<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Efsane Board De - islamda Kadın ve Aile ve Evlilik]]></title>
		<link>https://efsaneboard.de/</link>
		<description><![CDATA[Efsane Board De - https://efsaneboard.de]]></description>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2026 22:25:20 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuğun şahsiyetinin oluşumunda anne-babanın rolü]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=26287</link>
			<pubDate>Thu, 04 Jun 2026 05:49:41 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=26287</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çocuğun şahsiyetinin oluşumunda anne-babanın rolü</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şahsiyet Eğitimi Nerede Başlar?</span></span><br />
<br />
Çocuğun şahsiyetinin oluşumunda anne-babanın rolü, çocukluk eğitimi, örnek olmanın önemi ve sevgi temelli terbiyenin esasları.<br />
<br />
Şahsiyetimize yön veren çocukluk yıllarındaki eğitim, öğretim ve terbiyenin, ne denli önemli olduğu konusunda İslâm âlimlerinin şu görüşlerini paylaşabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ŞAHSİYET EĞİTİMİ EŞ SEÇİMİYLE BAŞLAR</span></span><br />
<br />
Çocuk eğitimi doğumla birlikte değil; eş seçimi ile başlar! Erkek veya kadın, aile olmak için “nasıl bir eş” seçiyorsa, çocuğunun ahlâk ve karakterini de o belirlemeye başlamış demektir! Güzel ahlâklı, sâlih ve sâliha eşler; kendileri gibi güzel ahlâklı bir nesil yetişmesini isterler.<br />
<br />
Çocuk dile gelip konuşmamış olsa da, daha anne karnındayken dışarıda olup biten her şeyi hisseder. Bilhassa annenin duygu ve düşünceleri; bebek tarafından bir sünger gibi emilir. Hâmile olan annenin ibadetleri, helâl-haram hassasiyeti, duâları, gözyaşları ne kadar iyi yönde çocuğu etkilerse; Allah korusun uyuşturucu, içki, sigara vb. kötü alışkanlıkları da çocukta kalıcı rahatsızlıklar meydana getirir. Anne karnındaki çocuk, annesinin yediği-içtiği her şeyden hem madde hem de mânâ olarak derinden etkilenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HER ÇOCUĞUN EĞİTİMİ KENDİNE ÖZELDİR</span></span><br />
<br />
Çocuk dünyaya geldikten sonra “ideal eğitim metodu” diye bir metot yoktur. Anne-babaların her biri farklı karakter ve özelliklerde olduğu gibi, çocuklar da kendi şahsına münhasırdır; orjinaldir, biriciktir! Her insan birbirinden özel ve farklı yaratıldığı için, bir çocuğa uygulanan eğitim metotları, aynı ailenin başka bir çocuğunda bile geçerli olmayabilir. Bazı evlâtlar, anne-babalarına sevgi-saygı duyduğu için itaat eder, bazıları korktuğu için… Bazıları da itaatsiz bir mizaç ve karakterde olabilir. Bazı evlâtlar fedakâr ve merhametlidir; bazıları bencil ve kırıcı… O yüzden her çocuğun eğitimi kendisine özeldir!<br />
<br />
İslâm âlimlerine göre; 0-6 yaş “telkin”, 7-10 yaş “teşvik”, 10-14 yaş arası da “ikaz” dönemi olarak sınıflandırmışlar.<br />
<br />
0-6 yaşlar arası; zihin ve mânevî eğitim açısından en önemli dönemdir. Bu dönemi çocuklar, daha çok annenin yanında geçirdikleri için annelerin her davranışı, söylediği her sözü çocuğun kişiliğinde kalıcı tesirler meydana getirir. Bu dönemde anne çocuğuna sevgiyle yaklaşmalı, güven duygusuyla sarmalamalı, bilhassa onun yanındayken hâl ve hareketlerine son derece dikkat etmelidir. Anne-baba; çocuğa merhamet, muhabbet, güven ve hoşgörüyle donatılmış bir çevre hazırlamalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÇOCUKLAR SÖYLENENİ DEĞİL, GÖRDÜĞÜNÜ ÖĞRENİR</span></span><br />
<br />
Yaş dönemlerini de göz önünde bulundurarak çocuklarımıza “en güzel şekilde örnek” olmalıyız. Yalanın, kandırmanın ne olduğunu bilmeyen çocuklar; sözlerimizden ziyade yaptıklarımıza bakar! Komşumuza gönderdiğimiz bir tas çorba, hastalandığındaki bir ziyaretimiz; uzun uzun anlatacağımız “komşu hakkı” sohbetlerinden daha tesirlidir. Aynı şekilde kendi büyüklerimize gösterdiğimiz samimi sevgi, saygı ve bağlılık; onlar tarafından “olduğu gibi” örnek alınacak ve karakterine işleyecektir.<br />
<br />
Yeri geldiğinde kısa bir nasihat, güzel bir hikâye, etkili bir hadîs-i şerîf; onların zihin ve gönül dünyasını parlatacak; ufuk kazandıracak ve dîne olan meylini artıracaktır. Bir Ramazan’da terâvihe beraber gitmek, onları küçük yaşlarından itibâren mevlidlere, dînî cemiyet ve sohbetlere götürmek; oranın mânevî havasını teneffüs etmelerine vesîle olacaktır.<br />
<br />
Çocuğun en güzel eğitimi; yaşayarak örnek olma şeklindedir. Anne-babasının sokaklara çöp attığını, hayvanlara zarar verdiğini gören bir çocuk, maalesef yanlış örneklerle farkına varmadan zihnini kirletmiş demektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÇOCUĞUN EN BÜYÜK GIDASI SEVGİ VE MERHAMETTİR</span></span><br />
<br />
Sadece çocuğun yanında kalıp onun temel ihtiyaçları olarak bilinen fizikî ihtiyaçlarını karşılamak, meselâ altını temizlemek, karnını doyurmak veya temizliğine dikkat etmek, çocuk için yeterli değildir. Ona kaliteli ve verimli geçireceğimiz özel zamanlar ayırmalıyız. Onunla ilgilenmek, sorularına cevap vermek, hatalarını fark etmek, gerektiğinde oyun oynamak yahut yaşına göre kendi işlerimize ortak etmek de gereklidir.<br />
<br />
Annelerin mayası sevgidir. Sıkıntıları sebebiyle sabaha kadar uyumayan, annesini de uyutmayan bir bebeğe karşı, mışıl mışıl uykuya daldığında mahmur gözlerinde “öfke ve kinle” değil de “şefkat ve merhametle” bakan insanın adıdır anne… Cenâb-ı Hak, dünyada her bir evlâdı, böyle bir sevgi ve merhamet hâlesiyle kuşatmış ve emniyet altına almıştır. O yüzden çocuğun en büyük gıdası ve en büyük muallimi; samimi ve dengeli bir sevgi, gözünden sakınan bir ilgi ve merhamettir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> Ayşe Arslan Bay, Altınoluk Dergisi, Sayı: 483</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çocuğun şahsiyetinin oluşumunda anne-babanın rolü</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şahsiyet Eğitimi Nerede Başlar?</span></span><br />
<br />
Çocuğun şahsiyetinin oluşumunda anne-babanın rolü, çocukluk eğitimi, örnek olmanın önemi ve sevgi temelli terbiyenin esasları.<br />
<br />
Şahsiyetimize yön veren çocukluk yıllarındaki eğitim, öğretim ve terbiyenin, ne denli önemli olduğu konusunda İslâm âlimlerinin şu görüşlerini paylaşabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ŞAHSİYET EĞİTİMİ EŞ SEÇİMİYLE BAŞLAR</span></span><br />
<br />
Çocuk eğitimi doğumla birlikte değil; eş seçimi ile başlar! Erkek veya kadın, aile olmak için “nasıl bir eş” seçiyorsa, çocuğunun ahlâk ve karakterini de o belirlemeye başlamış demektir! Güzel ahlâklı, sâlih ve sâliha eşler; kendileri gibi güzel ahlâklı bir nesil yetişmesini isterler.<br />
<br />
Çocuk dile gelip konuşmamış olsa da, daha anne karnındayken dışarıda olup biten her şeyi hisseder. Bilhassa annenin duygu ve düşünceleri; bebek tarafından bir sünger gibi emilir. Hâmile olan annenin ibadetleri, helâl-haram hassasiyeti, duâları, gözyaşları ne kadar iyi yönde çocuğu etkilerse; Allah korusun uyuşturucu, içki, sigara vb. kötü alışkanlıkları da çocukta kalıcı rahatsızlıklar meydana getirir. Anne karnındaki çocuk, annesinin yediği-içtiği her şeyden hem madde hem de mânâ olarak derinden etkilenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">HER ÇOCUĞUN EĞİTİMİ KENDİNE ÖZELDİR</span></span><br />
<br />
Çocuk dünyaya geldikten sonra “ideal eğitim metodu” diye bir metot yoktur. Anne-babaların her biri farklı karakter ve özelliklerde olduğu gibi, çocuklar da kendi şahsına münhasırdır; orjinaldir, biriciktir! Her insan birbirinden özel ve farklı yaratıldığı için, bir çocuğa uygulanan eğitim metotları, aynı ailenin başka bir çocuğunda bile geçerli olmayabilir. Bazı evlâtlar, anne-babalarına sevgi-saygı duyduğu için itaat eder, bazıları korktuğu için… Bazıları da itaatsiz bir mizaç ve karakterde olabilir. Bazı evlâtlar fedakâr ve merhametlidir; bazıları bencil ve kırıcı… O yüzden her çocuğun eğitimi kendisine özeldir!<br />
<br />
İslâm âlimlerine göre; 0-6 yaş “telkin”, 7-10 yaş “teşvik”, 10-14 yaş arası da “ikaz” dönemi olarak sınıflandırmışlar.<br />
<br />
0-6 yaşlar arası; zihin ve mânevî eğitim açısından en önemli dönemdir. Bu dönemi çocuklar, daha çok annenin yanında geçirdikleri için annelerin her davranışı, söylediği her sözü çocuğun kişiliğinde kalıcı tesirler meydana getirir. Bu dönemde anne çocuğuna sevgiyle yaklaşmalı, güven duygusuyla sarmalamalı, bilhassa onun yanındayken hâl ve hareketlerine son derece dikkat etmelidir. Anne-baba; çocuğa merhamet, muhabbet, güven ve hoşgörüyle donatılmış bir çevre hazırlamalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÇOCUKLAR SÖYLENENİ DEĞİL, GÖRDÜĞÜNÜ ÖĞRENİR</span></span><br />
<br />
Yaş dönemlerini de göz önünde bulundurarak çocuklarımıza “en güzel şekilde örnek” olmalıyız. Yalanın, kandırmanın ne olduğunu bilmeyen çocuklar; sözlerimizden ziyade yaptıklarımıza bakar! Komşumuza gönderdiğimiz bir tas çorba, hastalandığındaki bir ziyaretimiz; uzun uzun anlatacağımız “komşu hakkı” sohbetlerinden daha tesirlidir. Aynı şekilde kendi büyüklerimize gösterdiğimiz samimi sevgi, saygı ve bağlılık; onlar tarafından “olduğu gibi” örnek alınacak ve karakterine işleyecektir.<br />
<br />
Yeri geldiğinde kısa bir nasihat, güzel bir hikâye, etkili bir hadîs-i şerîf; onların zihin ve gönül dünyasını parlatacak; ufuk kazandıracak ve dîne olan meylini artıracaktır. Bir Ramazan’da terâvihe beraber gitmek, onları küçük yaşlarından itibâren mevlidlere, dînî cemiyet ve sohbetlere götürmek; oranın mânevî havasını teneffüs etmelerine vesîle olacaktır.<br />
<br />
Çocuğun en güzel eğitimi; yaşayarak örnek olma şeklindedir. Anne-babasının sokaklara çöp attığını, hayvanlara zarar verdiğini gören bir çocuk, maalesef yanlış örneklerle farkına varmadan zihnini kirletmiş demektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ÇOCUĞUN EN BÜYÜK GIDASI SEVGİ VE MERHAMETTİR</span></span><br />
<br />
Sadece çocuğun yanında kalıp onun temel ihtiyaçları olarak bilinen fizikî ihtiyaçlarını karşılamak, meselâ altını temizlemek, karnını doyurmak veya temizliğine dikkat etmek, çocuk için yeterli değildir. Ona kaliteli ve verimli geçireceğimiz özel zamanlar ayırmalıyız. Onunla ilgilenmek, sorularına cevap vermek, hatalarını fark etmek, gerektiğinde oyun oynamak yahut yaşına göre kendi işlerimize ortak etmek de gereklidir.<br />
<br />
Annelerin mayası sevgidir. Sıkıntıları sebebiyle sabaha kadar uyumayan, annesini de uyutmayan bir bebeğe karşı, mışıl mışıl uykuya daldığında mahmur gözlerinde “öfke ve kinle” değil de “şefkat ve merhametle” bakan insanın adıdır anne… Cenâb-ı Hak, dünyada her bir evlâdı, böyle bir sevgi ve merhamet hâlesiyle kuşatmış ve emniyet altına almıştır. O yüzden çocuğun en büyük gıdası ve en büyük muallimi; samimi ve dengeli bir sevgi, gözünden sakınan bir ilgi ve merhamettir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> Ayşe Arslan Bay, Altınoluk Dergisi, Sayı: 483</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Aile hayatında (karı-koca ilişkilerinde) cinsel hayatın ölçüleri nelerdir?]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=26273</link>
			<pubDate>Fri, 29 May 2026 18:27:51 +0200</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=26273</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aile hayatında (karı-koca ilişkilerinde) cinsel hayatın ölçüleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
 Soru Detayı<br />
<br />
1. İslam'da cinsel yaşam içerisinde çiftlerin birbirlerini ya da cinsel organlarını öperek ya da okşayarak vb. yöntemlerle sevişmeleri doğru mudur ya da haram mıdır? 2. Hayız / âdet döneminde (kanamalı) olan kadının, kocasının cinsel organını öpmek, okşamak, yalamak vb. yollarla ilişkiye girmesi haram mıdır?<br />
<br />
Cevap<br />
<br />
Değerli kardeşimiz,<br />
<br />
Cevap 1:<br />
<br />
İslam, kişinin bütün hayatını içine alan ve her konuyu değerlendiren bir dindir. Bu sebeple insanın hayatında önemli bir yer tutan cinselliği ve eğitimini de ihmal etmemiştir. Belirli ölçüler içerisinde helal dairesinde keyfe kafi gelecek şekilde düzenlemiştir.<br />
<br />
Her problemlerini Hz. Peygambere (asm) sorup öğrenen sahabeler ve onların hanımları, cinsellikle ilgili sorunlarını da bizzat sorarak öğrenmişlerdir.<br />
<br />
Nitekim, sahabeden birisi hanımına üreme organından olmak şartıyla arka tarafından yaklaşmak istemiş, ancak hanımı buna karşı çıkmış ve doğacak çocuğun şaşı olacağı şeklindeki Yahudi anlayışını da bahane göstererek itiraz etmişti.<br />
<br />
Durum Peygamber Efendimize (asm) haber verildiğinde,<br />
<br />
    "Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele!"(1)<br />
<br />
ayeti gelmiştir.<br />
<br />
Bu ayeti açıklayan Peygamberimiz (asm) de “üreme organından olmak şartıyla arkadan, yandan, üstten, alttan, istenildiği ve hoşa gidildiği şekilde cinsel ilişkiye girilebileceğini" ifade etmiştir.(2)<br />
<br />
İslam, kişinin eşiyle cinsel ilişkisini şu durumlarda yasaklamıştır:<br />
<br />
1. Âdet halinde ve lohusalı iken cinsel temas.<br />
<br />
2. Eşinin dışkı yerinden yani anüsünden / zevceye arkasından yaklaşmak büyük günahlardandır. Peygamber (asm) şöyle buyuruyor:<br />
<br />
    "Allah bir kadının dübüründen münasebette bulunana rahmet nazarıyla bakmaz."(İbni Mace, Beyhaki)<br />
<br />
Dinimizin bunların dışındaki cinsel ilişkiyi, üreme organından olmak şartıyla her türlü şekline müsaade ettiğini ve haram kılmadığını anlıyoruz. Eşlerin birbirini yalama, okşama, dudaklarıyla, oral yolla ve elleriyle cinsel ilişkiye hazırlamak için vücutlarının değişik yerlerine yaptıkları her türlü hareketin haram olmadığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
Ancak kesin bir yasağın olmaması, bazı tavsiyelerin de olmadığı anlamına gelmez. Cinsel ilişki esnasında dikkat edilmesi tavsiye edilen hususlar şunlardır:<br />
<br />
1. Eşlerin cinsel ilişki esnasında üstlerine bir örtü almaları.(3)<br />
<br />
2. Eşlerin birbirlerinin cinsel organlarına bakmamaları.(4)<br />
<br />
3. Cinsel ilişki anında az konuşmaları.(5)<br />
<br />
Bu tavsiyelere uymak güzel olmakla beraber, üreme organından olmak şartıyla her türlü sevişme ve ilişki caizdir.<br />
<br />
Cevap 2:<br />
<br />
Öpme, okşama dışında tam olarak cinsel temas yapılamaz, yapılırsa mekruh olur. "Eşlerin birbirine her yerleri mübahtır, haram değildir." şeklindeki bir hüküm doğru değildir; kadına anüsten yaklaşmak (ters ilişki) Ehl-i sünnete göre caiz değildir. Ağız da cinsel temas için değil, başka işler için var edilmiştir; oradan cinsel temas yaratılış amacına da, fıtrata da ters düşer, fıtratları bozulmamış olanlar bundan nefret ederler.<br />
<br />
Bu konuda kadının âdetli olup olmaması önemli değildir. Âdetli kadınla cinsel beraberlik caiz olmaz. Ancak kadının diz kapağıyla göbeği arası örtülü olmak şartıyla, ondan istifade etmek caizdir.<br />
<br />
Ayrıca bu hâldeki kadın kocasını eliyle teskin edebilir. Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor:<br />
<br />
    "Eşleri olan bizlerden biri âdet gördüğü zaman, Allah'ın Resulü (göbekle dizler arasına örten) genişçe bir örtü örtünmesini emreder, sonra da onun göğüslerine yönelirdi."(Nesai, 1/189.)<br />
<br />
Dipnotlar:<br />
<br />
1. Bakara Suresi, 223.<br />
2. bk. Elmalılı Hamdi Yazır’ın ve İbni Kesir’in Tefsirlerinin Bakara 233. ayetin tefsirine.<br />
3. Kenzu’l-ummal, VI/415.<br />
4. İbn Mace, Nikah, 28.<br />
5. Feyzu’l- Kadir, 1/327.<br />
<br />
Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Aile hayatında (karı-koca ilişkilerinde) cinsel hayatın ölçüleri nelerdir?</span></span><br />
<br />
 Soru Detayı<br />
<br />
1. İslam'da cinsel yaşam içerisinde çiftlerin birbirlerini ya da cinsel organlarını öperek ya da okşayarak vb. yöntemlerle sevişmeleri doğru mudur ya da haram mıdır? 2. Hayız / âdet döneminde (kanamalı) olan kadının, kocasının cinsel organını öpmek, okşamak, yalamak vb. yollarla ilişkiye girmesi haram mıdır?<br />
<br />
Cevap<br />
<br />
Değerli kardeşimiz,<br />
<br />
Cevap 1:<br />
<br />
İslam, kişinin bütün hayatını içine alan ve her konuyu değerlendiren bir dindir. Bu sebeple insanın hayatında önemli bir yer tutan cinselliği ve eğitimini de ihmal etmemiştir. Belirli ölçüler içerisinde helal dairesinde keyfe kafi gelecek şekilde düzenlemiştir.<br />
<br />
Her problemlerini Hz. Peygambere (asm) sorup öğrenen sahabeler ve onların hanımları, cinsellikle ilgili sorunlarını da bizzat sorarak öğrenmişlerdir.<br />
<br />
Nitekim, sahabeden birisi hanımına üreme organından olmak şartıyla arka tarafından yaklaşmak istemiş, ancak hanımı buna karşı çıkmış ve doğacak çocuğun şaşı olacağı şeklindeki Yahudi anlayışını da bahane göstererek itiraz etmişti.<br />
<br />
Durum Peygamber Efendimize (asm) haber verildiğinde,<br />
<br />
    "Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın. Kendiniz için önceden (uygun davranışlarla) hazırlık yapın. Allah'tan korkun, biliniz ki siz O'na kavuşacaksınız. (Yâ Muhammed!) müminleri müjdele!"(1)<br />
<br />
ayeti gelmiştir.<br />
<br />
Bu ayeti açıklayan Peygamberimiz (asm) de “üreme organından olmak şartıyla arkadan, yandan, üstten, alttan, istenildiği ve hoşa gidildiği şekilde cinsel ilişkiye girilebileceğini" ifade etmiştir.(2)<br />
<br />
İslam, kişinin eşiyle cinsel ilişkisini şu durumlarda yasaklamıştır:<br />
<br />
1. Âdet halinde ve lohusalı iken cinsel temas.<br />
<br />
2. Eşinin dışkı yerinden yani anüsünden / zevceye arkasından yaklaşmak büyük günahlardandır. Peygamber (asm) şöyle buyuruyor:<br />
<br />
    "Allah bir kadının dübüründen münasebette bulunana rahmet nazarıyla bakmaz."(İbni Mace, Beyhaki)<br />
<br />
Dinimizin bunların dışındaki cinsel ilişkiyi, üreme organından olmak şartıyla her türlü şekline müsaade ettiğini ve haram kılmadığını anlıyoruz. Eşlerin birbirini yalama, okşama, dudaklarıyla, oral yolla ve elleriyle cinsel ilişkiye hazırlamak için vücutlarının değişik yerlerine yaptıkları her türlü hareketin haram olmadığını söyleyebiliriz.<br />
<br />
Ancak kesin bir yasağın olmaması, bazı tavsiyelerin de olmadığı anlamına gelmez. Cinsel ilişki esnasında dikkat edilmesi tavsiye edilen hususlar şunlardır:<br />
<br />
1. Eşlerin cinsel ilişki esnasında üstlerine bir örtü almaları.(3)<br />
<br />
2. Eşlerin birbirlerinin cinsel organlarına bakmamaları.(4)<br />
<br />
3. Cinsel ilişki anında az konuşmaları.(5)<br />
<br />
Bu tavsiyelere uymak güzel olmakla beraber, üreme organından olmak şartıyla her türlü sevişme ve ilişki caizdir.<br />
<br />
Cevap 2:<br />
<br />
Öpme, okşama dışında tam olarak cinsel temas yapılamaz, yapılırsa mekruh olur. "Eşlerin birbirine her yerleri mübahtır, haram değildir." şeklindeki bir hüküm doğru değildir; kadına anüsten yaklaşmak (ters ilişki) Ehl-i sünnete göre caiz değildir. Ağız da cinsel temas için değil, başka işler için var edilmiştir; oradan cinsel temas yaratılış amacına da, fıtrata da ters düşer, fıtratları bozulmamış olanlar bundan nefret ederler.<br />
<br />
Bu konuda kadının âdetli olup olmaması önemli değildir. Âdetli kadınla cinsel beraberlik caiz olmaz. Ancak kadının diz kapağıyla göbeği arası örtülü olmak şartıyla, ondan istifade etmek caizdir.<br />
<br />
Ayrıca bu hâldeki kadın kocasını eliyle teskin edebilir. Hz. Aişe (r.a.) şöyle anlatıyor:<br />
<br />
    "Eşleri olan bizlerden biri âdet gördüğü zaman, Allah'ın Resulü (göbekle dizler arasına örten) genişçe bir örtü örtünmesini emreder, sonra da onun göğüslerine yönelirdi."(Nesai, 1/189.)<br />
<br />
Dipnotlar:<br />
<br />
1. Bakara Suresi, 223.<br />
2. bk. Elmalılı Hamdi Yazır’ın ve İbni Kesir’in Tefsirlerinin Bakara 233. ayetin tefsirine.<br />
3. Kenzu’l-ummal, VI/415.<br />
4. İbn Mace, Nikah, 28.<br />
5. Feyzu’l- Kadir, 1/327.<br />
<br />
Selam ve dua ile...<br />
Sorularla İslamiyet</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ramazan’da Çocuklarla Neler Yapabilirsiniz?]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=25752</link>
			<pubDate>Fri, 20 Feb 2026 05:52:40 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=25752</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan’da Çocuklarla Neler Yapabilirsiniz?</span></span><br />
<br />
Ramazan ayıda çocuklarla neler yapılabilir? İşte anne-babalara Ramazan’da çocuklarıyla birlikte yapabilecekleri etkinlikler.<br />
Çocukluk; hayatın ilk basamakları olarak tabiri caizse bir staj dönemidir. Hayatı tanımak, yavaş yavaş anlamaya çalışmak, hayatın içerisinde kendini ve çevresindekileri konumlandırmak, kendinden ve en yakınlarından başlayarak insanları, içinde yaşadığı toplumunu ve dünyayı görüp onlar hakkında fikir sahibi olmak ve insanlığın ortak kültürünün ve içinde yaşadığı kendi kültürünün kurallarını öğrenip ona uygun davranış kalıpları geliştirmeye başlamak hep bu dönemde gerçekleşen hayata hazırlık faaliyetleridir.<br />
Hiç şüphesiz bütün bu -kısaca ifade etmek gerekirse- dünyayı ve kendini tanıma faaliyetlerinde çocuğun üzerinde en çok etkiye sahip olan;<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> doğduğu andan itibaren yanında bulunan, ilk adımdan ilk kelimeye her hareketin ve değişimin şahidi, öğretmeni ve şekillendiricisi olan anne- babadır.</span></span> Çocuk dünyayı uzunca bir süre onların davranışları, tepkileri, doğruları ve yanlışları ile öğrenir. Çocuğun anne-babasıyla ilişkisi onun diğer bireylere, nesnelere ve bütün bir hayata karşı aldığı tavırların, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çocuk, doğal olarak yaşadığı kültürün özelliklerini ve yaşam biçimlerini anne-babasının tutumlarından algılamaya başlar.</span></span> Bu nedenle çocuğun yaşamının daha son raki yıllarında yaşadığı topluma adapte olabilmiş, ruh sağlığı yerinde bir birey olabilmesi anne-babasının sergilediği tutum ve davranışlara geniş ölçüde bağlıdır.[1] Bu gerçeği teyit olarak da yapılan araştırmalarda anne-baba davranışlarıyla çocuğun ruh sağlığı ve uyumu arasında yadsınamaz ilişkiler olduğu belirtilmektedir.[2] Anne-babalarından olumsuz tepki alan çocukların ilerleyen hayatlarında planlama ve başa çıkma becerilerinden yoksun kaldıklarını, çocuklarının gereksinmelerine daha az duyarlı olduklarını ve çabucak öfkelenip tepkisel davrandıklarını gösteren çok sayıda araştırma vardır.[3]<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan ayı ise hem içinde barındırdığı özellikler hem de bu özelliklerin hemen hemen bütün toplum tarafından benimsenip coşkuyla yaşanmaya çalışılması açısından oldukça önemli bir aydır.</span></span> Ramazan’da yeme içme, yatma kalkma düzeninin değişmesi, misafirliklerin ve misafirlerin yoğunlaşması, camilerin daha sık ve uzun süreli ziyaret edilmesi çocuklarda merakla karışık bir heyecanı beraberinde getirmektedir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAMAZAN AYINDA ÇOCUKLARIMIZLA NELER YAPABİLİRİZ?</span></span><br />
İşte bu merakla karışık heyecan çocuklara ahlaki değerler kazandırmak, içinde yaşadığı toplumun kültürünü anlatmak ve benimsetmek, din ve dini yaşayış hakkındaki algısını derinleştirmek anlamında anne-babalar için bulunmaz bir fırsat olmalı ve mutlaka bu kıymetli zaman dilimi değerlendirilmelidir. Ancak Ramazan’ı çocuk eğitimi anlamında değerlendirirken mutlaka dikkat edilmesi gereken bazı noktalara anne-babaların hassasiyet göstermesi netice alınabilmesi açısından önem arz etmektedir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Ramazan Hazırlığı Yapalım</span></span><br />
Ramazan denince genelde akla iftar, sahur, teravih gelmekte; Ramazan hazırlığı denince ise mutfak hazırlığı düşünülmektedir. Ancak Ramazan hazırlığı mutfak hazırlığının çok ötesinde bir ruh hazırlığıdır. Ramazan bize bir mesajla gelmektedir ve bu mesaj yeme içmenin ötesinde ruhi bir gelişim ve olgunlaşma mesajıdır. Dolayısıyla Ramazan gelmeden önce Ramazan’ın getirdiği mesajı alabilmek için kendimizi Ramazan’a hazırlamalı ve Ramazan’da kendimizi ruhi anlamda olumlu olarak değiştirmeye karar vermeliyiz. Ancak böylelikle çocuklarımıza Ramazan’ı ve getirdiği mesajları anlatabilir ve ailece Ramazan’a hazırlanabiliriz.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Evimizi Süsleyelim</span></span><br />
Çocuklarımızın Ramazan henüz gelmeden heyecanını ve coşkusunu içlerinde hissetmeleri için; evimizi süsleyebilir, Ramazan’a kaç gün kaldığını gösteren ailece yaptığımız bir takvim hazırlayıp takip sorumluluğunu çocuklarımıza verebiliriz.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Söyleyerek Değil Yaşayarak Anlatalım</span></span><br />
Çocuk­lar davranış kalıpları geliştirirken duyduklarından çok gördüklerini taklit ederler yani kendilerine söylenenden çok yapılanı uygularlar. Dolayısıyla Ramazan ile ilgili olarak en çok dikkat edilmesi gereken husus Ramazan’da kötü alışkanlıklarından mümkün olduğunca arınmış ve farklılaşmış bir birey olarak çocuklarımıza örneklik oluşturmamızdır. Ancak kendimiz yaptıktan sonra anlatacaklarımızın daha etkili olacağını unutmayalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Yaşlarına Göre Oruç Tutmalarını Teşvik Edelim</span></span><br />
Ra­mazan’da orucun heyecanını yaşamalarını ve ilerleyen yaşlarında tutacakları oruç için kendilerini hazırlamaları amacıyla yaşlarına göre zamanı değişecek şekilde oruç tutmalarını güzel sözlerle ya da küçük hediyelerle teşvik edelim. Küçük yaştakiler birkaç saat ya da yarım gün; ergenliğe yaklaşan yaştakiler ise bünyelerinin kuvvetine ve isteklerine göre birkaç tam gün ya da daha fazla oruç tutabilirler.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Bizim Orucu Tuttuğumuz, Orucun da Bizi Tuttuğunu Görsünler</span></span><br />
Ramazan içerisinde hem davranış hem de üslup açısından mümkün olduğunca dikkatli ve hassas olmamız orucun en önemli unsurlarından biridir. günümüzde yaygın kanaatin aksine orucun sadece yememe ve içmeme üzerinde değil bunların ötesinde el ve dil ile kimseyi kırmama ve incitmeme üzerinde de olduğunun bilincinde olarak bu bilinçle yıl içerisinde hiç olmadığımız kadar nezaketli ve hoşgörülü olmaya dikkat edersek çocuklarımız Ramazan’ın ve orucun en önemli mesajlarından bir tanesini hiç anlatmanıza gerek kalmadan görüp anlayacaklardır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Hastaları ve Muhtaçları Ziyaret Edelim</span></span><br />
Ço­cukla­rımızla beraber hasta ve muhtaçları ziyaret ederek sosyal yardımlaşmanın sadece sözde kalmaması gerektiğini göstermiş, çocuklarımıza insanları sevindirmenin hazzını tattırmış ve ellerindeki sağlık ve varlık nimetinin ne kadar büyük ve önemli olduğunu fark ettirmiş oluruz.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. İftar ve Sahurları Ailece Yapalım</span></span><br />
Çocuklarımız oruç tutmasalar dahi iftar ve sahur vakitlerinde hep beraber ailece sofraya oturmaya dikkat edelim. Uykudan fedakarlık etmeleri gerekse de sahur heyecanını yaşamalarına müsaade edin. İftar ve sahur vakitlerinde hep beraber sesli olarak dua etmeyi düzenli hale getirelim.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Camilere Götürelim</span></span><br />
Ramazan heyecanının yaşandığı en önemli yerler hiç şüphesiz camilerdir. Ramazan boyunca mümkün oldukça çocuklarımızı vakit namazlarına ve özellikle teravih namazına götürelim ki Ramazan coşkusunu yaşayarak, görerek hissetsinler ve Ramazan küçük dünyalarında kalıcı izler bıraksın. Nitekim Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine şahitlik eden Halit Fahri Ozansoy, babasının kendisini çocukluğunda Sultanahmet Camisi’ne götürdüğü bir Kadir Gecesi’ni anlattıktan sonra, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Çocuklukta böyle geceler, din duygusunun, Allah ve peygamber duygusunun ruha derinlemesine işlediği gecelerdir. Babalar bunu bugün de düşünüyorlar mı? Ben, Kur’an’ın nâzil olduğu her Kadir Gecesi’nde o küçük yaşımın, o hayranlık ve iman dolu gecesini hatırlarım. Babam, bana bıraktığı bu kutsal hatıra ile mezarında daha rahat uyuyabilir.”</span></span> diyor.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Çocuk İftarları Düzenleyelim ve İftar Davetlerinde Çocuklarımızı Ev Sahibi Yapalım</span></span><br />
Oruçlulara iftar vermenin önemini ve sevabını çocuğumuza anlatarak, kendi akranlarını çağıracakları çocuk iftarları düzenleyelim ve çocuklarımızın daveti sahiplenerek misafirleri çağırmasını, sofrayı ve ikramları organize etmede sorumluluk almasını sağlayalım. Ayrıca evimizde dost ve akrabalarımıza verdiğimiz iftar davetlerinde çocuklarımıza ev sahibi sorumluluğu vererek onların daveti sahiplenmesini sağlayalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10. Yanlış Davranış ve Sözlerini Güzelce Düzetelim</span></span><br />
Yanlış bir davranış yaptıklarında yada kötü bir söz söylediklerinde kırmadan, güzelce yaptığının/yaptıklarının yanlış olduğunu sebeplerini açıklayarak anlatalım. Etkili olabilmesi için de mutlak surette kendi davranışlarımıza ve sözlerimize dikkat edelim.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11. Yardım Kutusu Hazırlayalım</span></span><br />
Evinizde kartondan bir yardım kutusunu çocuklarımızla beraberce hazırlayalım ve çocuklarımızdan birine yardım kutusunun sorumluluğunu vererek Ramazan boyu hem aile fertlerinin hem de misafirlerin yardım kutusuna katkıda bulunmasını sağlayalım. Ramazan’ın sonunda yardım kutumuzu bir yardım kuruluşuna çocuklarımızla beraber götürelim.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12. Televizyon ve Bilgisayar Kullanmayı Azaltalım</span></span><br />
Ramazan boyunca bizi pasif bırakacak tv izlemeyi ve bilgisayar kullanmayı mümkün olduğunca azaltmaya çalışalım. Ancak bunu yaparken mümkün oldukça tv ve bilgisayar izlemenin yerine koyduğumuz aktivitelerin çocuklarımızın eğleneceği ve keyif alacakları aktiviteler olmasına dikkat edelim ya da yapacağımız aktiviteleri onların sevecekleri ve sıkılmayacakları hale getirelim.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13. Dost ve Akrabalarımızla İlişkilerimizi Sıklaştıralım</span></span><br />
Dinimizde önemli yeri olan sıla-ı rahim ve vefa kavramlarını çocuklarımızın hayatlarına sokabilmek için Ramazan’ı fırsat bilip dost ve akrabalarımızı mümkünse iftarlara davet edelim, mümkün değilse çocuklarımızla beraber arayıp hal ve hatırlarını sorarak gönüllerini almaya çalışalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14. Ramazan Panosu Hazırlayalım</span></span><br />
Evimizin güzel bir köşesine Ramazan’la ilgili bilgilerin, hatıraların, güzel söz ve yazıların yer alabileceği günlük yenilenen bir Ramazan panosu hazırlayalım ve panodaki bilgilerin yenilenmesi sorumluluğunu çocuklarımız arasında paylaştıralım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15. Kültürümüzün Güzelliklerini Yaşatmaya Çalışalım</span></span><br />
Kültürümüzün ve tarihimizin güzelliklerini ailece öğrenip yaşatmaya çalışalım. Çocuklarımıza zimem defterini[4], diş kirasını[5], sadaka taşını[6] anlatıp onlarla bu güzel adetleri günümüze nasıl adapte edip yaşatabileceğimizi tartışalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">16. Kaynak Kitaplarımızla Tanıştıralım</span></span><br />
Çocukla­rımızın Ramazan dolayısıyla dinimize karşı artan merak duygusunu fırsat bilerek sordukları sorulara hemen cevap vermeyip beraberce kaynak kitaplara başvuralım ve onları böylelikle başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere dinimizin kaynak kitaplarıyla tanıştıralım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">17. Ramazan Albümü Hazırlayalım</span></span><br />
Çocukları­mızla beraber yarınlara kalması için içinde Ramazan boyunca yaşadığımız dikkate değer hatıralarımızın, resimlerimizin, gezilerimizin, okuduklarımızın vs. yer alacağı bir Ramazan albümü hazırlayalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">18. Ramazan’ın Etkisi Kalıcı Olsun</span></span><br />
Ramazan sonunda Ramazan boyunca yaşadığımız olumlu değişimleri aile toplantısı yaparak değerlendirelim ve bunu sürdürmeye yönelik neler yapabileceğimizi çocuklarımızla konuşup neticede aldığımız kararlarla Ramazan kazancımızı yıl boyu devam ettirmeye çalışalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dipnotlar:</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İlkay Kasatura “Eğitimin Çocuk Ruh Sağlığındaki Önemi”, Nöro-Psikiyatri Arşivi, Cilt 25, No: 3-4 (1988), s.165;<br />
</li>
<li>Sevda Uluğtekin, “Çocuk Yetiştirme Yöntemleri Açısından Ana Baba Çocuk İlişkileri”, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu Dergisi, 2, 1-3,Ankara,1984, s. 23;<br />
</li>
<li>Abdullah Sürücü, “Anne-Baba Çocuk İletişimi”, Eğitime Yeni Bakışlar, Ali Murat Sünbül (Ed.), Ankara: Mikro Yayınları, 2003, s.204.<br />
</li>
<li>Zimem Defteri: Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kıyâfet ile, pek çok zengin, hiç tanımadıkları mahallelerdeki bakkal, manav dükkânlarına gider, onlardan Zimem Defteri’ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamını yaptırıp, miktarını ödedikten sonra; “Bu borçları silin! Allah kabul etsin!” der, kendilerini tanıtmadan çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; Borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezdi... Gizli verilen nâfile sadakanın, açıktan verilen nâfile sadakadan yetmiş kat dahâ sevâp olduğunu bilen zevât, yardımlarını mümkün olduğunca gizliden yapmaya gayret ederdi.<br />
</li>
<li>Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. İftarın verildiği köşk veya konak ziyafet evi halini alırdı, iftar sofralarda tabiri yerindeyse kuş sütü hariç her şey bulunurdu. Misafirler iftarını yapıp teraviye gitmek üzereyken hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler... diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra “Kesenize bereket”, “Allah daha çok versin”, “Ziyade olsun” gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.<br />
</li>
<li>Eski İstanbul’da yardımların en göze batmayanı ‘‘sadaka taşları’’ kullanılarak yapılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermerden olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamak konurdu. İhtiyacı olmasına rağmen dilenmekten çekinenler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan mebláğın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul’unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.<br />
</li>
</ol>
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak: </span></span><br />
<br />
Mehmet Dinç, Altınoluk Dergisi, Sayı: 317<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan’da Çocuklarla Neler Yapabilirsiniz?</span></span><br />
<br />
Ramazan ayıda çocuklarla neler yapılabilir? İşte anne-babalara Ramazan’da çocuklarıyla birlikte yapabilecekleri etkinlikler.<br />
Çocukluk; hayatın ilk basamakları olarak tabiri caizse bir staj dönemidir. Hayatı tanımak, yavaş yavaş anlamaya çalışmak, hayatın içerisinde kendini ve çevresindekileri konumlandırmak, kendinden ve en yakınlarından başlayarak insanları, içinde yaşadığı toplumunu ve dünyayı görüp onlar hakkında fikir sahibi olmak ve insanlığın ortak kültürünün ve içinde yaşadığı kendi kültürünün kurallarını öğrenip ona uygun davranış kalıpları geliştirmeye başlamak hep bu dönemde gerçekleşen hayata hazırlık faaliyetleridir.<br />
Hiç şüphesiz bütün bu -kısaca ifade etmek gerekirse- dünyayı ve kendini tanıma faaliyetlerinde çocuğun üzerinde en çok etkiye sahip olan;<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> doğduğu andan itibaren yanında bulunan, ilk adımdan ilk kelimeye her hareketin ve değişimin şahidi, öğretmeni ve şekillendiricisi olan anne- babadır.</span></span> Çocuk dünyayı uzunca bir süre onların davranışları, tepkileri, doğruları ve yanlışları ile öğrenir. Çocuğun anne-babasıyla ilişkisi onun diğer bireylere, nesnelere ve bütün bir hayata karşı aldığı tavırların, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Çocuk, doğal olarak yaşadığı kültürün özelliklerini ve yaşam biçimlerini anne-babasının tutumlarından algılamaya başlar.</span></span> Bu nedenle çocuğun yaşamının daha son raki yıllarında yaşadığı topluma adapte olabilmiş, ruh sağlığı yerinde bir birey olabilmesi anne-babasının sergilediği tutum ve davranışlara geniş ölçüde bağlıdır.[1] Bu gerçeği teyit olarak da yapılan araştırmalarda anne-baba davranışlarıyla çocuğun ruh sağlığı ve uyumu arasında yadsınamaz ilişkiler olduğu belirtilmektedir.[2] Anne-babalarından olumsuz tepki alan çocukların ilerleyen hayatlarında planlama ve başa çıkma becerilerinden yoksun kaldıklarını, çocuklarının gereksinmelerine daha az duyarlı olduklarını ve çabucak öfkelenip tepkisel davrandıklarını gösteren çok sayıda araştırma vardır.[3]<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ramazan ayı ise hem içinde barındırdığı özellikler hem de bu özelliklerin hemen hemen bütün toplum tarafından benimsenip coşkuyla yaşanmaya çalışılması açısından oldukça önemli bir aydır.</span></span> Ramazan’da yeme içme, yatma kalkma düzeninin değişmesi, misafirliklerin ve misafirlerin yoğunlaşması, camilerin daha sık ve uzun süreli ziyaret edilmesi çocuklarda merakla karışık bir heyecanı beraberinde getirmektedir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">RAMAZAN AYINDA ÇOCUKLARIMIZLA NELER YAPABİLİRİZ?</span></span><br />
İşte bu merakla karışık heyecan çocuklara ahlaki değerler kazandırmak, içinde yaşadığı toplumun kültürünü anlatmak ve benimsetmek, din ve dini yaşayış hakkındaki algısını derinleştirmek anlamında anne-babalar için bulunmaz bir fırsat olmalı ve mutlaka bu kıymetli zaman dilimi değerlendirilmelidir. Ancak Ramazan’ı çocuk eğitimi anlamında değerlendirirken mutlaka dikkat edilmesi gereken bazı noktalara anne-babaların hassasiyet göstermesi netice alınabilmesi açısından önem arz etmektedir.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">1. Ramazan Hazırlığı Yapalım</span></span><br />
Ramazan denince genelde akla iftar, sahur, teravih gelmekte; Ramazan hazırlığı denince ise mutfak hazırlığı düşünülmektedir. Ancak Ramazan hazırlığı mutfak hazırlığının çok ötesinde bir ruh hazırlığıdır. Ramazan bize bir mesajla gelmektedir ve bu mesaj yeme içmenin ötesinde ruhi bir gelişim ve olgunlaşma mesajıdır. Dolayısıyla Ramazan gelmeden önce Ramazan’ın getirdiği mesajı alabilmek için kendimizi Ramazan’a hazırlamalı ve Ramazan’da kendimizi ruhi anlamda olumlu olarak değiştirmeye karar vermeliyiz. Ancak böylelikle çocuklarımıza Ramazan’ı ve getirdiği mesajları anlatabilir ve ailece Ramazan’a hazırlanabiliriz.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">2. Evimizi Süsleyelim</span></span><br />
Çocuklarımızın Ramazan henüz gelmeden heyecanını ve coşkusunu içlerinde hissetmeleri için; evimizi süsleyebilir, Ramazan’a kaç gün kaldığını gösteren ailece yaptığımız bir takvim hazırlayıp takip sorumluluğunu çocuklarımıza verebiliriz.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">3. Söyleyerek Değil Yaşayarak Anlatalım</span></span><br />
Çocuk­lar davranış kalıpları geliştirirken duyduklarından çok gördüklerini taklit ederler yani kendilerine söylenenden çok yapılanı uygularlar. Dolayısıyla Ramazan ile ilgili olarak en çok dikkat edilmesi gereken husus Ramazan’da kötü alışkanlıklarından mümkün olduğunca arınmış ve farklılaşmış bir birey olarak çocuklarımıza örneklik oluşturmamızdır. Ancak kendimiz yaptıktan sonra anlatacaklarımızın daha etkili olacağını unutmayalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">4. Yaşlarına Göre Oruç Tutmalarını Teşvik Edelim</span></span><br />
Ra­mazan’da orucun heyecanını yaşamalarını ve ilerleyen yaşlarında tutacakları oruç için kendilerini hazırlamaları amacıyla yaşlarına göre zamanı değişecek şekilde oruç tutmalarını güzel sözlerle ya da küçük hediyelerle teşvik edelim. Küçük yaştakiler birkaç saat ya da yarım gün; ergenliğe yaklaşan yaştakiler ise bünyelerinin kuvvetine ve isteklerine göre birkaç tam gün ya da daha fazla oruç tutabilirler.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">5. Bizim Orucu Tuttuğumuz, Orucun da Bizi Tuttuğunu Görsünler</span></span><br />
Ramazan içerisinde hem davranış hem de üslup açısından mümkün olduğunca dikkatli ve hassas olmamız orucun en önemli unsurlarından biridir. günümüzde yaygın kanaatin aksine orucun sadece yememe ve içmeme üzerinde değil bunların ötesinde el ve dil ile kimseyi kırmama ve incitmeme üzerinde de olduğunun bilincinde olarak bu bilinçle yıl içerisinde hiç olmadığımız kadar nezaketli ve hoşgörülü olmaya dikkat edersek çocuklarımız Ramazan’ın ve orucun en önemli mesajlarından bir tanesini hiç anlatmanıza gerek kalmadan görüp anlayacaklardır.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">6. Hastaları ve Muhtaçları Ziyaret Edelim</span></span><br />
Ço­cukla­rımızla beraber hasta ve muhtaçları ziyaret ederek sosyal yardımlaşmanın sadece sözde kalmaması gerektiğini göstermiş, çocuklarımıza insanları sevindirmenin hazzını tattırmış ve ellerindeki sağlık ve varlık nimetinin ne kadar büyük ve önemli olduğunu fark ettirmiş oluruz.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">7. İftar ve Sahurları Ailece Yapalım</span></span><br />
Çocuklarımız oruç tutmasalar dahi iftar ve sahur vakitlerinde hep beraber ailece sofraya oturmaya dikkat edelim. Uykudan fedakarlık etmeleri gerekse de sahur heyecanını yaşamalarına müsaade edin. İftar ve sahur vakitlerinde hep beraber sesli olarak dua etmeyi düzenli hale getirelim.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">8. Camilere Götürelim</span></span><br />
Ramazan heyecanının yaşandığı en önemli yerler hiç şüphesiz camilerdir. Ramazan boyunca mümkün oldukça çocuklarımızı vakit namazlarına ve özellikle teravih namazına götürelim ki Ramazan coşkusunu yaşayarak, görerek hissetsinler ve Ramazan küçük dünyalarında kalıcı izler bıraksın. Nitekim Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine şahitlik eden Halit Fahri Ozansoy, babasının kendisini çocukluğunda Sultanahmet Camisi’ne götürdüğü bir Kadir Gecesi’ni anlattıktan sonra, <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">“Çocuklukta böyle geceler, din duygusunun, Allah ve peygamber duygusunun ruha derinlemesine işlediği gecelerdir. Babalar bunu bugün de düşünüyorlar mı? Ben, Kur’an’ın nâzil olduğu her Kadir Gecesi’nde o küçük yaşımın, o hayranlık ve iman dolu gecesini hatırlarım. Babam, bana bıraktığı bu kutsal hatıra ile mezarında daha rahat uyuyabilir.”</span></span> diyor.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">9. Çocuk İftarları Düzenleyelim ve İftar Davetlerinde Çocuklarımızı Ev Sahibi Yapalım</span></span><br />
Oruçlulara iftar vermenin önemini ve sevabını çocuğumuza anlatarak, kendi akranlarını çağıracakları çocuk iftarları düzenleyelim ve çocuklarımızın daveti sahiplenerek misafirleri çağırmasını, sofrayı ve ikramları organize etmede sorumluluk almasını sağlayalım. Ayrıca evimizde dost ve akrabalarımıza verdiğimiz iftar davetlerinde çocuklarımıza ev sahibi sorumluluğu vererek onların daveti sahiplenmesini sağlayalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">10. Yanlış Davranış ve Sözlerini Güzelce Düzetelim</span></span><br />
Yanlış bir davranış yaptıklarında yada kötü bir söz söylediklerinde kırmadan, güzelce yaptığının/yaptıklarının yanlış olduğunu sebeplerini açıklayarak anlatalım. Etkili olabilmesi için de mutlak surette kendi davranışlarımıza ve sözlerimize dikkat edelim.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">11. Yardım Kutusu Hazırlayalım</span></span><br />
Evinizde kartondan bir yardım kutusunu çocuklarımızla beraberce hazırlayalım ve çocuklarımızdan birine yardım kutusunun sorumluluğunu vererek Ramazan boyu hem aile fertlerinin hem de misafirlerin yardım kutusuna katkıda bulunmasını sağlayalım. Ramazan’ın sonunda yardım kutumuzu bir yardım kuruluşuna çocuklarımızla beraber götürelim.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">12. Televizyon ve Bilgisayar Kullanmayı Azaltalım</span></span><br />
Ramazan boyunca bizi pasif bırakacak tv izlemeyi ve bilgisayar kullanmayı mümkün olduğunca azaltmaya çalışalım. Ancak bunu yaparken mümkün oldukça tv ve bilgisayar izlemenin yerine koyduğumuz aktivitelerin çocuklarımızın eğleneceği ve keyif alacakları aktiviteler olmasına dikkat edelim ya da yapacağımız aktiviteleri onların sevecekleri ve sıkılmayacakları hale getirelim.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">13. Dost ve Akrabalarımızla İlişkilerimizi Sıklaştıralım</span></span><br />
Dinimizde önemli yeri olan sıla-ı rahim ve vefa kavramlarını çocuklarımızın hayatlarına sokabilmek için Ramazan’ı fırsat bilip dost ve akrabalarımızı mümkünse iftarlara davet edelim, mümkün değilse çocuklarımızla beraber arayıp hal ve hatırlarını sorarak gönüllerini almaya çalışalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">14. Ramazan Panosu Hazırlayalım</span></span><br />
Evimizin güzel bir köşesine Ramazan’la ilgili bilgilerin, hatıraların, güzel söz ve yazıların yer alabileceği günlük yenilenen bir Ramazan panosu hazırlayalım ve panodaki bilgilerin yenilenmesi sorumluluğunu çocuklarımız arasında paylaştıralım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">15. Kültürümüzün Güzelliklerini Yaşatmaya Çalışalım</span></span><br />
Kültürümüzün ve tarihimizin güzelliklerini ailece öğrenip yaşatmaya çalışalım. Çocuklarımıza zimem defterini[4], diş kirasını[5], sadaka taşını[6] anlatıp onlarla bu güzel adetleri günümüze nasıl adapte edip yaşatabileceğimizi tartışalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">16. Kaynak Kitaplarımızla Tanıştıralım</span></span><br />
Çocukla­rımızın Ramazan dolayısıyla dinimize karşı artan merak duygusunu fırsat bilerek sordukları sorulara hemen cevap vermeyip beraberce kaynak kitaplara başvuralım ve onları böylelikle başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere dinimizin kaynak kitaplarıyla tanıştıralım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">17. Ramazan Albümü Hazırlayalım</span></span><br />
Çocukları­mızla beraber yarınlara kalması için içinde Ramazan boyunca yaşadığımız dikkate değer hatıralarımızın, resimlerimizin, gezilerimizin, okuduklarımızın vs. yer alacağı bir Ramazan albümü hazırlayalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">18. Ramazan’ın Etkisi Kalıcı Olsun</span></span><br />
Ramazan sonunda Ramazan boyunca yaşadığımız olumlu değişimleri aile toplantısı yaparak değerlendirelim ve bunu sürdürmeye yönelik neler yapabileceğimizi çocuklarımızla konuşup neticede aldığımız kararlarla Ramazan kazancımızı yıl boyu devam ettirmeye çalışalım.<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dipnotlar:</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li>İlkay Kasatura “Eğitimin Çocuk Ruh Sağlığındaki Önemi”, Nöro-Psikiyatri Arşivi, Cilt 25, No: 3-4 (1988), s.165;<br />
</li>
<li>Sevda Uluğtekin, “Çocuk Yetiştirme Yöntemleri Açısından Ana Baba Çocuk İlişkileri”, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu Dergisi, 2, 1-3,Ankara,1984, s. 23;<br />
</li>
<li>Abdullah Sürücü, “Anne-Baba Çocuk İletişimi”, Eğitime Yeni Bakışlar, Ali Murat Sünbül (Ed.), Ankara: Mikro Yayınları, 2003, s.204.<br />
</li>
<li>Zimem Defteri: Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kıyâfet ile, pek çok zengin, hiç tanımadıkları mahallelerdeki bakkal, manav dükkânlarına gider, onlardan Zimem Defteri’ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi. Baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamını yaptırıp, miktarını ödedikten sonra; “Bu borçları silin! Allah kabul etsin!” der, kendilerini tanıtmadan çeker giderlerdi. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; Borcu sildiren, borçtan kimi kurtardığını bilmezdi... Gizli verilen nâfile sadakanın, açıktan verilen nâfile sadakadan yetmiş kat dahâ sevâp olduğunu bilen zevât, yardımlarını mümkün olduğunca gizliden yapmaya gayret ederdi.<br />
</li>
<li>Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. İftarın verildiği köşk veya konak ziyafet evi halini alırdı, iftar sofralarda tabiri yerindeyse kuş sütü hariç her şey bulunurdu. Misafirler iftarını yapıp teraviye gitmek üzereyken hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler... diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra “Kesenize bereket”, “Allah daha çok versin”, “Ziyade olsun” gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.<br />
</li>
<li>Eski İstanbul’da yardımların en göze batmayanı ‘‘sadaka taşları’’ kullanılarak yapılırdı. Bu taşlar bir buçuk-iki metre yüksekliğinde mermerden olurdu. Üst kısımlarının ortasına çanağa benzer bir oyuk açılır, sadaka verenler parayı buraya bırakırlardı. İki metrelik taşların yanında, tepesine rahatça ulaşılabilmesi için birkaç basamak konurdu. İhtiyacı olmasına rağmen dilenmekten çekinenler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan mebláğın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul’unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmıştı.<br />
</li>
</ol>
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kaynak: </span></span><br />
<br />
Mehmet Dinç, Altınoluk Dergisi, Sayı: 317<br />
<br />
İslam ve İhsan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Anababaların En Çok Sorduğu Sorular]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10830</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 20:02:29 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10830</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Anababaların En Çok Sorduğu Sorular</span><br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Giriş</span><br />
 <br />
 1 Bebek Bakımı<br />
 2 Yeni Yürümeye Başlayan ve Okulöncesi Dönemdeki Çocuklar<br />
 3 Okul Çağı Çocukları<br />
 4 Ergenler<br />
 5 Aile ilişkileri<br />
 6 Sağlık ve Beslenme<br />
 7 Eğitim<br />
 8 Duygusal Gelişim<br />
 9 Disiplin ve Eğitim<br />
 10 Sosyal Gelişim<br />
 11 Fiziksel Gelişim<br />
 12 Tatiller ve Eğlence<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GİRİŞ</span><br />
 <br />
 Çocuk Eğitimi ile İlgili Temel Görüşlerim<br />
 Akşam saat 10:00´da tam gevşemeye başladığımda telefonun kulak tırmalayan sesi çok sinirime dokunmuştu. Günüm saat 7:30´daki bir görüşmeyle başlamış ve isyankâr ergen sorunu konusunda endişeli bir büyükanneyle görüşebilmek için öğle yemeğini kaçırmıştım. Açık söyleyeyim, o kötü sesi duymazdan gelmeyi düşündüm, ama saatin geç olması nedeniyle acil bir konuda olabileceğinden korktum.<br />
 Telefon gerçek bir kriz durumu hakkında değildi, ama arayan endişeli anne için çok üzücü bir problemdi. Erken ergenlik dönemindeki kızı son zamanlarda çok değişik bir ruh hali içindeydi ve gergindi. O akşam da, basit bir işi yapmak için bodruma inmeyi reddetmiş ve şimdi de yatak odasındaki ışığı söndürmeye karşı geliyordu.<br />
 Daha birkaç gün önce, iki yaşındaki bir çocuğun annesi beni arayıp, zor çocuğuyla başedebilmede ona yardımcı olacak, katılabileceği bir kurs bilip bilmediğimi sordu. Çoğu zaman annelik rolünü yerine getirirken son derece güvenli olduğu halde, oğlunun sınırları deneyen ve isyankâr tavırları karşısında bazen o kadar öfkeleniyordu ki onu istismar etmekten korkuyordu.<br />
 Aile problemleri ile ilgili sonsuz sayıda telefon ve yıllarca radyo programım ´Siz ve Çocuğunuz´ adlı programın ardından gönderilen pek çok mektup aldım. Bütün bunlar anababaların ne kadar çok konuyu paylaştıklarının farkına varmamı sağladı. Çok benzer olay vardı ve her biri onunla mücadele eden, baş etmeye ve çözmeye çalışan kişiler için çok acı vericiydi.<br />
 Bu kitabın amacı, pek çok insana yardımcı olmuş pratik çözümleri yazıya dökmektir. Belki siz de, karşılaştığınız bir problemin burada yanıtını bulabilirsiniz. Umarım hem size, hem de çocuğunuza yardımcı olur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İlk Çocukluğun Önemi</span><br />
 <br />
 Çocuk yetiştirme konusundaki temel yaklaşımımın bir özetini sunarak bu kitaba başlamak istiyorum. Bu temel öğelere dikkat etmenin ana-babalık serüveninizde size yardımcı olacağını umuyorum.<br />
 ilk üzerinde durmak istediğim nokta, anababalık rolünün başlar başlamaz kritik bir önem kazandığıdır, ister bir binanın sağlamlığını, bir ağacın düzgünlüğünü ya da bir insanın gelişimini ele alalım, ilk başlangıçtaki doğruluğun hayati önemini artık biliyoruz.<br />
 Anlamlı ve güzel bir yaşam sürdürebilmek için gerekli yapının temelini oluşturabilme fırsatı ilk çocuklukta elimize geçer ve bu daha sonra bir daha elde edilemeyecek bir fırsattır. Hayatın anlamlılığını oluşturan da belli dengelerin kurulabilmesidir. Bu dengelerden bazıları aşağıda verilmiştir:<br />
 • Güven verebilecek, ama çocuğun bireyselliğini ve bağımsızlığını engellemeyecek kadar ilgi ve koruma.<br />
 • Güvenliği sağlayacak, ama isyana yol açmayacak veya umutsuz bir acizlik duygusu yaratmayacak kadar sınırlama.<br />
 • Başarılı olmanın gururunu tattıracak, ama hayatı angarya haline getirmeyecek kadar iş.<br />
 • Sorumluluk duygusu kazandıracak, ama sağlıklı bir bağımsızlık duygusunu yok etmeyecek kadar disiplin ve eğitim.<br />
 • Hayatı eğlenceli bir hale getirecek, ama zevki bir amaç haline dönüştürmeyecek kadar kahkaha ve oyun.<br />
 • Hayatı beklentilere uygun bir hale getirecek, ama tahammül edilemeyecek kadar katı bir hale sokmayacak kadar tutarlılık.<br />
 • Üretken olmanın mutluluğunu öğretecek, ama çocuğu ben-merkezci bir hale sokmayacak kadar gurur.<br />
 • Her günü sevecen ve sıcak bir hale getirecek ve acı dolu çabalan ihtiyaç duyulduğu sürece ve bir ömür boyu yüreklendirecek kadar sevgi!<br />
 Evcil hayvanları eğitmenin önemi anlaşılmış ve böyle bir eğitim verildiği zaman hayvanın sadık ve mutluluk verici olduğu görülmüştür. Çocuklara verilecek eğitimin de bazı kuralları olduğunu anababaların anlaması için daha ne kadar zaman gerekli Çocuğun ne yapmasını istediğinize karar vermek, etkili bir şekilde ödüllendirme yapmak ve kesin sonuçları tutarlılıkla uygulamak çocuk eğitiminin öncelikle bilinmesi gereken kurallarıdır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Disiplin Gereklidir</span><br />
 Çocukları eğitmek yeterli değildir ve eğitmekle disiplin arasındaki farkı çok az kişi görebilmektedir. Eğitim, ödüller veya cezalar yardımıyla geliştirilebilen basit bir kas ve sinir gelişimidir.<br />
 Öte yandan, disiplin, mantık ve anlama içeren karmaşık bir öğretme-öğrenme sürecidir. Neden bazı sonuçların ortaya çıktığını, belli davranış ve tutumlardan hangilerinin iyi veya kötü olduğunu, neyin onları iyi veya kötü yaptığını anlama sürecidir. Birkaç anlamlı taktik ve felsefenin hayatın tümüne uygulanmasıdır. Kısaca, iyi bir disiplin zekanın olumlu bir gelişimi ile sonuçlanır.<br />
 Küçük bebekleri sevmek hiç de zor değildir. O kadar çaresiz ve korumasızdırlar ki, anababaların çoğu çok ağlayanlara bile gerekli ilgi ve sevgiyi gösterirler, ilk dişler, ilk adımlar, ilk sözcükler çocuklarına düşkün anababaların heyecan duymasına ve gururlanmasına neden olur.<br />
 Peki, ilk ´Hayır! Yapmayacağım´ sözlerinin ne farkı var. Bu sözcükler, özgürlüğe ilk adımın ve anababa ve çocuklar arasında hayat boyu süren sınırlan test etme davranışının belirtileridir. Bunu çocuğun kişilik gelişiminin sağlıklı bir boyutu olarak göremeyen anababalar, çocuklarının kırılmasına ve hiçbir galibi olmayan mücadelelerin sürüp gitmesine neden olurlar. Ya da, tembelce teslim olup, çocuğun deneyim veya mantık üzerine kurulmamış yıkıcı bir güç duygusuna kapılmasına izin verirler.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Anababalann En Çok Sorduğu Soruların Cevapları</span><br />
 <br />
 Sağlıklı bir çocuk yetiştirme mücadelesinde anababanın başarı ya da başarısızlığını belirleyen sadece hayatın dengeleri değildir. Olumlu yapılanmaları sağlayan aynı zamanda onların kendi iç yapılarının sağlamlığı ve tutumlarıdır. Anababaların çocuklarından istediklerinin yanlış olması pek ender görülür, asıl yanlışlık itaati sağlamak için uyguladıkları yöntemlerdedir.<br />
 Bazen çelişkilerle dolu, bazen de uyumlu olan bu deneyimler çocukların duygularını oluşturur. Eğer çocuk çok miktarda koşulsuz sevgi görüyor ve başarılarıyla gurur duyuluyorsa, duyguları sağlıklı olacak ve benlik-saygısı da güçlü bir şekilde gelişecektir. Ama şefkat ve anlayış eksikliği olduğunda ve anababanın öfkesi ve kınaması sevgilerini iletmelerini engelleyecek kadar ağır basıyorsa, çocuğun gelişen kişiliği solup gidecektir. Daha sonraları da ciddi problemler görülme ihtimali çok yüksektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Temel Oluşum ve Ergenlik Yılları</span><br />
 <br />
 Bir çocuğun kişiliğinin temelindeki çatlakların ortaya çıktığı yıllar ergenlik dönemidir. Bu hasara en büyük katkı da ailede ilk yıllarda oluşturulan temelden gelir.<br />
 Eğer temel dengeler sağlanamazsa ve anababaların kınadıkları, onayladıklarından daha çok olursa, çocuğun ihtiyacı olan uygun yapı taşları eksik kalır. Bu gizli zayıflıklar, çocuklarda bugün anababaların isyankârlık olarak gördükleri davranış bozuklukları olarak ortaya çıkar. Aslında, ergenlikteki ciddi davranış bozukluklarının üç temel nedeni vardır:<br />
 1. Anababalar çok katı veya kuralcıdırlar: Diktatör gibi davranan ve çocuklar üzerindeki kontrollerini çok uzun süre devam ettiren anababaların çocukları bir bağımsızlık görüntüsü verebilmek için büyük bir olasılıkla isyan edeceklerdir. Sağlıklı yetişkinler olabilmek için ergenin zaten yapması gerekli olan bu davranışa, anababalar sadece izin vermekle kalmamalı, ciddi bir isyanı engellemek için yavaşça bağımsızlığa ilerlemesini teşvik etmelidirler.<br />
 2. Anababalar çok yumuşak ya da tutarsızdırlar. Ergenlerin sınırları genişletilmelidir, ama hâlâ sınırlara ihtiyaçlan vardır. Anababalar böyle kısıtlamalar ortaya koymadıkları veya onları istikrarsız bir şekilde zorladıkları zaman, ergenler düzenli olarak onları test ederler.Anababalar ne kadar istikrarsız olursa, gençler de o kadar büyük bir gayretle sınırları zorlarlar. Tehlikeli davranışları engellemek için, anababalar sınırlar koymaya başlamalı ve onları büyük bir tutarlılıkla uygulamalıdırlar.<br />
 3. Ergenler duygusal acı çekerler. Ergenler kendilerini yetersiz hissettikleri veya çok fazla kaygı ve endişe altında oldukları zamanlarda, oldukça istikrarsız davranışlarla duygusal acılarını ortaya koyarlar. Uyuşturucuya yönelerek veya anti-sosyal tepkiler ortaya koyarak, geçici bir süreyle acılarından kaçabilirler. Hatta bilinçli olarak yakalanıp cezalandırılmaya çalışabilirler, çünkü ceza suçlarını geçici bir süreyle hafifletmektedir. Bu gençlerin ihtiyaçlarını araştırmaları ve acı dolu duygularını sözlere dökmeleri gerekmektedir ki, gösteriş yapmaya gerek görmesinler.<br />
 Ergenleri anlamanın ilk şartı zor yılları boyunca onları sevmek, onlardan zevk almak ve onların kim olduğunu anlayabilmektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Diğer Kişilerin Ergenler Üzerindeki Etkisi<br />
 </span><br />
 Bu önemli yıllar boyunca, geniş ailenin varlığı hem anababa, hem de ergen için çok yararlı olabilir. Ancak diğer yandan da, eğer akrabalar ailenin değerlerini paylaşmıyorsa veya ergen güç mücadelesini kazanmak için kendi çıkarları doğrultusunda bu kişileri kullanıyorsa, akrabaların yardımdan çok zararı olabilir. Anababalar, büyükanne ve babalar ve diğer akrabalar arasında sağlam bir ilişki yoksa (yani aralan açıksa), o insanları kullanma çok tehlikeli boyutlara ulaşabilir.<br />
 Bugün kökleri zayıflamaya başlamış olan toplumumuzda, ailenin yer değiştirmeleri, torunlarla büyük anne ve babalar ya da diğer akrabalar arasındaki ilişkilerin gelişimini engellemektedir. Bulunduğumuz yerlerde bu kişilerin yerini tutabilecek kişilerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmalıyız.<br />
 Ayrıca, toplumda bulunan bazı kişi ve gruplar ergenle birlik olup, anababalara karşı yıkıcı bir tavır içine girmektedirler. Aşırı hoşgörülü değerlere sahip kişiler, eski kafalı ve katı olarak gördükleri anababalarına isyan etmek için fırsat kollayan huzursuz gençlik için kolay bir hedef oluşturmaktadırlar.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Anababaların En Çok Sorduğu Soruların Cevapları</span><br />
 <br />
 Ergenler üzerinde etkili olan diğer bir faktör de, şiddet gösteren gruplardır. Heyecan ve korunma arayan çocuklar, bu gruplar için kolay bir avdır. 1990´ların sonralarında, bu çetelerin tehdit ve baskıları ana-babaların endişelerinde büyük ölçüde yer almaya başlamıştır. Bugün pek çok toplumda gençliği hem zihinsel, hem de maddi olarak sömüren çetelerin varlığı kesindir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sağlam Bir Ruhsal Temel Oluşturma</span><br />
 <br />
 Olumsuz etkilere karşı en sağlam korunma sağlam bir manevi değer yapısının oluşmasıyla sağlanabilir. Anababalar kendi inanç ve geleneklerini pratikte uygulayarak çocuklarına bazı temel gerçekleri aktarabilirler. Araştırmalar, ailelerin bu yöndeki çabalarının ailenin uyumunu ve gücünü arttırdığını göstermektedir.<br />
 Gülen, eğiten ve koruyan sevgi dolu bir babayla birlikte yaşayan bir çocuk, en karizmatik çete lideri tarafından bile kolay kolay ikna edilemez. Hatta, böyle güçlü bir sevgi ile büyüyen çocuklar, ileriki yaşlarda Tanrısal güce çok daha kolay güven duyarlar.<br />
 En sık karşılaştığım sorulardan biri de, çocuklara manevi değerleri öğretmenin ve ergenlere inançlarının kazandırılmasının en iyi yollarının ne olduğudur. Bugün bu önemli sorunun basmakalıp bir cevabı yok, ama yardımcı olacağına inandığım bazı önerilerim olacak.<br />
 • Anababalar kendi değerlerinizi ortaya koyun, inandıklarınızı günlük hayatınızda gösterirseniz, çocuklarınızın o inançları inkâr etmeleri zor olacaktır.<br />
 • inançlarınızı öğretin. Gerçekten yaşanmadan, sözlü olarak tartışılan değerler gözardı edilebilir. Ama onları açıklamadan yaşayarak öğretmek onların doğal olarak kabul edilmesini sağlayabilir.<br />
 • Kendi inançlarınızın gereklerini yerine getirin.Dini inançlarınızın korumacı ve sevgiyle ilgili nedenlerini açıklamadan da olumsuz bazı kurallar üzerinde durabilirsiniz. Basit ama dürüst açıklamalar çok önemlidir.<br />
 • Ailece dua edebilirsiniz, ama basit olmalarına dikkat edin. Paylaşılan eğlencelerde, karşılaşılan üzüntülerde, iyileştirilen acılarda beraberce dua etmeyi öneriyorum. Biraz konuşmaya başladıkları andan itibaren çocuklar birlikte dua etmeye yönlendirilmelidirler.<br />
 • Tanrıyı bir tehdit ve cezalandırma aracı olarak kullanmayın. Yanlış davranışları nedeniyle Tanrının onu cezalandıracağını söylemekten veya Tanrı ... yapan çocukları sevmez´ gibi cümlelerden kaçının. Bunlar, çocukların Tanrının sevgisine olan inançlarını yokeder.<br />
 iyimser, kabul edici ve koşulsuz sevgiye çok az kişi karşı koyabilir. Çocuklarınız yollarını şaşırsalar bile, siz kararlarınızdan ödün vermeyin. Onları geri kabul edin ve onları yüreklerinizle karşılamaya hazır olun!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bırakın Gitsin!</span><br />
 <br />
 Her genç, çocuk psikologlarının açıkça tanımladığı gelişim aşamalarından geçer. Çocuklarınıza çok kuvvetli bir şekilde bağlanmak, onları sosyal ve duygusal açıdan köstekler. Çocuklar olgunlaşıp kendi kişiliklerini ortaya koymak ve zamanı geldiğinde kendi ailelerini kurmak için evden ayrılmak üzere doğarlar. Bunun farkında olan ve çocuklarının -yavaş yavaş fakat güvenle- bağımsızlığa ulaşmalarını destekleyen ana-babalar, ciddi bir isyanın ve ayrılığın acısını çok nadiren duyacaklardır. Bu değişim her çocukta farklıdır, fakat her çocukta son derece zevkli ve sevgi dolu bir yenilik ve zenginlik haline dönüşebilir.<br />
 Bağımsızlığa uzanan bu değişimin en korkutucu yanı, gencin sosyal ilişkileri ile ilgilidir. Çocuklar küçükken, anababalar onların oyunlarını ve etkinliklerini denetleyebilirler. Eğer küçük bir arkadaşın zararlı olduğu kararına varılırsa, evden kolayca uzaklaştırılabilir. Ama ergenlik dönemi geldiğinde bu mümkün değildir! Okuldaki, işteki ve çevredeki ilişkiler artık anababa tarafından yönlendirilemez.<br />
 Batı kültürünün hoşgörüsü ve göreceli zenginliği gerçekten korkutucu tehlikeler yaratmaktadır. Akıllı anababalar, yakında bir yetişkin olacak çocuklarına sağlıklı kararlar almak için gerekli temel kuralları öğretme konusunda iyi bir rehberlik verirler. Özgürlüklerin sınırlarını belli oranlarda genişleterek, gencin belli bir sorumluluk duygusunu kazanmasını sağlarlar. Başarısız olduğunda ya da uygun olmayan bir seçim yaptığında onu yüreklendirirler. Genellikle koruyucu bazı sınırlamalar saptarlar ama ergenin kendi hayatını yönetmeyi öğrenmesine mümkün olduğu kadar izin verirler.<br />
 Bu zor yıllarda iletişim kanallarını her zaman açık tutabilmek pek kolay değildir! Ama anababalar kendi yeteneklerine, çocuklarının iyi niyetine ve anababaları memnun etme isteğine inanırlarsa, hem ana-babalığı, hem de çocuklarını anlayabilirler.<br />
 Burada verilen sorular gerçekten bana yazılan sorulardır. Yazan kişileri korumak amacıyla, sorular biraz düzeltilmiş ve kişilikleri ortaya çıkaracak bilgiler dikkatlice çıkarılmış veya değiştirilmiştir.<br />
 Umarım bu sorular bu tür endişeleri olan herkese hitap edecek niteliktedir. Cevapların da, kısa olmalarına rağmen, anlaşılır, uygulanabilir, umutlu ve yararlı olduklarına inanıyorum.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEK BAKIMI<br />
 DOĞUM SONRASI</span><br />
 <br />
 Doğum sonrası lekeleri nedir<br />
 Tıp fakültesinde bize, doğum sonrası lekelerine bebeğin doğumundan sonra bazen ortaya çıkabilen hormonal dengesizliklerin yol açtığı öğretilmişti. Elbette annenin bedeni çocuğun doğumundan sonra pek çok değişiklik geçirmektedir ve bu değişikliklerin en önemli bir bölümü de normal hormonal düzenin yeniden kazanılması ile ilgilidir.<br />
 Ama hormonlarla ilgili olmayan bir çeşit doğum sonrası depresyonu olduğunu da düşünüyorum. Birkaç yıl önce, doğum sonrası lekelerini herhangi bir anne gibi yaşayan bir babayla karşılaşmıştım. Onunla ve diğer bazı babalarla konuşmalarım sonucunda, onların da çocuklarının doğumundan sonra depresyon ve üzüntü dolu bir dönemden geçtiklerini saptadım.<br />
 Bu konuyu araştırırken ve bu anne ve babalarla birlikte bu konuyu derinlemesine düşünürken, bilinmesinde yarar olan bazı nedenler keşfettim.<br />
 Bugünlerde bebekleri olan insanların çoğu o bebeği gerçekten çok istiyorlar. Sevecekleri ve zevk alacakları bir çocuğa sahip olmak, sonra da o bebeği ailelerine ve arkadaşlarına göstermek istiyorlar. Hamileliği boyunca anne çok ilgi görüyor ve baba da bebeğin hareketlerini izlemekten ve onu annenin bedeninin içinde hissetmekten çok heyecan duyuyor. Bu bedensel değişiklikler, büyüyen bebek, odanın hazırlanması, kutlamalar ve tahminler beklemekte olan anababalar için çok hızlı oluşuyor.<br />
 Ama o uzun dokuz aylık beklemeden sonra, bebek birden çıkıp geliyor. Partiler bitmiş, oda hazırlanmış ama odanın yeni sahibi ana-babasını yorgunluktan perişan eden bir canavar! Anababalar bazen vazgeçmek zorunda kaldıkları özgürlüğün miktarını tam olarak kavrayamamış olabiliyorlar. Yeni anababa için gittikçe daha da açık bir hale gelen gerçekler şunlardır: Özgürlüğümüzü kaybettik. Veya ikinci çocukları ise, özgürlüğümüzü öncekinden daha da fazla yitirdik. Günde 24 saat, yılda 365 gün ve bir ömür boyu sürecek bir sorumluluk üstlendik. Birbirimize olan ilgimizi kaybetme riskimiz var. Gereksinimleri karşılamak için büyük parasal yükler altına giriyoruz. Üstelik, kirli bezlerle ve gece kalkmalarıyla uğraşmak da hiç hoş değil!<br />
 Bütün bu özgürlüklerden vazgeçmeye ve sorumlulukları üstlenmeye gerçekten hazır olan çok az anababa vardır. O halde bütün bunlar gerçekleştiği zaman bir süre üzüntülü anlar yaşanmasına pek şaşırmamalıyız. Bunun olumlu yanı, üzüntünün bilinen bir süreç olmasıdır. Ondan kurtulabilir ve hayatlarınızı zenginleştirmeye -anababa olarak sorumluluklarınızı biraz arttırmaya- gelmiş olan o küçük mutluluk kaynağının değerini anlamayı öğrenebilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YENİDOĞANIN İHTİYAÇLARI</span><br />
 <br />
 Evdeki ilk günlerinde yeni doğan bebeğimizin ihtiyacı olan giysi ve eşyalar nelerdir Lütfen listeyi yenidoğan bir bebeğin ihtiyaçları ile sınırlayın.<br />
 Temel ihtiyaçlar gerçekten çok basittir, fakat ben çok önemli olduğuna inandığım bir tanesiyle başlamak istiyorum, sallanan sandalye. Sallanan sandalyelerin artık modası geçmiş olabilir ama bebeğin tutuşunu kolaylaştıran ve annesinin karnındayken alıştığı ritmik hareketi ona sağlayan yanı, hem anababa, hem de çocuk için çok sakinleştiricidir.<br />
 Elbette bebeğinizin yatmak için bir yatağa ihtiyacı olacaktır. Ana-babaların çoğu pek çok yatağa (portbebe, anakucağı vb.) ihtiyaçlan olduğunu düşünürler, ama gerçekten ihtiyacınız olan bir bebek karyolasıdır. Karyolanın bebeğinizin bedenine destek sağlayacak sertlikte bir yatağı olmalıdır. Karyolanın kenarındaki kolonların bebeğin kafasının girip de sıkışmayacağı sıklıkta olmasına dikkat etmelisiniz. Yatağın kenarlarına koruyucu bir şilte geçirilmesini de tavsiye ederim. Bunu uzun bir kartona biraz yumuşak malzeme ve renkli bir kumaş kaplayarak kendiniz de yapabilirsiniz ya da kendi karyolanıza uygun büyüklükte satın alabilirsiniz. Bu koruyucu şilte çocuğunuzun kafasını yatağın kenarlarına çarpmasını önler.<br />
