. Kuzey Yarım Kürede yaz mevsimi Güney yarım Kürede kış mevsimi daha uzundur. Kuzey Yarım Kürede ‘de kış mevsimi iki gün kısa olmaktadır.<br />
<br />
Dünya’nın yörüngesinin elips şeklinde olması mevsim sürelerinin farklı olmasında ki temel etkendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dikkat Editör Karoglanin Özel NOTU :</span></span> Hz.Ali Demiştir ki Namaz Kılarken Şu Sağ ayağımın başparmağını mıh(Çivi) ile yere çakasım geliyor demiştir, yani  sağ ayak pergelin sabit ucunu yani Güneşi Temsil eder, diğer ayak ise, pergelin hareketli ucunu, yani dönen dünyayı temsil eder, ve burada asıl olan yaza giderken de, kışa giderken de Güneşi sağımıza almamız gerektiğidir. Dönüşün yönü uzayda ona göredir, yoksa senin benim duruşuma göre değildir..<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Derleme Makalelerim</span></span><br />
<br />
Konunun Üst Bölümü Internetten ALINTIDIR<br />
<br />
Karoglan Makalesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 31.07.2022</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsim Nedir? Mevsimler Nasıl Oluşur? 4 Mevsimin isimleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsim nedir?</span></span><br />
Mevsimler Dünyanın güneş etrafında dönmesi sonucunda, gün ve gecelerin uzunluğuna bağlı olarak belirlenen, senenin dört bölümünden her biri. Dönme sonucu ortaya çıkan değişiklik, güneşten alınan ısı miktarının da farklı olmasını doğurur. Mevsimler arası sıcaklık değişmesi, özellikle ılımlı bölgelerde kendisini en fazla gösterirken, ekvatorda bu oldukça azdır. Kutuplar ise daima soğuktur. Ancak sıcaklıkta, mevsimlere bağlı olarak bir değişiklik fark edilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsimler hangileridir ?</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yaz Mevsimi</span></span><br />
Yaz, en sıcak mevsimdir. Kuzey Yarım Küre'de en uzun günler yazda gerçekleşir. Dünya ısıyı depo ettiği için en sıcak günler genellikle yaklaşık iki ay sonra ortaya çıkar. Sıcak günler Kuzey Yarım Küre'de 21 Haziran ile 22 Eylül arasında, Güney Yarım Küre'de ise 22 Aralık ile 21 Mart arasındadır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonbahar Mevsimi</span></span><br />
Sonbahar, yaz ile kış mevsimleri arasındaki mevsimdir. Kuzey yarım kürede Eylül, Ekim ve Kasım; güney yarım kürede ise, Mart, Nisan ve Mayıs aylarına denk gelir. Gündüzler kısalır, geceler uzar. Güneş, erken batar. Daha az ısı ve ışık verir. Serin, yağmurlu ve rüzgarlı günlerin sayısı artar. Kış mevsiminin habercisidir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kış Mevsimi</span></span><br />
Kış, 4 mevsimden biridir. Aralık , Ocak, Şubat, aylarından oluşur. Bu mevsim mevsimlerin en soğuğu olup hava sıcaklığı eksilere doğru düşer ve bu düşmeyle kar ve yağmur yağışı artar. Türkiye'de kış ilk olarak Kuzey Doğu Anadolu Bölgesi'nde başlayarak batıya doğru ilerler.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlkbahar Mevsimi</span></span><br />
İlkbahar veya ilkyaz, doğa döngüsünde kış ile yaz arasındaki mevsimdir. Kuzey yarım kürede Mart ve Haziran arasıdır. İlkbaharda ağaçlar çiçek açar, hava sıcaklığı artmaya başlar. Bu mevsimde karların erimesi ve bol miktarda yağışların yağması ile su yatakları olan dereler, göller, göletler ve barajlar su ile dolar.Güneş, Güneş Sistemi'nin merkezinde yer alan yıldızdır. Orta büyüklükte olan Güneş tek başına Güneş Sistemi'nin kütlesinin % 99,8'ini oluşturur. Geri kalan kütle Güneş'in çevresinde dönen gezegenler, asteroitler, göktaşları, kuyrukluyıldızlar ve kozmik tozdan oluşur. Günışığı şeklinde Güneş'ten yayılan enerji, fotosentez yoluyla Dünya üzerisindeki hayatın hemen hemen tamamının varolmasını sağlar ve Dünya'nın iklimiyle hava durumunun üzerinde önemli etkilerde bulunur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsimler Nasıl Oluşur ?</span></span><br />
Mevsimler, ekliptik denilen dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinin düzlemiyle dünyanın dönme ekseninin yaptığı açı sonucu ortaya çıkar. Bu sebeple dünyanın güneş etrafındaki hareketi sırasında kuzey ve güney yarım kürelerin yönelmesi değişir. 21 Marttan 23 Eylüle kadar kuzey yarım küre, güneye göre güneşe daha dönüktür ve daha çok güneş tarafından ısıtılır. Bu durum 23 Eylül- 21 Mart arasında tersine döner. Böylece kuzey yarım küresindeki mevsimlere 21 Marttan başlayarak aşağıdaki gibi isim verilmiştir: İlkbahar, 21 Mart-22 Haziran; yaz, 22 Haziran-23 Eylül; sonbahar, 23 Eylül-22 Aralık; kış, 22 Aralık-21 Mart. Güney yarım küresinde mevsimlerin sırası tersine olup, ilkbahar 23 Eylül de başlar.<br />
<br />
Mevsimler Dünya'nın kendi dönüşünün, güneşin etrafında döndüğü yörünge ile aynı hizada dönmemesinden kaynaklanırlar. Böylece yeryüzünden gök'e bakıldığında güneş dünyanın heryerinde farklı bir yükseklikte gökyüzünden geçer.<br />
<br />
"Kuzey-kışı" döneminde dünyanın Güneyküresi güneşe doğru yöneliktir, ve Kuzeyküresi daha az Güneş ışığı alır. "Güney-kışı" döneminde ise dünyanın Kuzeyküresi güneşe yöneliktir ve kuzeyde sıcak mevsimler başlar. Yani dünyanın Kuzeyküresinde Yaz başladığı zaman Güneyküresinde (örneğin Güney Afrika ya da Avustralya'da) kış başlar.<br />
<br />
Dünya'nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak dört önemli gün ortaya çıkar. Bu günler mevsim başlangıcı olduğu için Gündönümü adı da verilir. 21 Mart ve 23 Eylül Ekinoks tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran Solsüs tarihleridir.<br />
<br />
Gündönümü tarihleri gündüz sürelerinin uzamaya veya kısalmaya döndüğü tarihlerdir. Ekinoks tarihleri ise güneş ışınlarının Ekvator'a dik düştüğü ve bütün Dünya'da gece ve gündüz sürelerinin eşit olduğu tarihlerdir. Eğer eksen eğikliği olmasaydı, Dünya güneş etrafında dolanırken, güneş ışınlarının yere düşme açısı değişmeyecek, sıcaklık değişimleri gerçekleşmeyecek, böylece mevsimler de oluşmayacaktı.<br />
<br />
[attachment=68208]<br />
<br />
[attachment=69499]<br />
<br />
    Kuzey Yarımküre -Güney Yarımküre<br />
    İlkbahar 21 Mart-21 Haziran Sonbahar<br />
    Yaz 21 Haziran- 23 Eylül Kış<br />
    Sonbahar 23 Eylül- 21 Aralık İlkbahar<br />
    Kış 21 Aralık- 21 Mart Yaz<br />
<br />
<br />
Coğrafya konuların arasında yer alan Mevsimler Nasıl Oluşur? konusu oldukça ilgi çekici ve herkesin bilmesi gereken önemli bir husustur. Peki, Mevsimler nasıl oluşur? Mevsimleri oluşmasında etkili faktörler nelerdir?<br />
<br />
Gece gündüzün oluşumu ve Mevsimleri oluşumu birbiri ile bağlantılı hareketlerdir. Dünyanın güneşin etrafında yaptığı yolculuğa yörünge denir. Dünya güneş etrafında yörünge üzerinde yolculuğunu gerçekleştirirken gün ve gece sürelerinde farklılıklar meydana gelir. Bu durum sonucunda da her sene 4 mevsim oluşur.<br />
Mevsimler arası sıcaklık değişimleri Ekvator ve Kutup bölgelerinde çok fazla değişmemektedir. Ekvator daima sıcak, kutuplar ise mevsim fark etmeksizin daima soğuktur.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsimler Nasıl Oluşur?</span></span><br />
Mevsimleri oluşumunun tanımı tam olarak şöyle yapılır;<br />
“Dünyanın güneş etrafında yaptığı dönüş sonrasında havanın ısınması ve soğuması mevsimleri oluşturmaktadır. Dünya güneş etrafında dönmesi sonucunda bir açı oluşturur. Oluşan açı da bir nevi mevsimlerin oluşmasını sağlar.”<br />
Gündönümü Nedir? 21 Mart ve 23 Eylül Tarihleri Hakkında Bilgi<br />
Dünyada güneşi sürekli dik açıyla alan bölge Ekvator'dur. Dolayısıyla sürekli yaz ayları yaşanır. Dünya’nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak dört önemli gün karşımıza çıkar. Bu günlere mevsim başlangıcı olduğu için Gündönümü adı da verilir.<br />
21 Mart ve 23 Eylül Ekinoks tarihleri, 21 Aralık ve 21 Haziran Solstis tarihleridir. Gündönüm (solstis) tarihleri, gündüz sürelerinin uzamaya veya kısalmaya başladığı; ekinoks tarihleri ise güneş ışınlarının ekvatora dik düştüğü ve bütün dünyada gece ile gündüz sürelerinin eşit olduğu tarihlerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ekinoks Nedir? Ekinoks Tarihleri Hangileridir</span></span><br />
Ekinoks kelime anlamı olarak “Gece ile gündüzün birbirine eşit olduğu tarih” olarak betimlenmektedir. Ekinoks tarihleri;<br />
21 Mart ve 23 Eylül tarihleri: Güneş tam doğudan doğup tam batıdan batar.<br />
Aynı boylam üzerindeki noktalarda güneş sadece ekinoks günlerinde aynı anda doğar ve batar (12 saat ara ile)<br />
Mevsim Değişikliklerinin Sonucunda Neler Yaşanır?<br />
<br />
    Bazı canlılar daha sıcak bölgelere göç ederler.<br />
    Tarım ve hayvancılık üzerinde etkisi vardır.<br />
    Çiçekler yaz aylarında canlanırlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevsim Değişiklikleri Olmasaydı Neler Olurdu?</span></span><br />
<br />
    Bölgede tek bir iklim görülürdü<br />
    Tarım alanındaki faaliyetler etkilenirdi.<br />
    Sıcağa veya soğuğa bağlı olarak hastalıklar olurdu.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlkbahar Ekinoksu Nedir? 21 Mart İlkbahar Ekinoksu'nda Neler Oluyor?</span></span><br />
<br />
İlkbahar Ekinoksu, gündönümü ve ilkbahar mevsiminin habercisi olarak tanımlanır 21 Mart İlkbahar Ekinoksu bugün gerçekleşti ve sıcaklıklar artmaya başladı. Böylece ilkbaharın başlangıcı olmuş oldu. Dünyaca popüler arama motoru Google'da her yıl olduğu gibi yine bu yıl da ilkhabar gündönümünü unutmayarak anasayfasına bir görsel ile doodle hazırladı. Peki, 21 Mart ilkbahar Ekinoksu nedir? 21 Mart ilkbahar Ekinoksu'nda neler oluyor? Hangi olaylar gerçekleşiyor?<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">21 MART İLKBAHAR EKİNOKSU NEDİR?</span></span><br />
21 Mart İlkbahar Ekinoksu'nda güneş ışınları ekvatora dik açı (90 derece) ile gelmektedir. Bu olayla birlikte gece ve gündüz birbirine eşitlenmekte, hem kuzey hem de güney kutbu aynı anda gündoğumu hattına girmektedir.<br />
<br />
Böylece gün ışığı, her iki yarımküre arasında eşit olarak paylaşılmaktadır. 21 Mart İlkbahar Ekinoksu ile birlikte Güney Yarım Küre'de geceler gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre'de ise gündüzler gecelerden uzun olmaya başlar. Böylece gün ışığı, her iki yarımküre arasında eşit olarak paylaşılmaktadır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sonbahar Ekinoksu Nedir? 21 Mart Sonbahar Ekinoksu'nda Neler Oluyor?</span></span><br />
<br />
Güneş ışınlarının 21 Mart – 23 Eylül tarihlerinde Dünya’ya dik gelmesine ekinoks denilmektedir. Sonbahar ve ilkbahar ekinoksunun özellikleri birbirinden farklıdır ve bu olay Dünya’nın hem kendi ekseninde hem de Güneş’in etrafında dönmesinin sonucunda oluşmaktadır. Ekinoks Türkçede “gece gündüz eşitliği” olarak karşılık bulmuş Fransızca kökenli bir kelimedir.<br />
<br />
Dünya kendi ekseni etrafında dönerken, aynı zamanda Güneş’in etrafında döner. Dünya’nın hareketlerine bağlı olarak gece ve gündüz oluşur. Gece ve gündüz süreleri, yıl içinde sürekli değişkenlik gösterir. Örneğin Türkiye‘de yaz aylarında gündüz süresi oldukça uzunken, kış aylarında gündüz süresi kısalıp geceler uzamaya başlar. İşte gece ile gündüz sürelerinin tüm dünyada eşitlendiği yılda sadece iki gün vardır. Bunlar da 21 Mart ile 23 Eylül ekinoksudur.<br />
<br />
Güneş ışınlarının yıl içinde ekvatora dik olarak geldiği 21 Mart tarihi, Güney yarım küre için sonbaharın; Kuzey yarım küre için ise ilkbaharın başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Kuzey yarım kürede yaşadığımız için bu tarihi biz “ilkbahar ekinoksu” olarak adlandırırız. Bu tarihten sonra bahar gelir, doğa canlanır. Aynı tarih, Güney yarım kürede yazın bitmesine işaret etmektedir. Bu ekinokstan sonra Güneş ışınları Kuzey yarım küreye daha dik açılarla düşmeye başlar ve buna bağlı olarak sıcaklıklar artar. Güney yarım kürede ise bunun tam tersi olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKİNOKSUN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?</span></span><br />
(Ekinoks = Gece, gündüz eşitliği) Bu tarihlerden güneş ışınları. Ekvator'a dik gelir ve Aydınlanma Çemberi kutup noktalarından geçer.<br />
Kuzey Yarımkürede 21 Mart ilkbahar, 23 Eylül sonbaharın başlangıcıdır. Güney Yarımkürede ise, 21 Martta sonbahar 23 Eylülde ilkbahar başlar ve şu olaylar yaşanır.<br />
1. Güneş tam doğudan doğup tam batıdan batar.<br />
2. Aynı boylam üzerindeki noktalarda güneş sadece ekinoks günlerinde aynı anda doğar ve batar (12 saat ara ile)<br />
3. Her iki kutup noktasında da Güneş görülür.<br />
4. Gel-git genliği en fazladır.<br />
5. Ekvator'da cisimlerin gölge boyu sıfır olur.<br />
6. Türkiye'de saat 12.00 'de oluş gölge boyu cismin boyuna en yakındır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONBAHAR EKİNOKSU NEDEN 2 GÜN GECİKİR?</span></span><br />
Dünya’nın yörüngesinin elips olmasından dolayı dünya güneşe bazen yaklaşır, bazen güneşten uzaklaşır. Dünyanın güneşe en yakın olduğu tarih 3 Ocak’tır. Buna Günberi (perihel) denir. En uzakta olduğu tarih ise 4 Temmuz’dur. Buna Günöte (afel) denir. Dünya güneşe yaklaşınca güneşin çekim kuvvetinin artmasıyla dünyanın yörüngedeki hızı artar. Dünya güneşten uzaklaşınca güneşin çekim kuvvetinin azalmasıyla dünyanın yörüngedeki hızı azalır.<br />
Bunun sonucunda; Dünya’nın güneşe yakın olduğu dönemde Dünya’nın yörüngedeki hızı arttığından Şubat ayı 28 gün olur. Dünya’nın yörüngedeki hareketi yavaşladığı zaman Kuzey yarımkürede yaz mevsimi yaşandığı zamandır. Dünya güneşten uzaklaştığı dönemde Dünya’nın yörüngedeki hızı azaldığından Kuzey Yarım Kürede yaz mevsimi iki gün daha uzun olmaktadır. Buna karşılık kış mevsimi ise hızın yüksek olduğu bir devreye rastladığından iki gün kısa sürmektedir.<br />
<br />
Bu nedenle; Dünya’nın yörüngedeki hızı azaldığından eylül ekinoksu 2 gün gecikmeyle 23 Eylül’de gerçekleşir. Kuzey Yarım Kürede yaz mevsimi Güney yarım Kürede kış mevsimi daha uzundur. Kuzey Yarım Kürede ‘de kış mevsimi iki gün kısa olmaktadır.<br />
<br />
Dünya’nın yörüngesinin elips şeklinde olması mevsim sürelerinin farklı olmasında ki temel etkendir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dikkat Editör Karoglanin Özel NOTU :</span></span> Hz.Ali Demiştir ki Namaz Kılarken Şu Sağ ayağımın başparmağını mıh(Çivi) ile yere çakasım geliyor demiştir, yani  sağ ayak pergelin sabit ucunu yani Güneşi Temsil eder, diğer ayak ise, pergelin hareketli ucunu, yani dönen dünyayı temsil eder, ve burada asıl olan yaza giderken de, kışa giderken de Güneşi sağımıza almamız gerektiğidir. Dönüşün yönü uzayda ona göredir, yoksa senin benim duruşuma göre değildir..<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Derleme Makalelerim</span></span><br />
<br />
Konunun Üst Bölümü Internetten ALINTIDIR<br />
<br />
Karoglan Makalesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşit Tunca</span></span><br />
Schrems, 31.07.2022</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Coğrafya Sözlüğü]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17052</link>
			<pubDate>Sun, 31 Jul 2022 12:51:20 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">RasitTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=17052</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AÇIK HAVZA</span></span><br />
Sularını denize veya okyanusa ulaştırabilen akarsu havzaları <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AFEL</span></span><br />
Dünyanın güneşe en uzak olduğu tarih<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AGİK</span></span><br />
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AĞIL</span></span><br />
Davarların barındırıldığı, üstü açık çitle çevrili yer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AĞIZ</span></span><br />
Akarsuyun denize ulaştığı yer<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AKARSU REJİMİ</span></span><br />
Akarsu yatağından su miktarının bir yıl içinde gösterdiği değişim <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALACAKARANLIK</span></span><br />
Gün bitimi ile gecenin başlangıcı arasındaki zaman <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALBEDO</span></span><br />
Bir yüzey üzerine gelen ışının yansıyan ışına oranı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALİZE</span></span><br />
30° enlemlerinden Ekvatora doğru esen sürekli rüzgarlar <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALPİN ÇAYIR</span></span><br />
Yüksek dağlar üzerinde sürekli yeşil kalan bitki topluluğu <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALÜVYON</span></span><br />
Akarsuların taşıdığı malzeme<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANEMOMETRE</span></span><br />
Rüzgar hızını ölçen alet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANIZ</span></span><br />
Ekin biçildikten sonra tarlada kalan sap<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANTEN</span></span><br />
Radyo dalgalarını yada başka enerji sinyallerini gönderip almaya yarayan °°°°l aygıt<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANTİKLİNAL</span></span><br />
Kıvrımlı dağın yükselen kısmı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANTREPO</span></span><br />
Ticari malların belli bir süre için korunduğu yer, depo <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANTROPOJEN BOZKIR</span></span><br />
İnsan tarafından orman örtüsünün tahrip edilmesi sonucu oluşan bozkır <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARKTRİK BÖLGE</span></span><br />
Kuzey kutup bölgesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ASİMİLASYON</span></span><br />
Farklı kültürlerin başka bir kültür içinde eritilmesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ATLAS</span></span><br />
Haritalar takımı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ATOL</span></span><br />
Mercan adası<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AVRUPA BİRLİĞİ</span></span><br />
Avrupa topluluğunun 1993' den sonraki adı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AYSBERG</span></span><br />
Su içinde yüzen buzdağı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAĞIMLI NÜFUS</span></span><br />
Çalışma çağı dışında kalan nüfus <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAKI</span></span><br />
Güneşe dönük olma, güneşe bakma durumu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BANLİYÖ</span></span><br />
Büyük bir şehrin çevresindeki yerleşim alanları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BARKAN</span></span><br />