 Yatağınız için de bazı şilte ve çarşaflara ihtiyacınız olacak. Yatağınızı korumak için en üste ince ve yıkanabilir bir şilte yaymanızı öneririm. Böylece bazen çocuğunuzun alt bezinden taşan ıslaklıkların yatağınızı ıslatmasını engellemiş olursunuz. Çocuğunuz kafasını hareket ettirmeyi iyice öğrenene kadar yastık kullanmanızı önermiyorum. Bebekler burunlarını yumuşak yastıklara dayayıp boğulabilirler.<br />
 Bebeğinizin böbrekleri çok iyi çalışacağı için bol bol alt bezine ihtiyacınız olacak! Kumaş bezler, hazır bezlerden hâlâ daha ucuz ama onları yıkamak için de çok fazla zamana ve enerjiye ihtiyacınız olacak. Anababa olarak kendi zamanınızı ve parasal imkânlarınızı değerlendirmek zorundasınız. Eğer kumaş bez kullanmaya karar verirseniz, sürekli olarak çamaşır yıkamadan bebeğinizin ihtiyaçlarını karşılamak için en az üç düzine beze ihtiyacınız olacaktır. Hediye almak için sizin önerilerinize ihtiyaç duyan bir yakınınız varsa, ona bebeğinizin ilk 6 haftalık ihtiyacını karşılayacak kağıt bez almasını önerebilirsiniz!<br />
 Eğer kumaş bez kullanıyorsanız, bebeğinizin yatağının ıslanmasını engellemek ve dolayısıyla çamaşır işinizi azaltmak için, birkaç plastik dona ihtiyacınız olacaktır.<br />
 Bebeğin giysileri de çok önemlidir: En az üç tane zıbın, üç ya da dört tane tulum. Tulumların eldivenli olanları bebeğinizin yumruklarını içme alarak yüzünü çizmesini engelleyecek, çoraplı olanları da ayaklarını içine alarak sıcak kalmalarını sağlayacaktır. Eviniz kış gecelerinde soğuk oluyorsa, bebeğin geceleri giyebilmesi için kalın bir uyku tulumu a -malısınız, çünkü normal bir battaniye bebeğin üzerinde uzun sure kalmaz.<br />
 Birkaç tane hafif ince ve bir tane büyük kalın bir battaniye bebeğinizin ihtiyaçlar listesini tamamlar. Bebekler genellikle çok fazla eşyaya ihtiyaç duymazlar. En çok ihtiyaçtan olan sizin, anababalarının<br />
 sevgi dolu ilgisidir!<br />
 Bebeğinizi beslemenin en yararlı yolu emzirmektir, ama emziriyorsanız ilk bir-iki hafta mücadele etmeye hazır olmalısınız. Bebeklerin doğal olarak sahip oldukları bir emme içgüdüsü vardır, ancak bu yine de zor bir iştir, ilk doğduğu günlerde bebeğinizin çok çabuk uykusu geldiği için onu iyice besleyemeyebilirsiniz. Bu arada annenin de sütü birikir, bebeğin meme ucunu almasını sağlamak zor olabilir. Emzirmek istiyorsanız, doktorunuzun bunu desteklediğinden emin olun ve hastanede biberon vermekten kaçınmalarını sağlayın, ilk günlerdeki zorlukları atlatabilirseniz, emzirmenin müthiş mutluluk verici bir deneyim olduğunu görebilirsiniz. Bazı şehirlerde annelere yardım eden yöresel bazı gruplar annelerin emzirme konusundaki sorularını cevaplamakta ve onları bu konuda yüreklendirmektedirler. Doktorunuzdan bu konuda bilgi alabilirsiniz. Emziren annelerin ihtiyacı olan eşyalar; bir-iki emzirme sutyeni, bebeğinizi soyunmadan emzirmenize imkân verecek birkaç gecelik ve meme uçlarına sürmek üzere bir krem olabilir.<br />
 Herkesin emzirme imkânı veya isteği olmadığına göre, piyasada satılan değişik emzikli -doğal meme ucu hissini verecek kadar onlara benzeyenler de dahil olmak üzere- pek çok biberondan birini seçebilirsiniz. Atılabilir plastik torba şeklindeki biberonları tavsiye edebilirim. Böylece biberonların sterilize edilmesi ile uğraşmanıza da gerek kalmayacak, sadece emzikleri temizlemeniz gerekecek.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞUNUZA İSİM VERME</span><br />
 <br />
 Çocuklarına isim bulmaya çalışan anababalara neler önerirsiniz<br />
 Çocuk bekleyen anababaların karşılaştıkları en hoş işlerden biri de budur. Aileden gelen isimler önemlidir. Örneğin, bazı babalar oğullarına kendilerinin, büyükbabalarının ya da büyük büyükbabalarının isimlerini vermek isterler. Bazen aileler çocuklarına onlar için anlamı olan bir akrabalarının, bir arkadaşlarının ya da önemli bir tarihi kişiliğin ismini verirler. Çocuğa verilen ismin çok büyük bir önemi vardır. Çocuklara verilebilecek isimlerin anlamlarını veren bazı kitaplar vardır.<br />
 Çocuğunuza ilerdeki yıllarda bazı takma isimler yakıştırılabileceğini unutmayın. Bu nedenle, isimleri değerlendirirken kısaltılmış şekillerini de gözönünde bulundurun. Çocuğunuzu küçük düşürücü isimler olmamalıdır. Hangi ismi seçerseniz seçin, o ismi her zaman sevgiyle kullanmayı unutmayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEĞİN ÇAMAŞIRLARI</span><br />
 <br />
 Bebeğin çamaşırlarına nasıl bir özel ilgi göstermeliyiz<br />
 Bu çok önemli bir sorudur, çünkü bebeklerin ciltleri çok hassastır ve alt bezlerini ya da çarşaflarını da temizlemek oldukça güçtür. Her anne, bebeğinin giysilerinin beyaz ve canlı renklerde olmasını arzu eder, hatta bazıları için anne olarak yeterliğinin derecesi o giysilerin durumuna bağlı olabilir! Ama lekeler de bebeklerin bir parçasıdır. Çiş ve kaka lekeleri çarşafları ve alta giyilen giysileri lekeler, bebeklerin tükürdükleri yiyecekler de önlüklerinin ve üst giysilerinin çok kirli gözükmesine neden olur. Portakal suyu gibi pek çok bebek maması da zor lekeler bırakır.<br />
 Kuvvetli beyazlatıcı ve deterjanlar çamaşırlarınızı beyaz ve parlak, yumuşatıcılar da yumuşacık yapabilir, ama bunlar aynı zamanda bebeğinizin hassas cildini tahriş ederek belki de ancak bir ayda iyileştirebileceğiniz kızarıklıklara neden olabilir, işte hem giysilerinizi tertemiz yapacak, hem de çocuğunuzun hassas cildindeki tahrişleri engelleyecek bazı öneriler:<br />
 Bütün kirli çamaşırları bir kere soğuk su ile durulayın. Sıcak su bazı lekelerin sabitleşmesine neden olabileceği için sıcak su kullanmayın ve bol soğuk sudan geçirin. Sonra bir enzim solüsyonu kullanmanızı öneririm. Bunlar çeşitli markalarda olabilirler, ama çeşitli lekeleri çıkartmadaki etkililikleri ile tanıtılırlar. Bu solüsyonun, giysilerde mucizeler yarattığını göreceksiniz. Lekeleri yaratan maddelerin kolayca çözülmesini sağladığı halde, hem kumaşı yıpratmadığını, hem de bebeğinizin cildini tahriş etmediğini farkedeceksiniz. Bu solüsyondan çıkardığınız giysileri de yeniden durulayın.<br />
 Şimdi çamaşırlarınızı makinanızda yumuşak bir deterjanla yıkayın. Eğer çocuğunuzda kızarıklıklar oluşursa, ikinci bir durulama yapın. Çamaşır suyu kullanmaktan kaçının.<br />
 Yumuşatıcılar giysilerin ya da bezlerin yumuşacık olmasını sağlarlar ama kurutucunun içine konanlar bazen çocukların hassas ciltlerinde tahrişlere neden olabilecek bazı artıklar bırakabiliyor. Bu nedenle, çamaşır makinasına konan yumuşatıcıları tercih edin. Bazı bebekler yumuşatıcıların içindeki kokuya tepki gösterebilir, ancak çoğu bundan rahatsız olmazlar.<br />
 Yıkadıktan sonra, çamaşırları kurutun. Her zaman için dışarıya asılıp, güneşte kurutulan çamaşırları terih ederim. Ama bunun mümkün olmadığı bir yerde oturuyorsanız, kurutma makinanız da işinizi görecektir.<br />
 İyi anababalığın zevkli yanlarından biri de, bebeğinizin yumuşacık ve tertemiz olmasını sağlamaktır!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YENİDOĞANIN AĞLAMASI</span><br />
 <br />
 Bir bebeğin ağlamasının en yaygın nedeni nedir<br />
 Açıkça söylemek gerekirse, bebeklerin çoğu acıdan ağlarlar, ama ağlamalarının pek çok farklı nedeni vardır. Yeni anababaların en büyük korkularından biri de, bebeklerinin ağlamasını kesemeyecekleri korkusudur, içgüdüsel olarak bebeği sakinleştirmek ve rahatlatmak isteriz ve bunu yapamadığımız zaman da kendimizi yetersiz hissederiz.<br />
 İlk bebeğimizin doğuşunu ve onun ağlamaları yüzünden duyduğum endişeyi bugün gibi hatırlıyorum. Tıptan yeni mezun olduğumdan, bütün ciddi ve olası tıbbi problemlerin farkındaydım ve her ağladığında, diğer anababaların aklına bile gelmeyen, çok ciddi bir eksiklik ya da hastalığı olduğundan hiç kuşku duymuyordum. Neyse ki her defasında, ağlamalarının genellikle çok basit, anlaşılır ve göreli olarak da tedavi edilebilir bir nedeni olduğunu saptıyordum.<br />
 Bir yenidoğanın ilk ağlaması acı doludur - oldukça soğuk ve bazen de acımasız bir dünyaya doğmanın verdiği acı. Acıdan kaynaklanan ağlamada öfke yüklü gibi gelebilir ve yoğundur. Genellikle yumruklar sıkılıdır ve bedene doğru çekilir. Gözler sıkıca kapatılmıştır ve ağlama da gerçekten çok yüksek sesli ve insanın içine işleyen türdendir. Acıkma, üşüme, ıslanma, kulak ağrısı veya acı veren bir pişik gibi durumlar, hayatın çocuğa sunduğu haksızlıklara karşı verilen bir tepki olarak öfkeli bir ağlamaya neden olurlar.<br />
 Diğer ağlama nedenleri de, yalnızlık, sıkıntı ve hatta korkudan kaynaklanabilir. Yalnızlık ve sıkıntı ağlaması daha çok bir sızlanma ve huysuzluk şeklindedir ve anababalar için çok rahatsız edici olabilir. Yenidoğanların çok yüksek sesten ve ani sarsıntıdan irkildiklerini biliyoruz ve bu durum değişik bir ağlamaya veya bedensel bazı tepkilere neden olabilir. Ellerini ve ayaklarını uzatırlar ve gözlerini kocaman açarlar. Sonra da yüksek sesle ağlamaya başlayabilirler ama öfkeli ve acılı ağlamadan farklı bir niteliktedir.<br />
 Bebek birkaç aylık olduktan sonra bebeğin ağlamalarına hemen karşılık vermek, ona, ilgi çekmek için ağlamayı öğretebilir. Diğer yandan da, çok geç veya çok az karşılık vermek de, ona öfkelenmeyi veya geri çekilip sessiz kalmayı öğretebilir. Bu nedenle tam zamanında, ne çok erken, ne de çok geç karşılık vermek çok önemlidir.<br />
 Zamanla çocuğunuzun ağlamasını tanımaya başlayacaksınız ve onun ihtiyaçlarını kontrol edeceksiniz. Altı mı kirli Aç olabilir mi Biraz kucak ve ilgi mi istiyor Bebeğiniz ağlamaya başlamadan gerekli ilgiyi göstererek, o miniğe daha az rahatsız edici bir şekilde ağlayarak, size daha sevecen ve olumlu tepkiler vermesini öğretebilirsiniz. Korkmuş, aç veya acılı bir bebeği sakinleştirme gücüne sahip olmak bir anababa için en hoş şeylerden biridir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEĞİ UYANDIRMA</span><br />
 <br />
 Bazen işteki uzun bir günün ardından, eve çok geç geldiğimde, üç aylık oğlumu uyurken bulunca çok hayal kırıklığına uğruyorum. Onu uyandırıp, beraber oyunlar oynamak ve arkadaşlık etmek için dayanılmaz bir istek duyuyorum ve itiraf etmeliyim ki bunu bazen yapıyorum. Bu şekilde onun uykusunu bölmek zararlı mıdır Ama böyle yapmazsam da, onu günlerce uyanık olarak göremeyebilirim.<br />
 Elbette onu uyandırabilir ve kalbinizin içine sokabilirsiniz. Çalışsanız da çalışmasanız da bebeğinizin anababasıyla yakın ilişkiye ihtiyacı vardır. Babalar farklı bir yaklaşımla bazen annelerin yerini alarak belli bir denge sağlayabilirler. Minik oğlunuzun tadını çıkarın. Altını değiştirmenizi, onu yıkamanızı öneririm. Onu besleyin, onunla oynayın ve yatağına geri koyun.<br />
 Eğer biriniz çalışıyor, diğeri de evde oturuyorsa, evde olan anne ya da baba günün sonunda yorgunluktan bitmiş bir haldedir. Bu nedenle çalışan anne ya da baba bebeği uyandırırsa, onun (beslemek ya da altını değiştirmek gibi) ihtiyaçlarını da o karşılamak ve onu yine uyutmalıdır. Unutmayın ki evdeki anne ya da babanın önünde ertesi gün uzun ve yorucu bir gün daha olacak.<br />
 Bebek doğar doğmaz, eşler evdeki işleri paylaşmak üzere bir plan hazırlamalıdırlar. Evdeki anababadan biri çocuk bakımı ve ev işlerinin tümünü üstlenmelidir. Eğer her iki anababa da çalışıyorsa, evdeki işlerin paylaşılması kaçınılmazdır.<br />
 Birbirinizin eğlenme ihtiyacını unutmamanızı öneririm. Çocuğunuzla arkadaşça oynadıktan sonra onu sakinleştirip, aranızdaki sağlıklı duygusallığı koruyabilmek için birbirinize zaman ayırın. Çocuğunuza verebileceğiniz en iyi hediye, birbirini gerçekten seven bir anne ve baba olmanızdır. Ama bu sevgiyi canlı tutabilmek için çok çaba göstermeniz gerekebilir. Çocuklar büyüdükçe, anne ve babanın birbirlerine ayıracak zaman bulmaları daha da güçleşir. Böyle bir zamanı hayatınızın bir parçası haline getirin ve beraberce biryerlere kaçabilmek için haftada en az bir akşam için bir bakıcı ayarlayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">UYUMAMAK İÇİN DİRENME</span><br />
 <br />
 Çocuklar için uykuya gitmenin neden bu kadar zor olduğunu hep merak ederim. Benim üç aylık kızımın bazen olduğu gibi, gerçekten çok yorgun oldukları zaman bile uyumamak için neden bu kadar direnirler Kızımızın daha kolay uykuya dalabilmesi için yapabileceğimiz bir şey var mı<br />
 Bu çok önemli bir soru, çünkü anababaların gerçekten dinlenmeye ihtiyaçları var ve üç aylık bebeklerinin biraz daha fazla uyumasını ne kadar çok istediklerini de biliyorum. Bazı bebekler gürültü nedeniyle uyumakta zorlanabilirler. Havlayan bir köpek veya korna çalan bir araba, yüksek sesli bir radyo veya televizyon onları uyanık tutabilir ya da tam dalacakken uyandırabilir.<br />
 Bazı bebekler gürültüden pek etkilenmeyebilir fakat aşırı derecede uyarılabilirler. Bazı çocuklar çok keskin bir duyma, görme ve dokunma duyusuna sahip olarak doğarlar ve başka bir çocuğu rahatsız etmeyecek her şey onları etkileyebilir. Böyle çocuklar arka plandaki sesleri silip, kendilerini sakinleştirmekte zorlanabilirler.<br />
 Bebek Bakımı<br />
 Bazen, özellikle de ilk bebekler, çok aşırı tepkisel anababalara sahip olabilirler. Bir gün çocukları histerik bir ağlama krizine tutulmuş bir anababa tarafından eve çağrılmıştım. Eve girdiğimde, anneanne, babaanne, dedeler ve de çocuğun anababasını oldukça büyük bir düşkırıklığı içinde buldum. Çocuğun ciddi bir kulak ağrısı olabileceğini düşünerek, onu dikkatlice muayene ettim ama iki kulağı da temizdi. Boğazı ağrımıyordu, ateşi yoktu, pişik olmamıştı, kısaca bebeğin şiddetli ağlamasına neden olabilecek hiçbir şey gözükmüyordu. Anababaların odadan çıkmasını ve bana bir biberonla sallanan sandalye getirmelerini istedim. Memnuniyetle yaptılar. Çocukla birlikte oturup onu yumuşakça bir an salladıktan sonra, hemen uykuya daldı. Bu durumdaki teşhisim aşın endişeli anababalardı. Çocuk ağladığında anababalar ona yoğunlaşıyor ve geriliyorlar ve bu gerginlik de çocuğa bulaşıyordu.<br />
 Çocuğunuzu kucakladığınızda, gevşeyin ve sakinleşmeyi öğrenin. ´Sakin OY yazısı bebeğinizin karyolasına asabileceğiniz güzel bir slogan olabilir. Bebeğin çevresini mümkün olduğu kadar huzurlu yapın. Kısık ışıklar, yumuşak renkler, arka planda yumuşak bir müzik, çocuğunuzun gevşemesine yardımcı olabilir. Özellikle çok yorgun ve gerginseniz, çocuğunuzu kucaklamaktan kaçının. Bebeğiniz yine de biraz yaygara çıkaracaksa, bunu sinirli bir anababanın kucağında yapacağına, gevşeyebileceği karyolasında yapmasında yarar vardır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SIKILMIŞ BEBEK</span><br />
 <br />
 Bizler yeni anababalarız ve sorumuz şu: Çok hareketli ve çevreyle ilgili iki aylık bir kızımız var. Sesler çıkarmayı ve gülmeyi çok seviyor. Bütün gece uyuyor ve gündüzleri de genellikle uyanık. Benim canımı sıkan bazen çok sıkılıyor gibi gözükmesi. Onun büyümesi ve öğrenmesine yardımcı olmak için neler yapmalıyız Çok fazla ilgi gösterirsek onu şımartır mıyız<br />
 Bu soru, bugün pek çok anababayı ilgilendiren bir problemi yansıtıyor. Toplumumuzda öğrenme konusu o kadar çok vurgulanıyor ki, anababalar da küçücük bebeklere bile birşeyler öğretmeleri gerektiği konusunda gereğinden fazla endişeleniyorlar. Bu iki aylık bebeğin gerçekten sıkıldığından şüpheliyim, yoksa uyuklama ya da memnuniyetinin işaretlerini mi veriyor. Belki de çocuğun gerçek ihtiyaçlarından çok kendi endişeleriyle mi ilgileniyorlar. Bu bebek çok sevgi ve ilgi görüyor gibi gözüküyor. Anababanın çocuklarını devamlı olarak eğlendirmesi ve onu heyecanlandırıp mutlu etmesi gerektiği düşüncesinden nefret ediyorum.<br />
 Küçük bir bebeğin oyalanması ile ilgili bazı öneriler: Biraz uyuduktan sonra onu kucağınıza alıp istediğiniz kadar oynayın. Eğer açsa, onu doyurun, altını değiştirin ve yatağına, oyun parkına ya da (evde onu rahatsız edecek bir hayvan ya da başka çocuklar yoksa) yere yaydığınız bir battaniyenin üzerine koyun. Bebek rahatsız olmadığı sürece, ailenin olduğu yere konabilen sallanan bebek salıncaklarını da seviyorum. Böylece çocuklar gözlem yaparak öğrenme ve anababaların da kendi işlerini sürdürdükleri bir aile ortamını izleme olanağını bulabileceklerdir. Tutmaya başladıktan sonra, eline yumuşak bir çıngırak ya da benzer bir oyuncak verebilirsiniz. Hareket ederek çocuğun dikkatini çeken bir oyuncak da koyabilirsiniz. Yatağının kenarlarına müzikli ve parlak oyuncaklar yerleştirilebilir. Bunları kısa ve parlak bir kurdeleyle bağlayın, ip kullanmaktan kaçının çünkü bunlar bebeğin boynuna dolanabilirler. Bebek oturmaya başladıktan sonra da bunları çıkarın çünkü yatağın tepesinde asılı olan şeyler kafasına düşeceği için tehlikeli olabilir.<br />
 Bebeğinizden zevk alın ama onun esiri olmayın. Onu istediğiniz sürece eğlendirin ama 24 saat onu mutlu etmek zorunda olduğunuz hissine kapılmayın. Anababaların çocuklarının ihtiyaçlarını saptamalarına yardımcı olan içgüdüsel bir sezgileri vardır. O sezginizi izlerseniz çok fazla yanlış yapmazsınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEKLERİN YARADILIŞLARI</span><br />
 <br />
 İkinci bebeğim doğduğu andan itibaren ilk çocuğumdan çok farklı özellikler gösteriyor. Bu bana çok ilginç geldi. Normal mi<br />
 Kesinlikle, çok normal. Aslında, çocukların yaradılışları ile ilgili araştırmalar vardır. Stella Chess ve Alexander Thomas adlı doktorlar pek çok yenidoğanı incelemiş ve uzun yıllar hayatlarını izlemişlerdir. Bütün bebeklerin dokuz kişilik özelliği ile doğduklarını ve bu özelliklerin de en hafiften en yoğuna kadar bir derecelenme içinde olduğunu saptamışlardır. Bu özellikler şunlardır: 22<br />
 • aktivite düzeyi<br />
 • tepkilerin yoğunluk düzeyi<br />
 • dikkat dağınıklığı<br />
 • istikrar<br />
 • tutarlılık<br />
 • duyarlılık düzeyi (dokunma, koklama, tatma, duyma, konuşma)<br />
 • yaklaşma/kendini çekme<br />
 • uyum yeteneği<br />
 • genel ruh hali<br />
 Bazı çocuklar, doğuştan bu özelliklerin en alt ucunda, bazıları en üst tarafında, çoğunluğu da ortalarda yer alır. Bu özellikleri aklınızda bulundurmak, çocuğunuzu daha iyi anlamanıza ve ona göre karşılık vermenize yardımcı olur.<br />
 Kendinizin bu özelliklere sahip olma yoğunluğunuz çocuğunuzun sizde yol açtığı bıkkınlığın derecesini belirler. Eğer siz düşük hareketlilik düzeyine sahip bir insansanız ve çocuğunuz da çok hareketli ise, günün sonunda kendinizi yorgunluktan dağılmış bir durumda bulabilirsiniz. Önemli olan sizin çocuğunuzu olduğu gibi kabul etmeniz, bir yandan mümkün olduğunca uyum gösterirken diğer yandan da ona davranışlarını mümkün olduğu kadar değiştirmeyi öğretmektir. Aynı zamanda bebeğinizi koşulsuz sevmeye de devam edin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YAYGARACI VE UYKUSUZ BEBEK</span><br />
 <br />
 5 aylık bebeğim hiçbir zaman gerçek bir gündüz uykusu uyumuyor. Yarım saat, en fazla kırk beş dakika uyuyor ve sonra üç saat uykusuz kalıyor ve yeniden bir yarım saatlik uyku uyuyor. Uyku aralarında da genellikle çok yaygaracı ve yorgun oluyor. Bu durum her gün devam ediyor. Benim için çok yorucu ve yıpratıcı oluyor çünkü bir iş yapmak için gerekli zamanı bulamıyorum. Onun daha iyi bir uyku uyumasını nasıl sağlayabilirim<br />
 Buradaki problem tam bir kısır döngüne dönüşmüş. Çocuklar yaygara yaptıkça ve ağladıkça anneler daha çok yoruluyor; anne daha da geriliyor ve çocuk annenin gerginliğini hissediyor, daha çok ağlıyor. Bunun nasıl olduğunu kolayca görebilirsiniz, bu nedenle kendinizi suçlamayın çünkü oldukça gergin ve uykusuz bir çocuğunuz var.<br />
 Bebeklerdeki uykusuzluk genellikle bir rahatsızlıktan ya da bizim deyişimizle gaz sancısından kaynaklanır. Ya da alışkanlıklar ve gerginlikler uykusuzluğa neden olabilir. Böyle çocuklar büyüdükçe biraz hiperaktif olabilirler.<br />
 İlkönce bebeğin uykusuzluğuna neden olabilecek fiziksel bir neden olup olmadığından emin olun. Eğer bebeğin hazım problemi olduğundan şüpheleniyorsanız, doktorunuzun görüşlerine başvurun. Değişik bir formül veya beslenme programındaki bir değişiklik veya bağırsak spazmları için birkaç damla ilaç, böyle ´zor´ bebekler için mucizevi bir tedavi olabilir.<br />
 ikinci olarak, kendiniz sakin ve mümkün olduğu kadar mutlu olmaya çalışın. Bebeğe mümkün olduğu kadar sakin bir ortam yaratmaya çalışın. Bebeği devamlı olarak rahat ettirmek, kucağınıza almak ve sallamak zorunda olduğunuz hissine kapılmayın! Eğer onu beş-on veya on beş dakika rahat ettirebilirseniz bu çok iyi. Ama sonra onu bırakın ve bir süre kendi işlerinizle uğraşın. Eğer hâlâ ağlıyorsa, kontrol edin ve onu tekrar rahatlatmaya çalışın. Eğer bebeği bir saat kucağınıza aldığınız halde hâlâ ağlıyorsa, siz de gittikçe daha çok gerileceksiniz. Siz biraz ara verirken, bırakın o da yatağında biraz ağlasın. Sonra bebek uyuduğu zaman siz de dinlenin. Rahat olun, çünkü emin olun bir süre sonra bebeğiniz ağlamayı kesecek ve birbirinizden zevk alacaksınız!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MİNİK GECE ADAMI</span><br />
 <br />
 Kızım ve damadım 7 aylık oğulları yüzünden korku içindeler. Her ikisi de çalışıyor fakat bebeğin çok tatlı bir bakıcısı var, yani çok iyi bakılıyor. Gündüz uykuları genellikle çok kısa, ama çok sağlıklı ve mutlu bir bebek. Her gece onu yıkadıktan sonra, beraberce oynuyorlar. Problem bebeğin gece uykuları.Saat dokuz civarında uykuya yatıyor ve bütün gece boyunca daha da artan bir sıklıkla her iki saatte bir uyanıyor. Doktoru ağlamasına izin vermemizi söylüyor. Devamlı uyanan bir bebeğe ne yapılabilir<br />
 Böyle geceler çok zordur. Çözümlere geçmeden önce, bebeklerin gece ağlamalarının nedenleri üzerinde duralım.<br />
 Nedenler: Pek çok neden vardır ve her birinin kontrol edilmesi gerekir. Açlık nedenlerden biridir ve küçük çocuklar yiyecekleri farklı hızlarda sindirirler, bu nedenle de bazılarının daha sık beslenmeye ihtiyacı vardır. Bir acılan olabilir; kulak ağrısı veya karın ağrısı ya da onları uykudan uyandıran ve gece huzursuz eden herhangi bir ağrı olabilir. Genellikle de, buradaki gibi, kronik bir problem basit bir alışkanlık olabilir. Bu bebeğin doktoru da bunun bir alışkanlık olduğunu düşünüyor gibi gözüküyor. Herhalde diğer bütün olasılıkları kontrol etmiştir. Bebek fazla yorgun da olabilir. Uzun süreler sert bir şekilde kendisiyle oyun oynanınca bebek gevşemekte zorlanabilir. Fazlasıyla uyarılmıştır. Ya da anababalar uykusuzluktan çok yorgun ve sabırsız olabilirler ve bebek de bunu hissedip huzursuz olabilir.<br />
 Çözüm: Akşamları hareketli oyunlardan sonra, rahatlatıcı ve sakin bir zaman oluşturun. Uyku saatini, bebek -tümüyle tükenip bitmeden-sağlıklı bir yorgunluğa ve bir sakinliğe ulaşana kadar geciktirin. Odasının karanlık ve sessiz olmasını sağlayın ama düşük sesli ve devamlı bir müzik veya çevredeki sesleri gölgeleyecek tekdüze bir ses iyi olur.<br />
 Sonra bebek yine de uyanır ve ağlarsa veya hemen uykuya dalmazsa, doktorun önerisini uygulayın. Ben de bebeğin ağlamasına izin vermenizi tavsiye ediyorum ama anne ya da baba´nın sık sık güven ziyaretleri yapması şartıyla. Eğer (onu kucağınıza almadan) her 15 dakikada bir yanına gidip kontrol ederseniz, ona bir güven duygusu verirsiniz. Kendini terk edilmiş hissetmez, ilk gece yarım saat veya daha fazla ağlayabilir. Bir sonraki gece onun yarısı kadar, daha sonrakinde ise hiç ağlamayabilir. Eğer gün boyunca bebeğe yeterince ilgi gösterirseniz, geceleri kendini ihmal edilmiş ve terkedilmiş hissetmeyecektir. Bebeklere anababalarının ihtiyaçlarına saygı göstermeyi öğretmeye çok erken dönemlerde başlamalıyız ve bunu yaptığınız için sevinebilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EMZİRME VE KATI YİYECEKLER</span><br />
 <br />
 Bu iki bölümlü bir soru. İlk önce, emzirmenin yanı sıra katı yiyeceklere ne zaman başlanmasını önerirsiniz<br />
 İkinci olarak, düzenli olarak katı yiyeceklere başladıktan sonra daha ne kadar emzirmeye devam etmeliyim<br />
 Bu konuda çok farklı tavsiyeler alabilirsiniz ve bunlar da anababaların kafalarını karıştırmaktadır. Eğer biraz eskilerden bir doktorunuz varsa, katı yiyeceklere büyük bir olasılıkla bebeğiniz altı veya sekiz haftalıkken başlayacaktır. Son yıllarda tıp çevrelerinde katı yiyeceklere çok erken başlandığı görüşü yaygınlaşmaya başlamıştır, çünkü gittikçe daha çok çocuğun yiyecek allerjisi olduğunu görüyoruz. Açıkçası benim görüşüm, bebeğin beslenme programına katı yiyecekleri eklemeden önce dört, hatta altı aylık olmasını beklemenizin akıllıca olacağıdır. Ailenizde yiyecek allerjileri görülmüşse, uzun bir süre beklemek çok önemlidir.<br />
 Katı yiyecekleri nasıl ekleyeceğiniz konusu da çok önemlidir. Ana-babalara cazip gelen karışımlardan çok, basit yiyeceklerle başlamak gerekir. Bebekler için, su ya da anne sütü ile yumuşatılmış pirinç gevreğini öneririm. 3-6 gün sonra, küçük bir miktar pirinç gevreğinin üzerine, basit ve kolay sindirilebilen bir yiyecek olan muzdan bir miktar koyabilirsiniz. Hemen bütün bebekler onu rahatça hazmeder ve tadını severler. Daha sonra, havuç ya da kabak gibi sarı ya da turuncu bir sebze eklemenizi öneririm. Daha sonra da basit bir et, örneğin tavuk eti, ekleyerek listenin en başına geri dönebilirsiniz. Önce farklı bir gevrek, sonra meyva, sonra sebze ekleyip, çocuğunuz sizin onayladığınız (ve belki de onun da onayladığı) çeşitlilikte yiyecekler yer hale gelene kadar buna devam edebilirsiniz.<br />
 Diğer önemli bir konu da bebeğin memeden kesilmesidir. Bazı anneler bebeklerini emzirmeye bir buçuk-iki sene ya da bebek istediği sürece devam etmeyi tercih ederler. Diğerleri 9 aylıkken ya da bebek dişleriyle ısırmaya başlayınca kesmek gerektiğini düşünürler. Bunun özel bir konu olduğunu ve bebeğin ne zaman sütten kesileceğinin belirlemeye kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum. Benim kontrolümdeki çocukların hepsi (benim kendi üç çocuğum da dahil olmak üzere) 7-9´uncu aylar civarında emmeyi bıraktılar. Açık söylemeliyim, biraz hayal kırıklığına uğradım! Emzirmekten çok zevk alıyordum, ama onlar daha fazla almadılar. O aylardan sonra çocuklarımı emziremediğim halde, biberonlarını her zaman kendim verdim ve bu anlar onları kucağıma alıp okşadığım, sarıldığım ve salladığım anlardı.<br />
 Bebeğinizin bedenini gözleyin. Çocuğun annesinden (veya biberondan) emmekten ve bundan aldığı tatminden vazgeçmeye ne zaman hazırsa, o zaman bırakmasına izin verin. Çocuğun kendi bedeni ve sistemi doğru zamanı bilir. Bazı çocuklar annelerinden emmeyi bıraktıktan sonra hemen bardağa ya da ağızlıklı bardaklara geçerler. Eğer çok uzun süre beklerseniz, çocuk için emme refleksinden vazgeçmesi çok zor olabilir ve emmek bir alışkanlık haline gelebilir!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEĞİ KİM TUTACAK</span><br />
 <br />
 Küçük çocukların bebekleri tutmalarına ve taşımalarına izin verilmeli midir Başka birisinin çocuğunun sizin bebeğinizi tutmasına izin vermeniz istendiğinde bunu reddetmenin diplomatik bir yolunu önerebilir misiniz<br />
 Bebekler orada oraya taşınabilecek oyuncaklar değildirler ama büyük ilgi ve uyarılmaya ihtiyaç duyarlar, işte yardımcı olacağına inandığım bazı öneriler:<br />
 ilkönce, en yakın aile üyelerini ele alalım. Bu annenin bir çocuğu olduğu için bebeğin abileri ve ablaları yok ama pek çok ailenin birden fazla çocuğu var. Diğer kardeşlerin de bebeğe sahip olma duygusunu yaşamaları gerekir. Böylece genellikle ilişkilerini zedeleyen rekabet veya kıskançlık duygularını yaşamazlar. Büyük çocukların bebeği tutmalarına ve beraber oynamalarına izin verilmesini, hatta buna teşvik edilmelerini tavsiye ediyorum. Eğer abi ya da abla küçükse (2 veya 3 yaşlarında) anababaların sürekli yanında olup, bebeğin başını destekleme ve bebeği nasıl tutacağı ve nasıl oynayacağı konusunda abi ya da ablaya yardımcı olmaları gerekir. Daha büyük çocuklar bunu çok çabuk öğrenirler ve yeni bir bebeğin sorumluluğunun onlara verilmesi çocuk bakımı konusunda çok öğretici olur.<br />
 Ailenin dışındaki çocuklar daha farklı bir problemdir çünkü onların genel sağlık ve temizlik durumlarını ve çocuklarla deneyimlerini bilemezsiniz. Dışarıdan olan çocuklara (hatta yetişkinlere) yol gösterici ve yönlendirici bazı sözler söyleyebilirsiniz. Eğer başkalarının çocuğunuzu almasından rahatsız oluyorsanız, bebeğinizi kollarınızda sıkıca tutarak bebeğinize dokunmak isteyip istemediklerini sorabilirsiniz. Küçük çocuklara bebeklerin eline nasıl dokunacaklarını veya bebeğin başını nasıl okşayacaklarını gösterebilir ve bebeği tehlikeli bir şekilde kucaklamadan da onu hissedebileceklerini öğretebilirsiniz.<br />
 Yetişkinlere şöyle bazı sözler söyleyebilirsiniz: ´Umarım bebeğimizi seversiniz, ama onu o kadar uzun bir zamandır bekliyoruz ki, şu anda diğer insanların onu kucaklaması beni biraz rahatsız ediyor.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SALLAYARAK UYUTMA</span><br />
 <br />
 Şimdi sekiz aylık olan ikiz oğullarım çok iyi huylu ve bakımı kolay bebekler. Oldukça güvenli gözüküyorlar. Geçmişte onları hem gündüz, hem de gece uykularında sallamayı ve ninni söylemeyi alışkanlık haline getirdim. Arkadaşlarımın çoğu onları yataklarına koyup, ağlayarak uyumalarına izin vermem gerektiğini söylüyor. Bunu iki haftadır deniyorum, ama ikisi de çok sızlanan ve uzun süreler ağlayan çocuklar oldular. Yardımınıza ihtiyacım var. Doğru şeyi yaptığımı bilmek beni çok rahatlatacak.<br />
 Bence çocuklarını uyumadan önce sallayan bu anne veya baba en doğrusunu yapıyorlar, ilk bir ya da bir buçuk yıl boyunca, bebeklerin gece uykusuna yatmadan önce kucaklanma, okşanma ve sallanmaya ihtiyacı vardır. Bu yaştaki çocuklar konuşamazlar, bu nedenle de ihtiyaçlarını ifade edebilmek için ağlarlar ya da sızlanırlar. Bu sızlanmalarla ihtiyaçlarının karşılanmadığını anababalarına iletmeye çalışırlar. Bu bebekler pek şımarmışlar gibi gelmiyor bana. Gerçekten şımarmış olan bir bebeğe daha farklı bir tavır gerekir. Böyle bir bebeği yatağına koyup, ağlamasına izin vermeli ve güven duygusunu sağlamak için birkaç dakikada bir kontrol etmelidir. Ama bu örnekteki bebeklerin annelerine ihtiyacı var gibi gözüküyor. Yatak zamanı boyunca sürdürülecek bu sevme ve okşama süreci biraz yorucu da olsa, bebeklerin annelerini aradıkları açıkça görülüyor. Babanın güçlü kolları da bebekleri rahatlatır, uyku zamanında yapılması gerekenlere o da istekle eşit katkıda bulunabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">PARMAK EMME</span><br />
 <br />
 Hastaneden eve geldiğinden beri parmağını emen 6 aylık bir kızım var. Sancılı bir bebekti ve onu tek sakinleştiren şey parmağıydı. İnsanlar eline eldiven geçirmemi söylüyorlar, ama bir bebeğin parmağını emmesinde nasıl bir kötülük olabilir<br />
 Bu yüzyıllardır süren bir problem. Parmak emen çocukları olan anababalar genellikle çocuğun dişleri ile ilgili endişe duyarlar. Ama dişlerle ilgili bu endişeler artık geçerli değil. Danıştığım diş hekimleri de parmağını emen çocuklar konusunda daimi dişler çıkana kadar endişelenilmemesini, dişler çıkarken de çocuğun çıkmakta olan dişi geriye doğru itebileceği problemi dışında bir sorun olmadığını söylediler. Ama anababalar bu konuda endişelenmeye devam edecekleri için bazı önerilerde bulunacağım.<br />
 Parmak emmeyi en baştan engellemek sonradan tedavi etmekten çok daha kolaydır. Eğer bu anneye verilen eldiven takma önerisini hastaneden eve ilk geldiğinde deneseydi, işe yarardı. Bazı bebek tulumlarının da bebeğin ellerini kapatacak şekilde yapılmış uzun manşetleri oluyor. Benim deneyimlerime göre, emzikler parmak emmeyi önlemenin iyi bir yolu. Parmağın aksine, çocuğun ihtiyacı kalmadığı zaman onu atabilirsiniz.<br />
 Eğer bir bebek parmağına hiç başlamamışsa, sonradan onu özlemeyecektir. Ama çocuk gazlı ve huzursuz bir bebekse, ağzındaki o küçük parmağın sağladığı huzur ve güvene ihtiyacı vardır. Açık söylemek gerekirse, ben de bu anneye katılıyorum ve parmak emmede bir kötülük olduğunu düşünmüyorum.<br />
 Ama eğer bir problem varsa (belki de anneniz ya da teyzeniz çocuğa parmak emmeyi bıraktırmanızı söylemektedirler), aşağıdaki görüşleri deneyebilirsiniz:<br />
 1. Bebek beslenirken, uzun süre emmesine fırsat verin ve böylece parmağını emmeye gerek görmeden uykuya dalacaktır.<br />
 2. Bu aşamada (altı aylık) bebeğin elinde tutabileceği, hem onu oyalayacak, hem de ağzına sokup çiğneyebileceği çok güvenli oyuncaklar vardır. Bunların bebeğin boğazına kaçabilecek ya da ağzında çok gerilere kadar sokacağı oyuncaklar olmamasına dikkat edin. Bebeğin artan ilgisini kendi bedeninden farklı nesnelere çekmeye çalışın. Müzikli veya hareket eden oyuncaklar bebeği eğlendirebilir ve ellerini ağzına götüreceğine bu oyuncakları yakalamak için kullanmaya çalışabilir.<br />
 3. Çocuğunuzla oynayın ve ellerini parmak emmekten daha farklı işler için kullanmayı öğretin.<br />
 4. Eğer bebek alırsa, emzik deneyin. Daha önce de söylediğim gibi, emziği çocuktan almak mümkün olmasına rağmen, her zaman elinin altında olan parmağından uzaklaştırmak imkânsızdır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GAZINI ÇIKARMALI MI, ÇIKARMAMALI MI</span><br />
 <br />
 Üç aylık olan oğlumuz büyüdükçe daha çok kusuyor. Bunu engellemek için onun gazını daha sık mı çıkarmamız gerekiyor, yoksa büyüdükçe daha çok kusması doğal mı<br />
 Bazı çocuklarda doğrudan midelerine açılan bir geçiş vardır. Bebek daha hareketlenip, kıpırdanıp tekmeler atmaya başladıkça midesindekileri sıkıştırır ve sonra da kusar. Bu pek ciddi bir şey değildir ve kilo artışını engelleyecek miktarlarda kusma durumu çok seyrek olur. Ama anababalar için bu çok rahatsız edici bir durumdur.<br />
 Ciddi kusmalarda, gaz çıkarmanın pek bir yararı olmaz. Gaz kabarcıklarını çıkarmak ve küçük dolu bir mideyi rahatlatmak kusmanın bir kısmını engelleyebilir ama tümüyle durduramaz. Bebek daha da büyüyüp hareketlendikçe midesinin üzerinde çırpınmaya başlar ve problem daha da kötüye gidebilir. Ama bebek ayaklanıp yürümeye başlayınca, problem çok kısa bir sürede yok olur. O zamana kadar kullanabileceğiniz bazı öneriler:<br />
 Bebeğin boynunda geniş cepli önlükler bulundurun. Böyle önlükler kusmukların çoğunu toparlar ve kolayca değiştirilebilir. Sizi de bebeğin bütün giysilerini yıkama derdinden kurtarır.<br />
 Sabırlı olun. Belki de size söylemem gereken en önemli şey budur. Bebeğiniz bunu bilerek yapmamaktadır.<br />
 Bebeğin yatağında başını koyduğu tarafı yükseltmeyi deneyin. Bir süre önce, bir bebeğin kusmaları o kadar ciddi boyutlardaydı ki onun kilo kaybını engelleyebilmek için anababası yatağını yükselttiler. Bebeğin karyolasının baş tarafını yükseltmek için ayaklara tam oturan tahta bloklar kullandılar. Yerçekimi bebeğin çok fazla kusmasını engelliyordu. Bazı yataklar bu tür bir ayarlamayı yapabileceğiniz donanıma sahiptir. Böyle yataklarda sadece baş tarafın ayaklarını daha yükseltmeniz gerekir.<br />
 Eğer çocuğunuzun problemi ciddi boyutlarda ise doktorunuza danışın. Ama ben bugüne kadar hiçbir yuva çocuğunun kustuğunu görmedim. Siz ve çocuğunuz bu rahatsız edici alışkanlıktan kurtulacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ERKEN YÜRÜYENLER</span><br />
 <br />
 Bir arkadaşımın bebeği hiç emeklemeden, bir yürütecin yardımıyla doğrudan yürümeye başladı. Bu tavsiye edilen bir şey mi<br />
 Bazı öğrenme güçlüğü içindeki çocukların emeklemeden doğrudan yürümeye başladıklarını bilinmektedir. Bugün, bebeğin emeklemesinin onun motor ve nörolojik gelişimi için gerekli temel bir aşama olduğuna inananlar var.<br />
 Eğer çocuğunuz emeklemeden yürümeye çalışıyorsa, siz müdahale edebilirsiniz. Yere onun yanına çökün ve onunla birlikte emeklemeye çalışın. Bu yalnız eğlenceli olmakla kalmaz, hem de sonraki öğrenme becerileri üzerinde önemli etkileri olduğu görülen bedensel gelişimini sağlar.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TUVALET EĞİTİMİ</span><br />
 <br />
 Lütfen bana tuvalet eğitimi ile ilgili önerilerinizi tekrarlar mısınız Böyle bir deneyimden geceli bir süre oldu ve ne yapmam gerektiğini hatırlamak için yardıma ihtiyacım var.İster bir ister bir düzine çocuğunuz olsun, tuvalet eğitimi ile her karşılaştığınızda yepyeni bir zorlukla karşılaşmış gibi olursunuz. Bu konuda pek çok mektup alıyorum ve bu anne için önerilerimi tekrarlamaktan memnuniyet duyacağım. Anababalara, telâşa ve endişeye kapılmamalarını öneririm. Bu fiziksel beceriyi kazanmayı başaramayanlar sadece ciddi nörolojik eksikliği olanlardır ve tuvalet eğitimindeki problemlerin çoğu aşırı endişeli anababalardan kaynaklanmaktadır. Bu yüzden gevşeyin. Çocuğunuzun başlamaya hazır olup olmadığını gözleyin. Başka birisinden gelen keyfi bir öneriye kanıp, artık iki yaşına geldi, tuvalet eğitimine başlamalı diye düşünmeyin. Bu işe yaramaz.<br />
 Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösteren belli işaretler vardır. Bunlar;<br />
 1. Çocuğunuz bir saatten uzun aralıklarla kuru kalıyor. Gündüz uykusundan veya sabah uykusundan kuru kalkıyorsa, çocuğunuz artık lazımlık kullanmaya hazır olduğunun farkında demektir.<br />
 2. Çocuğunuz idrar sisteminin farkında olduğunu gösteriyor (örneğin, çişini yaparken bezine bakıyorsa).<br />
 Çocuğunuz bu işaretleri gösterdiğinde, onu eğitmeye başlayın. Onu lazımlığa oturtun. Küçük bir lâzımlık kullanmanızı öneririm (tuvalete takılanları değil). Küçük bir çocuk için küçük bir şeyin üzerinde oturmak daha güvenlidir. Çocuk lâzımlıkta otururken, banyodaki musluğu açın, çocuğa bir bardak su verin, hatta bir miktar ılık suyu çocuğun jenital bölgesinin üzerine dökün. Genellikle bu çişin akmaya başlamasını sağlar ve çocuk başarısına çok şaşırır (siz de çok sevinirsiniz!).<br />
 Eğer bu işe yaramazsa, birkaç dakika bekleyin ve tekrar denemesini sağlayın. Ama çocuğu lâzımlığın üzerinde yorulmasına neden olacak kadar çok oturtmayın. Kalkmasına izin verin, eşofman altı giydirin veya hiçbir şey giymeden öylece dolaştırın ve kısa bir süre sonra tekrar deneyin. Eğer vaktiniz varsa ve gerçekten istiyorsanız, bütün gününüzü banyoda geçirebilirsiniz. Çocuğun orada normal olarak oynamasına ve koşmasına izin verin ve çiş yapmaya başladığı anda onu yakalayın. Lâzımlık çok yakında olduğu için çabucak olayı kavrayacaktır. Pek çok anababa bu yöntemin kendi çocuklarında gerçekten işe yaradığını söylemişlerdir. Eğer harcayacak bütün bir gününüz yoksa sabırlı olun. Çocuğunuzu bezle değil bir eşofman altı ile dolaştırın. Bu ona farklı bir his verir ve çişini altına bırakmaktansa banyoda halletmesi gerektiğini hatırlatır.<br />
 Her şeyden önce aşağılama ve cezadan kaçının. Çocuk hazır olduğu zaman tuvaleti kullanacaktır ama önce yapamayacak kadar gergin, öfkeli veya korkmuş olmamalıdır. Başardığı zaman onu içtenlikle övün. Eğer bir hafta ya da on gün içinde hiçbir başarı gösteremezse, biraz daha büyüyene kadar tuvalet eğitimini erteleyin. Bebeğiniz tuvalet eğitimini sabır ve sevgiyle kazanacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TATİL VE BEBEK</span><br />
 <br />
 Bizim en büyük mutluluğumuz olan 7 aylık bir kızımız var. Bu ayın sonunda, kızımız 7.5 aylık olduğu zaman bir haftalık bir yolculuk planlıyoruz. Kesin olmamakla birlikte kızımızı iki gün ve altı günlük bölümlerle büyük anne ve babalarıyla bırakmayı düşünüyoruz. Onu büyük anne ve babalarıyla bıraktığımızda arkamızdan hiç ağlamıyor ama yine de onu bırakmak konusunda kararsızız.<br />
 Genç anababalara ara sıra uzaklaşmalarını her zaman öneriyorum* Çocuğunuza verebileceğiniz en değerli hediye birbirinizi sevmeniz ve karı koca olarak aranızdaki duygusallığı canlı tutmaktır. O geçireceğiniz zamanların ne kadar değerli olduğunu bilirim. Ama kiranızın yaşında (sadece 7 aylık) uzun bir yolculuğa karşıyım. Çocuk büyükanne ve babalarıyla geçireceği birkaç saat veya bir ya da iki günden çok hoşlanabilir ama onun yaşındaki bir bebek için bir hafta çok uzun bir süre. Bir yaşın altındaki çocukların, anababalarından bir hafta süreyle ayrı kaldıklarında bunalıma girdiklerini ve terkedilme duygusuna kapıldıklarını gösteren araştırmalar yapılmıştır. 18 aydan sonra ise zararın çok daha az olduğu, çünkü çocuğun insanların gittiklerini ve geri geldiklerini artık anlayabildiğini görüyoruz. Daha da büyük bir çocuk, anababanın gitmesini kabul eder ve rahatça yaşamını sürdürebilir.<br />
 Belki de bu önemli ilk yıl boyunca, bütün bir hafta veya 8 günlük bir yolculuktansa, uzun bir hafta sonu tatili organize edebilirsiniz. Eğer yine de gitmeye karar verirseniz veya başka bir seçeneğiniz yoksa, size bazı tavsiyelerde bulunabilirim. Yolculuğunuza çıkmadan önce, küçük bebeğin bir ya da iki geceyi büyükanne ve babalarında geçirmesini sağlayın. Onu alıp evine geri getirmeniz, ona terkedilmişini ve sizin geri geleceğinizi öğretebilir. Umarım, böylece çocuk büyükanne ve babalarıyla daha uzun zamanlar kaldığında, bunu endişelenmeden atlatabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NİTELİKLİ ZAMAN</span><br />
 <br />
 Bir anababa bebeğiyle veya daha büyük çocuğuyla bir gün içinde ne kadar zaman geçirmelidir Nitelikli bir zaman geçirmekten söz ediyorum. Anababalar çocuklarıyla birlikte oldukları zamanın çok mu, yoksa az mı olduğuna nasıl karar verebilirler<br />
 Bu çok geçerli bir kaygı, çünkü anababalar, özellikle de evin dışında bir işte çalışmayanlar, bazen kendilerini kapana kısılmış olarak hissederler ve uzaklaşmak isterler. Anababaların çoğu kendilerini gergin ve bıkkın hissetmedikleri sürece, çocuklarıyla mümkün olduğu kadar çok zaman geçirebilirler. Anababa ve çocuk birbirlerinden sıkıldıklarında veya keyifleri kaçtığında, anababa biraz uzaklaşıp bir şekilde özgürlüğünü yaşar ve gevşerse çok iyi olur. Bu anababa geri döndüğünde gerçekten çocuğundan çok zevk alır. Eğer çocuk çok bağımlı ve mızmız veya çok şımarık olduysa o zaman anababalar ona çok fazla veriyorlar ve bütün dünyalarını onun etrafında kurmuşlar demektir. Eğer çocuk çok yapışkan olduysa ve çok korkuyorsa ya da çok çekingen ve duygusal olarak soğuk davranıyorsa, o zaman anababa onunla çok az zaman geçiriyor demektir. Daha büyük bir çocukta, yatak ıslatmaya, parmak emmeye veya diğer bazı bebeklik alışkanlıklarına geri dönüş olması, anababanın çocuğa verdikleri zamanda veya zamanın niteliğinde eksiklikler olduğunu gösterir.<br />
 Nitelikli zaman nedir Belki bu sorunun cevabı bu anneye de yardımcı olabilir. Bence nitelikli zaman çocuğu gevşetmeye ve eğlendirmeye yönelik olan zamandır. Beraberce mutlu bir şekilde oynamak, onun ihtiyaçlarını karşılamak, öğretmek ve yönlendirmek, sevip okşamak, beraberce konuşup gülmek. Bunlar mutlu anababaların ve uyumlu çocukların zevk aldıkları şeylerdir. Nitelikli zaman, doğru öncelikler seçilerek özgürce verilen zamandır. Belki derli toplu bir ev çok zamanınızı almaz ama derinlemesine temizlenmiş bir ev çok zamanınızı alır ve o bekleyebilir. Çok uğraştırmayan normal yemekler hazırlamak, çocuğunuzla geçireceğiniz eğlenceli zamanı arttırabilir. Çocuğunuzla geçirdiğiniz kaliteli ve eğlenceli zamanın o büyüdükçe artacağını umuyorum.<br />
 Çalışan anababalar arttıkça, belki ihtiyaç, belki de arzu duydukları için, anababalar evin dışında geçirdikleri zamanı nitelikli zaman kavramı ile telafi etmeye çalışmaktadırlar. Örneğin, çalışan annelere çocuklarıyla geçirdikleri zamanın nice/idinin değil nite/iğinin önemli olduğu söylenmektedir. Burton White´ın Hayatımın ilk Üç Yılı isimli araştırması, en azından üç yaşına kadar zamanlarının büyük bir kısmını biyolojik anababaları ile birlikte geçiren bebeklerin her şeyin en iyisini yaptıklarını ortaya koymaktadır.<br />
 Çocuğunuz birkaç dakika kendini oyalayabiliyorsa, bunu yapmasına izin verin. Siz bir iş yaparken onu yanınıza alın, onunla konuşun, gülümseyin ve ara sıra ona dokunun. Bu tür davranışlar sizin yoğun ilginizi dengeleyerek onun sağlıklı bir şekilde kendini eğlendirmesini sağlar.<br />
 Eğer evin dışında çalışıyorsanız, evdeki işlerinizi en aza indirgeyip, zamanınızın çoğunu mümkün olduğunca çocuklarınızla birlikte geçirmeyi unutmayın. Karşılıklı her iki tarafı da eğlendirecek oyunlar bulun, beraber oynayın ve gülün, onlara birşeyler öğretin ve eğitin! Çok kısa bir süre sonra bağımsızlıklarını kazanacaklar. O zaman evi temizleyebilir, kariyerinizi hızlandırabilir veya istediğinizi yapabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GÜVENLİK BATTANİYESİ</span><br />
 <br />
 7 aylık kızımla ilgili bir sorum var. 3 aylıkken birisi ona ipeksi bir kumaştan yapılmış çok yumuşak bir battaniye verdi. Onu o kadar çok sevdi ki, artık onsuz uyumuyor, mutlaka kafasının üzerinde durması gerekiyor. Bu normal mi, yoksa onu battaniyeye daha fazla bağlanmaktan vazgeçirmeli miyim<br />
 Aslında bu bebeğin iyi bir arkadaşı var, çünkü çocukların çoğu bir şekilde bir güvenlik battaniyesine bağlanırlar. Çocukların nesne devamlılığına ihtiyaçları vardır, yani bazı şeylerin her gün kesinlikle ve hiç değişmeden aynı kalmasına ihtiyaçları vardır. Çocukların güven duygularını ve ihtiyaçlarını sağlayan şey bu aynılıktır. Güvenlik battaniyesi sözcüğü de buradan gelmektedir.<br />
 Çocuklar alıcı sinirlerden oluşan küçük bir yığın gibidirler. Çevrelerinden her türlü uyarıcıyı alırlar. Onların sinir uçlarını uyaran her türlü şeye karşı aşırı duyarlıdırlar ve küçük bebeklerde dokunma duyusu özellikle çok önemlidir. Koku, görme ve duyma da önemlidir. Çocuklar büyüdükçe ve dış dünyalarıyla ilgilenmeye başladıkça, nesnelere ve kendi bedenlerine, örneğin parmaklarına, güvenlik battaniyelerine ve oyuncak ayılarına gösterdikleri düşkünlükten vazgeçerler. Böyle nesneleri çok erkenden çocuktan uzaklaştırmak veya bu konuda çok endişelenmek sadece güvensizlik yaratır ve bu da çocuk tarafından vızıldanma, ağlama veya sinirli alışkanlıklar şeklinde ifade edilir.<br />
 Bu çocuğun o battaniyeyi almasına izin verilmesini kesinlikle tavsiye ediyorum. Hatta çocuğunuzun gerçekten ihtiyacı olan süre boyunca onun yanında kalması için o battaniyeye çok iyi bakmanızı tavsiye ediyorum! Zamanla, tabii ki ondan vazgeçmesini sağlamalısınız. Bazen battaniyeyi yıkamak için ondan uzaklaştırmanız gerekecektir çünkü zamanla bu tip çok kullanılan şeyler çok kirlenebilir. Çocuğun sevdiği battaniyenin yerine, ona benzeyen ipeksi yumuşaklıkta yeni bir battaniye almanızı öneririm. Belli bir tanesine bağlanmaması için başka battaniyeleri de almasını sağlayın. Bu bebek daha sadece 7 aylık olduğuna göre, o nesneyi kullanması için yeterince uzun zamanı olacaktır. Bu anne de, eğer bir tane daha benzer battaniye almazsa, bebeğin ihtiyacını karşılayamadığı zor durumlarda kalabilir.<br />
 Eğer battaniye büyükse, anne onu iki ya da üç parçaya ayırabilir çünkü böylece biri kaybolduğunda her zaman yedek bir tane daha olacaktır. Ayrıca küçük bebekler battaniyeye dolanabilirler ve eğer yüzleri kapalı kalırsa boğulabilirler. Bu nedenle, eğer bebeğinizin büyük bir battaniyesi varsa, onu yüzüne çekmediğinden emin olun.<br />
 Bir gün battaniye lime lime olup parçalanabilir. Eğer çocuğunuz 12-18 aylık ya da daha büyükse, bunun olmasına izin verin. Battaniyenin yerine kendiniz geçin. Sizin okşamalarınız, bu kaybı en az üzüntüyle atlatmasına yardımcı olacaktır. Hem siz, hem de çocuğunuz zamanı geldiğinde güvenlik battaniyesinden ayrılma problemini de atlatacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YENİ YÜRÜMEYE BAŞLAYAN VE<br />
 OKULÖNCESİ DÖNEMDEKİ<br />
 ÇOCUKLAR ERKEN YAŞTA DİSİPLİN</span><br />
 <br />
 Bir ve iki yaşlarındaki çocukların disipline edilmesi ile ilgili önerebileceğiniz her türlü yardıma çok ihtiyacım var.<br />
 Hangi yaşta olursa olsun bir çocuğun disipliniyle ilgili anahtar o çocuğun yapabileceği davranışları anlayabilmektir. O çocukla uğraşırken de bunu akılda tutmak çok önemlidir.<br />
 Yeni yürümeye başlayanlara uygulanacak disiplinle ilgili olarak kullanılan bir terim vardır. Çevresel disiplin veya bir evi çocuğa uygun bir hale getirmek. Bu, çocuğun çevresini onun başının belâya girmeyeceği bir hale getirmek demektir. Yeni eklenen kapıları, dolap kilitlerini, üste örtülen örtüleri, yükseltilen rafları ve çocuk içgüdüsel araştırmalarını yaparken onu koruyacak her türlü yöntemi içerir. Çevresel disiplin çocuğa her dakika hayır demenizi engeller. Böyle bir sözü bütün gün boyunca duymayı kimse istemez, bu nedenle disiplin yaratıcı ve koruyucu olmalıdır. Ancak bazen çocuğunuzu ve değerli eşyalarınızı koruyamayabilirsiniz ve hayır demek zorunda kalabilirsiniz.<br />
 Çok yetenekli bir müzisyen olan yakın bir arkadaşım vardı. Çok pahalı müzik notalarının durduğu bir rafı varmış ve bir gün bir yaşındaki oğlu bunları keşfetmiş. Kapaklardaki parlak renkler dikkatini çekmiş ve onları koparıp ağzında çiğnemeye başlamış. Elbette, bunun çiğnemek için biraz pahalı bir materyal olmasının yanı sıra bebeğin sağlığı için de pek iyi olduğu söylenemez. Arkadaşım oradaki malzemeleri daha yüksek bir rafa kaldırabilir ve böylece çocuğun oraya erişmesini engelleyebilirdi. Ama her zaman ortalarda bir müzik eşyasının olacağını biliyordu. Bu nedenle bir öğleden sonrasını oğluna müzikle ilgili eşyalara dokunmaması gerektiğini öğretmekle geçirdi, izlediği basamaklar şunlardı ve size de yardımcı olacağını düşünüyorum.<br />
 Çocuğa kısaca notalara ellememesi gerektiğini anlattı. Hayır sözcüğünü sıklıkla ve sertçe kullandı. Çocuk notalara ulaşmaya başladığı zaman, onu oradan uzaklaştırıp, notaları rafa geri koydu. Açıkça ve sertçe "Hayır, onları alamazsın" dedi. Çocuğun elini geri çekip onları ellemesine izin vermedi. Bunları, çocuk bir-iki saat sonra notaları elleyemeyeceğini anlayana kadar taviz vermeden ve tutarlılıkla sürdürdü. Bu dersin birkaç gün süreyle tekrarlanması gerekti ama çocuk notaları ellememeyi öğrenme konusunda çok yol katetti. Ve öğrendiği diğer önemli bir konu da, annesinin hayır dediği zamanlarda bunu gerçekten kastettiği ve sonucu takip ettiği idi.<br />
 Anababaların bazen sordukları diğer bir soru da, çocuklarına vurmanın veya popolarına bir şaplak atmanın gerekli olup olmadığıdır. Bazıları sıkı bir şaplağın çocuğun kızgın bir ütü ya da sobaya değdiği zaman duyacağından daha az acı vereceğini iddia etmelerine rağmen, ben bunun gereksiz olduğunu düşünüyorum.<br />
 Çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz sevgi, kahkaha ve oyun dolu anları arttırın ve aranızdaki sevgi bağlarını sağlamlaştırdıkça, sevdiği ana-babasını mutlu etmek için o da daha çok çaba harcayacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YENİ YÜRÜYENLERDE KARDEŞ KAVGASI</span><br />
 <br />
 Benim sorum iki yaşındaki oğlumu disipline etmekle ilgili olacak. Bir yaşındaki kızkardeşine daha nazik davranması için onu nasıl yönlendirebilirim Aralarında 17 ay var. Oğlum bizim görmediğimizi düşündüğü anlarda, onu tekmeliyor, itiyor veya bir oyuncakla ona vuruyor.<br />
 Daha büyük olanların küçük kardeşlerini ciddi şekilde yaralayabileceklerini biliyorum. Ve anababaların genel tepkisi zarar göreni korumaktır. Aslında, gerçekten ilgiye ihtiyacı olan daha saldırgan olan büyük çocuktur.<br />
 İki yaşındaki bir çocuğa kendilerinden daha küçük kardeşleri ile oynama konusunda güvenemezsiniz. Genellikle kendi yaşıtlarıyla bile başarıyla oynayamazlar. Bunu yapabilmek için yeterince gelişmemişlerdir. Kendi haklarını ve kişiliklerini ortaya koymakla o kadar meşguldürler ki, daha küçük bir çocuğun rekabetiyle başa çıkamazlar. Bu daha büyük çocuk, özellikle de küçük kızkardeşinin üzerine çevrilmiş olan parlak ışıkları kıskandığı zamanlarda daha çok zaman ve ilgi ister. Daha büyük olan çocuğunuza çok fazla ilgi göstermekten korkmayın. Böyle bir durumda anababaların tavırları daha sevecen ve rahat, daha az kaygılı ve eleştirel olmak zorundadır ve bir süre sonra büyük çocuk sakinleşecektir. Ancak yine de anababalar büyük çocuk bebeğe içerlemekten vazgeçene kadar onu izlemeye devam etmelidirler.<br />
 Oğlunuz büyüdükçe, ona bebekle nasıl etkileşim kurabileceğini öğretmeye çalışabilirsiniz. Onu bir süre tutmasına yardımcı olun, yanaklarını okşamayı gösterin, parmaklarını nasıl tutabileceğini öğretin. Bu canlı "bebeğin" zevkini aldıkça, kaba olmaktan vazgeçecek ve kibar ve sevecen olmayı öğrenecektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAYALİ ARKADAŞLAR</span><br />
 <br />
 Küçük çocuklar hayali oyun arkadaşları yaratmaya başladıklarında anababalar endişelenmeli mi<br />
 Kesinlikle hayır. Aslında, çocuklar hayal güçlerini kullanıp oyun arkadaşları ve küçük dünyaları için çeşitli fantaziler yaratmadıkları zamanlarda biraz endişe duyarım. 3 yaşından 7 yaşına kadar olan çocukların pek çok hayali arkadaşı, hatta evcil hayvanı olması çok normaldir. Bu, küçük sağlıklı zihinlerinin yaratıcı yanını gösterir. Kendi çocukluğumdaki hayali çay partileri ve büyük ziyafetleri, çamurdan pastaları, ipler ve çubuklardan oluşturduğum mimari harikaları hâlâ hatırlarım.<br />
 Her çocuğun kendi hayal gücünden esinlenen değişik yaratıcılık alanları vardır. Çocuğunuzun hayali arkadaş veya hayvanlarından zevk almanız gerekir. Siz de onların oyunlarına katılın, onların hayal gücü sayesinde sizin hayatınız renklenecek ve sizin katkılarınızla da onlarınki gelişecektir.<br />
 Ancak hem kendinizin, hem de çocuğunuzun bu yaratıkların hayali olduğunu bildiğinden emin olun. Benim üzerinde durduğum tek nokta gerçek ile hayal arasında oluşabilecek belirsizliktir. Çocuklar bu farklılığı ve o çizginin nerede olduğunu bilmezlerse, o zaman hayal dünyasına fazla daldıkları konusunda endişe duyarım. Kısaca söylemek gerekirse, onlara bunun hayali bir durum olduğunu hatırlatarak yardımcı olabilirsiniz. Basit bir sözcük neyin gerçek olduğu konusunda çocuğunuzun kafasının daha netleşmesini sağlayabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KENDİLERİ YAPSINLAR</span><br />
 <br />
 Bir çocuk için bağımsızlığa doğru ilerlemesi neden bu kadar önemlidir<br />
 Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, ana babaların iyiliği için, diğeri de tabii ki çocuğun iyiliği içindir. Çocuğu bağımlı kılarak ve aşırı koruyarak kolay yolu seçme eğiliminde olan anababalar aslında çocuklarının gelişimini engellerler. Bu daha kolay olabilir -ya da çocuğun her şeyini yapmaktan hoşlanabilirler- ama çocuk için iyi olan bu değildir. Çocuklar eninde sonunda bağımsız olacaklardır. Bunun için doğmuşlardır ve hakları olan da budur. Bu doğal ve yavaş yavaş oluşan bir süreçtir ve anababalar bunu ne kadar erken anlarlar ve o konuda birşeyler yaparlarsa, her iki taraf için de o kadar iyi olacaktır.<br />
 Eğer anababalar çocuğun bir sonraki gelişim aşamasına geçmeye hazır olduğunu gösteren içgüdüsel ipuçlarını yakalayamazlarsa, daha sonraları bunları yaptırmak çok daha zor olacaktır. Örneğin, üç dört yaşlarındaki bir çocuk annesine bahçede ya da babasına çamaşır işinde yardımcı olmak istiyor. Ama, inanın bana aynı çocuk 13-14. yaşlarındayken o işleri yapmak istemeyecektir. Bu yüzden ona yardım etmeyi erken yaşlarda öğretin ve o deneyimi eğlenceli ve mutlu bir hale getirin. Çocuğunuza işbirliği alışkanlığı kazandırır ve sorumluluk duygusunu geliştirirsiniz. Ergenlik çağındaki isyankârlıklar, çocuğun erken yaşlarda yavaş yavaş bağımsızlığını ve sorumluluklarını kazanması sağlanarak önlenebilir.İşte hem size, hem de çocuğunuza bu gelişim süresince yardımcı olacak bazı kurallar, ilkönce, çocuğun gelişen ilgi ve yeteneklerini izleyin ve o yetenekleri erken yaşta destekleyin. Çocuğun bardağı tutması veya kaşıkla kendi kendine yemek yemesi onun nörolojik gelişimini hızlandırır. Ayrıca kendi bağımsızlığı ile gurur duymasını da sağlar, ikinci olarak, çocuğun başarıları karşısında gururlandığınızı gösterin. Bu sadece sağlıklı bir bağımsızlık kazanarak motive olmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda ihtiyacı olan benlik saygısını da geliştirir. Örneğin, "Sussie, bırak ben yapayım. O bluzu ters giyiyorsun" demek yerine, "Sussie, ne kadar da güzel giyindin. Bu kadar çok işim varken bu bana gerçek bir yardım oldu" demek. Ne kadar zor olursa olsun, ne kadar fazla zaman ve sabır gerektirirse gerektirsin, çocuğun kendisinin yapmasına izin verin. Üçüncü olarak, çocuğunuzun bir şeyi doğru yapmadığı için ortaya çıkan doğal sonuçlara katlanmasına İzin verin. Deneyim en iyi öğretmendir ve çocuklar bir hata yapıp onu düzeftereîk de olsa, yaparak öğrenmekten çok gurur duyarlar.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKULÖNCESİ DÖNEMDE PAYLAŞMA</span><br />
 <br />
 İki veya üç yaşlarındaki çocukların birlikte oynayıp oyuncaklarını paylaşmaları mümkün müdür<br />
 Bu soruyu iki yaşındakiler ve üç yaşındakiler olarak ikiye ayıralım, çünkü bu iki yaş grubu arasında büyük bir fark vardır, iki yaşındakiler iri tipik davranışı diğer çocuklarla gerçek bir etkileşim içinde oynayamamalarıdır. Onların davranışları pek sosyal olmayan bireysel davranışlardır, iki yaşındaki kendi gücünü dener ve neler yapıp neler yapamayacağını bulmaya çalışır. Herkesle yarışır ve iki yaşındakinin sloganı "Daha iyi olan kazansın"dır. Kimin daha iyi ve daha güçlü olduğunu bulmak zorundadır.<br />
 Çocukların, bu gücü hissettikleri zamanlar ve teslim olmak zorunda oldukları zamanlar vardır, iki yaşındaki çocuğumuzu yeteneklerinin çok ötesinde sosyal ilişkiler içine sokmakta acele etmememiz ve yapamayacakları bir şeyi yapmalarını istemememiz çok önemlidir, iki yaşındaki çocuklar paylaşamazlar çünkü daha o oyuncaklarla tek başlarına bile ne yapacaklarını bilemezler. Bunu öğrenmek için zamana ve yere ihtiyaçları vardır, iki yaşındaki çocuğunuzun başka çocukları incitmesine ve onların ellerinden oyuncakları kapmasına izin vermeyin. Çocuğunuz diğer küçüklerle birlikteyken oradaki varlığınızla ve yumuşak fakat kararlı müdahalelerinizle geleceğe yönelik yönlendirmeler yapabilirsiniz. Çocuğunuza aşama aşama paylaşmayı ve sırasını beklemeyi öğretirseniz, daha ileride diğer çocuklarla güzelce oynamayı öğrenebilir.<br />
 İki yaşındaki çocukların çok güzel yaptıkları şeylerden biri (ve bu aynı zamanda onlara işbirliğini de öğretir) yere oturup topu birbirlerine yuvarlamaktır. Siz yere oturursanız ve çocuk da aynısını yaparsa, birlikte oynama konusunda bir kavram geliştirir. Bu, işbirliğini öğrenmede önemli bir adımdır.<br />
 iki yaşındakilere başkalarıyla oyun oynamayı öğretmenin diğer bir yolu da bir kutunun içine bir miktar eşya doldurmaktır. O kutunun içinden eşyaları çıkartarak ve tekrar koyarak onunla birlikte siz de oynayabilirsiniz. Sonra da diğer bir çocuğun aynı şeyi yapmasını sağlayın ki kendi yaşıtı bir çocukla birlikte oynayabilsin. Bu basit mekanizmalar iki yaşındaki bir çocuğun diğer çocuklarla nasıl oynayacağını öğrenmesine yardımcı olur.<br />
 Çocuk üç yaşına geldiğinde, kendisi diğer çocuklarla oynamak isteyecektir. O yaşa geldiklerinde çocuklar artık paylaşmayı, her türlü etkinlik içinde işbirliği yapmayı ve birlikte yaratıcı oyunlar oynamayı öğrenmiş olurlar. Üç yaşındaki çocuğunuzun yaşıtlarıyla oynamasından zevk alacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ANABABANIN YATAĞINDA</span><br />
 <br />
 Okulöncesi dönemi çocuğunun gece yansı anababasının yatağına gelmesini nasıl karşıladığınızı öğrenmek istiyorum. Dört yaşındaki oğlumuz bunu iki senedir yapıyor. Bir gün yorulup kendi kendine vazgeçeceğini düşündük. Biraz hasta bir çocuktu ve fazla uykuya ihtiyaç duymuyordu. İlk kez gece uykusu uyuduğunda 15 aylıktı. Güven duygusunu sarsmadan ve reddedilmiş hissetmesine neden olmadan, kendi yatağında kalmasını nasıl sağlayabilirim<br />
 Bu çok özel bir soru ve iki boyutu var. Biri anababalarıyla uyuyan okul öncesi çocuklarıyla ilgili genel felsefe ve diğeri de bazı sağlık sorunları olan özel bir çocuk.<br />
 Bazı uzmanların, çocukların anababalarıyla uyumalarına izin vermenin oldukça normal olduğunu savunduğunu biliyorum. Ama genel olarak konuşmak gerekirse ben buna karşıyım. Bence bu, ne anababa, ne de çocuk için tam bir dinlenme oluyor. Aynı zamanda da evliliğin mahremiyetine zarar veriyor. Ancak çocukların korktukları, hastalandıkları ve birtakım ihtiyaçlarının olduğu zamanlar olabilir. Hastalık durumunda, doktora danışıp, çocuğunuzun iyi olup olmadığını ve odasında kendi yatağında yatmasının güvenli olup olmadığını saptayın. Böyle bir durumda, geçici olarak yatağını sizin odanıza alabilir ve sizinle olmadan yakınınızda olmasını sağlayabilirsiniz.<br />
 Çocuğunuzun sizinle uyuma alışkanlığını kırmaya karar verdiğinizde buna her iki tarafın da hazır olduğundan emin olun. Özellikle kendiniz hazır olduğunuzda, çocuğu incitmeyeceğinden emin olmalısınız çünkü bu hiç de kolay olmayacak. Siz ikna olunca, çocuğunuza neler olacağını açıklayın. Bu değişikliğin nedenlerini; sizin daha özel bir odaya, kendisinin de daha bağımsız olmaya ihtiyacı olduğunu anlatın. Sonra gece onu yatırmak için törensel bir olay yaratın. Oyun oynayın, hafifçe sallayın, şarkı söyleyin, kitap okuyun veya sizin ve onun için rahat olan bir şekilde onu sakinleştirin. Sonunda kararlı ve sevecen bir şekilde onu yatağına koyarken orada kalması gerektiğini belirtin.<br />
 İlk gece sizi deneyecek. Sizi vazgeçirmek için ağlayıp direneceğine ve her yolu deneyeceğine yemin edebilirim. Sıkı durun. Sakın yenilmeyin, ikinci gece bunu biraz daha azaltacak ve üçüncü ya da dördüncü gecelerde hemen hemen bütün çocuklar mücadeleden vazgeçerler. Açık söylemek gerekirse, kendi özel odalarından ve geniş yataklarından çok hoşlanacaklar. Anababaların da aralarında hareket eden o minik yaratık olmadan daha rahat ettiklerini biliyorum. Ne yapın yapın yumuşamayı n. Sadece tutarlı ve sevecen olun.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">UTANGAÇ ÇOCUK</span><br />
 <br />
 Kızım üç buçuk yaşında ve onun akıllı bir çocuk olduğunu biliyorum. Şarkı veya şiir gibi şeyleri bir günden kısa bir zamanda çabucak öğreniyor. Bazı kitaplarını ezbere biliyor ve adının bir kısmını yazabiliyor. Beni üzen diğer insanlara gösterdiği tepki. Eğer onunla konuşurlarsa, yüzünü saklıyor ve hiç cevap vermiyor. Benden ve bazen de iki ablasından başka kimsenin onu öpmesine veya kucaklamasına izin vermiyor. Onun için birşeyler yapmam gerekiyor mu<br />
 Doğuştan getirilen özelliklerden, üzerinde en çok araştırma yapılanlardan biri de, yeni karşılaşılan durumlar veya insanlar karşısında yaklaşma veya çekilme yeteneğidir. Sadece uzak durma eğiliminde oldukları ve yeni karşılaştıkları bir durumu veya insanı dikkatlice değerlendirdikleri için utangaç olarak adlandırılan pek çok çocuk vardır. (Dr. Stella Chess ve Dr. Alexander Thomas, böyle çocukları "ısınmada yavaş" çocuklar olarak adlandırmaktadırlar.) Endişeli anababalar böyle çocukları sosyalleşme konusunda zorlamakta ve işleri daha da zorlaştıran güç mücadelelerine girmektedirler.<br />
 Utangaç çocuğun ihtiyacı olanlar şunlardır:<br />
 • Onu koşulsuz olarak kabul eden ve kendisinden başka birisi yapmaya çalışmayan anababalar.<br />
 • Çocuklarını diğer insanlara doğru itmek yerine onun seçim yaparak yanaşmasına izin veren anababalar.<br />
 • Yaptıklarına daha az önem veren ve birey olarak onu daha fazla yüreklendiren anababalar.<br />
 Kızınızı gülümserken veya tepki verirken yakalarsanız sessizce ve heyecanla ona iltifat etmenizi öneririm. Onun yaşında olan oyun arkadaşları bulun ve rahatlamasını sağlayın. Siz de rahatladıkça, bu çocuğun sevecen ve sıcak bir kişi olacağını göreceksiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SAÇ ÇEKME/TIRNAK YEME</span><br />
 <br />
 Size iki buçuk yaşındaki oğlumla ilgili bir soru sormak istiyorum. Saçını çekip koparma gibi kötü bir alışkanlığı var, özellikle de uykusu geldiği zaman. Tırnaklarını da yiyiyor (ben de).<br />
 Eğer elinizi saçınızın üzerinde gezdirirseniz, yumuşak ve hoş bir yapısı olduğunu görürsünüz. Çocukların uyumaları için sallanırken, kendilerinin veya annelerinin saçlarıyla oynaması oldukça yaygındır. Saçı koparma durumu, kolunu bir daha kaldırmaya gerek kalmadan onu elinde tutma isteğiyle ortaya çıkar.<br />
 Bu küçük çocuk için şunu öneririm: Ona uyumaya çalışırken ve siz onu sallarken eline alabileceği yumuşak tüylü bir oyuncak verin. Bu aşamada, biraz kucaklanmaya ve bebek gibi muameleye ihtiyaç duyabilir. Uykuya dalarken ipeksi ve okşaması hoşa giden bir şey verin. Belki böylece saçlarını çekmekten vazgeçer. Eğer saçını kopardıktan sonra, yemeğe kalkışıyorsa, buna sakın izin vermeyin çünkü midesinde birikme yapabilir. Saç kolay sindirilemez ve tıbbi bir müdahale, hatta ameliyat gerektiren bir durumla karşılaşabilirsiniz.<br />
 Tırnak yeme de çok yaygın bir problemdir ve çok ciddi olmamakla birlikte oldukça rahatsız edicidir. Tırnak yeme genellikle düzgün olmayan ve rahatsızlık veren tırnak etlerinin yenmesiyle başlar. Çocuk o çıkıntıları ısırdıkça, bütün hayatı boyunca sürecek ve vazgeçilmesi çok zor bir alışkanlığı da geliştirir. Tırnak yemeyi engellemenin bir yolu, küçük çocukların tırnaklarını küçük bir tırnak makasıyla, hatta törpüyle düzeltmektir. Tırnak diplerine ve kenarlarına bir krem ya da losyon sürerek çıkıntı oluşturan tırnak etlerini düzeltmenizi de öneririm. Renksiz tırnak cilaları tırnağın düzgün kalmasını sağlar. Tırnaklara değişik bir görünüm ve kayganlık vererek çocuğun alışkanlığını kırabilir. Ayrıca, Çocuğa çok miktarda fiziksel ilgi göstererek ve onu okşayıp severek dikkatini kendisinden uzaklaştırabilirsiniz. Sanırım bu alışkanlıkların yavaş yavaş sona erdiğini farkedeceksiniz.<br />
 Bazı çocuklar daha yoğun tepkilerle doğarlar. Eğer çocuğunuz canı Sıkkın olduğu zamanlarda saçını çekiyor veya tırnağını yiyorsa, bu durumlarla nasıl başa çıkabileceğini ona öğretmelisiniz. Duygularını anlatabilmesi-için sözcükler öğretin ve gereksinimlerini keşfetmesine yardımcı olun. Eğer yorgunsa, rahatlamaya ve sallanmaya ihtiyaç duyabilir. Öfkeli olduğu zamanlarda, duygularını sözel olarak ya da kişilere ve eşyalara zarar vermeden fiziksel tepkilerle ifade edebilmesine yardımcı olun. Örneğin, asılı bir şeyi yumruklamak bastırılmış hayal kırıklığını rahatlatabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İLK ADIN KULLANILMASI</span><br />
 <br />
 Kişisel olarak çocuğumun bana anne, babasına da baba diye ya da onun anababası olduğumuzu ifade eden bir başka sözcükle hitap etmesini tercih ederim. Ama eşim bir kamp idarecisi olduğu için, gençler de kendisine adıyla hitap ediyorlar. Son zamanlarda 5 yaşındaki kızımın da bunu kaptığını farkettim ve ilgimi çekti. Çocuklarımızın bize ilk adımızla hitap etmesini engellemeli miyiz Bu durum zamanla ilişkimizde bir farklılık yaratır mı<br />
 İsimler de, hitap şekilleri de önemlidir. Bir çocuğun anababasına ilk adlarıyla hitap etmesi ne anlama gelir Aslında, ilk adın kullanılması herhangi bir ilişkide ne ifade eder<br />
 ilkönce, bizim iyi arkadaş olduğumuzu ve eşit olduğumuzu gösterebilir veya ikinci olarak saygı eksikliğinin işareti olabilir. Tabii ki çocukların saygıya hakları vardır ve onlara saygı gösterilmedikçe saygılı davranmayı öğrenemezler. Ama anababalarının otoritesi altındadırlar ve buna ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle saygının ifade edilmesinin yollarından biri de o kişiye hitap etme şeklidir. Çocukların anababalarına anne ve baba veya anneciğim ve babacığım diye hitap etmelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Aslında, çocuğun anababasına gösterdiği saygının kazanıldığını ve hitap şeklinden çok tavırlar ve duygularla gösterildiğini inkâr edemem. Bu nedenle de kendilerine ilk adlarıyla hitap edilmesine izin veren anababaları da anlayabiliyorum. Bazıları bunu yaparlar ve bundan da çok zevk alırlar. Bazıları da bu konuda o kadar katı ve huzursuzdurlar ki, aradıkları duygu ve saygıyı kaybederler.<br />
 Bunun geçici bir dönem olduğunu unutmayın. Ama çocuğunuzun size anne ve baba diye hitap etmesine karar verdiyseniz, kendisine kamptakilerden farklı olduğunu açıklayın. Onunla ilişkiniz önemli olduğu için de, sadece sizin ve çocuğunuzun paylaşabileceği özel bir isimle çağrılmak istediğinizi anlatın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TOPLULUK İÇİNDE YAŞANAN ÖFKE NÖBETLERİ</span><br />
 <br />
 3 yaşındaki oğlumuz herkesin içinde bir öfke nöbeti geçirdiği zaman ne yapabiliriz En sevdiği numaralardan biri bir mağazada ya da restoranda iken küçücük bir nedenle kendini yerden yere atıp çığlıklar atmak. Eve döndüğümüzde başına gelecekler konusunda savurduğumuz tehditlere hiç aldırmıyor. Biz de onu herkesin içinde dövme konusunda tereddüt içinde kalıyoruz.<br />
 Çok zor bir durum. Çocuklar genellikle öfke nöbetleri geçirirler. Genellikle 18-24 aylıkken başlarlar ve okul öncesi dönemlere kadar devam ederler. Çocukların çoğu büyük hayal kırıklıkları sonucunda bu tepkiyi verirler. Elde edebileceklerinin sonuna ulaştıklarında, öfkeli bir umutsuzlukla kendilerini yere atıp, ağlarlar ve tekmeler atarlar. Bu onların öfkelerini dışa vurma şeklidir ama bu anababaları da öfkelendirir. Ne yazık ki, ilk öfke nöbetlerinde çocuklar belli kazançlar elde ederler ve istediklerini elde etmenin yolunun bu nöbetler olduğunu öğrenirler. Bu örnekteki çocuğun da yaptığı bu sanırım. Tekmeler atıp bağırarak, ana-babasını utandıracağını ve istediğini elde edeceğini biliyor.<br />