Hilal biçimindeki kum birikintisi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BEYİN GÖÇÜ</span></span><br />
Yetişmiş nitelikli ve eğitimli nüfusun daha iyi çalışma ve yaşama koşulları nedeniyle dışarıya göç etmesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİOMAS ENERJİ</span></span><br />
Bitkisel ve hayvansal ürünlerden elde edilen enerji<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİYOCOĞRAFYA</span></span><br />
Canlılar coğrafyası<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BOĞAZ</span></span><br />
Dar, dik yamaçlı vadi veya iki denizi birbirine bağlayan su yolu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BOYUN</span></span><br />
İki zirve arasında, dağın en alçak kesimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BOZKIR</span></span><br />
Kurak ve yarı kurak bölgelerin kısa boylu ot örtüsü <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BULVAR</span></span><br />
Ortasında ya da kenarlarında ağaç ve çimen kaplı bir şerit bulunan geniş cadde<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BUZUL</span></span><br />
Bir yamaçtan aşağı yavaşça hareket eden kalın buz tabakası <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">C - Ç</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEPHE</span></span><br />
Farklı karekterdeki hava kütlelerinin karşılaştığı alan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEZİR</span></span><br />
Gelgit sırasında deniz çekilmesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CHARTER TAŞIMACILIĞI</span></span><br />
Düzenli uçuşlara bağlı olmayıp, yolcu isteğine bağlı olarak yapılan dolmuş uçak yolcu taşımacılığı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÇELTİK</span></span><br />
Pirinç yetiştirilen sulak tarla<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÇERNOZYOM</span></span><br />
Kara toprak<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">D</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DALGAKIRAN</span></span><br />
Limanları dalgalardan koruyan uzun setler<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DAVAR</span></span><br />
Koyun keçi gibi küçükbaş hayvanlara verilen ad<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEBİ (Akım)</span></span><br />
Akarsuyun taşıdığı su miktarı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DELTA</span></span><br />
Akarsuların denize ulaştığı yerde denizi doldurarak oluşturduğu üçgen görünümlü ova<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEMOGRAFİ</span></span><br />
Nüfus bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEVAÜLE ETMEK</span></span><br />
Bir ülke parasının diğer ülke paraları karşısındaki değerini düşürmek <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DIŞ TİCARET AÇIĞI</span></span><br />
İthalatın ihracattan fazla olması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİASPORA</span></span><br />
Etnik yada dinsel toplulukların asıl topraklarının dışına dağılması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DOLİN</span></span><br />
Karstik aşındırma şekli, koyak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DOLU</span></span><br />
Yağmur gibi gökyüzünden düşen küçük buz topları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DOLUNAY</span></span><br />
Ay' ın dünyadan görülen yüzünün tümüyle aydınlık olması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÖVİZ</span></span><br />
Yabancı ülke parası <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DRENAJ</span></span><br />
Topraktaki fazla suların akıtılması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">E</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKİNOKS</span></span><br />
Gece gündüz eşitliği (21 Mart - 23 Eylül)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKLİPTİK</span></span><br />
Yörünge düzlemi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKOCOĞRAFYA</span></span><br />
Ekolojiye coğrafi yöntemle yaklaşım, ekolojik coğrafya <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKOLOJİ</span></span><br />
Çevre bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKOSİSTEM</span></span><br />
Belli bir alanda yaşayan ve birbiriyle etkileşim içinde olan canlı topluluğu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKSEN</span></span><br />
Dünya' nın yada başka bir gök cisminin merkezinden geçen ve bir ucundan öbürüne uzanan hayali çizgi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKÜMEN</span></span><br />
Yerleşilmiş alanlar <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ENDEMİK BİTKİ</span></span><br />
Dünyanın sadece belli bir bölgesinde bulunan ve belirli iklim şartlarında yetişen başka yerlerde yetişmeyen bitki <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ENTANSİF TARIM ( İntansif Tarım )</span></span><br />
Modern yöntemlerle yapılan verimi yüksek tarım<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ENTEGRASYON</span></span><br />
Yabancıların kültürel özelliklerini yitirmeden başka toplumlarla bütünleşmesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EPİROJENEZ</span></span><br />
Kıta hareketleri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ERG</span></span><br />
Afrika'da kumlardan oluşan çöllere verilen isim <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EROZYON</span></span><br />
Toprağın kemirilmesi, taşınması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESTUAR</span></span><br />
Gelgitin görüldüğü kıyılarda su basmasına uğrayan akarsu ağzı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EURO</span></span><br />
Avrupa Birliği ülkelerinin para birimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EVRİM</span></span><br />
Zaman içinde değişme<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">F</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FALEZ ( Yalıyar )</span></span><br />
Kıyı dikliği, kıyı uçurumu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FAUNA</span></span><br />
Hayvan topluluğu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FERİBOT</span></span><br />
Arabalar veya vagonlar ile içindeki yolcuları bir yakadan ötekine geçiren gemi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FİYORD</span></span><br />
Buzul aşındırması sonucu oluşan vadilerin deniz suları altında kalmasıyla oluşan girintili çıkıntılı kıyı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FLORA</span></span><br />
Bitki topluluğu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FOSİL</span></span><br />
Kayalar ve toprak içinde bulunan eski canlı kalıntıları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FRİGOFRİK</span></span><br />
Soğutma özelliği olan, soğutucu <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">G</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GAP</span></span><br />
Güneydoğu Anadolu Projesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GARİG</span></span><br />
Akdeniz ikliminin doğal bitki örtüsü makilerin tahrip edildiği yerlerde ortaya çıkan bitki topluluğu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GAYZER</span></span><br />
Fışkıran sıcak su kaynağı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GECEKONDU</span></span><br />
İzinsiz yapılan ve altyapı ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmayan dar gelirli ailelerin yaşadığı barınak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GEÇİCİ YERLEŞME</span></span><br />
Yılın belli bir süresi boyunca kullanılan yerleşim <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GELGİT ( Medcezir )</span></span><br />
Ay' ın çekimi nedeniyle deniz sularının kabarıp çekilmesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GEOİT</span></span><br />
Yer kürenin özgün şekli<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GİDEĞEN</span></span><br />
Bir gölün sularını dışarıya boşaltan akarsu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GLASYE</span></span><br />
Buzul<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GMT</span></span><br />
Greenwich orta saati<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GRABEN</span></span><br />
Çöküntü hendeği<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GRUP VAKTİ</span></span><br />
Güneşin batış anında ortaya çıkan kızıllık, batış anı <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">H</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HABİTAT</span></span><br />
Bir canlının doğal yaşam ortamı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HAMADA</span></span><br />
Afrika'da taşlardan oluşan çöllere verilen isim <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HARA</span></span><br />
Hayvan soylarının iyileştirilmesi için kurulmuş çiftlik<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HASAT</span></span><br />
Tarım ürünlerinin toplanması yada biçilmesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HEKTAR</span></span><br />
10.000 m² 'ye eşit alan ölçüsü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİDROELEKTRİK SANTRAL</span></span><br />
Baraj göllerinden yararlanılarak elektrik enerjisi elde edilen santraller<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİDROSFER</span></span><br />
Su küre<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİNTERLAND</span></span><br />
Bir limanın çevresiyle olan ulaşım bağlantısı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HORST</span></span><br />
Çöküntü hendeklerinin kenarındaki yüksek yer<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HÖRGÜÇ KAYA</span></span><br />
Buzul aşındırmasıyla oluşan deve sırtına benzer kaya<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">I - İ</span></span> <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">IŞIMA</span></span><br />
Yeryüzünün, güneşten aldığı ısıyı geri vermesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İHRACAT</span></span><br />
Dış Satım<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNLANDSİS</span></span><br />
Karalar üzerinde yayılan örtü buzulu, inland:kara, is:buzul <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSKAN</span></span><br />
Yerleşme<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSTİHDAM</span></span><br />
Bir kimseyi bir işte çalıştırma, iş imkanı yaratma <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İTHALAT</span></span><br />
Dış alım<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İZOBAT</span></span><br />
Eş derinlik eğrisi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İZOHİPS</span></span><br />
Eş yükselti eğrisi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İZOTERM</span></span><br />
Eş sıcaklık eğrisi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İZOYET</span></span><br />
Eş yağış eğrisi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">J</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">JEOMORFOLOJİ</span></span><br />
Yer şekli bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">JEOPOLİTİK</span></span><br />
Coğrafya koşullarına göre düzenlenen siyaset<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">JEOTERMAL</span></span><br />
Sıcak su buharı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">[color=#E82A1F]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">K</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KABOTAJ</span></span><br />
Bir ülkenin karasularında yük ve yolcu taşımacılığı hakkı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KALDERA</span></span><br />
Volkan konilerinin patlaması ile oluşan çukurluklar <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KALICI KAR ( Toktağan )</span></span><br />
Yaz ve kış boyunca erimeden kalan kar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KALKER</span></span><br />
Kireç taşı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KANAL</span></span><br />
Akarsuları yada denizleri birbirine bağlayan, doğal yada insan yapısı su yolu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KANO</span></span><br />
Kürekle kullanılan, dar, hafif ve küçük tekne<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KANYON</span></span><br />
Derin ve yamaçları çok dik vadi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAPALI HAVZA</span></span><br />
Sularını denize ulaştıramayan bölge<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAPIZ</span></span><br />
Toroslarda dar ve derin vadi, kanyon <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KARGO</span></span><br />
Bir nevi paket ve yük taşımacılığı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KIRGIBAYIR</span></span><br />
Sel suları ve akarsuların dilik dilik yardığı çıplak yamaçlar <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KISTAK</span></span><br />
Bir yarımadayı karaya bağlayan, iki yanı su ile çevrili dar kara parçası <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KİT</span></span><br />
Kamu İktisadi Teşebbüsleri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KLİMATİZM</span></span><br />
İklimden faydalanmaya dayalı turizm<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KLİMATOLOJİ</span></span><br />
İklim bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KOPENHAG KRİTERLERİ</span></span><br />
AB' ye yeni aday üyelerin uymakla yükümlü olduğu siyasi kriterler <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KRATER</span></span><br />
Yanardağın huni şeklindeki ağzı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KURU TARIM</span></span><br />
Az yağışlı bölgelerde sulama olmaksızın yapılan tarımsal üretim<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">L</span></span> <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LAGÜN</span></span><br />
Deniz kulağı, kıyı gölü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LAPYA</span></span><br />
Karstik kayaçlardaki küçük kanalcıklar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LATERİT</span></span><br />
Nemli tropikal bölgelerin tuğla kırmızısı rengindeki verimsiz toprağı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LEJAND</span></span><br />
Haritaların açıklama anahtarı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LİMNOLOJİ</span></span><br />
Coğrafyanın gölleri inceleyen bilim dalı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LİTOSFER</span></span><br />
Taş küre<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LOKOMOTİF</span></span><br />
Treni hareket ettiren motorun bulunduğu demiryolu taşıtı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LÖS</span></span><br />
Rüzgarın taşıyıp biriktirdiği toprak<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">M</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAAR</span></span><br />
Volkanik patlama çukuru<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAKİ</span></span><br />
Akdeniz ikliminin bitki topluluğu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MANDIRA</span></span><br />
Peynir, yoğurt ve tereyağı üretimi amacı ile yapılan ahır hayvancılığı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MEDYA</span></span><br />
Gazete, dergi, televizyon, radyo, sinema ve internet gibi yazılı görsel, iletişim araçlarının tümü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MENDERES</span></span><br />
Akarsuyun büklüm yaparak akması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MERA</span></span><br />
Hayvan otlatılan yer, otlak <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">METEOR ( Göktaşı )</span></span><br />
Uzaydan dünya' nın yüzeyine düşen kütle <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MİKRO KLİMA</span></span><br />
Küçük iklim bölgeleri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MONOKÜLTÜR</span></span><br />
Tek bir çeşit tarım ürününün geniş alanlarda üretilmesi, tek ürüne dayalı tarım <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MOREN</span></span><br />
Buzul taş<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">N</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NADAS</span></span><br />
Tarlanın bir yıl dinlendirilmesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NARENCİYE</span></span><br />
Turunç, limon, mandalina, greyfurt ve portakal gibi ürünlerin tümüne verilen ad, turunçgiller <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NASA</span></span><br />
ABD ulusal havacılık ve uzay dairesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NAVLUN</span></span><br />
Deniz taşımacılığı karşılığında alınan para<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">O</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OBRUK</span></span><br />
Karstik kayaçlardaki derin doğal kuyular<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OECD</span></span><br />
Uluslar arası İktisadi İşbirliği kalkınma örgütü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OKULLAŞMA ORANI</span></span><br />
Okula devam eden nüfusun,okula devam etmesi gereken nüfusa oranı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OPEC</span></span><br />
Petrol ihraç eden ülkeler örgütü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ORMAN SINIRI</span></span><br />
Düşük sıcaklık veya yağış azlığı nedeniyle ormanın sona erdiği sınır <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OROJENEZ</span></span><br />
Dağ oluşumu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OTOYOL</span></span><br />
Hızlı trafik akışı sağlamak amacı ile yapılan çift yönlü geniş yol <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OZON TABAKASI</span></span><br />
Atmosferin 20 - 25 yükseğinde yeralan ve morötesi ışınların büyük kısmını tutan tabaka <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">P</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARATONER</span></span><br />
Yıldırım savar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PATENT</span></span><br />
Bir buluşun sahipliğini ve kullanımını koruyan belge<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PENEPLEN</span></span><br />
Yontularak düzleşmiş alan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PERİHEL</span></span><br />
Dünyanın güneşe en yakın olduğu tarih<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PEYZAJ</span></span><br />
Görünüş<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PLANKTON</span></span><br />