 Bunu bilmek bu nöbetlerle başa çıkmanızı kolaylaştırır. Her şeyden önce, çocuğunuzun bundan sonra herkesin içinde öfke nöbetleri geçirmeyeceğini iyice anlamasını sağlayın (2 veya 3 yaşlarındaki bir çocuk ne söylemeye çalıştığınızı anlayacaktır). Bunu bir yere gitmeden önce açıklayın. Ona yapacaklarını hoşgörüyle karşılamayacağınızı söyleyin ve ne yapacağınıza karar verin. Örneğin, çocuğunuzun zıvanadan çıkarsa, mağazayı terkedebilir ve onu eve getirebilirsiniz. Bu genellikle iyi bir cezadır çünkü çocuklar mağazaya gitmekten ve anababalarıyla birlikte olmaktan çok zevk alırlar. Bunun dışında bir seçenek de, mola vermek olabilir. Mola, anababa tarafından saptanmış bir yerde geçirilen kısa (her yaş için bir dakika) bir süreyi ifade eder. Mola verdiğinizde, onu arabaya götürüp üç dakika süreyle araba koltuğunda oturmasını veya mağazanın bir köşesinde yere oturup beklemesini sağlayabilirsiniz. Bir dahaki sefere onu eşinizle ya da yardımcıyla evde bırakmak da onun değişmesini sağlayacak bir sonuç olabilir. Neye karar verirseniz verin mutlaka onu uygulayın. Çocuklar bunun sadece bir tehdit mi, yoksa ciddi mi olduğunu çok çabuk anlarlar.<br />
 Çocuklar genellikle topluluk içinde davranışlarını idare edebilecek kadar olgunlaşmamışlardır ve sizin çocuğunuz da böyle bir ayrıcalığa hazır değilse, onu bir yardımcıyla evde bırakmakta hiç tereddüt etmeyin. Her şeyden önce, hiçbir zaman çocuğunuzun yaptıkları karşısında bir-şeyler elde etmesine izin vermeyin. Çocuğunuz bu nöbetlerden kurtulduğu zaman, katı bir tutum izlediğinize ve bütün bu zahmetlere katlandığınıza memnun olacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ALTINI ISLATMA PROBLEMİ</span><br />
 <br />
 Dört buçuk yaşındaki oğlumla ilgili bir soru sormak istiyorum. Gece onu kaldırmazsam altını ıslatıyor ve bazen ikinci bir kere daha ıslatıyor. Gündüzleri bile ona tuvalete gitmeyi hatırlatmazsam altını ıslatabiliyor. Önce ihtiyacı olmadığını söylüyor ve birkaç dakika sonra altı ıslanmış oluyor. Bu onu hiç rahatsız etmiyor gibi gözüküyor. Hiçbir zaman üstünü değiştirmemi istemiyor. Doktoruyla görüştüğümde oğlumun sadece çok tembel olduğunu söyledi. Onu bir uzmana götürmedim.<br />
 Bu durumda bir uzman görüşüne başvurulmasını öneririm çünkü dört buçuk yaşında sürekli olarak altını ıslatan bir çocuğun (seyrek olmakla birlikte) özel problemleri var demektir. Genellikle altını ıslatma fiziksel değil duygusal bir problemdir. Çocuğun hayatındaki bazı üzücü olaylardan kaynaklanabilir. Yeni bir bebeğin gelmesi, taşınma, yakın bir akrabanın hastalığı gibi olaylar çocuğun korku, suçluluk ve öfke duygularını geliştirmesine neden olabilir. Bütün bunlar çocuğun eğitimini tamamlamış olduğu zamanlarda bile geri dönüş yapıp altını ıslatmasına yol açabilir. Çocuğun altını ıslatmasının anababanın suçu olmadığını özellikle vurgulamalıyım. Ama anababalar problemi anlarlar ve aşağıdaki önerileri uygularlarsa çözüme ulaşabilirler.<br />
 Çocukla anababa arasındaki çatışma gece ve gündüz ıslatmalarının nedenlerinden biridir. Diğer bir neden (yukarıdaki örnekteki bu olabilir) çocuğun tuvalete gidemeyecek kadar meşgul ve oyuna dalmış olmasıdır. Onun için ıslak olmanın bir sakıncası yoktur ve annesinin niye oluyor ki<br />
 Gece ıslatmalarının pek çok tedavisi vardır. Kataloglardan sipariş edilebilecek alarmlı bir alet vardır, ilk ıslaklık belirtilerinde hemen çalmaya başlar ve çocuğu uyandırır. Böylece, tuvalete gitmeye koşullandırılan çocuk altını ıslatmadan tuvalete gitmeye başlayabilir. Ancak bu oldukça olumsuz bir çözümdür çünkü derin bir uykuda olan çocuğun aniden bir alarmla uyandırılması çok rahatsız edici bir durumdur.<br />
 Bazen çocuklar biraz daha büyüdükleri halde hâlâ altlarını ıslatıyorlarsa, anababalar bir süre için tekrar bez kullanmaya başlayabilirler. Bunu çok duyarlı bir şekilde ve çocuğu suçlamadan yapmanızı öneririm. Çocuğunuza, tuvaleti kullanmaya hazır olduğu zaman, bez kullanmayı bırakabileceğini söyleyebilirsiniz. (Tuvalet kullanmaya uygun olan bezler bu problemin halledilmesinde yardımcı olabilir çünkü çocuk onları utanç duymadan kullanabilir.) Çocuğa kesinlikle söylenmeyin. Altını ıslatmayı bırakmasının gereklerini anlatmaya çalışın; çok kötü bir kokusu var, yakında okula başlayacak, başkaları için çok iş çıkartıyor vb. Çocuğunuzla beraber bir plan hazırlayın ve kuru kaldığı zamanlar kazanacağı bazı ayrıcalıklar oluşturun. Tuvalete gitmesini hatırlatacak bir alarm kurun ama bunu reddederse bunu bir mücadeleye dönüştürmeyin. Bol bol sevgi, yüreklendirme, iyimserlik ve sabır tuvalet eğitiminin zorluklarını çocuğunuzla beraber atlatmanıza yardımcı olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SIZLANMA</span><br />
 <br />
 Son birkaç aydır dört yaşındaki kızım devamlı sızlanan bir çocuk oldu. Odasını temizlemesi gibi bir iş söylendiğinde, ayağını yere vurup bir çeşit sızlanma krizine giriyor. Eğer bir şeyi yapamayacağını söylersem, çok kavgacı oluyor. Yalvarmaya, sızlanmaya ve tartışmaya başlıyor. Bunu durdurmak için poposuna bir şaplak atmaktan veya onu odasına göndermekten başka bir yol bulamıyorum.<br />
 Sızlanma pek çok anababayı kızdırır. Eğer bir çocuk dört yaşına geldiğinde sızlanmaya başladıysa, buna neyin neden olduğunu merak ederim. Aileye yeni bir bebek mi geldi Belki de bu durum onun yeniden bir bebek olma isteğini arttırdı Yakın bir gelecekte okula başlama kaygısı mı duyuyor Çocuğun korkmasına veya güvensizlik duymasına neden olabilecek herhangi bir olay veya tehdit onun daha küçük olma isteğine neden olabilir ve bu da sızlanmalara yol açar.<br />
 Ayrıca, bu çocuk sızlanmalarla istediğini elde eden başka bir kişiyi, örneğin bir arkadaşını görmüş olabilir. Sızlanmalar ve öfke nöbetlerinin ortak bir özelliği vardır. Çocuğun çok istediği bir şeyi elde etmesini sağlarlar.<br />
 Bu davranıştan kurtulmanıza yardımcı olabilecek birkaç öneri vermek istiyorum: Sizin ve çocuğunuzun sakin olduğu bir zamanda, ona sızlanma davranışını hoşgörüyle karşılamayacağınızı söyleyin. Eğer bunu bir daha yaparsa ne olacağını söyleyin (ve bunu çok net olarak açıklayın). Bunu uygulamaya da hazır olun. Çocuğun poposuna bir şaplak atmaktansa, ben mola vermenizi, onu odasına göndermenizi tercih ederim. Böyle tepkileri olan bir çocuğa vurmak, onu daha da isyankar yapacaktır. Çocuğunuzun ondan isteğinizi, her ne olursa olsun, yerine getirdiğinden emin olun. Bazen anababaların çocuklarını odalarına gönderdiğini ama çocuğun bu isteneni yerine getirmediğine tanık oluyorum.<br />
 Sızlanmaların çoğu çocuğun "küçük" olma ihtiyacını gösterir. Böyle çocukların daha çok şefkate, sıcaklığa ve bebekçe davranılmaya gereksinimleri vardır. Sızlanmasına ödül olarak değil ama ihtiyaçlarına cevap olarak onu ufak ufak şımartın ve pohpohlayın. O da doyuma ulaştığı bir noktaya gelindiğinde sızlanmaktan vazgeçecektir.<br />
 Çocuğunuzun sızlanmalarının ve öfkesinin sizi etkilemesine izin vermeyin. Bu alışkanlığın sizi yenmesine fırsat vermeyin çünkü böyle bir durum davranışın daha da sabitleşmesine ve çocuğun güçlülük duygusuna kapılmasına neden olur.<br />
 Çocuğunuzla birlikte odasını toplamanın yararlı olduğunu göreceksiniz. Bu yaştaki çocuklar genellikle "odanı topla" dediğimizde ne anlama geldiğini anlamazlar. Bunun yerine onun size yardımcı olmasını sağlayınca, beraber çalışmak eğlenceli olabilir. Çocuğunuza duygularını sözel olarak ifade etmesini öğretin ama ondan nasıl hissederse hissetsin sorumluluk almasını isteyin ve başarınca da onu övün.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YAŞITLARIN BASKISI</span><br />
 <br />
 Başka çocuklar tarafından kolaylıkla yönlendirilen dört buçuk yaşında bir oğlum var. Bir şeyi yapmaması gerektiğini bilmesine rağmen, onu yine de yapıyor, sonra da "Yapmamı istediler" veya "Yapmamı söylediler" diyor. Düşünerek hareket etmesi için ona nasıl yardımcı olabilirim<br />
 Bu çok önemli bir soru ve zamanlama çok can alıcı bir nokta. Genellikle yaşıt baskısının ergenlerin karşılaştığı bir problem olduğunu düşünürüz. Oysa çok küçük çocuklar bile bu baskıyı hissettikleri için uyum gösterir ve arkadaşları gibi davranırlar. Anababaların çocuklarına kurallara uymayı öğretmede bazen çok başarılı olduklarını düşünüyorum ama bunu yaparken doğru yargılama yapmayı öğretmeyi ve çocuğun bireyselliğini geliştirmeyi unutabiliyorlar.<br />
 Böyle bir çocuğunuz varsa, onun kurallara uymadaki istekliliğini övün. Kendisini iyi hissetmeye ihtiyacı vardır ve bu kesinlikle güzel bir özelliktir. Onun bu güzel özelliğini açıkladıktan sonra, düşünme ve gelişim konusunda bir adım daha atmaya ihtiyacı olduğunu anlatın. Çocuk kime itaat etmekte olduğunu ve birisine itaat ettiğinde hangi davranışta bulunduğunu dikkate almak zorundadır. Çok küçük çocuklar bile birisine zarar veya acı vermenin ne demek olduğunu anlarlar. O halde bunu kullanın. Nelerin yapılabileceğini (yaratıcı ve olumlu olanlar) ve nelerin yapılamayacağını (kendisine, bir başkasına veya bir başkasının eşyasına zarar veya acı verenler) öğrenmesine yardımcı olun. Arkadaşı bir başkasına zarar verebilecek bir şey mi yapmasını istiyor Bu davranış oğlunuzun daha sonra kendisini kötü hissetmesine mi neden olacak Onun ne yaptığını öğrendiğinizde kendinden utanacak mı veya üzüntü mü duyacak Eğer bir başkası bunu ona yapsa, kendini kötü hisseder miydi Bu kavramlar çok küçük çocuklara bile öğretilebilir ve şefkat ve empati (eşduyum) geliştirmesine yardımcı olarak onun iyi bir yetişkin olmasını sağlar.<br />
 Çocuğunuza bu sorular üzerinde çalışabilmesi için birkaç hafta zaman vermek de önemlidir. Ona öğretmeye çalıştığınız cevapları yaşayarak bulabilmesi için disiplin ve öngörü sahibi olması gerekir. Anababalar iyi bir lider olmanın çok da önemli olmadığını unutmamalıdırlar. Çok az miktarda lidere ihtiyacımız var. Ama doğru olanı savunabilecek kadar güçlü -ve doğru olanın ne olduğunu ayırt edecek kadar akıllı- bir birey olmak iyi bir karakterin özüdür. Çocuğunuzun bunu geliştirmesine yardımcı olun.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞUNUZU KREŞE BIRAKMAK</span><br />
 <br />
 Çocuğu kreşe nasıl bırakabiliriz Biz denedik ve bu konuda yapılabilecek her şeyi yanlış yaptık. Önce, devamlı olarak ağladığı için onu bir buçuk yaşına gelene kadar oradan uzak tuttuk. Artık onu bırakmaya karar verdiğimizde de gizlice kaçma yanlışını yaptık. Bizim gittiğimizi farkedince kriz geçirdi. Şimdi bu gerçek bir problem.<br />
 Bu çok yaygın bir problem ve bir kreşte çalıştığım birkaç ay boyunca problemin diğer yüzünü de yaşadım. Pek çok kere işe yaradığını farkettiğim bir planım var ve bunu size sunmak istiyorum. Bir süre oraya gitmekten vazgeçin.<br />
 Önce, sizin tahmin ettiğinizden çok daha fazla şey anlayabilen iki yaşındaki çocuğunuza o kreşte kaldığında onun için üzülmeyeceğinizi söyleyin. Ayrıca orada arkadaşlarıyla oynamanın onun için çok iyi olduğunu ve bunun size de kendi işini yapabilme özgürlüğü verdiğini anlatın. Açıklamalarınız nasıl olursa olsun, ona bir seçenek sunmadığınızı sadece kendi kararınızı açıkladığınızı açıklıkla ifade edin.<br />
 Diğer yandan yabancı bir yerde olmaktan korkmasını ve sizi özlemesini, yanınızda olmak istemesini anlayabildiğinizi açıklayın. Ondan sonra kreşe gittiğinizde birlikte içeri girin ve onu rahatlatmaya çalışın.<br />
 Onu kreşe bıraktıktan sonra, kararsız tavırlar sergilemeyin. Eğer onu bırakıp bırakmamakta tereddüt geçirirseniz, bunu hemen hissedecektir ve o da kararsızlık yaşayacaktır. Konuşmanızdan sonraki ilk seferde onu 5 dakika gibi çok kısa bir süre bırakın ve ona kısa bir süre sonra gelip onu alacağınızı söyleyin. 5 dakika sonra geri gelin ki sizin sözünüzü tuttuğunuzu ve geri geleceğinizi öğrensin. Bir dahaki seferlerde süreyi yavaş yavaş arttırın. Tutarlı olarak geri gelmeniz, terkedilmediğini, geri geleceğinizi ve sizin güvenilir anababalar olduğunuzu bilmesine yardımcı olacaktır.<br />
 Kreşteki görevlilerin de sizin planınızdan haberdar olmasını sağlayın ki sizinle işbirliği yapabilsinler. Böyle bir planı uygulamak her defasında arkanızdan çığlıklar atan bir çocuğu öyle bırakıp gitmekten çok daha kolaydır. Bu planı uyguladıktan birkaç hafta sonra, çocuğunuzun kreşte mutlu bir şekilde kaldığını göreceksiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARI<br />
 YAZ KAMPI</span><br />
 <br />
 Çoğumuzun yaz kamplarıyla ilgili çok güzel anılan vardır ama hareket eden otobüsün camından size el sallayan çocuğunuzu izlemek çok kötü bir deneyim. Çocuğum ev özlemi çekecek mi Eve otlardan zehirlenmiş olarak mı, yoksa bacağı kırılmış olarak mı gelecek Ona yatağında hikaye okunmadan uyuyabilecek mi Kamplar çocuklar için iyi bir deneyim midir<br />
 Bence yaz kampları çocuklar için harika bir deneyim ama üzerinde iyice düşünülmesi ve iyi planlanması gerekir. Genellikle kamplar çok güzeldir ama ev özlemiyle yanan; bir sürü çocukla birlikteliğe, planlanmış etkinliklere ve onları yöneten farklı yetişkinlere alışmakta güçlük çeken çocuklar vardır. Çocuğunuzun bir yaz kampına gitmeye gerçekten hazır olup olmadığını anlamanıza yardımcı olabilecek bazı sorular şunlar olabilir:<br />
 Çocuğunuz gitmeye hazır mı Aynı yaştaki bütün çocukların büyük bir heyecanla gidiyor olması, sizin çocuğunuzun da hazır olduğunu göstermez. Aşırı koruyucu ve aşırı zorlayıcı olmaktan kaçınarak bu soruyu kendinize dürüstçe sorun. Dokuz-on yaşlarındaki çocukların hemen hemen hepsi bir haftalık bir kampa gidebilir ve bundan büyük zevk alırlar. Ama bu, o yaşa gelen her çocuğun hazır olduğu anlamına gelmez.<br />
 Çocuğun daha önce dışarıda geçirdiği bir geceyle ilgili olumsuz bir deneyimi var mı Bir arkadaşına yaptığı bir ziyaretle ilgili olumsuz veya korkutucu bir deneyimi varsa, çocuk için işleri zorlaştıran bir korku hâlâ söz konusu olabilir.<br />
 Çocuk ondan kurtulmak istediğiniz korkusunu duyuyor mu O sizden uzaktayken, kardeşine daha çok ilgi göstereceğinizi düşünüyor mu Eve telefon etme veya anababanın kampı ziyareti konusunda genel kamp kurallarını öğrenin. Bazı kamplar daha rahat, bazıları da çok sıkı olabilir. Evi arayabilecekse, ona kurtarıcı olarak değil, olumlu duygularla ve endişelerini gidermeye çalışarak yaklaşın.<br />
 Kamp programı nedir Çocuğunuzun sevdiği ve iyi olduğu etkinlikler var mı Yoksa çocuğunuzun pek de önem vermediği konulara mı ağırlık veriliyor Bu seneki kampın çocuğunuza uygun olmadığı konusunda bir korkunuz varsa beklemek için hiç tereddüt etmeyin. Her zaman bir sonraki yıl çocuğunuz için daha iyi bir yıl olabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEK GİBİ KONUŞMA</span><br />
 <br />
 11 yaşındaki torunum dikkat çekmek için bebek gibi konuşuyor. Böyle davranmak için biraz büyük değil mi Dört çocuğun en büyüğü ve babasının gözbebeği. Erkek kardeşlerini anababasına şikâyet ederek onların başlarını derde sokmaya çalışıyor. Bu durumu ilişkileri bozmadan düzeltmek için bana yardım ederseniz çok mutlu olurum.<br />
 Bu çok hassas bir durum. Bence bu büyükanne torununun iyi özelliklerinden sık sık hem kendisine, hem de anababasına övgüyle söz etmeli. Problem olan konulara değinmeden önce çocuğu ne kadar çok sevdiğini gösteren yorumlarda bulunması gerekir. Problem inkâr edilemeyecek kadar açık bir hale gelene kadar büyükannenin beklemesini öneririm. Bütün olaylar (kardeşlerin şikâyet edilmesi, babanın kullanılması veya hangi olay varsa) yatıştıktan sonra, büyükanne açıklıkla konuşabileceği anababadan birini sakin bir kenara çekmelidir. Bu kişiyle, çocukla ilgili kaygılarını ve problem olan özel olayları tartışmalıdır. Hatta sadece bunları dile getirmek yeterli değildir, yapıcı bazı tavsiyelerde de bulunmalıdır.<br />
 En büyük çocuklar çabuk büyür ve yerlerinin kendilerinden küçük kardeşleri tarafından çok çabuk kapıldığı duygusunu geliştirirler. Bazen bebek gibi davranılma ihtiyacı duyarlar ve bu çocuğun bebek gibi konuşması arada sırada böyle davranılma ihtiyacını göstermektedir. Küçük bir çocuk olarak kalmak veya çocukluğa geri dönmek bazen hepimizin olmasını çok istediğimiz bir durumdur. Bu büyük kızın bu ihtiyacını anlayışla karşılayıp, anababanın ona diğer kardeşleri yokken daha fazla şefkat ve ilgi göstermeleri gerekmektedir.<br />
 Annesiyle birlikte geçireceği özel zamanlara ihtiyacı vardır. Sanırım babasının gözbebeği olan bu kız arada sırada annesiyle olmaya can atmakta ama bunu gerçekleştiremeyeceğini düşünmektedir. Annesi de kızıyla daha fazla zaman geçirmeyi isteyebilir ve onunla anne-kız ilişkisini geliştirebilir. Bu durumda anne ve baba rollerini biraz değiştirebilirler. Sanki baba çocuğun bakımını üstlenmiş gibi gözüküyor ve bu noktadan sonra anne bu rolü üstlenmeli ve baba da biraz daha disiplin kurucu rolünde olmalıdır.<br />
 Büyükanne ancak bu noktaya kadar duruma karışabilir. Ancak ona kendi uyguladığım bir şeyi önerebilirim. Önerilerde bulunabilir, tavsiyeler yapar, sevgi sunar ve gerisini onlara bırakır. Anababa olarak en iyisini yapacakları konusunda çocuğunuza ve eşine güvenin. Onlar da, tıpkı sizin onlara yaptığınız gibi, kendi çocuklarını sevecekler ve en doğrusunu yapacağı konusunda ona güveneceklerdir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKULDAN SONRAKİ ETKİNLİKLER</span><br />
 <br />
 Sanırım pek çok anababa, on yaşındaki bir çocuğun okuldan eve döndükten sonra, anababası işten eve gelene kadarki zamanda ne kadar kontrole ihtiyacı olduğu konusuyla ilgilenecektir. Ona bir bakıcı bulmam gerekir mi (ki bunu kendisi istemiyor) Yoksa kendi başına kalabilir mi<br />
 Özel olarak bu soruyu cevaplamadan önce, üzerinde çalıştığım gerçek bir hikâyeyi anlatmak istiyorum. Danışmanılık yaptığım okullardan birinde, bir 5´inci sınıf öğrencisi ile ilgili olarak bir problem yaşanıyordu. Komşu çocukları okula gelip onun yarattığı sorunları anlatıyorlardı. Annesini gelip bizimle konuşması için okula çağırdığımızda, bu haksız şikâyetten dolayı çok öfkelendi ve çocuğunun okuldan sonra yanlış davranışlarda bulunmasının mümkün olmadığına bizi inandırmaya çalıştı. Çocuğunun eve gelir gelmez kendisine telefon etmesi konusunda çok titiz olduğunu söyledi ve çocuk kendisine telefon edince de onun artık bir şey yapamayacağına inanıyordu. Oysa çocuk telefon ettikten sonra, tekrar dışarı çıkıyor ve herkesi rahatsız ediyordu.<br />
 On-on bir yaşlarındaki bir çocuğun sizin yokluğunuzda her şeyi halledebileceğini düşünmek pek doğru olmaz. Eğer mümkünse, çocuk eve geldiğinde anababadan birinin de eve gelmesini öneririm. Eğer bu mümkün değilse, çocuğunuzun sizin yokluğunuzda gerekli gözetim ve korunmayı alabilmesi için bazı önerilerim olacak.<br />
 Komşularınızı değerlendirin. Yan komşunuzu, hatta diğerlerini bile tanıyın. Oturduğunuz yer çocuğunuzun komşularınızın gözetiminde rahatlıkla oynayabileceği güvenlikte mi Çocuğunuzun başını derde sokabilecek ya da sizin çocuğunuzun yaramazlıklarına hemen eşlik edecek çocuklar var mı Komşularınız arkadaş canlısı mı Genellikle evde mi oluyorlar ve acil bir durum olduğunda orada olabilecekler mi<br />
 Çocuğunuzu değerlendirin. Çocuğunuz gerçekten sorumlu ve dürüst bir çocuk mu, yoksa çoğu çocuk gibi, sizin farkına varamayacağınız zamanlarda sizi aldatabiliyor mu Yaramazlık yapmaya kolayca kapılabiliyor mu, yoksa okuldan sonra yapacağı pek çok uğraşı olan (örneğin, ödev yapma, müzik aleti çalma veya bilgisayarla oynama gibi) sorumluluk sahibi bir çocuk mu Eğer bilgisayar kullanıyorsa, internette ulaşması mümkün olan bazı zararlı olaylardan uzak duruyor mu<br />
 işinizi değerlendirin. Acil bir durumda sizin çocuğunuza ya da onun size ulaşmasına imkân veriyor mu Eğer gerekirse, işinizi o anda bırakabilir misiniz<br />
 Eğer yukarıdaki sorulara verdiğiniz cevaplar sonunda, çocuğunuzun güvenliği konusunda kuşkularınız varsa, çocuğunuz sizin görüşünüze boyun eğip bir bakıcıya razı olmak zorundadır. Onu gereğinden fazla korumayın, ama güvenliği için gerekli korumayı da sağlayın. Ayrıca artık daha çok okulda, okul öncesi ve sonrası etkinlikleri yer almakta ve çocuğunuzun ilgisine göre katılabileceği etkinliklerin sunulduğu pek çok kurum da bulunmaktadır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSTENMEYEN ARKADAŞLAR</span><br />
 <br />
 On bir yaşındaki ikiz oğullarımın arkadaşlarını örnek alması beni çok rahatsız ediyor. Birinin arkadaşı iyi fakat hiperaktif bir çocuk ve benim oğlum da bir maymun gibi onu taklit ediyor. Oğluma arkadaşı gibi davranmamasını söylediğimde bana öfkeleniyor. Diğer oğlumun arkadaşı da büyükanne ve babası tarafından büyütülmüş şımarık ve isyankâr bir çocuk. Çocuklarımın neden kendileri gibi davranamadığını anlayamıyorum.<br />
 Arkadaşlar bir çocuğun hayatının çok önemli bir parçasıdır, ilginç bir şekilde, çocuklar arkadaşlarının anababaları tarafından onaylanmasına çok ihtiyaç duyarlar. Çocuklarınızın arkadaşlarının olumlu yönlerini görmeye çalışın ve onların üzerinde yorum yapın. Çocuklarınız zamanla kendiliklerinden hata ve olumsuzlukları bulacaklardır.<br />
 Arkadaşları evinize davet edin ve onları gözlemek için de oralarda olun. Kurallarınızı çok açık olarak ifade etmelisiniz. Bunu çocuğunuzu utandırmadan ve arkadaşların arasını açmadan yapmaya çalışın. Çocuklarınızın arkadaşlarının iyi özelliklerini görmelerini ve bunları taklit etmeyi öğrenmelerini sağlayın. Aynı zamanda da arkadaşlarının hatalarını anlamayı ve onlardan kaçınmayı öğretin.<br />
 Olumsuz arkadaşlar, size çocuğunuzun olumlu yanlarını övme fırsatı verecektir. Çocuklarınıza, daha olumlu insanlar olmaları için arkadaşlarına yardımcı olmayı öğretin. Bunu yaparken hem kendileri, hem de sizin hakkınızda iyi şeyler hissedeceklerdir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KAVGACI ÇOCUKLAR</span><br />
 <br />
 Bazı çocuklar neden devamlı olarak kavga ederler<br />
 Bunun pek çok nedeni vardır:<br />
 Bazı ailelerde, çocuklara saldırgan olmanın akıllıca bir şey olduğu görüşü verilir. Bu dünyada yaşayabilmek için kavga etmek gerektiğine inanan bir anababa iseniz, çocuğunuza da sosyal problemleri halledebilmek için saldırgan olması gerektiğini öğretiyor olabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ERGENLER<br />
 HARKA GiYiM MERAKI</span><br />
 <br />
 On üç yaşındaki kızımız, çocuklarımızın en büyüğü ve üzerindeki yaşıt baskısı beni çok endişelendiriyor. Sınıf arkadaşlarının belli bir şekilde giyinmesi ve başarılı olması konusunda kızımın üzerinde çok şiddetli baskısı oluyor. Bu hem onun, hem de babası ve benim için çok zor bir durum. Ona nasıl yardımcı olabileceğimiz konusunda bir öneriniz var mı<br />
 Evet var. Bu sorun bugün çoğu aileyi ilgilendiren bir konu. 5-6 yaşlarındaki çocukları, kot pantalon veya belli bir marka ayakkabı giymediklerinden arkadaşlarının alaylarına maruz kaldıkları için kaygı duyan anababalar tanıyorum. Bugünün ekonomik durumu göz önünde bulundurulunca, çok az anababanın o pahalı eşyaları alabileceğini biliyoruz. Ayrıca çocukların arkadaşları tarafından beğenilmek için belli markalardaki giysilere sahip olmaları gerektiğini düşünmelerinin hiç de sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Bazı okullarda, giyim problemlerini Azaltmak amacıyla üniforma giyme zorunluğu getirilmektedir.<br />
 Anababalar çocuklarının nereye kadar yaşıtlarına benzemelerine izin vereceklerine ve bir birey olabilmesi için ne kadar sınırlama getirmeleri gerektiğine karar vermelidirler. Eğer bir çocuk arkadaşlarıyla ilişkilerinde göze çarpacak kadar farklılıklar gösteriyorsa, sosyal olarak gelişemeyecektir. Televizyon izlemesine, paten yapmasına ve arkadaşlarının giyindiği gibi giyinmesine izin verilmeyen bir çocuk tanıyordum ve bu çocuk sonunda yapayalnız ve garip bir kişi oldu. Diğer aşırı uçta da, toplumun ve çocuklarının arkadaşlarının kaprislerinin esiri olacak kadar fedakârlık yapan anababalar da biliyorum.<br />
 Kızınıza neye izin verip neye vermeyeceğinize bir kere karar verdikten sonra, onu karşınıza alıp tartışmanızı öneririm. Onun bakış açısını da dinleyin ve ona saygı gösterin ve kendi düşüncelerinizi onunla paylaşın. Sınırlamalar getirme nedenlerinizi açıkça ifade edin. Bu sadece parasal bir neden olabileceği gibi, onun bireyselliğini geliştirmesiyle ilgili bir gereklilik de olabilir. Ona bir giyim bütçesi sunup o bütçe içinde istediğini almasına izin vermeyi de düşünebilirsiniz.<br />
 Çocuğunuzun özel becerilerine ve özelliklerine verdiğiniz değeri yansıtmak üzere tutarlı bir strateji başlatın. Onun kendisiyle ve karakteriyle ilgili bu özelliklerin geliştirilmesiyle, daha sağlıklı bir benlik saygısı geliştirmesini sağlayabilirsiniz. Böylece kendisini iyi hissetmesi için dış bazı öğelere ihtiyaç duymasına gerek kalmayacaktır. Böylece onu yaklaşmakta olan ergenlik dönemi baskılarına da hazırlamış olursunuz!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSYAN MI, BAĞIMSIZLIK MI</span><br />
 <br />
 Anababalar ergen çocuklarının isyankâr bir davranış mı, yoksa sadece yeni bir görüş mü ortaya koyduğunu nasıl anlayabilirler<br />
 Anababaların bu ayrımı yapabilmelerini sağlayacak çok belirgin bazı ipuçları verebilirim.<br />
 Tutum. Gerçekten isyankâr bir ergen devamlı olarak düşmanca, alaycı ve iğneleyici bir tutum içinde olur. Uzun süreler ağzını bıçak açmayan, çıkarcı ve hilekâr bir tutum içindedir. Eğer gerçekten isyankâr bir genç ise ergenle anababanın birbirlerine güvenmeleri çok zordur.<br />
 Davranış. Ergenin sadece tutumu değil davranışları da önemlidir. Gerçek bir isyankâr yaptığı işlerde çok yıkıcı olur. Bu yıkıcılık fiziksel bir zarar verme şeklinde olmadığı zamanlarda genç, insan olarak kendisine yönelir. Davranışlarıyla başkalarının ona güven ve saygı duymasını engeller, isyankârlık genellenir ve okuldaki görevleri de yapmama şeklinde ortaya çıkar. Bazen sosyal olarak da isyankâr davranışlar görülür, ciddi bazı konularda evdeki kurallara uymayabilirler. Çok genel anlamda, ailenin ve bütün toplumun kurallarına veya beklentilerine direnme vardır.<br />
 içerleme, isyankâr ergenlerin bir diğer özelliğidir. Anababalar kendilerini gözlediklerinde, pek çoğu gereğinden fazla katı ve çok uzun zamandır kontrol edici olduklarını saptamışlardır. Aşırı kontrol ve ciddi cezalandırmalar içerlemelere yol açar.<br />
 Bağımsızlığa doğru sağlıklı bir gelişim içinde olan çocuk belli düşünce, değer ve kuralları tartışacaktır. Kendi zekasını geliştirebilmek için tartışmaya ihtiyacı vardır. Benlik saygısını geliştirebilmesi ve kendi inanç ve değerlerini ortaya koyabilmesi için başkaları tarafından dinlenmesi ve onlarla tartışması gereklidir. Ama ergen kısa bir süre sonra ailesine karşı duyduğu iyi niyet ve sevgiye geri dönecektir. Araştırmalar, anababaların etkisinin ergenin hayatındaki en önemli faktör olduğunu göstermektedir. Bu nedenle etkinizin olumlu ve güçlü olmasını sağlayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ERGENLERİN PARASAL DURUMU</span><br />
 <br />
 Liseye giden kızımızın parasal konularda sorumluluk duygusu geliştirmeye ihtiyacı var. Kendi banka hesabı var ama giysilerini, okuldaki yemek masraflarını ve diğer bütün giderlerini biz karşılıyoruz. Yanm günlük bir işte çalışıyor ve hangi masraflara katkıda bulunması gerektiğinden emin olamıyoruz. Ayrıca maddi kayıtlarını tutmasını ona nasıl öğretebiliriz Bir bütçe yapmasını bekleyebilir miyiz<br />
 Bu anababa parasal değerler konusunda bir uzlaşmaya vardıktan sonra kızlarıyla bir çeşit iş toplantısı düzenleyebilirler. Aşağıdaki konuları açıklıkla fakat kibarca ve akıllıca tartışın.<br />
 Önce, kızın ve ailenin masrafları nelerdir Hayat pahalılığı nasıldır Onun gelecekle ilgili planları nelerdir Üniversiteye devam edecek mi, yoksa bir mesleki eğitim mi alacak Bir araba almayı ya da kendi evine Çıkmayı istiyor mu Çocukların kısa sürede elde etmek istedikleri bütün bu önemli şeyler ne kadar etmektedir Gelecekle ilgili planlarına en iyi Şekilde nasıl hazırlanabileceğini ve anababa olarak ona yardım etmek için sizin yapabileceklerinizi ve yapamayacaklarınızı tartışın.<br />
 Daha sonra, ona basit bir bütçe hazırlamasında yardımcı olun ve bu bilgileri bir deftere ya da bilgisayarınıza aktarın. Üniversiteye ya da başka bir mesleki eğitime devam etmeyecekse, sanırım aile bütçesine katkıda bulunmasının, para biriktirmesinin ve geleceğini planlamasının zamanı gelmiştir.<br />
 Eğer olgun ve sorumluluk sahibi bir kişi ise, kendi ihtiyaçlarını karşılama sorumluluğunu kendisine bırakabilirsiniz, isterseniz onun gelirini destekleyebilirsiniz. Giysi, ulaşım, yemek ve diğer masraflarını kazandığı parayla karşılayabilmesi için ona yol gösterin. Biraz para biriktirmesi ve bazı ihtiyaçlarından önce gerekli yerlere yardımda bulunması için onu yüreklendirin.<br />
 Bu olumlu ve yardımsever tavrınızı sürdürün, onaylamayan ve suçlayan bir tavır takınmayın. Bir çocuğa parasını nasıl idare edeceğini öğretmenin, hayatta başarılı olmasını sağlayacak diğer bazı değerleri de kazandırdığını göreceksiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ERGENLİKTE DİSİPLİN</span><br />
 <br />
 Bir ergen gerçekten yanlış bir şey yaptığında, anababanın yaklaşımı nasıl olmalıdır<br />
 Önce, anababa gerçekleri doğrulamalıdır. Eğer çocuğunuzun belki de yapmadığı halde yanlış yapmış olduğunu varsayarak sonuca atlarsanız,onun saygısını kaybedersiniz. Ergenlik çağındaki oğlumuz ve arkadaşı ile ilgili polisten aldığımız telefonu hiçbir zaman unutamam. Bize, çevredeki mağazalardan birinde hırsızlık yaparken yakalandıkları söylenmişti. Ama gerçekleri anlayabilmek için karakola gittiğimizde, bunun sadece kimlikle ilgili bir yanlışlık olduğunu anlamıştık. Oğlumuzla hiç ilgisi yoktu.<br />
 İkinci olarak, çocuğunuzun bir yanlışlık yaptığını biliyorsanız;Duygularınızın kontrolünü elinize alana ve durumu akıllıca ve temkinli olarak değerlendirecek duruma gelene kadar hiçbir şey yapmayın.<br />
 Üçüncü olarak, çocuğunuzla birlikte bir yere oturun. Siz, çocuğunuz ve bir başka önemli kişi özel olarak durumu tartışabilirsiniz, işi onun yaptığından eminseniz, onu sorgulamamanızı öneririm. Ona doğrudan sorular sormak, onu yalan söylemeye itebileceği için problemi daha da arttırabilir. Yapılan işte yanlış olanın ne olduğunu çocukla birlikte gözden geçirin. Çocuğun yaptığının ne olduğunu, neden yanlış olduğunu ve diğer bazı insanların yanı sıra kendisini nasıl incitebileceğini anladığından emin olun.<br />
 Dördüncü olarak, çocuğunuzun yanlışı kavramasını ve özür dilemeyi istemesini bekleyin. Siz yanlış olanı bilseniz bile, çocuğunuz hatasının ne olduğunu bilmediği sürece olgunlaşmasına yardımcı olmanıza imkân yoktur. Bir arkadaşım ergen oğlunun gösterdiği ciddi bir şiddete başvurma davranışı karşısında çok büyük bir üzüntü duymuştu. Oğlu yaptığını inkâr ediyordu ama anne onun yaptığını inkâr edilemeyecek şekilde öğrenmişti. Üzerinde uzunca düşündükten sonra, eline kalın bir kitap aldı ve çocuğun odasına gitti. ‘Sen bana doğruyu söyleyene kadar ikimiz de bu odadan dışarıya çıkmayacağız’ dedi. Sonra da oturup kitabını okumaya başladı, iki saat sonra, oğlu gerçekleri açıkladı. Beraberce, bu davranışını düzeltebilmesi için bir yol bulmaya çalıştılar. Hem rahatlamış, hem de bir günde hayatının dersini almıştı!<br />
 Beşinci olarak, çocuğunuz için bir anlamı olacak bir sonuç belirleyin. Bu, çocuğun davranışının ciddiyetini görmesine yardımcı olacak ve problemin tekrarını engelleyecek bir sonuç olmalıdır.<br />
 Son olarak, yanlış davranışın altında yatan nedenleri bulmaya çalışın. Belki de sizin farkında olmadığınız bir geçerli neden çocuğu bu davranışa itmiştir. Belki de ilgi arıyor ve bunun sonucunda da endişe ve kaygı geliştiriyordur. Eğer hatalı davranış sık sık tekrarlanıyorsa, bu davranışın saptanması ve tedavisi için gerekli olan yardımı alın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÜNİVERSİTE</span><br />
 <br />
 Üniversiteye gitmenin doğru karar olup olmadığına anababalar ve gençler nasıl karar verebilirler<br />
 On yıl kadar önce, bu soruyu zorluk çekmeden kolaylıkla cevaplayabilirdim. Tabii ki, bütün gençler üniversiteye gitmeli. Artan üniversite masrafları yüzünden, bu artık herkes için akıllıca bir hareket değil. Artık, üniversite gibi dört yıllık bir eğitim gerektirmeyen çok çeşitli eğitim seçenekleri var. Çocuklarına tavsiyelerde bulunabilmelerine yardımcı olmak için anababalara bazı önerilerde bulunacağım.<br />
 Bunlardan biri çocuğun kendi motivasyonudur. Eğer bu genç dikkatlice çalışmış ve iyi notlar almışsa, üniversiteye gitmeye ve orada sunulanları öğrenmeye istekli ise, bu kişiye daha ileri bir eğitim imkânı verilmelidir. Orta öğretimde notları çok iyi olmayanlar bile, eğer çok istiyorlarsa üniversitede başarılı olabilmektedirler.<br />
 İkinci bir öneri, çocuğunuzun akademik yetenekleri konusunda öğretmenlerinin ve danışmanların önerilerini dikkate almaktır. Onlarla konuşun ve çocuğunuzun üniversitedeki olası başarısı konusunda onların tavsiyelerini alın.<br />
 Bazı özel mesleki değerlendirme ve danışmanlık hizmetleri, çocuğunuzun akademik mi, yoksa diğer bazı mesleki alanlarda mı yeteneği olduğunu size gösterebilir. Bu konuda okuldaki danışmandan yardım alabilirsiniz.<br />
 Eğer çocuğunuzun yetenekleri akademik değil de, yaparak ve elleriyle çalışarak gerçekleştireceği bir konuda ise, onun bir meslek okuluna gitmesini destekleyebilirsiniz. Çocuğunuzun yeteneği ne olursa olsun, onun üzerinde yoğunlaşmanız gerekmektedir.<br />
 Üçüncü bir nokta, sizin ya da çocuğun kendisinin üniversite masraflarını karşılayıp karşılayamayacağını dikkate alması ile ilgilidir. Her zaman burs bulamayabilirsiniz. Gencin kendi masraflarını karşılaması da bir seçenek olabilir.<br />
 Bazı gençler üniversiteye gitmeden bir işte çalışmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Bu biraz risklidir, çünkü genç para kazanmaya alışınca bunu bırakmak istemeyebilir. Diğer taraftan da, iş o kadar sıkıcı ve monoton gelebilir ki gençler eğitimlerine devam etmek isteyebilir ve üniversiteye daha büyük bir motivasyonla gidebilirler. Ayrıca bazı üniversiteler öğrencilere kendi seçtikleri alanlarda çalışabilmeleri için izin vermektedir. Bu, gelecekteki işverenlerle ilişki kurmak ve o mesleği denemek için çok iyi bir fırsat yaratmaktadır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HIRSLI ERGEN</span><br />
 <br />
 Liseye giden oğlum her konunun parçası olmayı çok seviyor (sınıf başkanı, okul takımı, atletizm ve diğerleri). Sorumluluk taşımayı iyi biliyor ama ona hayır demeyi öğretmem gerekir mi bilemiyorum. Bir ergen için ne kadar çok faaliyet uygundur<br />
 Belki de bu soruyu, -bazılarını sadece zevk için yaptığını varsayarak- sadece ona daha iyi bir kişi olmayı öğretenler ya da sadece başkalarına hizmet etmesine veya yardımcı olmasına fırsat verenler diye cevaplayabilirim. Ben gençlerin okul dışı aktivitelerini iki veya üç taneyle sınırlamalarını öneriyorum.<br />
 Ona önceliklerini ve hayat felsefesini belirlemede yardımcı olun. Düşünceli anababalar ergenlerin çok yönlü olmaları konusuna önem verirler. Bu da, aşağıdaki altı tip aktiviteyi içeren değişik gruplara katılmayı gerektirebilir:<br />
 Kişilik gelişimi. Bunu destekleyen aktiviteler listenin en başında olmalıdır. Değişik sosyal yardımlaşma gruplarının içinde yer almak ruhsal açıdan sağlıklı bir kişilik geliştirmenin en iyi yollarındandır.<br />
 Duygusal farkındalık. Gençlerin kendilerinin ve başkalarının duygularının farkına varmalarını sağlayacak aktiviteler içinde olmaları gerektiğini düşünüyorum. Başkalarıyla geçinmelerini ve problemleri tartışmalarını gerektiren çoğu grup aktivitesi, gençlerin kişilerarası dinamiği daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.<br />
 Yaratıcılık. Çocuğunuzun hayal kurma ve yaratıcılık duygusunu da geliştirmeye ihtiyacı vardır. Çok özel yeteneklerini keşfetmesine yardımcı olacak herhangi bir iş çok önemlidir. Bando, orkestra, güzel sanatlar, yıllık komitesi vb. gibi okul dışı aktivitelerin çoğu yaratıcılığı geliştirir.<br />
 Zihinsel gelişim. Bu, okulda sağlanıyor gibi gözükse bile, evde ve ya başka yerlerde daha da zenginleştirilmesinde yarar vardır. Bu nedenle, çocuğunuzun bilgisayar oyunları oynamasını (bir yetişkinin önderliğinde), çeşitli soruları yanıtlamak için internette dolaşmasını ya da bir matematik veya edebiyat yarışmasına katılmasını destekleyebilirsiniz. Bunun yanı sıra, çocuğun yaratıcı aktiviteler veya hizmet projelerini yürütmek için de zihinsel yeteneklere ihtiyacı vardır.<br />
 Sosyal ilgiler. Çocuğunuzun, tek bir gruba bağlanmaktansa, değişik gruplarla geçinmeyi öğrenebileceği değişik aktiviteler içinde olmaya ihtiyacı vardır. Kız ve erkek izci grupları, farklı çocuklardan gruplar oluşturup, farklı olsalar bile beraber yaşamayı öğrenmelerini sağlamaya çalışmaktadırlar.<br />
 Fiziksel gelişim. Fiziksel gelişimi arttırmak, sağlığı arttırmakla eşit değerdir. Eğer çocuğunuzun okulda her gün beden dersi varsa veya genellikle aktif bir çocuksa, bu konuda endişelenmenize gerek yoktur. Ama ´patates çuvalı´na benzemeye başlayan çocukların düzenli bir egzersiz yapmalarında yarar vardır. Bu aile içinde düzenleyeceğiniz bir tür tenis oyunu olabileceği gibi, bir takımda oynayacağı bir futbol oyunu da olabilir.<br />
 Sonuç olarak, çocuğunuzun eğlencenin hayatın en temel aktivitelerinden biri olduğunu bilmesini sağlayın. Ve eğlenmek demek, oyun oynayacak yeterince zamanı olmak demektir. Oyun oynamak, düşünmek, hayal kurmak ve sadece var olmak hepimizin ihtiyacı olan ama yapmadığımız şeyler. Çocuğunuza önceliklerine karar vermesinde ve kişisel gelişimine yardımcı olacak nitelik ve nicelikte doğru aktiviteyi seçmesinde yardımcı olun.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ANABABA-ERGEN İLETİŞİMİ</span><br />
 <br />
 15 yaşındaki oğlum, benim ´homurtu’ dönemi diye adlandırdığım bir dönemden geçiyor. Onunla okul<br />
 kızlar veya herhangi bir şey hakkında konuşmak imkânsız gibi gözüküyor. Onun iletişim kurmasını nasıl sağlayabilirim Çok açık olduğu bazı zamanlar oluyor, ama genellikle büyük bir sessizlik. Çok soru sorduğum zamanlarda, onun sırlarını öğrenmeye çalıştığımı düşünüyor.<br />
 Bu mektup bana kızımı hatırlattı. 14 yaşındayken, aramız oldukça açıklı ti. O okuldan geldiğinde evde olabilmek için, çalışma programımı değiştirdim. Meyva suyunu, patates cipslerini (kurabiyeleri veya onun hoşuna gidebilecek her şeyi) çıkarıyor ve sahneyi harika bir iletişim | ortamına hazır bir hale getiriyordum. Ama bu hiçbir zaman olmuyordu.| O günkü yemeğin nasıl olduğunu sorduğumda, aynı bu annenin durumunda olduğu gibi sadece bir homurtu işitiyordum. Sınavının nasıl geçtiğini sorduğumda, bir diğer tek heceli sesi, olumlu mu, olumsuz mu olarak yorumlayacağımı dahi bilemiyordum. Çok geçmeden de, odasına gidiyor ve iletişim kurma şansımızı tümüyle yitiriyorduk. Tarif edileme derecede kırılıyordum, çünkü onu çok seviyordum ve benden uzat lastiğini hissediyordum.<br />
 Neyse ki, pek çok arkadaşımdan aldığım yardımla yanlış gidenin olduğunu anlamaya başlamıştım. Aslında, bunu bana kızım söyledi. Bu gün bana, ‘Anne, kesinlikle çok saçma davranıyorsun! 4 yaşımda olmadığımı biliyorsun, benimle o zamanlarda yaptığın gibi konuşamazsın.Ben 14´ümdeyim.’ dedi. Onun için 14 çok büyük bir yaştı. Biraz kapalı olmasına rağmen, ne demek istediğini anlamıştım ve onunla çocukmuş gibi konuşmaya çalışmaktan vazgeçtim. Günlerce ona ilginç geleceğini düşündüğüm bir olay veya konu bulmaya çalıştım. Bir gün okuldan sonra, beraber soğuk birşeyler içerken, "Kathy, bugün sana neler duyduğumu anlatayım." diyerek o gün olan oldukça komik bir hikâyeyi anlattım. Bir mucize olmuştu, çünkü ben daha hikâyemi bitirmeden,! ‘Anne gerçekten böyle bir şey oldu mu Ben de sana neler olduğunu anlatayım.’ dedi. İlişkimizde harika bir fırsat yakalamıştık.<br />
 Musevilikte çok hoş bir dini tören vardır. Gençlerin çocukluktan ergenliğe geçişi dini bir törenle kutlanır. Böylece çocuklar da ne zaman çocukluktan çıkıp, genç bir yetişkin olduklarını açıkça bilirler. Musevi ol- l mayan ailelerde de böyle bir geçiş uygulayabiliriz. Bu sadece zihinsel bir durumdur. Benim kızımı kendi yetişkin dünyama davetim, onunla günlük olayları paylaşarak oldu.<br />
 Duyguları, olayları ve düşünceleri çocuğunuzla paylaşın. Sanırım o da sizinle kendisininkileri paylaşacaktır. Sırlarını ortaya çıkarmaya çalışmadan ilginizi gösterin. Eğer birkaç yıl içinde yetişkin iki arkadaş olmak istiyorsanız, ergeni anlamanız çok önemlidir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MAĞAZA HIRSIZLIĞI</span><br />
 <br />
 Ergenlikte mağaza hırsızlığı ne kadar ciddi ve yaygın bir problem<br />
 Bu problem çok yaygın ve ne yazık ki sadece ergenlerle sınırlı değil. Toplumumuzda mağaza hırsızlığında, daha yaşlılar arasında bile büyük bir artış var. Bugün artık mağazaların çoğunda bu hırsızları yakalamak için dedektifler var. Eğer mağaza hırsızı olan bir ergen çocuğum olsaydı, bu işi ilk yaptığında yakalanmasını isterdim, çünkü yakalanmak onda sağlıklı bir korku ve yasalara karşı dürüst bir saygı oluşturacaktır.<br />
 Belki de, çocukların neden mağaza hırsızlığı yaptığını anlamak ana-babaların bu konuda ne yapacağı öğrenmekten daha önemlidir.<br />
 Nedenlerden biri heyecan arayışıdır ve bu bir şekilde kedi-fare oyununa dönüşmektedir. "Bu ruju alabilir miyim " veya "Bu feneri kimse farketmeden çıkarabilir miyim "<br />
 Otoritenin sınırlarını zorlamak gençlerin hırsızlığının diğer bir nedenidir. Kendi zekalarını mağaza sahibinin mantığıyla yarıştırmak çok cazip gelmektedir. Bu gençler çok seyrek olarak çaldıkları malzemeye ihtiyaç duyarlar.<br />
 Mağaza hırsızlarının çoğu zengin ailelerden gelmektedir. Bunların ilgiye, farkedilmeye ihtiyaçları vardır ve bunlar da hırsızlık da dahil pek Çok yanlış davranışa yol açmaktadır. Deneyimlerime göre, bu işi alışkanlık haline getirmiş hemen hemen bütün mağaza hırsızları ana-babaları veya diğer önemli yetişkinler tarafından sevilmediklerini, önemsiz olduklarını ve başıboş bırakıldıklarını düşünen gençlerdir. Bu, anababanın gerçekten onları sevmediği anlamına gelmez, sadece çocuklar bu sevgiyi hissedememededirler.<br />
 Bazı hırsızlar, bu yolla biraz önem kazanacaklarını düşünen başarısız insanlardır.<br />
 Gençlerin büyük bir kısmı da, uyuşturucu alışkanlıklarına destek sağlayabilmek için çalmaktadırlar ve bu çok güçlü bir nedendir.<br />
 Eğer çocuğunuz bir mağazadan bir şey çalarken yakalandıysa, hemen çaldığını geri vermesini sağlayın. Eğer malzemeyi kullandığı ya da bozduğu için geri verilemiyorsa, onu ödemesi için gerekli parayı kazanmasını sağlayın. Kendiniz de dahil olmak üzere ailenizi değerlendirin, çocuğunuzun yeterli ilgiyi ve olumlu onaylamayı görüp görmediğine bakın. Eğer göremiyorsa, bunu düzeltmek için gerekli adımlan atın. Aynı zamanda arkadaşlarını da kontrol edin. Onun üzerinde kötü etkisi olan var mı kontrol edin. Hataların af f edilebileceğini unutmayın. Çocuğunuzun da bunu bilmesini sağlayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEHLİKE İŞARETLERİ</span><br />
 <br />
 Anababalara kızlarının ya da oğullarının çok ciddi duygusal problemleri olduğunu veya intihara yaklaşmakta olduğunu gösteren işaretler nelerdir<br />
 Geçen on yılda intihar eden çok fazla sayıda genç insan oldu. Eğer ana-babalan bazı işaretleri anlayabilselerdi ve uygun bir şekilde davranabilselerdi bunların pek çoğu önlenebilirdi.<br />
 Fiziksel işaretler. Bunlar tanımı en kolay olan ilk işaretler. Bunlar, çocuğun yeme alışkanlığındaki değişiklikler gibi, olağan fiziksel çizgisinden uzaklaşmasını içerirler. Daha önce oldukça düzenli yemek yiyen bir çocuğun çok fazla yemeye başlaması veya hiçbir şey yememesi şeklinde görülebilir. Her iki aşırı uçta da olabilir ama gözlenmesi gereken önemli bir konudur. Aynı durum uyku için de söz konusudur. Çocuk çok fazla ya da çok az uyumaya başlar. Herhangi bir büyük değişiklik üzerinde durmaya değer.<br />
 Sosyal işaretler. Kendi odalarına ve kendi küçük dünyalarına çekilebilirler. Duygusal acıdan kurtulmak için aşırı aktivite içine girebilirler. Kaba ve rahatsız edici veya aşırı kibar olabilirler. Yine, çocuğun olağan yaklaşımlarındaki farklılıklar üzerinde durulması gereken bir noktadır.<br />
 Duygusal Göstergeler. Çocuğun normal durumundan farklı olması dikkate değer; her zaman yumuşak olan bir çocuğun huzursuz olması, genellikle mutlu bir çocuğun mutsuzluğu, oldukça sessiz olan birisinin heyecanlı olması, olağanın dışında endişeli, kaygılı veya ruhsal olarak aniden değişen bir durumda olması.<br />
 Kişisel Alışkanlıklar. Sahip olduğu değerli eşyaları başkalarına verme, sanki ortalıkta kazara bırakılmış bazı notlar veya okuldaki başarının düşmesi gibi durumlar çocuğun üzgün, kızgın ya da tehlikede olduğunu gösteren işaretlerdir.<br />
 Umarım çocuğunuzun yaşamındaki bu davranışların farkına varabilirsiniz. Herhangi bir durum varsa, bir danışmanın tavsiyesini alma konusunda hiç tereddüt etmeyin. Çok geç olmadan, sizin ve çocuğunuzun ihtiyacı olan yardımı alın. Başı dertte olan çocuğunuz direnebilir ve hiç ilgilenmek istemeyebilir. Bunun sizi kandırmasına izin vermeyin! Ders verici ve dırdır edici bir tavır içine girmeden kararlı olun. "Endişe ve üzüntünü yüzünden okuyabiliyorum. Lütfen bana problemlerini anlat. Bizim sevgimizin çözemeyeceği problem yoktur." deyin. Ona biraz zaman tanıyın ama problem çözülene kadar peşini bırakmayın!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ANABABA TÜKENİŞİ</span><br />
 <br />
 Şu anda liseye giden ikizlerle birlikte üç ergenin babası olarak tam bir duygusal tükeniş yaşıyorum. Hepsi bağımsızlık ihtiyaçlarını güçlü bir şekilde ifade etmeye çalışıyorlar. Bütün bu baskıya dayanabilmeme yardımcı olacak bir öneride bulunabilir misiniz<br />
 Anababa olmak sadece 24 saatlik bir iş değil, çok az tatili olan -eğer olabilirse- ve ömür boyu süren bir görev! Bu babaya ve diğer ihtiyacı olanlara bazı pratik önerilerim olacak. Bunlar belki de anababa olmanın zevkini tekrar tatmalarına yardımcı olabilir.<br />
 1. Kendinize zaman ayırın! Bir arkadaşınızla veya yalnız başınıza zaman geçirin, ara sıra bir gün veya bir hafta sonu uzaklasın ve ne istiyorsanız onu yapın. Şehrinizin dışında birisini ziyaret edin veya yakındaki bir otelde kalın. Ama yalnızlık, eğlence, uyku ve diğer ihtiyaçlarınızın tam olarak karşılandığından emin olun.<br />
 2. Ergen çocuklarınızla arkadaş olmanın yollarını arayın! Günlük deneyim ve duygularınızı onlarla paylaşın. Sizi bir insan-bir arkadaş gibi görmelerine izin verin. Ergenlerin en belirgin gelişimsel işleri bağımsız olmayı öğrenmektir. Sizin ergenleriniz de "bağımsızlık ihtiyaçlarını ifade ederek" tam yapmaları gerekeni yapıyorlar. Eğer onları kontrol etmek için çok çaba gösterirseniz, sürekli olarak çatışma içinde olursunuz. Arkadaş olmaya çalışarak yeni bir yaklaşım deneyin.<br />
 3. Ergenlerin sizin ihtiyaçlarınızı bilmesini sağlayın. Rahatınızı sağlamalarını ve endişelerinizi gidermelerini isteyin. Sırtınızı ovmaları veya yararlı önerilerde bulunabilecekleri bir probleminizi dinlemelerini talep edin.<br />
 4. Her bir çocuğunuzla ayrı ayrı birlikte olun. Bu şekilde çok güzel iletişim imkânları ortaya çıkabilir.<br />
 5. Beraber gülün. Ufak bir espriyle büyük gerginlikler atılabilir.<br />
 6. Paylaşın. Ergenlerin sizin bazı sıkıntılarınızı paylaşmasına izin verin.<br />
 Yeni ayrıcalıklar kazanmalarını sağlayın. Çocuklarınıza "Haydi, cumartesi günü hep beraber bodrumu toplayalım, ondan sonra da hentbol oynayalım ya da balığa gidelim" diye önerilerde bulunun. Ve ‘Eğer siz çocuklar bahçeyi düzene sokarsanız, bu akşam çok özel bir şeyler yapacağız.’ diyebilirsiniz. Bu genellikle işi daha zevkli bir hale getirir.<br />
 Onlara, arkadaşlarına, aktivitelerine, sevdiklerine ve sevmediklerine ilgi gösterin ve onları suçlamaktan kaçının. Böylece onlara daha laylıkla yaklaştığınızı göreceksiniz. Aynı zamanda da, onlara kendi değerlerinizi tam olarak benimsetemeseniz bile, en azından kendi yaşamınızdaki değerleri gösterme imkânı bulacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KARAR VERME</span><br />
 <br />
 Ergenlikten önce her şey çok daha kolaydı. Şimdi kızımla birlikte bir karar almak tehlikelerle dolu.<br />
 Çok haklısınız. Ergenlerle birlikte karar almak çok zorlu bir oyundur ve anababaların sık sık vites değiştirmeleri gerekir. Artık kendi bildiklerini yapıp sonra da gidip çocuklarına ne olacağını söyleyemiyorlar.<br />
 Duygularınızı değil, düşüncelerinizi kullanın. Gençler çok duygusaldır ve anababalar da öyle olduğu zaman bu duygular çarpışmakta ve ortaya çok iyi kararlar çıkmamaktadır. Bu nedenle dikkatli olun ve duygularınızı kontrol altında tutun, kararınızı da düşüncelerinizle alın. Kararınızı sizin ve çocuğunuz için doğru olan temel üzerine kurun. Kimin değil, neyin doğru olduğu önemlidir.<br />
 Ergenle birlikte sürdürdüğünüz karar verme sürecinin mümkün olduğu kadar demokratik olmasını sağlayın ki, bir diktatör gibi gözükmeyin. Çocuğunuza seçeneklerini tanımlamayı, onların sonuçlarını görmeyi ve nasıl davranacağına karar vermeyi öğretin. Pek çok durumda, gerekli dersleri alabilmesi için, kendi kararlarının sonuçlarına (iyi ya da kötü) katlanmasına izin verin. Eğer çocuğunuz sağlıklı bir karar alamıyorsa, o zaman anababa otoritenizi kullanmalısınız.<br />
 <br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AİLE İLİŞKİLERİ<br />
 BASKI ALTINDAKİ BABA</span><br />
 <br />
 Eşim ve ben kızlarımızı yetiştirmek için elimizden geleni yapıyor ve aile olarak birlikte zaman geçirmeye çalışıyoruz. Ama bizi gerçekten rahatsız eden bir konu, insanlar, kızlar için eşimin hayatında değişiklikler yapmasını normal karşılarken, bir erkeğin bunu yapmasını beklemiyorlar. İş arkadaşlarım neden büroda gereğinden fazla zaman harcamadığımı anlayamıyorlar. Hatta birkaç kişi geleceğimi tehlikeye attığımı bile söyledi. Ama ben iyi bir şey yaptığımı ve işime zarar vermediğimi düşünüyorum. Bu konuda önerileriniz var mı<br />
 Son yıllardaki araştırmalar, babaların hem kızların, hem de erkek çocukların hayatlarında anahtar kişi olduklarını göstermektedir. Bu nedenle bu baba, ailesine zaman ayırma konusunda gösterdiği çabada haklıdır.<br />
 İlk önerim, patronunuzla konuşup büroda fazla mesaiye kalmanın yükselmeniz ya da şu andaki işinizin devamı için gerekli olup olmadığını öğrenmenizdir. Özellikle aile problemlerini belirtmeden, patronunuzla açıkça konuşmaya çalışın ki kafanız bu konuda rahat olsun. Pek çok işveren işle ilgili beklentileri öğrenme isteğini saygıyla karşılar ama çoğu bir babanın problemlerinin işini etkilemesine izin verdiğini duymak istemeyebilir.<br />
 Kafanızdaki önceliklerden emin olun. O zaman arkadaşlarınızın sözlerinin sizi rahatsız etmesine izin vermeyebilirsiniz. Son zamanlarda, pek çok kadın ve erkeğin, çocuklarıyla ilgilenebilmek için işlerindeki önemli ilerlemeleri reddettiklerini duyuyorum ve buna büyük bir saygı duyuyorum. Bence böyle bir kararlılık ve cesaret, gerçek bir güçlü karakteri, zekayı ve büyük bir sevgiyi gösteriyor. Çocuklarınız küçükken işinizde sağlayacağınız ilerleme, çocuklarınızda sağlayacağınız ilerleme kadar gerekli değildir. Ne söylersem söyleyeyim, babaların, çocukların hayatlarında ne kadar büyük bir etkiye sahip olduklarını yeterince vurgulamam çok zordur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOK KATI BABA</span><br />
 <br />
 Şu anda eşimle yaşadığımız problem onun özellikle 2 yaşındaki çocuğumuza çok katı davranması. Kendi babası o kadar katıymış ki, eşimin sıklıkla onun ölmesini istediği zamanlar olmuş. Çocuklarımızın iyi ve mantıklı bir şekilde yetiştirilebilmesi için her ikimize de yardımcı olabilecek önerileriniz var mı<br />
 Kişilerin yetiştiriliş tarzı genellikle onların kendi çocuklarını yetiştirme tarzını belirler. Bu ailede benim üzerinde durmak istediğim nokta, ana-baba arasındaki uyuşmazlıktır. Baba çok katı ve aşırı bir uçta iken, anne daha gevşek ve yumuşak. Böyle bir durumda bir kısır döngü içine girilir. Anababadan biri ne kadar katı ve sert ise, diğeri de o kadar yumuşak ve gevşek olmaya başlar. Bu durumun iki sonucu vardır: ilki anababanın arası açılır, ikincisi çocuk arada kalır.<br />
 Anababalar, her şeyden önce, çocuğunuzla ya da onun disipliniyle ilgili bir tartışmayı hiçbir zaman onun önünde yapmamalısınız. Çocuğunuzda büyük bir korku ve suçluluk yaratabilirsiniz. Bu özel durumdaki annenin, eşinin kendi çocukluğunda neler hissettiğini hatırlamasına yardımcı olmaya çalışmasını öneririm. Ama bunu size veya çocuğa kızgın olduğu bir zamanda yapmayın. Rahat ve sakin olduğu ve belki de biraz pişmanlık duyduğu bir zamanda, kendi duygularını hatırlamasına ve çocuğunuzla özdeşim kurmasına yardımcı olun. Eşinize, kendi oğlunun da onun babasına karşı hissettikleri duyguları geliştirebileceğini kibarca ve açıkça göstermeye çalışın. Ailenizin birbirine karşı sevgi, saygı ve mutlulukla yaklaşmasına yardımcı olun. Çocuğunuz bunu yapabilecek yaşa geldiğinde ve eşiniz sakinken, çocuğun babası ona çok sert ve katı davrandığı zamanlarda neler hissettiğini anlatmasını sağlayın.<br />
 Çocuklarınızı istismardan koruyun ama mümkün olduğu kadar arada kalmamaya çalışın. Çocukların anneyi araya koymadan doğrudan babaya gitmelerini sağlamak, babanın çocuğa verdiği acıyı duymasını mümkün kılabilir. Kitap ve makalelerden öğrendiklerinizi eşinize aktarmaya çalışın. Ne yazık ki, pek çok baba çocuk eğitimi ile ilgili kitapları okumamaktadır, ama eğer eşiniz kitap okumaya açıksa, ona çocuk gelişimini anlamasını sağlayacak kitaplar ve makaleler verin. Böyle bir kitap, eşinizin çalkantılı iki yaş dönemini daha iyi anlamasına yardımcı olabilir.<br />
 Her şeyden önce, kendinizi her zaman haklı olan otorite olarak ortaya koymayın. Bu onda bir aşağılık ve yetersizlik duygusu yaratabileceği için, tümüyle vazgeçip, anababalıktan tamamiyle uzaklaşmasına neden olabilir, iyi ve sabırlı olduğu, çocuğa zekice davrandığı zamanlarda onu övün ve bu çabalarını ne kadar takdir ettiğinizi bilmesini sağlayın. Anne ve babalar beraberce hareket etmelidirler.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BABANIN ONAYI</span><br />
 <br />
 Size çocuklarla ve düşük özgüvenle ilgili bir soru sormak istiyorum. 7 yaşındaki kızımın bu konuda problemi var. Doğuştan sahip olduğu ve bizim de takdir ettiğimiz bir sürü yeteneği var. Çok iyi bir çocuk ve ben de kendisine benim çocuğum olduğu için çok mutlu olduğumu söylüyorum. Ama babasından daha fazla övgü alsaydı kendine güveni artar mıydı diye merak ediyorum.<br />
 Bu anne çok önemli bir noktaya değiniyor. Çocuklarda sağlıklı bir özgüvenin oluşmasını sağlamanın ne kadar hayati bir önem taşıdığını yeterince vurgulayabilmek mümkün değil. Anababaların neler yapmaları gerektiğini açıkça ve kısaca açıklamak istiyorum.<br />
 Anne de, baba da beraber çalışmalıdır. Çocuğun anne kadar, babanın da övgüsüne ihtiyacı vardır. Özgüvenin ne kadar önemli olduğunu anababaların her ikisi de anlayabilirse, beraberce başarılı bir yöntem izleyebilirler.<br />
 1. Önce çocuğun gerçekten yapabileceği işleri ve projeleri yürütmesini sağlayarak veya halen yapmakta olduklarına özel bir ilgi göstererek basan duygusunu oluşturun.<br />
 2. Ona sevgiyle ama kararlılıkla yaklaşarak ve (gerekiyorsa) işi yapabileceği en iyi şekilde yapana kadar inatla onu yüreklendirerek yaptığı işlere yardımcı olun.<br />
 3. Çocuğunuzun yaptığını dürüstlükle övün ve yaptığı işte iyi olanın ne olduğunu basitçe ve özellikle belirtin. Sadece "iyi bir iş yaptın" demekten kaçının. Daha açık ve ayrıntılı ifadeler kullanın: "Gökyüzünün rengini ve ağacın sanki rüzgârda hareket ediyormuş gibi görünüşünü çok beğendim." Çok miktarda sözel övgüler sunun. Çocuğunuzun davranış şekliyle, görünüşüyle ve yaptıklarıyla ilgili olarak özellikle neyi sevdiğinizi söyleyin. Çocuğunuzun gün boyu yaptığı harika şeyleri onlarla ilgili yorum yapmadığınız sürece gözardı etmesinin çok kolay olduğunu unutmayın.<br />
 Anababadan birinin katı tutumunu dengeleyebilmek için diğerinin aşırı duygusal ve koruyucu olmamasına dikkat edin. Çocuğun onay ihtiyacını ancak anababanın her ikisinin de ayrı ayrı övgüsü karşılayacaktır. Çocuğunuzun hayattaki başarısını sağlayacak olan özgüvenini oluşturmak için beraberce bir takım olarak çalışın!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KARŞILAŞTIRMA</span><br />
 <br />
 12 yaşındaki oğlumuzun düşük özgüven problemi var. Sanırım bunun nedeni okulda oldukça başanlı olan abi ve ablası. Daha küçükken çok şefkatli ve cana yakın bir çocuktu. Ama yeteneklerinin gerisinde kalan bir tavır geliştirdi.<br />
 Bu annenin çok anlayışlı güzel bir tutumu var. Kardeşlerinin başarısı yüzünden özgüveni sarsılan oğluna yardımcı olmak için de bu anlayışını kullanmasını öneriyorum. Bu durum çocuklardan birinin akademik başarısı diğerini geçtiği zamanlarda sıklıkla görülen bir durumdur. Aslında her çocuğun daha başarılı olduğu bir alan vardır. Bizim yapmamız gereken onu bulmaktır.<br />
 Gençlik mahkemesi tarafından bana gönderilen bir genci hatırlıyorum. Her konuda başını derde sokuyor ve bundan hiç etkilenmiyordu. Değişmeyi istemiyor gibi gözüküyordu ve (elde edemeyecekleri dışında) onu motive edecek bir ilgi alanını saptayamamıştım. Ama bir gün cevabı buldu! Bir gün her zamanki gibi ayağını sürtmeden, odama girdi ve yüzünde büyük bir gülümseme vardı! Kazanmış olduğu bir bisiklet yarışının ödülünü getirmişti. Ödülü ceketinin içinden büyük bir zafer ifadesiyle yavaşça çıkardı ve bana gösterdi. Bulduğu eski bir bisikleti tamir etmiş ve bir arkadaşının babası da kendi oğluyla birlikte onu da yarışlara götürmüştü. Yarışlara girmiş ve kazanmıştı. Bu gencin başarılı olacağını biliyordum. Hayatta yapmak istediği bir şey bulmuştu.<br />
 Her çocuk başarıyla yapabileceği bir şeyin parıltısını içinde taşır. Sizin de oğlunuzda bulmanız gereken bu. Görülüyor ki, oğlunuzun parıltısı akademik alanda değil, en azından şimdiye kadarki durumu bunu gösteriyor. O zaman başka alanlara bakın. Elleriyle çalışmayı seviyor mu Sporu seviyor mu Belki de model trenler veya tahta gemiler inşa etmekten veya taş kolleksiyonu yapmaktan büyük bir zevk alacak. Belki de çok hızlı koşuyordur ve ilgili bir gruba katılabilir. Belki de balık tutmayı, bowling oynamayı veya jimnastiği seviyor. Belki de doğuştan satıcı ve böyle bir alanda çalışarak para kazanabilir veya bir oyuncu, şarkıcı ya da bahçıvan olabilir. Onun için uygun olan ve sizin maddi olarak karşılayabileceğiniz faaliyetleri saptamaya çalışın.<br />
 Onun kardeşlerinin gölgesinden çıkıp, kendi sahne ışıkları altına gelmesini sağlayın. Kardeşlerinin de onu onaylamasını sağlayın, başarının formülü elinizde olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEK ÇOCUK</span><br />
 <br />
 Kişisel büyüme ve gelişim üzerinde, tek çocuk olmanın nasıl bir etkisi vardır Anababalar bir çocuğun kardeş eksikliğini nasıl telafi edebilirler<br />
 Tek çocuk bencil olabilir. Dünyanın kendisinin ve ihtiyaçlarının etrafında dönmesini (kardeşi olanlardan daha fazla) isteyebilir. Ama anababaların bu durumu telâfi edebilmeleri için pek çok yol vardır.<br />
 Kardeşleri olanların sahip oldukları avantajların bir kısmı arkadaşların yardımıyla sağlanabilir. Gerçekten de benim kardeşlerimle en çok paylaştığım şey oyun arkadaşlığıydı. Beraber çalışmak, tartışmak ve oynamak çocukluğumun en güzel deneyimleridir. Paylaşmak, sıranı beklemek ve düşünceli olmak kardeşlerin hayatta birbirlerine öğretebileceği en güzel niteliklerdir. Tek çocuk için sağlanan bir arkadaş bu özellikleri kazanmasına yardımcı olabilir. Çocuklar tartışmaya başlar başlamaz arkadaşlar evlerine geri gönderilmemelidir. Tam tersine, bazı konuları beraberce çözmeyi ve beraber yaşamayı öğrenmeleri için onları yüreklendirmelisiniz. Diğer bir yararı da sağlıklı bir rekabet duygusunun gelişmesidir. Bizim ailede düzenli olarak bazı oyunlar oynanırdı. Ama bu konudaki f boşluğu da arkadaşlar doldurabilir. Anababalar da tek tek çocuklarıyla oyun oynayarak, ona kazanmayı, kaybetmeyi ve sırasını beklemeyi öğretebilirler.<br />
 Destekleyici ve eğlenceli bir büyük aileye sahip olmanın bir diğeri yanı da güvende olmakla ilgilidir. Erkek ve kızkardeşlerimle biraraya geldiğimizde, birbirimize verdiğimiz karşılıklı destekten hâlâ çok büyük bir zevk alırım. Tek çocuğun yaşamında bu boşluğu kuzenlerin veya kındaki diğer akrabaların doldurmasını sağlayabilirsiniz. Bazı çocuklar yaz tatilleri gibi uzun okul tatillerinde kuzenleriyle uzun süre birlikte ol-j maktadırlar. Bazı aileler yazlık evleri veya onları biraraya getiren diğer bazı yerleri paylaşmaktadırlar. Bazı büyükanne ve babalar bütün torunlarını biraraya getirerek evlerinde toplarlar. Böylece en azından cici bir süre için, tek çocuk büyük bir ailenin bir parçası olma duygusunu yaşayabilir.<br />
 Kardeş sahibi olmanın da bazı olumsuzlukları vardır ve bu da tek çocuğun avantajları olmaktadır. Bazen kardeşler arasında oluşan haksız bir rekabet ve yarışta her zaman bir taraf kazanan diğer taraf da kaybeden j olabilir. Bazen de anababanın zamanı ve ilgisi haksız ve eşit olmayan bir: şekilde bölüşülebilir ve böyle bir problemle hiçbir zaman tek çocuk karşılaşmaz. Büyük bir ailede çocuklar o kadar çok paylaşmak zorunda kalabilirler ki, kendi kişiliklerini kaybedebilirler.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BÜYÜKANNEYLE GEÇİRİLEN ZAMAN</span><br />
 <br />
 İyi bir büyükanneyle bir çocuğun geçirmesi gereken zaman ne kadar olmalıdır Eğer mümkün olursa, zamanın tümünü çocuğumla geçirmek isteyen bir büyükannesi var.<br />
 İyi bir büyükanababa-çocuk ilişkisi size ve çocuğunuza pek çok imkan sağlar: Sevgi dolu bir destek, bilgi ve deneyimlerin paylaşımı, ana-babaların zaman bulamadığı bazı eğlenceli şeylerin yapılması ve bir bakıcıya para vermeden anababadan uzak geçirilen zaman.<br />
 Bir çocuğun büyükanababasıyla ne kadar zaman geçirmesi gerektiği tamamiyle ilgili kişilerin ihtiyaçlarına bağlıdır. Ne kadar zaman sorusunu cevaplayabilmek için sormanız gereken bazı sorular:<br />
 • Çocuk büyükannababasıyla birlikte olmak istiyor mu<br />
 • Anababa ve çocuk samimiyetlerini ilerletmek ve aile geleneklerini geliştirmek için birbirlerine yeterince zaman ayırabiliyorlar mı<br />
 • Büyükanababalar kendileri için ve dinlenmek için ihtiyaçları olan zamanı yeterince bulabiliyorlar mı<br />
 • Büyükanababalar, koşulsuz sevgi ve onay göstererek, çocuk üzerinde olumlu bir etki bırakıyorlar mı<br />
 • Büyükanababalar sizin değerlerinizi onaylıyor ve bu değerleri çocuğunuza kazandırmaya çalışıyorlar mı<br />
 • Çocuk, anababasını ziyaret ettikten sonra, bir problem olduğunu gösteren bazı yanlış davranışlar sergiliyor mu Eğer sergiliyorsa, nedenini biliyor musunuz<br />
 • Sizin ve büyükanababanın arasında çocuk konusunda bir güç mücadelesi var mı<br />
 • Büyükanababalar çocuğa çok fazla yüz verdikleri için, geri geldiğinde bir canavara dönüşmesine neden oluyorlar mı<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BÜYÜK ANABABALARIN ROLLERİ</span><br />
 <br />
 Yıllar önce eşim Alaska´ya tayin olduğunda, ailemizden binlerce kilometre uzaklara gitmiştik. Çocuklarımızın büyük anababalarından bu kadar uzak olmaları bizi çok üzüyordu, fakat bazı yaşlı komşularımızla arkadaşlığımız ilerledikçe çocuklarımız onlara büyükanne ve büyükbaba diye hitap etmeye başladılar. Çocukların gerçek büyükanne ve babaları bunu öğrendiklerinde çok incindiler. Bana bir tavsiyede bulunabilir misiniz<br />
 Biraz genel olarak büyükanababalardan söz etmek istiyorum. Ben büyükanababaların çocukların hayatındaki rolünün paha biçilmez olduğuna inanıyorum. Belki bu ifade bile yetersiz kalıyor. Bu örnekteki büyükler şüphesiz çok üzülmektedirler çünkü çocukların yakınında olamamaktadırlar ve çok normal olarak kendi yerlerini alan ve çocukların hayatlarındaki rollerinin tadını çıkaran diğer büyüklere içermemektedirler. Bence büyükanababaların en iyi görevlerinden biri, eğitim ve disiplin konularıyla uğraşmadan ve anababanın yapmak zorunda olduğu düzeltmeleri yapmak zorunda kalmadan, çocukları sadece kabul etmek ve tadını çıkarmak olmalıdır. Büyükanne ve babalar, anababalardan daha sabırlı ve anlayışlı olmaya vakit bulabilirler ve bu da çocuğun hayatında çok özel bir yer tutar.<br />
 Bu örnekteki büyükanababaların çocukların hayatında doldurulması gereken önemli bir yerleri olduğu için gurur duymaları gerektiğini söylemeliyim. Kendilerinin yerine getiremedikleri bazı görevleri gönüllü olarak yerine getirdikleri için diğer büyüklere minettar olmalıdırlar. Belki de kendi çevrelerinde de, uzakta olan gerçek büyükanababaların yerini dolduracak yeni büyüklere ihtiyacı olan bazı çocuklar vardır.<br />
 Bu örnekteki anababanın çocuklarına biyolojik büyükanne ve babalarının onlar için özel olduğunu öğretmeye dikkat etmeleri gerekmektedir. Belki de bunu, yeni büyükanne ve babalarına gerçek büyüklerine söyleyeceklerinden başka bir isimle hitap ederek yapabilirler.<br />
 Anababalar, çocuklarının uzaktaki büyüklerle devamlı iletişim içinde olmalarını da sağlamalıdırlar. Onlara mektup yazmalarını veya yakında otursalardı onlara verebilecekleri resimlerini göndermelerini sağlayın. Telefonu, faksı ve bilgisayarla haberleşmeyi unutmayın. Çocuklar yazmayı öğrendikten sonra, mektuplarını bilgisayarda yazıp, sonra da elektronik posta sistemini kullanabilirler. Resimler fakslanabilir, kısa ve sıcak telefon konuşmaları yapılabilir. Böylece büyükanne ve babalar çocukları sevip anlayabilirler ve yerlerini alan büyüklerin kendilerini tehdit ettiğini düşünmezler.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HEDİYE GETİREN BÜYÜKANABABALAR</span><br />
 <br />
 Çocukların büyükanne ve babalan ne zaman bize gelseler küçük hediyeler getirirler. Şimdi çocuklar her zaman bir hediye bekleme alışkanlığı edindiler.<br />
 Büyükanne ve babalarına kendilerine ne hediye getirdiklerini sorduklarında çok utanıyorum. Bu konuyu kimseyi kırmadan nasıl halledebilirim<br />
 Dünyaca kabul edilen basit bir kuralı koymalısınız: Çocuklar, büyükanne ve babanıza veya eve gelen misafirlere hediye sormayacaksınız. Anlaşılması hiç zor değil ve büyüklerin her ziyaretinde tekrarlanırsa, çocuklar da buna izin verilmediğini açıkça anlayacaklardır. Elbette çocuklar kuralları unuturlar ve yine hediye konusunda soru sorabilirler. Böyle bir durumda, kibarca ve kararlı bir şekilde hem çocuklara, hem de büyüklere, sorulduğu zaman hediyenin verilmeyeceğini anlatın. Hediyeyi verip vermeyeceğine karar verme hakkı veren kişinindir, bu nedenle de o konuda soru sorulmamalıdır.<br />
 Büyükanne ve babalarla da konuşmalı ve gerekli düzenlemeleri yapmalısınız. Daha seyrek hediye getirmelerini rica edebilir ve sadece çocuklar istedikleri için kendilerini hediye getirmek zorunda hissetmemelerini söyleyebilirsiniz. Çocukların, büyükanne ve babalarının sevgi dolu varlığının onlara verilebilecek en iyi armağan olduğunu anlamalarını sağlamanız çok önemlidir. Çok fazla maddi şey aldıklarında, bu özel sevginin değerini anlamakta zorlanabilirler.<br />
 Çocuklarınızın bu hediye verme işini tersine çevirmesine yardımcı olun. Onların büyükanne ve babaları için özel hediyeler hazırlamalarını sağlayın. Çocuklar bu konuda çok yaratıcı olabilirler. Bir fotoğraf veya kırlarda dolaşırken buldukları küçük bazı nesneler güzel hediyeler olabilir. Vermek gerçekten iki yönlüdür.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AİLE BİREYLERİ ARASINDAKİ BENZERLİKLER</span><br />
 <br />
 Bir çocuğun ailedeki birisine benzerliği ne gibi problemler doğurabilir<br />
 Çok garip olmakla birlikte, böyle problemler olduğu doğrudur. Şu anda böyle bir problem yaşayan bir aile ile birlikte çalışıyorum. Anne, küçük kızı ilk doğduğu andan itibaren onu kendi annesine benzetmiş. Ne yazık ki, annesiyle arası da pek iyi değilmiş ve farkında olmadan bu küçük bebeğe annesinde gördüğü olumsuz bazı nitelikleri yakıştırmaya başlamış. Bebek büyüdükçe, anne onu sevmekte zorlanmaya başlamış.<br />
 Anababalar yeni doğan bebeklerine baktıklarında büyükbabasının kulaklarını veya annesinin burnununu görseler bile, bütün bu fiziksel benzerliklere rağmen çocuğun ayrı bir birey olduğunu unutmamalıdırlar. Çocuğunuzu kendisi olduğu için sevmeye ve onu öyle kabul etmeye dikkat edin ve çocuğu bilinçli olarak diğer insanlardan ayrı değerlendirin.<br />
 Yakın arkadaşlarınızın çocuğunuzun aile bireyleri arasındaki benzerliği ile ilgili bir yorumu karşısında hazırlıklı olun ve "Evet, Jane Helen teyzesine benziyor ve biz de ailedeki benzerliği seviyoruz. Ama Jane ayrı bir kişilik ve onu bu farklılığından dolayı çok seviyoruz." deyin. Bu, sizin koşulsuz sevginizi pekiştirecek ve diğerlerinin çocuğunuzu kendisi olarak görmelerine yardımcı olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BOŞANMANIN ETKİSİ</span><br />
 <br />