Deniz suyuyla sürüklenen canlı kalıntıları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PLANÖR</span></span><br />
Motorsuz, yalnız rüzgar yardımıyla uçan uçak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">POLAR HAVA</span></span><br />
Kutuplara yakın bölgelerin soğuk havası <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">POLEN</span></span><br />
Bitkilerin çiçeklerinden çıkan toz şeklindeki tohum <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">POLYE</span></span><br />
Karstik bölgelerdeki erime ovaları, gölova<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">POTAMOLOJİ</span></span><br />
Coğrafyanın akarsuları inceleyen bilim dalı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PROFİL</span></span><br />
Dış uzanış, dış görünüş<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">R</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAFİNERİ</span></span><br />
Ham petrolü işleyen ve farklı ürünlerini ayrıştıran tesis<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAFTİNG</span></span><br />
Eğim kırıklıklarının fazla olduğu eğimli akarsularda şişme bot ve sallarla yapılan su sporu <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAKIM</span></span><br />
Yükseklik<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">REG</span></span><br />
Büyük Sahra Çölünün kuzeyideki ovalara verilen isim <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">REKOLTE</span></span><br />
Bir arazide ekilen üründen elde edilen yıllık toplam tarımsal üretim<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RELİEF</span></span><br />
Yer şekli<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RESİF</span></span><br />
Deniz yüzüne çıkmış mercan kayalar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">REZERV</span></span><br />
Yeraltında bulunan sıvı, gaz ve katı yakıt, mineral ve doğal kaynakların kullanılabilir potansiyeli <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RİCHTER ÖLÇEĞİ</span></span><br />
Amerikalı Charles F.Richter' in depremlerin şiddetini ölçmek için geliştirdiği ölçek<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">S - Ş</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SAĞANAK</span></span><br />
Aniden bastıran şiddetli yağmur<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SAVAN</span></span><br />
Ağaçlı bozkır<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SERA</span></span><br />
Mevsim dışı sebze ve meyve yetiştirmek amacı ile yapılmış cam veya naylonla kapatılmış mekanlar <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SERA ETKİSİ</span></span><br />
Atmosferdeki gazların güneşten gelen enerjiyi emmesi sonucu atmosfer sıcaklığını artırması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SICAKLIK TERSELMESİ</span></span><br />
Özellikle çukur bölgelerde alçak yerlerin daha yüksek yerlere nazaran soğuk olduğu atmosfer olayı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SİRK</span></span><br />
Buz yalağı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SİSMOLOJİ</span></span><br />
Deprem bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SOLSTİS</span></span><br />
Gün dönümü ( 21 Haziran - 21 Aralık )<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONAR</span></span><br />
Ses dalgaları ve yankı aracılığıyla su altındaki cisimlerin yerini saptayan aygıt <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SPEOLOJİ</span></span><br />
Mağara bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SULUSEPKEN</span></span><br />
Karla karışık kısmen donmuş yağmur <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SÜBVANSİYON</span></span><br />
Devlet tarafından toplumun çeşitli kesimlerine yapılan maddi yardımlar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SÜPERNOVA</span></span><br />
Çok büyük bir yıldızın, güneşten milyarlaca kez daha güçlü bir parlamayla patlaması <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞELF</span></span><br />
Denizlerin 200 m' ye kadar olan sığ yerleri<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">T</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TABAN FİYAT</span></span><br />
Resmi kuruluşlar tarafından bir ürün veya mala verilen en düşük değer <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TABAN SEVİYESİ</span></span><br />
Akarsuların deniz, okyanus ve göle döküldüğü en alçak seviye <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TABAN SUYU</span></span><br />
Yer altı suyu <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TAN VAKTİ</span></span><br />
Güneşin doğuş anı, gün ağarması <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKTONİK</span></span><br />
Kırık parçalar halindeki yer katmanlarını inceleyen bilim<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TENÖR</span></span><br />
Maden cevheri içindeki saf °°°°l oranı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TERMALİZM</span></span><br />
Şifalı sulardan faydalanmaya dayalı turizm<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TERMİK SANTRAL</span></span><br />
Katı ve sıvı yakıtları yakarak elektrik enerjisi üreten santraller <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TERMOMETRE</span></span><br />
Sıcaklık ölçer<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TOMBOLO</span></span><br />
Karaya bağlanarak yarım adaya dönüşmüş ada<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TOPOĞRAFYA</span></span><br />
Yerşekli <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TRANSİT</span></span><br />
Gelip geçme<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TRİKOTAJ</span></span><br />
Örme işleri <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TSUNAMİ</span></span><br />
Deprem dalgası<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TURBALIK</span></span><br />
Tabanında çürümüş bitki artıklarından bir katmanın bulunduğu bataklık <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TURFANDA</span></span><br />
Mevsim başında ilk yetişen meyve veya sebze<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">U</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">UZAY MEKİĞİ</span></span><br />
Uzaya bir roketin sırtında fırlatılan ve insan taşıyan taşıt<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">V</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VAHA</span></span><br />
Çölün su bulunan bölümlerindeki yerleşim alanı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VAROŞ</span></span><br />
Şehrin dış mahallesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİYADÜK</span></span><br />
Bir ırmak yada vadi üzerinden geçiş sağlayan yüksek kara yada demiryolu köPage Ranküsü <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Y</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YAĞIŞ REJİMİ</span></span><br />
Yağışların bir yıl boyunca mevsimlere veya aylara göre dağılışı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YENİAY</span></span><br />
Ay' ın dünyadan görülen yüzünün tümüyle karanlık olması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YOĞUNLAŞMA</span></span><br />
Su buharının sıvıya dönüşme süreci<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÖRÜNGE</span></span><br />
Bir gökcisminin başka bir gök cisminin çevresinde dolanırken izlediği yol <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Z</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZEMHERİ</span></span><br />
Kara kış</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AÇIK HAVZA</span></span><br />
Sularını denize veya okyanusa ulaştırabilen akarsu havzaları <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AFEL</span></span><br />
Dünyanın güneşe en uzak olduğu tarih<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AGİK</span></span><br />
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AĞIL</span></span><br />
Davarların barındırıldığı, üstü açık çitle çevrili yer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AĞIZ</span></span><br />
Akarsuyun denize ulaştığı yer<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AKARSU REJİMİ</span></span><br />
Akarsu yatağından su miktarının bir yıl içinde gösterdiği değişim <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALACAKARANLIK</span></span><br />
Gün bitimi ile gecenin başlangıcı arasındaki zaman <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALBEDO</span></span><br />
Bir yüzey üzerine gelen ışının yansıyan ışına oranı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALİZE</span></span><br />
30° enlemlerinden Ekvatora doğru esen sürekli rüzgarlar <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALPİN ÇAYIR</span></span><br />
Yüksek dağlar üzerinde sürekli yeşil kalan bitki topluluğu <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ALÜVYON</span></span><br />
Akarsuların taşıdığı malzeme<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANEMOMETRE</span></span><br />
Rüzgar hızını ölçen alet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANIZ</span></span><br />
Ekin biçildikten sonra tarlada kalan sap<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANTEN</span></span><br />