 Babasıyla boşandığımızda, şimdi 12 yaşında olan en küçük oğlum sadece 8 yaşındaydı. Bazen bunun onun üzerindeki uzun vadeli etkilerini merak ediyorum. Sizin bir öneriniz var mı<br />
 Boşanma, doğrudan veya dolaylı olarak ailelerin çoğunu etkilemektedir. Her boşanmada yaşanan pek çok duygu vardır - kayıptan dolayı üzüntü, reddedilmekten dolayı öfke gibi çok yoğun, olumsuz ve yıkıcı duygular.<br />
 Çocuklar da bu tür duygulara karşı oldukça korumasızdırlar. Bu duyguları çözmekte zorlanırlar çünkü onlar hakkında nasıl konuşacaklarını bilemezler. Onları ifade etmek için gerekli kelime hazineleri yoktur ve anababaları kendi bunalımları üzerinde o kadar yoğunlaşmışlardır ki, çocukların problemlerinin çözümünün ne kadar acil olduğunun farkına varamazlar.<br />
 Boşanmış ailelerin çocuklarının bazı programlara katılmaları yararlı olabilir. Bu programlar çocukların boşanma hakkında konuşmalarını, ailelerinin boşanan tek aile olmadığını anlamalarını ve iki ayrı aile için gelecekle ilgili yeni umutlar oluşturmalarını sağlamada onlara yardımcı olabilir. Bu programlar, özellikle boşanmanın ilk aylarında, duyguların çok yoğun yaşandığı ve anababaların ailede olanlar hakkında sakin bir şekilde konuşmakta zorlandıkları zamanlarda çocuklar için çok önemlidir.<br />
 Son yıllardaki çalışmalar, anneler kadar babaların da önemini vurgulamaktadır. Uzun vadeli çalışmalar, boşanmanın etkisinin büyük ölçüde vesayeti almış olan anne ya da babanın boşanmayı ele alış şeklir ve vesayeti olmayan anne ya da babanın çocukla ilişki ve uyum içine olup olmadığına bağlı olduğunu göstermektedir. Eğer sizin eşiniz o lunuzla ilgilenmiyorsa, onun yerine geçecek bir "baba" ya da "ab olumlu etkide bulunabilir. Erkek akrabalarınız veya komşularınız ar sında oğlunuza arkadaşlık edebilecek güvenilir ve duygusal açıdan sağlıklı birisi olup olmadığını araştırın.<br />
 Boşanma kargaşalığı atlatıldıktan sonra, anababa boşanma konusunu daha az duygusal bir ortamda tartışabilirler. Oğlunuzla boşanma konusunda onu rahatsız eden şeyler hakkında konuşmaya çalışın. Yaşamı ve ziyaret saatleri konusunda onu üzen bir şey var m Geçmişle ve boşanmanın nedenleri hakkında soruları var mı Hayatındaki o dönemle ilgili çok fazla bir şey hatırlamayabilir. Ne kadi az şey hatırladığına şaşırabilirsiniz. Duyguları ve onu ilgilendiren şeylerle ilgili konuşmasını sağlayın. Artık duygularını kelimelere dökebilecek yaşa gelmiş.<br />
 Boşanma yaşayan her çocuğa yardımcı olacak birkaç önemli noktaya değinmek istiyorum:<br />
 1. Kendisini suçlamaması için boşanmayı yeterince anladığında emin olun. (Ama lütfen, hoş olmayan ayrıntılara girmeyin!)<br />
 2. Onun boşandığınız eşinizi sevmesine izin verin.<br />
 3. Hata yaptıklarında diğer insanları affetmeyi öğretin (kendiniz de eski eşinizi affetmeye çalışın).<br />
 4. Diğer taraftan yararlanarak, sizi kullanmasına izin vermeyin.<br />
 5. Her iki tarafın da sadece kötü yanlarını görmekten kaçınarak, iyi yanlarını ayırt etmesinde ona yardımcı olun.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TAŞINMA</span><br />
 <br />
 9 yaşındaki kızımızı başka bir şehre taşınma durumuna nasıl hazırlayabileceğimiz! öğrenmek istiyorum. Taşınmanın çocuklar için zor olduğunu biliyorum ama başka bir seçeneğimiz yok. Yeni okulu ve geride bırakacağı arkadaşları konusunda şimdiden kaygılanmaya başladı bile.<br />
 Kısa bir süre önce ortalama bir Amerikan ailesinin ömrü boyunca 14 kez taşındığından söz eden şaşırtıcı bir istatistik okumuştum. Taşınmanın ne kadar rahatsız edici olduğunu bildiğim için bu beni oldukça ilgilendirdi.<br />
 Bu tür taşınmalar hem çocuklar, hem de anababalar için huzursuzluk vericidir. Üzüntü dolu bir dönemi beraberinde getirir. Çocuklar pek çok şeylerini kaybederler. Bu nedenle, anababalara çocuklarının üzüntülü dönemini anlayışla karşılamalarını ve onlara bu konuda yardımcı olmalarını öneririm.<br />
 Çocuklarınızı da sürece katın. Yeni ve farklı bir yere taşınma heyecanı yaşanan üzüntünün bir parçasıdır. Mümkün olduğu kadar iyimser bir tutum içinde olmaya çalışın. Planlarınızı çocuklarınızla paylaşın. Ev ve çevre seçiminde onlara da yer verin. Oturacağınız çevreyi seçerken dikkatli davranın, iyi okulların, kütüphanelerin, alışveriş merkezlerinin olduğu bir yerde olmasına özen gösterin. Evin döşenmesinde veya yeni bir evin planlanmasında çocuklarınıza da söz hakkı verin. Kendi odalarının ya da oturma odası gibi ortak kullanılan bir mekanın rengi, perdeleri ve eşyaların seçimi konusunda onların da söyleyecekleri birşeyler vardır. Bu, onların yeni yerleşim yerinde kendilerini daha rahat hissetmelerini sağlayacaktır. Bütün eşyalarınızı değiştirmeyin, eski ve rahat bazı mobilyalarınızı da zamanla yenilemek f üzere yeni evinize götürün.<br />
 Çocuklarınızın en sevdiği oyuncak ve oyunları saklayın. Yakın zamanda, başka bir şehre taşınmak zorunda kalmış olan küçük bir kızla tanıştım. Bu taşınmadan sonra çok üzücü bir olay yaşamıştı. Küçük ayıcığını kaybetmişti. Çok yıpranmış ve çirkindi ama onundu ve ayısını kaybetmek onda büyük bir üzüntü ve öfke yaratmıştı.<br />
 İyi bir ayrılış yapın. Taşınacağınız zaman bir ayrılış töreni yapmanızı öneririm. Çocuklarınızın arkadaşlarıyla bazı eşyalarını -bir fotoğraf veya eski bir kitap gibi- değiş tokuş yapmalarını sağlayın. Okul kütüphanesine bağışlanan bir kitap, hoşçakal partisi, uzun ayrılık törenleri (gözyaşlarına yol açsa bile) ayrılığı uzun vadede daha kolaylaştırabilir. Mektuplara alınan cevaplar, ara sıra yapılan telefon konuşmaları ve ziyaretler çocuklarınızın üzüntüsünü sona erdirebilir ve yeni evlerinin tadını çıkarma konusunda kendilerini daha özgür hissetmelerini sağlayabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ORTANCA ÇOCUK</span><br />
 <br />
 9 ve 6 yaşlarında iki oğlumuz ve 2 yaşında bir kızımız var. Sorum ikinci oğlumuzla ilgili. Her sabah huzursuz ve şikâyetçi bir ruh haliyle kalkıyor. Hiçbir konuda olumlu bir nokta bulamıyor gibi. Şikâyetlerini görmezden gelmeye ve bizimle yaptığı tartışmalarda katı olmaya çalıştık. Ama olumsuz bakışı ve devamlı sorgulayan tavrı beni bazen çaresiz ve bitkin bir hale getiriyor. Bu durum beni, ona daha fazla dayanamayacağım için evi terkedebilecegim düşüncesine kadar götürebiliyor. Sanırım benim de yardıma ihtiyacım var!<br />
 Ortanca çocuklar genellikle zorluk çekerler. Kendinden büyüğün yönetici tavırlarına boyun eğmek ve kendilerinden küçük bebeğe teslim olmak zorunda kalırlar ve hiçbir zaman anababaların tüm ilgisini çekemezler. Dahası, bu çocuğun kişilik özelliklerinin ölçeğin en aşırı uçlarında olduğu izlenimini edindim.<br />
 Bu çocuğun, belki de çocuktan daha da fazla anababanın uzman yardımına ihtiyacı olabilir. Bir çocuğun ailesiyle her ilişkisinde olumsuz ve mutsuz bir durum ortaya çıkıyorsa, bu durumu tek başlarına anababanın düzeltmesi çok zordur. Ama yine de bu ailenin durumu biraz değiştirmeye başlamalarını sağlayacak bazı öneriler verebilirim:<br />
 Önce, bu anne oğluyla ilgili olarak içerlediği ve endişelendiği her durumun bir listesini yapmalıdır.<br />
 İkinci olarak, bu konularda düşünüp, en rahatsız edici olanları anlamaya ve affetmeye çalışmanın yollarını bulmalıdır.<br />
 Üçüncü olarak, gözden kaçırdığı bütün iyi noktaların listesini yapmalıdır. Çocuğuyla birlikteyken bu özellikleri her gördüğünde, basit ve samimi bir yorumda bulunabilir. Böylece çocuk kendisinin iyi bir insan olabileceği konusunda umut olduğunu görmeye başlayabilir. Anababa ve Çocuklar değişmek için bir anlaşma yapabilirler.<br />
 Bu anne her gece oğlunun yatağına gidip onu yumuşak bir sevecenlikle yatağa yatırabilir. Sabahları ona seslenmektense, yanına gidip bizzat kaldırabilir ve böylece daha iyi bir ruh haliyle kalkmasını sağlayabilir. Karşılaştığı iyi bazı davranışlara sessiz ve sakin bir şekilde olumlu tepki verdikçe, çocuğun kendisi için iyi duygular geliştirmesini sağlayabilir. Sonra her ikisi beraberce hangi olumsuz davranışların gitmesi gerektiğine ve ailede sevecen ve olumlu duyguları yaratmak için nasıl daha iyi davranışlar geliştirebileceklerine karar verebilirler. Beraberce mutlu bazı faaliyetler yarattıkça ve olumlu duygular oluşturdukça, böyle bir çocukta gelişmiş olan en olumsuz alışkanlıklar bile aile içinde sevgi dolu bir duruma dönüşebilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VASİYET HAZIRLAMA</span><br />
 <br />
 Şu ara bir vasiyet hazırlama durumundayız ve bize bir şey olursa küçük çocuklarımıza kimin bakacağı konusunda bir madde eklemek istiyoruz. Bu kişinin, bizimle ortak veya benzer ilgi alanları ve hayat görüşleri olan aileden mi, yoksa arkadaşlarımızdan birisi mi olması gerektiğinden emin olamıyoruz. Ayrıca, çocukları olan kişileri seçmek daha mı iyi olur<br />
 Akıllı bir çift. Hiçbir insan kendi ölümünü düşünmediği için, vasiyet hazırlamak oldukça acı veren ama yapılması gerekli bir konudur. Çocukları için böyle bir plan hazırlarken anababaların göz önünde bulundurmaları gereken bazı hedefler şunlar olmalıdır:<br />
 1. Çocuklarınızın kendi çevrelerine benzeyen, güvende olabilecekleri bir ortamda olmalarını istiyorsunuz. Çocuklar çok küçük olmadığı sürece, anababalarının yanı sıra bir de çevrelerinden ayrılmak zorunda kalmamalıdırlar. En ideal olanı, çocukların alıştıkları okuldan ve çevreden ayrılmadan devam edebilecekleri kişilerle olmalarıdır. Bazı aileler için bu bir akrabanın seçilmesi gerektiği anlamına gelir. Bazıları için de bu, yakında yaşayan bir arkadaşın seçimi demektir. Küçük olan çocuklar için, aynı çevrenin sağlanmasından çok aynı bakımın devam ettirilmesi daha önemlidir.<br />
 2. Gözönünde bulundurulması gereken ikinci bir nokta çocuklarınıza kazandırmaya çalıştığınız değerlerdir. Bu değerleri onlara öğretebilecek bir tanıdığınız var mı Bazılarınız için bu kişiler akrabalar, bazılarınız için de arkadaşlar olabilir.<br />
 3. Çiftin çocuklarla başaçıkma kapasitesini de düşünmelisiniz. Büyükanne ve babalar sizin için en iyi kişiler olabilir ama yeni çocuklar yetiştirmek için gerekli olan gençlik ve enerjiye onlar sahipler mi Yoksa daha genç ama çocuksuz birisini mi bulmalısınız Bence kendi çocukları olan kişiler, hiç çocukları olmamış olanlardan daha anlayışlı ve uyumlu olabilirler. Bu da dikkate alınması gereken bir durumdur.<br />
 Kimi seçerseniz seçin, bunu bir plan çerçevesinde yapmanızı öneririm. O kişilerle daha fazla birlikte olmalısınız ki, her iki tarafın da birbirini tanımasını, sevmesini, anlamasını ve güvenmesini sağlayın. Eğer ciddi farklılıklar ve saygı eksikliği görürseniz, başka bir aile seçmenize yardımcı olabilir. Çocuklarınıza bu ailenin onların hayatındaki önemini anlayabilmeleri için basit bir şekilde bu düşüncenizden söz edin. Fakat çocuklarınızın endişelenmelerine veya sizi kaybetmekten korkmalarına izin vermeyin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞU YENİ BİR ANNE VEYA BABAYA HAZIRLAMA</span><br />
 <br />
 Üvey anababa-çocuk ilişkisinde iyi bir başlangıç için önerileriniz nelerdir 3 yaşındaki kızımın yakında bir üvey annesi olacak.<br />
 Boşanma ve ölüm nedeniyle pek çok anababa ve çocuk yeni ilişkiler içine girmek zorunda kalmaktadır. Bu konudaki kazançlar ve kayıplar nelerdir:<br />
 • babasının zamanı ve enerjisi yeni eş üzerinde yoğunlaşmıştır<br />
 • küçük kızın hissedebileceği dışlanma veya reddedilme duygusu<br />
 • çocuk onu doğal bir şekilde kabullenmezse, yeni eşin hissedebileceği reddedilme duygusu<br />
 • biyolojik anneye karşı duyulan sadakatsizlik duygusu (asıl annesini hâlâ severken, yeni bir anneyi nasıl sevebilir )<br />
 • yeni annenin ailenin yaşantısına ve alışkanlıklarına getireceği değişiklikler<br />
 Bütün bu sorunlarla başetmek hiç de kolay değildir. Üvey anne ve Çocuk arasında olumlu bir ilişki kurmaya çalışırken bu noktaları gözönünde bulundurmaya özen gösterin.<br />
 Bilgi verin. Açıklayın ve açıklayın ve yine açıklayın! Çocuğunuzun yaşamıyla ilgili yeni ayarlamaları ve yeni bir annenin gelişini anlayacağı varsayımında bulunmayın. "Eski" ve "yeni" annesi arasında bir seçim yapması gerekmediğini bilmesine yardımcı olun. Her ikisini de sevebilir ve her ikisine de istediği şekilde davranabilir. Bazen bu aşamada, yeni anne için "eski" anneninkine rakip olmayacak bir hitap şeklini seçmek çok yardımcı olabilir. Eğer çocuk bu iki kişiyi ismen ayırt edebilirse, biyolojik annesine sadakatsizlik duygusunu daha az hissedecektir.<br />
 Açık görüşlü olun. Üvey anababa özel bir davranış beklememelidir. Çocuğu keşfetmeye ve nasıl bir ilişki kurabileceğinizi anlamaya çalışın. Bu çocuğa sizin neler sunabileceğinizi ve onun size neler verebileceğini düşünün.<br />
 îyi yanları ortaya çıkarın. Bu çocuğun biyolojik anababasının iyi yanları nelerdir Bir üvey anababa için, ortada olmayan bir anne ya da1; babayla rekabet etmek ve daha iyi gözükmek için onun kötü yanlarını bulmak çok kolaydır. Bundan her zaman kaçının.<br />
 Bu çocuğun kaybını anlayın. Yeni üvey çocuğunuz, ölüm ya da sanma nedeniyle kaybettiği anababası yüzünden üzgün, öfkeli ve şaşkın] bir durumda olabilir. Çocuk üzüntüsünü ve gerilimini saldırgan ve kaba; bazı tavırlarla saklamaya çalışacaktır. Onun gergin duygularını, endişesini, kaygısını anlayışla karşılarsanız, kötü davranışları veya sizi kabullenmedeki isteksizliği karşısında kişisel olarak küçük düşmez veya incinmezsiniz. Tam tersine, onun bu zor duygularını tanımlayarak ve yorumlayarak ona yardımcı olabilirsiniz.<br />
 Koşulsuz kabullenme üzerinde yoğunlaşın. Çocuğu yumuşakça, dürüstçe ve tamamiyle kabul etmekten kaçınmayın. Bu, kaba veya saygısız davranışlara katlanmanız gerektiği anlamına gelmez. Onun dürüstlüğünü anladığınızı ve kabul ettiğinizi gösterir. Çocuğun sizinle ve gerçek anababasıyla ilgili duygularını ifade etmesini sağlayın. Ona genç ve yakın bir arkadaş gibi davranın.<br />
 Saygı kazanın. Hemen bir anababa-çocuk ilişkisi beklemeyin. Bir yandan arkadaşlığınızı geliştirirken bunu da kazanmaya çalışın. Çocuğun size yakınlaşmasına izin verin ve her zaman orada olun. Ama ani bir samimiyet ve yanıt beklemeyin, çünkü bu olamaz. Anababalığa yavaş yavaş yaklaşın. Kurallardaki değişiklikler çocuğa ayrıntılı olarak biyolojik anababa tarafından açıklanmalıdır<br />
 Tam bir sadakat beklemeyin. Çocuk kendi anababasını evdeki yeni kişiye karşı kullanmaya çalışabilir. Bunun olabileceğini kestirebilirseniz, yeni eşinizle rekabeti önleyerek, çocuğun numaralarını hoşgörüyle karşılamayarak, yetişkinler olarak dayanışma içinde olarak ve çocuğun iyiliği için birlikte çalışarak buna karşı koyabilirsiniz. Yeni bir aile oluşturmak ne kadar zor olursa olsun, bunu başarabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SAHTE SUÇLULUK DUYGUSU</span><br />
 <br />
 Çocuklarımızla altı yıl boyunca evde oturduktan sonra artık dışarıda çalışmaya başladım. Evde iyi bir bakıcı var ama bazen evde olmamanın suçluluğunu çok fazla hissediyorum.<br />
 Önce, gerçek ve sahte suçluluk duygusu arasındaki farkı açıklamalıyım. Gerçek suçluluk bir şeyi yanlış yaptığımızı bildiğimizde ortaya çıkan duygudur. Eğer çocuklarınıza karşı çok sert davrandıysanız veya yargıda bir yanlışlık yapıp onları yapmadıkları bir şey için cezalandırdıysanız kesinlikle kendinizi suçlu hissedersiniz. Hatanızı itiraf ederek, özür dileyerek ve doğruyu yaparak bunu düzeltmeniz çok kolaydır. Sahte suçluluk ise, bir şeyi yanlış yaptığımızı düşünüp bunun ne olduğunu dürüstçe tanımlayamadığımız zamanlarda ortaya çıkar. Bu anneye acı veren de bu sahte suçluluk duygusudur.<br />
 Dışarıda çalışan annelerin çoğu pek çok çelişkili durum yaşarlar. Çoğu, annenin çocukları ergenlik çağına gelene kadar tüm gün evde oturması gerektiğine inandırılarak yetiştirilmişlerdir. Ama, bu görüş açıkça ifade edilmediği için, evin dışında çalıştıkları zaman neden suçluluk duyduklarını anlamakta zorlanırlar ve kafaları karışır.<br />
 Duygularınızı hem çocuklarınıza, hem de kocanıza açıklamanızı öneririm. Çocuklarınızın zorunlu olduğunuz için çalıştığınızı ve kocanızın da aile bütçesine ve evin ihtiyaçlarına maddi katkıda bulunduğunuz için mutlu olduğunuzu bilmesini sağlayın.<br />
 Sonra da ailenin işbirliği içinde bir bütün olmasına çalışın. Aile toplantısı ayarlayın, herkesin ihtiyaçlarını açıklayın ve herkesin birbirinin ihtiyaçlarını karşılama konusunda birşeyler hissetmesini sağlayın. Evdeki işlerin bir listesini çıkarın ve onları aile bireyleri arasında uygun ve adil bir şekilde dağıtın. Bu, çocuklarınızın ve eşinizin ne kadar değerli olduklarını hissetmelerini sağlayacaktır. Ayrıca onların katkılarına değer vermeniz, özgüvenlerinin ve ilişkinizin temelinin sağlamlaşmasına yardımcı olacaktır.<br />
 Düzenli olarak işinizin ilginç yanlarını ailenizle paylaşın. Şikâyet et-; memeye ve işinizin komik olan, hatta bazen pek de komik olmayan yanlarını da paylaşmaya çalışın.<br />
 Aile olarak hep beraber oyun oynayacağınız zamanlar yaratın. Evini dışında çalışmak, sizin ve çocuklarınız için o kadar da kötü olmayabilir! Aslında bazı ailelerde anne ve babalar çalışma saatlerini çocuklarıyla ayrı birarada olabilecekleri şekilde ayarlamaktadırlar. Örneğin, baba gündüz çalışırken anne evde kalmakta ve çocuklar okuldan geldiklerinde onlarla birlikte olabilmektedir. Anne akşamları veya haftasonları çalışırken, baba çocuklarla evde kalıp onların ihtiyaçlarını karşılamaktadır! Böylece, anneleriyle kurdukları yakın ilişkiyi babalarıyla da oluştur şansını elde etmiş olmaktadırlar. Babaların çocuklar için ne önemli olduğunu unutmayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SAĞLIK VE BESLENME<br />
 BAŞ AĞRILARI</span><br />
 <br />
 Çocukların baş ağrılarının en yaygın nedeni nedir<br />
 Çocuklardaki baş ağrıları genellikle fiziksel koşullardan kaynaklanmaktadır. Duygusal baskı genellikle ikinci bir neden olarak görülmektedir.<br />
 Üşütmüş veya ateşli olan veya herhangi bir hastalığı olan her çocuğun büyük bir olasılıkla başı ağrır. Tıkalı bir burun baş ağrısına neden olur ve bu durum çocuk için de geçerlidir. Allerjiler de baş ağrısına neden olabilir. Burun akıntısı ve yaşaran gözlerin yanı sıra, kronik allerjinin en belirgin özelliklerinden biri de baş ağrısıdır.<br />
 Diş çıkarma veya iltihaplı bir diş baş ağrısı yaratır. Küçük bebekler bile bundan rahatsızlık duyarlar.<br />
 Okul çağındaki çocuklarda, göz yorgunluğu sorun olabilir ve baş ağrısına neden olur.<br />
 Baş ağrısına yol açan duygusal ve psikolojik problemler de vardır. Ailedeki sorunlar yüzünden duyulan kaygı, endişe veya korku baş ağrısı yaratır. (Bazen siz anababa olarak bile çocuğunuzun aile sorunlarına üzüldüğünü farkedemeyebilirsiniz.)<br />
 Bazen çocuğunuzun baş ağrıları kaygı veya gerginlikten kaynaklanıyor olabilir. Bazı çocuklar o kadar sorumluluk sahibi olabilir ki,iyi notlar almak, iyi geçinmek veya doğru şeyler yapmak için çok çaba harcıyor olabilirler. Boyundaki veya alındaki kaslardaki gerilme başı sıkıştırır. Bu tür kassal bir gerilme çok büyük bir acıya neden olabilir.<br />
 Kaslardaki gerginlik yanlış duruştan da kaynaklanabilir. Çocukların televizyon seyrederken veya bilgisayar oynarken ne kadar yanlış pozisyonlarda durduğunu biliyoruz. Eğer çocuğunuzun baş ağrıları oluyorsa, nedeninin bu olup olmadığını kontrol edin.<br />
 Baş ağrısı numarası yapan pek çok çocuk gördüm. Baş ağrıları onları yapmak istemedikleri bir işten kurtarmakta ya da istedikleri ilgiyi görmelerini sağlamaktadır.<br />
 Baş ağrısı olan çocuğunuza nasıl yardımcı olabilirsiniz ilk önce, çocuğun tıbbi bir kontrolden geçmesini sağlayın. Ağrılara neden olan fiziksel bir problem olup olmadığından emin olmak için onu bir doktora götürün. Daha sonra ona sevgi dolu ilgi gösterin, mutlu dolu beraberliklerin yanı sıra stres azaltıcı faaliyetlerde bulunmasını sağlayın. Böylece baş ağrılarının yerini sorumluluklar alacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KARIN AĞRILARI</span><br />
 <br />
 Çocukların karın ağrılarının en yaygın nedenleri nelerdir<br />
 Karın ağrıları, bulaşık yıkama, ödev yapma vb. işlerden kurtulmak için kullanılan bir yöntem olmasına rağmen pek çok evde pek işe yaramaz ve sizin evde de işe yaramamalıdır. Ancak, karın ağrılarının ana-babaların gözardı edemeyeceği bazı fiziksel nedenleri de vardır.<br />
 En yaygın nedenleri açlık ya da fazla yemek olabilir. Gerçek açlık ağrıları pek az kişinin bildiği bir acıdır ama yemek vakti yaklaştıkça bazı ani spazmlar hissettiğimiz de doğrudur. Fazla yemek de ciddi ağrılara neden olabilir, hatta bazı çocuklarda kusmaya yol açacak kadar ciddi bir problem yaratabilir. Çocuklarınızın bir seferde ne kadar yemesi gerektiğine dikkat edin.<br />
 Karın ağrılarının ikinci bir nedeni yemeklerin hazmedilememesi veya allerji olabilir. Pek çoğumuz midemizde ağrı veya rahatsızlık yaratan yiyecekler yemişizdir. Karın ağrılarından kurtulmak için bu tür yiyeceklerden kaçınmak yeterli olacaktır. Bağırsaklardaki bir rahatsızlık da karın ağrılarına neden olabilir. Kabızlık veya bağırsaklardaki fazla miktardaki gaz çocuklarda rahatsızlık yaratabilir. Çocuklarınıza bol bol su içirir ve meyva yemelerini sağlarsanız, kabızlık bir problem olmayacaktır.<br />
 Mide üşütmeleri de karın ağrılarının diğer bir nedenidir. Karındaki ağrıların yanı sıra devamlı kusma veya ciddi ishal ve kramplar görülebilir. Bu sorunlar genellikle 12-24 saat içinde geçer ama eğer daha uzun sürerse, çocuğun vücudunun susuz kalmasını önlemek için bir doktora başvurmanız gerekebilir.<br />
 Boğaz ağrısı veya başka bir enfeksiyon nedeniyle alınan antibiyotikler de karın ağrısına neden olabilir. Bu tür karın ağrısı sıklıkla ishal ve aşırı bağırsak gazı ile birlikte görülür. Bu tür rahatsızlıklar, çocuğa yoğurt veya bir süt ürünü yedirilip bağırsaklarına normal ve sağlıklı bakterilerin girmesi sağlanarak tedavi edilebilir.<br />
 Diğer pek çok hastalıkla birlikte karın ağrısı görülebilir. Boğaz ağrısı, kızamık (artık çok sık görülmüyor) ve diğer bazı hastalıkların başlangıç aşamasında karın ağrısı olabilir. Bağırsak parazitleri ve kurtlar da karında rahatsızlıklara neden olabilirler.<br />
 Önemli olan bir karın ağrısı apandisit ağrısı olabilir. Bu durumda, 38 derece ateş, karın kaslarına bastırıldığında veya bırakıldığında karın bölgesinin sağ alt kısmına yerleşen genel bir ağrı görülür.<br />
 Son olarak da, çocuklar stres nedeniyle veya çatışmalara neden olan bir durumda anababalarını yumuşatmak için karın ağrıları çekebilirler. Aşırı ceza veya suistimal görülen durumlarda da çocuklar sık sık karın ağrısı duyabilirler.<br />
 Çocuğunuzun karın ağrısı gerçek veya hayali, fiziksel veya fonksiyonel olsun şefkat ve sevgi dolu bir ilgi en iyi tedavi yöntemi olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SOĞUK ALGINLIĞININ NEDENLERİ</span><br />
 <br />
 Çocuklardaki soğuk algınlığının nemli, rüzgârlı veya soğuk bir yerde kalmalarıyla bir ilgisi olmadığım savunan teorileri duyduktan sonra, soğuk algınlığının gerçek nedenini merak etmeye başladım. Sizin görüşünüz nedir<br />
 Soğuk algınlıklarının nem veya soğukla bir ilgisinin olmadığını söylemek biraz yanıltıcı olur. Nemli ve soğuk bir yerde kalan ve gribe neden olan mikrop veya virüslerle ilişkisi olmayan bir insanın sadece havanın soğukluğundan dolayı hastalanması söz konusu değildir. Ama, soğuk algınlıklarının sebebi burun deliklerimize veya boğazımıza yerleşen virüslerdir ve üşüdüğümüz ya da yorgun olduğumuz zamanlarda vücut direncimiz düşer ve bu virüsler enfeksiyona neden olabilir. Grip virüsleri soğuk havalarda çoğalarak artarlar. Bu nedenle üşümenin veya soğuk bir iklimde bulunmanın soğuk algınlığı ile ilgisi vardır. Ayrıca virüslerin artışına neden olmanın yanı sıra, üşümenin sonucunda vücudun dolaşım sistemi de değişir. Üşüyünce yüzeye yakın olan kan damarlarında büzülme olur ve bu yüzden de yüzeydeki dokulara yeterince kan gitmez. Enfeksiyonla mücadele edecek olan kan hücreleri onlara en çok ihtiyaç duyulan yerde bulunamazlar.<br />
 Soğuk algınlıklarının (veya herhangi bir üst solunum yolu enfeksiyonunun) üç nedeni vardır: Virüsler (en yaygın neden), mikroplar (bakteriler) veya virüs ve mikropların bir karışımı. Sonsuz sayıdaki virüslerin henüz hepsi saptanamadı. Mikroplardan (bakterilerden) daha zor teşhis edilebilirler ve daha hafif bir enfeksiyona neden olurlar ama mikroplarda olduğu gibi antibiyotiklerle tedavi edilemezler. Viral enfeksiyonlarla vücudumuzun kendisinin mücadele etmesi gerekir. Bu tür rahatsızlıkların tedavi edilirse bir haftada, edilmezse 7 günde geçeceği şeklinde bir espri vardır. Bu nedenle çocuğunuzun bol bol dinlenmesini, sıcak kalmasını ve meyva suyu içmesini sağlayın.<br />
 Mikropları mikroskop altında tanımlamak daha kolaydır ve ateş, baş ağnsı, kusma ve genellikle daha ciddi belirtilerle ortaya çıkarlar. Mikropların neden olduğu enfeksiyonlarda burun akıntısı sarı veya yeşil renklidir oysa viral bir enfeksiyonda renksiz veya beyaz bir akıntı görülür. Mikrobik enfeksiyonlar genellikle antibiyotiklerle tedavi edilir. Eğer çocuğunuzun durumundan emin olamazsanız, bir doktora başvurunuz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">LÜTFEN İLAÇLARDAN UZAK DURUN</span><br />
 <br />
 Birkaç hafta önce, kızım uyku problemi olan çocuklara doktorlann hafif bir sakinleştirici önerdiklerini okuduğunu söyledi. Çok şaşırmıştı. Böyle bir durum, bir bebeğe değişik nedenlerle -önce ağlamaları nedeniyle, sonra diş çıkarırken, sonra da okuldaki ilk gününde-devamlı sakinleştirici verilebilirmiş şeklinde yorumlanabilir!<br />
 Bu sorgulamayı ve bana bu soruyu yöneltme nedeninizi saygıyla karşılıyorum. Son günlerde tıp alanındaki ilerlemeler karşısında, herhangi bir ağrı veya rahatsızlıkta hemen bir hap almak çok kolaylaştı.<br />
 Başarılı bir yaşamın özünde doğru bir denge vardır, ilaçlar konusunda bu denge daha da önemli olmaktadır. Çocukları onları geceler boyunca uykusuz bıraktığı için yorgunluktan perişan durumda olan anababalar tanıyorum. Bu anababalar ve çocuklar, daha sonra ciddi problemlere yol açacak bir bıkkınlık kısır döngüsü içine girebilirler. Bu döngüyü kırabilmek için, böyle anababalara ilaç vermeyi önerebilirim. Ama her kapriste ilaca başvurmaya karşıyım. Sorunlu ya da hasta bir çocuğa veya bir aileye hangi ilacın ne zaman verileceğine karar vermek, anababanın ve doktorun doğru yargılarını gerektiren tıbbi bir iştir. Sağlıklı bebekler ve anababalar için ilaç gerekmez. —<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CİDDİ BESLENME PROBLEMLERİ</span><br />
 <br />
 Besleyici hiçbir şey yemeyen bir çocukla ilgili olarak ne yapabilirim<br />
 Anababaların çocuklarında karşılaştıkları yeme problemleri göreli olarak önemsizdir ve çoğu zamanla geçer. Ama bazen bazı besinleri yemekteki isteksizlik çocuğun sağlığını ciddi bir şekilde tehdit edebilir.<br />
 Beslenmeyle ilgili problemler genellikle ilk çocuklukta başlar. Yiyeceklerle ilgili olmaktan çıkar ve güç gösterisine -anababalar ve çocuklar arasında gelişen bir muharebeye- dönüşür. Ve bu gerçekten de anababaların kazanabileceği bir muharebe değildir. Küçük kızıma son birkaç lokma yumurtasını yedirdikten sonra, onu (bir saat kadar sonra) Çiçek aşısını yapmak üzere muayenehaneme götürmüştüm. Aşı nedeniyle ağladığında ağzında hâlâ o birkaç lokma yumurtanın durduğunu gördüğümdeki şaşkınlığımı size anlatamam. Onu yemeğe "zorlamıştım", ama bana isterse onları yutmayacağını kanıtlamıştı! Yemekle ilgili güç gösterilerine girmemeniz için size bazı önerilerde bulunacağım.<br />
 Küçük çocukların çoğunda sağlıklı kalmak için neleri yemeleri gerektiğine ilişkin içsel bir sezgi vardır. Kendi hallerine bırakıldıklarında, birkaç günlük bir süreçte dengeli bir beslenme sağlamaktadırlar. Belki ilk gün çok fazla yağ alırlar çünkü küçük sistemlerinin ona ihtiyacı vardır. Daha sonra proteinleri ve en sonra da daha fazla sebze alabilirler. Günlük değerlendirmede beslenmeleri biraz dengesiz gözükebilir ama sonuç dengelidir. Bu nedenle, anababalar çocuklarına yemek konusunda biraz daha fazla özgürlük tanımalıdırlar. Tabii ki, onlara ihtiyaçları olan bütün yiyecekleri sunmalı fakat seçme özgürlüğü tanımalısınız ve hiçbir zaman yemek konusunda güç gösterisine girmemelisiniz. Eğer beslenmesiyle ilgili kaygılarınız varsa, ona günlük vitamin verin.<br />
 Anababalara çocuklarının gerçekten sevdiği yiyeceklerle başlamalarını öneririm. Yemek zamanını mümkün olduğu kadar keyifli hale getirmelisiniz. Hazırlanmış olan bütün yemeklerden azar azar yiyerek bir örnek oluşturun. Çok tatlıdan ve yemeklerden hemen önce yenen abur cuburdan kaçının. Ama yemek aralarında acıktıklarında ulaşabilecekleri, kolayca yenebilen sağlıklı yiyeceklerin bulunmasını sağlayın. Yemeklerde önce tabağına az miktarda koyun ve çocuğun iştahı arttıkça miktarı arttırın. Eğer çocuk kendisine sunulan bir yiyeceği şiddetle reddediyorsa, onun yerini alabilecek bir besin grubundan ve çocuğun daha çok kabul edebildiği bir yiyeceği seçmesine izin verin (ana-babanın yeni bir yemek hazırlamasını gerektirmeyecek bir seçenek olmalı). Örneğin, çiğ havuç kabağın veya ton balığı ciğerin yerini alabilir. Çocuğa söylenmeyin ve cezalandırmayın. Sevecen ve yumuşak olun. Yemek saatleri keyifli bir deneyim olarak görünecektir.<br />
 Küçük çocuklarda küçük bir sorun olarak ortaya çıkan beslenme problemleri, daha büyük çocuklarda çok daha ciddi bir probleme dönüşebilir. Anne ya da babasıyla ilk çocukluğunda güç mücadelesine girmiş olan bir çocuk, biraz daha büyüdüğünde ya da ergenliğinde beslenme bozuklukları geliştirebilir. Bugün anoreksiya nervoza ve bulimia sorununu yaşayan birçok genç var. Bunlar erken ergenlik ya da ergenlik döneminde ve çoğunlukla kızlardan oluşan, çok az yemek yiyen ve aşırı egzersiz yapan veya aşırı yedikten sonra kusarak ya da müshil yardımıyla yediklerinden kurtulan çocuklardır. Bu gençlerin çok derinlerde duygusal problemleri vardır ve profesyonel yardıma gereksinim duyarlar. Eğer çocuğunuzun müshil kullandığını, kendisini banyoya kilitleyip kustuğunu veya rejim ve egzersiz yapmaktan yorgun düşmüş olduğunu farkederseniz, derhal doktorunuza başvurun.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AŞIRI KİLOLU ÇOCUK</span><br />
 <br />
 5 yaşındaki kızım aşın kilolu. Onu rejime sokmalı mıyım, yoksa abur cuburu mu kesmeliyim Onun mahrum olmasını istemiyorum fakat eylülde okula başlayacak ve onunla dalga geçilmesinden endişe duyuyorum.<br />
 Eğer bu çocuk ciddi olarak fazla kiloluysa, annesinin geçerli kaygıları var. Ama bir önlem almadan önce, çocuğun gerçekten fazla kilolu olup olmadığını doktoruyla konuşmasını öneririm. Kilolar çok değişir ve bu yaşlardaki çocuklar "tombik" gözükebilir. Ciddi bir problemi olmayan bir çocuğun da annesinin yardımına ihtiyacı yoktur.<br />
 Yetişkinlerle ilgili önemli bir problem, yağ hücrelerinin artmasıyla başlar. Bu durum aşırı kilolu çocuklarda çocuklukta da görülebilir. Bu yağ hücreler diğer insanlarınkinden daha geniş ve daha fazla sayıdadır. Bu nedenle kilolu olma durumu bir kere başladı mı ömür boyu sürecek bir problem olur. Bu anababanın da bu çocuğun neden fazla yediğini araştırması gerekir. Bu nedenleri saptamak, problemi halletmeye yardımcı olacaktır.<br />
 Bazı çocukların fazla yeme nedeni, yalnızlık ve sıkıntıdır. Başkalarından korkan, yeterince oyun arkadaşı ve etkinliği olmayan, zamanın çoğunu yalnız başına televizyon izleyerek geçiren çocukların daha fazla yeme eğiliminde olduğunu saptadım. Sıklıkla ailenin de fazla yeme eğiliminde olduğu görülür. Bizim kültürümüzde, yemek yemenin pek çok sembolik anlamı vardır. Güvenliği, samimiyeti, rahatlığı, kutlamayı temsil eder ve yemek aracılığıyla duygusal ihtiyaçların çoğu karşılanıyor gibi gözükebilir.<br />
 Aşırı yemenin bir diğer nedeni de isteklerle ilgili bir yarış olabilir. Çocuk yemek yemeyi, aşın kontrolcü olan anababayla arasının düzeltilmesi için bir yol olarak görebilir.<br />
 Aşırı yemenin çözümü, nedenlerinin anlaşılmasına bağlıdır. Çocuğunuzun neden aşırı yemek yediğini saptarsanız, altında yatan problemi düzeltme şansınız olacaktır. Örneğin, çocuğunuzun daha etkin olabilmesi için ona arkadaşlar bulun ya da onu jimnastik, yüzme veya futbol gibi bir etkinliğe yazdırın. Arkadaşlarıyla eğlenmesini sağlarsanız, yemek yemeyi unutabilir. Ve ona sıcak, sevgi dolu ilgi gösterin. Onun hayatındaki varlığınızla, yiyecekleri kafasından uzak tutun.<br />
 Yaratıcı bazı etkinlikler de işe yarayabilir. Ellerini meşgul ettiğiniz sürece ağzının da daha boş kalmasını sağlayabilirsiniz. Resim yapması veya hamurla oynaması için gerekli yardımı verin, ilgi alanını değiştirmek için uzun yürüyüşlere çıkarın.<br />
 Aileniz için yağ miktarı düşük yemekler hazırlayın. Daha çok çiğ meyva ve sebze bulunmasını sağlayın. Şekeri ve tatlıyı kesin. Yemek aralarında ya da yatmadan önce sebze ve peynirden oluşan kahvaltılar sunun ki çocuk yemek zamanı aşırı acıkmasın. Sadece düşük kalorili yemeklerden ikinci tabak yemesine izin verin. Çocuğunuzun tabağını İ siz doldurun ve yemeğinin çok gözükmesi için yayarak koyun. Rejim konusunu konuşmaktan kaçının. Çocuğunuzda hiç bitmeyen rejim alışkanlıkları değil, sağlıklı yemek yeme alışkanlıkları oluşturmaya çalışın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AŞIRI ZAYIF ÇOCUK</span><br />
 <br />
 3 yaşında aşırı zayıf bir oğlum var. Ona nasıl yemek yedirebilecegim konusunda doktorumuzdan bazı öneriler aldım ama hiç işe yaramıyor. Bunu yenene kadar beklemem mi gerekiyor yoksa bu durum onu daha sonraları etkiler mi Patates dışında hiçbir şeyi, özellikle et ve sebzeyi hiç yemiyor.<br />
 Çocuklarım küçükken, onların yedikleri konusunda aşırı endişelenirdim. En büyük kızımız 5 yaşındayken, evimizden taşınmıştık ve yemek odamızdaki kullanılmayan bir dolabın içinde kurumuş bir et parçaları dizisi bulmuştum. Kızım onları biraz çiğnemiş ve sevmediğine karar verip bir kenara koymuştu! Son derece sağlıklıydı ve o etleri yememek onu etkilememişti. Bundan sonra, çocukların ihtiyaçları olanı yediklerini anlamaya başlamıştım. Sanki çocukların içinde biyokimyasal bir bilgisayar vardı. Bu bilgisayar çocuğa bir haftalık bir süre içinde ne kadar yemeğe hatta hangi tip yemeğe ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Açıkça söylemeliyim ki, yemek problemlerinin çoğu anne ve babaların kaygılarından ve bunun sonucunda oluşan mücadelelerden kaynaklanmaktadır, işte size bazı öneriler:<br />
 Basit, dengeli, çekici ve lezzetli yemekler hazırlayın.<br />
 • Kendi yediklerinizden zevk alın ve çocuğunuza örnek olun. Çocukların çoğu anababalarının zevk aldığını görünce, onlar da aynısını yapmak isterler.<br />
 • Çocuğun tabağına az miktarlarda yemek koyun ve tabağındakinin hepsini bitirmesini sağlayın. Sonra ikinciyi teklif edin.<br />
 • Her yemekte çocuğun sevdiği bir şeyin olmasını sağlayın.<br />
 • Etin çocuğun çiğneyebileceği yumuşaklıkta olmasını sağlayın (ki çocuk onu saklamak zorunda kalmasın!).<br />
 • Yemek aralarında az miktarda yemesini sağlayın ki sofraya geldiğinde acıkmış olsun.<br />
 • Ona bir vitamin verin ve sabırlı olun. Zaman içinde çocuğunuz ihtiyacı olan bütün besinleri alacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞEKER YEME ALIŞKANLIĞINI YIKMAK</span><br />
 <br />
 Biz farkında olmadan, akrabalarımız ve yakınlarımız sayesinde küçük kızımız şekerli yiyeceklere çok alıştı. Şimdi 3 yaşında ve sabah yataktan kalktığı andan yatana kadar devamlı bir şekerleme ya da çiklet istiyor. Tatlıyı tümüyle kaldırmak istemiyorum, ama bunu nasıl azaltabiliriz<br />
 Bütün anababalar, çocuklarının istediği bazı şeyleri reddetmekte zorlanırlar ve bu da genellikle şekerli çiklet ve şekerlemelerle ilgilidir. Şekerli çikletin ve şekerlemelerin ağızda bakteri üretimini arttırarak çürümelere yol açtığını biliyoruz. Çiklet, çok küçük çocuklarda boğulmalara da neden olmaktadır.<br />
 Bu problemin çok basit bir cevabı var: Şekersiz çiklet. Eğer şekersiz olursa, bir çocuğun çiklet çiğnemesine büyük bir itirazım yok. Ancak, Çiğneme ağızdaki tükrük salgısını arttırmakta ve yutulan tükrük de mide salgılarını harekete geçirmektedir. Çok fazla çiklet çiğnemekten küçük Bideleri bir türlü dinlenemediği için kronik mide ağrıları çeken çocuklar tanıyorum.<br />
 Çocuğunuza (en azından üç yaşında olan) ağızla ilgili ihtiyaçlarını (emme ve çiğneme gibi) gidermesi için çiğ sebze gibi yiyecekler yemesini öğretebilirsiniz. Boğulma tehlikesine karşı, küçük çocuklar çiğ sebze yememelidirler. Elbette, çikletin çok hoş bir tadı vardır ve çocuk için bir eğlence aracıdır ama beslemeden sadece oral tatmin verir.<br />
 Kızınıza çok fazla şeker yemesinin veya çiklet çiğnemesinin sizi ne kadar endişelendirdiğini anlatın ki sizin onu sevgiyle korumak için böyle davrandığınızı anlayabilsin. O tür yiyecekleri ne zamanlar yiyip, ne zamanlar yiyemeyeceğini kararlaştırın ve bu kararınıza uyun.Yakınlarınızdan, ona şeker vermeden önce sizin onayınızı almalarını rical edin. Çok kararlı olun ve planınızı uygulayın. Sadece sizin ve onun onayladığı zamanlarda şekersiz çiklet çiğnemesine izin verin. Bol bol sevgi, kahkaha, oyun, yaratıcılık ve sağlıklı yemekler sunun. Kızınız bir süre sonra şekerlemelerle ilgili bağımlılıktan kurtulacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CİDDİ HASTALIKLAR</span><br />
 <br />
 Çok uzun süreli bir hastalığı olan, bir hastalık sonucunda oluşacak kalıcı bir eksikliği olabilecek, hatta ölebilecek bir çocuğa bunların ne kadarı söylenmeli<br />
 Bir çocuktaki ciddi hastalık çok acı bir gerçek ve böyle bir durumun çok azınızın karşılaşacağı bir acı olmasını umuyorum. Kronik ciddi bir hastalığı olan bir çocukla birlikteyken, hayatın tadını çıkarabilmesi için gerekli olan umudu canlı tutmakla, çocuğa karşı dürüst olmak arasında çok ince bir çizgi vardır.<br />
 Deneyimlerime göre, ciddi bir hastalığı olan herkesin hastalığının ciddiyetini sezinleme gücü vardır. Çocuklar da aynı sezgilere sahiptirler onlara yalan söylememenizi ve çok iyimser gibi davranmamanızı öneririm.<br />
 Çok ciddi bir hastalığı olan ve ölüme yaklaşan bir çocuğunuz varsa, ne yapabilirsiniz İlkönce, doktorunuzun bilgisine başvurun. Gerçekleri daha iyi anlayabilmek için mümkün olduğu kadar çok bilgi alın. Anne ve baba olarak birbirinizle, akrabalarınızla ve arkadaşlarınızla konuşun ve buna çocuğunuza gerçekleri anlatma gücünü kendinizde bulana kadar devam edin.<br />
 Sonra çocuğunuza o hastalıkla ilgili bütün bildiklerinizi açıkça ve dürüstçe anlatın. Bütün olumluların yanı sıra olumsuz ve kuşkulu noktaları da açıklayın, içinizdeki dürüst umudu ona iletin ve çocuğa her gününü dolu dolu yaşamasını öğretin. Ona, geride kalanlara hoş ve mutlu anılar bırakabilmek için neler yapabileceğini öğretin. Ayrıca, ölümden sonraki yaşamla ilgili bazı manevi değerler kazandırın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DUYGUSAL OLARAK RAHATSIZ OLAN BİR ÇOCUĞA yardım</span><br />
 <br />
 Duygusal olarak rahatsız 8 yaşında bir oğlum var. Kısa bir süre önce, bu tür rahatsızlıkları olan çocukların bulunduğu bir kuruma yerleştirildi. O eve döndükten sonra, bu durumla başaçıkmamı sağlayacak bilgileri bana iletmenizi umuyorum.<br />
 Bu anneye verebileceğim en önemli öneri, kendisini veya bir başkasını suçlamaktan kaçınmasıdır. Çocuğunun problemleri olmasının, kendi suçu olduğunu düşünmemelidir. Problemi olan bir çocuğunuz varsa, bu konuyu en kısa zamanda halletmelisiniz.<br />
 Daha sonra da, böyle bir probleme sahip olmanın utanılacak bir durum olmadığına inanmalı, hatta bundan emin olmalısınız. Bugün, duygusal rahatsızlıkların utanılacak bir durum olduğuna ve anaba ve çocukların kendilerinden utanmaları gerektiğine inanan pek çok kişi vardır. Böyle bir inançtan (eğer varsa) derhal vazgeçmenizi ve diğer insanların bu tür yaklaşımlarına da izin vermemenizi öneririm.<br />
 Çocuğunuzun problemlerinin nedenlerini anlamak için çok çaba gösterin. Bazen bu problemler, aile içindeki yanlış anlamalar veya iletişim bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Anababalık konusunda bazı hatalar yapmış olabilirsiniz ve çocuğunuzun iyileşmesini hızlandırmak ve sürdürmek için bazı değişiklikler yapmanız gerekebilir. Ancak bu, sizin suçlu olduğunuz anlamına gelmez. Bilerek hata yapan anababalarla çok ender olarak karşılaşıyoruz.<br />
 Bazen duygusal rahatsızlıklara, fiziksel hastalıklar ya da eksiklikler neden olabilir ve bunları anlamanız ve kendinizi suçlamamanız gerekir.<br />
 Sizin (ya da çocuğunuzun) kontrolü dışında yaşanan bir ölüm ve aşırı üzüntü, duygusal rahatsızlıkların diğer bir nedenidir.<br />
 Çocuğunuz geri dönmeden önce, aile içi ilişkileri mümkün olduğu kadar sağlıklı bir hale getirebilmek için gerekli değişiklikleri yapın. Geri döndüğünde, ona yardımcı olmanızı sağlayabilecek tıbbi ve psikolojik kaynaklar edinin. Çocuğunuzun hastalığından çok, sağlıklı ve güçlü olduğu noktalar üzerinde yoğunlaşın ve onları güçlendirmeyi öğrenin-kendi güçlü noktalarınızı da saptayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ERKEN ÖĞRENME</span><br />
 <br />
 11 aylık bebeğime neleri öğretebileceğimi söyleyebilir misiniz Renkler, sayılar, şekiller ve sözcükler üzerinde duruyorum. Ama nasıl ve ne zaman öğreteceğimi ve nereden başlayacağımı bilemiyorum.<br />
 Bu annenin sorusu çok şaşırtıcı, çünkü bebeğine eğitsel bilgiler öğretmesi gerektiği duygusunu taşıyor. Oysa, bu çocuk güvende olmayı, sıcaklık ve yakınlık duygusunu, gülmeyi ve sevmeyi ve hayattan zevk almayı öğrenmelidir. Çocuk görme, koklama, duyma, tatma ve dokunma duyularıyla öğrenir. Okşama, kucaklama ile fiziksel aktivite arasında bir denge olmalıdır. Çocukların oldukları gibi büyümeye ve koşulsuz olarak kabul edilmeye ihtiyaçları vardır. Anababalar çocuklara birşeyler öğretme kaygısına düştükleri zaman bu koşulsuz kabullenme bozulmaktadır.<br />
 Erken öğrenme mümkündür. Bebeklerin birçok sayısal kavramı öğrenebildiklerini biliyoruz, ama açıkça söylemeliyim ki ben bunun çok istenilir olduğunu düşünmüyorum. Örneğin, 3. sınıfa geldiklerinde okula gitmeden okumayı öğrenen çocukların, okumayı 1. sınıfa gelene kadar öğrenmeyen çocuklardan daha ileri olmadıkları anlaşılmıştır. Bu nedenle, anababaların çocukları okula başlamadan önce eğitsel beceriler kazandırmak için çok fazla uğraşmamalarını öneririm.<br />
 <br />
 OKUL ÖNCESİ: GEREKLİ Mİ, DEĞİL Mİ<br />
 <br />
 Benim kızım yuvaya gitmedi ve anasınıfına gittiğinde daha önce yuvaya gitmiş çocuklarla aynı düzeyde olup olamayacağını merak ediyorum. Daha önceden yuvaya gitmiş olan çocukların, gitmeyenlere göre bir avantajı oluyor mu<br />
 Daha önceki sorudaki anne bebeği ile ilgili bir soru soruyordu, ancak bu anne okul öncesi dönemdeki çocuğuyla ilgili bir kaygı taşımaktadır.Okul öncesi dönemdeki çocuklar gerçekten de belli becerileri kazanabilirler.<br />
 Anasınıfına gitmeden önce, çocukların yararlanabileceği bazı beceriler vardır. Eğer düzenli bir yuva deneyimi yoksa, çocuğunuzun bu becerileri evde kazanması gerekir.<br />
 Çocuğunuzun sosyal etkileşimde bulunmayı öğretin. Bunun için evinize çocuklar davet edin veya çocuğunuzu çocuk gruplarının içine sokun.<br />
 Çocuğunuza, yuvada öğreneceği temel eğitsel doğruları öğretin,bu doğrular şunlardır: Kırmızı, sarı, mavi ve yeşil gibi temel renkler; bazı harfleri ve l´den 10´a kadar sayıları tanıyabilmek; yönergeleri izleyebilmek; saygılı ve uyumlu olmak ve evinin telefon numarası ile adresini bilmek.<br />
 Çocuğunuza tuvalet için beklemesini ve onu kullanmasını öğretin. Temel temizlik becerilerini kazanmış olmalıdır.<br />
 Çocuğunuza bazı temel fiziksel becerileri kazandırın. Örneğin, top atmak, hamura şekil vermek, salıncakta sallanmak gibi.<br />
 Çocuğunuzun, bir kerede yaklaşık 15 dakika kadar dikkatini toplayabilmesine yardımcı olun.<br />
 Eğer çocuğunuzla olmaktan mutluysanız ve kendi yaşıtlarıyla normal bir sosyal etkileşimde bulunmasını sağladıysanız; onu tutarlı, adil ve sevgi dolu bir ortamda yetiştirip disipline ettiyseniz; onunla gurur duyuyor ve iyiyi yapabileceğine güveniyorsanız anasınıfına başladığında diğer çocuklara göre dezavantajları olmasından korkmanıza gerek yok tur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKULA HAZIR OLMA</span><br />
 <br />
 Anababaların çoğunun çocuklarını okula ilk götürdükleri günle ilgili karışık duygulan vardır. Bu yeni özgürlüğü dört gözle bekliyorum, ama Jonathan´ın dış dünyayı karşılamaya ne kadar hazır olduğu konusunda korkulanın var. Bana yardımcı olabilir misiniz<br />
 Çocuğunuzun hazır olup olmadığı konusunda kuşkularınız varsa, diğer insanlara sormaktan çekinmeyin. Güvenilir bir akrabanızdan, okuldaki bir öğretmenden veya bir profesyonelden yardım alabilirsiniz.<br />
 Oğlanlar kızlardan daha yavaş olgunlaşmaktadırlar, bu nedenle de yaz aylarında doğan erkek çocukları okula daha az hazır olmaktadırlar. Eğer ciddi bir kuşku varsa, çocuğunuz bir yıl daha beklesin. Bunu özellikle erkek çocukları için öneriyorum.<br />
 Çocuğunuzun okula hazır olup olmadığını saptamak için bazı özel işaretlerden yararlanabilirsiniz:<br />
 • Çocuğunuz bir kalemi elinde tutup, başarılı bir şekilde kullanabiliyor mu<br />
 • Çocuğunuz kendi giyiniyor ve ayakkabılarını bağlayabiliyor mu<br />
 • Tuvaleti kendi başına tatminkâr bir şekilde kullanabiliyor mu<br />
 • Paylaşmayı ve sırasını beklemeyi biliyor mu<br />
 • Diğer çocukların duygularına saygı gösterebiliyor mu<br />
 • Gerektiğinde kendisini koruyabiliyor mu Ya da yardım alabiliyor mu<br />
 • Duygusal açıdan kendini ifade edebiliyor mu<br />
 • ihtiyaçlarının farkında mı ve ihtiyacı olanı isteyebiliyor mu<br />
 • Çocuğunuzun dikkati en az 15-20 dakikalık bir süreyi kapsıyor mu<br />
 Çocuğunuza kitap okuyun. Onu televizyondan uzaklaştırıp, motor becerilerini ve eğitsel ilgilerini geliştirmek için zaman harcayın. Sonra onu şevkle ve güvenle okula gönderebilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKUMA BECERİLERİNE GÖRE GRUPLAMA</span><br />
 <br />
 Bir sınıfın okuma becerilerine göre gruplara ayrılması sizce iyi bir fikir mi<br />
 Önce, yavaş okuyanlarla iyi okuyanların aynı sınıfta olması durumunda ortaya çıkan durumu değerlendirelim. Yavaş olan çocuk, hızla kendisiyle ilgili umutlarını yitirecektir. Bu çocuk çok iyi okuyor, o halde ben aptal olmalıyım gibi karşılaştırmaları önlemek için, öğretmenler sınıfta J bu çocukları gruplara ayırmaktadırlar.<br />
 Diğer yandan, onları ayrı gruplara koymak da, onların kendilerini^ farklı hissetmelerine neden olacaktır çünkü belli bir gruba konmuştur.Çocuklar belli değerleri, belli gruplara çok çabuk yakıştırırlar.<br />
 Bir çocuğun hem okuldaki, hem de evdeki başarısını belirleyen o çocuğun olduğu gibi kabul edilmesidir. Her çocuğun bazı üstünlükleri ve sadece ona özgü olan özel yetenekleri vardır ve öğretmenlerin ve ana-babaların anlaması ve değerlendirmesi gerekenler de bu noktalardır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUKLARA KİTAP OKUMAK</span><br />
 <br />
 Çocuklar hangi yaşlarda anababalarının onlara kitap okumasından hoşlanır ve gerçekten yararlanırlar<br />
 Her yaşta! Bir anababa ve çocuğun birlikte vakit geçirmelerinin en iyi yollarından biri iyi bir kitabı paylaşmalarıdır.<br />
 Bazı anababalar büyük çocuklara kitap okuma fikrini ihmal ederler. Televizyon, video filmler, video oyunları ve bilgisayarlar hayatımıza girdiğinden beri, çocuklar elektronik olarak o kadar eğlenmektedirler ki artık birbirine kitap okumak (hatta bazen birbiriyle konuşmak bile) unutulan bir konu oldu. Okumanın o kadar çok yararı vardır ki bunları bir1 liste halinde vermek istiyorum:<br />
 • Beraber okumak bir samimiyet duygusu yaratır.<br />
 • Beraber okumak okumanın değerini öğretir.<br />
 • Beraber okumak sözcük dağarcığını arttırır.<br />
 • İyi bir kitabı okumak, iyi değerleri öğretir.<br />
 • Beraber okumak, çocuğun okuma deneyimini zenginleştirir çünkü kendi başına okuyamayacağı kadar zor olan bir kitabı dinleyerek anlayabilir.<br />
 • Beraber okumak, çocukların kendi kendilerine seçemeyecekleri çeşitlilikte bir edebiyatın içine girmelerini sağlar.<br />
 • Okumak, çocukla anababanın çok zengin bir deneyimi paylaşmalarını sağlar - yabancı ülkelere yolculuğu, eski zamanlara ya da geleceğe gitmeyi, zorlukları yenmeyi ve gizemleri çözmeyi sağlar.<br />
 Çocuğunuzla kitapları paylaşırken gerçek bir mutluluk ve sıcaklığı yaşamanızı diliyorum!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUKLARIN YETENEKLERİNİN KAŞİFLERİ OLARAK ANABABALAR</span><br />
 <br />
 Anababalar çocuklarının yeteneklerini nasıl ortaya çıkarabilirler<br />
 Anababalar gerçek bir kâşif olmak zorundadırlar. Çocuklarının yeteneklerinin nerelerde gizli olduğunu bulmak için hayatlarındaki bütün alanları mümkün olduğu kadar araştırmaları gerekir. Kontrol edilebilecek bazı alanlar şunlardır:<br />
 1. Kültür: Çocuğunuzun resim, müzik, edebiyat ve fotoğraf konularını araştırmasını sağlayın. Hayatın bu alanlarındaki kendi ilgilerinizi onlarla paylaşın.<br />
 2. Spor ve atletizm: Çocuğunuzun jimnastik, yüzme, koşma, paten, kayak, tenis, futbol, basketbol veya düşünebileceğiniz herhangi bir spor dalına girmesini sağlayın. Bunlar sadece çocuğun yeteneklerini geliştirmekle kalmayacak, bütün hayatı boyunca zevkle yapabileceği veya profesyonel olarak yürütebileceği özel bir uğraş kazanmasını da sağlayacaktır.<br />
 3. Doğa: Çocukların doğadan ve doğa hakkında öğrenecek çok şeyleri vardır. Ormanda ya da sahilde oturmak ve doğayı dinlemek veya yürüyüş yapmak, çocuğunuza doğanın coşkusunu öğretme fırsatı verecektir. Çocuğunuzun ekoloji, bahçıvanlık veya bir hayvan besleme konusundaki özel ilgisini keşfedebilirsiniz.<br />
 4. Bilim: Çocuklar onlara fizik, kimya, biyoloji ve astronominin güzelliklerini tanıtacak bazı deneyleri evde yapabilirler. Bazı çocuk müzeleri de uygulamalı olarak bilim yapmalarına fırsat verebilir. Evinizde bir nükleer fizikçi, bir laboratuvar teknisyeni, fizikçi, kaya toplayıcısı veya bir meteorolojisi olduğunun farkına varabilirsiniz.<br />
 5. Tarih: Yakınınızdaki müzeler yöresel tarihiniz hakkında birşeyler öğrenme fırsatı verebilir. Eğer ülkenin diğer bölgelerine giderseniz, oradaki tarihi de inceleyebilirsiniz. Belki de çocuğunuzun diğer kültürleri öğrenmeye, eski paralar veya hatıra eşyaları toplamaya olan ilgisini keşfedersiniz.<br />
 6. El becerileri: Çocukların inşa etme, yemek pişirme, bahçe işleri j veya diğer el becerileri gerektiren etkinliklere olan ilgi ve yeteneklerini küçümsemeyin, insanların elleriyle çalışmalarını teşvik eden bir endüstri" gelişmiştir.<br />
 7. Başkalarına hizmet: Çocuğunuzun evsiz ve kimsesizlere yardım etmeye istekli olup olmadığını anlamaya çalışın. Başkalarına yardım etme isteği ileride seçeceği mesleği de belirleyebilir.<br />
 Keşfetmek demek, burada söz edilen her alanda çocuğunuzun bir uzman olmasına çalışmak anlamına gelmektedir. Keşiflerinizin ilkönce yüzeysel olmasını sağlayın. Şöyle bir bakın, çocuğunuzun belli alanlara girmesine ve zevk almasına izin verin. Belki de böyle bir basit keşif sayesinde ömür boyu sürdürülecek bir mesleğe ilk adım atılacaktır. Bu arada, çocuğunuzun ilgi duyduğu en azından bir alanı bulmasına ve; müzik ya da pul koleksiyonculuğu, bisiklet ya da bahçıvanlık, ne olursa olsun, o alanda başarılı olmasına yardımcı olun. Yaptıklarını övün kendisi daha derinlemesine bir çalışmayı sürdürecektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÖĞRENME ZORLUKLARININ SAPTANMASI</span><br />
 <br />
 Eğer çocukta bir öğrenme zorluğu varsa bunun belirtileri nelerdir<br />
 Bazı durumlarda bunları tanımlamak çok kolaydır. En yaygın eksiklik öğrenme ve dil zorluğudur. Örneğin, tersine dönebilen harfler ve basit bazı kelimelerle ilgili problemleri olur. Öğrenme zorluğu olan bir çocuk için b harfi d´ye benzeyecektir. Bu tarzda bir öğrenme güçlüğüne, çocuğun o harfin doğru şeklini ve sesini defalarca tekrarlayarak ezberlemesi sağlanarak yardımcı olunabilir.<br />
 Ancak, çocukların çoğunda öğrenme zorluğu problemi ve süreci bundan çok daha karmaşıktır. Bazı çocuklar, gözleriyle gördüklerini, beyinlerinin dış tabakasının yorumlayabileceği bir kavrama dönüştürmekte zorlanmaktadırlar. Aynı durum işitme için de geçerlidir; çocuğun" işittiği şeyler, çocuk için anlamlı bir şey olarak yorumlanabileceği beyine gidebilmek için sinirlerden geçemeyebilir. Bu çocukların, kısa vadeli hafızalarıyla ilgili problemleri vardır. Çevrelerinde olanları görme veya işitme ve çok kısa bir süre için bile hatırlama konusunda zorluk çekerler. Geçen hafta ya da geçen yıl olanları hatırlayabilirler fakat birkaç saniye önce olanları hatırlamakta zorlanırlar. Okuma ve yazma ya da matematik ödevlerini hiç sevmezler. Sözcük bilgileri çok azdır ve yeni sözcükleri söylemekte zorlanırlar.<br />
 Öğrenme güçlüğü olarak tanımlanan bazı teknik terimler işitsel ayırt etme güçlüğü, ifade güçlüğü, okuma güçlüğü, matematiksel güçlükler ve benzerleridir. Bunlar bir çocuğun nasıl öğrendiği ile ilgili tanımlayıcı terimlerdir. Bunların hiçbiri sizin çocuğunuzda yetenek eksikliği olduğu anlamını taşımaz. Sadece öğrenmede bazı zorluklar çekeceği anlamına gelirler.<br />
 Öğrenme zorluklarını açıklayan diğer bir sorun da Dikkatini Toplama Eksikliğidir.* (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olarak da bilinir). Böyle bir problemi olan çocuklar genellikle düşüncesiz, unutkan, dağınıktırlar ve dikkatlerini bir seferde birkaç dakikadan daha uzun bir süre bir noktada toplayamazlar. Empati kurma becerileri az olduğu için arkadaşlık kurmakta ve bunları sürdürmekte zorlanırlar. Hiperaktif olanlar, yerlerinde duramayıp devamlı kıpırdandıkları ve çevrelerine fiziksel zararlar verdikleri için onlarla birlikte olmak oldukça zordur. Çocuğun çevresini (özellikle de sınıfta) yoğun ve tutarlı bir disiplin altında tutmak ADD sorunu olan çocuklar üzerinde çok olumlu bir etki yaratabilir. Ayrıca, bu belirtileri ortadan kaldırmaya büyük ölçüde yardımcı olan bazı iyi ilaçlar da vardır.<br />
 *Ç.N: Dikkatini Toplama Eksikliğinin (Attention Deficit Disorder) kısaltılmış hali ADD´dir ve metin içinde bu kısaltma kullanılacaktır.<br />
 Son olarak okuldaki ve öğrenmedeki zorlukların duygusal problemlerle ilgisi olabilir. Duygusal çöküntü veya okul ya da evdeki problemler konusunda aşırı anksiyete çocuğun öğrenmesini azaltabilir ve bu da öğrenme güçlüğü gibi görünebilir.<br />
 Öğrenme ile ilgili problemlerin pek çok nedeni vardır. Nörolojik bazı zayıflıklar doğuştan veya doğum öncesi yaşanan bir durumdan kaynaklanabilir. Kalıtımsal ve aileden gelen bir problem olabilir. Çocuklar kendi başarısızlıklarını veya başkalarının kendilerinden çok ileri gittiğini gördüklerinde cesaretlerini kaybetmektedirler. Sınıfın eğlencesi haline gelerek ya da çeşitli antisosyal davranışlar göstererek bunu telâfi etmeye çalışırlar.<br />
 Bazı özel sınıflar ve özel öğretme teknikleri çocukların bu öğrenme eksikliklerinin üstesinden gelmelerini sağlayabilir. Çocuğunuzun harfleri oluştururken, tahta bloklar ya da bir ip gibi hissedebilecekleri ve dokunabilecekleri nesneler kullanmalarını sağlayın. O bunu yaparken har yüksek sesle tekrarlayın. Çocuğunuzun kafasını meşgul edebilecek yakındaki bazı olayların sorumluluğunu üstlenmeye çalışın ki, o bunların altında ezilmesin. Çocuğunuzun başarılarını övün ve sorumluluk sahibî olması için disipline edin. Siz sabırlı ve sevecen olduğunuz sürece başarılı olmayı öğrenecektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞUM OKUYAMIYOR</span><br />
 <br />
 Oğlum okuyamıyor. Dört yıldır öğrenme güçlüğü programlarına katıldı ve 5 ayrı okula devam etti. Kafamız çok karışık ve çok kaygılanıyoruz. Bu yıla kadar babasıyla birlikte yaşıyordu ve şimdi benimle ve yeni kocamla birlikte. Birkaç haftaya kadar ona daha çok yardımcı olabilmek ve aramızda daha güçlü bir bağ kurabilmek için yarım gün çalışmaya başlayacağım.<br />
 Bu anne çok haklı bir kaygı duyuyor. Herhalde çocuğu okuması gereken yaşını çoktan geçmiş veya okuması biraz gecikmiş. Okuma güçlüğü programlarına katıldığına göre, pek çok yöntemin denendiğini varsayıyorum. Ama yine de bu annenin oğluyla birlikte zaman geçirme kararı çok güzel.<br />
 Önce, okuldaki öğrenme güçlüğü programı uzmanıyla konuşup, evde çocuğuyla okulda yapılanları tamamlayacak şekilde nasıl çalışabileceği konusunda öneriler almalıdır. Daha sonra da, evde okuma konusunda çalışmalar yapmak üzere sınırlı bir zaman harcamalıdır. Bu çocuk, büyük bir olasılıkla haftada birkaç kere bir ya da iki 30 dakikalık süreden daha fazla okuma çalışması yapamayacaktır. Anne, çocuğun ilgisini çeken bir konuda okumasını sağlamalıdır. Ayrıca onu kütüphaneye götürüp istediği kitabı seçmesine izin vermelidir.<br />
 Ayrıca ona kitap okuyabilir ve böylece çok iyi bir okuyucu olmasa bile çocuğun edebiyatın geniş dünyasını keşfetmesini sağlayabilir. Belki Define Adası veya Robinson Crusoe gibi klasiklerden bir macera kitabının basitleştirilmiş şekli çocuğun hoşuna gidecektir. Belki de uzay maceraları ya da detektif romanları gibi modern bazı hikâyeler daha çok ilgisini çekecektir.<br />
 Bu çocuğun son zamanlarda hayatında çok fazla değişiklik yaşadığını düşünüyorum. Beş kez okul değiştirmiş, bir boşanma yaşamış ve evini değiştirmiş. Biraz durağanlıkla birlikte koşulsuz sevgi ve kabule ihtiyacı var. Yaşamı yerine oturdukça ve anababasıyla sevgi dolu ilişkileri sonucunda özgüveni geliştikçe, okuması da yavaş yavaş ilerleme kaydedecektir. Eğer böyle olmazsa, anne okuldaki uzmanlardan ve belki de doktorundan çocuğunun problemine bir çözüm bulma konusunda yardım istemeye devam etmelidir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SINIFTA KALMA</span><br />
 <br />
 Eğer okuldan çocuklarının bir sınıfı tekrar okuması öneriliyorsa, anababalar ne gibi sorular sormalıdırlar<br />
 Böyle önemli bir konuda karar verirken ele alınması gereken bir dizi soru vereceğim. Bir çocuğun sınıfta bırakılması önemli bir karardır ve anababalar bunu dikkatlice değerlendirmelidirler.<br />
 İlk sorum şu: Yaşı ve bedensel gelişimi şu andaki sınıfındaki çocuklara ve sınıfta bırakılırsa olacağı sınıftaki çocuklara ne kadar uymaktadır Eğer kalırsa katılacağı sınıfta kendini yaşça ve bedenen büyük hissederse, buna içerleyebilir ve isyan eder. Böylece sınıfta bırakılmasının hiçbir yararı olmayabilir.<br />
 İkinci soru: Eğitsel becerilerindeki eksiklik hangi boyutta Eksikliği bütün alanlarda açıkça görülüyor mu, yoksa sadece belli bazı konularda mı (Eğer sadece belli konularda eksikliği varsa, özel ders ilerlemesine yardımcı olabilir.)<br />
 Üçüncü soru: Sosyal becerileri nelerdir Eğer çok olgun bir çocuksa, kendisini küçük çocukların arasında kötü hissedebilir. Pek olgun değilse, kendinden küçüklerle daha iyi hissedebilir ve uyum sağlamasına yardımcı olabilir.<br />
 Dördüncü soru: Diğer seçenekler nelerdir Özel bir sınıf var mı Onun gibi çocuklarla başarıyla çalışan bir öğretmen var mı<br />
 Bu seçenekler çocuğunuz için en iyi olan kararı vermenize yardımcı olabilir. Eğer cevaplarınızdan, "Bu çocuk yeterince olgun değil, bütün alanlardaki bilgilerinin daha sağlamlaştırılması gerekiyor." sonucunu çıkarıyorsanız, çocuğunuzun sınıfı tekrarlamasında yarar vardır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SINIFTA KALAN BİR ÇOCUĞUN ANABABASI</span><br />
 <br />
 Kızımızın ikinci sınıfı tekrarlaması tavsiye edildi. Biz de bu öneriyi kabul ettik çünkü ağustos doğumlu olduğu için her zaman sınıfın en küçüğü olmuştu. Zaten prematüre doğmuştu ve olgunluk açısından her zaman yaşıtlarından daha geride kalmıştı. Ama sınıf tekrarlama konusunda kendi duygularımızla ilgili sorunlarımız var.<br />
 Böyle bir karar ilgili herkesi biraz üzebilir. Bununla başedebilmeniz için birkaç öneri verebilirim:<br />
 1. Anababalar üzüntülerle yüzleşmek zorundadırlar. Her anababanın çocukları için hayalleri ve idealleri vardır ve bir sınıfın tekrarı bu hayale pek uymaz. Hayalleriniz yıkıldığında (ya da siz öyle olduğuna inandığınızda) üzülürsünüz. Üzüntünüzü yaşayın ve gerçekleri kabul edin. Bu üzüntüyü yaşayıp kabul ettikten sonra, çocuğunuzun da aynı süreçten geçmesine yardımcı olmaya hazır olabilirsiniz.<br />
 2. Çocuğun da üzüntüsünü yaşamasına izin verin. Çocuklar bir sınıfı tekrar etmek zorunda kaldıklarında mutsuz olurlar çünkü yıllar içinde oluşturdukları sosyal ilişkilerini kaybederler.<br />
 3. Sınıfı tekrarlamanın kazançlarını araştırın. Eğitimdeki temelinin sağlamlaştırılmasının, okul hayatının geri kalanına ne kadar yardımcı olacağını görmesine yardımcı olun. Olumlu bir tutum içinde olun ve bu çocuğunuzun da olumlu yaklaşmasını sağlayacaktır. Okulla işbirliği yapın ve bir sonraki seneyi çocuğunuzun okuldaki en iyi yılı haline getirin. Düş kırıklıklarıyla yüzleşmek, onların üstesinden gelmek ve ilerlemek; bir sınıfın tekrarlanması gibi bir durumda bile sizin ve çocuğunuzun öğrenebileceği şeylerdir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YARATICILIK</span><br />
 <br />
 Bazı insanlar daha yaratıcı olarak mı doğarlar Yoksa bu geliştirilebilecek bir özellik midir<br />
 Çocuğunuz bir Beethoven ya da Michelangelo olmayacaktır ama hangi mesleği seçerse seçsin, yaratıcı düşünmeyi öğrenmesi iyi olacaktır. Bence her insan yaratıcıdır. Ama her insanın doğuştan farklı bir potansiyeli ve bu yaratıcılığı ifade edeceği farklı bir alan vardır. Bazı çocuklar yaratıcılık konusunda daha özellikli doğabilir veya belli bir özellik göstermesini sağlayan bir kalıtsal faktör olabilir. Ama heyecanlı ana babalar çocuklarına yaratıcı düşünmenin heyecanını öğretebilirler.<br />
 Çocuğunuzun ilgi ve beceri alanlarını saptayın. Onu heyecanlandıran şey nedir Daha çok yaratıcılık anababanın çocuğu yüreklendirmesine ve ilgi alanlarının gelişmesi için imkânların sağlanmasına bağlıdır. Çocuğun yarattığı her şey farkedilmeyi ve övülmeyi hakeder.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MÜZİK DERSLERİ</span><br />
 <br />
 Çocuğuna müzik dersleri aldırmak isteyen anababaların gözönünde bulundurması gereken bazı faktörleri tartışabilir misiniz<br />
 Son yıllarda yapılan araştırmalar, müzik derslerinin çocukların özellikle fen ve matematik alanlarındaki başarılarını artırmaya yardımcı olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle, medyada da çocuğun öğrenmesini geliştirme yollarından biri olarak müzik dersleri üzerinde durulmaktadır.<br />
 Doğal olarak anababalar çocuklarının hayatlarını en iyi ve en dolu şekilde geçirmelerini isterler ve bazı anne ve babalar için bu, ders demektir. Bence anababaların ilkönce düşünmeleri gereken nokta, böyle bir öğrenmenin güzelliklerinin yanı sıra zorluklarına da katlanmaya istekli olup olmadıklarıdır.<br />
 Böyle bir özel beceriyi kazanırken çocukların geçtiği üç aşama vardır, ilk aşama yeni bir imkânın yarattığı heyecandır. Tuşlara dokunmak ve o küçük komik notaların ne anlama geldiklerini öğrenmek ilginç olabilir. Bu çok kısa sürebilir ve ikinci aşama can sıkıntısı ve pratik yapmanın tekdüzeliğine direnme dönemidir. Eğer çocuk bu zor aşamayı atlatabilirse, artık uzmanlaşmanın heyecanını tadabilir. Bu süreç içinde, çocuklar eğer umdukları kadar hızlı bir ilerleme kaydettiklerini göremezlerse çok ciddi olarak cesaretlerini kaybederler. Böyle bir durumu sizin çocuğunuz da yaşayabilir.<br />
 Çocuğunuzu müzik derslerine yazdırmayı düşünürken, önce çocuğunuzun doğal yeteneklerini değerlendirin. Bence bütün çocuklar müzik öğrenmeli ve değerini de anlamalıdır çünkü müzik evrensel bir dildir. Eğer çocuğunuz derslere başladıysa, katılıktan ve olumsuzluktan kaçının. Eğer çocuğunuz, ilk balayı dönemini geçirdiyse, direnme aşmasında bu işi bırakmasına izin vermeyin. Bir plan yapın (çocuğunuzun işbirliği ve öğretmenin tavsiyeleri ile):<br />
 1. Pratik yapma süresini tahammül edilecek kadar kısa tutun.<br />
 2. Dersin öğrenilebilmesine yeterli olacak sıklıkta pratik yapmasını sağlayın. Dersten bir saat önce birkaç saat sıkı bir çalışma yapmaktansa, haftada 6 gün 15er dakikalık tekrarlamalar çok daha iyidir.<br />
 3. Müzik aletini, pratik yapma sıkıntısı çekmeden sadece eğlence için çalabileceği zamanlar ayarlayın.<br />
 4. Kendiniz de müzik aletini çalmaya uğraşın. Çocuğunuzun size bir şey öğretmeye çalışması onun ilgisini çekebilir ve uzmanlığa ulaşmak için gerekli gerçek çabayı göstermesini sağlayabilir.<br />
 5. Öğretmene pratik yapmanın eğlenceli yollarını sorun. Örneğin, çocuklar "balık avlamaya gidip" (bir çubuk, ip ve mıknatısla), çalmaları gereken şarkıların isimlerini (köşelerinden ataçla tutturulmuş kağıtları) balıklar gibi yakalayabilirler veya bir arkadaşlarıyla birlikte pratik yapabilirler. Çalışmaları eğlenceli hale getirmenin pek çok yolu vardır.<br />
 6. Eğer çocuğunuz, öğretmeni ve siz, ilgi eksikliğinden dolayı çok yavaş bir ilerleme kaydettiğini düşünüyorsanız ve çocuğunuz da istiyorsa bırakmasına izin verin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EV OKULU</span><br />
 Çocuğunuzu okula göndermektense, evde öğretim vermenin olumlu ve olumsuz yanlan nelerdir<br />
 Son yıllarda anababaları belli bir programı izleyerek evde öğretim yapmaya teşvik eden bir ev-okulu akımı vardır. Bu seçenek okullarla ilgili bazı sıkıntıları olan anababalara oldukça cazip görünmektedir. Örneğin, çok kalabalık sınıflar, özel çocuklar için özel bazı programların eksikliği, yaşıtların olası olumsuz etkileri, kötü alışkanlıkların kazanılması ve bazı dini kaygılar.<br />
 Okullarla ilgili bu kaygılara katılıyorum ama evde öğretimi seçen kişilerin gerekli donanıma sahip olmadıkları endişesini de taşıyorum. Tanıdıklarımın sadece % 5´inin evdeki öğrenimi sağlayabilecek niteliklere sahip olduklarını düşünüyorum.<br />
 Böyle bir programın gerektirdiği devamlı etkileşimi anababaların çoğu sağlayamaz, iki yönlü bir rolü üstlenmek zorunda kalırlar. Ana-babalıktan öğretmenliğe ve tekrar anababalığa geçmek hem onlar, hem de çocuklar için çok zor olacaktır. Sürekli denetim sağlamak ve aynı zamanda çocukla hoş vakit geçirip, gevşemek ve birlikte oyun oynamak bazıları için imkânsız olmasa bile, çok zordur. Dahası, bazı anababalar çocukların kazanması gereken materyallerle başedecek eğitim düzeyinde değildir. Fen ve matematik konusunda çok az bilgisi olan anababalar, üst sınıflarda bu konuları çocuklarına öğretmekte çok zorlanabilirler.<br />
 Ev-okulu genellikle ilköğretim yıllarında uygulanmakta ve daha ileriki yıllarda çocuklar okula gitmektedirler, ilköğretim yıllarında, çocuklar anababaların etkisine çok açıktırlar ve çevrelerindeki kültürel değerleri anababaların bakış açısından almaya hazırdırlar. Ama ortaokulda, çocuklar yaşıtlarından daha çok etkilenirler ve ev-okulundan ortaokula geçmek çocuğun bu döneminde oldukça sarsıcı olabilir.<br />
 Bu nedenle, ev okulunun bazı olumlu yanlan olmasına rağmen üzerinde iyice düşünülmeden uygulanmamalıdır. Siz de çocuğunuzda bunu deneyip denemeyeceğinize karar vermelisiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKULDAKİ PROBLEMLER</span><br />
 <br />
 Her çocuğun okulda istendiğini ve sevildiğini hissetmek ihtiyacında olduğunu biliyoruz. Oğlumuzun bu konuda bir problemi var. Sınıf arkadaşlarının kendisini farketmesi için başını sürekli derde sokuyor. Eğer bir başka çocuk ona vurursa, o da dönüp aynısını yapıyor. Başı genellikle dertte. Bazı arkadaşları var ama okula karşı tutumu çok kötü ve gittikçe de kötüleşiyor.<br />
 Bu çocuk kendini güvensiz hissediyor gibi gözüküyor ve yardıma ihtiyaçtı var. Her insanın ilgiye ihtiyacı olması çok normaldir ve bu evrenseldir.Çocuklar olumlu ve mutlu bir ilgiyi tercih ederler fakat bunu yeterli miktarda alamazlarsa, bazen de olumsuz yollara başvurarak farkedilmeye çalışırlar. Çok fazla taşınmış olan çocuklar bazen böyle bir tutum içine girerler. Sürekli olarak arkadaşlarını ve tanıdık yerleri kaybetmenin sıkıntısını yaşıyor olabilirler.Bunun dışında, anne ya da babanın yokluğu güvensizlik yaratabilir. Kızların da, erkeklerin de hayatlarında her ikisinin de olması gerekir, işteki sorumlulukları, sağlık problemleri veya fiziksel ya da duygusal mesafeler nedeniyle çocuk anababasından her ikisine de erişemiyorsa, kendini değerli hissetme mücadelesi verecektir.<br />
 Çocuğunuza okulda arkadaşlarıyla geçinemiyor diye acımaktan geçin. Onu, yanlış davranışlarının sonuçlarından kurtarmayı reddedin.Çünkü er ya da geç arkadaşları ve öğretmenleri daha düşünceli ve saygılı davranması gerektiğini öğrenmesine yardımcı olacaklardır.Çocuğunuzun erdem, ilgi ve becerilerini bulun, onları geliştirip teşvik edin ve çocuğunuzun kendisiyle gurur duymasına yardımcı olun.<br />
 Çocuğunuzun hiperaktif olup olmadığını da kontrol edebilirsiniz. Bu tür problemler yaşayan çocukların çoğunda Dikkatini Toplama Eksikliği (ADD) olduğuna tanık olmuşumdur. Düşüncesizce davranırlar ve diğerlerine karşı duyarsızdırlar. Bazen sınıftaki güçlüklerini sınıf dışında problem yaratarak kapatmaya çalışırlar. Eğer böyle bir durumdan şüpheleniyorsanız, bir çocuk doktoruna ve psikiyatriste danışın. Disiplin yöntemleri ve ilaçlar çok yardımcı olabilir. 124<br />
 Bu arada, çocuğunuza evde sosyal beceriler kazandırın. Sırasını beklemeyi, şaka kaldırmayı ve çatışmaları şiddete başvurmadan çözmeyi öğrenmesine yardımcı olun ve iyi olduğu zamanlarda onu övün.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DUYGUSAL GELİŞİM<br />
 EV ORTAMI</span><br />
 <br />
 Çocukların büyümesi ve gelişimi için ideal bir ev ortamını tanımlamanız gerekseydi, hangi faktörler en önemli olurdu<br />
 Ne kadar harika bir soru! İşte tavsiye ettiklerim:<br />
 1. Evliliğinizle ilgilenin. Birbirlerine saygı duyan ve seven ana-babaya sahip olmak çocukların hayatlarındaki en önemli ve olumlu faktördür. Anababalar, çocuklarınızın önünde birbirinize saygıyla yaklaştığınızdan emin olun. Sevgi çok güzeldir, ama açıkça, tutarlılıkla ve dürüstçe ifade edilmedikçe bir yararı yoktur.<br />
 2. Onu koşulsuz olarak ve sevgiyle kabul edin. Güvenli bir aile hayatının en temel faktörlerinden bir diğeri de her çocuğu kendisi olarak kabul etmektir. Destek, yüreklendirme ve işbirliği yaratabilmek için, onaylama ya da kınamalarınızı olumlu bir yaklaşımla yapmalısınız.<br />
 3. Uygun bir eğitim ve disiplin sunun. Bu, çocukların kendi kendilerinin farkında olmaları, diğer insanlarla başarıyla etkileşim kurmaları ve başkalarına şefkat duymayı öğrenmeleri için gereklidir.<br />
 4. Hoş ve eğlenceli bir atmosfer yaratın. Evinizden kahkahayı eksik etmeyin. Ama kahkahalarınızın başkalarıyla alay etme şeklinde olmamasına dikkat edin.<br />
 5. Geniş ailenizle ilgilenin. Çocukluğumun en güven verici şeylerinden biri geniş ailemizdi. Büyükannem, ben lise yıllarımdayken sessizce ölünceye kadar bizimle birlikte yaşadı. Onun varlığının hayatımda çok büyük etkisi vardı. Bizi çevreleyen amca-dayı, teyze-hala ve kuzenler hastalık ve duygusal problem anlarında hep yanımızdaydılar. Çocuğunuza geniş ailenin bugünün hareketli toplumuna bir düzen getirdiğini öğretin. Telefon konuşmaları, mektuplar ve ziyaretler de çocuğunuza geniş ailenin bir parçası olduğunu hissettirecektir. Geniş aile ona kendisinden daha büyük bir şeye ait olmanın güvenlik duygusunu verecektir.<br />
 Ancak, bütün geniş ailelerin olumlu etkisi olmayabilir. Bazı aile üyeleri olumsuz, gereğinden fazla eleştirel, yargılayan veya istismar eden ya da alkolik kişiler olabilirler. Eğer durum böyle ise, çocuklar bu kişilerle sık sık birlikte olmanın yararını göremeyeceklerdir. Onun yerine, çocuklarınıza bu kişileri sevmeyi, onlardaki iyi yönleri görmeyi ve aynı hatalara düşmemek için onların yanlışlarının farkında olmayı öğretebilirsiniz.<br />
 6. Her zaman misafirperver olun.Evinizi çocuklarınızın arkadaşlarının her zaman hoş karşılandığı bir yer olmasını sağlayın. Bu onların sağlıklı birer yetişkin olmalarına bir basamak oluşturur ve büyüdüklerinde bile gelmek isteyecekleri bir sığınak olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUKLARINIZI KUCAKLAMAK</span><br />
 <br />
 Çocukların, anababalann kucaklamasına ve sarılmasına artık ihtiyaç duymadıktan belli bir yaş var mıdır<br />
 Yetiştkinler de dahil herkesin kucaklanmaya ve dokunmaya ihtiyacı vardır, bu nedenle de çocukların böyle bir yaşa hiçbir zaman gelmediklerini düşünüyorum. Ama, artık okşanmaya ihtiyaçları kalmadığına ana-babalarını inandırdıkları dönemlerden geçtikleri de doğrudur. Ancak kendi kimliklerini ortaya koymakta çok zorlandıkları böyle dönemlerde bile, dokunulmaya ihtiyaç duyarlar. Sadece onu daha özel yerlerde ve değişik şekillerde isterler. Çocukların okşanmaya veya dokunulmaya en müsait oldukları saati bulun. Bu, genellikle yatma zamanıdır. Her çocuğunuza zaman ayırın. Değişik dokunuşlar deneyebilirsiniz - sırt ovma, baş kaşıma, alnını okşama veya bazen ufak bir gıdıklama olabilir. Yatağın yanına oturun, bir süre konuşun, ona bir şekilde dokunun ve yanından aynlmadan bir öpücük verin.<br />
 Bir çocuk dokunulmayı reddediyorsa bunun büyümenin normal bir parçası olduğunu anlamalıyız. Bunu kişisel bir reddetme olarak algılamayın. Sabırlı ve anlayışlı olduğunuz ve duygusal olarak onun ulaşabileceği bir yerlerde bulunduğunuz sürece, sıcaklık ve sarılmalar gidip gelecektir. Ama güven duygusu her zaman orada olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MAHREMİYET</span><br />
 <br />
 Çocuklarının mahremiyeti konusunda anababalara ne gibi önerileriniz olabilir<br />
 Anababalann, çocuklarının mahremiyet ihtiyacını ve yaşla nasıl değiştiğini anlayabilmelerine yardımcı olacak üç önemli faktör vardır. Birincisi çocuğun yaşıdır, ikincisi çocuğun kişiliği ve üçüncüsü ise o andaki genel ruh hali veya koşullardır.<br />
 Yaş. Altı-yedi yaşlarından önce çocukların mahremiyet ihtiyacı çok ender görülür. Üç-dört yaşlarına kadar, çocuklar her zaman bir yetişkinin görüş veya duyuş alanı içinde olma ihtiyacındadırlar. Ancak altı ya da yedi yaşlarından sonra, çocuk bağımsız bir birey olabilmek için biraz yalnız zaman geçirmeye ihtiyaç duymaya başlar. On-on bir yaşlarında, çocuğun bu ihtiyacı önemli ölçüde artar ve ergenlik yılları boyunca artmaya devam eder.<br />
 Kişilik. Bazı çocuklar çok dışadönüktürler ve çok az mahremiyete ihtiyaç duyarlar veya bunu gerçekten isterler. Öte yandan, içedönük bir çocuk yalnız başına zaman geçirmekten zevk alır ve buna ihtiyaç duyar.<br />
 Ruh hali ve koşullar. Mahremiyet ihtiyacı bazen doğrudan o andaki koşullar ve çocuğun ruh haline bağlıdır. Bazı çocuklar, kırıldıkları ve öfkeli oldukları zamanlarda, anababaların ilgisine, kucaklamasına ve rahatlatmasına ihtiyaç duyarlar. Bazılarının ise, biraz "mekân"a ihtiyacı vardır. Biraz sakinleşmeye ve duygularını tanımlamak için zamana gereksinim duyarlar. Anababalarının yaratıcılığını ve duyarlılığını isterler. Çocuğun öfkesinin veya incinmiş duygularının üzerinde düşünmesi için zamana ihtiyaç duymasını anlamak ve saygı göstermek çok önemlidir. Daha sonra, çocuğunuzun odasına gidip kapısını tıklatabilirsiniz ve biraz okşamaya veya konuşmaya hazır olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Eğer hâlâ değilse, belli aralıklarla odasına gidip hazır olup olmadığını kontrol edin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AŞIRI KORUMACILIK</span><br />
 <br />
 Anababalar çocuklarını aşın korumaktan nasıl uzak durabilirler<br />
 Yakın bir zamanda üçüncü sınıfa giden bir kız çocuğuyla çalışmam vardı. Yürürken bebek gibi adımlar atıyordu. Bebek gibi bir sesle konuşuyordu ve küçük bir çocuğun kelimelerini kullanıyordu. Çok parlak bir çocuk olmasına rağmen, diğer çocuklara uyum gösteremiyor ve onların hareketli oyunlarına katılmaya korkuyordu. Güvensiz ve devamlı| ağlayan mutsuz bir çocuktu. Bu çocuğun okuldaki sıkıntılarının nedenlerini irdeledikçe, annesinin kızının bebekliğinden çok zevk aldığını ve farkında olmadan onun devamlı küçük kalmasını sağladığını ve aşırı koruyarak, kendisi daha uzun bir süre bir bebeğe sahip olurken, kızına J da ciddi bir problem yarattığını anladık.<br />
 Aşın korumacı olduğunuzu düşünüyorsanız, yararlanabileceğiniz bazı öneriler:<br />
 • çocuğunuzun güçlü olduğu noktaları farkedin ve onları kullanmasına yardımcı olun<br />
 • kendi anababalık becerilerinize güvenin<br />
 • amacınızın çocuğunuzun bağımsızlığa ulaşmasında yol gösterici olmak olduğunu anlayın<br />
 • dikkatli sorular sorarak, çocuğunuzun iyi kararlar almasına ve onları uygulamasına yardımcı olun<br />
 • ona inandığınızı bilmesini sağlayın<br />
 • olumlu bir tutum içinde olun<br />
 Karşılaştığım aşırı korumacı anababalar genellikle ya kendileri de aşırı korumacı anababalar tarafından büyütülmüş ya da diğer aşırı uçta olup aşırı ihmal edilmiş olan kişilerdi. Diğer bazı durumlarda, ciddi bir hastalık veya kaza, anababanın böyle bir problemin tekrarını engelleme çabasıyla aşırı korumacı olmasına yol açmaktadır. Neden ne olursa olsun, aşırı korumacı olmadan da çocuğunu koruyan bir anababa olabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUKLARIN HAFIZA BANKALARI</span><br />
 <br />
 Psikoloji okuyan bir arkadaşım çocukların, o bilgiyi hemen anlamasalar ya da kullanmasalar bile, gördükleri ve duydukları her şeyi kaydettiğini söyledi. Bu beni çok rahatsız etti çünkü eşim de ben de öfkeli olduğumuzda kızlarımıza bağırıyoruz. Bunun nasıl bir etkisi vardır ve bunu nasıl telâfi edebiliriz<br />
 Çocuklar gerçekten de iyi veya-kötü deneyimlerini kaydederler. Ama özellikle de, mutlu veya acı veren duygusal olayları hatırlamaya daha eğilimlidirler. Ancak, öfkeli olmak ve bağırmak pek çok anababanın yaptığı bir şey, bu nedenle de sizi bu konuda ağır bir suçluluk duygusuna sokmak istemiyorum. Eğer öfkeniz çocuklarınızın problemlerini düzeltmeye yönelmiş ve sevginin oluşturduğu bir öfke ise, çok fazla endişelenmenize gerek yoktur. Çocuklarınızın geçmişleriyle ilgili olarak neler hissettikleri konusunda kaygılarınız varsa, onlara sorun. Size hemen cevap vereceklerdir.<br />
 Ancak, çocuklarınızı yoğun bir öfke duygusu yaşamadan düzeltmeyi öğrenmeniz çok önemlidir. Aşırı öfke zamanla korku ve daha sonra da isyan yaratır. Kendinize bir "mola" vermeyi öğrenin. Belli bir durumda çocuğunuzun öğrenmesi gereken ders her ne ise onun üzerinde biraz düşünün. Onu en etkili bir şekilde nasıl öğretebileceğinizi (örneğin, sakin, kararlı bir şekilde sonuçları ve yeri sınırlayarak) değerlendirin ve sonra da planınızı uygulamaya koyun.<br />
 Çok değerli bir sanat eserinde her zaman zıtlıklar vardır. Karanlık ve aydınlık, parlak ve soluk renkler o resmi gerçekten güzel yapar. Çocuklarınızın hayatına şekil verirken siz de bir eser yaratıyorsunuz. Hayatlarınızı dengeleyebilmek ve onlara gerçek kavramları öğretebilmek için mutsuzluk, öfke, mutluluk ve barış beraber olacaktır. Çocuklarınızla zaman zaman konuşmak, geçmişi gözden geçirmenize yardımcı olabilir. Küçüklüklerine ait bazı olayları hatırlatın - belki de tümüyle unuttukları zamanları. Bu hikâyeleri anlatarak ve nedenlerini açıklayarak, onlara geçmişlerini yorumlama fırsatı vermiş olursunuz. Böylece, disiplini oluşturanın sevgi olduğunu anlarlar.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SEVGİYİ ÖĞRETMEK</span><br />
 <br />
 Anababanın sunduğu temel bakım ve beslenmenin dışında, çocuk sevgiyi nasıl öğrenebilir<br />
 Sevgi, seven anababalar tarafından öğretilir - birbirlerini, kendilerini ve bebeklerini seven anababalar. bebeğin varlığı ile oluşan sıcak canlılık sevginin varlığıdır. Sevgi sadece yaşanmaz, öğretilir de ve anababalar sevginin öğretilmesi gereğini anlamalıdırlar. Çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması için sunulan sevecen bakım, çocuğun hayatında sevginin canlı tutulmasında çok önemli bir yer tutar. Sevgi, sert, öfkeli ve yüksek bir ses yerine, yumuşak ve sevecen bir ses tonu kullanılarak öğretilir. Sevgi, bir çocuğu aşağılamak, ders vermek veya küçük düşürmek yerine, onu sevecen ve olumlu sözcükler kullanarak yüreklendirerek öğretilir. Çocuk onu, sizin gözlerinizde görecek, sesinizde duyacak, dokunuşunuzda hissedecek ve tüm ilginizde farkına varacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KABUSLARIN NEDENİ</span><br />
 <br />
 Dört buçuk yaşındaki torunum gece kâbuslar görüyor. Eskisi kadar çok olmamakla birlikte, gündüzleri de sık sık ağlıyor.<br />
 Çocukların kâbusları sadece çocuk için değil, anababa için de çok rahatsız edicidir. Çocuklar ve anababalar uykularını alamadıkları zaman, yorgunluğun aile içinde büyük bir strese neden olduğuna tanık olmuşumdur. Aslında, pek çok durumda kâbusların da nedeni aşırı strestir. Bazen de beklentilerin çok yüksek olmasından kaynaklanır (okulda yüksek notlar almaya çalışan çocukların kâbuslar gördüklerini biliyorum). Çok sert cezalar veya çok büyük bir öfkeyle öngörülen sonuçlar çocuğun hayatında bazı problemler yaratabilir ve kötü rüyalar olarak ortaya çıkabilir. Yaşıtlarla olan ilişkilerdeki gerginlikler veya çocuğun kendi algılamaları sonucunda oluşan stres de kâbuslara neden olabilir.<br />
 Bunların yanı sıra, beli bazı fiziksel durumların yanı sıra hastalıklar da kâbuslara yol açar. Burundaki allerji veya astım nedeniyle nefes zorluğu çeken çocukların uykuları da huzursuz olur. Anababaların veya öğretmenlerin tutarsız davranışları çocukta kaygı ve sinir bozukluğuna neden olur ve çocuk bunları kâbuslarda görür.<br />
 Madalyonun öbür yüzünde ise şu vardır: Aşırı özgürlükler kaygı yaratır. Pek çok okul öncesi çocuk, yakın çevrelerinde özgürce dolaşabilirler. Ayrıca duygusal olarak da çok özgür bırakılmışlardır ve aile içinde çok az yakınlık vardır. Kendilerini geceleri kâbuslar görmeyecek kadar güvende hissedebilmeleri için, çocukların, duygusal samimiyet ve sıcaklığın yanı sıra, büyük miktarlarda okşanmaya ve fiziksel yakınlığa ihtiyaçları vardır. Çocuğunuzun özgürlüğü ile denetimini dengelemek çok önemlidir.<br />
 Çocukların duydukları veya gördükleri korkutucu deneyimler de kâbuslara neden olabilir. Akşam yemeğinde tartışılan bir haber veya televizyon programları çocuğun küçük kafasında korkutucu bir iz bırakabilir.<br />
 Tabii ki kâbuslar da her zaman kötü değildirler. Bazı rüyalar çocukların korkularından kurtulmalarına yardımcı olabilir ama bu rüyalar çocuğu korkutmaya başlarsa bir kısır döngü içine girilebilir. Bazı çocuklar süreklilik gösteren kâbusların korkusundan yatağa gitmek istemezler.<br />
 Nedenleri anlaşıldıktan sonra, kâbusların tedavisi oldukça kolaydır. Sadece, çocuğunuzun hayatındaki stresi azaltın. Özgürlüklerle beklentiler arasındaki o ince dengeyi sağlayın ve önemli bir faktör olduğunu düşünüyorsanız, cezalarınızın şiddetini düşürün. Oyun arkadaşlarının anababaları ile ya da size bilgi verebilecek herkesle konuşarak, onu korkutacak veya hayal kırıklığına uğratacak bir şey olup olmadığını öğrenin.<br />
 Bol bol koşulsuz sevgi verin. Çocukla daha fazla vakit geçirin, özellikle de akşamları hikâyeler okuyun, kucaklayın ve oyunlar oynayın. Böylece çocuğunuzun kendini güvende hissederek ve mutlulukla yatağa gitmesini sağlayın. Bir gece lâmbasını açık bırakmanızı ve gece korkunç bir görüntü alabilecek resimleri ya da gölge oluşturabilecek nesneleri odadan çıkarmanızı öneririm. Onu bir koruma duygusuyla sarın, onu şımartmazsınız. Ona mutlulukla büyümesi için ihtiyacı olan güven duygusunu vermiş olursunuz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUKLUKTA YAŞANAN ZNT</span><br />
 <br />
 Birisi üç buçuk, diğeri ise 18 aylık olan iki oğlumuz var. Bir süre önce dünyaya gelen bebeğimiz ölü doğdu. Büyük oğlumuz bebek konusunda gerçekten çok heyecanlanmıştı. Bebeğin karındaki hareketlerini ve kalp atışlarını hissediyordu. Bebeğin kaybı onda çok olumsuz etkiler yarattı. Altını ıslatmaya, uykusu ve yemekleri çok azalmaya ve beklenmedik tepkiler ve isyankâr davranışlar göstermeye başladı.<br />
 Bu ailede tam bir kriz durumu olmuş. Ölüm, geride kalanlarda yarattığı çaresizlik ve mutsuzlukla birlikte gelen en büyük kayıptır. Yetişkinler için ölümle başetmek çok zordur ve çocuklar için daha da zor olabilir. Eli-sabeth Kübler-Ross´un ve diğerlerinin tanımladığı gibi üzüntünün çeşitli aşamaları vardır. Önce, gerçekleşmiş olan olayın inkârı vardır. Daha sonra, kaybetme duygusu ve bu kayıptan dolayı öfke gelir. Bu durumu, üzüntüyle birlikte gelen mutsuzluk, acı, korku ve suçluluk duyguları izler. Zamanla da, iyileşme olur!<br />
 Aile bireylerinden birinin ölümünü yaşayan bir çocuk korku duygusunu da yaşar - büyüklerin ve kendisinin üzüntüsünün korkusunu; kendi yaptığı bir yaramazlığın cezasının bu ölüm olabileceği korkusunu; bir çocuk ölebiliyorsa kendisinin de ölebileceği korkusunu yaşar. Çocuk kesinlikle öfke duyacaktır ve öfkesi acısını ve korkusunu bastıracaktır. Aşağıdaki aşamaları bir çocuğun üzüntüsüyle başedebilmesine yardımcı olmak amacıyla kulanabilirsiniz:<br />
 Önce, mümkün olduğu kadar açıklama yapın. Çocuğun, bu ölümün kendi suçu olmadığını anlamasına yardımcı olun. Ölümü normal gibi göstermenize gerek yoktur çünkü bu aşamada çocuk buna inanmayacaktır ve öyle hissetmeyecektir.<br />
 İkinci olarak, dürüst olun. Bu aşamada, hem çocuğun duyguları, hem de kendinizinkilerle ilgili tüm cevaplara sahip olmadığınızı itiraf edin.<br />
 Üçüncü olarak, endişelerini gidermeye çalışın. Çocuğunuzun, geri dönüşler gösteren veya olumsuz olan davranışları olsa bile, onu sevdiğinizden ve kabul ettiğinizden emin olmasını sağlayın. Onu şımartın ve sık sık onunla birlikte olarak onu rahatlatın.<br />
 Dördüncü olarak, kendisini uygun bir şekilde duygusal olarak ifade etmesi için onu yüreklendirin. Korku, öfke ve suçluluk duygularını mümkün olursa kelimelere dökmesine veya bir yastığı yumruklayarak ya da ağlayarak ifade etmesine yardım edin. Onunla birlikte ağlayın ve onu rahatlatın.<br />
 Ve evet, çocuğunuzun ziyaretlere ve/veya cenazeye katılmasını sağlayın. Cenazede bulunmak üzüntüyü ifade etmenin bir yoludur. Orada olup ölen insanın nerede olduğunu görmek üzüntülü dönemin daha somut bir şekilde sona erdirilmesini sağlar.<br />
 Üzüntü ve kayıplar hayatın gerçekleridir. Siz de, çocuğunuz da bununla başetmeyi ve onu beraberce aşmayı öğrenmelisiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ANABABA VE ÇOCUK ARASINDAKİ FARKLILIKLAR</span><br />
 <br />
 Anababa ve çocuk arasındaki kişilik farklılıklarından ne gibi aile problemleri oluşabilir<br />
 Pek çok problem gelişebilir. New York´lu bir çocuk doktoru yıllar önce anababaları ve doğumlarından itibaren çocukları incelemeye başlamıştı. Yıllar boyunca pek çok kişiyi izledi ve bulguları üzerinde düşünmeye değer nitelikte. Örneğin, sakinliği, huzur ve sessizliği seven bir annenin her konuda enerjik bir çocuğu vardı ve annenin doğduğu andan itibaren bu çocukla problemleri olmuştu. Hayatları boyunca süren ve etkileri ciddi boyutlara ulaşan kırgınlıklar oluşmaya başlamıştı. Diğer yandan, son derece enerjik ve hareketli bir annenin sakin ve içedönük bir çocuğu olabilirdi. Bu anne böyle bir çocukla sabırsız ve sıkıntılı olabilir ve ailede uyumsuzluklara neden olacak farklılıklar ve kırgınlıklar yaratmaya başlayabilir.<br />
 Anababalar genellikle bebeklerini kucaklamak ve okşamak isterler ama bazı bebekler bundan hoşlanmazlar. Kıpırdanıp sertleşirler ve annelerinin kollarında rahatlayıp doğru düzgün oturmazlar. Böyle bir durum kırgınlık yaratabilir. Anne kendisinin bir eksikliği olduğunu ya da bebeğin onu sevmediğini düşünmeye başlar. Farkında olmadan, düşmanlıklar ve güç mücadeleleri başlayabilir ve bu da anne ve çocuk arasında daha sonraları ciddi problemlerin oluşmasına neden olabilir. Tanıdığım bir anne, annelik yıllarını kandırılmışlık duygusu içinde geçirmişti çünkü rüyalarındaki uysal bebeğe sahip olamamıştı!<br />
 Aile olarak uyum içinde yaşayabilmek için bazı basit kurallar: Çocuğunuza karşı olumsuz duygularınızı tanımlayın. Kime benziyor veya sizin için problem yaratan ne yapıyor Size hatırlattığı insanla barışık olmaya çalışın (ya da eski eşinizi hatırlatıyorsa, öfkenizi ve üzüntünüzü yenmeye çalışın) ve bu özelliklerin çocuğunuza sunulmuş bir ödül olduğuna inanmaya çalışın.<br />
 Daha sonra, onu olduğu gibi kabul etmeyi ve sevmeyi öğrenin. En iyi şekilde kabul edebileceği ve ihtiyacı olan ilgi ve sevgiyi çocuğunuza koşulsuz olarak verin. Onu kabullendikçe, onun değeri ve başarıları ile ilgili umutlar oluşmaya başlayacaktır. Çocuğunuzun geliştiğini ve hem sizin, hem de onun beraberce büyüdüğünüzü göreceksiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KABULLENME VEYA UMUT ETME</span><br />
 <br />
 Anababaların çocuklarıyla ilgili hayalleri ve beklentileri olması iyi değil midir<br />
 Bilinçli veya bilinçsiz olarak, anababa olarak hepimizin çocuklarımızla ilgili hayalleri vardır. Bu umut ve rüyaların bir kısmı kendimizin büyürken kaçırdığı fırsatlarla ilgilidir. Ya da kendimizin geçmişte yaşadığı heyecanlı ve mutlu anları onların da yaşamasını isteriz. Kaynağı ne olursa olsun, hayallerimizin çocuklarımız için tahammül edilemez bir sıkıntı haline gelmemesine dikkat etmeliyiz, çünkü bunun sonucunda ciddi problemler ortaya çıkabilir.<br />
 Bir futbol sahasına çıktıklarında ezilip gidecek kadar küçük olan oğullarının güçlü adaleli bir futbol oyuncusu olmasını isteyen babalar tanıyorum.<br />
 Bu nedenle anababalar imkânsız düşlerin sonunda yaşayabilecekleri hayal kırıklıklarını, gerçekçi olarak ve çocuğun özelliklerine ve ilgilerine uygun düşler oluşturarak önleyebilirler. Her çocuğun kendine özgü bazı özellikleri vardır ve anababanın düşü bu eşi olmayan özelliklerin ve bireysel becerilerin keşfedilmesine yardımcı olmak ve çocuğun sahip olduklarına değer vermek olmalıdır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AİLEDEKİ TRAVMALAR VE ANABABA ZİYARETLERİ</span><br />
 <br />
 Bebeklerine baktığım ailede yakın bir zamanda bir boşanma yaşandı. Biri iki yaşında, diğeri dört yaşında iki çocukları var ama ben büyük olanla ilgili olarak yazıyorum. Annesiyle ilgili olarak devamlı kâbuslar görüyor. Anne küçükken onu çok dövüyordu. Şimdi çocuklar ayda bir saat annelerini ziyaret ediyorlar, ama dört yaşındaki onu görmek istemiyor. Oraya gidince tekmeleme ve çığlıklar atarak yumruklama davranışları gösteriyor ve hem ziyaretten önce, hem de sonra başedilmesi zor bir çocuk oluyor.<br />
 Çocuk istismarındaki yaygınlık nedeniyle, ailelerin pek çoğu benzer durumlarla başetmek zorunda kalıyor. Çocukların korunmaya ve güvenceye ihtiyacı vardır ve bu çocuğun da annesinin onu bir daha incitemeyeceğini bilmesi gerekmektedir. Belki de bir saat üzerinde, orada kalacağı sürenin ne kadar olduğu ona gösterilirse bir yardımı olabilir. Eğer zamanı dolduğunda, oradan ayrılabileceğini bilirse, kendisini daha güvende hissedebilir ve korkusu azabilir. Eğer ziyaretler denetlenmiyorsa, annenin bu kısa sürede çocuğa korkulu dakikalar yaşatmadığından emin olmak için belki de bu yapılmalıdır. Ve bu durum devam ederse, çocuğa ziyareti reddetme hakkı verilmelidir. Bu durum üzerinde biraz kontrolü olduğunu bilmeye ihtiyaç duymaktadır çünkü annesi onu incitirken şüphesiz kendini çok güçsüz hissetmişti.<br />
 Bu çocuk büyüdükçe, babasının ona annesi hakkında bilgi vermesini öneririm. Belki geçmişiyle ilgili biraz bilgi (eğer o da istismara uğradıysa, bu ayrıntılara girmeden) verilirse, annesinin neden öyle davrandığını anlamasına yardımcı olabilir. Böyle bir yaklaşım, annesinin hırçınlığının kendisinin kötü bir çocuk olması ile bir ilgisi olmadığını da açıklayabilir.<br />
 Biraz garip gelebilir ama, çocuğun annesini ziyarete giderken bir demet çiçek ya da küçük bir hediye götürmesi akıllıca olabilir. Çocuklar hediye vermeyi severler ve bu onların kendilerini güçlü hissetmelerini sağlar. Güçlülük (ya da kontrol) duygusu bu çocuğun ihtiyacı olan duygudur. Ayrıca annenin de çocuğa daha sevecen yaklaşmasına neden olabilir, istismarına rağmen, belki de çocuğu görmek istemektedir ve kendine göre sevmektedir.<br />
 Babanın ve bakıcının çocuğu geçmişteki, şu andaki ve gelecekteki korkuları hakkında konuşturmaları gerekmektedir. Korkularının yanı sıra öfkesini de kelimelere dökmesi, içindeki baskı ve gerginliği azaltabilir ve geçmişte yaşadığı olumsuzlukları yenmesini sağlayabilir.<br />
 Belki de bu çocuk kâbuslar gördüğü için şanslı sayılır çünkü rüya ve kâbuslar yardımıyla bazı korkulardan kurtulmanın mümkün olduğuna; inanıyoruz. Babanın ya da bakıcının geceleri uyandığında bu çocuğu kollarına almalarını öneririm.Onu rahatlatmalı, mümkünse uyandırıp rüyasında gördüklerini anlatmasını istemelidirler. Onu yatağına yatırmadan önce güvence vermeli ve daha sonra rüyası hakkında konuşup bu korkuları konusunda artık endişelenmemesi gerektiğini söylemelidirler. Bu çocuğun yaralarını iyileştirecek olanlar, rahatlatma güvence, yüreklendirme ve sevgidir.<br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
 DiSiPLiN VE EĞİTİM<br />
 TUTARSIZLIK</span><br />
 <br />
 Ailemizin kuralları konusunda anlaşamadığımız zamanlarda, çocuklarımızın disiplinindeki tutarsızlığımızı önlemek için eşim ve ben neler yapabiliriz Tutarsızlıklar çocuklarımızı nasıl etkiler<br />
 Olacakları önceden kestirebilme gereksinimi çocukların en temel duygusal ihtiyaçlarındandır. Ama mantıklı olarak ortak bir noktaya ulaşmadan tutarlı olmanız mümkün değildir. Artık bunu yapmanın zamanı gelmiş. Bir uzlaşmaya varana kadar karşılıklı konuşun ve anlaşın. Bir danışmanın yardımını gerektiriyorsa, bunu almaktan çekinmeyin. En azından temel kurallarınızda birleşmelisiniz. Çocuk yetiştirmede en iyi sonuçlar açık, mantıklı ve anlamlı kuralların her gün tutarlılıkla verilmesiyle elde edilir.<br />
 Eğer küçük anlaşmazlıklar yaşanıyorsa, bu tartışmalarınızla çocuklarınıza dürüst olmayı, birbirini severek de karşı görüşlerde olunabileceğini ve olumlu bir uzlaşmaya ulaşabilmek için yapıcı bir tartışmanın nasıl yapılacağını öğretebilirsiniz. Ancak önemli konulardaki anlaşmazlıklar, çocuğun durumu kendi çıkarları için kullanmasına neden olabilir. Tanıdığım bir ailede çocuk istediği her şey için babasına gidiyordu çünkü babanın anneden daha yumuşak bir yaklaşımı vardı. Bu durum aile bireyleri arasında içerlemelere, suçluluk duygusuna ve korkuya neden oluyordu.<br />
 Eşlerin aile içindeki tutarlılığı sağlayabilmelerine yardımcı olacak bazı ipuçları aşağıda verilmiştir: Önce, ulaşmayı istediğiniz amaçlan çocuklarınızla birlikte saptayın. Onun nasıl davranmasını istiyorsunuz Onun hayatta neleri başarmasını istiyorsunuz Bu amaçları düşünmek sizi birleştirebilir çünkü bütün anne ve babaların çocukları için her şeyin en iyisini istediklerine hiç şüphe yoktur.<br />
 Bu amaçları belirledikten sonra, onlara ulaşmanın yöntemlerini saptayın. Bu, aileniz için bazı temel yöntem ve kuralları belirlemeniz anlamına gelir. Ayrıca, üzerinde konuştuğunuz özellikleri ve değerleri öğretmek ve çocuklara model oluşturmak anlamına gelir. Her bir kuralı annenin mi, yoksa babanın mı daha iyi uygulatacağına karar verin. Bazı durumlarda anne daha etkili olabilir, bazılarında ise baba. Herkes kendi iyi olduğu alanda önderlik etmelidir ama birbirinizi tutarlılıkla ve bu- J tünlük içinde desteklemelisiniz. Tutarlılık için uğraşmak çok kolay bir iş; değildir ama mücadeleye değer.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">POPOYA ATILAN ŞAPLAK</span><br />
 <br />
 Bazı çocuk gelişim uzmanları anababaların çocuklarının popolarına bir şaplak atmasına karşı çıkarlar. Bazıları ise, buna izin verilebileceğini söylerler. Siz ne düşünüyorsunuz<br />
 Yıllar önce en sevecen anababaların bile, stres altındayken ceza ile istismar arasındaki ince çizgiyi aşabildiklerine tanık olmuştum. Bu, çocuğa bir şaplak atma ile ilgili tutumumu yeniden gözden geçirmeme neden olmuştu.<br />
 Burada size sevdiğim bir hikâyeyi anlatmak istiyorum. Babasının koyunlarını otlatan bir kız vardı. Yanlış bir otlağa giderlerse ölebilirlerdi. Kızın görevi de sürekli olarak uyanık kalmaktı. Koyunlardan biri yanlış bir otlağa yönelirse, onu sopayla yavaşça dürtüklerdi. Onu ait olduğu yere geri getirmek ufak bir dürtüklemeyle mümkün oluyordu. Vurmak ve dayak hem işe yaramıyordu, hem de öfke yaratıp bir saldırıya neden olabilirdi.<br />
 Çocuklarla sürdürdüğüm elli yıllık çalışmalarım boyunca, bu felsefenin başarısızlığa uğradığını çok ender olarak gördüm: Anababalar da her zaman uyanık olmalı ve çocuklarını güvenli otlaklara kararlılıkla ve sevgiyle yöneltmelidirler.<br />
 Eğer bir çocuğa bir şaplak atıp atmamayı değerlendiriyorsanız, kendinize şunları sorun:<br />
 1. Çocuğumun hayat ve hatalardan kaçınma konusunda neler öğrenmesini istiyorum (Başka bir deyişle, ne yapmaya çalışıyorum Bunu vurarak yapabilir miyim )<br />
 2. Bu dersleri çocuğumun öğrenmesini sağlayacak en az acı verici sonuçlar nelerdir (Katı anababalar, genellikle çocuğu gereğinden fazla cezalandırma hatasına düşerler. Genellikle, az bir ceza yeterli olur.)<br />
 3. Tutarlı bir yönlendirmeyi nasıl sağlayabilirim<br />
 Bence, çocuğa yumuşak ama kararlı sınırlamalar koymanın, molalar vermenin ve çok değerli bazı ayrıcalıkların elinden alınmasının yanı sıra, sizin uygun kınamalarınız ve sınırlandırılmış ilginiz, bir şaplağa duyduğunuz gereksinimi ortadan kaldıracaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞUN POPOSUNA VURMAKTAN NASIL KAÇINABİLİRSİNİZ</span><br />
 <br />
 Oğlumuz 4 yaşlarında ve artık poposuna vurmayı bir ceza olarak daha az kullanmaya çalışıyoruz. Daha önceleri ona hemen her gün vuruyorduk. Ancak bu yöntemden uzaklaşmamız biraz zor oluyor çünkü başka hiçbir şeye tepki vermiyor gibi gözüküyor.<br />
 Tabii ki yanlış bir davranıştan sonra acı çekmek suçluluk duygusunun hafiflemesine neden olabilir. Ama genellikle de vurmak çocuğun yanlış davranışını değiştirmez. Sadece çocuğun bir dahaki sefere öyle davranmakta kendisini özgür hissetmesini sağlar!<br />
 Benim annem ve babam çok katı insanlardı. Babam ailedeki tek otoriteydi ve ona itaat etmemiz gerekirdi. Ancak bütün hayatım boyunca sadece iki tane şaplak yediğimi hatırlıyorum. Bir çocuğun her gün poposuna bir şaplak yediğini duyduğum zaman çok üzülüyorum, çünkü bu ailede büyük bir gerilim ve olumsuz duygular olduğunu biliyorum.<br />
 İyi bir disiplin için anababa yaratıcı olmalıdır. Bir keresinde babam gece yarısı beni kaldırıp, soğukta dışarıya çıkmamı ve gündüz hava daha sıcakken yapmam gereken bir işi yapmamı istemişti. Bu bana çok önemli bir ders oldu. Bana elini bile sürmemişti ama ben mesajı almış ve sorumsuz davranışımı değiştirmiştim. Bu olay, yaratıcı disipline iyi bir örnek olacaktır. Bir çocuğa fazladan iş yaptırmak, yaptığı dağınıklığı toplamasını ya da kırdıklarını tamir etmesini (en azından çabalamasını) sağlamak, poposuna vurulduğunda öğrendiğinden daha önemli şeyler öğretecektir.<br />
 Yanlış bir davranışının ardından, sizin ona uyguladığınız bir sonuçtan zevk alıyor gibi gözükmesinin hiçbir önemi yoktur. Bir iskemlede oturmaktan nefret etse bile, işe yaramadığını size göstermek için eğleniyor gibi gözükebilir. Böylece siz de onun istediği cezayı vereceksiniz - bir şaplak! Eğer odasına gönderdiğiniz çocuğunuz orada durmuyorsa, oradan her çıktığında onu geri götürmeye devam edin ve "Mola süresi sen odanda oturduğunda başlayacak" deyin. Sonunda pek çok kez tekrarladıktan sonra, ciddi olduğunuzu anlayacak ve odasında oturacaktır.<br />
 Mola ile ilgili genel kural, çocuğun her yaşı için bir dakikadır. Ancak ben daha çok sevdiğim bir kuraldan söz etmek istiyorum, çünkü böylece çocuk yaptığının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacaktır. Çocuğunuza şunu söylemelisiniz: "Bana şu üç şeyi söyleyene kadar mola devam edecek,<br />
 1. yaptığın yanlıştı<br />
 2. bunun yerine ne yapmalıydın<br />
 3. bir dahaki sefere nasıl doğru davranabilirsin."<br />
 Bu başvuracağınız tek disiplin yöntemi değildir. Çocuğun evden çıkmasını yasaklamak, televizyon seyretme süresini kısıtlamak, yatağa her zamankinden daha erken göndermek veya evde fazladan işler yapmasını sağlamak çocuğunuza bazı davranışlarını hoşgörüyle karşılamayacağınızı öğretmek için uygulayacağınız yollardan sadece bazılarıdır.<br />
 Uyguladığınız bazı sonuçların yeterince ciddi olmadığı hissine kapılmayın. Eğer çocuk bir şeyi kırarsa ve onu temizlemek zorunda kalırsa, özellikle kırılan çok pahalı veya anılarla dolu bir eşya ise, cezanın yeterli olmadığını düşünebilirsiniz. Sonradan temizlemesini sağlayarak,çocuğunuzun yaptığı hatayı düzeltmesine imkân vermiş olursunuz. Bunu tutarlılıkla tekrarlarsanız, daha dikkatli olmaya başlayacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞA BÜYÜKANNE BAKTIĞI ZAMAN</span><br />
 <br />
 Eşim ve ben çalıştığımız için küçük çocuklarımızı gündüzleri büyükanneleri ile bırakıyoruz. Ancak onun bizden çok farklı bir disiplin anlayışına sahip olduğunu keşfettikçe çok zorlanıyoruz. Ne zaman çocukların bir davranışını düzeltmeye kalksak, "ama büyükannemiz yapmamıza izin veriyor" diyorlar. Ne yapmamızı önerirsiniz<br />
 Torunlarına bakan büyükannelerin iki yönlü bir rolü vardır. Hem büyükanne, hem de bakıcıdırlar. Siz anababalar olarak bunu anlayışla karşılamaksınız.<br />
 Çocuklar durumdan yararlanma konusunda doğuştan becerikli olduklarından, sizi pes ettirme yollarından birinin büyükannelerinin sözlerinden alıntı yapmak olduğunu anlamaları fazla zaman almamıştır. Bu yüzden onların sözlerini biraz şüpheyle karşılamaksınız.<br />
 Bu problemleri çözmeniz için bazı öneriler verebilirim. Önce, büyükanneyle sevecen fakat açık bir konuşma yapın. Çocuklarla ilgili değerlerinizin ve amaçlarınızın neler olduğunu açıkça anlatın. Bunlara ulaşmanız için yardımını ve işbirliğini isteyin. Onun bakıcılık yaparken aynı zamanda büyükanne olmak istediğini anlamasına yardımcı olun ve çocuklarınızın ihtiyacı olan disiplini ve kuralları uygulayabilmenize yardımcı olmasını isteyin. Ancak o yine de büyükanne olduğu için sonuçlar sizin istediğiniz gibi olmayabilir. Problemin diğer ucundakiler üzerinde de çalışmalısınız. Diğer bir deyişle, çocuklarınıza büyükannelerin torunlarını biraz şımartma hakkına sahip olan özel kişiler olduklarını ama evdeki kuralların farklı olduğunu anlatın. Ayrıca, anababaların çocuklarını şımartmayı istemediklerini ve çocukların da büyükannelerin sevgi ve düşkünlüklerini suistimal etmemeleri gerektiğini söyleyin.<br />
 Sanırım büyükanneye içerlememeye ve onu kıskanmamaya dikkat etmelisiniz. Çocuklarınızın anababası her zaman siz olacaksınız. Onların saygısını ve sevgisini kazanabilirsiniz ve büyükannenin sunduğu hizmetten zevk almaya çalışabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AÇGÖZLÜLÜK</span><br />
 <br />
 Kızımın doğum günlerinde ya da diğer özel günlerde arkadaşlarımızdan ve akrabalarımızdan hediye istemesini nasıl engelleyebilirim Bundan çok utanç duyuyorum ve istemenin uygun olmadığını düşünüyorum.<br />
 Genel olarak doğru davranışı kazandırmak birkaç basit adımda mümkündür. Bu aşamaları uygulamak daha zordur. Anababalann çok basit,açık ve kesin bir kural oluşturmalarını öneriyorum. Bu kural "... yapmayacaksın" demek. "Keşke istemesen" ya da "Büyükannenden hediye istememelisin" yerine daha açık bir ifadeyle ve empatiyle "Hediye´,´ istemeyeceksin" demeleri gerekir. Bu kadar açıkça ifade edilince çocuk gerçekten ne kasdettiğinizi anlayacaktır. Çocukla aranızdaki temel ilişkiyi sevgi dolu ve olumluluk içinde devam ettirin. Böyle bir ilişki, hangi kuralı koyarsanız koyun, çocuğun sizinle işbirliği yapması için onu yüreklendirecektir.<br />
 Çocuğunuzun kuralı bozması durumunda uygulayacağınız bir sonuç belirleyin. Örneğin, bir teşekkür notu yazıncaya veya başka bir koşulu yerine getirinceye kadar hediyeyi kendisine vermemek gibi.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SINIRLARI GENİŞLETMEK</span><br />
 <br />
 Gelecekte karşılaşabilecekleri ergenlik dönemi isyankârlıklarıyla ilgili kaygılan olan anababalara ne tavsiyelerde bulunabilirsiniz<br />
 Vereceğim tavsiye kısa bir süre önce dinlediğim bir hikâyeyle ilgili ola-çak. Bu hikâye, çok iyi bir geliri olan tam günlük iyi bir işte çalışan 22 yaşındaki bir adamla ilgili. Hâlâ anababasıyla birlikte yaşamakta ve nereye giderse gitsin akşam en geç 10:30´da evde olması beklenmektedir. Evleninceye kadar ayrı bir eve çıkmasına da izin verilmemektedir ve daha evliliğe hazır değildir, işte, ona 22 yaşındaki bir erkeğin sahip olması gereken normal bir özgürlüğü bile tanımayan aşırı koruyucu bir ailesi olan genç bir adam.<br />
 Akıllı bir anababa, çocuğunun yeni bir gelişim ve sorumluluk durumuna hazır olup olmadığını izler ve onu buna yönlendirir. Eğer bir anababa, çocuğu bazı sorumlulukları kazandığı için ve onun istemesine fırsat vermeden ona yeni özgürlükler sağlarsa, çocuk çok ender olarak isyan eder. Çocuğunuzun büyümeye ve ufkunu genişletmeye hazır olduğunun farkında olduğunuz sürece gereksiz ergenlik isyanlarını da engellemiş olursunuz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KENDİNİ KONTROLÜ ÖĞRETME</span><br />
 <br />
 Bazen kendini kontrol çocuğun içinden gelen doğal tepkilere karşı gelebilmektir. Böyle bir kontrolü çocuklara öğretmenin mümkün olup olmadığını öğrenmek istiyorum.<br />
 Kendini kontrol etmeyi öğretmenin aşamaları çok zor değildir. Ana-babalar için zor olan bunu öğretmeyi hatırlamaktır. Amacınızı çok net olarak ortaya koymalısınız: O andaki duyguların etkisiyle patlama içgüdüsünü yenebilmeyi öğretmek.<br />
 Bir kere amaç belirlendikten sonra, artık ona ulaşmak için bir yol çizmeniz gerekir. Eğer çocuğunuzun duygularını kontrol etmeyi ve ifade etmesini öğrenmesini bekliyorsanız, bu süreç içinde onu sürekli olarak yönlendirmelisiniz. Ancak bu duygularını saklamayı öğretmemeniz gerektiğini vurgulamalıyım. Öfkesini veya korkusunu ifade etmesi gereklidir ama bunu yıkıcı değil daha kontrollü bir şekilde yapmayı öğrenebilir. Bu süreç üç aşamadan oluşur:<br />
 1. Duygularınızı sözlere dökün.<br />
 2. Neden böyle hissettiğinizi açıklayın.<br />
 3. Problemle ilgili olarak ne yapacağınızı belirleyin.<br />
 Çocuğunuza duygularını ifade edebileceği kelimeleri öğretin. Birkaç kez ona bu şekilde yaklaştıktan sonra, onu yalnız başına deneyebilmesi için bırakın ve ne kadar başarılı olduğunu görün. Başarılarını alkışlayın ve unuttuğu zaman ona hatırlatın.<br />
 Anababalar bu davranışlara model oluşturmalıdırlar. Bu, çocuklarınıza kontrollü olmayı öğretmenin bir yoludur ama siz öfkeden çıldırmış bir hale gelmemelisiniz. Sizin oluşturduğunuz örnek bütün yöntemlerin en etkilisidir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOK İNATÇI ÇOCUK</span><br />
 <br />
 6 yaşında çok inatçı bir oğlum var. Çok sevecen ve verici olabiliyor ama devamlı olarak bizim otoritemizi zorluyor ve istediği şekilde davranmakta çok kararlı. Bize yardımcı olabilecek önerilerinizi bekliyoruz. Onu nasıl terbiye edebiliriz<br />
 Her inatçı çocukuğun bir inatçı anababası olduğunu ve bunun da kaçınılmaz olarak güç mücadelelerine neden olduğunu bilmelisiniz. Bu tür güç mücadelelerinde,neyin doğru olduğu gerçeğini gözden kaçırır,kimin haklı olduğu ile ilgileniriz.<br />
 O zaman bu inatçı çocuğa birşeyler öğretmek için neler yapmalısınız<br />
 Bir plan geliştirin. Beraberce (evet çocukla birlikte) oturup ne tür davranış beklentileriniz olduğunun kısa bir listesini yapın. Elinden gelen çabayı gösterdiğinde ne olacağını (bir ödül olacak mı ) ve hiç çaba göstermediğinde ne olacağını (olumsuz bir sonuç olacak mı ) saptayın. Bence doğal sonuçlar -çocuğun davranışlarının oluşturduğu sonuçlar durumların çoğunda en iyi olanlardır (popoya atılan bir şaplaktan çok daha etkilidirler).<br />
 Her defasında bir tek konuyla ilgilenin ve onunla ilgili uyum sağladıktan sonra diğer çatışma alanını ele alın. Bir konuyla ilgileneceğiniz zamanı akıllıca belirleyin. Bir hafta sonu ya da yaz tatili gibi bol bol zaman ve enerjiniz olduğu bir dönem seçin. Tartışmaktan kaçının ve planınıza sadık kalın.<br />
 Sonuçlar belirleyin. Örneğin, televizyon seyretme veya oyun oynama gibi bazı ayrıcalıkların kaybedilmesi. Çocuğunuz için önemli olan her şey onu problemlerini düzeltmenizde size yardımcı olmaya motive edecektir. Kararlı olun. Vazgeçmeyin. Çocuk ilgisiz, öfkeli veya üzgün de olsa, siz kararlı ve tutarlı olun. Çocuğunuz kontrolün sizde olduğunu öğrendikten sonra vazgeçecek ve bir dahaki sefere işiniz daha kolay olacaktır. Ona mümkün olduğu kadar çok olumlu pekiştireç verin ve onu ne kadar çok sevdiğinizi hatırlatın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TALEPLERİNİZİ AÇIKLAYIN</span><br />
 <br />
 3 yaşında bir oğlumuz var. Annesi veya ben ona bir şeyi yapamayacağını söylediğimizde, onu ikna etmeye veya açıklamalar yapmaya ne kadar gerek var Sadece biz öyle söylediğimiz için, onun belli bir şekilde davranmasını istemek ne derece doğru<br />
 Sanırım bu babanın gerçekte sormak istediği, çocuğuyla ilgili olarak ne kadar otoriter olması gerektiği. Otorite, anlaşılması gereken önemli bir kavramdır. Bana göre, otorite sadece mantıklı, adil ve ilgilendiren herkese uygun olduğu zamanlarda geçerli olabilmektedir. Otorite kesinlikle anababaların gücüne ve zekasına dayanır. Ama eğer bu akılcılık çocuğa açıklamalar yoluyla aktarılamazsa, çocuk büyük bir olasılıkla disipline tepki gösterir.<br />
 iyi bir disiplin, yaşamak için gerekli olan doğru prensipleri öğretir. Bu temel prensipler her küçük olaya da uygulanabilir. Bizim ailemizde, birbirimizi fiziksel ya da sözlü olarak incitmeyeceğimize ilişkin bir kural vardı. Bu nedenle "Vurmak yok, saç çekmek yok, tekme atmak yok, çimdiklemek yok" gibi bir dizi kural koymaya gerek kalmamıştı.<br />
 Bu kurallar bir kez konduktan ve açıklandıktan sonra artık çok az miktarda başka açıklamaya ihtiyaç olacaktır. Çocuğunuzla bu konuda tartışmaya girmeyin. Çok basit bir açıklama yeterli olacaktır. Bundan sonra da "bunu yap" şeklindeki kararlı bir tutum olumlu bir otoriteyi gösterir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEDBİRLİ OLMAYI ÖĞRETMEK</span><br />
 <br />
 Her çocuğa öğretilmesi gereken tedbirlerden bazıları nelerdir<br />
 Birkaç tane öğretilebileceğiniz vardır ama çocukların belli bir temkinli olma duygusu ile doğduklarını söyleyebilirim. Çocuklar yüksek ses ve düşme korkusu ile doğarlar ve anababalar da bütün hayatları boyunca bu içgüdüsel korkuya, doğru bir yargılama ve sağlıklı bir tedbirlilik boyutunu kazandırabilirler.<br />
 Kronolojik sırayla gidersek, bir çocuğa ilk öğretilecek tedbir fiziksel tehlikelere karşı uy atılmasıdır. Yürümeye başlayan çocuklara, yakınında bir büyük yokken, caddelerden, arabalardan, yüksek yerlerden, sıcak nesnelerden ve sudan uzak durması öğretilmelidir. Arabada tek oturabilecekleri yerin araba koltuğu olduğunu öğrenebilirler. Biraz daha büyüdükçe ve dolapların kapaklarındaki kilitler kaldırıldıkça, yuva çağı çocuklarına bazı ev malzemelerinin zehirli olduğu öğretilebilir. Ayrıca kendi emniyet kemerlerini bağlamayı ve bunu arabaya her bindiklerinde yapmayı öğrenebilirler. Okul çağı çocukları bisikletle ilgili güvenlik tedbirlerini (özellikle başlık takmayı), sudaki güvenlik konusunu (banyoda bile) ve evde yalnız kaldıklarında bilmeleri gereken güvenlik tedbirlerini öğrenebilirler. Bunların dışında daha pek çok güvenlik konusu düşünebilirsiniz. Çocuğun yaşı dikkate alınarak, çocuğa hepsi öğretilebilir.<br />
 Çocuğunuza, siz orada olsanız da, olmasanız da güvenlikle ilgili önlemleri dikkate almasını öğretmenizi şiddetle tavsiye ederim. {<br />
 Öğretilmesi gereken diğer bir konu da doğal afetlerle nasıl başa çıkılacağıdır. Benim ülkemde, fırtınalar çok tehlikeli olabilir, yıldırımı insanları öldürebilir. Bu yüzden çocuklara böyle bir durumda nerelere saklanmaları gerektiği öğretilmelidir. Bazı yerlerde, deprem, çığ veya toprak kayması şeklinde bazı tehlikeler olabilir ve çocuklar güvenli bit J yere gitmeyi öğrenmelidirler. Evlerde güvenlikle ilgili öğrenilmesi gereken konu yangından korunmadır.Kısa bir süre önce, evleri tamamiyle yandığı halde, evden güvenle nasıl çıkacaklarını bildikleri için tüm aile fertlerinin kurtulduğu bir yangın olmuştu<br />
 Ne yazık ki, günümüz dünyasında çocuklarımıza yabancılardan, okuldaki problem çocuklardan ve hatta onlara uygunsuz bir şekilde dokunmaya çalışan komşu ya da akrabalardan sakınmalarını öğretmek zorundayız. Çocuklarınıza akıllıca bir yargılama yaparak tedbirli davranmalarını ve her şeyi sizinle konuşmalarını öğretin. Hayatlarındaki bazı olası üzücü olayları önlemiş olursunuz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SONUÇLAR</span><br />
 Yalan söyleme ve kötü konuşma ile ilgili olarak nasıl bir disiplin ve sonuçlar önerirsiniz<br />
 İlk önce, çocuğunuzun neden yalan söylediğini veya küfrettiğini keşfedin. En önemli nedenler, arkadaşlarının ilgisini çekmek, belli görevlerden kaçınmak veya kendini önemli hissetmektir.<br />
 Küfreden veya yalan söyleyen çocuk hemen her zaman güvensizdir ve sağlıklı bir özgüven eksikliği içindedir. Şöyle bir geri durup kendi ana-babalığınızı değerlendirdiğiniz zaman, çok katı, belki de biraz tutarsız olduğunuzu (bazen yalanlara göz yumduğunuzu) ve verdiğiniz cezaları sevgi ve yakınlıkla dengelemediğinizi farkedebilirsiniz.<br />
 Disipline başlayın, sonra da ihtiyaca göre yaklaşımlarınızı değiştirerek kararlı ve tutarlı olun ama sevecen ve yumuşak tavranızı sürdürün. Eğer bunu devam ettirirseniz, çocuğunuz yumuşaklıkla daha etkili bir şekilde öğrenecektir.<br />
 Yalanı hoşgörüyle karşılamayacağınızı ve yaptığının bazı sonuçlan olacağını ona yeterince açıklayın. Örneğin, çocuğunuz gerçekten temizlemediği halde size odasını temizlediğini söylemişse, onunla birlikte odasına gidip, hemen işe başlamasını ve bu yüzden de oyun saatini atlamasını veya akşam yemeğini geç yemesini sağlayın.<br />
 Küfürle ilgili olarak, çocuğun her kabul edilemez sözcük için bir para cezası ödemesini öneriyorum. Bu ceza harçlığından kesilebilir ya da borcunu ödeyebilmesi için evde bir iş yapması sağlanabilir.<br />
 Bu alışkanlıkların neden zararlı olduğunu ve onu cezalandırmanızın sevgiyle ilgisi olmadığını net bir şekilde açıklayın. Böylece, sizin kaygınızı anlayacak ve eninde sonunda itaat edecektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÖDÜLLER</span><br />
 <br />
 Ben çocuklan ödüllendirmeden evde ve okulda kendi başlarına çalışmalarını nasıl sağlayabileceğimi öğrenmek istiyorum. Kızımız oldukça parlak bir çocuk, ama konuşmaktan veya başkalarının yaptıklarını izlemekten kendi görevlerini takip edip yapamıyor.<br />
 Bu çok yaygın bir problem. Önce anababaların bu konuyu konuşmalarını ve uygulanabilir gözüken bir plan saptadıktan sonra da bunu çocuklarıyla tartışmalarını öneririm. Çocuğun yeni bir uygulama<br />
 yapılacağını bilmesi gerekir: Artık bir işin yapılıp yapılmaması değil, ne zaman yapıldığı önemli olacak ve o bu sorumluluğu alana kadar belli zevklerden mahrum kalacak. Belli bir zamanda bitirilmesi gereken, belki de bütün ailenin hep beraber yapabileceği bir ev işiyle başlayın. Anne ya da babanın çocukla birlikte çalışıp, nasıl organize olabileceğini ve işi bitireceğini göstermesi gerekebilir. Deneyimlerim bana, evde belli sorumluluklar verilen ve ardından kararlılıkla takip edilen çocukların okulda da daha sorumlu olduklarını göstermiştir.<br />
 Bir çocuk için en iyi ödül, onun başarılarının sizi gururlandırması ve mutlu etmesidir ve kendi öz saygısıdır. Bunun oluşmasını sağlamak ana-babalar olarak çaba göstermenize ve zaman harcamanıza neden olacaktır ama bu çocuğunuzun geleceği ile ilgili olarak yapabileceğiniz en iyi yatırımdır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">UNUTKANLIK</span><br />
 <br />
 Anababalar olarak çocuklarımızın bazı şeyleri unutmamalarını, devamlı olarak söylenmeden nasıl sağlayabiliriz<br />
 Söylenmeyi önleyebilmek için, doğal sonuçlara güvenin. Yani, çocuk sofraya geç geliyorsa, aile yemeğine devam eder ve çocuk olmadığı zamandaki yemeği kaçırmış olur, o geldikten sonra sofraya gelenleri yiyebilir. Yemeği tekrar ısıtmayın, yemek süresini uzatmayın ve çocuğu kurtarmayın. Bunun gibi çocuk beslenmesini evde unutuyorsa, bırakın ya aç kalsın ya da bir sandviç almak için diğerlerinden para dilensin veya borç alsın. Belki de ertesi gün yine yemeğini almadan kapıdan çıkarken hatırlayacağı tek şey o öğle vakti olacaktır.<br />
 Çocuğunuzun kendini başarısız hissetmemesi için, iyi özelliklerini övmeyi ve vurgulamayı unutmayın. Eğer çocuğunuz kafasında onu üzen birşeyler olduğu için unutuyorsa, o problemi saptayıp çözmeye çalışın.<br />
 Son olarak, bazı çocuklar ayrıntıları hatırlamada diğer çocuklardan daha büyük zorluk çekerler. Bu çocuklar genellikle ya ADD sorunu veya başka bir öğrenme zorluğu olan ve kendilerine yardımcı olamayan çocuklardır. Onlara anlayışla yaklaşılması ve başarıları için belli yöntemlerin uygulanması gerekir, işte bazı öneriler:<br />
 Bir liste hazırlayın - bir kağıdın, takvimin, not tahtasının üzerine ya da yatak odasının kapısına veya buzdolabının kapağına asın.<br />
 Çocuğa görevlerini hatırlatacak bir çalar saat kullanın.<br />
 izlemesi gereken adımları numaralandıran bir kontrol listesi hazırlayın (örneğin, okula gitmeden önce evde yapılacaklar ve çantaya konacaklar listesi).<br />
 Söylenmekten kaçının ki çocuğunuz sizin sorumluluk duygunuzla idare etmeyi öğrenmesin. Doğal sonuçlardan birşeyler öğrenmesine izin verin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HARÇLIKLAR</span><br />
 <br />
 Çocukların gönüllerince harcayabilecekleri haftalık bir harçlıkları olması gerektiğine inanıyor musunuz<br />
 Eğer mümkünse, evet. Çocuklara harçlık vererek öğretilebilecek harika dersler vardır. Paranın nasıl kullanıldığını ve gerçek değerinin ne olduğunu anlayabilmeleri için çocuklara harçlık verilmelidir.<br />
 Çocuklara bir bütçe oluşturmayı öğretmek 6 veya 8 yaşlarından itibaren mümkündür. Çocuğunuza çok küçük miktarlarda verdiğiniz parayı bozuk olarak verin. Böylece bir kısmını harcayıp, bir kısmını da biriktirsin. O hafta alacağı gereksiz şeyler için başka para alamayacağını bilsin.<br />
 Tutarlı olun ve sorumlulukları arttıkça, harçlığını da arttırın. Ona çok değerli bir maddi ders vermiş olursunuz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EVİŞLERİ İÇİN PARA ÖDENMELİ Mİ</span><br />
 <br />
 Ergenlik çağındaki kızım evde yaptığı işler için para kazanmak istiyor. Devamlı olarak bana yapabileceği bir iş olup olmadığını ve o iş için ne kadar ödeyebileceğimi soruyor. İflas etmek üzereyim, yardım edin!<br />
 Bazı çocuklar evde yaptıkları her iş için para almaları gerektiğini düşünürler. Çocukların para kazanmak istemelerini anlayabiliyorum, ama anababalar da yapılan her iş için para ödeme tuzağına düşmemeli! Benim felsefem evdeki herkesin işlere yardımcı olması gerektiğidir. Herkes almak kadar vermeyi de öğrenmelidir ve ev ortamı bunu öğrenmek için ideal bir yerdir.<br />
 Bu genç kızın yaklaşımında da olumlu bir yan bulabiliriz. En azından bağış istemiyor, onu kazanmaya çalışıyor. Bu nedenle, hayal kırıklığı içindeki bu annenin olaya biraz da bu iyi açıdan bakmasını umuyorum.<br />
 Ailedeki her bireyin görevlerini ve bütçesini tartışabilecekleri bir aile konseyi toplantısı yapmasını öneriyorum. Temel ev işleri bütün aile bireyleri tarafından para almadan yapılmalıdır. Bu işler dönüşümlü ve adil olarak aile bireyleri arasında pay edilmelidir. (Böyle kararların alınması için, aile konseyi en harika yerdir.)<br />
 Bu temel işlerin dışında, biraz para karşılığında yapılacak özel işler olabilir. Bu işleri yapmanın ne kadarlık bir parayı hak ettiği karşılıklı oturulup karara bağlanabilir. Çocuklarınızı evin içinde olduğu kadar dışında da bazı iş olanaklarını değerlendirmeleri konusunda yüreklendirin. Komşuların bazı işlerini yapmak, çocuk bakımı, başkalarına ev temizliğinde yardımcı olmak gibi işler, ticari bir kurumda çalışamayacak kadar küçük olan çocukların para kazanmak için yapabilecekleri işlerdir. Daha sonra paralarını nasıl idare edebileceklerini onlara öğretin. Alacakları paranın da sınırları olduğunu ve onu harcama konusunda bütçe hazırlamaları gerektiğini bilmeleri iyi olur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KOPYA ÇEKME</span><br />
 <br />
 Çocuğumun öğretmeni beni arayıp da kopya çekerken yakalandığını söylediğinde çok büyük bir düşkınklığı ve utanç duydum. Anababalar dürüstlüğü bu kadar vurguladıkları ve kurallara uydukları halde, neden bazı çocuklar kopyaya başvururlar<br />
 Açıkça ifade etmeliyim, kopya çekmeyi motive eden neden anlaşılabilir ve olumlu bir şeydir. Çocuklar kopya çekerler çünkü başarılı olmak istemektedirler ve anababaları da öğretmenleri de onların başarılı olmasını istemektedir. Buradaki problem, gerekli bilgileri kazanmak için gösterilmesi gereken dürüst çabayı ortaya koymadan başarılı olmanın yolunu öğrenmiş olmalarıdır, işin ilginç yanı, çoğu kopya çekme davranışının tesadüfen başlamasıdır. Çocuk başka birisinin kopya çektiğini ve bundan ceza almadan kurtulduğunu görür. Kendi karşısına bir fırsat çıktığında da, bir zayıflık anında yenik düşer ve kopya çektiği için başarılı olduğunu görür.<br />
 Burada önemli olan çocuğa kopya çekmenin cezasını bir gün mutlaka çekeceğini öğretmektir. Çocuğun mantığına göre, notlar daha iyiye gitmektedir, çok fazla çalışmadan da idare etmek mümkün, o halde neden yapmayayım Aslında toplum bize hep kolay yolu seçmemizi öğretir. Hepimizde de başarıya giden yolda hep kolayı seçmemize neden olan doğal bir tembellik olduğuna inanıyorum.<br />
 Çocuğun neden kopya çektiğini anladıktan sonra, bu konuda ne yapılacağını anlamak çok önemlidir. Okullarda çalıştığım 20 yıl boyunca, çocuklarının davranışlarıyla ilgili uyarılara çok kızan ana-babaların çokluğu beni her zaman çok şaşırtmıştır. Genellikle, çocuğunun yanlış hareketi çok açık olan durumlarda bile, onun tarafını tutan anababalar gördüm, ilk atmanız gereken adım, okulla veya kopya çekme davranışının farkına varan kişiyle takım çalışması yapmanızdır.<br />
 Çocuğunuzu dikkatlice izleyin. Kardeşleriyle oyun oynarken hile yaparak kazanıp kazanmadığını anlamaya çalışın. Diğer bazı ufak dürüst olmayan davranış belirtileri olup olmadığını bulun. Bunları far-kederseniz, çocuğa onu yapıp yapmadığını ya da neden yaptığını sormayın, çünkü hemen inkâr edecektir. Ama çocuğunuzun gördüğünüzden haberdar olmasını sağlayın. Ona bu tür davranışların dürüst olmadığını, hoşgörüyle karşılanmayacağını açıklayın. Davranışlarını aşağıdaki adımları izleyerek değiştirmeye çalışın:<br />
 Önce kendi hayatınızı kontrol edin. Çocuklarınız çok hızla sizi örnek alacaklardır, bu nedenle eğer siz tamamiyle dürüst davranmıyorsanız, kendi hayatınızı düzeltmek için çaba gösterin, ikinci olarak, çocuğunuza kopya çekmeyi ve dürüst olmayan davranışları hoşgörüyle karşılamayacağınızı açıkça söyleyin. Çocuk bu kuralı her bozduğunda uygulamak üzere bazı sonuçlar saptayın ve bunları sonuna kadar takip edin. Son olarak da, bu alışkanlığını bırakan çocuğunuzu övün. Eğer davranışını düzeltmezse, onu düzeltin ve bu konuda mutlaka başarılı olacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞANTAJ</span><br />
 <br />
 Çocukları duygusal şantaj yaptığı zaman, anababalar ne yapmalıdır<br />
 Deneyimlerime göre, anababasına şantaj yapan bir çocuk ailede çok fazla güç sahibi olan bir çocuğu gösterir. Güç sahibi olması gerekenler anababalardır. Sanırım, bugünün anababaları eskilerin bazı rollerini devam ettirmiyorlar. Örneğin babam bana, "Grace, şunu yapmazsan, bu olacak" derdi ve onun olacağını bilirdim. Bugün ise, çocukların ana-babalarına "Anne, bunu yapmama izin vermezsen, evden kaçarım" ya da benzer bir şey dediklerini duyuyoruz. Bu, hem çocuk, hem de ana-baba açısından çok ürkütücü bir durum.<br />
 Size ne yapmamanız gerektiği konusunda örnekler vereyim:<br />
 • üzgün veya bozulmuş gibi davranmayın, çünkü bu çocuğun tehditlerini yerine getirme gücüne sahip olduğuna inandığınız anlamına gelebilir.<br />
 • çocuğun tehditlerine yalvararak karşılık vermeyin. Güçlü olun; bir yetişkin gibi davranın ve çocuğun sevgisini ve mutluluğunu hemen kazanmaya çalışmayın. Bu durumla başetmek, çocuğunuzu devamlı olarak mutlu kılmaktan çok daha önemlidir.<br />
 Duygusal bir şantajla karşılaştığınız zaman: Önce, durumu açıklığa kavuşturun. Çocuk neden tehdit ediyor Problem nedir Bunu saptadığınız zaman onunla ilgili olarak konuşun. Küçük çocukların duygularını sizin kelimelere dökmeniz gerekebilir, çünkü genellikle çocuğun sözcük dağarcığı buna yetmeyebilir. "Çok kızgın ve korkmuş olduğunu biliyorum ve senin ihtiyacın olan da ..." Anababa olarak çocuğun durumunu sözlere döktüğünüz zaman, onun sakinleşmesine yardımcı olacak ve böylece şantaj yapmasına yol açan stresi ortadan kaldırmış olacaksınız.<br />
 ikinci olarak, problemle ilgili ne yapabileceğinize beraberce karar verin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSPİYONCULUK</span><br />
 <br />
 İspiyonculuk hangi noktada önemli bir problem haline gelir<br />
 İspiyon ile bir yetişkinin ilgisini gerektiren tehlikeli veya olağandışı bir durumu haber verme arasında çok ince bir çizgi vardır. Bu farkı anlamamıza yardımcı olacak en önemli konu, haber vermenin diğer çocuğun başını derde mi sokacağı, yoksa onu bir tehlikeden mi koruyacağıdır. Bu, hem anababaların, hem de öğretmenlerin çok iyi anlaması gereken bir noktadır.<br />
 Bazen çocuklar ispiyonculuk yaparlar çünkü o yetişkinden başka türlü bir övgü alamamaktadırlar (ya da o "kötü" çocuklardan daha iyi görünmeye çalışırlar). Bu nedenle de, yetişkinin dikkatini çekmeye çalışırlar. Bu genellikle kendine güvenmeyen çocuktur ve bunu özgüven kazanmak için kullanmaktadır, ispiyoncu her zaman güvensiz, duyguları incinmiş, öfkeli ve kendini yetersiz hisseden bir çocuktur. Onun iyi yanlan üzerinde yoğunlaşacak düzenli pekiştireçlere ve böylece özgüvenini geliştirmeye ihtiyacı vardır.<br />
 İspiyoncu bir çocuğunuz varsa ne yapabilirsiniz Bu alışkanlığın neden kötü olduğunu açıklamanızı ve bundan vazgeçmesi için ısrar etmenizi öneririm. Anababalar olarak kendinize bu alışkanlığı durdurmanıza yardımcı olacak bir hatırlatıcı plan hazırlayın. Öfke ve güvensizliğe neden olan kaynağı bulmaya çalışın. Bu durumu yaratan problemleri düzeltmek için çaba gösterin. Çocuğunuzda belli bir olgunlukla dürüst bir sorumluluk duygusu geliştirmesini sağlayarak ve onun diğer insanlara karşı duyduğu ilgiyi ve şefkati kullanarak çok olumlu bir alışkanlık kazanmasını sağlayabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SOSYAL GELİŞİM<br />
 DOĞRU YARGI</span><br />
 <br />
 Çocuğuma fazla seçici olmadan veya mükemmellik beklemeden anlayışlı olmayı nasıl öğretebilirim Sanırım çok katı olmaya ve memnun edilmesi zor bir insan olmaya başladı.<br />
 Bu çok ilginç bir soru ve bana hayatımdaki önemli bir değeri hatırlattı. Anlayış,ilgili kişiler için en iyi olanı değerlendirip seçebilmektir. Bence, anlayış sahip olunması gereken bir özelliktir ve öğretilebilir.<br />
 İşte anababaların çocuklarına anlayışlı olmayı nasıl öğretebileceklerine ilişkin bazı öneriler: İlkönce, anababalar kendilerinden başlamalıdırlar ve örnekler vermelidirler. Kendi karar verme yöntemlerinizi gözden geçirin. Kendiniz ve aileniz için en iyi beslenme yollarına nasıl karar veriyorsunuz Yiyeceklerinizi, yemek zamanlarınızı, masa sohbetlerinin konularını, yemek zamanında oluşan genel samimiyet ve ruh halini nasıl dengeliyorsunuz Anlayışlı olma konusu böyle basit konularla daha kolay örneklendirilebilir. Arkadaş seçiminiz, hayat tarzınızla ilgili seçiminiz, ev atmosferiniz, öncelikleriniz, iş ahlâkınız -bütün bu konular doğru bir yargı ve anlayış gerektirir.<br />
 işte küçük bir çocuğa doğru seçimler yapabilmesini öğretmek için basit ve pratik bazı öneriler:<br />
 Çocuğunuza seçim yapabilme kapasitesinin sınırları içinde kalarak sınırlı seçenekler sunun. Örneğin, kahvaltıda bir bardak mı, yarım bardak mı meyva suyu içmek isteyeceği; kot pantalonuyla yeşil mi, yoksa mavi kazağını mı giymek isteyeceği gibi. Zevkli bir seçim yaptığında onu övün.<br />
 Çok iyi bir seçim yapamadığı zaman ona açıklayıcı bilgiler sunun. Çok eleştirel ve suçlayıcı olmadan, bir dahaki sefere daha akılcı bir seçimi nasıl yapacağı konusunda ona yardımcı olun. Örneğin, oyun bahçesinde bir arkadaşıyla alay ederse, böyle bir durumda o çocuğun ne kadar incineceğini anlamasına yardımcı olun. Aynı problemi çözmenin diğer yollarını görmesini sağlayın.<br />
 Onun duyabileceği bir şekilde diğer insanlara çocuğunuzun doğru kararlar verme yeteneğinin nasıl geliştiğinden söz edin. Bu küçük, günlük seçimler daha ileride hayatın daha zor alanlarında doğru yargılara varma şekline dönüşecektir. Sağlıklı bir duygusal durumun en iyi kanıtı aldığımız kararlardır. Anlayışlı olmak, doğru kararlar almayı hem sizin, hem de çocuğunuz için mümkün kılacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BAĞIMSIZLIĞA DOĞRU</span><br />
 <br />
 Çocuklarımız, benim ve annelerinin söylediği her şeye itiraz ettikleri bir dönemden geçiyorlar.Onları bağımsız olma konusunda yüreklendirmek istiyoruz ama onların güvenliği konusu da bizi endişelendiriyor. Kendimizi yetersiz hissetmeden ve kuşkuya kapılmadan bu güç mücadelesiyle nasıl başedebiliriz<br />
 Ergenlik döneminin özelliklerinden ikisi, düşüncelerinin karmakarışık ve duygularının değişken ve karışık olmasıdır. Öfkelenmeden ve itiraz etmeden tartışabilmek, fikir yürütebilmek, çocukların karmaşık fikirlerini gözden geçirmelerine ve daha kesin bazı değerler ve inançlar kazanmalarına yardımcı olur. Çocukların, hem zaman içinde oluşturdukları değerlerini savunmaya istekli olan, hem de gençlerin kendi görüşlerini denemelerine izin verecek kadar cesur olan anababalara ihtiyaçları vardır. Belli konularda bazı çizgiler çizmeniz gereklidir ve çocuklarınızı koruyabilmek için o çizgileri akıllıca ve sıkıca korumalısınız.<br />
 Çocukların sevilebilecek kadar sert ve aynı zamanda yumuşak olan onları eğlendirecek kadar cana yakın ve kendi hatalarını itiraf edecek kadar güvenilir (hatta kendileriyle alay edebilen ama hiçbir zaman çocuklarıyla alay etmeyen) anababalara ihtiyaçları vardır. Cana yakınlık ve espri anlayışı zor zamanlarda bile aileyi toparlayıcı olur. Gençlerin hayatın bu yorucu ve genellikle de korkutucu döneminin geçmesini bekleyecek kadar sabırlı anababalara ihtiyaçları vardır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GELECEKTE M BİR EŞ OLACAK ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK</span><br />
 <br />
 İyi bir eş olabilmeleri için anababaların şu anda çocuklarına öğreteceği neler olabilir<br />
 İster bir eş, isterse de bekâr olsun, iyi bir yetişkin olmanın en önemli özellikleri şunlardır:<br />
 1. Bonkörlükle ve minnetle verebilme ve alabilme yeteneği. Çoğu zaman insanların veremediklerine, bazılarının da başkalarından isteyemediklerine veya alamadıklarına tanık oluyorum. Bu yetenek maddi şeylerin yanı sıra duyguların da verilmesini içermelidir.<br />
 2. Açık yürekli, dürüst ve güvenilir olabilme yeteneği. Aileler veya arkadaşlar arasında oluşması gereken iyi bir ilişkinin özünde gerçek bir samimiyet vardır. Tabii ki, açık ve güvenilir olmak doğru bir yargılama ile dengelenir. Bazı özel konuların gizli kalması gereklidir ve bildiğimiz her şeyi herkese söyleyecek kadar açık olmamız da gerekmez.<br />
 3. Bir kayıp veya hayal kırıklığı ile başedebilme ve basit ve samimi bir şekilde acı çekme yeteneği, iyi bir anababa, iyi bir arkadaş veya iyi bir eş olmak için gerekli bir özelliktir.<br />
 4. Kendisine ve diğer insanlara saygı duyma yeteneği, birbiriyle gurur duyma ve birbirini tamamlama - birbirimizle ilgili olarak duyduğumuz gururu birbirimize açıkça ifade edebilme.<br />
 5. Uzlaşabilme yeteneği, anlaşmazlıkları saygı ve sevgiyle halledebilme.<br />
 6. Haz ve zevk duyulan bazı konuları erteleyebilme yeteneği. O anda sahip olunacak bir zevkten, daha sonra daha fazlasını kazanabilmek için vazgeçebilme.<br />
 Bunları küçük çocuğunuza nasıl öğretebilirsiniz. Birincil ve en önemli yol model olmaktır. Anne ve baba olarak birbirinize bu özellikler çerçevesinde davranarak, ikinci olarak, çocuklarınızla arada sırada oturup sohbet ederek, birbirleriyle ve sizinle nasıl geçinecekleri konusunda onlara bazı ipuçları verebilirsiniz. Üçüncü olarak, disiplin yöntemleri ve uyguladığınız eğitimle, çocuğunuzun ileride harika bir arkadaş, iyi bir eş ve muhteşem bir anababa olabilmesi için ihtiyacı olan özellikleri geliştirmesini öğretebilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÖZGÜVEN VE KENDİNİ BEĞENMİŞLİK (KİBİR)</span><br />
 <br />
 Onların kibirli olmasına yol açmadan çocuklarımın özgüvenlerini nasıl arttırabilirim<br />
 Egoistik (benlikçi) bir gurur kimsenin hoşuna gitmez ama gerçek özgüven sahte gurura karşı en iyi koruyucudur.Ironik olarak, gurur ve kibir düşük bir özgüvenin göstergesidir ve aslında kendini hiç de önemli hissetmeyen bir kişinin gerçekten önemli bir kişi olduğunu kanıtlamak için gösterdiği yoğun çabayı ortaya koyar.<br />
 Sağlıklı özgüven, kişinin iyi ve doğru manevi değerlere sahip olduğunu ve herkesin özellikleri, yetenekleri ve becerileri ne olursa olsun j eşit olduğunu bildiğini gösterir. Benim sahip olduğum iyi bir özellik-mutluluk verici de olsa- bana bir sorumluluk yükler.Gurur ise, belli bir özelliği kazanmamızda diğer insanların bize sağladıklarının farkında değildir ve "Bana bakın! Ben ne yaptım!" der.<br />
 Çocuğunuza sahip olduğu özelliklerin değerini bilmesini ve onları paylaşmasını öğretirseniz kibirli olmayacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NANKÖRLÜK</span><br />
 <br />
 Nankörlük özellikleri gösteren bir çocuğa, anababalar nasıl yardımcı olabilir<br />
 Bazı anababalar çocuklarına hayır demekte çok zorlanırlar. Toplumumuzda geçmişte yaşanan ekonomik sıkıntılardan dolayı, bütün bir nesil olarak anababalar kendilerinin tadını çıkaramadıkları her şeye çocuklarının sahip olmasını arzu etmişlerdi. Bu arada, bilim ve teknoloji de zevk için yeni ve heyecan verici icatlar yapıyordu. Motorize oyuncaklar, konuşan bebekler, video ve bilgisayar oyunları hep çocukların eğlenmesi için. Reklâmlar bütün bunların çocuklara çok kolay ulaşmasını sağladı. Televizyonda her gün yeni bir heyecan verici oyuncağı görmek olağan bir hale geldi.<br />
 Eğer anababalar materyalizm alışkanlığını kırmak istiyorlarsa, işte gerçekten yeterince gücü olanlar için bir iyileştirme yöntemi: ilkönce, çocuklarınıza çok fazla verdiğinizin farkına vararak işe başlayın. İkinci olarak da, ona hediye vermeden de duygularınızı ifade edebilmenin yollarını bulun. Komik şakalar yapmak, beraberce bir oyun oynamak ,dışarıda -pahalı olmayan- fakat eğlenceli bir süre geçirmek çocuklarınıza basit olayların da onları mutlu edeceğini öğretebilir. Üçüncü olarak, çok özel durumlar için özel olarak seçilmiş küçük hediyelerin dışında, hediye vermekten vazgeçin. Eğer çocuk daha fazlasını isterse, daha az verip, elinde olanla daha fazla mutlu olabilme konusundaki yeni felsefenizi açıklayın.<br />
 Eğer çocuğunuz belli bir şeyi isterse, onun için çalışıp, para biriktirmesini isteyin. Ona fazladan işler verin ve para kazanmasına yardımcı olun. Kazanmak için ter döktüğü zaman, her şeyin değerini daha çok bileceğini göreceksiniz. Çocuğunuzdan, yapılanlar için minnet duymasını isteyin ve kendiniz de böyle davranın. Çocuğunuza minnet duymayı öğrettiğiniz ve model oluşturduğunuz sürece, onunla daha fazla gurur duymaya başlayacağınızı sanıyorum.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ETKİLER</span><br />
 <br />
 Bir çocuk üzerinde en fazla kimin etkisi vardır<br />
 Bu sorunun cevabı aileden aileye değişir. Çocuklarının hayatlarıyla yakından ilgilenen anababalar çocukları üzerinde en fazla etkiye sahip olacaklardır. Son zamanlardaki bir çalışma, isyankâr gençlerin bile en çok etkilendiklerinin anababaları olduğunu ortaya koymuştur. Anababalar bunu unutmamalı ve sevgi dolu, akıllı ve güçlü bir etkiyi sürdürmelidirler.<br />
 Ancak anababa çok yoğun olduğu zamanlar veya başka konularla ilgilenip çocuklarını ihmal ettiklerinde, diğer bazı etkiler devreye girmektedir. Bugün pek çok kişi çocuğun arkadaşlarının ve çok mükemmel kişiler olmayabilen öğretmenlerinin etkisi konusunda bazı endişeler duymaktadır. Bunlar benim de katıldığım kaygılardır. Televizyonun da hepimizin üzerinde etkisi vardır çünkü evin içinde uzun süreler açık olmaktadır. Eğer dikkatli ve uyanık olmazsak ve reklamların, değişik programların verdiği mesajlara tepki göstermezsek, televizyon çocuklarımızı yoğun bir şekilde etkileyebilir.<br />
 Çocukların hayatlarında annelerin ve babaların çok güçlü etkileri olabilir. Ergenlik öncesi dönemde, anne genellikle temel ve en önemli güçtür. Baba varlığı ile oradadır ve etkisi aileyle olan ilişkisine göre değişir. Annenin etkisi tam bir denge içinde görülür: Hem besleme-bakım, hem de yol gösterme - çocuğun hayatındaki problem ve tehlikeleri sezebilmek için gerekli olumlu bir eleştirel yaklaşımla anne bunu yapabilir. Kadınlığı ile oğlunun karşı cinsle nasıl ilişki kuracağını anlamasını sağlar,kızına da dişilik ve benlik saygısı konusunda model oluşturur.<br />
 Babaların okul öncesi döneminde de çok önemli olduklarını artık bilmemize rağmen, ergenlik yıllarındaki etkilerinin büyüklüğü tartışılamaz. Eğer o sorumluluğu aldıysa, baba koruma ve yol gösterme ;yapabilir ve bir erkeğin öğretebileceklerini sunabilir. Onun onayı veya kınaması gencin hayatında çok güçlü faktörlerdir. O da, bir erkek olma konusunda oğluna ve karşı cinsle nasıl ilişki kurulacağı konusunda kızına fi model oluşturur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÖZGÜVEN</span><br />
 <br />
 Kendini güvensiz hisseden bir oğlan ya da kız çocuğuna anababalar nasıl yardımcı olabilir<br />
 Düşük bir özgüveni olan bir çocuğa yardım etmenin birçok yolu vardır:<br />
 Koşulsuz olarak sevin. Çocuklar ne yaptıklarına değil kim olduklarına bakılarak sevilmelidirler. Bu kabul ve sevgi kesin bir dürüstlükle onlara iletilmelidir.Bir çocuğu seviyor gibi gözüküp buna inanmasını bekleyemezsiniz, bunun gerçek olması gerekir.<br />