Radyo dalgalarını yada başka enerji sinyallerini gönderip almaya yarayan °°°°l aygıt<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANTİKLİNAL</span></span><br />
Kıvrımlı dağın yükselen kısmı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANTREPO</span></span><br />
Ticari malların belli bir süre için korunduğu yer, depo <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ANTROPOJEN BOZKIR</span></span><br />
İnsan tarafından orman örtüsünün tahrip edilmesi sonucu oluşan bozkır <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ARKTRİK BÖLGE</span></span><br />
Kuzey kutup bölgesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ASİMİLASYON</span></span><br />
Farklı kültürlerin başka bir kültür içinde eritilmesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ATLAS</span></span><br />
Haritalar takımı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ATOL</span></span><br />
Mercan adası<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AVRUPA BİRLİĞİ</span></span><br />
Avrupa topluluğunun 1993' den sonraki adı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">AYSBERG</span></span><br />
Su içinde yüzen buzdağı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAĞIMLI NÜFUS</span></span><br />
Çalışma çağı dışında kalan nüfus <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BAKI</span></span><br />
Güneşe dönük olma, güneşe bakma durumu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BANLİYÖ</span></span><br />
Büyük bir şehrin çevresindeki yerleşim alanları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BARKAN</span></span><br />
Hilal biçimindeki kum birikintisi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BEYİN GÖÇÜ</span></span><br />
Yetişmiş nitelikli ve eğitimli nüfusun daha iyi çalışma ve yaşama koşulları nedeniyle dışarıya göç etmesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİOMAS ENERJİ</span></span><br />
Bitkisel ve hayvansal ürünlerden elde edilen enerji<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BİYOCOĞRAFYA</span></span><br />
Canlılar coğrafyası<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BOĞAZ</span></span><br />
Dar, dik yamaçlı vadi veya iki denizi birbirine bağlayan su yolu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BOYUN</span></span><br />
İki zirve arasında, dağın en alçak kesimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BOZKIR</span></span><br />
Kurak ve yarı kurak bölgelerin kısa boylu ot örtüsü <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BULVAR</span></span><br />
Ortasında ya da kenarlarında ağaç ve çimen kaplı bir şerit bulunan geniş cadde<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">BUZUL</span></span><br />
Bir yamaçtan aşağı yavaşça hareket eden kalın buz tabakası <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">C - Ç</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEPHE</span></span><br />
Farklı karekterdeki hava kütlelerinin karşılaştığı alan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEZİR</span></span><br />
Gelgit sırasında deniz çekilmesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CHARTER TAŞIMACILIĞI</span></span><br />
Düzenli uçuşlara bağlı olmayıp, yolcu isteğine bağlı olarak yapılan dolmuş uçak yolcu taşımacılığı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÇELTİK</span></span><br />
Pirinç yetiştirilen sulak tarla<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ÇERNOZYOM</span></span><br />
Kara toprak<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">D</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DALGAKIRAN</span></span><br />
Limanları dalgalardan koruyan uzun setler<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DAVAR</span></span><br />
Koyun keçi gibi küçükbaş hayvanlara verilen ad<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEBİ (Akım)</span></span><br />
Akarsuyun taşıdığı su miktarı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DELTA</span></span><br />
Akarsuların denize ulaştığı yerde denizi doldurarak oluşturduğu üçgen görünümlü ova<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEMOGRAFİ</span></span><br />
Nüfus bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DEVAÜLE ETMEK</span></span><br />
Bir ülke parasının diğer ülke paraları karşısındaki değerini düşürmek <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DIŞ TİCARET AÇIĞI</span></span><br />
İthalatın ihracattan fazla olması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DİASPORA</span></span><br />
Etnik yada dinsel toplulukların asıl topraklarının dışına dağılması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DOLİN</span></span><br />
Karstik aşındırma şekli, koyak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DOLU</span></span><br />
Yağmur gibi gökyüzünden düşen küçük buz topları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DOLUNAY</span></span><br />
Ay' ın dünyadan görülen yüzünün tümüyle aydınlık olması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DÖVİZ</span></span><br />
Yabancı ülke parası <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">DRENAJ</span></span><br />
Topraktaki fazla suların akıtılması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">E</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKİNOKS</span></span><br />
Gece gündüz eşitliği (21 Mart - 23 Eylül)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKLİPTİK</span></span><br />
Yörünge düzlemi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKOCOĞRAFYA</span></span><br />
Ekolojiye coğrafi yöntemle yaklaşım, ekolojik coğrafya <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKOLOJİ</span></span><br />
Çevre bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKOSİSTEM</span></span><br />
Belli bir alanda yaşayan ve birbiriyle etkileşim içinde olan canlı topluluğu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKSEN</span></span><br />
Dünya' nın yada başka bir gök cisminin merkezinden geçen ve bir ucundan öbürüne uzanan hayali çizgi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EKÜMEN</span></span><br />
Yerleşilmiş alanlar <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ENDEMİK BİTKİ</span></span><br />
Dünyanın sadece belli bir bölgesinde bulunan ve belirli iklim şartlarında yetişen başka yerlerde yetişmeyen bitki <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ENTANSİF TARIM ( İntansif Tarım )</span></span><br />
Modern yöntemlerle yapılan verimi yüksek tarım<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ENTEGRASYON</span></span><br />
Yabancıların kültürel özelliklerini yitirmeden başka toplumlarla bütünleşmesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EPİROJENEZ</span></span><br />
Kıta hareketleri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ERG</span></span><br />
Afrika'da kumlardan oluşan çöllere verilen isim <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EROZYON</span></span><br />
Toprağın kemirilmesi, taşınması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ESTUAR</span></span><br />
Gelgitin görüldüğü kıyılarda su basmasına uğrayan akarsu ağzı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EURO</span></span><br />
Avrupa Birliği ülkelerinin para birimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">EVRİM</span></span><br />
Zaman içinde değişme<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">F</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FALEZ ( Yalıyar )</span></span><br />
Kıyı dikliği, kıyı uçurumu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FAUNA</span></span><br />
Hayvan topluluğu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FERİBOT</span></span><br />
Arabalar veya vagonlar ile içindeki yolcuları bir yakadan ötekine geçiren gemi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FİYORD</span></span><br />
Buzul aşındırması sonucu oluşan vadilerin deniz suları altında kalmasıyla oluşan girintili çıkıntılı kıyı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FLORA</span></span><br />
Bitki topluluğu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FOSİL</span></span><br />
Kayalar ve toprak içinde bulunan eski canlı kalıntıları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">FRİGOFRİK</span></span><br />
Soğutma özelliği olan, soğutucu <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">G</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GAP</span></span><br />
Güneydoğu Anadolu Projesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GARİG</span></span><br />
Akdeniz ikliminin doğal bitki örtüsü makilerin tahrip edildiği yerlerde ortaya çıkan bitki topluluğu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GAYZER</span></span><br />
Fışkıran sıcak su kaynağı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GECEKONDU</span></span><br />
İzinsiz yapılan ve altyapı ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmayan dar gelirli ailelerin yaşadığı barınak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GEÇİCİ YERLEŞME</span></span><br />
Yılın belli bir süresi boyunca kullanılan yerleşim <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GELGİT ( Medcezir )</span></span><br />