 Kararlılıkla, sevgiyle ve tutarlılıkla disiplin uygulayın. Çocuğunuz gurur ve benlik saygısı duymasını gerektirecek şeyler yapmasını öğrenecektir.<br />
 Övgünüzü ifade edin. Onaylama ve kınama kargaşası yaratmaktan kaçının. Hiçbir zaman, "Bu çok iyi ama ..." demeyin. Deneyimlerime göre, oradaki ama çocuğun kafasındaki iyi sözcüğünü silmektedir. En iyi övgüler ayrıntılı olanlardır. Bir çocuk "bugün seçtiğin renkleri çok sevdim. Nelerin birbirine gideceğini çok iyi biliyorsun" gibi bir övgüyü, "Çok hoş bir kıyafet" sözlerinden daha kolay duyar ve kabul eder.<br />
 Olumlu olun. Beraber gülün ve oynayın. Hayat zorlaştıkça ve üzüntüler arttıkça, çocuklar özgüvenlerini besleyen önemli bazı noktaları kaybederler. Bu nedenle cana yakın, sıcak ve gülücüklerle dolu bir atmosfer yaratmak için çaba gösterin.<br />
 Çocuğunuzu dinleyin. Kendisini değerli hissetmesi için onunla zaman geçirin. Onunla duyguları hakkında konuşun ve kendisini sık sık eleştirip eleştirmediğini saptamaya çalışın. Eğer bunu yapıyorsa, kendisini hatalarıyla kabul etmeyi ve affetmeyi öğrenmesine yardımcı olun. Eğer kendisini eleştirmiyorsa, onu devamlı eleştiren başka birisi -örneğin, anababadan biri, büyük anne veya baba ya da bir komşu- olup olmadığını saptayın.<br />
 Çocuğunuzla konuşun. Düşüncelerinizi, duygularınızı, ilgi ve isteklerinizi çocuğunuzla paylaşın. Böylece onlara iyi bir iletişim modeli oluşturur ve kişisel konularınızı konuşacak kadar değer verdiğinizi hissettirmiş olursunuz.<br />
 Onun belli bir konuda parlak bir başarı göstermesine yardımcı olun.Yeni bazı ilgilerin, becerilerin ve etkinliklerin keşfedilmesine çalışın. Çocuğunuzun daha da geliştirebileceği bir yetenek bulmaya çalışın. Sonra da onunla birlikte zaman harcayıp, o yeteneğini geliştirmesine yardımcı olun. Arkadaşlarıyla paylaşabileceği bazı yetenekler geliştirirse, arkadaşlıkların kendiliğinden kurulduğunu göreceksiniz. Onun başarıyla kazanmış olduğu o yeni beceriyi öğrenebilmek için çocuklar etrafını saracaktır.<br />
 Arkadaş edinmeye teşvik edin. Sosyal ilişkilerinde uyum sağlamasına yardımcı olun. Belki de bir seferde bir ya da iki arkadaş bulduğu zamanlarda, onları eve getirmesine izin verin. Böylece çocuğunuzu gözleme imkânınız olacaktır ve onu rahat ve uyumlu bir şekilde oynaması konusunda yüreklendirin.<br />
 Çocuğunuzdan yardım isteyin. Ondan sırtınızı kaşımasını veya biraz kafa karıştıran bir konuda biraz öğüt vermesini istemek, onun gerçekten büyük bir katkıda ve yardımda bulunduğunu hissetmesini sağlayacaktır.<br />
 Başkalarının yardımını isteyin. Eğer özgüven konusunda ciddi bir problemi olduğuna inanıyorsanız, bir danışmandan yardım almaktan çekinmeyin. Bazen tarafsız bir arkadaş da, çocuğun kendine daha çok güvenmesine ve değerli hissetmesine yardımcı olabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÖZGÜVENİN DÜŞMANLARI</span><br />
 <br />
 Özgüveni yok eden ve anababaların sakınması gereken düşmanlar nelerdir<br />
 En önemli düşmanlardan birisi anababaların olumsuz tutumudur. Pek çok anababanın, anne ve baba olarak sorumluluklarının çocuklarındaki hataları bulmak ve düzeltmek olduğuna inandığına tanık olmuşumdur. Bu nedenle kendi tutumunuzun olumlu olduğundan ve eksikliklerden çok güçlü olunan noktalara baktığınızdan emin olun.<br />
 Diğer bir düşman, kronik hale gelmiş evlilik içi çatışmalardır. Her an anababasından birisini kaybetme korkusu içinde olan bir çocuğun kendine güvenmesi çok zordur. Siz düzenli bir şekilde yoğun tartışmalar içine giriyorsanız, çocuğunuz içinizden birisinin evi terkedeceği korkusunu yaşar.<br />
 Anne ve baba olarak birbirine değer vermemek, hata bulmak veya çocuğun önünde birbirini eleştirmek de çocuğun kendisini yetersiz bulmasına neden olabilir. Siz isteseniz de, istemeseniz de, çocuk kendini sizlerden birine benzer buluyordur ve birbirinizi eleştirmeniz; dolaylı yoldan onu suçlayacaktır. Bu durum, ayrılan eşlerde çok yaşanan bir problemdir çünkü eski eş genellikle çocukların önünde eleştirilir. Unutmayın ki, eşinizi eleştirirken o eşin yavrusunu da eleştirmiş oluyorsunuz.<br />
 Aile içinde takılan isimlerden kaçının. Çocuğunuza yakıştırdığınız her isim, onun öyle olması gerektiği şeklinde hissetmesine yol açacaktır. Bu tarz yıkıcı eleştiri çocuğun özgüvenini mahveder.<br />
 Suçlamalarda bulunmak da özgüveni sarsıcı bir öğedir. Çocuğunuz bir hata yaptığında, bunu itiraf etmeyi, gereğini yapmayı ve affetmeyi öğrenmelidir. Eğer kendini suçlu hissederse, hiçbir zaman yeterince iyi olamayacağına inanır. Suçlamalarla dolu bir disiplinden kaçının. Daha iyi olmayı öğrenme üzerinde yoğunlaşın.<br />
 Övgü ve eleştiriyi birleştirmek de özgüvenini mahveder. Eğer eşiniz devamlı olarak "Seni çok seviyorum ama keşke biraz daha ... olsaydın" derse, bir süre sonra olumlu övgüleri hatırlamaz olursunuz. Çocukların nasıl davranmaları ve bazı şeyleri nasıl yapmaları gerektiği konusunda disipline ve yönlendirilmeye ihtiyaçları vardır ama bunun övgüden ayrı yapılması gerekmektedir.<br />
 Çocukların arkadaşlarını kınamak da özgüveni kesin olarak inciten bir yoldur, bu nedenle o arkadaşları kabullenmek için çok çaba gösterin ve onların sizin ailenize olumlu bir şekilde girmesini sağlayın. Böylece çocuğunuz onun seçtiklerini onayladığınızı bilecektir. Tabii ki, eğer belli arkadaşlar çok açık bir şekilde çocuğunuza zarar veriyorsa, onun olası problemleri sezmesine yardımcı olun.<br />
 Sanırım, özgüvene zarar veren düşmanlardan kaçındıkça ve siz kendiniz özgüveninizi geliştirdikçe anababalar olarak çocuklarınızın da özgüvenini arttıracaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KAHRAMANLAR</span><br />
 <br />
 Kahramanların nasıl bir etkisi vardır<br />
 Yıllar önce, kahramanlar, aile doktoru veya belediye reisi gibi yöresel kişiler olurdu. Daha sonraları, kahramanlar kitaplardan çıkmaya başladı ve çocuğun okuduğu kitaplar ona model alacağı roller sunmaya başladı. Ama bugünün dünyasındaki kahramanlar çok iyi para kazanan spor yıldızları, tuhaf video oyuncuları ve televizyon ünlüleri, hatta televizyon komedyenleri.<br />
 Bazı spor yıldızları veya televizyon ünlüleri gerçekten iyi ve olumlu kişiler olmalarına rağmen kahramanların çoğu böyle değil. Bunlar, başardıkları veya destekledikleri şeylerden dolayı değil, sadece zengin ünlüler oldukları için kahraman olanlar.<br />
 Gerçek kahramanlar doğruluk, cömertlik, yumuşaklık, şefkat, dürüstlük, çalışkanlık, kibarlık, sevgi ve inanç gibi üstün değerleri geliştiren kişilerdir. Gerçek kahramanlar kendi ihtiyaçlarını gözardı ederek, başkalarının iyiliği için yaşayan kişilerdir.<br />
 Anababalar çocuklarına bazı edebi eserleri tanıtarak, bazı klasiklerin videolarını kiralayarak onların iyi bazı kahramanlar bulmalarına yardımcı olabilirler. Video mağazalarından temin edilecek geçmişin büyük müzisyenlerinin veya edebiyatın büyük yazarlarının hayatlarını anlatan filmler bulabilirler. Bazen televizyonda da değişik milletlerin gerçek kahramanlarıyla ilgili filmler olabiliyor.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KİBARLIK</span><br />
 <br />
 Çocuklan gerçekten kibar olarak yetiştirmenin anahtarı nedir<br />
 Bütün davranışların ve kibarlığın temelinde, sevgiyle diğer insanların iyiliğini istemek vardır. Eğer anababalar bunu çocuklarına aktarabilmişlerse, kibarlık probleminin büyük bir kısmını çözmüşlerdir. Çocukların, kendi duygularının farkında olmayı ve onları olumlu, sevecen ve düşünceli bir şekilde geliştirmeyi öğrenmeye ihtiyaçları vardır. Aynı zamanda başkalarının ihtiyaç ve duygularına da duyarlı olmayı öğrenmeye ihtiyaçları vardır ki düşünceli bir şekilde hareket edebilsinler.<br />
 iyi davranışlar lütfen veya teşekkür ederim veya özür dilerim diyerek ve kendi rahatını ve isteklerini diğerlerininkinden önde tutmayarak ifade edilir. Bu davranışları, karı-koca olarak birbirinize ve çocuklarınıza lütfen veya teşekkür ederim diyerek ve böylece model oluşturarak öğretebilirsiniz. Bu iyi davranışları size ve diğer insanlara da göstermesini öğretmiş olursunuz.<br />
 Bazen model olmak ve sözlü olarak sözcükleri öğretmek yeterli olmayabilir. Çocukların doğru olanı söylemekte direndiği zamanlar vardır. Böyle bir durumda disiplin uygulayabilirsiniz. Örneğin, çocuğunuz lütfen demeyi reddediyorsa, istediği şey kendisine verilmez.<br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
 HERKESÇE SEVİLMEYEN ÇOCUKLAR</span><br />
 <br />
 Eğer çocuğunuzun pek fazla sevilmediğini görüyorsanız, işe karışıp birşeyler yapmalı mısınız<br />
 Sanırım evet. Elbette, sınıftaki her çocuk gözde olamaz. Ama sizin çocuğunuz dışlandığı zaman bu sizi incitir. Sevilmek çocuğun önemli ve değerli olduğu duygusunu besler. Gözde olmak ve bir arkadaş grubuna dahil olmak çok hoştur. Ait olmak güven vericidir. Başkaları tarafından sevilmek çocuğa yaşıtlarını etkileme fırsatı da verir ve bu kendini güçlü hissetmesini sağlar.<br />
 Diğer yandan, gözde olmak başlı başına bir amaç haline gelebilir ve çocuk sevilmek için çok çaba göstermeye itilebilir. Bunu yaparken, kendi bireyselliğini ve daha ileriki yıllardaki olgunluk ve doğruluk için gerekli olan kişisel değerlerini kaybedebilir. Eğer kişi gruptaki pozisyonunu kaybetmekten korkuyorsa, bu bir güvensizlik duygusuna yol açabilir. Daha da tehlikeli olan, çocuğun kendi değeri ile ilgili duyguları tamamiyle bir gruba ait olmasına veya oradaki durumuna bağlı bir hale gelebilir. Oysa çocuğun özdeğeri, sevilen ve değer verilen bir insan olduğunu içten bilmesiyle ilgili olmalıdır. O halde çocuğu çok fazla sevilmeyen bir anababa ne yapmalıdır<br />
 1. Çocuğunuzun başkalarıyla olan ilişkilerini izleyin. Çocuğunuzun diğer çocuklara karşı yumuşak, düşünceli ve empatik olduğundan, bencil ve talepkâr bir yaklaşım içinde olmadığından emin olun. Çocuğunuzun sosyal becerileri gelişmemişse, diğer çocuklarla nasıl oynayacağını, konuşacağını ve nasıl düşünceli bir arkadaş olabileceğini öğretin. Bu konuda yararlanabileceğiniz bir kitap, Elaine McEwan´ın, "Kimse Beni Sevmiyor": "Çocuğunuzun Arkadaş Edinmesine Nasıl Yardım Edersiniz." olabilir.<br />
 2. Çocuğunuzun kişiliğini değerlendirin. Bazı çocuklar daha sessiz ve içedönüktür. Sadece tek başlarına olmayı tercih ederler. Yalnız değildirler. Kendi kendilerine olmayı severler ve bir ya da iki arkadaşla mutlu olurlar. Eğer böyle bir durum varsa, çocuğunuzu büyük bir gruba girmeye zorlamayın ve ona az arkadaş sahibi olmanın yanlış bir şey olduğu mesajını vermekten kaçının. Ama hiç arkadaşı yoksa, gerçekten endişe duymalısınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">11 FİZİKSEL GELİŞİM<br />
 SAĞ VEYA SOL EL KULLANIMI_</span><br />
 <br />
 İki buçuk yaşındaki kızımız bazen sağak gibi görünse de, çatal veya kaşık tutarken sol elini kullanıyor. Acaba bu yaşta yerleşmiş bir tercih olur mu, yoksa hâlâ gelişmekte midir Ona yardımcı olmak için yapmamız gereken bir şey var mı<br />
 El kullanımı anababalar için önemli bir sorundur, çünkü hâlâ sağ-el ağırlıklı bir dünyada yaşıyoruz. Solak olarak büyüyen çocukların, yetişkinlikte sağ el için hazırlanmış aletleri kullanmakta zorlandıkları bir gerçektir.<br />
 Çocukların çoğunda, el kullanımındaki tercih 5, hatta 6 yaşından önce belirlenmez. Bazen çocuğun sağak mı, yoksa solak mı olacağı daha erken de belli olabilir ama çocuklar yaşama her iki ellerini de eşit ağırlıkta, eşit beceriyle kullanarak gelirler. Çocuklar büyüdükçe, sağaklar için olan dünyamızda, onları mümkün oldukça sağ ellerini kullanmaya teşvik edebilirsiniz. Ancak bunu zorla yapmamanız çok önemlidir. Beynin motor alanı, konuşma merkezine çok yakındır. Çocuğun sol elinden sağ eline geçmeye zorlanması, bu merkezde problemler yaratabilir. Yine de bir sorun haline getirmeden sağ el kullanımını yüreklendirmenin çeşitli yolları vardır. Bu da çocuğun ileriki yıllarda sağak olarak daha rahat etmesini sağlar.<br />
 Çocuğunuz daha çok küçükken, ona bir şey verdiğinizde sağ eline tutuşturun. Çocuk kendisi sol eliyle bir şey aldığında, bir süre sonra yumuşakça onu sağ eline geçirin. Eşyayı sol elinden sağ eline geçirme işini, her ikisini de eşit beceriyle kullandığı çok küçük olduğu yıllarda yapmaya çalışın. Eğer çocuğunuz açıkça sol elini kullanma eğilimi içindeyse, buna izin verin. Sağlıklı bir gelişmeyi çocuğunuzu sağlıksız bir şekilde el değiştirmeye zorlayarak bir güç mücadelesine çevirmekten kaçının.<br />
 Çocuğunuzun ayaklarına bakmak da çok önemli olabilir. Anababaların çoğu çocuklarının sağ ayağını mı, yoksa sol ayağını mı kullandığının farkında değildir. Çocuğunuz emeklerken önce hangi ayağını ya da dizini attığını izleyin. Önce hangi ayağına çorap veya ayakkabı giydiğine bakın. Koşarken hangi ayağıyla başlıyor Birbirine zıt ayak ve l elin tercihi yerine, sağ el-sağ ayak ya da sol el-sol ayak korelasyonu konusunda çocuğunuza yardımcı olabilirsiniz. Ama doğanın belirlediği konularda çok fazla üzülmekten vazgeçin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SAĞLIK KONTROLLERİ</span><br />
 <br />
 Doktor kontrolleri gerçekten çok pahalı olabiliyor. Bunu da gözönünde bulundurarak, sağlıklı bir çocuğun ne kadar sıklıkla doktora gitmesi gerekir<br />
 Doğumda bebeklerin çok ciddi bir kontrolden geçirilmeleri gerekir ki tedavi gerektiren bir problemleri olup olmadığı saptanabilsin. Sonra doktorunuz size normal kontrolleri ve aşıları içeren bir program çıkaracaktır. Eğer doktor ziyaretlerinde maddi bir problem yaşıyorsanız, bunu ucuza veya ücretsiz olarak temin edebileceğiniz sağlık ocakları vb. sağlık kuruluşları bulabilirsiniz.<br />
 Normal olarak, daha önce bir problem olmadığı takdirde, bebek doğumdan altı ya da sekiz hafta sonra doktora götürülmelidir.<br />
 Bu kontrolden sonra, bebek dört ve altı aylık olduğu zamanlarda kontroller gerekir. Bütün bebekler boğmaca, tetanoz, difteri, kızamık, kabakulak, çocuk felci ve belki de menenjit ve sarılık aşısı olmalıdır.<br />
 Son yıllarda boğmaca aşısı sonucunda ortaya çıkabilecek çok ender ama ciddi bir reaksiyon görülmektedir. Ama çocuğun bu hastalığa yakalanma riski böyle bir reaksiyonun olma riskinden daha fazladır. Bu nedenle anababalar iyi bir nedenleri olmadıkça boğmaca aşısından vazgeçmemelidirler. Bu konuda doktorunuza danışın.<br />
 Aşıların yanı sıra, doktorun düzenli kontrolleri çocuğun endokrin sisteminde bir anormallik olup olmadığını ya da kafatası tam gelişmeden kemiklerde erken bir kapanma olup olmadığını dikkatlice gözlemesine yardımcı olur. Bebek altı-yedi aylık olduktan sonra, sağlıklı bir bebek için yıllık kontroller yeterli olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DİŞ BAKIMI</span><br />
 <br />
 Anababalar çocuklarını diş bakımına ne zaman başlatmalıdır<br />
 Bir diş doktoru arkadaşım, bebeğin ilk dişleri çıkmaya başladığı andan itibaren diş bakımının başlaması gerektiğini söylemişti. Süt dişleri geçici olmalarına rağmen, çürümeleri önlenmelidir ve bu da zor değildir. Birkaç aylık bir bebeğin dişleri bile yumuşak bir pamukla yatmadan önce temizlenebilir (diş macunu kullanmadan). Süt, dişlerin üzerinde, çürümelere neden olan bakterileri üreten bir tabaka bırakır. Çocuk doktorlarının anababalara çocuklarını yatağa bir biberon sütle yatırmamalarını söylemelerinin bir nedeni de budur. Eğer bir bebeğin yatma zamanı biberon içmesi gerekiyorsa, bu sadece su olmalı.<br />
 Çocuğun dişlerinin iyi gelişmesini sağlamakta ve çürümeleri engellemekte önemli olan diğer bir konu da çocuğun beslenme şeklidir. Çok fazla nişastalı ve şekerli ya da çok rafine edilmiş yumuşak besinler ağızda çok küçük yiyecek parçacıkları bırakarak bakteri üretimini arttırır. Büyük parçalardan oluşan sert yiyecekler dişlerin üzerindeki tabakayı temizler ve parçacıkların aralarda kalıp çürümelere neden olmasını engeller. Her gün bir elma diş doktorlarının de tavsiye ettiği bir yiyecektir. Dişlerinizi fırçalayamadığınız zamanlarda elma yemeğe çalışın, dişlerinizin daha temiz olduğunu farkedeceksiniz. Elmada bulunan bir enzim dişleri gerçekten temizlemektedir. Bu nedenle çocuklarınıza bol bol meyva yedirin, özellikle de elma. Ancak küçük bebeklere elma, üzüm gibi bütün meyvalar vermeyin çünkü boğulmalara yol açabilir.<br />
 Daha büyük çocuklar her yemekten sonra, yemek parçacıklarını temizlemek ve dişetlerini güçlendirmek için dişlerini fırçalamalıdırlar. Okula başladıktan sonra, günde iki kez fırçalama yeterlidir. Florürlü dişmacunuyla ve küçük, yumuşak bir fırçayla, dişetlerini acıtmadan uzun süreli fırçalama yapmasını sağlayın. Diş macununu tükürmesini öğretin, çünkü onlar yutulmak için yapılmamıştır!<br />
 Çocuğun diş aralarının diş ipiyle temizlenmesi de önemlidir çünkü dişlerin aralarındaki yüzeyler en iyi diş ipiyle temizlenir.<br />
 Çocuğun bir diş doktorunu ilk ziyareti ikinci ve üçüncü yaşları arasında gerçekleşebilir. Sizinle ya da diş doktorlarına karşı rahat ve olumlu bir tutum içinde olan bir yakınınızla birlikte gidebilir. Çocuğunuz diş doktorunun muayenehanesine alışmalı ve doktor da onunla diş bakımı konusunda özel konuşmalar yapmalıdır. Daha sonra normal ziyaretler başladığında -belki üç yaş civarında- çocuk doktordan korkmayacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">UYGUN ŞİLTE</span><br />
 <br />
 Torunum hâlâ bebek karyolasında yatıyor ama anababası artık onu normal bir yatağa geçirmeyi düşünüyorlar. Bunun için de su yatağı almayı planlıyorlar. Benim çocukların su yatağında uyumalarının sağlıklı olup olmadığı konusunda kuşkularım var.<br />
 Su yataklarının çocuklar açısından bazı yararlan olduğunu kabul ediyorum. Ama iyi bir yaylı yatağın sağlayacağı desteğin, çocukların çoğu için çok uygun olduğunu düşünüyorum. Ancak, istisnai olarak ortopedik problemi olan çocukların daha sert bir şilteye ihtiyaçları olabilir.<br />
 Bir çocuk bebek karyolasından yatağa ne zaman geçmelidir, iki ilâ beş | yaşlan arasındaki herhangi bir zamanı tavsiye edebilirim. Bazı bebekler karyolanın güvenli ortamını uzun bir süre tercih edebiliyorlar. Daha hareketli olanları, kenarlara tırmanmaya çok erken yaşlarda başlayabiliyor. Önemli olan bebeğin güvenli ve rahat bir yatağının olmasıdır. Eğer bebek karyolaya tırmanmaya başladıysa, artık ondan kurtulmanın zamanı gelmiştir. Çocuğun aşağıya inmeye çalışırken, düşmesini istemeyiz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AYAKKABILAR</span><br />
 <br />
 Çocuklara pahalı ayakkabılar almak gerekli midir Ucuz ayakkabı konusunda bazı tereddütlerim var.<br />
 Bazen daha iyi (veya daha pahalı) ayakkabılar gerçekten gerekli olabilir ama böyle durumlar genellikle enderdir. Bazı çocukların ayaklarına hiçbir ayakkabı tam olarak uymaz. Ortopedik problemleri olan çocukların özel ayakkabılara ihtiyaçları vardır. Ayakkabı alırken, çocuğunuzun ayağına dikkat edin, parmakları dışarı fırlamasın ya da içeride kalmasın. Çocuk yürürken bileklerine bakın, içeri doğru dönüp dönmediklerine ya da çocuğun ayağının dış kenarına basarak yürüyüp yürümediğine dikkat edin. Eğer bu şekilde karar veremiyorsanız, ayakkabılarının genellikle nereden eskidiğine bakın. Tabanın iç tarafı eskiyorsa, çocuğun bilekleri zayıftır. Eğer dış taraflar hemen eskiyorsa, o zaman çocuğun ayağı sonradan problem yaratacak bir şekilde dışarı çıkıyor demektir. Hâlâ kuşkularınız varsa, doktorunuzla konuşabilirsiniz. Çocuğunuzun ortopedik bir müdahaleye gerek duyup duymadığını bir ortopediste danışarak karar verebilirsiniz. Ayakkabılar konusunda tereddütleriniz varsa, iyi bir ayakkabıcıya giderseniz oradaki kişiler size yardımcı olabilir.<br />
 Eğer ayakkabıyı kendiniz alacaksanız, en iyi zaman öğleden sonra yâ da akşam saatleri, ayağın şişmiş olduğu zamanlardır. Ayakkabı çocuğun ayağındayken, bir parmak kadar büyük olmalıdır. Yani, çocuğun ayağının baş parmağı ile ayakkabının burnu arasında, sizin baş mağınızın gireceği kadar bir boşluk kalmalıdır. Böyle bir boşluk a kabının, çocuğunuzun ayağının rahat edebileceği ve yeterince uzun giyebilmesini sağlayacak kadar geniş ve sürtünmeden dolayı su toplamalar veya rahatsızlıklar yaratmayacak kadar dar olduğunu gösterir. Pahalı bir mağazadaki satıcıların çocuğunuzun ayağına uyan ayakkabıyı nasıl saptadıklarına dikkat edin, sonra o yöntemleri kendiniz de uygulayabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">LENSLER</span><br />
 <br />
 Çocuklar kaç yaşlarından itibaren lens kullanabilirler<br />
 Bu, kişisel olarak yaklaşmam gereken bir problem çünkü çocuklarımın hepsi gözlük takıyor. Benim deneyimlerime göre, 12-14 yaşından önce lensi çok az doktor önerebilir. 12 yaş bile çok erken. Yumuşak lensler, sert olanlardan daha güvenlidir ama yumuşakların bile bazı riskleri vardır.<br />
 Lens kullanma zamanına karar vermeden önce, anababaların dikkate almaları gereken bazı konular vardır. Her şeyden önce, göz bozukluğunun derecesi önemlidir, aşırı miyop olan çocuklar lenslerden çok yararlanmaktadırlar. Lensler doğrudan göze takıldığı için, görüntü daha iyi ve uygunluk daha fazla olur. Çocuk gözlük takmadığında daha iyi göründüğünü düşünür.<br />
 Diğer bir nokta çocuğun sorumluluk düzeyidir. Lensler çok büyük özen ister. Kaybolabilirler ve çok pahalıdırlar. Gözde iltihaplanma ve yaralanmalara yol açmamak için devamlı temiz tutulmalıdırlar. Çocuğunuz çok sorumluluk sahibi değilse, sanırım ne siz, ne de çocuğunuz lens kullanma lüksüne hazırdır.<br />
 Üçüncü bir nokta, çocuğun aktivite düzeyidir. Yüzme gibi aktif bir spor yapan bir çocuğun lensinin zarar görme, kaybolma ve kırılma olasılığı çok fazladır. Gözün içinde kırılan lensler tamir edilemez zararlar verebilir.<br />
 Son bir nokta ise, gözlük takmanın çocuk üzerinde yarattığı etkidir. Daha küçük yaşlarda, gözlük takmak çocuğu arkadaşlarının gözünde daha çekici yapabilir ya da onunla dalga geçilmesine neden olabilir. Dalga geçme durumuyla başetmesini sağlamak için, çocuğa verebileceği akıllıca bir cevap öğretilebilir. Daha sonraki yıllarda ise, özellikle lise yıllarında, gözlük çocuğun özgüven duygularını etkileyebilir.<br />
 Çocuğunuzun gözlükten lense geçme zamanını ve şeklini göz doktorunuza danışın. Çocuğunuzun gözleri çok değerlidir, onlara iyi bakın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NE KADAR UYKU</span><br />
 <br />
 3.5 yaşındaki küçük oğlumun ne kadar uykuya ihtiyacı olduğunu öğrenmek istiyorum. Öğleden sonra uykusuna yatması hâlâ beklenebilir mi<br />
 ister inanın, ister inanmayın, küçük bebekler ilk altı aylarında günde 18-20 saatlik uykuya ihtiyaç duyarlar. O zamandan sonra, uyku ihtiyacında hızlı bir düşüş olur. Genellikle çocukların en az sekiz saatlik bir uyku ihtiyacı vardır ama daha fazlasına ihtiyaç duyup duymadıklarını etkileyen bazı faktörler olabilir. Bunlar çocuğunuzun yatma zamanlarını belirlemenize yardımcı olabilir.<br />
 Çocuğun yaşı ve büyüme hızı tabii ki önemli faktörlerdir. Küçük bebeklerin ihtiyacı olan uyku miktarından söz etmiştim. Daha sonraki yaşlarda daha az uykuya ihtiyaç duyarken, ergenlik çağında tekrar fazla uyku ihtiyacı olabilir. Hızlı büyüdükleri için, çocukların daha fazla uyku ve dinlenmeye ihtiyaçları olur.<br />
 Çocuğun sağlık durumu da ihtiyacı olan uyku miktarını etkiler. Allerjisi veya üst solunum yolları enfeksiyonu, soğuk algınlığı, ateşi ya da diğer bir rahatsızlığı olan çocukların sağlıklı olanlardan daha fazla uykuya ihtiyaçları vardır.<br />
 Doğuştan sahip olunan enerji üretme durumu da, gerekli olan uykuyu belirler. Bütün bir güne yayılan harcanan enerji miktarı, ihtiyaç duyulan dinlenme miktarını etkileyebilir.<br />
 Çocuğunuz yeterli uyku uyuyorsa, okul zamanına daha çok varken kendisi uyanacaktır. Eğer onu siz düzenli olarak uyandırmak zorunda kalıyorsanız veya kendi çalar saatiyle uyanıyorsa, o zaman geceleri yatağa daha erken gitmesi gerekir.<br />
 Çocuk yorgun olduğu zaman beyni ve vücudu bunun belirtilerini verecektir. Bu belirtiler (sinirlilik ya da düşen göz kapaklan) çocuğunuzun yorgun olduğunu size gösterir. Bebeklerin çoğu bir yaşlarında sabah uykularından vazgeçerler. Çocukların çoğu öğleden sonra uykularını da üç veya dört yaşlarında bırakırken, bazıları da okul öncesi döneme kadar devam ederler. Bu yaştaki çocuklar, öğleden sonra uykuları yüzünden gece yatağa gitmekte zorlanırlar.<br />
 Ergenlik öncesi dönemde sekiz-on saatlik gece uykuları oldukça çoktur ama ergenlik döneminde dokuz-on saatlik uyku hiç de fazla gelmez. Gece uykuya yatma zamanlarını birbirinize sokulduğunuz, sevgi ve güveni paylaştığınız, sıcak ve samimi anlar olmasına çalışın. Bir güç mücadelesi haline dönüşmesine izin vermeyin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KONUŞMA PROBLEMLERİ</span><br />
 <br />
 Çocuklarının ilgilenmeyi gerektirecek kadar ciddi bir konuşma problemi olup olmadığına anababalar nasıl karar verebilirler<br />
 Çocukların konuşma problemlerinin çoğu geçicidir. Örneğin, hiç konuşamayan küçük bir çocuğun hikâyesini duymuştum. Anababa, tekrar tekrar doktoru ziyaret etmişler ve yardım istemişlerdi. Doktor çocuğun neden konuşamadığını saptamak amacıyla, dilini, damağını ve vücudunun her bölgesini muayene etti. Zihinsel olarak da bir problemi yoktu. Teşhis ve tedavi için birçok konuşma pataloğuna gönderildi ve hiçbiri bir problem bulamadı. Ama çocuk altı yaşına gelip okula başlayınca, konuşmaya başladı ve artık hiç susmuyor!<br />
 Konuşmayla ilgili problemlerden biri burada olduğu gibi, konuşmanın gecikmesidir. Çocuk üç veya dört yaşlarına geldiği halde hâlâ konuşmuyorsa, anababaların endişelenmesi gerekir. Uzmanlar o zamana kadar olan gecikmeler üzerinde fazla durmamaktadırlar çünkü çocukların bazıları o yaşlara kadar konuşmamaktadır. Eğer çocuk kendisiyle konuşulduğunda cevap vermemek gibi diğer bazı belirtiler gösteriyorsa, bir işitme problemi olup olmadığı kontrol edilmelidir.<br />
 İkinci bir konuşma problemi normal dışı seslerdir. Bir çocuğun "r" yerine "y" demesi gibi bazı sesleri yanlış çıkarması anababasının endişelenmesine yol açabilir. Böyle bir durumun nedeni, çocuk artık çok küçük olmamasına rağmen, anababasından hala bebek gibi konuşmalar duymasıdır. Anababalar böyle konuşmaktan vazgeçtikleri zaman, çocuklar da bu alışkanlıklarını yenebilirler. Konuşma uzmanı arkadaşım, anababaların normal dışı sesler için sekiz ya da dokuz yaşlarına kadar endişelenmemeleri gerektiğini söyledi. Eğer bebeksi sesler o yaşlarda da devam ediyorsa, bir konuşma terapisti ile görüşebilirsiniz.<br />
 Kekeleme ise pek çok kişiyi endişelendiren ciddi bir durumdur. Bir arkadaşımın çocuğu, bir cümleyi bile söyleyemeyecek kadar kötü kekelemeye başlamıştı. Onu bir konuşma pataloğuna götürdüler. Uzman onlarla ve çocukla bir süre çalıştıktan sonra, ailenin en küçüğü olarak kimsenin kendisini dinlemesini sağlayamadığını keşfetmişti. Böylece de, bir kere kekelediği için kazandığı ilgiyi devam ettirmek için kekelemeyi öğrenmişti. Gerçek problemin bu olduğundan biraz kuşku duymakla birlikte, uzmanın ona konuşmak için bol bol vakit ve bol bol ilgi verme önerisini izlediler ve çocuk bu zorluğu çok çabuk atlattı.<br />
 Öfke veya korkudan dolayı konuşmayı reddetmek de oldukça yaygındır. Buna seçilmiş suskunluk adını veriyoruz. Tedavisi için, hem çocuğun, hem de anababanın profesyonel yardıma ihtiyacı vardır.<br />
 Hemen bütün çocuklar konuşmayı öğrenir. Çok fazla ya da çok az konuşurlar. Konuşurken biraz zorluk çekebilirler ama unutmamanız gereken en önemli faktör onlara olan sevgi ve ilginizi iletebilmenizin ne kadar değerli olduğudur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ESTETİK AMELİYATLAR</span><br />
 <br />
 Maddi imkânlarınızla çocuğunuza iyi bir eğitim ya da güzel bir yüzden sadece birini sunma şansınız olsaydı, hangisini seçerdiniz<br />
 Böyle bir sorunun gerçekten biçimsiz bir kusuru olan bir çocukla ilgili olarak sorulabileceğini düşünüyorum. Gerçekten de, iyi bir eğitimin bir çocuğa güzel bir yüzden daha fazla yarar sağlayacağına inanıyorum, Üretken bir insan olmak, çocuğun hayatına hoş bir dış görünüşe sahip olmaktan daha çok anlam ve amaç getirecektir.<br />
 Bu nedenle, büyük bir burnu küçültmek ya da sivri bir çeneyi yuvarlatmak için yapılacak bir ameliyatla ilgili olarak bu soruyu soruyorsanız, o zaman kendinizi biraz sorgulamalısınız Bir çocuğun görüntüsünün iyi ya da kötü olduğu yargısına kim varıyor Bazen bazı aileden gelen özellikler ve değerler nedeniyle, anababalar dış görünüşteki belli bazı noktalar konusunda çok hassas olabiliyorlar. Örneğin, çocukken burnunuz konusunda sizinle dalga geçildiyse, aynı burna sahip olan oğlunuzun duyguları konusunda aşırı duyarlı olabilirsiniz. Aynı şekilde, değişik kültürlerin farklı güzellik anlayışları olabilir. Örneğin bir ülkede, bir kişinin burnu çok büyük gözükebilir. Ama aynı burun başka bir ülkede bir farklılık göstergesi olarak algılanabilir. Bu nedenle, çocuğunuzun probleminin gerçek mi, yoksa aile ve toplum değerleriyle mi ilgili olduğunu iyice düşünün.<br />
 Anababalar ayrıca, çocuklarını arkadaşlarıyla karşılaştırarak ne kadar anormal olduğunu saptamalıdırlar. Çocuk düzeltilebilecek bir özellik ya da kusur yüzünden aşağılık ve yetersizlik duygusu içinde mi Deneyimlerime göre, çok çirkin olarak dikkat çekecek kadar olağandışı bir çocukla pek karşılaşmadım.<br />
 Eğer çocuğunuzun bir yanık ya da doğum izi gibi önemli bir kusuru varsa, bu konuda bazı önerilerim olacak:<br />
 Bir doktora gidin ve bu konuyu görüşün. Ameliyat öneriliyor mu Bunun maliyeti ne olacak<br />
 1. Problemi ameliyatsız halletmenin bir yolu var mı Çocukların çoğu dış görüntülerini bazı kozmetikler aracılığıyla düzeltebilirler. Örneğin, yeni bir saç kesimi, belli bir şekilde giyinmek ya da daha büyüdükçe lens takmak veya düzeltici makyaj yapmak gibi.<br />
 2. Eğer düzeltme imkânı yoksa ya da siz bunu karşılayamıyorsanız, o zaman çocuğunuzun kusurunun onu diğerlerinden farklı ve eşsiz yaptığını anlamasına yardımcı olmanız gerekmektedir. Bu biraz üzüntü yaratacak bir durumdur ama çocuk görüntünün her şey olmadığını anlayarak bu üzüntüyü atlatacaktır. Bir konudaki sınırlan değerlendirmeye başladıkça, diğer alanlarda daha güçlü bir beceri geliştirecektir. Diğer çocuklarla paylaşılan eğitsel ve sosyal beceriler ve etkinlikler geliştirmek, ciddi bir görünüş kusurunun verdiği kalp acısını kapatacaktır. Çocuğunuza başkalarına şefkat duymayı öğrenmek için kendi acısından yararlanmayı öğretin. Ona içi güzel olan herkesin diğer insanlara güzel görüneceğini öğretin. Kalbi kötülükle dolu olduğu sürece en gösterişli manken bile çirkin gözükür.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TATİLLER VE EĞLENCE<br />
 TATiLE HAZIRIANIRKEN</span><br />
 <br />
 Ailece yapılan tatilleri gerçekten özel bir hale nasıl getirebiliriz<br />
 Aşağıda söz edeceğim öğeler çok önemli olmalarına rağmen, genellikle farkında olmadan ihmal edilirler.<br />
 Genel ruh hali. Genel bir samimiyet havası yaratmaya çalışırını. Tatil için gerekli iyi niyet aile için de gereklidir. Gülüşler, kahkahalar ve şakalar bütün bir yıl için önemlidir ama tatil zamanı böyle bir mutluluğun yanı sıra, sırlar ve sürprizler için de doğal bir zamandır. Tatil zamanı çocukları süsleme, yemek hazırlama ve benzeri bazı hazırlıklara katma, annenin yükünü almanın yanı sıra, belli bir aile geleneği yaratmada da mutluluğun bir parçasıdır.<br />
 Dinlenme. Tatiller aynı zamanda sessizlik ve sükunet zamanı olmalıdır. Kişisel olarak ya da ailece sessiz ve sakin bir ortam yaratmak için zaman ayırın.<br />
 Gelenek. Belli gelenekler oluşturmak çok önemlidir. Özel tatil günlerinde özel bazı yemekler hazırlayarak bir gelenek oluşturabilirsiniz. Büyükannenizin göreneklerini veya yemeklerini sürdürerek, çocuklarınızın geçmişlerini anlamalarına yardımcı olabilirsiniz.<br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
 FOTOĞRAF ALBÜMLERİ</span><br />
 <br />
 Hemen her evde bir sürü aile resminin bulunduğu bir kutu ya da çekmece bulunur. Bütün bu resimlerle ne yapacağımızı bize söyler misiniz<br />
 Bunu memnuniyetle yaparım.Çünkü, fotoğrafların insanlar için çok önemli olduğunu biliyorum. Sorunları olan bir insan üzerinde psikiyatrik değerlendirme yaparken sıklıkla sorduğum sorulardan birisi şudur: Evinizde bir yangın olsa, o evden çıkarmak isteyeceğiniz şeyler neler olurdu Hemen herkes aile fotoğraflarından söz eder. Bence de çoğumuz için anılar ve resimler çok önemlidir.<br />
 Sizlere anababa olarak, her çocuğunuz için kendisine ait bir fotoğraf albümü oluşturmanızı öneririm. Onun daha sonra hatırlamasını arzu ettiğiniz, doğumundan öncesine ait fotoğrafları da o albüme yerleştirin. Çocuğunuzun geçmişiyle başlamanızı ve albümüne ondan önceki kuşakların resimlerini koymanızı öneririm. Büyükanne ve babasının, hatta daha öncekilerinin ve belki de onların yaşadıkları yerlerin resimleri ona geçmişiyle ilgili bir duygu geliştirmesini sağlayacak ve belli bir grup insana ait olduğu hissini verecektir.<br />
 Yaşadıkları yerler çocuklar için çok önemlidir. Ortalama bir aile çocukları büyürken sık sık taşınır. Bu nedenle de albümün o bölümü oldukça geniş olmalıdır. Okullarının, yakın çevrenin ve çocukların hoş vakit geçirdikleri belli yerlerin resimlerinin albümde yer alması çok iyi bir fikirdir. Parklar, tatiller ve oyuncaklar daha sonra dönüp bakıldığında zevk alacağı şeylerdir. Diğer bir bölüm arkadaşlarına ve onlarla paylaştığı etkinliklere -doğum günü partileri, spor karşılaşmaları vb.- ayrılmalıdır.<br />
 Çocuğun hayatında önemli bir yeri olan insanları mutlaka koyun: Öğretmenleri, özel arkadaşlarını, çocuğun yetişmesi sırasında anlamlı olan herkesi. Çocuğun gelişiminin sembolleri de anlamlı olabilir: Spor olayları, okul gösterileri, fen projeleri, özel hayvanlar. Bütün bunlar çocuğunuz büyüdükçe ve kendi ailesini oluşturmaya başladıkça onun için hazine değerindeki anılardır. Çocuklarınız bu anıları bir gün çocuklarıyla paylaşmak isteyeceklerdir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUK BAKICILARI</span><br />
 <br />
 Anne ve baba dışarı çıktıklarında, yan komşunun lise öğrencisi kızının çocuklarla kalmasında bir sakınca görüyor musunuz<br />
 Yeteneklerini ve olgunluk düzeyini dikkatlice kontrol ettiyseniz çocukları böyle bir bakıcıyla bırakmanın hiçbir sakıncası yoktur. Bazen çocuklara kötü davranan veya gereği kadar koruyamayan bakıcılar olabilir ve bunun olmasını istemezsiniz.<br />
 Bakıcılarla anlaşmadan önce, onları iyice araştırmayı unutmayın, iyi ve güvenilir bir bakıcı olup olmadığını saptamak için göz önünde bulunduracağınız bazı ölçütler şunlardır: iyi bir bakıcının,<br />
 • yüksek bir olgunluk düzeyi<br />
 • kriz zamanlarında başvuracağı iyi bir karar mekanizması<br />
 • çocuklara vurmasını veya bağırmasını engelleyecek kadar benlik kontrolü<br />
 • bir çocuğu kontrol ve disipline edebilme yeteneği<br />
 • çocuklara baktığı sürelerde yaşıtlarıyla birlikte olmaya istekli olmaması<br />
 • yukarıdakileri doğrulayan bir referansı olması gerekir.<br />
 Kendi uyguladığınız ve gerektiğinde onun da uygulamasını istediğiniz disiplin yöntemleri konusunda ona çok net açıklamalar yapmalısınız. Bakıcının sizi ne zaman arayacağına ve size ulaşamadığı takdirde durumla nasıl başa çıkacağına karar verebilmesi gerekir. Bir bakıcıda olması gereken en önemli özellikler, çocukları sevmesi, kibar, kararlı ve koruyucu olmasıdır. Ayrıca bir bakıcının enerjik olma ve sadece temel bakımı sağlamanın yanı sıra çocukla oyun oynamasını ve böylece birlikte güzel zaman geçirmelerini isterim.<br />
 Bir bakıcının niteliklerine nasıl karar verebilirsiniz Referanslar istemeli ve onlarla kişisel olarak konuşmalısınız. Ayrıca bakıcının siz oradayken çocuklarınızla birlikte olmasını ve neler olduğunu dikkatlice izlemenizi öneririm. Çocuğunuz yeterince büyüdüğü zaman, ona bakıcı gittikten sonra gecenin nasıl geçtiğini sorabilirsiniz. Döndüğünüzde evin,bakıcının ve çocuğunuzun durumunu dikkatlice inceleyin. Eğer kuşkularınız varsa, bir gece aniden eve geri dönün. Bu pek uygun gözükmeyebilir ama çocuğunuzu bu kişiye emanet edip edemeyeceğiniz konusunda size çok yardımcı olur. İç güdülerinize güvenin! Bir terslik olduğu hissine kapılırsanız, araştırıp emin olana kadar çocuğunuzu onunla bırakmayın.<br />
 Diğer bir önerim de, maddi olarak zorlanmamak için bakıcınızda ara sıra değişiklik yapmanızdır. Bazen yakın ve güvenilir arkadaşlar birbirlerine yardımcı olabilirler. Ve tabii ki büyükanne ve babalar. Onların değeri altınla ölçülemez. Ben de, kızım dışarı çıktığında, torunlarıma bakmayı çok seviyorum.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DIŞARIDA BİR GECE</span><br />
 <br />
 4 yaşında ve yeni doğmuş iki çocuğumuz var. Akşamlan bir arkadaşımızın evine ya da bir restorana gittiğimizde onların bir bakıcıyla evde kalmaları mı, yoksa bizimle gelmeleri mi daha iyi olur Onlarla birlikte gitmekten rahatsızlık duymuyoruz ama onların evdeki kadar rahat oyun oynayamayacakları yerlere gitmelerinin zor olacağını düşünüyoruz.<br />
 Bu çok güzel bir soru ve açık söylemeliyim ki çocukların devamlı evde kalıp, anababaların gezmeye gitmesine üzülüyorum. Diğer yandan da, genç anababaların haftanın bazı anlarını da çocukların sorumluluğundan uzakta geçirme ihtiyaçlarını anlayabiliyorum, işte size bazı pratik öneriler:<br />
 Çocuklarınıza sosyal ortamlarda nasıl davranacaklarını öğretin. Sonra da onları beraber götürün ve hem siz, hem de arkadaşlarınız onların tadını çıkarın. Çocukları eğitebilmek için, arkadaşlarla birlikte evde bazı beraberlikler organize edilebilir. Ev sahibi için çok kolay bir iş olmayabilir ama eşler yardımcı olursa, tüm aile için çok zevkli bir akşam olabilir.<br />
 Sosyal bir ortamda nasıl davranacağını öğretebilmek için, çocuklarınızı ara sıra ailece gidebileceğiniz restoranlara götürün. Eğer yeri dikkatlice seçerseniz, bunun aile beraberliğini, sosyal becerileri öğretmek için çok yararlı olduğunu görececeksiniz.<br />
 Ancak yeni doğmuş bebeklerin dışarı çıkarılması konusunda bazı sorularım var. Genellikle, ilk birkaç hafta bakterilere dayanıklılık düzeyleri düşük olduğu için, evde kalmaları gereklidir. Yine de, bebe koltuğunda sakin sakin uyuyan bir bebek ise, kısa sürelerle dışarı çıkarabilirsiniz. Eğer çocuğunuzu bir arkadaşın evine bırakıyor ve orada yatmasına izin veriyorsanız, onu bir gece de dışarı götürmenizde hiçbir sakınca görmüyorum.<br />
 Çocuklarınızı dışarı çıkarıp çıkarmayacağınıza karar verirken, sormanız gereken sorular şunlardır: Çocuklar sizin arkadaşlarınızla keyifli bir akşam geçirmenize izin verecek şekilde iyi davranabilecekler mi Çocuklar orada sıkılır mı Çok mu yorgunlar Eğer çocuklar yaramazlık yaparsa diğer insanlar rahatsız olacak mı Siz bu akşamdan zevk alacak mısınız<br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
 TELEVİZYON</span><br />
 <br />
 Televizyon seyretmek, pek çok iyi anababanın evlerinden uzak tutmaları gerektiğine inandıkları bir eğlence. Ama yine de, her ailede günün ya da gecenin büyük bir bölümünde açık olan bir tane (hatta iki tane) televizyon var. Televizyon hayatımızın bu kadar önemli bir parçası haline geldiğine göre, anababaların bu durumu bir avantaj haline dönüştürmeleri mümkün mü<br />
 Evet mümkün ve araştırmalar bunu nasıl yapabileceğimizi gösteriyor.<br />
 Televizyon anababaların öğretimine yardımcı olur. Örneğin, konuşmayı öğrenmede biraz yavaş çocukların anababaları çocuk programlarını izleyip oradaki sözcük ve görüntüleri çocuklarının dil öğretiminde kullanabilirler. Ayrıca çocuklarıyla birlikte oturup programın içeriği hakkında konuşarak renkleri ve diğer bazı doğruları öğretebilirler.<br />
 Televizyon, çocukların bilinmeyen değerler ve deneyimlerle karşılaşmalarını sağlar. Çocuklar büyüdükçe, anababalar televizyon aracılığıyla dünyanın birbirine zıt değerlerini öğretebilirler. Televizyon programlarının desteklediği şiddet, sahtekârlık, yasadışı cinsel ilişki ve diğer birçok değerde ne yanlışlık var Programları daha büyük çocuklarınızla birlikte izleyerek onların programdaki ve anlatmaya çalıştığı dünyadaki iyi ve kötü yanları anlamalarına yardımcı olabilirsiniz. Televizyonu çocuklarınıza empati ve şefkati öğretmek için kullanabilirsiniz. Örneğin, "o çocuğun yerinde olsaydın neler hissederdin" veya "o kızın durumunda nasıl davranırdın " Aile biraraya toplanarak ve her çeşit tartışma ortamı oluşturularak televizyondan olumlu bir şekilde yararlanılabilir.<br />
 Televizyon paylaşmayı öğretebilir. Televizyonu çocuklarınıza paylaşmayı öğretmek için kullanabilirsiniz. Ailelerin birden fazla televizyon sahibi olmamasını öneriyorum. Böylece çocuklarınız istedikleri programları seçerken birbirlerine saygı göstermeyi öğrenirler. Ama sadece birbirleriyle değil, anne ve babalarıyla da paylaşmalıdırlar. Ana-babalar işten eve gelince haberleri izlemek istemektedirler ama genellikle televizyon çocuklar tarafından ele geçirilmiş olmaktadır. Çocuklarınıza televizyonda sizin de hakkınız olduğunu öğretmekten korkmayın.<br />
 Televizyon seyretmenizi değerlendirirken yaratıcı olun ve evinizdeki etkisini nasıl olumlu bir hale getirebileceğinize karar verin. Çocuklarınızın seyretme sürelerine sınırlamalar getirin. Okuldan sonra, çocuklarınızı televizyona başvurmadan meşgul edecek pek çok etkinlik olmalıdır. Ödevler yapıldıktan sonra, dışarıdaki etkinlikler, okuma, el becerileri, bilgisayar öğrenme ve diğer yaratıcı etkinlikler televizyondan önce onu meşgul edebilmelidir. Ayrıca çocuklarınızın eğitim programlarını veya özel bazı yayınları izlemelerini sağlayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇİZGİ FİLMLERDEKİ ŞİDDET</span><br />
 <br />
 Çizgi filmlerdeki şiddetin küçük çocuklar üzerindeki etkilerini biliyor musunuz 2 yaşından 9 yaşına kadar farklı yaşlarda dört çocuğumuz var. Eğer bu konuda bana bazı önerilerde bulunursanız çok memnun olacağım.<br />
 Ruh sağlığı mesleğindekiler olarak televizyondaki şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi bizleri kaygılandırıyor. Yıllardır yapılan araştırmalar, şiddetin küçük çocukları etkilediğini göstermiştir. Birkaç yıl önce yapılan araştırmada, Kaliforniya´daki bir okul çağı çocukları grubu şiddet sahnelerini seyrettikten sonra birlikte oyun oynarlarken izlenmişler. Şiddet sahnelerini seyredenler, seyretmeyenlerden çok daha yoğun bir şekilde birbirleriyle olan ilişkilerinde şiddet içeren durumlar yaşamışlardır. Son yıllarda çizgi filmlerin bile bu tür bir etkisi olduğunu öğrendik. Ve çizgi filmler söz konusu olduğunda, çocuklar yaralama ve ölümlerin gerçek olmadığı fikrine kapabilmektedirler, çünkü bir dakika önce havaya uçan çizgi film kahramanları bir dakika sonra gayet sağlam olarak ayağa kalkabiliyorlar.<br />
 7-8 yaşlarından önce, anababaların televizyon programlarını çok sıkı takip etmeleri gereklidir. Bu yaşlardan önce, çocuklar doğruyla yanlışı birbirinden ayırt etme kapasitesine sahip değillerdir ve seyrettikleri çizgi filmlerde neyin iyi, neyin kötü olduğunu tam olarak anlayamamaktadırlar. Çocuğunuzla birlikte televizyon seyrederek, şiddet içeren yıkıcı programları yasaklayın. Çocuklarınız çok fazla televizyon seyretmeden de yaşayabilir ve her zaman izin verebileceğiniz birkaç iyi program vardır. Böyle programları bile olumlu görüşleri pekiştirmek ve sizin görüşlerinize ters olan sorgulanabilir görüşleri anlamalarına yardımcı olmak için çocuklarınızla beraber izlemenizi tavsiye ediyorum. Çocukların gerçekleri bilmeye ihtiyaçları vardır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MÜZİK VİDEOLARI</span><br />
 <br />
 Kızımız onlu yaşlarının ilk yıllarında ve canlı müzik yayını yapan paralı TV kanallarını izlemeye başladı. Bundan kaygı duymamız gerekir mi<br />
 Elbette! Bu tür müzik yayını yapan kanallarda bazen şiddet, çok açık bir cinsellik ve uyuşturucu kullanımı içeren yayınlar olabiliyor. Rap ve hard rock müzikle birlikte artık daha fazla fiziksel istismar görülüyor. Bunun yanı sıra, bazıları da son derece iyi hazırlanmış ve zevkli olabiliyor ve sizin çocuğunuzun bunlardan hangisini izlediğini, siz de izlemedikçe bilemezsiniz.<br />
 Benim önerim, çocuğunuzla birlikte bu müzik programlarını iz-lemenizdir. Gördüklerinizi tartışın. Orada şiddet, cinsellik ya da uyuşturucu ile ilgili sahneler gördüğünde neler hissediyor Kadınları, yetkili kişileri, etnik grupları veya hükümeti küçültücü sözcüklere veya görüntülere karşı duyarlı mı Böyle bir konuda, anababanın bilgili olması gerekir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VİDEO OYUNLARI</span><br />
 <br />
 Video oyunları ile oynamak çocuklar için zararlı olabilir mi<br />
 Bazı olumsuz etkilerinden dolayı, video oyunlarının bazı çocuklar için zararlı olabileceğini düşünüyorum.<br />
 • yalnızlık - video oyunlarının çoğu sosyal bir etkinlik değildir<br />
 • daha iyi etkinliklerin ihmal edilmesi - okuma, ev işleri, eğitim etkinlikleri<br />
 • şiddet - video oyunlarının çoğu etkin bir şiddet içeriyor<br />
 • yoğunluk - çocuklar genellikle oyun oynarken kendilerini kaybetmektedirler<br />
 Eğer video oyunları alıyorsanız, şiddet içermeden beceri ve koordinasyon geliştiren oyunlar seçmelisiniz. Oyun oynayarak geçirilen zamanı sınırlayın ve onların yerini daha yararlı etkinliklerin almasını sağlayın. Çocuklarınız üzerindeki kötü etkileri izleyin, eğer varsa, o problemlerin nedeni olabilecek video oyununu yok etmekten çekinmeyin. Bazı çocuklar,ailedeki ya da okuldaki bazı sorunlardan veya zorluklardan kaçmak için kullanıp video oyunlarını takıntı haline getirebilirler. Eğer ailesiyle ya da arkadaşlarıyla birlikte olmak yerine, sürekli video oyunlarına yapışan bir çocuğunuz varsa, onu oyunlardan uzaklaştırmak için çaba sarf etmeli ve ona daha anlamlı etkinlikler bulmalısınız.<br />
 Ancak video oyunlarının olumlu etkileri de olabilir:<br />
 • aile etkileşimi - eğer anababalar oyuna katılırsa<br />
 • arkadaşların cezbedilmesi - birden fazla kişiyle oynanan oyunlar için<br />
 • el-göz koordinasyonunun geliştirilmesi<br />
 Eğer çocuklarınızın arkadaşları video oynamaya evinize gelirlerse, onları tanıma ve nasıl etkileşim kurduklarını görme imkânınız olur. Arkadaşları tanımak olumlu olduğu için, bu da olumlu bir sonuçtur.<br />
 Video oyunlarının bulunduğu salonlar, evde oynanan video oyunlarından daha farklıdır. Böyle yerler pek hoş yerler değildir. Uyuşturucu alışverişi, alkol kullanımı oldukça yaygındır ve gözleri yakacak kadar yoğun sigara dumanı vardır.<br />
 Ayrıca böyle yerlerde çocukların harcadığı paralar da beni kaygılandırıyor. Oradaki heyecan ve gerginlikle, bir oyun daha oynamaya zorunluluk hissedilir. Bu oyunların diğer bir ortak yanı da aşırı bir rekabet oluşmasıdır. Bazı kişiler çocuğun saldırganlığını kardeşlerine ve oyun arkadaşlarına yansıtmaması için böyle bir şekilde dışavurmasının iyi olduğunu savunmaktadırlar. Ama böyle bir rekabet o salonların dışında da saldırganlığı teşvik edebilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇATIŞAN DEĞERLER</span><br />
 <br />
 Ben bir büyükanneyim ve kızım için kaygılanıyorum. Ne zaman 14 yaşındaki oğlu televizyonda iyi olmayan bir şey izlemeye kalkışsa -içinde kötü sözcükler içeren yaşına uygun olmayan bir film gibi- tartışmaya başlıyorlar. Taraf tutmam gerektiğine inanıyorum, ama her defasında çocuğa dersler vermeye kalkarak biraz aşırıya kaçıp kaçmadığından emin değilim. Bu konuyu nasıl daha iyi ele alabilir<br />
 Çocuğun o yaşlarda, daha küçükken ihtiyacı olan otoriter bir anneden çok bir arkadaşa ihtiyacı vardır. Konulan duygusal olmadan daha akılcı bir şekilde tartışarak -sanki yetişkin bir arkadaşıyla konuşurmuş gibi- bu anne de oğlunun görüşlerini açıkça ifade etmesine yardımcı olabilir. 14 yaşındaki bir çocuk artık yetişkinliğe yaklaşmaktadır ve kendi başına kararlar vermeyi, doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü ayırt etmeyi öğrenmesi gerekmektedir.<br />
 Yaşantınız boyunca, başarılı olmak için, duygularınızı yargılarınızdan ayırmanız gereken anlardan biri de budur. Filmleri ve televizyonu dikkatlice ve açıkça çocuklarınızla tartışın. Filmlerdeki ve televizyon programlarındaki olumsuz kavramların ve ahlâki değerlerin güçlü etkisini anlamalarına yardımcı olun. Böylece, kendi başlarına akılcı seçimler yapmayı öğreneceklerdir.<br />
 Eğer ergen çocuğunuza gerçekten hayır demeniz gerekliyse, bunu kibarca yapın. Örneğin, şöyle yaklaşabilirsiniz: "Keşke sana tam bir özgürlük verebilseydim. Seni hayal kırıklığına uğratmaktan nefret ediyorum. Ama yapmak istediğin şeyin gerçekten de tehlikeli olduğunu görebiliyorum. Ve seni koruyabilmek için, senin incinmeni ve öfkelenmeni göze alabilecek kadar seni seviyorum." Sanıyorum, bu yaklaşım sevgiyle beslenen ve yeterli miktarda olan sınırlar koymanıza izin verecektir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Anababaların En Çok Sorduğu Sorular</span><br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Giriş</span><br />
 <br />
 1 Bebek Bakımı<br />
 2 Yeni Yürümeye Başlayan ve Okulöncesi Dönemdeki Çocuklar<br />
 3 Okul Çağı Çocukları<br />
 4 Ergenler<br />
 5 Aile ilişkileri<br />
 6 Sağlık ve Beslenme<br />
 7 Eğitim<br />
 8 Duygusal Gelişim<br />
 9 Disiplin ve Eğitim<br />
 10 Sosyal Gelişim<br />
 11 Fiziksel Gelişim<br />
 12 Tatiller ve Eğlence<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GİRİŞ</span><br />
 <br />
 Çocuk Eğitimi ile İlgili Temel Görüşlerim<br />
 Akşam saat 10:00´da tam gevşemeye başladığımda telefonun kulak tırmalayan sesi çok sinirime dokunmuştu. Günüm saat 7:30´daki bir görüşmeyle başlamış ve isyankâr ergen sorunu konusunda endişeli bir büyükanneyle görüşebilmek için öğle yemeğini kaçırmıştım. Açık söyleyeyim, o kötü sesi duymazdan gelmeyi düşündüm, ama saatin geç olması nedeniyle acil bir konuda olabileceğinden korktum.<br />
 Telefon gerçek bir kriz durumu hakkında değildi, ama arayan endişeli anne için çok üzücü bir problemdi. Erken ergenlik dönemindeki kızı son zamanlarda çok değişik bir ruh hali içindeydi ve gergindi. O akşam da, basit bir işi yapmak için bodruma inmeyi reddetmiş ve şimdi de yatak odasındaki ışığı söndürmeye karşı geliyordu.<br />
 Daha birkaç gün önce, iki yaşındaki bir çocuğun annesi beni arayıp, zor çocuğuyla başedebilmede ona yardımcı olacak, katılabileceği bir kurs bilip bilmediğimi sordu. Çoğu zaman annelik rolünü yerine getirirken son derece güvenli olduğu halde, oğlunun sınırları deneyen ve isyankâr tavırları karşısında bazen o kadar öfkeleniyordu ki onu istismar etmekten korkuyordu.<br />
 Aile problemleri ile ilgili sonsuz sayıda telefon ve yıllarca radyo programım ´Siz ve Çocuğunuz´ adlı programın ardından gönderilen pek çok mektup aldım. Bütün bunlar anababaların ne kadar çok konuyu paylaştıklarının farkına varmamı sağladı. Çok benzer olay vardı ve her biri onunla mücadele eden, baş etmeye ve çözmeye çalışan kişiler için çok acı vericiydi.<br />
 Bu kitabın amacı, pek çok insana yardımcı olmuş pratik çözümleri yazıya dökmektir. Belki siz de, karşılaştığınız bir problemin burada yanıtını bulabilirsiniz. Umarım hem size, hem de çocuğunuza yardımcı olur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İlk Çocukluğun Önemi</span><br />
 <br />
 Çocuk yetiştirme konusundaki temel yaklaşımımın bir özetini sunarak bu kitaba başlamak istiyorum. Bu temel öğelere dikkat etmenin ana-babalık serüveninizde size yardımcı olacağını umuyorum.<br />
 ilk üzerinde durmak istediğim nokta, anababalık rolünün başlar başlamaz kritik bir önem kazandığıdır, ister bir binanın sağlamlığını, bir ağacın düzgünlüğünü ya da bir insanın gelişimini ele alalım, ilk başlangıçtaki doğruluğun hayati önemini artık biliyoruz.<br />
 Anlamlı ve güzel bir yaşam sürdürebilmek için gerekli yapının temelini oluşturabilme fırsatı ilk çocuklukta elimize geçer ve bu daha sonra bir daha elde edilemeyecek bir fırsattır. Hayatın anlamlılığını oluşturan da belli dengelerin kurulabilmesidir. Bu dengelerden bazıları aşağıda verilmiştir:<br />
 • Güven verebilecek, ama çocuğun bireyselliğini ve bağımsızlığını engellemeyecek kadar ilgi ve koruma.<br />
 • Güvenliği sağlayacak, ama isyana yol açmayacak veya umutsuz bir acizlik duygusu yaratmayacak kadar sınırlama.<br />
 • Başarılı olmanın gururunu tattıracak, ama hayatı angarya haline getirmeyecek kadar iş.<br />
 • Sorumluluk duygusu kazandıracak, ama sağlıklı bir bağımsızlık duygusunu yok etmeyecek kadar disiplin ve eğitim.<br />
 • Hayatı eğlenceli bir hale getirecek, ama zevki bir amaç haline dönüştürmeyecek kadar kahkaha ve oyun.<br />
 • Hayatı beklentilere uygun bir hale getirecek, ama tahammül edilemeyecek kadar katı bir hale sokmayacak kadar tutarlılık.<br />
 • Üretken olmanın mutluluğunu öğretecek, ama çocuğu ben-merkezci bir hale sokmayacak kadar gurur.<br />
 • Her günü sevecen ve sıcak bir hale getirecek ve acı dolu çabalan ihtiyaç duyulduğu sürece ve bir ömür boyu yüreklendirecek kadar sevgi!<br />
 Evcil hayvanları eğitmenin önemi anlaşılmış ve böyle bir eğitim verildiği zaman hayvanın sadık ve mutluluk verici olduğu görülmüştür. Çocuklara verilecek eğitimin de bazı kuralları olduğunu anababaların anlaması için daha ne kadar zaman gerekli Çocuğun ne yapmasını istediğinize karar vermek, etkili bir şekilde ödüllendirme yapmak ve kesin sonuçları tutarlılıkla uygulamak çocuk eğitiminin öncelikle bilinmesi gereken kurallarıdır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Disiplin Gereklidir</span><br />
 Çocukları eğitmek yeterli değildir ve eğitmekle disiplin arasındaki farkı çok az kişi görebilmektedir. Eğitim, ödüller veya cezalar yardımıyla geliştirilebilen basit bir kas ve sinir gelişimidir.<br />
 Öte yandan, disiplin, mantık ve anlama içeren karmaşık bir öğretme-öğrenme sürecidir. Neden bazı sonuçların ortaya çıktığını, belli davranış ve tutumlardan hangilerinin iyi veya kötü olduğunu, neyin onları iyi veya kötü yaptığını anlama sürecidir. Birkaç anlamlı taktik ve felsefenin hayatın tümüne uygulanmasıdır. Kısaca, iyi bir disiplin zekanın olumlu bir gelişimi ile sonuçlanır.<br />
 Küçük bebekleri sevmek hiç de zor değildir. O kadar çaresiz ve korumasızdırlar ki, anababaların çoğu çok ağlayanlara bile gerekli ilgi ve sevgiyi gösterirler, ilk dişler, ilk adımlar, ilk sözcükler çocuklarına düşkün anababaların heyecan duymasına ve gururlanmasına neden olur.<br />
 Peki, ilk ´Hayır! Yapmayacağım´ sözlerinin ne farkı var. Bu sözcükler, özgürlüğe ilk adımın ve anababa ve çocuklar arasında hayat boyu süren sınırlan test etme davranışının belirtileridir. Bunu çocuğun kişilik gelişiminin sağlıklı bir boyutu olarak göremeyen anababalar, çocuklarının kırılmasına ve hiçbir galibi olmayan mücadelelerin sürüp gitmesine neden olurlar. Ya da, tembelce teslim olup, çocuğun deneyim veya mantık üzerine kurulmamış yıkıcı bir güç duygusuna kapılmasına izin verirler.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Anababalann En Çok Sorduğu Soruların Cevapları</span><br />
 <br />
 Sağlıklı bir çocuk yetiştirme mücadelesinde anababanın başarı ya da başarısızlığını belirleyen sadece hayatın dengeleri değildir. Olumlu yapılanmaları sağlayan aynı zamanda onların kendi iç yapılarının sağlamlığı ve tutumlarıdır. Anababaların çocuklarından istediklerinin yanlış olması pek ender görülür, asıl yanlışlık itaati sağlamak için uyguladıkları yöntemlerdedir.<br />
 Bazen çelişkilerle dolu, bazen de uyumlu olan bu deneyimler çocukların duygularını oluşturur. Eğer çocuk çok miktarda koşulsuz sevgi görüyor ve başarılarıyla gurur duyuluyorsa, duyguları sağlıklı olacak ve benlik-saygısı da güçlü bir şekilde gelişecektir. Ama şefkat ve anlayış eksikliği olduğunda ve anababanın öfkesi ve kınaması sevgilerini iletmelerini engelleyecek kadar ağır basıyorsa, çocuğun gelişen kişiliği solup gidecektir. Daha sonraları da ciddi problemler görülme ihtimali çok yüksektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Temel Oluşum ve Ergenlik Yılları</span><br />
 <br />
 Bir çocuğun kişiliğinin temelindeki çatlakların ortaya çıktığı yıllar ergenlik dönemidir. Bu hasara en büyük katkı da ailede ilk yıllarda oluşturulan temelden gelir.<br />
 Eğer temel dengeler sağlanamazsa ve anababaların kınadıkları, onayladıklarından daha çok olursa, çocuğun ihtiyacı olan uygun yapı taşları eksik kalır. Bu gizli zayıflıklar, çocuklarda bugün anababaların isyankârlık olarak gördükleri davranış bozuklukları olarak ortaya çıkar. Aslında, ergenlikteki ciddi davranış bozukluklarının üç temel nedeni vardır:<br />
 1. Anababalar çok katı veya kuralcıdırlar: Diktatör gibi davranan ve çocuklar üzerindeki kontrollerini çok uzun süre devam ettiren anababaların çocukları bir bağımsızlık görüntüsü verebilmek için büyük bir olasılıkla isyan edeceklerdir. Sağlıklı yetişkinler olabilmek için ergenin zaten yapması gerekli olan bu davranışa, anababalar sadece izin vermekle kalmamalı, ciddi bir isyanı engellemek için yavaşça bağımsızlığa ilerlemesini teşvik etmelidirler.<br />
 2. Anababalar çok yumuşak ya da tutarsızdırlar. Ergenlerin sınırları genişletilmelidir, ama hâlâ sınırlara ihtiyaçlan vardır. Anababalar böyle kısıtlamalar ortaya koymadıkları veya onları istikrarsız bir şekilde zorladıkları zaman, ergenler düzenli olarak onları test ederler.Anababalar ne kadar istikrarsız olursa, gençler de o kadar büyük bir gayretle sınırları zorlarlar. Tehlikeli davranışları engellemek için, anababalar sınırlar koymaya başlamalı ve onları büyük bir tutarlılıkla uygulamalıdırlar.<br />
 3. Ergenler duygusal acı çekerler. Ergenler kendilerini yetersiz hissettikleri veya çok fazla kaygı ve endişe altında oldukları zamanlarda, oldukça istikrarsız davranışlarla duygusal acılarını ortaya koyarlar. Uyuşturucuya yönelerek veya anti-sosyal tepkiler ortaya koyarak, geçici bir süreyle acılarından kaçabilirler. Hatta bilinçli olarak yakalanıp cezalandırılmaya çalışabilirler, çünkü ceza suçlarını geçici bir süreyle hafifletmektedir. Bu gençlerin ihtiyaçlarını araştırmaları ve acı dolu duygularını sözlere dökmeleri gerekmektedir ki, gösteriş yapmaya gerek görmesinler.<br />
 Ergenleri anlamanın ilk şartı zor yılları boyunca onları sevmek, onlardan zevk almak ve onların kim olduğunu anlayabilmektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Diğer Kişilerin Ergenler Üzerindeki Etkisi<br />
 </span><br />
 Bu önemli yıllar boyunca, geniş ailenin varlığı hem anababa, hem de ergen için çok yararlı olabilir. Ancak diğer yandan da, eğer akrabalar ailenin değerlerini paylaşmıyorsa veya ergen güç mücadelesini kazanmak için kendi çıkarları doğrultusunda bu kişileri kullanıyorsa, akrabaların yardımdan çok zararı olabilir. Anababalar, büyükanne ve babalar ve diğer akrabalar arasında sağlam bir ilişki yoksa (yani aralan açıksa), o insanları kullanma çok tehlikeli boyutlara ulaşabilir.<br />
 Bugün kökleri zayıflamaya başlamış olan toplumumuzda, ailenin yer değiştirmeleri, torunlarla büyük anne ve babalar ya da diğer akrabalar arasındaki ilişkilerin gelişimini engellemektedir. Bulunduğumuz yerlerde bu kişilerin yerini tutabilecek kişilerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmalıyız.<br />
 Ayrıca, toplumda bulunan bazı kişi ve gruplar ergenle birlik olup, anababalara karşı yıkıcı bir tavır içine girmektedirler. Aşırı hoşgörülü değerlere sahip kişiler, eski kafalı ve katı olarak gördükleri anababalarına isyan etmek için fırsat kollayan huzursuz gençlik için kolay bir hedef oluşturmaktadırlar.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Anababaların En Çok Sorduğu Soruların Cevapları</span><br />
 <br />
 Ergenler üzerinde etkili olan diğer bir faktör de, şiddet gösteren gruplardır. Heyecan ve korunma arayan çocuklar, bu gruplar için kolay bir avdır. 1990´ların sonralarında, bu çetelerin tehdit ve baskıları ana-babaların endişelerinde büyük ölçüde yer almaya başlamıştır. Bugün pek çok toplumda gençliği hem zihinsel, hem de maddi olarak sömüren çetelerin varlığı kesindir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sağlam Bir Ruhsal Temel Oluşturma</span><br />
 <br />
 Olumsuz etkilere karşı en sağlam korunma sağlam bir manevi değer yapısının oluşmasıyla sağlanabilir. Anababalar kendi inanç ve geleneklerini pratikte uygulayarak çocuklarına bazı temel gerçekleri aktarabilirler. Araştırmalar, ailelerin bu yöndeki çabalarının ailenin uyumunu ve gücünü arttırdığını göstermektedir.<br />
 Gülen, eğiten ve koruyan sevgi dolu bir babayla birlikte yaşayan bir çocuk, en karizmatik çete lideri tarafından bile kolay kolay ikna edilemez. Hatta, böyle güçlü bir sevgi ile büyüyen çocuklar, ileriki yaşlarda Tanrısal güce çok daha kolay güven duyarlar.<br />
 En sık karşılaştığım sorulardan biri de, çocuklara manevi değerleri öğretmenin ve ergenlere inançlarının kazandırılmasının en iyi yollarının ne olduğudur. Bugün bu önemli sorunun basmakalıp bir cevabı yok, ama yardımcı olacağına inandığım bazı önerilerim olacak.<br />
 • Anababalar kendi değerlerinizi ortaya koyun, inandıklarınızı günlük hayatınızda gösterirseniz, çocuklarınızın o inançları inkâr etmeleri zor olacaktır.<br />
 • inançlarınızı öğretin. Gerçekten yaşanmadan, sözlü olarak tartışılan değerler gözardı edilebilir. Ama onları açıklamadan yaşayarak öğretmek onların doğal olarak kabul edilmesini sağlayabilir.<br />
 • Kendi inançlarınızın gereklerini yerine getirin.Dini inançlarınızın korumacı ve sevgiyle ilgili nedenlerini açıklamadan da olumsuz bazı kurallar üzerinde durabilirsiniz. Basit ama dürüst açıklamalar çok önemlidir.<br />
 • Ailece dua edebilirsiniz, ama basit olmalarına dikkat edin. Paylaşılan eğlencelerde, karşılaşılan üzüntülerde, iyileştirilen acılarda beraberce dua etmeyi öneriyorum. Biraz konuşmaya başladıkları andan itibaren çocuklar birlikte dua etmeye yönlendirilmelidirler.<br />
 • Tanrıyı bir tehdit ve cezalandırma aracı olarak kullanmayın. Yanlış davranışları nedeniyle Tanrının onu cezalandıracağını söylemekten veya Tanrı ... yapan çocukları sevmez´ gibi cümlelerden kaçının. Bunlar, çocukların Tanrının sevgisine olan inançlarını yokeder.<br />
 iyimser, kabul edici ve koşulsuz sevgiye çok az kişi karşı koyabilir. Çocuklarınız yollarını şaşırsalar bile, siz kararlarınızdan ödün vermeyin. Onları geri kabul edin ve onları yüreklerinizle karşılamaya hazır olun!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bırakın Gitsin!</span><br />
 <br />
 Her genç, çocuk psikologlarının açıkça tanımladığı gelişim aşamalarından geçer. Çocuklarınıza çok kuvvetli bir şekilde bağlanmak, onları sosyal ve duygusal açıdan köstekler. Çocuklar olgunlaşıp kendi kişiliklerini ortaya koymak ve zamanı geldiğinde kendi ailelerini kurmak için evden ayrılmak üzere doğarlar. Bunun farkında olan ve çocuklarının -yavaş yavaş fakat güvenle- bağımsızlığa ulaşmalarını destekleyen ana-babalar, ciddi bir isyanın ve ayrılığın acısını çok nadiren duyacaklardır. Bu değişim her çocukta farklıdır, fakat her çocukta son derece zevkli ve sevgi dolu bir yenilik ve zenginlik haline dönüşebilir.<br />
 Bağımsızlığa uzanan bu değişimin en korkutucu yanı, gencin sosyal ilişkileri ile ilgilidir. Çocuklar küçükken, anababalar onların oyunlarını ve etkinliklerini denetleyebilirler. Eğer küçük bir arkadaşın zararlı olduğu kararına varılırsa, evden kolayca uzaklaştırılabilir. Ama ergenlik dönemi geldiğinde bu mümkün değildir! Okuldaki, işteki ve çevredeki ilişkiler artık anababa tarafından yönlendirilemez.<br />
 Batı kültürünün hoşgörüsü ve göreceli zenginliği gerçekten korkutucu tehlikeler yaratmaktadır. Akıllı anababalar, yakında bir yetişkin olacak çocuklarına sağlıklı kararlar almak için gerekli temel kuralları öğretme konusunda iyi bir rehberlik verirler. Özgürlüklerin sınırlarını belli oranlarda genişleterek, gencin belli bir sorumluluk duygusunu kazanmasını sağlarlar. Başarısız olduğunda ya da uygun olmayan bir seçim yaptığında onu yüreklendirirler. Genellikle koruyucu bazı sınırlamalar saptarlar ama ergenin kendi hayatını yönetmeyi öğrenmesine mümkün olduğu kadar izin verirler.<br />
 Bu zor yıllarda iletişim kanallarını her zaman açık tutabilmek pek kolay değildir! Ama anababalar kendi yeteneklerine, çocuklarının iyi niyetine ve anababaları memnun etme isteğine inanırlarsa, hem ana-babalığı, hem de çocuklarını anlayabilirler.<br />
 Burada verilen sorular gerçekten bana yazılan sorulardır. Yazan kişileri korumak amacıyla, sorular biraz düzeltilmiş ve kişilikleri ortaya çıkaracak bilgiler dikkatlice çıkarılmış veya değiştirilmiştir.<br />
 Umarım bu sorular bu tür endişeleri olan herkese hitap edecek niteliktedir. Cevapların da, kısa olmalarına rağmen, anlaşılır, uygulanabilir, umutlu ve yararlı olduklarına inanıyorum.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEK BAKIMI<br />
 DOĞUM SONRASI</span><br />
 <br />
 Doğum sonrası lekeleri nedir<br />
 Tıp fakültesinde bize, doğum sonrası lekelerine bebeğin doğumundan sonra bazen ortaya çıkabilen hormonal dengesizliklerin yol açtığı öğretilmişti. Elbette annenin bedeni çocuğun doğumundan sonra pek çok değişiklik geçirmektedir ve bu değişikliklerin en önemli bir bölümü de normal hormonal düzenin yeniden kazanılması ile ilgilidir.<br />
 Ama hormonlarla ilgili olmayan bir çeşit doğum sonrası depresyonu olduğunu da düşünüyorum. Birkaç yıl önce, doğum sonrası lekelerini herhangi bir anne gibi yaşayan bir babayla karşılaşmıştım. Onunla ve diğer bazı babalarla konuşmalarım sonucunda, onların da çocuklarının doğumundan sonra depresyon ve üzüntü dolu bir dönemden geçtiklerini saptadım.<br />
 Bu konuyu araştırırken ve bu anne ve babalarla birlikte bu konuyu derinlemesine düşünürken, bilinmesinde yarar olan bazı nedenler keşfettim.<br />
 Bugünlerde bebekleri olan insanların çoğu o bebeği gerçekten çok istiyorlar. Sevecekleri ve zevk alacakları bir çocuğa sahip olmak, sonra da o bebeği ailelerine ve arkadaşlarına göstermek istiyorlar. Hamileliği boyunca anne çok ilgi görüyor ve baba da bebeğin hareketlerini izlemekten ve onu annenin bedeninin içinde hissetmekten çok heyecan duyuyor. Bu bedensel değişiklikler, büyüyen bebek, odanın hazırlanması, kutlamalar ve tahminler beklemekte olan anababalar için çok hızlı oluşuyor.<br />
 Ama o uzun dokuz aylık beklemeden sonra, bebek birden çıkıp geliyor. Partiler bitmiş, oda hazırlanmış ama odanın yeni sahibi ana-babasını yorgunluktan perişan eden bir canavar! Anababalar bazen vazgeçmek zorunda kaldıkları özgürlüğün miktarını tam olarak kavrayamamış olabiliyorlar. Yeni anababa için gittikçe daha da açık bir hale gelen gerçekler şunlardır: Özgürlüğümüzü kaybettik. Veya ikinci çocukları ise, özgürlüğümüzü öncekinden daha da fazla yitirdik. Günde 24 saat, yılda 365 gün ve bir ömür boyu sürecek bir sorumluluk üstlendik. Birbirimize olan ilgimizi kaybetme riskimiz var. Gereksinimleri karşılamak için büyük parasal yükler altına giriyoruz. Üstelik, kirli bezlerle ve gece kalkmalarıyla uğraşmak da hiç hoş değil!<br />
 Bütün bu özgürlüklerden vazgeçmeye ve sorumlulukları üstlenmeye gerçekten hazır olan çok az anababa vardır. O halde bütün bunlar gerçekleştiği zaman bir süre üzüntülü anlar yaşanmasına pek şaşırmamalıyız. Bunun olumlu yanı, üzüntünün bilinen bir süreç olmasıdır. Ondan kurtulabilir ve hayatlarınızı zenginleştirmeye -anababa olarak sorumluluklarınızı biraz arttırmaya- gelmiş olan o küçük mutluluk kaynağının değerini anlamayı öğrenebilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YENİDOĞANIN İHTİYAÇLARI</span><br />
 <br />
 Evdeki ilk günlerinde yeni doğan bebeğimizin ihtiyacı olan giysi ve eşyalar nelerdir Lütfen listeyi yenidoğan bir bebeğin ihtiyaçları ile sınırlayın.<br />
 Temel ihtiyaçlar gerçekten çok basittir, fakat ben çok önemli olduğuna inandığım bir tanesiyle başlamak istiyorum, sallanan sandalye. Sallanan sandalyelerin artık modası geçmiş olabilir ama bebeğin tutuşunu kolaylaştıran ve annesinin karnındayken alıştığı ritmik hareketi ona sağlayan yanı, hem anababa, hem de çocuk için çok sakinleştiricidir.<br />
 Elbette bebeğinizin yatmak için bir yatağa ihtiyacı olacaktır. Ana-babaların çoğu pek çok yatağa (portbebe, anakucağı vb.) ihtiyaçlan olduğunu düşünürler, ama gerçekten ihtiyacınız olan bir bebek karyolasıdır. Karyolanın bebeğinizin bedenine destek sağlayacak sertlikte bir yatağı olmalıdır. Karyolanın kenarındaki kolonların bebeğin kafasının girip de sıkışmayacağı sıklıkta olmasına dikkat etmelisiniz. Yatağın kenarlarına koruyucu bir şilte geçirilmesini de tavsiye ederim. Bunu uzun bir kartona biraz yumuşak malzeme ve renkli bir kumaş kaplayarak kendiniz de yapabilirsiniz ya da kendi karyolanıza uygun büyüklükte satın alabilirsiniz. Bu koruyucu şilte çocuğunuzun kafasını yatağın kenarlarına çarpmasını önler.<br />
 Yatağınız için de bazı şilte ve çarşaflara ihtiyacınız olacak. Yatağınızı korumak için en üste ince ve yıkanabilir bir şilte yaymanızı öneririm. Böylece bazen çocuğunuzun alt bezinden taşan ıslaklıkların yatağınızı ıslatmasını engellemiş olursunuz. Çocuğunuz kafasını hareket ettirmeyi iyice öğrenene kadar yastık kullanmanızı önermiyorum. Bebekler burunlarını yumuşak yastıklara dayayıp boğulabilirler.<br />
 Bebeğinizin böbrekleri çok iyi çalışacağı için bol bol alt bezine ihtiyacınız olacak! Kumaş bezler, hazır bezlerden hâlâ daha ucuz ama onları yıkamak için de çok fazla zamana ve enerjiye ihtiyacınız olacak. Anababa olarak kendi zamanınızı ve parasal imkânlarınızı değerlendirmek zorundasınız. Eğer kumaş bez kullanmaya karar verirseniz, sürekli olarak çamaşır yıkamadan bebeğinizin ihtiyaçlarını karşılamak için en az üç düzine beze ihtiyacınız olacaktır. Hediye almak için sizin önerilerinize ihtiyaç duyan bir yakınınız varsa, ona bebeğinizin ilk 6 haftalık ihtiyacını karşılayacak kağıt bez almasını önerebilirsiniz!<br />
 Eğer kumaş bez kullanıyorsanız, bebeğinizin yatağının ıslanmasını engellemek ve dolayısıyla çamaşır işinizi azaltmak için, birkaç plastik dona ihtiyacınız olacaktır.<br />
 Bebeğin giysileri de çok önemlidir: En az üç tane zıbın, üç ya da dört tane tulum. Tulumların eldivenli olanları bebeğinizin yumruklarını içme alarak yüzünü çizmesini engelleyecek, çoraplı olanları da ayaklarını içine alarak sıcak kalmalarını sağlayacaktır. Eviniz kış gecelerinde soğuk oluyorsa, bebeğin geceleri giyebilmesi için kalın bir uyku tulumu a -malısınız, çünkü normal bir battaniye bebeğin üzerinde uzun sure kalmaz.<br />
 Birkaç tane hafif ince ve bir tane büyük kalın bir battaniye bebeğinizin ihtiyaçlar listesini tamamlar. Bebekler genellikle çok fazla eşyaya ihtiyaç duymazlar. En çok ihtiyaçtan olan sizin, anababalarının<br />
 sevgi dolu ilgisidir!<br />
 Bebeğinizi beslemenin en yararlı yolu emzirmektir, ama emziriyorsanız ilk bir-iki hafta mücadele etmeye hazır olmalısınız. Bebeklerin doğal olarak sahip oldukları bir emme içgüdüsü vardır, ancak bu yine de zor bir iştir, ilk doğduğu günlerde bebeğinizin çok çabuk uykusu geldiği için onu iyice besleyemeyebilirsiniz. Bu arada annenin de sütü birikir, bebeğin meme ucunu almasını sağlamak zor olabilir. Emzirmek istiyorsanız, doktorunuzun bunu desteklediğinden emin olun ve hastanede biberon vermekten kaçınmalarını sağlayın, ilk günlerdeki zorlukları atlatabilirseniz, emzirmenin müthiş mutluluk verici bir deneyim olduğunu görebilirsiniz. Bazı şehirlerde annelere yardım eden yöresel bazı gruplar annelerin emzirme konusundaki sorularını cevaplamakta ve onları bu konuda yüreklendirmektedirler. Doktorunuzdan bu konuda bilgi alabilirsiniz. Emziren annelerin ihtiyacı olan eşyalar; bir-iki emzirme sutyeni, bebeğinizi soyunmadan emzirmenize imkân verecek birkaç gecelik ve meme uçlarına sürmek üzere bir krem olabilir.<br />
 Herkesin emzirme imkânı veya isteği olmadığına göre, piyasada satılan değişik emzikli -doğal meme ucu hissini verecek kadar onlara benzeyenler de dahil olmak üzere- pek çok biberondan birini seçebilirsiniz. Atılabilir plastik torba şeklindeki biberonları tavsiye edebilirim. Böylece biberonların sterilize edilmesi ile uğraşmanıza da gerek kalmayacak, sadece emzikleri temizlemeniz gerekecek.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞUNUZA İSİM VERME</span><br />
 <br />
 Çocuklarına isim bulmaya çalışan anababalara neler önerirsiniz<br />
 Çocuk bekleyen anababaların karşılaştıkları en hoş işlerden biri de budur. Aileden gelen isimler önemlidir. Örneğin, bazı babalar oğullarına kendilerinin, büyükbabalarının ya da büyük büyükbabalarının isimlerini vermek isterler. Bazen aileler çocuklarına onlar için anlamı olan bir akrabalarının, bir arkadaşlarının ya da önemli bir tarihi kişiliğin ismini verirler. Çocuğa verilen ismin çok büyük bir önemi vardır. Çocuklara verilebilecek isimlerin anlamlarını veren bazı kitaplar vardır.<br />
 Çocuğunuza ilerdeki yıllarda bazı takma isimler yakıştırılabileceğini unutmayın. Bu nedenle, isimleri değerlendirirken kısaltılmış şekillerini de gözönünde bulundurun. Çocuğunuzu küçük düşürücü isimler olmamalıdır. Hangi ismi seçerseniz seçin, o ismi her zaman sevgiyle kullanmayı unutmayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEĞİN ÇAMAŞIRLARI</span><br />
 <br />
 Bebeğin çamaşırlarına nasıl bir özel ilgi göstermeliyiz<br />
 Bu çok önemli bir sorudur, çünkü bebeklerin ciltleri çok hassastır ve alt bezlerini ya da çarşaflarını da temizlemek oldukça güçtür. Her anne, bebeğinin giysilerinin beyaz ve canlı renklerde olmasını arzu eder, hatta bazıları için anne olarak yeterliğinin derecesi o giysilerin durumuna bağlı olabilir! Ama lekeler de bebeklerin bir parçasıdır. Çiş ve kaka lekeleri çarşafları ve alta giyilen giysileri lekeler, bebeklerin tükürdükleri yiyecekler de önlüklerinin ve üst giysilerinin çok kirli gözükmesine neden olur. Portakal suyu gibi pek çok bebek maması da zor lekeler bırakır.<br />
 Kuvvetli beyazlatıcı ve deterjanlar çamaşırlarınızı beyaz ve parlak, yumuşatıcılar da yumuşacık yapabilir, ama bunlar aynı zamanda bebeğinizin hassas cildini tahriş ederek belki de ancak bir ayda iyileştirebileceğiniz kızarıklıklara neden olabilir, işte hem giysilerinizi tertemiz yapacak, hem de çocuğunuzun hassas cildindeki tahrişleri engelleyecek bazı öneriler:<br />
 Bütün kirli çamaşırları bir kere soğuk su ile durulayın. Sıcak su bazı lekelerin sabitleşmesine neden olabileceği için sıcak su kullanmayın ve bol soğuk sudan geçirin. Sonra bir enzim solüsyonu kullanmanızı öneririm. Bunlar çeşitli markalarda olabilirler, ama çeşitli lekeleri çıkartmadaki etkililikleri ile tanıtılırlar. Bu solüsyonun, giysilerde mucizeler yarattığını göreceksiniz. Lekeleri yaratan maddelerin kolayca çözülmesini sağladığı halde, hem kumaşı yıpratmadığını, hem de bebeğinizin cildini tahriş etmediğini farkedeceksiniz. Bu solüsyondan çıkardığınız giysileri de yeniden durulayın.<br />
 Şimdi çamaşırlarınızı makinanızda yumuşak bir deterjanla yıkayın. Eğer çocuğunuzda kızarıklıklar oluşursa, ikinci bir durulama yapın. Çamaşır suyu kullanmaktan kaçının.<br />
 Yumuşatıcılar giysilerin ya da bezlerin yumuşacık olmasını sağlarlar ama kurutucunun içine konanlar bazen çocukların hassas ciltlerinde tahrişlere neden olabilecek bazı artıklar bırakabiliyor. Bu nedenle, çamaşır makinasına konan yumuşatıcıları tercih edin. Bazı bebekler yumuşatıcıların içindeki kokuya tepki gösterebilir, ancak çoğu bundan rahatsız olmazlar.<br />
 Yıkadıktan sonra, çamaşırları kurutun. Her zaman için dışarıya asılıp, güneşte kurutulan çamaşırları terih ederim. Ama bunun mümkün olmadığı bir yerde oturuyorsanız, kurutma makinanız da işinizi görecektir.<br />
 İyi anababalığın zevkli yanlarından biri de, bebeğinizin yumuşacık ve tertemiz olmasını sağlamaktır!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YENİDOĞANIN AĞLAMASI</span><br />
 <br />
 Bir bebeğin ağlamasının en yaygın nedeni nedir<br />
 Açıkça söylemek gerekirse, bebeklerin çoğu acıdan ağlarlar, ama ağlamalarının pek çok farklı nedeni vardır. Yeni anababaların en büyük korkularından biri de, bebeklerinin ağlamasını kesemeyecekleri korkusudur, içgüdüsel olarak bebeği sakinleştirmek ve rahatlatmak isteriz ve bunu yapamadığımız zaman da kendimizi yetersiz hissederiz.<br />
 İlk bebeğimizin doğuşunu ve onun ağlamaları yüzünden duyduğum endişeyi bugün gibi hatırlıyorum. Tıptan yeni mezun olduğumdan, bütün ciddi ve olası tıbbi problemlerin farkındaydım ve her ağladığında, diğer anababaların aklına bile gelmeyen, çok ciddi bir eksiklik ya da hastalığı olduğundan hiç kuşku duymuyordum. Neyse ki her defasında, ağlamalarının genellikle çok basit, anlaşılır ve göreli olarak da tedavi edilebilir bir nedeni olduğunu saptıyordum.<br />
 Bir yenidoğanın ilk ağlaması acı doludur - oldukça soğuk ve bazen de acımasız bir dünyaya doğmanın verdiği acı. Acıdan kaynaklanan ağlamada öfke yüklü gibi gelebilir ve yoğundur. Genellikle yumruklar sıkılıdır ve bedene doğru çekilir. Gözler sıkıca kapatılmıştır ve ağlama da gerçekten çok yüksek sesli ve insanın içine işleyen türdendir. Acıkma, üşüme, ıslanma, kulak ağrısı veya acı veren bir pişik gibi durumlar, hayatın çocuğa sunduğu haksızlıklara karşı verilen bir tepki olarak öfkeli bir ağlamaya neden olurlar.<br />
 Diğer ağlama nedenleri de, yalnızlık, sıkıntı ve hatta korkudan kaynaklanabilir. Yalnızlık ve sıkıntı ağlaması daha çok bir sızlanma ve huysuzluk şeklindedir ve anababalar için çok rahatsız edici olabilir. Yenidoğanların çok yüksek sesten ve ani sarsıntıdan irkildiklerini biliyoruz ve bu durum değişik bir ağlamaya veya bedensel bazı tepkilere neden olabilir. Ellerini ve ayaklarını uzatırlar ve gözlerini kocaman açarlar. Sonra da yüksek sesle ağlamaya başlayabilirler ama öfkeli ve acılı ağlamadan farklı bir niteliktedir.<br />
 Bebek birkaç aylık olduktan sonra bebeğin ağlamalarına hemen karşılık vermek, ona, ilgi çekmek için ağlamayı öğretebilir. Diğer yandan da, çok geç veya çok az karşılık vermek de, ona öfkelenmeyi veya geri çekilip sessiz kalmayı öğretebilir. Bu nedenle tam zamanında, ne çok erken, ne de çok geç karşılık vermek çok önemlidir.<br />
 Zamanla çocuğunuzun ağlamasını tanımaya başlayacaksınız ve onun ihtiyaçlarını kontrol edeceksiniz. Altı mı kirli Aç olabilir mi Biraz kucak ve ilgi mi istiyor Bebeğiniz ağlamaya başlamadan gerekli ilgiyi göstererek, o miniğe daha az rahatsız edici bir şekilde ağlayarak, size daha sevecen ve olumlu tepkiler vermesini öğretebilirsiniz. Korkmuş, aç veya acılı bir bebeği sakinleştirme gücüne sahip olmak bir anababa için en hoş şeylerden biridir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEĞİ UYANDIRMA</span><br />
 <br />
 Bazen işteki uzun bir günün ardından, eve çok geç geldiğimde, üç aylık oğlumu uyurken bulunca çok hayal kırıklığına uğruyorum. Onu uyandırıp, beraber oyunlar oynamak ve arkadaşlık etmek için dayanılmaz bir istek duyuyorum ve itiraf etmeliyim ki bunu bazen yapıyorum. Bu şekilde onun uykusunu bölmek zararlı mıdır Ama böyle yapmazsam da, onu günlerce uyanık olarak göremeyebilirim.<br />
 Elbette onu uyandırabilir ve kalbinizin içine sokabilirsiniz. Çalışsanız da çalışmasanız da bebeğinizin anababasıyla yakın ilişkiye ihtiyacı vardır. Babalar farklı bir yaklaşımla bazen annelerin yerini alarak belli bir denge sağlayabilirler. Minik oğlunuzun tadını çıkarın. Altını değiştirmenizi, onu yıkamanızı öneririm. Onu besleyin, onunla oynayın ve yatağına geri koyun.<br />
 Eğer biriniz çalışıyor, diğeri de evde oturuyorsa, evde olan anne ya da baba günün sonunda yorgunluktan bitmiş bir haldedir. Bu nedenle çalışan anne ya da baba bebeği uyandırırsa, onun (beslemek ya da altını değiştirmek gibi) ihtiyaçlarını da o karşılamak ve onu yine uyutmalıdır. Unutmayın ki evdeki anne ya da babanın önünde ertesi gün uzun ve yorucu bir gün daha olacak.<br />
 Bebek doğar doğmaz, eşler evdeki işleri paylaşmak üzere bir plan hazırlamalıdırlar. Evdeki anababadan biri çocuk bakımı ve ev işlerinin tümünü üstlenmelidir. Eğer her iki anababa da çalışıyorsa, evdeki işlerin paylaşılması kaçınılmazdır.<br />
 Birbirinizin eğlenme ihtiyacını unutmamanızı öneririm. Çocuğunuzla arkadaşça oynadıktan sonra onu sakinleştirip, aranızdaki sağlıklı duygusallığı koruyabilmek için birbirinize zaman ayırın. Çocuğunuza verebileceğiniz en iyi hediye, birbirini gerçekten seven bir anne ve baba olmanızdır. Ama bu sevgiyi canlı tutabilmek için çok çaba göstermeniz gerekebilir. Çocuklar büyüdükçe, anne ve babanın birbirlerine ayıracak zaman bulmaları daha da güçleşir. Böyle bir zamanı hayatınızın bir parçası haline getirin ve beraberce biryerlere kaçabilmek için haftada en az bir akşam için bir bakıcı ayarlayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">UYUMAMAK İÇİN DİRENME</span><br />
 <br />
 Çocuklar için uykuya gitmenin neden bu kadar zor olduğunu hep merak ederim. Benim üç aylık kızımın bazen olduğu gibi, gerçekten çok yorgun oldukları zaman bile uyumamak için neden bu kadar direnirler Kızımızın daha kolay uykuya dalabilmesi için yapabileceğimiz bir şey var mı<br />
 Bu çok önemli bir soru, çünkü anababaların gerçekten dinlenmeye ihtiyaçları var ve üç aylık bebeklerinin biraz daha fazla uyumasını ne kadar çok istediklerini de biliyorum. Bazı bebekler gürültü nedeniyle uyumakta zorlanabilirler. Havlayan bir köpek veya korna çalan bir araba, yüksek sesli bir radyo veya televizyon onları uyanık tutabilir ya da tam dalacakken uyandırabilir.<br />
 Bazı bebekler gürültüden pek etkilenmeyebilir fakat aşırı derecede uyarılabilirler. Bazı çocuklar çok keskin bir duyma, görme ve dokunma duyusuna sahip olarak doğarlar ve başka bir çocuğu rahatsız etmeyecek her şey onları etkileyebilir. Böyle çocuklar arka plandaki sesleri silip, kendilerini sakinleştirmekte zorlanabilirler.<br />
 Bebek Bakımı<br />
 Bazen, özellikle de ilk bebekler, çok aşırı tepkisel anababalara sahip olabilirler. Bir gün çocukları histerik bir ağlama krizine tutulmuş bir anababa tarafından eve çağrılmıştım. Eve girdiğimde, anneanne, babaanne, dedeler ve de çocuğun anababasını oldukça büyük bir düşkırıklığı içinde buldum. Çocuğun ciddi bir kulak ağrısı olabileceğini düşünerek, onu dikkatlice muayene ettim ama iki kulağı da temizdi. Boğazı ağrımıyordu, ateşi yoktu, pişik olmamıştı, kısaca bebeğin şiddetli ağlamasına neden olabilecek hiçbir şey gözükmüyordu. Anababaların odadan çıkmasını ve bana bir biberonla sallanan sandalye getirmelerini istedim. Memnuniyetle yaptılar. Çocukla birlikte oturup onu yumuşakça bir an salladıktan sonra, hemen uykuya daldı. Bu durumdaki teşhisim aşın endişeli anababalardı. Çocuk ağladığında anababalar ona yoğunlaşıyor ve geriliyorlar ve bu gerginlik de çocuğa bulaşıyordu.<br />
 Çocuğunuzu kucakladığınızda, gevşeyin ve sakinleşmeyi öğrenin. ´Sakin OY yazısı bebeğinizin karyolasına asabileceğiniz güzel bir slogan olabilir. Bebeğin çevresini mümkün olduğu kadar huzurlu yapın. Kısık ışıklar, yumuşak renkler, arka planda yumuşak bir müzik, çocuğunuzun gevşemesine yardımcı olabilir. Özellikle çok yorgun ve gerginseniz, çocuğunuzu kucaklamaktan kaçının. Bebeğiniz yine de biraz yaygara çıkaracaksa, bunu sinirli bir anababanın kucağında yapacağına, gevşeyebileceği karyolasında yapmasında yarar vardır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SIKILMIŞ BEBEK</span><br />
 <br />
 Bizler yeni anababalarız ve sorumuz şu: Çok hareketli ve çevreyle ilgili iki aylık bir kızımız var. Sesler çıkarmayı ve gülmeyi çok seviyor. Bütün gece uyuyor ve gündüzleri de genellikle uyanık. Benim canımı sıkan bazen çok sıkılıyor gibi gözükmesi. Onun büyümesi ve öğrenmesine yardımcı olmak için neler yapmalıyız Çok fazla ilgi gösterirsek onu şımartır mıyız<br />
 Bu soru, bugün pek çok anababayı ilgilendiren bir problemi yansıtıyor. Toplumumuzda öğrenme konusu o kadar çok vurgulanıyor ki, anababalar da küçücük bebeklere bile birşeyler öğretmeleri gerektiği konusunda gereğinden fazla endişeleniyorlar. Bu iki aylık bebeğin gerçekten sıkıldığından şüpheliyim, yoksa uyuklama ya da memnuniyetinin işaretlerini mi veriyor. Belki de çocuğun gerçek ihtiyaçlarından çok kendi endişeleriyle mi ilgileniyorlar. Bu bebek çok sevgi ve ilgi görüyor gibi gözüküyor. Anababanın çocuklarını devamlı olarak eğlendirmesi ve onu heyecanlandırıp mutlu etmesi gerektiği düşüncesinden nefret ediyorum.<br />
 Küçük bir bebeğin oyalanması ile ilgili bazı öneriler: Biraz uyuduktan sonra onu kucağınıza alıp istediğiniz kadar oynayın. Eğer açsa, onu doyurun, altını değiştirin ve yatağına, oyun parkına ya da (evde onu rahatsız edecek bir hayvan ya da başka çocuklar yoksa) yere yaydığınız bir battaniyenin üzerine koyun. Bebek rahatsız olmadığı sürece, ailenin olduğu yere konabilen sallanan bebek salıncaklarını da seviyorum. Böylece çocuklar gözlem yaparak öğrenme ve anababaların da kendi işlerini sürdürdükleri bir aile ortamını izleme olanağını bulabileceklerdir. Tutmaya başladıktan sonra, eline yumuşak bir çıngırak ya da benzer bir oyuncak verebilirsiniz. Hareket ederek çocuğun dikkatini çeken bir oyuncak da koyabilirsiniz. Yatağının kenarlarına müzikli ve parlak oyuncaklar yerleştirilebilir. Bunları kısa ve parlak bir kurdeleyle bağlayın, ip kullanmaktan kaçının çünkü bunlar bebeğin boynuna dolanabilirler. Bebek oturmaya başladıktan sonra da bunları çıkarın çünkü yatağın tepesinde asılı olan şeyler kafasına düşeceği için tehlikeli olabilir.<br />
 Bebeğinizden zevk alın ama onun esiri olmayın. Onu istediğiniz sürece eğlendirin ama 24 saat onu mutlu etmek zorunda olduğunuz hissine kapılmayın. Anababaların çocuklarının ihtiyaçlarını saptamalarına yardımcı olan içgüdüsel bir sezgileri vardır. O sezginizi izlerseniz çok fazla yanlış yapmazsınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEKLERİN YARADILIŞLARI</span><br />
 <br />
 İkinci bebeğim doğduğu andan itibaren ilk çocuğumdan çok farklı özellikler gösteriyor. Bu bana çok ilginç geldi. Normal mi<br />
 Kesinlikle, çok normal. Aslında, çocukların yaradılışları ile ilgili araştırmalar vardır. Stella Chess ve Alexander Thomas adlı doktorlar pek çok yenidoğanı incelemiş ve uzun yıllar hayatlarını izlemişlerdir. Bütün bebeklerin dokuz kişilik özelliği ile doğduklarını ve bu özelliklerin de en hafiften en yoğuna kadar bir derecelenme içinde olduğunu saptamışlardır. Bu özellikler şunlardır: 22<br />
 • aktivite düzeyi<br />
 • tepkilerin yoğunluk düzeyi<br />
 • dikkat dağınıklığı<br />
 • istikrar<br />
 • tutarlılık<br />
 • duyarlılık düzeyi (dokunma, koklama, tatma, duyma, konuşma)<br />
 • yaklaşma/kendini çekme<br />
 • uyum yeteneği<br />
 • genel ruh hali<br />
 Bazı çocuklar, doğuştan bu özelliklerin en alt ucunda, bazıları en üst tarafında, çoğunluğu da ortalarda yer alır. Bu özellikleri aklınızda bulundurmak, çocuğunuzu daha iyi anlamanıza ve ona göre karşılık vermenize yardımcı olur.<br />
 Kendinizin bu özelliklere sahip olma yoğunluğunuz çocuğunuzun sizde yol açtığı bıkkınlığın derecesini belirler. Eğer siz düşük hareketlilik düzeyine sahip bir insansanız ve çocuğunuz da çok hareketli ise, günün sonunda kendinizi yorgunluktan dağılmış bir durumda bulabilirsiniz. Önemli olan sizin çocuğunuzu olduğu gibi kabul etmeniz, bir yandan mümkün olduğunca uyum gösterirken diğer yandan da ona davranışlarını mümkün olduğu kadar değiştirmeyi öğretmektir. Aynı zamanda bebeğinizi koşulsuz sevmeye de devam edin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YAYGARACI VE UYKUSUZ BEBEK</span><br />
 <br />
 5 aylık bebeğim hiçbir zaman gerçek bir gündüz uykusu uyumuyor. Yarım saat, en fazla kırk beş dakika uyuyor ve sonra üç saat uykusuz kalıyor ve yeniden bir yarım saatlik uyku uyuyor. Uyku aralarında da genellikle çok yaygaracı ve yorgun oluyor. Bu durum her gün devam ediyor. Benim için çok yorucu ve yıpratıcı oluyor çünkü bir iş yapmak için gerekli zamanı bulamıyorum. Onun daha iyi bir uyku uyumasını nasıl sağlayabilirim<br />
 Buradaki problem tam bir kısır döngüne dönüşmüş. Çocuklar yaygara yaptıkça ve ağladıkça anneler daha çok yoruluyor; anne daha da geriliyor ve çocuk annenin gerginliğini hissediyor, daha çok ağlıyor. Bunun nasıl olduğunu kolayca görebilirsiniz, bu nedenle kendinizi suçlamayın çünkü oldukça gergin ve uykusuz bir çocuğunuz var.<br />
 Bebeklerdeki uykusuzluk genellikle bir rahatsızlıktan ya da bizim deyişimizle gaz sancısından kaynaklanır. Ya da alışkanlıklar ve gerginlikler uykusuzluğa neden olabilir. Böyle çocuklar büyüdükçe biraz hiperaktif olabilirler.<br />
 İlkönce bebeğin uykusuzluğuna neden olabilecek fiziksel bir neden olup olmadığından emin olun. Eğer bebeğin hazım problemi olduğundan şüpheleniyorsanız, doktorunuzun görüşlerine başvurun. Değişik bir formül veya beslenme programındaki bir değişiklik veya bağırsak spazmları için birkaç damla ilaç, böyle ´zor´ bebekler için mucizevi bir tedavi olabilir.<br />
 ikinci olarak, kendiniz sakin ve mümkün olduğu kadar mutlu olmaya çalışın. Bebeğe mümkün olduğu kadar sakin bir ortam yaratmaya çalışın. Bebeği devamlı olarak rahat ettirmek, kucağınıza almak ve sallamak zorunda olduğunuz hissine kapılmayın! Eğer onu beş-on veya on beş dakika rahat ettirebilirseniz bu çok iyi. Ama sonra onu bırakın ve bir süre kendi işlerinizle uğraşın. Eğer hâlâ ağlıyorsa, kontrol edin ve onu tekrar rahatlatmaya çalışın. Eğer bebeği bir saat kucağınıza aldığınız halde hâlâ ağlıyorsa, siz de gittikçe daha çok gerileceksiniz. Siz biraz ara verirken, bırakın o da yatağında biraz ağlasın. Sonra bebek uyuduğu zaman siz de dinlenin. Rahat olun, çünkü emin olun bir süre sonra bebeğiniz ağlamayı kesecek ve birbirinizden zevk alacaksınız!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MİNİK GECE ADAMI</span><br />
 <br />
 Kızım ve damadım 7 aylık oğulları yüzünden korku içindeler. Her ikisi de çalışıyor fakat bebeğin çok tatlı bir bakıcısı var, yani çok iyi bakılıyor. Gündüz uykuları genellikle çok kısa, ama çok sağlıklı ve mutlu bir bebek. Her gece onu yıkadıktan sonra, beraberce oynuyorlar. Problem bebeğin gece uykuları.Saat dokuz civarında uykuya yatıyor ve bütün gece boyunca daha da artan bir sıklıkla her iki saatte bir uyanıyor. Doktoru ağlamasına izin vermemizi söylüyor. Devamlı uyanan bir bebeğe ne yapılabilir<br />
 Böyle geceler çok zordur. Çözümlere geçmeden önce, bebeklerin gece ağlamalarının nedenleri üzerinde duralım.<br />
 Nedenler: Pek çok neden vardır ve her birinin kontrol edilmesi gerekir. Açlık nedenlerden biridir ve küçük çocuklar yiyecekleri farklı hızlarda sindirirler, bu nedenle de bazılarının daha sık beslenmeye ihtiyacı vardır. Bir acılan olabilir; kulak ağrısı veya karın ağrısı ya da onları uykudan uyandıran ve gece huzursuz eden herhangi bir ağrı olabilir. Genellikle de, buradaki gibi, kronik bir problem basit bir alışkanlık olabilir. Bu bebeğin doktoru da bunun bir alışkanlık olduğunu düşünüyor gibi gözüküyor. Herhalde diğer bütün olasılıkları kontrol etmiştir. Bebek fazla yorgun da olabilir. Uzun süreler sert bir şekilde kendisiyle oyun oynanınca bebek gevşemekte zorlanabilir. Fazlasıyla uyarılmıştır. Ya da anababalar uykusuzluktan çok yorgun ve sabırsız olabilirler ve bebek de bunu hissedip huzursuz olabilir.<br />
 Çözüm: Akşamları hareketli oyunlardan sonra, rahatlatıcı ve sakin bir zaman oluşturun. Uyku saatini, bebek -tümüyle tükenip bitmeden-sağlıklı bir yorgunluğa ve bir sakinliğe ulaşana kadar geciktirin. Odasının karanlık ve sessiz olmasını sağlayın ama düşük sesli ve devamlı bir müzik veya çevredeki sesleri gölgeleyecek tekdüze bir ses iyi olur.<br />
 Sonra bebek yine de uyanır ve ağlarsa veya hemen uykuya dalmazsa, doktorun önerisini uygulayın. Ben de bebeğin ağlamasına izin vermenizi tavsiye ediyorum ama anne ya da baba´nın sık sık güven ziyaretleri yapması şartıyla. Eğer (onu kucağınıza almadan) her 15 dakikada bir yanına gidip kontrol ederseniz, ona bir güven duygusu verirsiniz. Kendini terk edilmiş hissetmez, ilk gece yarım saat veya daha fazla ağlayabilir. Bir sonraki gece onun yarısı kadar, daha sonrakinde ise hiç ağlamayabilir. Eğer gün boyunca bebeğe yeterince ilgi gösterirseniz, geceleri kendini ihmal edilmiş ve terkedilmiş hissetmeyecektir. Bebeklere anababalarının ihtiyaçlarına saygı göstermeyi öğretmeye çok erken dönemlerde başlamalıyız ve bunu yaptığınız için sevinebilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EMZİRME VE KATI YİYECEKLER</span><br />
 <br />
 Bu iki bölümlü bir soru. İlk önce, emzirmenin yanı sıra katı yiyeceklere ne zaman başlanmasını önerirsiniz<br />
 İkinci olarak, düzenli olarak katı yiyeceklere başladıktan sonra daha ne kadar emzirmeye devam etmeliyim<br />
 Bu konuda çok farklı tavsiyeler alabilirsiniz ve bunlar da anababaların kafalarını karıştırmaktadır. Eğer biraz eskilerden bir doktorunuz varsa, katı yiyeceklere büyük bir olasılıkla bebeğiniz altı veya sekiz haftalıkken başlayacaktır. Son yıllarda tıp çevrelerinde katı yiyeceklere çok erken başlandığı görüşü yaygınlaşmaya başlamıştır, çünkü gittikçe daha çok çocuğun yiyecek allerjisi olduğunu görüyoruz. Açıkçası benim görüşüm, bebeğin beslenme programına katı yiyecekleri eklemeden önce dört, hatta altı aylık olmasını beklemenizin akıllıca olacağıdır. Ailenizde yiyecek allerjileri görülmüşse, uzun bir süre beklemek çok önemlidir.<br />
 Katı yiyecekleri nasıl ekleyeceğiniz konusu da çok önemlidir. Ana-babalara cazip gelen karışımlardan çok, basit yiyeceklerle başlamak gerekir. Bebekler için, su ya da anne sütü ile yumuşatılmış pirinç gevreğini öneririm. 3-6 gün sonra, küçük bir miktar pirinç gevreğinin üzerine, basit ve kolay sindirilebilen bir yiyecek olan muzdan bir miktar koyabilirsiniz. Hemen bütün bebekler onu rahatça hazmeder ve tadını severler. Daha sonra, havuç ya da kabak gibi sarı ya da turuncu bir sebze eklemenizi öneririm. Daha sonra da basit bir et, örneğin tavuk eti, ekleyerek listenin en başına geri dönebilirsiniz. Önce farklı bir gevrek, sonra meyva, sonra sebze ekleyip, çocuğunuz sizin onayladığınız (ve belki de onun da onayladığı) çeşitlilikte yiyecekler yer hale gelene kadar buna devam edebilirsiniz.<br />
 Diğer önemli bir konu da bebeğin memeden kesilmesidir. Bazı anneler bebeklerini emzirmeye bir buçuk-iki sene ya da bebek istediği sürece devam etmeyi tercih ederler. Diğerleri 9 aylıkken ya da bebek dişleriyle ısırmaya başlayınca kesmek gerektiğini düşünürler. Bunun özel bir konu olduğunu ve bebeğin ne zaman sütten kesileceğinin belirlemeye kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum. Benim kontrolümdeki çocukların hepsi (benim kendi üç çocuğum da dahil olmak üzere) 7-9´uncu aylar civarında emmeyi bıraktılar. Açık söylemeliyim, biraz hayal kırıklığına uğradım! Emzirmekten çok zevk alıyordum, ama onlar daha fazla almadılar. O aylardan sonra çocuklarımı emziremediğim halde, biberonlarını her zaman kendim verdim ve bu anlar onları kucağıma alıp okşadığım, sarıldığım ve salladığım anlardı.<br />
 Bebeğinizin bedenini gözleyin. Çocuğun annesinden (veya biberondan) emmekten ve bundan aldığı tatminden vazgeçmeye ne zaman hazırsa, o zaman bırakmasına izin verin. Çocuğun kendi bedeni ve sistemi doğru zamanı bilir. Bazı çocuklar annelerinden emmeyi bıraktıktan sonra hemen bardağa ya da ağızlıklı bardaklara geçerler. Eğer çok uzun süre beklerseniz, çocuk için emme refleksinden vazgeçmesi çok zor olabilir ve emmek bir alışkanlık haline gelebilir!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEĞİ KİM TUTACAK</span><br />
 <br />
 Küçük çocukların bebekleri tutmalarına ve taşımalarına izin verilmeli midir Başka birisinin çocuğunun sizin bebeğinizi tutmasına izin vermeniz istendiğinde bunu reddetmenin diplomatik bir yolunu önerebilir misiniz<br />
 Bebekler orada oraya taşınabilecek oyuncaklar değildirler ama büyük ilgi ve uyarılmaya ihtiyaç duyarlar, işte yardımcı olacağına inandığım bazı öneriler:<br />
 ilkönce, en yakın aile üyelerini ele alalım. Bu annenin bir çocuğu olduğu için bebeğin abileri ve ablaları yok ama pek çok ailenin birden fazla çocuğu var. Diğer kardeşlerin de bebeğe sahip olma duygusunu yaşamaları gerekir. Böylece genellikle ilişkilerini zedeleyen rekabet veya kıskançlık duygularını yaşamazlar. Büyük çocukların bebeği tutmalarına ve beraber oynamalarına izin verilmesini, hatta buna teşvik edilmelerini tavsiye ediyorum. Eğer abi ya da abla küçükse (2 veya 3 yaşlarında) anababaların sürekli yanında olup, bebeğin başını destekleme ve bebeği nasıl tutacağı ve nasıl oynayacağı konusunda abi ya da ablaya yardımcı olmaları gerekir. Daha büyük çocuklar bunu çok çabuk öğrenirler ve yeni bir bebeğin sorumluluğunun onlara verilmesi çocuk bakımı konusunda çok öğretici olur.<br />
 Ailenin dışındaki çocuklar daha farklı bir problemdir çünkü onların genel sağlık ve temizlik durumlarını ve çocuklarla deneyimlerini bilemezsiniz. Dışarıdan olan çocuklara (hatta yetişkinlere) yol gösterici ve yönlendirici bazı sözler söyleyebilirsiniz. Eğer başkalarının çocuğunuzu almasından rahatsız oluyorsanız, bebeğinizi kollarınızda sıkıca tutarak bebeğinize dokunmak isteyip istemediklerini sorabilirsiniz. Küçük çocuklara bebeklerin eline nasıl dokunacaklarını veya bebeğin başını nasıl okşayacaklarını gösterebilir ve bebeği tehlikeli bir şekilde kucaklamadan da onu hissedebileceklerini öğretebilirsiniz.<br />
 Yetişkinlere şöyle bazı sözler söyleyebilirsiniz: ´Umarım bebeğimizi seversiniz, ama onu o kadar uzun bir zamandır bekliyoruz ki, şu anda diğer insanların onu kucaklaması beni biraz rahatsız ediyor.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SALLAYARAK UYUTMA</span><br />
 <br />
 Şimdi sekiz aylık olan ikiz oğullarım çok iyi huylu ve bakımı kolay bebekler. Oldukça güvenli gözüküyorlar. Geçmişte onları hem gündüz, hem de gece uykularında sallamayı ve ninni söylemeyi alışkanlık haline getirdim. Arkadaşlarımın çoğu onları yataklarına koyup, ağlayarak uyumalarına izin vermem gerektiğini söylüyor. Bunu iki haftadır deniyorum, ama ikisi de çok sızlanan ve uzun süreler ağlayan çocuklar oldular. Yardımınıza ihtiyacım var. Doğru şeyi yaptığımı bilmek beni çok rahatlatacak.<br />
 Bence çocuklarını uyumadan önce sallayan bu anne veya baba en doğrusunu yapıyorlar, ilk bir ya da bir buçuk yıl boyunca, bebeklerin gece uykusuna yatmadan önce kucaklanma, okşanma ve sallanmaya ihtiyacı vardır. Bu yaştaki çocuklar konuşamazlar, bu nedenle de ihtiyaçlarını ifade edebilmek için ağlarlar ya da sızlanırlar. Bu sızlanmalarla ihtiyaçlarının karşılanmadığını anababalarına iletmeye çalışırlar. Bu bebekler pek şımarmışlar gibi gelmiyor bana. Gerçekten şımarmış olan bir bebeğe daha farklı bir tavır gerekir. Böyle bir bebeği yatağına koyup, ağlamasına izin vermeli ve güven duygusunu sağlamak için birkaç dakikada bir kontrol etmelidir. Ama bu örnekteki bebeklerin annelerine ihtiyacı var gibi gözüküyor. Yatak zamanı boyunca sürdürülecek bu sevme ve okşama süreci biraz yorucu da olsa, bebeklerin annelerini aradıkları açıkça görülüyor. Babanın güçlü kolları da bebekleri rahatlatır, uyku zamanında yapılması gerekenlere o da istekle eşit katkıda bulunabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">PARMAK EMME</span><br />
 <br />
 Hastaneden eve geldiğinden beri parmağını emen 6 aylık bir kızım var. Sancılı bir bebekti ve onu tek sakinleştiren şey parmağıydı. İnsanlar eline eldiven geçirmemi söylüyorlar, ama bir bebeğin parmağını emmesinde nasıl bir kötülük olabilir<br />
 Bu yüzyıllardır süren bir problem. Parmak emen çocukları olan anababalar genellikle çocuğun dişleri ile ilgili endişe duyarlar. Ama dişlerle ilgili bu endişeler artık geçerli değil. Danıştığım diş hekimleri de parmağını emen çocuklar konusunda daimi dişler çıkana kadar endişelenilmemesini, dişler çıkarken de çocuğun çıkmakta olan dişi geriye doğru itebileceği problemi dışında bir sorun olmadığını söylediler. Ama anababalar bu konuda endişelenmeye devam edecekleri için bazı önerilerde bulunacağım.<br />
 Parmak emmeyi en baştan engellemek sonradan tedavi etmekten çok daha kolaydır. Eğer bu anneye verilen eldiven takma önerisini hastaneden eve ilk geldiğinde deneseydi, işe yarardı. Bazı bebek tulumlarının da bebeğin ellerini kapatacak şekilde yapılmış uzun manşetleri oluyor. Benim deneyimlerime göre, emzikler parmak emmeyi önlemenin iyi bir yolu. Parmağın aksine, çocuğun ihtiyacı kalmadığı zaman onu atabilirsiniz.<br />
 Eğer bir bebek parmağına hiç başlamamışsa, sonradan onu özlemeyecektir. Ama çocuk gazlı ve huzursuz bir bebekse, ağzındaki o küçük parmağın sağladığı huzur ve güvene ihtiyacı vardır. Açık söylemek gerekirse, ben de bu anneye katılıyorum ve parmak emmede bir kötülük olduğunu düşünmüyorum.<br />
 Ama eğer bir problem varsa (belki de anneniz ya da teyzeniz çocuğa parmak emmeyi bıraktırmanızı söylemektedirler), aşağıdaki görüşleri deneyebilirsiniz:<br />
 1. Bebek beslenirken, uzun süre emmesine fırsat verin ve böylece parmağını emmeye gerek görmeden uykuya dalacaktır.<br />
 2. Bu aşamada (altı aylık) bebeğin elinde tutabileceği, hem onu oyalayacak, hem de ağzına sokup çiğneyebileceği çok güvenli oyuncaklar vardır. Bunların bebeğin boğazına kaçabilecek ya da ağzında çok gerilere kadar sokacağı oyuncaklar olmamasına dikkat edin. Bebeğin artan ilgisini kendi bedeninden farklı nesnelere çekmeye çalışın. Müzikli veya hareket eden oyuncaklar bebeği eğlendirebilir ve ellerini ağzına götüreceğine bu oyuncakları yakalamak için kullanmaya çalışabilir.<br />
 3. Çocuğunuzla oynayın ve ellerini parmak emmekten daha farklı işler için kullanmayı öğretin.<br />
 4. Eğer bebek alırsa, emzik deneyin. Daha önce de söylediğim gibi, emziği çocuktan almak mümkün olmasına rağmen, her zaman elinin altında olan parmağından uzaklaştırmak imkânsızdır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GAZINI ÇIKARMALI MI, ÇIKARMAMALI MI</span><br />
 <br />
 Üç aylık olan oğlumuz büyüdükçe daha çok kusuyor. Bunu engellemek için onun gazını daha sık mı çıkarmamız gerekiyor, yoksa büyüdükçe daha çok kusması doğal mı<br />
 Bazı çocuklarda doğrudan midelerine açılan bir geçiş vardır. Bebek daha hareketlenip, kıpırdanıp tekmeler atmaya başladıkça midesindekileri sıkıştırır ve sonra da kusar. Bu pek ciddi bir şey değildir ve kilo artışını engelleyecek miktarlarda kusma durumu çok seyrek olur. Ama anababalar için bu çok rahatsız edici bir durumdur.<br />
 Ciddi kusmalarda, gaz çıkarmanın pek bir yararı olmaz. Gaz kabarcıklarını çıkarmak ve küçük dolu bir mideyi rahatlatmak kusmanın bir kısmını engelleyebilir ama tümüyle durduramaz. Bebek daha da büyüyüp hareketlendikçe midesinin üzerinde çırpınmaya başlar ve problem daha da kötüye gidebilir. Ama bebek ayaklanıp yürümeye başlayınca, problem çok kısa bir sürede yok olur. O zamana kadar kullanabileceğiniz bazı öneriler:<br />
 Bebeğin boynunda geniş cepli önlükler bulundurun. Böyle önlükler kusmukların çoğunu toparlar ve kolayca değiştirilebilir. Sizi de bebeğin bütün giysilerini yıkama derdinden kurtarır.<br />
 Sabırlı olun. Belki de size söylemem gereken en önemli şey budur. Bebeğiniz bunu bilerek yapmamaktadır.<br />
 Bebeğin yatağında başını koyduğu tarafı yükseltmeyi deneyin. Bir süre önce, bir bebeğin kusmaları o kadar ciddi boyutlardaydı ki onun kilo kaybını engelleyebilmek için anababası yatağını yükselttiler. Bebeğin karyolasının baş tarafını yükseltmek için ayaklara tam oturan tahta bloklar kullandılar. Yerçekimi bebeğin çok fazla kusmasını engelliyordu. Bazı yataklar bu tür bir ayarlamayı yapabileceğiniz donanıma sahiptir. Böyle yataklarda sadece baş tarafın ayaklarını daha yükseltmeniz gerekir.<br />
 Eğer çocuğunuzun problemi ciddi boyutlarda ise doktorunuza danışın. Ama ben bugüne kadar hiçbir yuva çocuğunun kustuğunu görmedim. Siz ve çocuğunuz bu rahatsız edici alışkanlıktan kurtulacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ERKEN YÜRÜYENLER</span><br />
 <br />
 Bir arkadaşımın bebeği hiç emeklemeden, bir yürütecin yardımıyla doğrudan yürümeye başladı. Bu tavsiye edilen bir şey mi<br />
 Bazı öğrenme güçlüğü içindeki çocukların emeklemeden doğrudan yürümeye başladıklarını bilinmektedir. Bugün, bebeğin emeklemesinin onun motor ve nörolojik gelişimi için gerekli temel bir aşama olduğuna inananlar var.<br />
 Eğer çocuğunuz emeklemeden yürümeye çalışıyorsa, siz müdahale edebilirsiniz. Yere onun yanına çökün ve onunla birlikte emeklemeye çalışın. Bu yalnız eğlenceli olmakla kalmaz, hem de sonraki öğrenme becerileri üzerinde önemli etkileri olduğu görülen bedensel gelişimini sağlar.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TUVALET EĞİTİMİ</span><br />
 <br />
 Lütfen bana tuvalet eğitimi ile ilgili önerilerinizi tekrarlar mısınız Böyle bir deneyimden geceli bir süre oldu ve ne yapmam gerektiğini hatırlamak için yardıma ihtiyacım var.İster bir ister bir düzine çocuğunuz olsun, tuvalet eğitimi ile her karşılaştığınızda yepyeni bir zorlukla karşılaşmış gibi olursunuz. Bu konuda pek çok mektup alıyorum ve bu anne için önerilerimi tekrarlamaktan memnuniyet duyacağım. Anababalara, telâşa ve endişeye kapılmamalarını öneririm. Bu fiziksel beceriyi kazanmayı başaramayanlar sadece ciddi nörolojik eksikliği olanlardır ve tuvalet eğitimindeki problemlerin çoğu aşırı endişeli anababalardan kaynaklanmaktadır. Bu yüzden gevşeyin. Çocuğunuzun başlamaya hazır olup olmadığını gözleyin. Başka birisinden gelen keyfi bir öneriye kanıp, artık iki yaşına geldi, tuvalet eğitimine başlamalı diye düşünmeyin. Bu işe yaramaz.<br />
 Çocuğunuzun tuvalet eğitimine hazır olduğunu gösteren belli işaretler vardır. Bunlar;<br />
 1. Çocuğunuz bir saatten uzun aralıklarla kuru kalıyor. Gündüz uykusundan veya sabah uykusundan kuru kalkıyorsa, çocuğunuz artık lazımlık kullanmaya hazır olduğunun farkında demektir.<br />
 2. Çocuğunuz idrar sisteminin farkında olduğunu gösteriyor (örneğin, çişini yaparken bezine bakıyorsa).<br />
 Çocuğunuz bu işaretleri gösterdiğinde, onu eğitmeye başlayın. Onu lazımlığa oturtun. Küçük bir lâzımlık kullanmanızı öneririm (tuvalete takılanları değil). Küçük bir çocuk için küçük bir şeyin üzerinde oturmak daha güvenlidir. Çocuk lâzımlıkta otururken, banyodaki musluğu açın, çocuğa bir bardak su verin, hatta bir miktar ılık suyu çocuğun jenital bölgesinin üzerine dökün. Genellikle bu çişin akmaya başlamasını sağlar ve çocuk başarısına çok şaşırır (siz de çok sevinirsiniz!).<br />
 Eğer bu işe yaramazsa, birkaç dakika bekleyin ve tekrar denemesini sağlayın. Ama çocuğu lâzımlığın üzerinde yorulmasına neden olacak kadar çok oturtmayın. Kalkmasına izin verin, eşofman altı giydirin veya hiçbir şey giymeden öylece dolaştırın ve kısa bir süre sonra tekrar deneyin. Eğer vaktiniz varsa ve gerçekten istiyorsanız, bütün gününüzü banyoda geçirebilirsiniz. Çocuğun orada normal olarak oynamasına ve koşmasına izin verin ve çiş yapmaya başladığı anda onu yakalayın. Lâzımlık çok yakında olduğu için çabucak olayı kavrayacaktır. Pek çok anababa bu yöntemin kendi çocuklarında gerçekten işe yaradığını söylemişlerdir. Eğer harcayacak bütün bir gününüz yoksa sabırlı olun. Çocuğunuzu bezle değil bir eşofman altı ile dolaştırın. Bu ona farklı bir his verir ve çişini altına bırakmaktansa banyoda halletmesi gerektiğini hatırlatır.<br />
 Her şeyden önce aşağılama ve cezadan kaçının. Çocuk hazır olduğu zaman tuvaleti kullanacaktır ama önce yapamayacak kadar gergin, öfkeli veya korkmuş olmamalıdır. Başardığı zaman onu içtenlikle övün. Eğer bir hafta ya da on gün içinde hiçbir başarı gösteremezse, biraz daha büyüyene kadar tuvalet eğitimini erteleyin. Bebeğiniz tuvalet eğitimini sabır ve sevgiyle kazanacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TATİL VE BEBEK</span><br />
 <br />
 Bizim en büyük mutluluğumuz olan 7 aylık bir kızımız var. Bu ayın sonunda, kızımız 7.5 aylık olduğu zaman bir haftalık bir yolculuk planlıyoruz. Kesin olmamakla birlikte kızımızı iki gün ve altı günlük bölümlerle büyük anne ve babalarıyla bırakmayı düşünüyoruz. Onu büyük anne ve babalarıyla bıraktığımızda arkamızdan hiç ağlamıyor ama yine de onu bırakmak konusunda kararsızız.<br />
 Genç anababalara ara sıra uzaklaşmalarını her zaman öneriyorum* Çocuğunuza verebileceğiniz en değerli hediye birbirinizi sevmeniz ve karı koca olarak aranızdaki duygusallığı canlı tutmaktır. O geçireceğiniz zamanların ne kadar değerli olduğunu bilirim. Ama kiranızın yaşında (sadece 7 aylık) uzun bir yolculuğa karşıyım. Çocuk büyükanne ve babalarıyla geçireceği birkaç saat veya bir ya da iki günden çok hoşlanabilir ama onun yaşındaki bir bebek için bir hafta çok uzun bir süre. Bir yaşın altındaki çocukların, anababalarından bir hafta süreyle ayrı kaldıklarında bunalıma girdiklerini ve terkedilme duygusuna kapıldıklarını gösteren araştırmalar yapılmıştır. 18 aydan sonra ise zararın çok daha az olduğu, çünkü çocuğun insanların gittiklerini ve geri geldiklerini artık anlayabildiğini görüyoruz. Daha da büyük bir çocuk, anababanın gitmesini kabul eder ve rahatça yaşamını sürdürebilir.<br />
 Belki de bu önemli ilk yıl boyunca, bütün bir hafta veya 8 günlük bir yolculuktansa, uzun bir hafta sonu tatili organize edebilirsiniz. Eğer yine de gitmeye karar verirseniz veya başka bir seçeneğiniz yoksa, size bazı tavsiyelerde bulunabilirim. Yolculuğunuza çıkmadan önce, küçük bebeğin bir ya da iki geceyi büyükanne ve babalarında geçirmesini sağlayın. Onu alıp evine geri getirmeniz, ona terkedilmişini ve sizin geri geleceğinizi öğretebilir. Umarım, böylece çocuk büyükanne ve babalarıyla daha uzun zamanlar kaldığında, bunu endişelenmeden atlatabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NİTELİKLİ ZAMAN</span><br />
 <br />
 Bir anababa bebeğiyle veya daha büyük çocuğuyla bir gün içinde ne kadar zaman geçirmelidir Nitelikli bir zaman geçirmekten söz ediyorum. Anababalar çocuklarıyla birlikte oldukları zamanın çok mu, yoksa az mı olduğuna nasıl karar verebilirler<br />
 Bu çok geçerli bir kaygı, çünkü anababalar, özellikle de evin dışında bir işte çalışmayanlar, bazen kendilerini kapana kısılmış olarak hissederler ve uzaklaşmak isterler. Anababaların çoğu kendilerini gergin ve bıkkın hissetmedikleri sürece, çocuklarıyla mümkün olduğu kadar çok zaman geçirebilirler. Anababa ve çocuk birbirlerinden sıkıldıklarında veya keyifleri kaçtığında, anababa biraz uzaklaşıp bir şekilde özgürlüğünü yaşar ve gevşerse çok iyi olur. Bu anababa geri döndüğünde gerçekten çocuğundan çok zevk alır. Eğer çocuk çok bağımlı ve mızmız veya çok şımarık olduysa o zaman anababalar ona çok fazla veriyorlar ve bütün dünyalarını onun etrafında kurmuşlar demektir. Eğer çocuk çok yapışkan olduysa ve çok korkuyorsa ya da çok çekingen ve duygusal olarak soğuk davranıyorsa, o zaman anababa onunla çok az zaman geçiriyor demektir. Daha büyük bir çocukta, yatak ıslatmaya, parmak emmeye veya diğer bazı bebeklik alışkanlıklarına geri dönüş olması, anababanın çocuğa verdikleri zamanda veya zamanın niteliğinde eksiklikler olduğunu gösterir.<br />
 Nitelikli zaman nedir Belki bu sorunun cevabı bu anneye de yardımcı olabilir. Bence nitelikli zaman çocuğu gevşetmeye ve eğlendirmeye yönelik olan zamandır. Beraberce mutlu bir şekilde oynamak, onun ihtiyaçlarını karşılamak, öğretmek ve yönlendirmek, sevip okşamak, beraberce konuşup gülmek. Bunlar mutlu anababaların ve uyumlu çocukların zevk aldıkları şeylerdir. Nitelikli zaman, doğru öncelikler seçilerek özgürce verilen zamandır. Belki derli toplu bir ev çok zamanınızı almaz ama derinlemesine temizlenmiş bir ev çok zamanınızı alır ve o bekleyebilir. Çok uğraştırmayan normal yemekler hazırlamak, çocuğunuzla geçireceğiniz eğlenceli zamanı arttırabilir. Çocuğunuzla geçirdiğiniz kaliteli ve eğlenceli zamanın o büyüdükçe artacağını umuyorum.<br />
 Çalışan anababalar arttıkça, belki ihtiyaç, belki de arzu duydukları için, anababalar evin dışında geçirdikleri zamanı nitelikli zaman kavramı ile telafi etmeye çalışmaktadırlar. Örneğin, çalışan annelere çocuklarıyla geçirdikleri zamanın nice/idinin değil nite/iğinin önemli olduğu söylenmektedir. Burton White´ın Hayatımın ilk Üç Yılı isimli araştırması, en azından üç yaşına kadar zamanlarının büyük bir kısmını biyolojik anababaları ile birlikte geçiren bebeklerin her şeyin en iyisini yaptıklarını ortaya koymaktadır.<br />
 Çocuğunuz birkaç dakika kendini oyalayabiliyorsa, bunu yapmasına izin verin. Siz bir iş yaparken onu yanınıza alın, onunla konuşun, gülümseyin ve ara sıra ona dokunun. Bu tür davranışlar sizin yoğun ilginizi dengeleyerek onun sağlıklı bir şekilde kendini eğlendirmesini sağlar.<br />
 Eğer evin dışında çalışıyorsanız, evdeki işlerinizi en aza indirgeyip, zamanınızın çoğunu mümkün olduğunca çocuklarınızla birlikte geçirmeyi unutmayın. Karşılıklı her iki tarafı da eğlendirecek oyunlar bulun, beraber oynayın ve gülün, onlara birşeyler öğretin ve eğitin! Çok kısa bir süre sonra bağımsızlıklarını kazanacaklar. O zaman evi temizleyebilir, kariyerinizi hızlandırabilir veya istediğinizi yapabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GÜVENLİK BATTANİYESİ</span><br />
 <br />
 7 aylık kızımla ilgili bir sorum var. 3 aylıkken birisi ona ipeksi bir kumaştan yapılmış çok yumuşak bir battaniye verdi. Onu o kadar çok sevdi ki, artık onsuz uyumuyor, mutlaka kafasının üzerinde durması gerekiyor. Bu normal mi, yoksa onu battaniyeye daha fazla bağlanmaktan vazgeçirmeli miyim<br />
 Aslında bu bebeğin iyi bir arkadaşı var, çünkü çocukların çoğu bir şekilde bir güvenlik battaniyesine bağlanırlar. Çocukların nesne devamlılığına ihtiyaçları vardır, yani bazı şeylerin her gün kesinlikle ve hiç değişmeden aynı kalmasına ihtiyaçları vardır. Çocukların güven duygularını ve ihtiyaçlarını sağlayan şey bu aynılıktır. Güvenlik battaniyesi sözcüğü de buradan gelmektedir.<br />
 Çocuklar alıcı sinirlerden oluşan küçük bir yığın gibidirler. Çevrelerinden her türlü uyarıcıyı alırlar. Onların sinir uçlarını uyaran her türlü şeye karşı aşırı duyarlıdırlar ve küçük bebeklerde dokunma duyusu özellikle çok önemlidir. Koku, görme ve duyma da önemlidir. Çocuklar büyüdükçe ve dış dünyalarıyla ilgilenmeye başladıkça, nesnelere ve kendi bedenlerine, örneğin parmaklarına, güvenlik battaniyelerine ve oyuncak ayılarına gösterdikleri düşkünlükten vazgeçerler. Böyle nesneleri çok erkenden çocuktan uzaklaştırmak veya bu konuda çok endişelenmek sadece güvensizlik yaratır ve bu da çocuk tarafından vızıldanma, ağlama veya sinirli alışkanlıklar şeklinde ifade edilir.<br />
 Bu çocuğun o battaniyeyi almasına izin verilmesini kesinlikle tavsiye ediyorum. Hatta çocuğunuzun gerçekten ihtiyacı olan süre boyunca onun yanında kalması için o battaniyeye çok iyi bakmanızı tavsiye ediyorum! Zamanla, tabii ki ondan vazgeçmesini sağlamalısınız. Bazen battaniyeyi yıkamak için ondan uzaklaştırmanız gerekecektir çünkü zamanla bu tip çok kullanılan şeyler çok kirlenebilir. Çocuğun sevdiği battaniyenin yerine, ona benzeyen ipeksi yumuşaklıkta yeni bir battaniye almanızı öneririm. Belli bir tanesine bağlanmaması için başka battaniyeleri de almasını sağlayın. Bu bebek daha sadece 7 aylık olduğuna göre, o nesneyi kullanması için yeterince uzun zamanı olacaktır. Bu anne de, eğer bir tane daha benzer battaniye almazsa, bebeğin ihtiyacını karşılayamadığı zor durumlarda kalabilir.<br />
 Eğer battaniye büyükse, anne onu iki ya da üç parçaya ayırabilir çünkü böylece biri kaybolduğunda her zaman yedek bir tane daha olacaktır. Ayrıca küçük bebekler battaniyeye dolanabilirler ve eğer yüzleri kapalı kalırsa boğulabilirler. Bu nedenle, eğer bebeğinizin büyük bir battaniyesi varsa, onu yüzüne çekmediğinden emin olun.<br />
 Bir gün battaniye lime lime olup parçalanabilir. Eğer çocuğunuz 12-18 aylık ya da daha büyükse, bunun olmasına izin verin. Battaniyenin yerine kendiniz geçin. Sizin okşamalarınız, bu kaybı en az üzüntüyle atlatmasına yardımcı olacaktır. Hem siz, hem de çocuğunuz zamanı geldiğinde güvenlik battaniyesinden ayrılma problemini de atlatacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YENİ YÜRÜMEYE BAŞLAYAN VE<br />
 OKULÖNCESİ DÖNEMDEKİ<br />
 ÇOCUKLAR ERKEN YAŞTA DİSİPLİN</span><br />
 <br />
 Bir ve iki yaşlarındaki çocukların disipline edilmesi ile ilgili önerebileceğiniz her türlü yardıma çok ihtiyacım var.<br />
 Hangi yaşta olursa olsun bir çocuğun disipliniyle ilgili anahtar o çocuğun yapabileceği davranışları anlayabilmektir. O çocukla uğraşırken de bunu akılda tutmak çok önemlidir.<br />
 Yeni yürümeye başlayanlara uygulanacak disiplinle ilgili olarak kullanılan bir terim vardır. Çevresel disiplin veya bir evi çocuğa uygun bir hale getirmek. Bu, çocuğun çevresini onun başının belâya girmeyeceği bir hale getirmek demektir. Yeni eklenen kapıları, dolap kilitlerini, üste örtülen örtüleri, yükseltilen rafları ve çocuk içgüdüsel araştırmalarını yaparken onu koruyacak her türlü yöntemi içerir. Çevresel disiplin çocuğa her dakika hayır demenizi engeller. Böyle bir sözü bütün gün boyunca duymayı kimse istemez, bu nedenle disiplin yaratıcı ve koruyucu olmalıdır. Ancak bazen çocuğunuzu ve değerli eşyalarınızı koruyamayabilirsiniz ve hayır demek zorunda kalabilirsiniz.<br />
 Çok yetenekli bir müzisyen olan yakın bir arkadaşım vardı. Çok pahalı müzik notalarının durduğu bir rafı varmış ve bir gün bir yaşındaki oğlu bunları keşfetmiş. Kapaklardaki parlak renkler dikkatini çekmiş ve onları koparıp ağzında çiğnemeye başlamış. Elbette, bunun çiğnemek için biraz pahalı bir materyal olmasının yanı sıra bebeğin sağlığı için de pek iyi olduğu söylenemez. Arkadaşım oradaki malzemeleri daha yüksek bir rafa kaldırabilir ve böylece çocuğun oraya erişmesini engelleyebilirdi. Ama her zaman ortalarda bir müzik eşyasının olacağını biliyordu. Bu nedenle bir öğleden sonrasını oğluna müzikle ilgili eşyalara dokunmaması gerektiğini öğretmekle geçirdi, izlediği basamaklar şunlardı ve size de yardımcı olacağını düşünüyorum.<br />
 Çocuğa kısaca notalara ellememesi gerektiğini anlattı. Hayır sözcüğünü sıklıkla ve sertçe kullandı. Çocuk notalara ulaşmaya başladığı zaman, onu oradan uzaklaştırıp, notaları rafa geri koydu. Açıkça ve sertçe "Hayır, onları alamazsın" dedi. Çocuğun elini geri çekip onları ellemesine izin vermedi. Bunları, çocuk bir-iki saat sonra notaları elleyemeyeceğini anlayana kadar taviz vermeden ve tutarlılıkla sürdürdü. Bu dersin birkaç gün süreyle tekrarlanması gerekti ama çocuk notaları ellememeyi öğrenme konusunda çok yol katetti. Ve öğrendiği diğer önemli bir konu da, annesinin hayır dediği zamanlarda bunu gerçekten kastettiği ve sonucu takip ettiği idi.<br />
 Anababaların bazen sordukları diğer bir soru da, çocuklarına vurmanın veya popolarına bir şaplak atmanın gerekli olup olmadığıdır. Bazıları sıkı bir şaplağın çocuğun kızgın bir ütü ya da sobaya değdiği zaman duyacağından daha az acı vereceğini iddia etmelerine rağmen, ben bunun gereksiz olduğunu düşünüyorum.<br />
 Çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz sevgi, kahkaha ve oyun dolu anları arttırın ve aranızdaki sevgi bağlarını sağlamlaştırdıkça, sevdiği ana-babasını mutlu etmek için o da daha çok çaba harcayacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YENİ YÜRÜYENLERDE KARDEŞ KAVGASI</span><br />
 <br />
 Benim sorum iki yaşındaki oğlumu disipline etmekle ilgili olacak. Bir yaşındaki kızkardeşine daha nazik davranması için onu nasıl yönlendirebilirim Aralarında 17 ay var. Oğlum bizim görmediğimizi düşündüğü anlarda, onu tekmeliyor, itiyor veya bir oyuncakla ona vuruyor.<br />
 Daha büyük olanların küçük kardeşlerini ciddi şekilde yaralayabileceklerini biliyorum. Ve anababaların genel tepkisi zarar göreni korumaktır. Aslında, gerçekten ilgiye ihtiyacı olan daha saldırgan olan büyük çocuktur.<br />
 İki yaşındaki bir çocuğa kendilerinden daha küçük kardeşleri ile oynama konusunda güvenemezsiniz. Genellikle kendi yaşıtlarıyla bile başarıyla oynayamazlar. Bunu yapabilmek için yeterince gelişmemişlerdir. Kendi haklarını ve kişiliklerini ortaya koymakla o kadar meşguldürler ki, daha küçük bir çocuğun rekabetiyle başa çıkamazlar. Bu daha büyük çocuk, özellikle de küçük kızkardeşinin üzerine çevrilmiş olan parlak ışıkları kıskandığı zamanlarda daha çok zaman ve ilgi ister. Daha büyük olan çocuğunuza çok fazla ilgi göstermekten korkmayın. Böyle bir durumda anababaların tavırları daha sevecen ve rahat, daha az kaygılı ve eleştirel olmak zorundadır ve bir süre sonra büyük çocuk sakinleşecektir. Ancak yine de anababalar büyük çocuk bebeğe içerlemekten vazgeçene kadar onu izlemeye devam etmelidirler.<br />
 Oğlunuz büyüdükçe, ona bebekle nasıl etkileşim kurabileceğini öğretmeye çalışabilirsiniz. Onu bir süre tutmasına yardımcı olun, yanaklarını okşamayı gösterin, parmaklarını nasıl tutabileceğini öğretin. Bu canlı "bebeğin" zevkini aldıkça, kaba olmaktan vazgeçecek ve kibar ve sevecen olmayı öğrenecektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HAYALİ ARKADAŞLAR</span><br />
 <br />
 Küçük çocuklar hayali oyun arkadaşları yaratmaya başladıklarında anababalar endişelenmeli mi<br />
 Kesinlikle hayır. Aslında, çocuklar hayal güçlerini kullanıp oyun arkadaşları ve küçük dünyaları için çeşitli fantaziler yaratmadıkları zamanlarda biraz endişe duyarım. 3 yaşından 7 yaşına kadar olan çocukların pek çok hayali arkadaşı, hatta evcil hayvanı olması çok normaldir. Bu, küçük sağlıklı zihinlerinin yaratıcı yanını gösterir. Kendi çocukluğumdaki hayali çay partileri ve büyük ziyafetleri, çamurdan pastaları, ipler ve çubuklardan oluşturduğum mimari harikaları hâlâ hatırlarım.<br />
 Her çocuğun kendi hayal gücünden esinlenen değişik yaratıcılık alanları vardır. Çocuğunuzun hayali arkadaş veya hayvanlarından zevk almanız gerekir. Siz de onların oyunlarına katılın, onların hayal gücü sayesinde sizin hayatınız renklenecek ve sizin katkılarınızla da onlarınki gelişecektir.<br />
 Ancak hem kendinizin, hem de çocuğunuzun bu yaratıkların hayali olduğunu bildiğinden emin olun. Benim üzerinde durduğum tek nokta gerçek ile hayal arasında oluşabilecek belirsizliktir. Çocuklar bu farklılığı ve o çizginin nerede olduğunu bilmezlerse, o zaman hayal dünyasına fazla daldıkları konusunda endişe duyarım. Kısaca söylemek gerekirse, onlara bunun hayali bir durum olduğunu hatırlatarak yardımcı olabilirsiniz. Basit bir sözcük neyin gerçek olduğu konusunda çocuğunuzun kafasının daha netleşmesini sağlayabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KENDİLERİ YAPSINLAR</span><br />
 <br />
 Bir çocuk için bağımsızlığa doğru ilerlemesi neden bu kadar önemlidir<br />
 Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, ana babaların iyiliği için, diğeri de tabii ki çocuğun iyiliği içindir. Çocuğu bağımlı kılarak ve aşırı koruyarak kolay yolu seçme eğiliminde olan anababalar aslında çocuklarının gelişimini engellerler. Bu daha kolay olabilir -ya da çocuğun her şeyini yapmaktan hoşlanabilirler- ama çocuk için iyi olan bu değildir. Çocuklar eninde sonunda bağımsız olacaklardır. Bunun için doğmuşlardır ve hakları olan da budur. Bu doğal ve yavaş yavaş oluşan bir süreçtir ve anababalar bunu ne kadar erken anlarlar ve o konuda birşeyler yaparlarsa, her iki taraf için de o kadar iyi olacaktır.<br />
 Eğer anababalar çocuğun bir sonraki gelişim aşamasına geçmeye hazır olduğunu gösteren içgüdüsel ipuçlarını yakalayamazlarsa, daha sonraları bunları yaptırmak çok daha zor olacaktır. Örneğin, üç dört yaşlarındaki bir çocuk annesine bahçede ya da babasına çamaşır işinde yardımcı olmak istiyor. Ama, inanın bana aynı çocuk 13-14. yaşlarındayken o işleri yapmak istemeyecektir. Bu yüzden ona yardım etmeyi erken yaşlarda öğretin ve o deneyimi eğlenceli ve mutlu bir hale getirin. Çocuğunuza işbirliği alışkanlığı kazandırır ve sorumluluk duygusunu geliştirirsiniz. Ergenlik çağındaki isyankârlıklar, çocuğun erken yaşlarda yavaş yavaş bağımsızlığını ve sorumluluklarını kazanması sağlanarak önlenebilir.İşte hem size, hem de çocuğunuza bu gelişim süresince yardımcı olacak bazı kurallar, ilkönce, çocuğun gelişen ilgi ve yeteneklerini izleyin ve o yetenekleri erken yaşta destekleyin. Çocuğun bardağı tutması veya kaşıkla kendi kendine yemek yemesi onun nörolojik gelişimini hızlandırır. Ayrıca kendi bağımsızlığı ile gurur duymasını da sağlar, ikinci olarak, çocuğun başarıları karşısında gururlandığınızı gösterin. Bu sadece sağlıklı bir bağımsızlık kazanarak motive olmasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda ihtiyacı olan benlik saygısını da geliştirir. Örneğin, "Sussie, bırak ben yapayım. O bluzu ters giyiyorsun" demek yerine, "Sussie, ne kadar da güzel giyindin. Bu kadar çok işim varken bu bana gerçek bir yardım oldu" demek. Ne kadar zor olursa olsun, ne kadar fazla zaman ve sabır gerektirirse gerektirsin, çocuğun kendisinin yapmasına izin verin. Üçüncü olarak, çocuğunuzun bir şeyi doğru yapmadığı için ortaya çıkan doğal sonuçlara katlanmasına İzin verin. Deneyim en iyi öğretmendir ve çocuklar bir hata yapıp onu düzeftereîk de olsa, yaparak öğrenmekten çok gurur duyarlar.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKULÖNCESİ DÖNEMDE PAYLAŞMA</span><br />
 <br />
 İki veya üç yaşlarındaki çocukların birlikte oynayıp oyuncaklarını paylaşmaları mümkün müdür<br />
 Bu soruyu iki yaşındakiler ve üç yaşındakiler olarak ikiye ayıralım, çünkü bu iki yaş grubu arasında büyük bir fark vardır, iki yaşındakiler iri tipik davranışı diğer çocuklarla gerçek bir etkileşim içinde oynayamamalarıdır. Onların davranışları pek sosyal olmayan bireysel davranışlardır, iki yaşındaki kendi gücünü dener ve neler yapıp neler yapamayacağını bulmaya çalışır. Herkesle yarışır ve iki yaşındakinin sloganı "Daha iyi olan kazansın"dır. Kimin daha iyi ve daha güçlü olduğunu bulmak zorundadır.<br />
 Çocukların, bu gücü hissettikleri zamanlar ve teslim olmak zorunda oldukları zamanlar vardır, iki yaşındaki çocuğumuzu yeteneklerinin çok ötesinde sosyal ilişkiler içine sokmakta acele etmememiz ve yapamayacakları bir şeyi yapmalarını istemememiz çok önemlidir, iki yaşındaki çocuklar paylaşamazlar çünkü daha o oyuncaklarla tek başlarına bile ne yapacaklarını bilemezler. Bunu öğrenmek için zamana ve yere ihtiyaçları vardır, iki yaşındaki çocuğunuzun başka çocukları incitmesine ve onların ellerinden oyuncakları kapmasına izin vermeyin. Çocuğunuz diğer küçüklerle birlikteyken oradaki varlığınızla ve yumuşak fakat kararlı müdahalelerinizle geleceğe yönelik yönlendirmeler yapabilirsiniz. Çocuğunuza aşama aşama paylaşmayı ve sırasını beklemeyi öğretirseniz, daha ileride diğer çocuklarla güzelce oynamayı öğrenebilir.<br />
 İki yaşındaki çocukların çok güzel yaptıkları şeylerden biri (ve bu aynı zamanda onlara işbirliğini de öğretir) yere oturup topu birbirlerine yuvarlamaktır. Siz yere oturursanız ve çocuk da aynısını yaparsa, birlikte oynama konusunda bir kavram geliştirir. Bu, işbirliğini öğrenmede önemli bir adımdır.<br />
 iki yaşındakilere başkalarıyla oyun oynamayı öğretmenin diğer bir yolu da bir kutunun içine bir miktar eşya doldurmaktır. O kutunun içinden eşyaları çıkartarak ve tekrar koyarak onunla birlikte siz de oynayabilirsiniz. Sonra da diğer bir çocuğun aynı şeyi yapmasını sağlayın ki kendi yaşıtı bir çocukla birlikte oynayabilsin. Bu basit mekanizmalar iki yaşındaki bir çocuğun diğer çocuklarla nasıl oynayacağını öğrenmesine yardımcı olur.<br />
 Çocuk üç yaşına geldiğinde, kendisi diğer çocuklarla oynamak isteyecektir. O yaşa geldiklerinde çocuklar artık paylaşmayı, her türlü etkinlik içinde işbirliği yapmayı ve birlikte yaratıcı oyunlar oynamayı öğrenmiş olurlar. Üç yaşındaki çocuğunuzun yaşıtlarıyla oynamasından zevk alacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ANABABANIN YATAĞINDA</span><br />
 <br />
 Okulöncesi dönemi çocuğunun gece yansı anababasının yatağına gelmesini nasıl karşıladığınızı öğrenmek istiyorum. Dört yaşındaki oğlumuz bunu iki senedir yapıyor. Bir gün yorulup kendi kendine vazgeçeceğini düşündük. Biraz hasta bir çocuktu ve fazla uykuya ihtiyaç duymuyordu. İlk kez gece uykusu uyuduğunda 15 aylıktı. Güven duygusunu sarsmadan ve reddedilmiş hissetmesine neden olmadan, kendi yatağında kalmasını nasıl sağlayabilirim<br />
 Bu çok özel bir soru ve iki boyutu var. Biri anababalarıyla uyuyan okul öncesi çocuklarıyla ilgili genel felsefe ve diğeri de bazı sağlık sorunları olan özel bir çocuk.<br />
 Bazı uzmanların, çocukların anababalarıyla uyumalarına izin vermenin oldukça normal olduğunu savunduğunu biliyorum. Ama genel olarak konuşmak gerekirse ben buna karşıyım. Bence bu, ne anababa, ne de çocuk için tam bir dinlenme oluyor. Aynı zamanda da evliliğin mahremiyetine zarar veriyor. Ancak çocukların korktukları, hastalandıkları ve birtakım ihtiyaçlarının olduğu zamanlar olabilir. Hastalık durumunda, doktora danışıp, çocuğunuzun iyi olup olmadığını ve odasında kendi yatağında yatmasının güvenli olup olmadığını saptayın. Böyle bir durumda, geçici olarak yatağını sizin odanıza alabilir ve sizinle olmadan yakınınızda olmasını sağlayabilirsiniz.<br />
 Çocuğunuzun sizinle uyuma alışkanlığını kırmaya karar verdiğinizde buna her iki tarafın da hazır olduğundan emin olun. Özellikle kendiniz hazır olduğunuzda, çocuğu incitmeyeceğinden emin olmalısınız çünkü bu hiç de kolay olmayacak. Siz ikna olunca, çocuğunuza neler olacağını açıklayın. Bu değişikliğin nedenlerini; sizin daha özel bir odaya, kendisinin de daha bağımsız olmaya ihtiyacı olduğunu anlatın. Sonra gece onu yatırmak için törensel bir olay yaratın. Oyun oynayın, hafifçe sallayın, şarkı söyleyin, kitap okuyun veya sizin ve onun için rahat olan bir şekilde onu sakinleştirin. Sonunda kararlı ve sevecen bir şekilde onu yatağına koyarken orada kalması gerektiğini belirtin.<br />
 İlk gece sizi deneyecek. Sizi vazgeçirmek için ağlayıp direneceğine ve her yolu deneyeceğine yemin edebilirim. Sıkı durun. Sakın yenilmeyin, ikinci gece bunu biraz daha azaltacak ve üçüncü ya da dördüncü gecelerde hemen hemen bütün çocuklar mücadeleden vazgeçerler. Açık söylemek gerekirse, kendi özel odalarından ve geniş yataklarından çok hoşlanacaklar. Anababaların da aralarında hareket eden o minik yaratık olmadan daha rahat ettiklerini biliyorum. Ne yapın yapın yumuşamayı n. Sadece tutarlı ve sevecen olun.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">UTANGAÇ ÇOCUK</span><br />
 <br />
 Kızım üç buçuk yaşında ve onun akıllı bir çocuk olduğunu biliyorum. Şarkı veya şiir gibi şeyleri bir günden kısa bir zamanda çabucak öğreniyor. Bazı kitaplarını ezbere biliyor ve adının bir kısmını yazabiliyor. Beni üzen diğer insanlara gösterdiği tepki. Eğer onunla konuşurlarsa, yüzünü saklıyor ve hiç cevap vermiyor. Benden ve bazen de iki ablasından başka kimsenin onu öpmesine veya kucaklamasına izin vermiyor. Onun için birşeyler yapmam gerekiyor mu<br />
 Doğuştan getirilen özelliklerden, üzerinde en çok araştırma yapılanlardan biri de, yeni karşılaşılan durumlar veya insanlar karşısında yaklaşma veya çekilme yeteneğidir. Sadece uzak durma eğiliminde oldukları ve yeni karşılaştıkları bir durumu veya insanı dikkatlice değerlendirdikleri için utangaç olarak adlandırılan pek çok çocuk vardır. (Dr. Stella Chess ve Dr. Alexander Thomas, böyle çocukları "ısınmada yavaş" çocuklar olarak adlandırmaktadırlar.) Endişeli anababalar böyle çocukları sosyalleşme konusunda zorlamakta ve işleri daha da zorlaştıran güç mücadelelerine girmektedirler.<br />
 Utangaç çocuğun ihtiyacı olanlar şunlardır:<br />
 • Onu koşulsuz olarak kabul eden ve kendisinden başka birisi yapmaya çalışmayan anababalar.<br />
 • Çocuklarını diğer insanlara doğru itmek yerine onun seçim yaparak yanaşmasına izin veren anababalar.<br />
 • Yaptıklarına daha az önem veren ve birey olarak onu daha fazla yüreklendiren anababalar.<br />
 Kızınızı gülümserken veya tepki verirken yakalarsanız sessizce ve heyecanla ona iltifat etmenizi öneririm. Onun yaşında olan oyun arkadaşları bulun ve rahatlamasını sağlayın. Siz de rahatladıkça, bu çocuğun sevecen ve sıcak bir kişi olacağını göreceksiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SAÇ ÇEKME/TIRNAK YEME</span><br />
 <br />
 Size iki buçuk yaşındaki oğlumla ilgili bir soru sormak istiyorum. Saçını çekip koparma gibi kötü bir alışkanlığı var, özellikle de uykusu geldiği zaman. Tırnaklarını da yiyiyor (ben de).<br />
 Eğer elinizi saçınızın üzerinde gezdirirseniz, yumuşak ve hoş bir yapısı olduğunu görürsünüz. Çocukların uyumaları için sallanırken, kendilerinin veya annelerinin saçlarıyla oynaması oldukça yaygındır. Saçı koparma durumu, kolunu bir daha kaldırmaya gerek kalmadan onu elinde tutma isteğiyle ortaya çıkar.<br />
 Bu küçük çocuk için şunu öneririm: Ona uyumaya çalışırken ve siz onu sallarken eline alabileceği yumuşak tüylü bir oyuncak verin. Bu aşamada, biraz kucaklanmaya ve bebek gibi muameleye ihtiyaç duyabilir. Uykuya dalarken ipeksi ve okşaması hoşa giden bir şey verin. Belki böylece saçlarını çekmekten vazgeçer. Eğer saçını kopardıktan sonra, yemeğe kalkışıyorsa, buna sakın izin vermeyin çünkü midesinde birikme yapabilir. Saç kolay sindirilemez ve tıbbi bir müdahale, hatta ameliyat gerektiren bir durumla karşılaşabilirsiniz.<br />
 Tırnak yeme de çok yaygın bir problemdir ve çok ciddi olmamakla birlikte oldukça rahatsız edicidir. Tırnak yeme genellikle düzgün olmayan ve rahatsızlık veren tırnak etlerinin yenmesiyle başlar. Çocuk o çıkıntıları ısırdıkça, bütün hayatı boyunca sürecek ve vazgeçilmesi çok zor bir alışkanlığı da geliştirir. Tırnak yemeyi engellemenin bir yolu, küçük çocukların tırnaklarını küçük bir tırnak makasıyla, hatta törpüyle düzeltmektir. Tırnak diplerine ve kenarlarına bir krem ya da losyon sürerek çıkıntı oluşturan tırnak etlerini düzeltmenizi de öneririm. Renksiz tırnak cilaları tırnağın düzgün kalmasını sağlar. Tırnaklara değişik bir görünüm ve kayganlık vererek çocuğun alışkanlığını kırabilir. Ayrıca, Çocuğa çok miktarda fiziksel ilgi göstererek ve onu okşayıp severek dikkatini kendisinden uzaklaştırabilirsiniz. Sanırım bu alışkanlıkların yavaş yavaş sona erdiğini farkedeceksiniz.<br />
 Bazı çocuklar daha yoğun tepkilerle doğarlar. Eğer çocuğunuz canı Sıkkın olduğu zamanlarda saçını çekiyor veya tırnağını yiyorsa, bu durumlarla nasıl başa çıkabileceğini ona öğretmelisiniz. Duygularını anlatabilmesi-için sözcükler öğretin ve gereksinimlerini keşfetmesine yardımcı olun. Eğer yorgunsa, rahatlamaya ve sallanmaya ihtiyaç duyabilir. Öfkeli olduğu zamanlarda, duygularını sözel olarak ya da kişilere ve eşyalara zarar vermeden fiziksel tepkilerle ifade edebilmesine yardımcı olun. Örneğin, asılı bir şeyi yumruklamak bastırılmış hayal kırıklığını rahatlatabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İLK ADIN KULLANILMASI</span><br />
 <br />
 Kişisel olarak çocuğumun bana anne, babasına da baba diye ya da onun anababası olduğumuzu ifade eden bir başka sözcükle hitap etmesini tercih ederim. Ama eşim bir kamp idarecisi olduğu için, gençler de kendisine adıyla hitap ediyorlar. Son zamanlarda 5 yaşındaki kızımın da bunu kaptığını farkettim ve ilgimi çekti. Çocuklarımızın bize ilk adımızla hitap etmesini engellemeli miyiz Bu durum zamanla ilişkimizde bir farklılık yaratır mı<br />
 İsimler de, hitap şekilleri de önemlidir. Bir çocuğun anababasına ilk adlarıyla hitap etmesi ne anlama gelir Aslında, ilk adın kullanılması herhangi bir ilişkide ne ifade eder<br />
 ilkönce, bizim iyi arkadaş olduğumuzu ve eşit olduğumuzu gösterebilir veya ikinci olarak saygı eksikliğinin işareti olabilir. Tabii ki çocukların saygıya hakları vardır ve onlara saygı gösterilmedikçe saygılı davranmayı öğrenemezler. Ama anababalarının otoritesi altındadırlar ve buna ihtiyaç duyarlar. Bu nedenle saygının ifade edilmesinin yollarından biri de o kişiye hitap etme şeklidir. Çocukların anababalarına anne ve baba veya anneciğim ve babacığım diye hitap etmelerini şiddetle tavsiye ediyorum. Aslında, çocuğun anababasına gösterdiği saygının kazanıldığını ve hitap şeklinden çok tavırlar ve duygularla gösterildiğini inkâr edemem. Bu nedenle de kendilerine ilk adlarıyla hitap edilmesine izin veren anababaları da anlayabiliyorum. Bazıları bunu yaparlar ve bundan da çok zevk alırlar. Bazıları da bu konuda o kadar katı ve huzursuzdurlar ki, aradıkları duygu ve saygıyı kaybederler.<br />
 Bunun geçici bir dönem olduğunu unutmayın. Ama çocuğunuzun size anne ve baba diye hitap etmesine karar verdiyseniz, kendisine kamptakilerden farklı olduğunu açıklayın. Onunla ilişkiniz önemli olduğu için de, sadece sizin ve çocuğunuzun paylaşabileceği özel bir isimle çağrılmak istediğinizi anlatın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TOPLULUK İÇİNDE YAŞANAN ÖFKE NÖBETLERİ</span><br />
 <br />
 3 yaşındaki oğlumuz herkesin içinde bir öfke nöbeti geçirdiği zaman ne yapabiliriz En sevdiği numaralardan biri bir mağazada ya da restoranda iken küçücük bir nedenle kendini yerden yere atıp çığlıklar atmak. Eve döndüğümüzde başına gelecekler konusunda savurduğumuz tehditlere hiç aldırmıyor. Biz de onu herkesin içinde dövme konusunda tereddüt içinde kalıyoruz.<br />
 Çok zor bir durum. Çocuklar genellikle öfke nöbetleri geçirirler. Genellikle 18-24 aylıkken başlarlar ve okul öncesi dönemlere kadar devam ederler. Çocukların çoğu büyük hayal kırıklıkları sonucunda bu tepkiyi verirler. Elde edebileceklerinin sonuna ulaştıklarında, öfkeli bir umutsuzlukla kendilerini yere atıp, ağlarlar ve tekmeler atarlar. Bu onların öfkelerini dışa vurma şeklidir ama bu anababaları da öfkelendirir. Ne yazık ki, ilk öfke nöbetlerinde çocuklar belli kazançlar elde ederler ve istediklerini elde etmenin yolunun bu nöbetler olduğunu öğrenirler. Bu örnekteki çocuğun da yaptığı bu sanırım. Tekmeler atıp bağırarak, ana-babasını utandıracağını ve istediğini elde edeceğini biliyor.<br />
 Bunu bilmek bu nöbetlerle başa çıkmanızı kolaylaştırır. Her şeyden önce, çocuğunuzun bundan sonra herkesin içinde öfke nöbetleri geçirmeyeceğini iyice anlamasını sağlayın (2 veya 3 yaşlarındaki bir çocuk ne söylemeye çalıştığınızı anlayacaktır). Bunu bir yere gitmeden önce açıklayın. Ona yapacaklarını hoşgörüyle karşılamayacağınızı söyleyin ve ne yapacağınıza karar verin. Örneğin, çocuğunuzun zıvanadan çıkarsa, mağazayı terkedebilir ve onu eve getirebilirsiniz. Bu genellikle iyi bir cezadır çünkü çocuklar mağazaya gitmekten ve anababalarıyla birlikte olmaktan çok zevk alırlar. Bunun dışında bir seçenek de, mola vermek olabilir. Mola, anababa tarafından saptanmış bir yerde geçirilen kısa (her yaş için bir dakika) bir süreyi ifade eder. Mola verdiğinizde, onu arabaya götürüp üç dakika süreyle araba koltuğunda oturmasını veya mağazanın bir köşesinde yere oturup beklemesini sağlayabilirsiniz. Bir dahaki sefere onu eşinizle ya da yardımcıyla evde bırakmak da onun değişmesini sağlayacak bir sonuç olabilir. Neye karar verirseniz verin mutlaka onu uygulayın. Çocuklar bunun sadece bir tehdit mi, yoksa ciddi mi olduğunu çok çabuk anlarlar.<br />