Ay' ın çekimi nedeniyle deniz sularının kabarıp çekilmesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GEOİT</span></span><br />
Yer kürenin özgün şekli<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GİDEĞEN</span></span><br />
Bir gölün sularını dışarıya boşaltan akarsu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GLASYE</span></span><br />
Buzul<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GMT</span></span><br />
Greenwich orta saati<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GRABEN</span></span><br />
Çöküntü hendeği<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">GRUP VAKTİ</span></span><br />
Güneşin batış anında ortaya çıkan kızıllık, batış anı <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">H</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HABİTAT</span></span><br />
Bir canlının doğal yaşam ortamı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HAMADA</span></span><br />
Afrika'da taşlardan oluşan çöllere verilen isim <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HARA</span></span><br />
Hayvan soylarının iyileştirilmesi için kurulmuş çiftlik<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HASAT</span></span><br />
Tarım ürünlerinin toplanması yada biçilmesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HEKTAR</span></span><br />
10.000 m² 'ye eşit alan ölçüsü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİDROELEKTRİK SANTRAL</span></span><br />
Baraj göllerinden yararlanılarak elektrik enerjisi elde edilen santraller<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİDROSFER</span></span><br />
Su küre<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HİNTERLAND</span></span><br />
Bir limanın çevresiyle olan ulaşım bağlantısı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HORST</span></span><br />
Çöküntü hendeklerinin kenarındaki yüksek yer<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">HÖRGÜÇ KAYA</span></span><br />
Buzul aşındırmasıyla oluşan deve sırtına benzer kaya<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">I - İ</span></span> <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">IŞIMA</span></span><br />
Yeryüzünün, güneşten aldığı ısıyı geri vermesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İHRACAT</span></span><br />
Dış Satım<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İNLANDSİS</span></span><br />
Karalar üzerinde yayılan örtü buzulu, inland:kara, is:buzul <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSKAN</span></span><br />
Yerleşme<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İSTİHDAM</span></span><br />
Bir kimseyi bir işte çalıştırma, iş imkanı yaratma <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İTHALAT</span></span><br />
Dış alım<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İZOBAT</span></span><br />
Eş derinlik eğrisi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İZOHİPS</span></span><br />
Eş yükselti eğrisi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İZOTERM</span></span><br />
Eş sıcaklık eğrisi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İZOYET</span></span><br />
Eş yağış eğrisi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">J</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">JEOMORFOLOJİ</span></span><br />
Yer şekli bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">JEOPOLİTİK</span></span><br />
Coğrafya koşullarına göre düzenlenen siyaset<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">JEOTERMAL</span></span><br />
Sıcak su buharı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">[color=#E82A1F]<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">K</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KABOTAJ</span></span><br />
Bir ülkenin karasularında yük ve yolcu taşımacılığı hakkı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KALDERA</span></span><br />
Volkan konilerinin patlaması ile oluşan çukurluklar <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KALICI KAR ( Toktağan )</span></span><br />
Yaz ve kış boyunca erimeden kalan kar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KALKER</span></span><br />
Kireç taşı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KANAL</span></span><br />
Akarsuları yada denizleri birbirine bağlayan, doğal yada insan yapısı su yolu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KANO</span></span><br />
Kürekle kullanılan, dar, hafif ve küçük tekne<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KANYON</span></span><br />
Derin ve yamaçları çok dik vadi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAPALI HAVZA</span></span><br />
Sularını denize ulaştıramayan bölge<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KAPIZ</span></span><br />
Toroslarda dar ve derin vadi, kanyon <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KARGO</span></span><br />
Bir nevi paket ve yük taşımacılığı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KIRGIBAYIR</span></span><br />
Sel suları ve akarsuların dilik dilik yardığı çıplak yamaçlar <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KISTAK</span></span><br />
Bir yarımadayı karaya bağlayan, iki yanı su ile çevrili dar kara parçası <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KİT</span></span><br />
Kamu İktisadi Teşebbüsleri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KLİMATİZM</span></span><br />
İklimden faydalanmaya dayalı turizm<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KLİMATOLOJİ</span></span><br />
İklim bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KOPENHAG KRİTERLERİ</span></span><br />
AB' ye yeni aday üyelerin uymakla yükümlü olduğu siyasi kriterler <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KRATER</span></span><br />
Yanardağın huni şeklindeki ağzı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KURU TARIM</span></span><br />
Az yağışlı bölgelerde sulama olmaksızın yapılan tarımsal üretim<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">L</span></span> <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LAGÜN</span></span><br />
Deniz kulağı, kıyı gölü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LAPYA</span></span><br />
Karstik kayaçlardaki küçük kanalcıklar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LATERİT</span></span><br />
Nemli tropikal bölgelerin tuğla kırmızısı rengindeki verimsiz toprağı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LEJAND</span></span><br />
Haritaların açıklama anahtarı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LİMNOLOJİ</span></span><br />
Coğrafyanın gölleri inceleyen bilim dalı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LİTOSFER</span></span><br />
Taş küre<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LOKOMOTİF</span></span><br />
Treni hareket ettiren motorun bulunduğu demiryolu taşıtı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">LÖS</span></span><br />
Rüzgarın taşıyıp biriktirdiği toprak<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">M</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAAR</span></span><br />
Volkanik patlama çukuru<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MAKİ</span></span><br />
Akdeniz ikliminin bitki topluluğu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MANDIRA</span></span><br />
Peynir, yoğurt ve tereyağı üretimi amacı ile yapılan ahır hayvancılığı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MEDYA</span></span><br />
Gazete, dergi, televizyon, radyo, sinema ve internet gibi yazılı görsel, iletişim araçlarının tümü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MENDERES</span></span><br />
Akarsuyun büklüm yaparak akması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MERA</span></span><br />
Hayvan otlatılan yer, otlak <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">METEOR ( Göktaşı )</span></span><br />
Uzaydan dünya' nın yüzeyine düşen kütle <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MİKRO KLİMA</span></span><br />
Küçük iklim bölgeleri<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MONOKÜLTÜR</span></span><br />
Tek bir çeşit tarım ürününün geniş alanlarda üretilmesi, tek ürüne dayalı tarım <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">MOREN</span></span><br />
Buzul taş<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">N</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NADAS</span></span><br />
Tarlanın bir yıl dinlendirilmesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NARENCİYE</span></span><br />
Turunç, limon, mandalina, greyfurt ve portakal gibi ürünlerin tümüne verilen ad, turunçgiller <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NASA</span></span><br />
ABD ulusal havacılık ve uzay dairesi <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">NAVLUN</span></span><br />
Deniz taşımacılığı karşılığında alınan para<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">O</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OBRUK</span></span><br />
Karstik kayaçlardaki derin doğal kuyular<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OECD</span></span><br />
Uluslar arası İktisadi İşbirliği kalkınma örgütü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OKULLAŞMA ORANI</span></span><br />
Okula devam eden nüfusun,okula devam etmesi gereken nüfusa oranı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OPEC</span></span><br />
Petrol ihraç eden ülkeler örgütü<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ORMAN SINIRI</span></span><br />
Düşük sıcaklık veya yağış azlığı nedeniyle ormanın sona erdiği sınır <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OROJENEZ</span></span><br />
Dağ oluşumu<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OTOYOL</span></span><br />
Hızlı trafik akışı sağlamak amacı ile yapılan çift yönlü geniş yol <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">OZON TABAKASI</span></span><br />
Atmosferin 20 - 25 yükseğinde yeralan ve morötesi ışınların büyük kısmını tutan tabaka <br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">P</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PARATONER</span></span><br />
Yıldırım savar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PATENT</span></span><br />
Bir buluşun sahipliğini ve kullanımını koruyan belge<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PENEPLEN</span></span><br />
Yontularak düzleşmiş alan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PERİHEL</span></span><br />
Dünyanın güneşe en yakın olduğu tarih<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PEYZAJ</span></span><br />
Görünüş<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PLANKTON</span></span><br />
Deniz suyuyla sürüklenen canlı kalıntıları<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PLANÖR</span></span><br />
Motorsuz, yalnız rüzgar yardımıyla uçan uçak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">POLAR HAVA</span></span><br />
Kutuplara yakın bölgelerin soğuk havası <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">POLEN</span></span><br />
Bitkilerin çiçeklerinden çıkan toz şeklindeki tohum <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">POLYE</span></span><br />
Karstik bölgelerdeki erime ovaları, gölova<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">POTAMOLOJİ</span></span><br />
Coğrafyanın akarsuları inceleyen bilim dalı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">PROFİL</span></span><br />
Dış uzanış, dış görünüş<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">R</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAFİNERİ</span></span><br />
Ham petrolü işleyen ve farklı ürünlerini ayrıştıran tesis<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAFTİNG</span></span><br />
Eğim kırıklıklarının fazla olduğu eğimli akarsularda şişme bot ve sallarla yapılan su sporu <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAKIM</span></span><br />
Yükseklik<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">REG</span></span><br />
Büyük Sahra Çölünün kuzeyideki ovalara verilen isim <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">REKOLTE</span></span><br />
Bir arazide ekilen üründen elde edilen yıllık toplam tarımsal üretim<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RELİEF</span></span><br />
Yer şekli<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RESİF</span></span><br />
Deniz yüzüne çıkmış mercan kayalar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">REZERV</span></span><br />
Yeraltında bulunan sıvı, gaz ve katı yakıt, mineral ve doğal kaynakların kullanılabilir potansiyeli <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RİCHTER ÖLÇEĞİ</span></span><br />
Amerikalı Charles F.Richter' in depremlerin şiddetini ölçmek için geliştirdiği ölçek<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">S - Ş</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SAĞANAK</span></span><br />
Aniden bastıran şiddetli yağmur<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SAVAN</span></span><br />
Ağaçlı bozkır<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SERA</span></span><br />
Mevsim dışı sebze ve meyve yetiştirmek amacı ile yapılmış cam veya naylonla kapatılmış mekanlar <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SERA ETKİSİ</span></span><br />
Atmosferdeki gazların güneşten gelen enerjiyi emmesi sonucu atmosfer sıcaklığını artırması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SICAKLIK TERSELMESİ</span></span><br />
Özellikle çukur bölgelerde alçak yerlerin daha yüksek yerlere nazaran soğuk olduğu atmosfer olayı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SİRK</span></span><br />
Buz yalağı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SİSMOLOJİ</span></span><br />
Deprem bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SOLSTİS</span></span><br />
Gün dönümü ( 21 Haziran - 21 Aralık )<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SONAR</span></span><br />
Ses dalgaları ve yankı aracılığıyla su altındaki cisimlerin yerini saptayan aygıt <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SPEOLOJİ</span></span><br />
Mağara bilimi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SULUSEPKEN</span></span><br />
Karla karışık kısmen donmuş yağmur <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SÜBVANSİYON</span></span><br />
Devlet tarafından toplumun çeşitli kesimlerine yapılan maddi yardımlar<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SÜPERNOVA</span></span><br />
Çok büyük bir yıldızın, güneşten milyarlaca kez daha güçlü bir parlamayla patlaması <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ŞELF</span></span><br />
Denizlerin 200 m' ye kadar olan sığ yerleri<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">T</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TABAN FİYAT</span></span><br />
Resmi kuruluşlar tarafından bir ürün veya mala verilen en düşük değer <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TABAN SEVİYESİ</span></span><br />
Akarsuların deniz, okyanus ve göle döküldüğü en alçak seviye <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TABAN SUYU</span></span><br />
Yer altı suyu <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TAN VAKTİ</span></span><br />
Güneşin doğuş anı, gün ağarması <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TEKTONİK</span></span><br />
Kırık parçalar halindeki yer katmanlarını inceleyen bilim<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TENÖR</span></span><br />
Maden cevheri içindeki saf °°°°l oranı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TERMALİZM</span></span><br />
Şifalı sulardan faydalanmaya dayalı turizm<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TERMİK SANTRAL</span></span><br />
Katı ve sıvı yakıtları yakarak elektrik enerjisi üreten santraller <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TERMOMETRE</span></span><br />
Sıcaklık ölçer<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TOMBOLO</span></span><br />
Karaya bağlanarak yarım adaya dönüşmüş ada<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TOPOĞRAFYA</span></span><br />
Yerşekli <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TRANSİT</span></span><br />
Gelip geçme<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TRİKOTAJ</span></span><br />
Örme işleri <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TSUNAMİ</span></span><br />
Deprem dalgası<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TURBALIK</span></span><br />
Tabanında çürümüş bitki artıklarından bir katmanın bulunduğu bataklık <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">TURFANDA</span></span><br />
Mevsim başında ilk yetişen meyve veya sebze<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">U</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">UZAY MEKİĞİ</span></span><br />
Uzaya bir roketin sırtında fırlatılan ve insan taşıyan taşıt<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">V</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VAHA</span></span><br />
Çölün su bulunan bölümlerindeki yerleşim alanı<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VAROŞ</span></span><br />
Şehrin dış mahallesi<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VİYADÜK</span></span><br />
Bir ırmak yada vadi üzerinden geçiş sağlayan yüksek kara yada demiryolu köPage Ranküsü <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Y</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YAĞIŞ REJİMİ</span></span><br />
Yağışların bir yıl boyunca mevsimlere veya aylara göre dağılışı <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YENİAY</span></span><br />
Ay' ın dünyadan görülen yüzünün tümüyle karanlık olması<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YOĞUNLAŞMA</span></span><br />
Su buharının sıvıya dönüşme süreci<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YÖRÜNGE</span></span><br />
Bir gökcisminin başka bir gök cisminin çevresinde dolanırken izlediği yol <br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Z</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ZEMHERİ</span></span><br />
Kara kış</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>