 Çocuklar genellikle topluluk içinde davranışlarını idare edebilecek kadar olgunlaşmamışlardır ve sizin çocuğunuz da böyle bir ayrıcalığa hazır değilse, onu bir yardımcıyla evde bırakmakta hiç tereddüt etmeyin. Her şeyden önce, hiçbir zaman çocuğunuzun yaptıkları karşısında bir-şeyler elde etmesine izin vermeyin. Çocuğunuz bu nöbetlerden kurtulduğu zaman, katı bir tutum izlediğinize ve bütün bu zahmetlere katlandığınıza memnun olacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ALTINI ISLATMA PROBLEMİ</span><br />
 <br />
 Dört buçuk yaşındaki oğlumla ilgili bir soru sormak istiyorum. Gece onu kaldırmazsam altını ıslatıyor ve bazen ikinci bir kere daha ıslatıyor. Gündüzleri bile ona tuvalete gitmeyi hatırlatmazsam altını ıslatabiliyor. Önce ihtiyacı olmadığını söylüyor ve birkaç dakika sonra altı ıslanmış oluyor. Bu onu hiç rahatsız etmiyor gibi gözüküyor. Hiçbir zaman üstünü değiştirmemi istemiyor. Doktoruyla görüştüğümde oğlumun sadece çok tembel olduğunu söyledi. Onu bir uzmana götürmedim.<br />
 Bu durumda bir uzman görüşüne başvurulmasını öneririm çünkü dört buçuk yaşında sürekli olarak altını ıslatan bir çocuğun (seyrek olmakla birlikte) özel problemleri var demektir. Genellikle altını ıslatma fiziksel değil duygusal bir problemdir. Çocuğun hayatındaki bazı üzücü olaylardan kaynaklanabilir. Yeni bir bebeğin gelmesi, taşınma, yakın bir akrabanın hastalığı gibi olaylar çocuğun korku, suçluluk ve öfke duygularını geliştirmesine neden olabilir. Bütün bunlar çocuğun eğitimini tamamlamış olduğu zamanlarda bile geri dönüş yapıp altını ıslatmasına yol açabilir. Çocuğun altını ıslatmasının anababanın suçu olmadığını özellikle vurgulamalıyım. Ama anababalar problemi anlarlar ve aşağıdaki önerileri uygularlarsa çözüme ulaşabilirler.<br />
 Çocukla anababa arasındaki çatışma gece ve gündüz ıslatmalarının nedenlerinden biridir. Diğer bir neden (yukarıdaki örnekteki bu olabilir) çocuğun tuvalete gidemeyecek kadar meşgul ve oyuna dalmış olmasıdır. Onun için ıslak olmanın bir sakıncası yoktur ve annesinin niye oluyor ki<br />
 Gece ıslatmalarının pek çok tedavisi vardır. Kataloglardan sipariş edilebilecek alarmlı bir alet vardır, ilk ıslaklık belirtilerinde hemen çalmaya başlar ve çocuğu uyandırır. Böylece, tuvalete gitmeye koşullandırılan çocuk altını ıslatmadan tuvalete gitmeye başlayabilir. Ancak bu oldukça olumsuz bir çözümdür çünkü derin bir uykuda olan çocuğun aniden bir alarmla uyandırılması çok rahatsız edici bir durumdur.<br />
 Bazen çocuklar biraz daha büyüdükleri halde hâlâ altlarını ıslatıyorlarsa, anababalar bir süre için tekrar bez kullanmaya başlayabilirler. Bunu çok duyarlı bir şekilde ve çocuğu suçlamadan yapmanızı öneririm. Çocuğunuza, tuvaleti kullanmaya hazır olduğu zaman, bez kullanmayı bırakabileceğini söyleyebilirsiniz. (Tuvalet kullanmaya uygun olan bezler bu problemin halledilmesinde yardımcı olabilir çünkü çocuk onları utanç duymadan kullanabilir.) Çocuğa kesinlikle söylenmeyin. Altını ıslatmayı bırakmasının gereklerini anlatmaya çalışın; çok kötü bir kokusu var, yakında okula başlayacak, başkaları için çok iş çıkartıyor vb. Çocuğunuzla beraber bir plan hazırlayın ve kuru kaldığı zamanlar kazanacağı bazı ayrıcalıklar oluşturun. Tuvalete gitmesini hatırlatacak bir alarm kurun ama bunu reddederse bunu bir mücadeleye dönüştürmeyin. Bol bol sevgi, yüreklendirme, iyimserlik ve sabır tuvalet eğitiminin zorluklarını çocuğunuzla beraber atlatmanıza yardımcı olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SIZLANMA</span><br />
 <br />
 Son birkaç aydır dört yaşındaki kızım devamlı sızlanan bir çocuk oldu. Odasını temizlemesi gibi bir iş söylendiğinde, ayağını yere vurup bir çeşit sızlanma krizine giriyor. Eğer bir şeyi yapamayacağını söylersem, çok kavgacı oluyor. Yalvarmaya, sızlanmaya ve tartışmaya başlıyor. Bunu durdurmak için poposuna bir şaplak atmaktan veya onu odasına göndermekten başka bir yol bulamıyorum.<br />
 Sızlanma pek çok anababayı kızdırır. Eğer bir çocuk dört yaşına geldiğinde sızlanmaya başladıysa, buna neyin neden olduğunu merak ederim. Aileye yeni bir bebek mi geldi Belki de bu durum onun yeniden bir bebek olma isteğini arttırdı Yakın bir gelecekte okula başlama kaygısı mı duyuyor Çocuğun korkmasına veya güvensizlik duymasına neden olabilecek herhangi bir olay veya tehdit onun daha küçük olma isteğine neden olabilir ve bu da sızlanmalara yol açar.<br />
 Ayrıca, bu çocuk sızlanmalarla istediğini elde eden başka bir kişiyi, örneğin bir arkadaşını görmüş olabilir. Sızlanmalar ve öfke nöbetlerinin ortak bir özelliği vardır. Çocuğun çok istediği bir şeyi elde etmesini sağlarlar.<br />
 Bu davranıştan kurtulmanıza yardımcı olabilecek birkaç öneri vermek istiyorum: Sizin ve çocuğunuzun sakin olduğu bir zamanda, ona sızlanma davranışını hoşgörüyle karşılamayacağınızı söyleyin. Eğer bunu bir daha yaparsa ne olacağını söyleyin (ve bunu çok net olarak açıklayın). Bunu uygulamaya da hazır olun. Çocuğun poposuna bir şaplak atmaktansa, ben mola vermenizi, onu odasına göndermenizi tercih ederim. Böyle tepkileri olan bir çocuğa vurmak, onu daha da isyankar yapacaktır. Çocuğunuzun ondan isteğinizi, her ne olursa olsun, yerine getirdiğinden emin olun. Bazen anababaların çocuklarını odalarına gönderdiğini ama çocuğun bu isteneni yerine getirmediğine tanık oluyorum.<br />
 Sızlanmaların çoğu çocuğun "küçük" olma ihtiyacını gösterir. Böyle çocukların daha çok şefkate, sıcaklığa ve bebekçe davranılmaya gereksinimleri vardır. Sızlanmasına ödül olarak değil ama ihtiyaçlarına cevap olarak onu ufak ufak şımartın ve pohpohlayın. O da doyuma ulaştığı bir noktaya gelindiğinde sızlanmaktan vazgeçecektir.<br />
 Çocuğunuzun sızlanmalarının ve öfkesinin sizi etkilemesine izin vermeyin. Bu alışkanlığın sizi yenmesine fırsat vermeyin çünkü böyle bir durum davranışın daha da sabitleşmesine ve çocuğun güçlülük duygusuna kapılmasına neden olur.<br />
 Çocuğunuzla birlikte odasını toplamanın yararlı olduğunu göreceksiniz. Bu yaştaki çocuklar genellikle "odanı topla" dediğimizde ne anlama geldiğini anlamazlar. Bunun yerine onun size yardımcı olmasını sağlayınca, beraber çalışmak eğlenceli olabilir. Çocuğunuza duygularını sözel olarak ifade etmesini öğretin ama ondan nasıl hissederse hissetsin sorumluluk almasını isteyin ve başarınca da onu övün.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YAŞITLARIN BASKISI</span><br />
 <br />
 Başka çocuklar tarafından kolaylıkla yönlendirilen dört buçuk yaşında bir oğlum var. Bir şeyi yapmaması gerektiğini bilmesine rağmen, onu yine de yapıyor, sonra da "Yapmamı istediler" veya "Yapmamı söylediler" diyor. Düşünerek hareket etmesi için ona nasıl yardımcı olabilirim<br />
 Bu çok önemli bir soru ve zamanlama çok can alıcı bir nokta. Genellikle yaşıt baskısının ergenlerin karşılaştığı bir problem olduğunu düşünürüz. Oysa çok küçük çocuklar bile bu baskıyı hissettikleri için uyum gösterir ve arkadaşları gibi davranırlar. Anababaların çocuklarına kurallara uymayı öğretmede bazen çok başarılı olduklarını düşünüyorum ama bunu yaparken doğru yargılama yapmayı öğretmeyi ve çocuğun bireyselliğini geliştirmeyi unutabiliyorlar.<br />
 Böyle bir çocuğunuz varsa, onun kurallara uymadaki istekliliğini övün. Kendisini iyi hissetmeye ihtiyacı vardır ve bu kesinlikle güzel bir özelliktir. Onun bu güzel özelliğini açıkladıktan sonra, düşünme ve gelişim konusunda bir adım daha atmaya ihtiyacı olduğunu anlatın. Çocuk kime itaat etmekte olduğunu ve birisine itaat ettiğinde hangi davranışta bulunduğunu dikkate almak zorundadır. Çok küçük çocuklar bile birisine zarar veya acı vermenin ne demek olduğunu anlarlar. O halde bunu kullanın. Nelerin yapılabileceğini (yaratıcı ve olumlu olanlar) ve nelerin yapılamayacağını (kendisine, bir başkasına veya bir başkasının eşyasına zarar veya acı verenler) öğrenmesine yardımcı olun. Arkadaşı bir başkasına zarar verebilecek bir şey mi yapmasını istiyor Bu davranış oğlunuzun daha sonra kendisini kötü hissetmesine mi neden olacak Onun ne yaptığını öğrendiğinizde kendinden utanacak mı veya üzüntü mü duyacak Eğer bir başkası bunu ona yapsa, kendini kötü hisseder miydi Bu kavramlar çok küçük çocuklara bile öğretilebilir ve şefkat ve empati (eşduyum) geliştirmesine yardımcı olarak onun iyi bir yetişkin olmasını sağlar.<br />
 Çocuğunuza bu sorular üzerinde çalışabilmesi için birkaç hafta zaman vermek de önemlidir. Ona öğretmeye çalıştığınız cevapları yaşayarak bulabilmesi için disiplin ve öngörü sahibi olması gerekir. Anababalar iyi bir lider olmanın çok da önemli olmadığını unutmamalıdırlar. Çok az miktarda lidere ihtiyacımız var. Ama doğru olanı savunabilecek kadar güçlü -ve doğru olanın ne olduğunu ayırt edecek kadar akıllı- bir birey olmak iyi bir karakterin özüdür. Çocuğunuzun bunu geliştirmesine yardımcı olun.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞUNUZU KREŞE BIRAKMAK</span><br />
 <br />
 Çocuğu kreşe nasıl bırakabiliriz Biz denedik ve bu konuda yapılabilecek her şeyi yanlış yaptık. Önce, devamlı olarak ağladığı için onu bir buçuk yaşına gelene kadar oradan uzak tuttuk. Artık onu bırakmaya karar verdiğimizde de gizlice kaçma yanlışını yaptık. Bizim gittiğimizi farkedince kriz geçirdi. Şimdi bu gerçek bir problem.<br />
 Bu çok yaygın bir problem ve bir kreşte çalıştığım birkaç ay boyunca problemin diğer yüzünü de yaşadım. Pek çok kere işe yaradığını farkettiğim bir planım var ve bunu size sunmak istiyorum. Bir süre oraya gitmekten vazgeçin.<br />
 Önce, sizin tahmin ettiğinizden çok daha fazla şey anlayabilen iki yaşındaki çocuğunuza o kreşte kaldığında onun için üzülmeyeceğinizi söyleyin. Ayrıca orada arkadaşlarıyla oynamanın onun için çok iyi olduğunu ve bunun size de kendi işini yapabilme özgürlüğü verdiğini anlatın. Açıklamalarınız nasıl olursa olsun, ona bir seçenek sunmadığınızı sadece kendi kararınızı açıkladığınızı açıklıkla ifade edin.<br />
 Diğer yandan yabancı bir yerde olmaktan korkmasını ve sizi özlemesini, yanınızda olmak istemesini anlayabildiğinizi açıklayın. Ondan sonra kreşe gittiğinizde birlikte içeri girin ve onu rahatlatmaya çalışın.<br />
 Onu kreşe bıraktıktan sonra, kararsız tavırlar sergilemeyin. Eğer onu bırakıp bırakmamakta tereddüt geçirirseniz, bunu hemen hissedecektir ve o da kararsızlık yaşayacaktır. Konuşmanızdan sonraki ilk seferde onu 5 dakika gibi çok kısa bir süre bırakın ve ona kısa bir süre sonra gelip onu alacağınızı söyleyin. 5 dakika sonra geri gelin ki sizin sözünüzü tuttuğunuzu ve geri geleceğinizi öğrensin. Bir dahaki seferlerde süreyi yavaş yavaş arttırın. Tutarlı olarak geri gelmeniz, terkedilmediğini, geri geleceğinizi ve sizin güvenilir anababalar olduğunuzu bilmesine yardımcı olacaktır.<br />
 Kreşteki görevlilerin de sizin planınızdan haberdar olmasını sağlayın ki sizinle işbirliği yapabilsinler. Böyle bir planı uygulamak her defasında arkanızdan çığlıklar atan bir çocuğu öyle bırakıp gitmekten çok daha kolaydır. Bu planı uyguladıktan birkaç hafta sonra, çocuğunuzun kreşte mutlu bir şekilde kaldığını göreceksiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKUL ÇAĞI ÇOCUKLARI<br />
 YAZ KAMPI</span><br />
 <br />
 Çoğumuzun yaz kamplarıyla ilgili çok güzel anılan vardır ama hareket eden otobüsün camından size el sallayan çocuğunuzu izlemek çok kötü bir deneyim. Çocuğum ev özlemi çekecek mi Eve otlardan zehirlenmiş olarak mı, yoksa bacağı kırılmış olarak mı gelecek Ona yatağında hikaye okunmadan uyuyabilecek mi Kamplar çocuklar için iyi bir deneyim midir<br />
 Bence yaz kampları çocuklar için harika bir deneyim ama üzerinde iyice düşünülmesi ve iyi planlanması gerekir. Genellikle kamplar çok güzeldir ama ev özlemiyle yanan; bir sürü çocukla birlikteliğe, planlanmış etkinliklere ve onları yöneten farklı yetişkinlere alışmakta güçlük çeken çocuklar vardır. Çocuğunuzun bir yaz kampına gitmeye gerçekten hazır olup olmadığını anlamanıza yardımcı olabilecek bazı sorular şunlar olabilir:<br />
 Çocuğunuz gitmeye hazır mı Aynı yaştaki bütün çocukların büyük bir heyecanla gidiyor olması, sizin çocuğunuzun da hazır olduğunu göstermez. Aşırı koruyucu ve aşırı zorlayıcı olmaktan kaçınarak bu soruyu kendinize dürüstçe sorun. Dokuz-on yaşlarındaki çocukların hemen hemen hepsi bir haftalık bir kampa gidebilir ve bundan büyük zevk alırlar. Ama bu, o yaşa gelen her çocuğun hazır olduğu anlamına gelmez.<br />
 Çocuğun daha önce dışarıda geçirdiği bir geceyle ilgili olumsuz bir deneyimi var mı Bir arkadaşına yaptığı bir ziyaretle ilgili olumsuz veya korkutucu bir deneyimi varsa, çocuk için işleri zorlaştıran bir korku hâlâ söz konusu olabilir.<br />
 Çocuk ondan kurtulmak istediğiniz korkusunu duyuyor mu O sizden uzaktayken, kardeşine daha çok ilgi göstereceğinizi düşünüyor mu Eve telefon etme veya anababanın kampı ziyareti konusunda genel kamp kurallarını öğrenin. Bazı kamplar daha rahat, bazıları da çok sıkı olabilir. Evi arayabilecekse, ona kurtarıcı olarak değil, olumlu duygularla ve endişelerini gidermeye çalışarak yaklaşın.<br />
 Kamp programı nedir Çocuğunuzun sevdiği ve iyi olduğu etkinlikler var mı Yoksa çocuğunuzun pek de önem vermediği konulara mı ağırlık veriliyor Bu seneki kampın çocuğunuza uygun olmadığı konusunda bir korkunuz varsa beklemek için hiç tereddüt etmeyin. Her zaman bir sonraki yıl çocuğunuz için daha iyi bir yıl olabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BEBEK GİBİ KONUŞMA</span><br />
 <br />
 11 yaşındaki torunum dikkat çekmek için bebek gibi konuşuyor. Böyle davranmak için biraz büyük değil mi Dört çocuğun en büyüğü ve babasının gözbebeği. Erkek kardeşlerini anababasına şikâyet ederek onların başlarını derde sokmaya çalışıyor. Bu durumu ilişkileri bozmadan düzeltmek için bana yardım ederseniz çok mutlu olurum.<br />
 Bu çok hassas bir durum. Bence bu büyükanne torununun iyi özelliklerinden sık sık hem kendisine, hem de anababasına övgüyle söz etmeli. Problem olan konulara değinmeden önce çocuğu ne kadar çok sevdiğini gösteren yorumlarda bulunması gerekir. Problem inkâr edilemeyecek kadar açık bir hale gelene kadar büyükannenin beklemesini öneririm. Bütün olaylar (kardeşlerin şikâyet edilmesi, babanın kullanılması veya hangi olay varsa) yatıştıktan sonra, büyükanne açıklıkla konuşabileceği anababadan birini sakin bir kenara çekmelidir. Bu kişiyle, çocukla ilgili kaygılarını ve problem olan özel olayları tartışmalıdır. Hatta sadece bunları dile getirmek yeterli değildir, yapıcı bazı tavsiyelerde de bulunmalıdır.<br />
 En büyük çocuklar çabuk büyür ve yerlerinin kendilerinden küçük kardeşleri tarafından çok çabuk kapıldığı duygusunu geliştirirler. Bazen bebek gibi davranılma ihtiyacı duyarlar ve bu çocuğun bebek gibi konuşması arada sırada böyle davranılma ihtiyacını göstermektedir. Küçük bir çocuk olarak kalmak veya çocukluğa geri dönmek bazen hepimizin olmasını çok istediğimiz bir durumdur. Bu büyük kızın bu ihtiyacını anlayışla karşılayıp, anababanın ona diğer kardeşleri yokken daha fazla şefkat ve ilgi göstermeleri gerekmektedir.<br />
 Annesiyle birlikte geçireceği özel zamanlara ihtiyacı vardır. Sanırım babasının gözbebeği olan bu kız arada sırada annesiyle olmaya can atmakta ama bunu gerçekleştiremeyeceğini düşünmektedir. Annesi de kızıyla daha fazla zaman geçirmeyi isteyebilir ve onunla anne-kız ilişkisini geliştirebilir. Bu durumda anne ve baba rollerini biraz değiştirebilirler. Sanki baba çocuğun bakımını üstlenmiş gibi gözüküyor ve bu noktadan sonra anne bu rolü üstlenmeli ve baba da biraz daha disiplin kurucu rolünde olmalıdır.<br />
 Büyükanne ancak bu noktaya kadar duruma karışabilir. Ancak ona kendi uyguladığım bir şeyi önerebilirim. Önerilerde bulunabilir, tavsiyeler yapar, sevgi sunar ve gerisini onlara bırakır. Anababa olarak en iyisini yapacakları konusunda çocuğunuza ve eşine güvenin. Onlar da, tıpkı sizin onlara yaptığınız gibi, kendi çocuklarını sevecekler ve en doğrusunu yapacağı konusunda ona güveneceklerdir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKULDAN SONRAKİ ETKİNLİKLER</span><br />
 <br />
 Sanırım pek çok anababa, on yaşındaki bir çocuğun okuldan eve döndükten sonra, anababası işten eve gelene kadarki zamanda ne kadar kontrole ihtiyacı olduğu konusuyla ilgilenecektir. Ona bir bakıcı bulmam gerekir mi (ki bunu kendisi istemiyor) Yoksa kendi başına kalabilir mi<br />
 Özel olarak bu soruyu cevaplamadan önce, üzerinde çalıştığım gerçek bir hikâyeyi anlatmak istiyorum. Danışmanılık yaptığım okullardan birinde, bir 5´inci sınıf öğrencisi ile ilgili olarak bir problem yaşanıyordu. Komşu çocukları okula gelip onun yarattığı sorunları anlatıyorlardı. Annesini gelip bizimle konuşması için okula çağırdığımızda, bu haksız şikâyetten dolayı çok öfkelendi ve çocuğunun okuldan sonra yanlış davranışlarda bulunmasının mümkün olmadığına bizi inandırmaya çalıştı. Çocuğunun eve gelir gelmez kendisine telefon etmesi konusunda çok titiz olduğunu söyledi ve çocuk kendisine telefon edince de onun artık bir şey yapamayacağına inanıyordu. Oysa çocuk telefon ettikten sonra, tekrar dışarı çıkıyor ve herkesi rahatsız ediyordu.<br />
 On-on bir yaşlarındaki bir çocuğun sizin yokluğunuzda her şeyi halledebileceğini düşünmek pek doğru olmaz. Eğer mümkünse, çocuk eve geldiğinde anababadan birinin de eve gelmesini öneririm. Eğer bu mümkün değilse, çocuğunuzun sizin yokluğunuzda gerekli gözetim ve korunmayı alabilmesi için bazı önerilerim olacak.<br />
 Komşularınızı değerlendirin. Yan komşunuzu, hatta diğerlerini bile tanıyın. Oturduğunuz yer çocuğunuzun komşularınızın gözetiminde rahatlıkla oynayabileceği güvenlikte mi Çocuğunuzun başını derde sokabilecek ya da sizin çocuğunuzun yaramazlıklarına hemen eşlik edecek çocuklar var mı Komşularınız arkadaş canlısı mı Genellikle evde mi oluyorlar ve acil bir durum olduğunda orada olabilecekler mi<br />
 Çocuğunuzu değerlendirin. Çocuğunuz gerçekten sorumlu ve dürüst bir çocuk mu, yoksa çoğu çocuk gibi, sizin farkına varamayacağınız zamanlarda sizi aldatabiliyor mu Yaramazlık yapmaya kolayca kapılabiliyor mu, yoksa okuldan sonra yapacağı pek çok uğraşı olan (örneğin, ödev yapma, müzik aleti çalma veya bilgisayarla oynama gibi) sorumluluk sahibi bir çocuk mu Eğer bilgisayar kullanıyorsa, internette ulaşması mümkün olan bazı zararlı olaylardan uzak duruyor mu<br />
 işinizi değerlendirin. Acil bir durumda sizin çocuğunuza ya da onun size ulaşmasına imkân veriyor mu Eğer gerekirse, işinizi o anda bırakabilir misiniz<br />
 Eğer yukarıdaki sorulara verdiğiniz cevaplar sonunda, çocuğunuzun güvenliği konusunda kuşkularınız varsa, çocuğunuz sizin görüşünüze boyun eğip bir bakıcıya razı olmak zorundadır. Onu gereğinden fazla korumayın, ama güvenliği için gerekli korumayı da sağlayın. Ayrıca artık daha çok okulda, okul öncesi ve sonrası etkinlikleri yer almakta ve çocuğunuzun ilgisine göre katılabileceği etkinliklerin sunulduğu pek çok kurum da bulunmaktadır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSTENMEYEN ARKADAŞLAR</span><br />
 <br />
 On bir yaşındaki ikiz oğullarımın arkadaşlarını örnek alması beni çok rahatsız ediyor. Birinin arkadaşı iyi fakat hiperaktif bir çocuk ve benim oğlum da bir maymun gibi onu taklit ediyor. Oğluma arkadaşı gibi davranmamasını söylediğimde bana öfkeleniyor. Diğer oğlumun arkadaşı da büyükanne ve babası tarafından büyütülmüş şımarık ve isyankâr bir çocuk. Çocuklarımın neden kendileri gibi davranamadığını anlayamıyorum.<br />
 Arkadaşlar bir çocuğun hayatının çok önemli bir parçasıdır, ilginç bir şekilde, çocuklar arkadaşlarının anababaları tarafından onaylanmasına çok ihtiyaç duyarlar. Çocuklarınızın arkadaşlarının olumlu yönlerini görmeye çalışın ve onların üzerinde yorum yapın. Çocuklarınız zamanla kendiliklerinden hata ve olumsuzlukları bulacaklardır.<br />
 Arkadaşları evinize davet edin ve onları gözlemek için de oralarda olun. Kurallarınızı çok açık olarak ifade etmelisiniz. Bunu çocuğunuzu utandırmadan ve arkadaşların arasını açmadan yapmaya çalışın. Çocuklarınızın arkadaşlarının iyi özelliklerini görmelerini ve bunları taklit etmeyi öğrenmelerini sağlayın. Aynı zamanda da arkadaşlarının hatalarını anlamayı ve onlardan kaçınmayı öğretin.<br />
 Olumsuz arkadaşlar, size çocuğunuzun olumlu yanlarını övme fırsatı verecektir. Çocuklarınıza, daha olumlu insanlar olmaları için arkadaşlarına yardımcı olmayı öğretin. Bunu yaparken hem kendileri, hem de sizin hakkınızda iyi şeyler hissedeceklerdir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KAVGACI ÇOCUKLAR</span><br />
 <br />
 Bazı çocuklar neden devamlı olarak kavga ederler<br />
 Bunun pek çok nedeni vardır:<br />
 Bazı ailelerde, çocuklara saldırgan olmanın akıllıca bir şey olduğu görüşü verilir. Bu dünyada yaşayabilmek için kavga etmek gerektiğine inanan bir anababa iseniz, çocuğunuza da sosyal problemleri halledebilmek için saldırgan olması gerektiğini öğretiyor olabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ERGENLER<br />
 HARKA GiYiM MERAKI</span><br />
 <br />
 On üç yaşındaki kızımız, çocuklarımızın en büyüğü ve üzerindeki yaşıt baskısı beni çok endişelendiriyor. Sınıf arkadaşlarının belli bir şekilde giyinmesi ve başarılı olması konusunda kızımın üzerinde çok şiddetli baskısı oluyor. Bu hem onun, hem de babası ve benim için çok zor bir durum. Ona nasıl yardımcı olabileceğimiz konusunda bir öneriniz var mı<br />
 Evet var. Bu sorun bugün çoğu aileyi ilgilendiren bir konu. 5-6 yaşlarındaki çocukları, kot pantalon veya belli bir marka ayakkabı giymediklerinden arkadaşlarının alaylarına maruz kaldıkları için kaygı duyan anababalar tanıyorum. Bugünün ekonomik durumu göz önünde bulundurulunca, çok az anababanın o pahalı eşyaları alabileceğini biliyoruz. Ayrıca çocukların arkadaşları tarafından beğenilmek için belli markalardaki giysilere sahip olmaları gerektiğini düşünmelerinin hiç de sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Bazı okullarda, giyim problemlerini Azaltmak amacıyla üniforma giyme zorunluğu getirilmektedir.<br />
 Anababalar çocuklarının nereye kadar yaşıtlarına benzemelerine izin vereceklerine ve bir birey olabilmesi için ne kadar sınırlama getirmeleri gerektiğine karar vermelidirler. Eğer bir çocuk arkadaşlarıyla ilişkilerinde göze çarpacak kadar farklılıklar gösteriyorsa, sosyal olarak gelişemeyecektir. Televizyon izlemesine, paten yapmasına ve arkadaşlarının giyindiği gibi giyinmesine izin verilmeyen bir çocuk tanıyordum ve bu çocuk sonunda yapayalnız ve garip bir kişi oldu. Diğer aşırı uçta da, toplumun ve çocuklarının arkadaşlarının kaprislerinin esiri olacak kadar fedakârlık yapan anababalar da biliyorum.<br />
 Kızınıza neye izin verip neye vermeyeceğinize bir kere karar verdikten sonra, onu karşınıza alıp tartışmanızı öneririm. Onun bakış açısını da dinleyin ve ona saygı gösterin ve kendi düşüncelerinizi onunla paylaşın. Sınırlamalar getirme nedenlerinizi açıkça ifade edin. Bu sadece parasal bir neden olabileceği gibi, onun bireyselliğini geliştirmesiyle ilgili bir gereklilik de olabilir. Ona bir giyim bütçesi sunup o bütçe içinde istediğini almasına izin vermeyi de düşünebilirsiniz.<br />
 Çocuğunuzun özel becerilerine ve özelliklerine verdiğiniz değeri yansıtmak üzere tutarlı bir strateji başlatın. Onun kendisiyle ve karakteriyle ilgili bu özelliklerin geliştirilmesiyle, daha sağlıklı bir benlik saygısı geliştirmesini sağlayabilirsiniz. Böylece kendisini iyi hissetmesi için dış bazı öğelere ihtiyaç duymasına gerek kalmayacaktır. Böylece onu yaklaşmakta olan ergenlik dönemi baskılarına da hazırlamış olursunuz!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSYAN MI, BAĞIMSIZLIK MI</span><br />
 <br />
 Anababalar ergen çocuklarının isyankâr bir davranış mı, yoksa sadece yeni bir görüş mü ortaya koyduğunu nasıl anlayabilirler<br />
 Anababaların bu ayrımı yapabilmelerini sağlayacak çok belirgin bazı ipuçları verebilirim.<br />
 Tutum. Gerçekten isyankâr bir ergen devamlı olarak düşmanca, alaycı ve iğneleyici bir tutum içinde olur. Uzun süreler ağzını bıçak açmayan, çıkarcı ve hilekâr bir tutum içindedir. Eğer gerçekten isyankâr bir genç ise ergenle anababanın birbirlerine güvenmeleri çok zordur.<br />
 Davranış. Ergenin sadece tutumu değil davranışları da önemlidir. Gerçek bir isyankâr yaptığı işlerde çok yıkıcı olur. Bu yıkıcılık fiziksel bir zarar verme şeklinde olmadığı zamanlarda genç, insan olarak kendisine yönelir. Davranışlarıyla başkalarının ona güven ve saygı duymasını engeller, isyankârlık genellenir ve okuldaki görevleri de yapmama şeklinde ortaya çıkar. Bazen sosyal olarak da isyankâr davranışlar görülür, ciddi bazı konularda evdeki kurallara uymayabilirler. Çok genel anlamda, ailenin ve bütün toplumun kurallarına veya beklentilerine direnme vardır.<br />
 içerleme, isyankâr ergenlerin bir diğer özelliğidir. Anababalar kendilerini gözlediklerinde, pek çoğu gereğinden fazla katı ve çok uzun zamandır kontrol edici olduklarını saptamışlardır. Aşırı kontrol ve ciddi cezalandırmalar içerlemelere yol açar.<br />
 Bağımsızlığa doğru sağlıklı bir gelişim içinde olan çocuk belli düşünce, değer ve kuralları tartışacaktır. Kendi zekasını geliştirebilmek için tartışmaya ihtiyacı vardır. Benlik saygısını geliştirebilmesi ve kendi inanç ve değerlerini ortaya koyabilmesi için başkaları tarafından dinlenmesi ve onlarla tartışması gereklidir. Ama ergen kısa bir süre sonra ailesine karşı duyduğu iyi niyet ve sevgiye geri dönecektir. Araştırmalar, anababaların etkisinin ergenin hayatındaki en önemli faktör olduğunu göstermektedir. Bu nedenle etkinizin olumlu ve güçlü olmasını sağlayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ERGENLERİN PARASAL DURUMU</span><br />
 <br />
 Liseye giden kızımızın parasal konularda sorumluluk duygusu geliştirmeye ihtiyacı var. Kendi banka hesabı var ama giysilerini, okuldaki yemek masraflarını ve diğer bütün giderlerini biz karşılıyoruz. Yanm günlük bir işte çalışıyor ve hangi masraflara katkıda bulunması gerektiğinden emin olamıyoruz. Ayrıca maddi kayıtlarını tutmasını ona nasıl öğretebiliriz Bir bütçe yapmasını bekleyebilir miyiz<br />
 Bu anababa parasal değerler konusunda bir uzlaşmaya vardıktan sonra kızlarıyla bir çeşit iş toplantısı düzenleyebilirler. Aşağıdaki konuları açıklıkla fakat kibarca ve akıllıca tartışın.<br />
 Önce, kızın ve ailenin masrafları nelerdir Hayat pahalılığı nasıldır Onun gelecekle ilgili planları nelerdir Üniversiteye devam edecek mi, yoksa bir mesleki eğitim mi alacak Bir araba almayı ya da kendi evine Çıkmayı istiyor mu Çocukların kısa sürede elde etmek istedikleri bütün bu önemli şeyler ne kadar etmektedir Gelecekle ilgili planlarına en iyi Şekilde nasıl hazırlanabileceğini ve anababa olarak ona yardım etmek için sizin yapabileceklerinizi ve yapamayacaklarınızı tartışın.<br />
 Daha sonra, ona basit bir bütçe hazırlamasında yardımcı olun ve bu bilgileri bir deftere ya da bilgisayarınıza aktarın. Üniversiteye ya da başka bir mesleki eğitime devam etmeyecekse, sanırım aile bütçesine katkıda bulunmasının, para biriktirmesinin ve geleceğini planlamasının zamanı gelmiştir.<br />
 Eğer olgun ve sorumluluk sahibi bir kişi ise, kendi ihtiyaçlarını karşılama sorumluluğunu kendisine bırakabilirsiniz, isterseniz onun gelirini destekleyebilirsiniz. Giysi, ulaşım, yemek ve diğer masraflarını kazandığı parayla karşılayabilmesi için ona yol gösterin. Biraz para biriktirmesi ve bazı ihtiyaçlarından önce gerekli yerlere yardımda bulunması için onu yüreklendirin.<br />
 Bu olumlu ve yardımsever tavrınızı sürdürün, onaylamayan ve suçlayan bir tavır takınmayın. Bir çocuğa parasını nasıl idare edeceğini öğretmenin, hayatta başarılı olmasını sağlayacak diğer bazı değerleri de kazandırdığını göreceksiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ERGENLİKTE DİSİPLİN</span><br />
 <br />
 Bir ergen gerçekten yanlış bir şey yaptığında, anababanın yaklaşımı nasıl olmalıdır<br />
 Önce, anababa gerçekleri doğrulamalıdır. Eğer çocuğunuzun belki de yapmadığı halde yanlış yapmış olduğunu varsayarak sonuca atlarsanız,onun saygısını kaybedersiniz. Ergenlik çağındaki oğlumuz ve arkadaşı ile ilgili polisten aldığımız telefonu hiçbir zaman unutamam. Bize, çevredeki mağazalardan birinde hırsızlık yaparken yakalandıkları söylenmişti. Ama gerçekleri anlayabilmek için karakola gittiğimizde, bunun sadece kimlikle ilgili bir yanlışlık olduğunu anlamıştık. Oğlumuzla hiç ilgisi yoktu.<br />
 İkinci olarak, çocuğunuzun bir yanlışlık yaptığını biliyorsanız;Duygularınızın kontrolünü elinize alana ve durumu akıllıca ve temkinli olarak değerlendirecek duruma gelene kadar hiçbir şey yapmayın.<br />
 Üçüncü olarak, çocuğunuzla birlikte bir yere oturun. Siz, çocuğunuz ve bir başka önemli kişi özel olarak durumu tartışabilirsiniz, işi onun yaptığından eminseniz, onu sorgulamamanızı öneririm. Ona doğrudan sorular sormak, onu yalan söylemeye itebileceği için problemi daha da arttırabilir. Yapılan işte yanlış olanın ne olduğunu çocukla birlikte gözden geçirin. Çocuğun yaptığının ne olduğunu, neden yanlış olduğunu ve diğer bazı insanların yanı sıra kendisini nasıl incitebileceğini anladığından emin olun.<br />
 Dördüncü olarak, çocuğunuzun yanlışı kavramasını ve özür dilemeyi istemesini bekleyin. Siz yanlış olanı bilseniz bile, çocuğunuz hatasının ne olduğunu bilmediği sürece olgunlaşmasına yardımcı olmanıza imkân yoktur. Bir arkadaşım ergen oğlunun gösterdiği ciddi bir şiddete başvurma davranışı karşısında çok büyük bir üzüntü duymuştu. Oğlu yaptığını inkâr ediyordu ama anne onun yaptığını inkâr edilemeyecek şekilde öğrenmişti. Üzerinde uzunca düşündükten sonra, eline kalın bir kitap aldı ve çocuğun odasına gitti. ‘Sen bana doğruyu söyleyene kadar ikimiz de bu odadan dışarıya çıkmayacağız’ dedi. Sonra da oturup kitabını okumaya başladı, iki saat sonra, oğlu gerçekleri açıkladı. Beraberce, bu davranışını düzeltebilmesi için bir yol bulmaya çalıştılar. Hem rahatlamış, hem de bir günde hayatının dersini almıştı!<br />
 Beşinci olarak, çocuğunuz için bir anlamı olacak bir sonuç belirleyin. Bu, çocuğun davranışının ciddiyetini görmesine yardımcı olacak ve problemin tekrarını engelleyecek bir sonuç olmalıdır.<br />
 Son olarak, yanlış davranışın altında yatan nedenleri bulmaya çalışın. Belki de sizin farkında olmadığınız bir geçerli neden çocuğu bu davranışa itmiştir. Belki de ilgi arıyor ve bunun sonucunda da endişe ve kaygı geliştiriyordur. Eğer hatalı davranış sık sık tekrarlanıyorsa, bu davranışın saptanması ve tedavisi için gerekli olan yardımı alın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÜNİVERSİTE</span><br />
 <br />
 Üniversiteye gitmenin doğru karar olup olmadığına anababalar ve gençler nasıl karar verebilirler<br />
 On yıl kadar önce, bu soruyu zorluk çekmeden kolaylıkla cevaplayabilirdim. Tabii ki, bütün gençler üniversiteye gitmeli. Artan üniversite masrafları yüzünden, bu artık herkes için akıllıca bir hareket değil. Artık, üniversite gibi dört yıllık bir eğitim gerektirmeyen çok çeşitli eğitim seçenekleri var. Çocuklarına tavsiyelerde bulunabilmelerine yardımcı olmak için anababalara bazı önerilerde bulunacağım.<br />
 Bunlardan biri çocuğun kendi motivasyonudur. Eğer bu genç dikkatlice çalışmış ve iyi notlar almışsa, üniversiteye gitmeye ve orada sunulanları öğrenmeye istekli ise, bu kişiye daha ileri bir eğitim imkânı verilmelidir. Orta öğretimde notları çok iyi olmayanlar bile, eğer çok istiyorlarsa üniversitede başarılı olabilmektedirler.<br />
 İkinci bir öneri, çocuğunuzun akademik yetenekleri konusunda öğretmenlerinin ve danışmanların önerilerini dikkate almaktır. Onlarla konuşun ve çocuğunuzun üniversitedeki olası başarısı konusunda onların tavsiyelerini alın.<br />
 Bazı özel mesleki değerlendirme ve danışmanlık hizmetleri, çocuğunuzun akademik mi, yoksa diğer bazı mesleki alanlarda mı yeteneği olduğunu size gösterebilir. Bu konuda okuldaki danışmandan yardım alabilirsiniz.<br />
 Eğer çocuğunuzun yetenekleri akademik değil de, yaparak ve elleriyle çalışarak gerçekleştireceği bir konuda ise, onun bir meslek okuluna gitmesini destekleyebilirsiniz. Çocuğunuzun yeteneği ne olursa olsun, onun üzerinde yoğunlaşmanız gerekmektedir.<br />
 Üçüncü bir nokta, sizin ya da çocuğun kendisinin üniversite masraflarını karşılayıp karşılayamayacağını dikkate alması ile ilgilidir. Her zaman burs bulamayabilirsiniz. Gencin kendi masraflarını karşılaması da bir seçenek olabilir.<br />
 Bazı gençler üniversiteye gitmeden bir işte çalışmaya ihtiyaç duymaktadırlar. Bu biraz risklidir, çünkü genç para kazanmaya alışınca bunu bırakmak istemeyebilir. Diğer taraftan da, iş o kadar sıkıcı ve monoton gelebilir ki gençler eğitimlerine devam etmek isteyebilir ve üniversiteye daha büyük bir motivasyonla gidebilirler. Ayrıca bazı üniversiteler öğrencilere kendi seçtikleri alanlarda çalışabilmeleri için izin vermektedir. Bu, gelecekteki işverenlerle ilişki kurmak ve o mesleği denemek için çok iyi bir fırsat yaratmaktadır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HIRSLI ERGEN</span><br />
 <br />
 Liseye giden oğlum her konunun parçası olmayı çok seviyor (sınıf başkanı, okul takımı, atletizm ve diğerleri). Sorumluluk taşımayı iyi biliyor ama ona hayır demeyi öğretmem gerekir mi bilemiyorum. Bir ergen için ne kadar çok faaliyet uygundur<br />
 Belki de bu soruyu, -bazılarını sadece zevk için yaptığını varsayarak- sadece ona daha iyi bir kişi olmayı öğretenler ya da sadece başkalarına hizmet etmesine veya yardımcı olmasına fırsat verenler diye cevaplayabilirim. Ben gençlerin okul dışı aktivitelerini iki veya üç taneyle sınırlamalarını öneriyorum.<br />
 Ona önceliklerini ve hayat felsefesini belirlemede yardımcı olun. Düşünceli anababalar ergenlerin çok yönlü olmaları konusuna önem verirler. Bu da, aşağıdaki altı tip aktiviteyi içeren değişik gruplara katılmayı gerektirebilir:<br />
 Kişilik gelişimi. Bunu destekleyen aktiviteler listenin en başında olmalıdır. Değişik sosyal yardımlaşma gruplarının içinde yer almak ruhsal açıdan sağlıklı bir kişilik geliştirmenin en iyi yollarındandır.<br />
 Duygusal farkındalık. Gençlerin kendilerinin ve başkalarının duygularının farkına varmalarını sağlayacak aktiviteler içinde olmaları gerektiğini düşünüyorum. Başkalarıyla geçinmelerini ve problemleri tartışmalarını gerektiren çoğu grup aktivitesi, gençlerin kişilerarası dinamiği daha iyi anlamalarına yardımcı olabilir.<br />
 Yaratıcılık. Çocuğunuzun hayal kurma ve yaratıcılık duygusunu da geliştirmeye ihtiyacı vardır. Çok özel yeteneklerini keşfetmesine yardımcı olacak herhangi bir iş çok önemlidir. Bando, orkestra, güzel sanatlar, yıllık komitesi vb. gibi okul dışı aktivitelerin çoğu yaratıcılığı geliştirir.<br />
 Zihinsel gelişim. Bu, okulda sağlanıyor gibi gözükse bile, evde ve ya başka yerlerde daha da zenginleştirilmesinde yarar vardır. Bu nedenle, çocuğunuzun bilgisayar oyunları oynamasını (bir yetişkinin önderliğinde), çeşitli soruları yanıtlamak için internette dolaşmasını ya da bir matematik veya edebiyat yarışmasına katılmasını destekleyebilirsiniz. Bunun yanı sıra, çocuğun yaratıcı aktiviteler veya hizmet projelerini yürütmek için de zihinsel yeteneklere ihtiyacı vardır.<br />
 Sosyal ilgiler. Çocuğunuzun, tek bir gruba bağlanmaktansa, değişik gruplarla geçinmeyi öğrenebileceği değişik aktiviteler içinde olmaya ihtiyacı vardır. Kız ve erkek izci grupları, farklı çocuklardan gruplar oluşturup, farklı olsalar bile beraber yaşamayı öğrenmelerini sağlamaya çalışmaktadırlar.<br />
 Fiziksel gelişim. Fiziksel gelişimi arttırmak, sağlığı arttırmakla eşit değerdir. Eğer çocuğunuzun okulda her gün beden dersi varsa veya genellikle aktif bir çocuksa, bu konuda endişelenmenize gerek yoktur. Ama ´patates çuvalı´na benzemeye başlayan çocukların düzenli bir egzersiz yapmalarında yarar vardır. Bu aile içinde düzenleyeceğiniz bir tür tenis oyunu olabileceği gibi, bir takımda oynayacağı bir futbol oyunu da olabilir.<br />
 Sonuç olarak, çocuğunuzun eğlencenin hayatın en temel aktivitelerinden biri olduğunu bilmesini sağlayın. Ve eğlenmek demek, oyun oynayacak yeterince zamanı olmak demektir. Oyun oynamak, düşünmek, hayal kurmak ve sadece var olmak hepimizin ihtiyacı olan ama yapmadığımız şeyler. Çocuğunuza önceliklerine karar vermesinde ve kişisel gelişimine yardımcı olacak nitelik ve nicelikte doğru aktiviteyi seçmesinde yardımcı olun.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ANABABA-ERGEN İLETİŞİMİ</span><br />
 <br />
 15 yaşındaki oğlum, benim ´homurtu’ dönemi diye adlandırdığım bir dönemden geçiyor. Onunla okul<br />
 kızlar veya herhangi bir şey hakkında konuşmak imkânsız gibi gözüküyor. Onun iletişim kurmasını nasıl sağlayabilirim Çok açık olduğu bazı zamanlar oluyor, ama genellikle büyük bir sessizlik. Çok soru sorduğum zamanlarda, onun sırlarını öğrenmeye çalıştığımı düşünüyor.<br />
 Bu mektup bana kızımı hatırlattı. 14 yaşındayken, aramız oldukça açıklı ti. O okuldan geldiğinde evde olabilmek için, çalışma programımı değiştirdim. Meyva suyunu, patates cipslerini (kurabiyeleri veya onun hoşuna gidebilecek her şeyi) çıkarıyor ve sahneyi harika bir iletişim | ortamına hazır bir hale getiriyordum. Ama bu hiçbir zaman olmuyordu.| O günkü yemeğin nasıl olduğunu sorduğumda, aynı bu annenin durumunda olduğu gibi sadece bir homurtu işitiyordum. Sınavının nasıl geçtiğini sorduğumda, bir diğer tek heceli sesi, olumlu mu, olumsuz mu olarak yorumlayacağımı dahi bilemiyordum. Çok geçmeden de, odasına gidiyor ve iletişim kurma şansımızı tümüyle yitiriyorduk. Tarif edileme derecede kırılıyordum, çünkü onu çok seviyordum ve benden uzat lastiğini hissediyordum.<br />
 Neyse ki, pek çok arkadaşımdan aldığım yardımla yanlış gidenin olduğunu anlamaya başlamıştım. Aslında, bunu bana kızım söyledi. Bu gün bana, ‘Anne, kesinlikle çok saçma davranıyorsun! 4 yaşımda olmadığımı biliyorsun, benimle o zamanlarda yaptığın gibi konuşamazsın.Ben 14´ümdeyim.’ dedi. Onun için 14 çok büyük bir yaştı. Biraz kapalı olmasına rağmen, ne demek istediğini anlamıştım ve onunla çocukmuş gibi konuşmaya çalışmaktan vazgeçtim. Günlerce ona ilginç geleceğini düşündüğüm bir olay veya konu bulmaya çalıştım. Bir gün okuldan sonra, beraber soğuk birşeyler içerken, "Kathy, bugün sana neler duyduğumu anlatayım." diyerek o gün olan oldukça komik bir hikâyeyi anlattım. Bir mucize olmuştu, çünkü ben daha hikâyemi bitirmeden,! ‘Anne gerçekten böyle bir şey oldu mu Ben de sana neler olduğunu anlatayım.’ dedi. İlişkimizde harika bir fırsat yakalamıştık.<br />
 Musevilikte çok hoş bir dini tören vardır. Gençlerin çocukluktan ergenliğe geçişi dini bir törenle kutlanır. Böylece çocuklar da ne zaman çocukluktan çıkıp, genç bir yetişkin olduklarını açıkça bilirler. Musevi ol- l mayan ailelerde de böyle bir geçiş uygulayabiliriz. Bu sadece zihinsel bir durumdur. Benim kızımı kendi yetişkin dünyama davetim, onunla günlük olayları paylaşarak oldu.<br />
 Duyguları, olayları ve düşünceleri çocuğunuzla paylaşın. Sanırım o da sizinle kendisininkileri paylaşacaktır. Sırlarını ortaya çıkarmaya çalışmadan ilginizi gösterin. Eğer birkaç yıl içinde yetişkin iki arkadaş olmak istiyorsanız, ergeni anlamanız çok önemlidir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MAĞAZA HIRSIZLIĞI</span><br />
 <br />
 Ergenlikte mağaza hırsızlığı ne kadar ciddi ve yaygın bir problem<br />
 Bu problem çok yaygın ve ne yazık ki sadece ergenlerle sınırlı değil. Toplumumuzda mağaza hırsızlığında, daha yaşlılar arasında bile büyük bir artış var. Bugün artık mağazaların çoğunda bu hırsızları yakalamak için dedektifler var. Eğer mağaza hırsızı olan bir ergen çocuğum olsaydı, bu işi ilk yaptığında yakalanmasını isterdim, çünkü yakalanmak onda sağlıklı bir korku ve yasalara karşı dürüst bir saygı oluşturacaktır.<br />
 Belki de, çocukların neden mağaza hırsızlığı yaptığını anlamak ana-babaların bu konuda ne yapacağı öğrenmekten daha önemlidir.<br />
 Nedenlerden biri heyecan arayışıdır ve bu bir şekilde kedi-fare oyununa dönüşmektedir. "Bu ruju alabilir miyim " veya "Bu feneri kimse farketmeden çıkarabilir miyim "<br />
 Otoritenin sınırlarını zorlamak gençlerin hırsızlığının diğer bir nedenidir. Kendi zekalarını mağaza sahibinin mantığıyla yarıştırmak çok cazip gelmektedir. Bu gençler çok seyrek olarak çaldıkları malzemeye ihtiyaç duyarlar.<br />
 Mağaza hırsızlarının çoğu zengin ailelerden gelmektedir. Bunların ilgiye, farkedilmeye ihtiyaçları vardır ve bunlar da hırsızlık da dahil pek Çok yanlış davranışa yol açmaktadır. Deneyimlerime göre, bu işi alışkanlık haline getirmiş hemen hemen bütün mağaza hırsızları ana-babaları veya diğer önemli yetişkinler tarafından sevilmediklerini, önemsiz olduklarını ve başıboş bırakıldıklarını düşünen gençlerdir. Bu, anababanın gerçekten onları sevmediği anlamına gelmez, sadece çocuklar bu sevgiyi hissedememededirler.<br />
 Bazı hırsızlar, bu yolla biraz önem kazanacaklarını düşünen başarısız insanlardır.<br />
 Gençlerin büyük bir kısmı da, uyuşturucu alışkanlıklarına destek sağlayabilmek için çalmaktadırlar ve bu çok güçlü bir nedendir.<br />
 Eğer çocuğunuz bir mağazadan bir şey çalarken yakalandıysa, hemen çaldığını geri vermesini sağlayın. Eğer malzemeyi kullandığı ya da bozduğu için geri verilemiyorsa, onu ödemesi için gerekli parayı kazanmasını sağlayın. Kendiniz de dahil olmak üzere ailenizi değerlendirin, çocuğunuzun yeterli ilgiyi ve olumlu onaylamayı görüp görmediğine bakın. Eğer göremiyorsa, bunu düzeltmek için gerekli adımlan atın. Aynı zamanda arkadaşlarını da kontrol edin. Onun üzerinde kötü etkisi olan var mı kontrol edin. Hataların af f edilebileceğini unutmayın. Çocuğunuzun da bunu bilmesini sağlayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEHLİKE İŞARETLERİ</span><br />
 <br />
 Anababalara kızlarının ya da oğullarının çok ciddi duygusal problemleri olduğunu veya intihara yaklaşmakta olduğunu gösteren işaretler nelerdir<br />
 Geçen on yılda intihar eden çok fazla sayıda genç insan oldu. Eğer ana-babalan bazı işaretleri anlayabilselerdi ve uygun bir şekilde davranabilselerdi bunların pek çoğu önlenebilirdi.<br />
 Fiziksel işaretler. Bunlar tanımı en kolay olan ilk işaretler. Bunlar, çocuğun yeme alışkanlığındaki değişiklikler gibi, olağan fiziksel çizgisinden uzaklaşmasını içerirler. Daha önce oldukça düzenli yemek yiyen bir çocuğun çok fazla yemeye başlaması veya hiçbir şey yememesi şeklinde görülebilir. Her iki aşırı uçta da olabilir ama gözlenmesi gereken önemli bir konudur. Aynı durum uyku için de söz konusudur. Çocuk çok fazla ya da çok az uyumaya başlar. Herhangi bir büyük değişiklik üzerinde durmaya değer.<br />
 Sosyal işaretler. Kendi odalarına ve kendi küçük dünyalarına çekilebilirler. Duygusal acıdan kurtulmak için aşırı aktivite içine girebilirler. Kaba ve rahatsız edici veya aşırı kibar olabilirler. Yine, çocuğun olağan yaklaşımlarındaki farklılıklar üzerinde durulması gereken bir noktadır.<br />
 Duygusal Göstergeler. Çocuğun normal durumundan farklı olması dikkate değer; her zaman yumuşak olan bir çocuğun huzursuz olması, genellikle mutlu bir çocuğun mutsuzluğu, oldukça sessiz olan birisinin heyecanlı olması, olağanın dışında endişeli, kaygılı veya ruhsal olarak aniden değişen bir durumda olması.<br />
 Kişisel Alışkanlıklar. Sahip olduğu değerli eşyaları başkalarına verme, sanki ortalıkta kazara bırakılmış bazı notlar veya okuldaki başarının düşmesi gibi durumlar çocuğun üzgün, kızgın ya da tehlikede olduğunu gösteren işaretlerdir.<br />
 Umarım çocuğunuzun yaşamındaki bu davranışların farkına varabilirsiniz. Herhangi bir durum varsa, bir danışmanın tavsiyesini alma konusunda hiç tereddüt etmeyin. Çok geç olmadan, sizin ve çocuğunuzun ihtiyacı olan yardımı alın. Başı dertte olan çocuğunuz direnebilir ve hiç ilgilenmek istemeyebilir. Bunun sizi kandırmasına izin vermeyin! Ders verici ve dırdır edici bir tavır içine girmeden kararlı olun. "Endişe ve üzüntünü yüzünden okuyabiliyorum. Lütfen bana problemlerini anlat. Bizim sevgimizin çözemeyeceği problem yoktur." deyin. Ona biraz zaman tanıyın ama problem çözülene kadar peşini bırakmayın!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ANABABA TÜKENİŞİ</span><br />
 <br />
 Şu anda liseye giden ikizlerle birlikte üç ergenin babası olarak tam bir duygusal tükeniş yaşıyorum. Hepsi bağımsızlık ihtiyaçlarını güçlü bir şekilde ifade etmeye çalışıyorlar. Bütün bu baskıya dayanabilmeme yardımcı olacak bir öneride bulunabilir misiniz<br />
 Anababa olmak sadece 24 saatlik bir iş değil, çok az tatili olan -eğer olabilirse- ve ömür boyu süren bir görev! Bu babaya ve diğer ihtiyacı olanlara bazı pratik önerilerim olacak. Bunlar belki de anababa olmanın zevkini tekrar tatmalarına yardımcı olabilir.<br />
 1. Kendinize zaman ayırın! Bir arkadaşınızla veya yalnız başınıza zaman geçirin, ara sıra bir gün veya bir hafta sonu uzaklasın ve ne istiyorsanız onu yapın. Şehrinizin dışında birisini ziyaret edin veya yakındaki bir otelde kalın. Ama yalnızlık, eğlence, uyku ve diğer ihtiyaçlarınızın tam olarak karşılandığından emin olun.<br />
 2. Ergen çocuklarınızla arkadaş olmanın yollarını arayın! Günlük deneyim ve duygularınızı onlarla paylaşın. Sizi bir insan-bir arkadaş gibi görmelerine izin verin. Ergenlerin en belirgin gelişimsel işleri bağımsız olmayı öğrenmektir. Sizin ergenleriniz de "bağımsızlık ihtiyaçlarını ifade ederek" tam yapmaları gerekeni yapıyorlar. Eğer onları kontrol etmek için çok çaba gösterirseniz, sürekli olarak çatışma içinde olursunuz. Arkadaş olmaya çalışarak yeni bir yaklaşım deneyin.<br />
 3. Ergenlerin sizin ihtiyaçlarınızı bilmesini sağlayın. Rahatınızı sağlamalarını ve endişelerinizi gidermelerini isteyin. Sırtınızı ovmaları veya yararlı önerilerde bulunabilecekleri bir probleminizi dinlemelerini talep edin.<br />
 4. Her bir çocuğunuzla ayrı ayrı birlikte olun. Bu şekilde çok güzel iletişim imkânları ortaya çıkabilir.<br />
 5. Beraber gülün. Ufak bir espriyle büyük gerginlikler atılabilir.<br />
 6. Paylaşın. Ergenlerin sizin bazı sıkıntılarınızı paylaşmasına izin verin.<br />
 Yeni ayrıcalıklar kazanmalarını sağlayın. Çocuklarınıza "Haydi, cumartesi günü hep beraber bodrumu toplayalım, ondan sonra da hentbol oynayalım ya da balığa gidelim" diye önerilerde bulunun. Ve ‘Eğer siz çocuklar bahçeyi düzene sokarsanız, bu akşam çok özel bir şeyler yapacağız.’ diyebilirsiniz. Bu genellikle işi daha zevkli bir hale getirir.<br />
 Onlara, arkadaşlarına, aktivitelerine, sevdiklerine ve sevmediklerine ilgi gösterin ve onları suçlamaktan kaçının. Böylece onlara daha laylıkla yaklaştığınızı göreceksiniz. Aynı zamanda da, onlara kendi değerlerinizi tam olarak benimsetemeseniz bile, en azından kendi yaşamınızdaki değerleri gösterme imkânı bulacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KARAR VERME</span><br />
 <br />
 Ergenlikten önce her şey çok daha kolaydı. Şimdi kızımla birlikte bir karar almak tehlikelerle dolu.<br />
 Çok haklısınız. Ergenlerle birlikte karar almak çok zorlu bir oyundur ve anababaların sık sık vites değiştirmeleri gerekir. Artık kendi bildiklerini yapıp sonra da gidip çocuklarına ne olacağını söyleyemiyorlar.<br />
 Duygularınızı değil, düşüncelerinizi kullanın. Gençler çok duygusaldır ve anababalar da öyle olduğu zaman bu duygular çarpışmakta ve ortaya çok iyi kararlar çıkmamaktadır. Bu nedenle dikkatli olun ve duygularınızı kontrol altında tutun, kararınızı da düşüncelerinizle alın. Kararınızı sizin ve çocuğunuz için doğru olan temel üzerine kurun. Kimin değil, neyin doğru olduğu önemlidir.<br />
 Ergenle birlikte sürdürdüğünüz karar verme sürecinin mümkün olduğu kadar demokratik olmasını sağlayın ki, bir diktatör gibi gözükmeyin. Çocuğunuza seçeneklerini tanımlamayı, onların sonuçlarını görmeyi ve nasıl davranacağına karar vermeyi öğretin. Pek çok durumda, gerekli dersleri alabilmesi için, kendi kararlarının sonuçlarına (iyi ya da kötü) katlanmasına izin verin. Eğer çocuğunuz sağlıklı bir karar alamıyorsa, o zaman anababa otoritenizi kullanmalısınız.<br />
 <br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AİLE İLİŞKİLERİ<br />
 BASKI ALTINDAKİ BABA</span><br />
 <br />
 Eşim ve ben kızlarımızı yetiştirmek için elimizden geleni yapıyor ve aile olarak birlikte zaman geçirmeye çalışıyoruz. Ama bizi gerçekten rahatsız eden bir konu, insanlar, kızlar için eşimin hayatında değişiklikler yapmasını normal karşılarken, bir erkeğin bunu yapmasını beklemiyorlar. İş arkadaşlarım neden büroda gereğinden fazla zaman harcamadığımı anlayamıyorlar. Hatta birkaç kişi geleceğimi tehlikeye attığımı bile söyledi. Ama ben iyi bir şey yaptığımı ve işime zarar vermediğimi düşünüyorum. Bu konuda önerileriniz var mı<br />
 Son yıllardaki araştırmalar, babaların hem kızların, hem de erkek çocukların hayatlarında anahtar kişi olduklarını göstermektedir. Bu nedenle bu baba, ailesine zaman ayırma konusunda gösterdiği çabada haklıdır.<br />
 İlk önerim, patronunuzla konuşup büroda fazla mesaiye kalmanın yükselmeniz ya da şu andaki işinizin devamı için gerekli olup olmadığını öğrenmenizdir. Özellikle aile problemlerini belirtmeden, patronunuzla açıkça konuşmaya çalışın ki kafanız bu konuda rahat olsun. Pek çok işveren işle ilgili beklentileri öğrenme isteğini saygıyla karşılar ama çoğu bir babanın problemlerinin işini etkilemesine izin verdiğini duymak istemeyebilir.<br />
 Kafanızdaki önceliklerden emin olun. O zaman arkadaşlarınızın sözlerinin sizi rahatsız etmesine izin vermeyebilirsiniz. Son zamanlarda, pek çok kadın ve erkeğin, çocuklarıyla ilgilenebilmek için işlerindeki önemli ilerlemeleri reddettiklerini duyuyorum ve buna büyük bir saygı duyuyorum. Bence böyle bir kararlılık ve cesaret, gerçek bir güçlü karakteri, zekayı ve büyük bir sevgiyi gösteriyor. Çocuklarınız küçükken işinizde sağlayacağınız ilerleme, çocuklarınızda sağlayacağınız ilerleme kadar gerekli değildir. Ne söylersem söyleyeyim, babaların, çocukların hayatlarında ne kadar büyük bir etkiye sahip olduklarını yeterince vurgulamam çok zordur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOK KATI BABA</span><br />
 <br />
 Şu anda eşimle yaşadığımız problem onun özellikle 2 yaşındaki çocuğumuza çok katı davranması. Kendi babası o kadar katıymış ki, eşimin sıklıkla onun ölmesini istediği zamanlar olmuş. Çocuklarımızın iyi ve mantıklı bir şekilde yetiştirilebilmesi için her ikimize de yardımcı olabilecek önerileriniz var mı<br />
 Kişilerin yetiştiriliş tarzı genellikle onların kendi çocuklarını yetiştirme tarzını belirler. Bu ailede benim üzerinde durmak istediğim nokta, ana-baba arasındaki uyuşmazlıktır. Baba çok katı ve aşırı bir uçta iken, anne daha gevşek ve yumuşak. Böyle bir durumda bir kısır döngü içine girilir. Anababadan biri ne kadar katı ve sert ise, diğeri de o kadar yumuşak ve gevşek olmaya başlar. Bu durumun iki sonucu vardır: ilki anababanın arası açılır, ikincisi çocuk arada kalır.<br />
 Anababalar, her şeyden önce, çocuğunuzla ya da onun disipliniyle ilgili bir tartışmayı hiçbir zaman onun önünde yapmamalısınız. Çocuğunuzda büyük bir korku ve suçluluk yaratabilirsiniz. Bu özel durumdaki annenin, eşinin kendi çocukluğunda neler hissettiğini hatırlamasına yardımcı olmaya çalışmasını öneririm. Ama bunu size veya çocuğa kızgın olduğu bir zamanda yapmayın. Rahat ve sakin olduğu ve belki de biraz pişmanlık duyduğu bir zamanda, kendi duygularını hatırlamasına ve çocuğunuzla özdeşim kurmasına yardımcı olun. Eşinize, kendi oğlunun da onun babasına karşı hissettikleri duyguları geliştirebileceğini kibarca ve açıkça göstermeye çalışın. Ailenizin birbirine karşı sevgi, saygı ve mutlulukla yaklaşmasına yardımcı olun. Çocuğunuz bunu yapabilecek yaşa geldiğinde ve eşiniz sakinken, çocuğun babası ona çok sert ve katı davrandığı zamanlarda neler hissettiğini anlatmasını sağlayın.<br />
 Çocuklarınızı istismardan koruyun ama mümkün olduğu kadar arada kalmamaya çalışın. Çocukların anneyi araya koymadan doğrudan babaya gitmelerini sağlamak, babanın çocuğa verdiği acıyı duymasını mümkün kılabilir. Kitap ve makalelerden öğrendiklerinizi eşinize aktarmaya çalışın. Ne yazık ki, pek çok baba çocuk eğitimi ile ilgili kitapları okumamaktadır, ama eğer eşiniz kitap okumaya açıksa, ona çocuk gelişimini anlamasını sağlayacak kitaplar ve makaleler verin. Böyle bir kitap, eşinizin çalkantılı iki yaş dönemini daha iyi anlamasına yardımcı olabilir.<br />
 Her şeyden önce, kendinizi her zaman haklı olan otorite olarak ortaya koymayın. Bu onda bir aşağılık ve yetersizlik duygusu yaratabileceği için, tümüyle vazgeçip, anababalıktan tamamiyle uzaklaşmasına neden olabilir, iyi ve sabırlı olduğu, çocuğa zekice davrandığı zamanlarda onu övün ve bu çabalarını ne kadar takdir ettiğinizi bilmesini sağlayın. Anne ve babalar beraberce hareket etmelidirler.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BABANIN ONAYI</span><br />
 <br />
 Size çocuklarla ve düşük özgüvenle ilgili bir soru sormak istiyorum. 7 yaşındaki kızımın bu konuda problemi var. Doğuştan sahip olduğu ve bizim de takdir ettiğimiz bir sürü yeteneği var. Çok iyi bir çocuk ve ben de kendisine benim çocuğum olduğu için çok mutlu olduğumu söylüyorum. Ama babasından daha fazla övgü alsaydı kendine güveni artar mıydı diye merak ediyorum.<br />
 Bu anne çok önemli bir noktaya değiniyor. Çocuklarda sağlıklı bir özgüvenin oluşmasını sağlamanın ne kadar hayati bir önem taşıdığını yeterince vurgulayabilmek mümkün değil. Anababaların neler yapmaları gerektiğini açıkça ve kısaca açıklamak istiyorum.<br />
 Anne de, baba da beraber çalışmalıdır. Çocuğun anne kadar, babanın da övgüsüne ihtiyacı vardır. Özgüvenin ne kadar önemli olduğunu anababaların her ikisi de anlayabilirse, beraberce başarılı bir yöntem izleyebilirler.<br />
 1. Önce çocuğun gerçekten yapabileceği işleri ve projeleri yürütmesini sağlayarak veya halen yapmakta olduklarına özel bir ilgi göstererek basan duygusunu oluşturun.<br />
 2. Ona sevgiyle ama kararlılıkla yaklaşarak ve (gerekiyorsa) işi yapabileceği en iyi şekilde yapana kadar inatla onu yüreklendirerek yaptığı işlere yardımcı olun.<br />
 3. Çocuğunuzun yaptığını dürüstlükle övün ve yaptığı işte iyi olanın ne olduğunu basitçe ve özellikle belirtin. Sadece "iyi bir iş yaptın" demekten kaçının. Daha açık ve ayrıntılı ifadeler kullanın: "Gökyüzünün rengini ve ağacın sanki rüzgârda hareket ediyormuş gibi görünüşünü çok beğendim." Çok miktarda sözel övgüler sunun. Çocuğunuzun davranış şekliyle, görünüşüyle ve yaptıklarıyla ilgili olarak özellikle neyi sevdiğinizi söyleyin. Çocuğunuzun gün boyu yaptığı harika şeyleri onlarla ilgili yorum yapmadığınız sürece gözardı etmesinin çok kolay olduğunu unutmayın.<br />
 Anababadan birinin katı tutumunu dengeleyebilmek için diğerinin aşırı duygusal ve koruyucu olmamasına dikkat edin. Çocuğun onay ihtiyacını ancak anababanın her ikisinin de ayrı ayrı övgüsü karşılayacaktır. Çocuğunuzun hayattaki başarısını sağlayacak olan özgüvenini oluşturmak için beraberce bir takım olarak çalışın!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KARŞILAŞTIRMA</span><br />
 <br />
 12 yaşındaki oğlumuzun düşük özgüven problemi var. Sanırım bunun nedeni okulda oldukça başanlı olan abi ve ablası. Daha küçükken çok şefkatli ve cana yakın bir çocuktu. Ama yeteneklerinin gerisinde kalan bir tavır geliştirdi.<br />
 Bu annenin çok anlayışlı güzel bir tutumu var. Kardeşlerinin başarısı yüzünden özgüveni sarsılan oğluna yardımcı olmak için de bu anlayışını kullanmasını öneriyorum. Bu durum çocuklardan birinin akademik başarısı diğerini geçtiği zamanlarda sıklıkla görülen bir durumdur. Aslında her çocuğun daha başarılı olduğu bir alan vardır. Bizim yapmamız gereken onu bulmaktır.<br />
 Gençlik mahkemesi tarafından bana gönderilen bir genci hatırlıyorum. Her konuda başını derde sokuyor ve bundan hiç etkilenmiyordu. Değişmeyi istemiyor gibi gözüküyordu ve (elde edemeyecekleri dışında) onu motive edecek bir ilgi alanını saptayamamıştım. Ama bir gün cevabı buldu! Bir gün her zamanki gibi ayağını sürtmeden, odama girdi ve yüzünde büyük bir gülümseme vardı! Kazanmış olduğu bir bisiklet yarışının ödülünü getirmişti. Ödülü ceketinin içinden büyük bir zafer ifadesiyle yavaşça çıkardı ve bana gösterdi. Bulduğu eski bir bisikleti tamir etmiş ve bir arkadaşının babası da kendi oğluyla birlikte onu da yarışlara götürmüştü. Yarışlara girmiş ve kazanmıştı. Bu gencin başarılı olacağını biliyordum. Hayatta yapmak istediği bir şey bulmuştu.<br />
 Her çocuk başarıyla yapabileceği bir şeyin parıltısını içinde taşır. Sizin de oğlunuzda bulmanız gereken bu. Görülüyor ki, oğlunuzun parıltısı akademik alanda değil, en azından şimdiye kadarki durumu bunu gösteriyor. O zaman başka alanlara bakın. Elleriyle çalışmayı seviyor mu Sporu seviyor mu Belki de model trenler veya tahta gemiler inşa etmekten veya taş kolleksiyonu yapmaktan büyük bir zevk alacak. Belki de çok hızlı koşuyordur ve ilgili bir gruba katılabilir. Belki de balık tutmayı, bowling oynamayı veya jimnastiği seviyor. Belki de doğuştan satıcı ve böyle bir alanda çalışarak para kazanabilir veya bir oyuncu, şarkıcı ya da bahçıvan olabilir. Onun için uygun olan ve sizin maddi olarak karşılayabileceğiniz faaliyetleri saptamaya çalışın.<br />
 Onun kardeşlerinin gölgesinden çıkıp, kendi sahne ışıkları altına gelmesini sağlayın. Kardeşlerinin de onu onaylamasını sağlayın, başarının formülü elinizde olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEK ÇOCUK</span><br />
 <br />
 Kişisel büyüme ve gelişim üzerinde, tek çocuk olmanın nasıl bir etkisi vardır Anababalar bir çocuğun kardeş eksikliğini nasıl telafi edebilirler<br />
 Tek çocuk bencil olabilir. Dünyanın kendisinin ve ihtiyaçlarının etrafında dönmesini (kardeşi olanlardan daha fazla) isteyebilir. Ama anababaların bu durumu telâfi edebilmeleri için pek çok yol vardır.<br />
 Kardeşleri olanların sahip oldukları avantajların bir kısmı arkadaşların yardımıyla sağlanabilir. Gerçekten de benim kardeşlerimle en çok paylaştığım şey oyun arkadaşlığıydı. Beraber çalışmak, tartışmak ve oynamak çocukluğumun en güzel deneyimleridir. Paylaşmak, sıranı beklemek ve düşünceli olmak kardeşlerin hayatta birbirlerine öğretebileceği en güzel niteliklerdir. Tek çocuk için sağlanan bir arkadaş bu özellikleri kazanmasına yardımcı olabilir. Çocuklar tartışmaya başlar başlamaz arkadaşlar evlerine geri gönderilmemelidir. Tam tersine, bazı konuları beraberce çözmeyi ve beraber yaşamayı öğrenmeleri için onları yüreklendirmelisiniz. Diğer bir yararı da sağlıklı bir rekabet duygusunun gelişmesidir. Bizim ailede düzenli olarak bazı oyunlar oynanırdı. Ama bu konudaki f boşluğu da arkadaşlar doldurabilir. Anababalar da tek tek çocuklarıyla oyun oynayarak, ona kazanmayı, kaybetmeyi ve sırasını beklemeyi öğretebilirler.<br />
 Destekleyici ve eğlenceli bir büyük aileye sahip olmanın bir diğeri yanı da güvende olmakla ilgilidir. Erkek ve kızkardeşlerimle biraraya geldiğimizde, birbirimize verdiğimiz karşılıklı destekten hâlâ çok büyük bir zevk alırım. Tek çocuğun yaşamında bu boşluğu kuzenlerin veya kındaki diğer akrabaların doldurmasını sağlayabilirsiniz. Bazı çocuklar yaz tatilleri gibi uzun okul tatillerinde kuzenleriyle uzun süre birlikte ol-j maktadırlar. Bazı aileler yazlık evleri veya onları biraraya getiren diğer bazı yerleri paylaşmaktadırlar. Bazı büyükanne ve babalar bütün torunlarını biraraya getirerek evlerinde toplarlar. Böylece en azından cici bir süre için, tek çocuk büyük bir ailenin bir parçası olma duygusunu yaşayabilir.<br />
 Kardeş sahibi olmanın da bazı olumsuzlukları vardır ve bu da tek çocuğun avantajları olmaktadır. Bazen kardeşler arasında oluşan haksız bir rekabet ve yarışta her zaman bir taraf kazanan diğer taraf da kaybeden j olabilir. Bazen de anababanın zamanı ve ilgisi haksız ve eşit olmayan bir: şekilde bölüşülebilir ve böyle bir problemle hiçbir zaman tek çocuk karşılaşmaz. Büyük bir ailede çocuklar o kadar çok paylaşmak zorunda kalabilirler ki, kendi kişiliklerini kaybedebilirler.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BÜYÜKANNEYLE GEÇİRİLEN ZAMAN</span><br />
 <br />
 İyi bir büyükanneyle bir çocuğun geçirmesi gereken zaman ne kadar olmalıdır Eğer mümkün olursa, zamanın tümünü çocuğumla geçirmek isteyen bir büyükannesi var.<br />
 İyi bir büyükanababa-çocuk ilişkisi size ve çocuğunuza pek çok imkan sağlar: Sevgi dolu bir destek, bilgi ve deneyimlerin paylaşımı, ana-babaların zaman bulamadığı bazı eğlenceli şeylerin yapılması ve bir bakıcıya para vermeden anababadan uzak geçirilen zaman.<br />
 Bir çocuğun büyükanababasıyla ne kadar zaman geçirmesi gerektiği tamamiyle ilgili kişilerin ihtiyaçlarına bağlıdır. Ne kadar zaman sorusunu cevaplayabilmek için sormanız gereken bazı sorular:<br />
 • Çocuk büyükannababasıyla birlikte olmak istiyor mu<br />
 • Anababa ve çocuk samimiyetlerini ilerletmek ve aile geleneklerini geliştirmek için birbirlerine yeterince zaman ayırabiliyorlar mı<br />
 • Büyükanababalar kendileri için ve dinlenmek için ihtiyaçları olan zamanı yeterince bulabiliyorlar mı<br />
 • Büyükanababalar, koşulsuz sevgi ve onay göstererek, çocuk üzerinde olumlu bir etki bırakıyorlar mı<br />
 • Büyükanababalar sizin değerlerinizi onaylıyor ve bu değerleri çocuğunuza kazandırmaya çalışıyorlar mı<br />
 • Çocuk, anababasını ziyaret ettikten sonra, bir problem olduğunu gösteren bazı yanlış davranışlar sergiliyor mu Eğer sergiliyorsa, nedenini biliyor musunuz<br />
 • Sizin ve büyükanababanın arasında çocuk konusunda bir güç mücadelesi var mı<br />
 • Büyükanababalar çocuğa çok fazla yüz verdikleri için, geri geldiğinde bir canavara dönüşmesine neden oluyorlar mı<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BÜYÜK ANABABALARIN ROLLERİ</span><br />
 <br />
 Yıllar önce eşim Alaska´ya tayin olduğunda, ailemizden binlerce kilometre uzaklara gitmiştik. Çocuklarımızın büyük anababalarından bu kadar uzak olmaları bizi çok üzüyordu, fakat bazı yaşlı komşularımızla arkadaşlığımız ilerledikçe çocuklarımız onlara büyükanne ve büyükbaba diye hitap etmeye başladılar. Çocukların gerçek büyükanne ve babaları bunu öğrendiklerinde çok incindiler. Bana bir tavsiyede bulunabilir misiniz<br />
 Biraz genel olarak büyükanababalardan söz etmek istiyorum. Ben büyükanababaların çocukların hayatındaki rolünün paha biçilmez olduğuna inanıyorum. Belki bu ifade bile yetersiz kalıyor. Bu örnekteki büyükler şüphesiz çok üzülmektedirler çünkü çocukların yakınında olamamaktadırlar ve çok normal olarak kendi yerlerini alan ve çocukların hayatlarındaki rollerinin tadını çıkaran diğer büyüklere içermemektedirler. Bence büyükanababaların en iyi görevlerinden biri, eğitim ve disiplin konularıyla uğraşmadan ve anababanın yapmak zorunda olduğu düzeltmeleri yapmak zorunda kalmadan, çocukları sadece kabul etmek ve tadını çıkarmak olmalıdır. Büyükanne ve babalar, anababalardan daha sabırlı ve anlayışlı olmaya vakit bulabilirler ve bu da çocuğun hayatında çok özel bir yer tutar.<br />
 Bu örnekteki büyükanababaların çocukların hayatında doldurulması gereken önemli bir yerleri olduğu için gurur duymaları gerektiğini söylemeliyim. Kendilerinin yerine getiremedikleri bazı görevleri gönüllü olarak yerine getirdikleri için diğer büyüklere minettar olmalıdırlar. Belki de kendi çevrelerinde de, uzakta olan gerçek büyükanababaların yerini dolduracak yeni büyüklere ihtiyacı olan bazı çocuklar vardır.<br />
 Bu örnekteki anababanın çocuklarına biyolojik büyükanne ve babalarının onlar için özel olduğunu öğretmeye dikkat etmeleri gerekmektedir. Belki de bunu, yeni büyükanne ve babalarına gerçek büyüklerine söyleyeceklerinden başka bir isimle hitap ederek yapabilirler.<br />
 Anababalar, çocuklarının uzaktaki büyüklerle devamlı iletişim içinde olmalarını da sağlamalıdırlar. Onlara mektup yazmalarını veya yakında otursalardı onlara verebilecekleri resimlerini göndermelerini sağlayın. Telefonu, faksı ve bilgisayarla haberleşmeyi unutmayın. Çocuklar yazmayı öğrendikten sonra, mektuplarını bilgisayarda yazıp, sonra da elektronik posta sistemini kullanabilirler. Resimler fakslanabilir, kısa ve sıcak telefon konuşmaları yapılabilir. Böylece büyükanne ve babalar çocukları sevip anlayabilirler ve yerlerini alan büyüklerin kendilerini tehdit ettiğini düşünmezler.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HEDİYE GETİREN BÜYÜKANABABALAR</span><br />
 <br />
 Çocukların büyükanne ve babalan ne zaman bize gelseler küçük hediyeler getirirler. Şimdi çocuklar her zaman bir hediye bekleme alışkanlığı edindiler.<br />
 Büyükanne ve babalarına kendilerine ne hediye getirdiklerini sorduklarında çok utanıyorum. Bu konuyu kimseyi kırmadan nasıl halledebilirim<br />
 Dünyaca kabul edilen basit bir kuralı koymalısınız: Çocuklar, büyükanne ve babanıza veya eve gelen misafirlere hediye sormayacaksınız. Anlaşılması hiç zor değil ve büyüklerin her ziyaretinde tekrarlanırsa, çocuklar da buna izin verilmediğini açıkça anlayacaklardır. Elbette çocuklar kuralları unuturlar ve yine hediye konusunda soru sorabilirler. Böyle bir durumda, kibarca ve kararlı bir şekilde hem çocuklara, hem de büyüklere, sorulduğu zaman hediyenin verilmeyeceğini anlatın. Hediyeyi verip vermeyeceğine karar verme hakkı veren kişinindir, bu nedenle de o konuda soru sorulmamalıdır.<br />
 Büyükanne ve babalarla da konuşmalı ve gerekli düzenlemeleri yapmalısınız. Daha seyrek hediye getirmelerini rica edebilir ve sadece çocuklar istedikleri için kendilerini hediye getirmek zorunda hissetmemelerini söyleyebilirsiniz. Çocukların, büyükanne ve babalarının sevgi dolu varlığının onlara verilebilecek en iyi armağan olduğunu anlamalarını sağlamanız çok önemlidir. Çok fazla maddi şey aldıklarında, bu özel sevginin değerini anlamakta zorlanabilirler.<br />
 Çocuklarınızın bu hediye verme işini tersine çevirmesine yardımcı olun. Onların büyükanne ve babaları için özel hediyeler hazırlamalarını sağlayın. Çocuklar bu konuda çok yaratıcı olabilirler. Bir fotoğraf veya kırlarda dolaşırken buldukları küçük bazı nesneler güzel hediyeler olabilir. Vermek gerçekten iki yönlüdür.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AİLE BİREYLERİ ARASINDAKİ BENZERLİKLER</span><br />
 <br />
 Bir çocuğun ailedeki birisine benzerliği ne gibi problemler doğurabilir<br />
 Çok garip olmakla birlikte, böyle problemler olduğu doğrudur. Şu anda böyle bir problem yaşayan bir aile ile birlikte çalışıyorum. Anne, küçük kızı ilk doğduğu andan itibaren onu kendi annesine benzetmiş. Ne yazık ki, annesiyle arası da pek iyi değilmiş ve farkında olmadan bu küçük bebeğe annesinde gördüğü olumsuz bazı nitelikleri yakıştırmaya başlamış. Bebek büyüdükçe, anne onu sevmekte zorlanmaya başlamış.<br />
 Anababalar yeni doğan bebeklerine baktıklarında büyükbabasının kulaklarını veya annesinin burnununu görseler bile, bütün bu fiziksel benzerliklere rağmen çocuğun ayrı bir birey olduğunu unutmamalıdırlar. Çocuğunuzu kendisi olduğu için sevmeye ve onu öyle kabul etmeye dikkat edin ve çocuğu bilinçli olarak diğer insanlardan ayrı değerlendirin.<br />
 Yakın arkadaşlarınızın çocuğunuzun aile bireyleri arasındaki benzerliği ile ilgili bir yorumu karşısında hazırlıklı olun ve "Evet, Jane Helen teyzesine benziyor ve biz de ailedeki benzerliği seviyoruz. Ama Jane ayrı bir kişilik ve onu bu farklılığından dolayı çok seviyoruz." deyin. Bu, sizin koşulsuz sevginizi pekiştirecek ve diğerlerinin çocuğunuzu kendisi olarak görmelerine yardımcı olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BOŞANMANIN ETKİSİ</span><br />
 <br />
 Babasıyla boşandığımızda, şimdi 12 yaşında olan en küçük oğlum sadece 8 yaşındaydı. Bazen bunun onun üzerindeki uzun vadeli etkilerini merak ediyorum. Sizin bir öneriniz var mı<br />
 Boşanma, doğrudan veya dolaylı olarak ailelerin çoğunu etkilemektedir. Her boşanmada yaşanan pek çok duygu vardır - kayıptan dolayı üzüntü, reddedilmekten dolayı öfke gibi çok yoğun, olumsuz ve yıkıcı duygular.<br />
 Çocuklar da bu tür duygulara karşı oldukça korumasızdırlar. Bu duyguları çözmekte zorlanırlar çünkü onlar hakkında nasıl konuşacaklarını bilemezler. Onları ifade etmek için gerekli kelime hazineleri yoktur ve anababaları kendi bunalımları üzerinde o kadar yoğunlaşmışlardır ki, çocukların problemlerinin çözümünün ne kadar acil olduğunun farkına varamazlar.<br />
 Boşanmış ailelerin çocuklarının bazı programlara katılmaları yararlı olabilir. Bu programlar çocukların boşanma hakkında konuşmalarını, ailelerinin boşanan tek aile olmadığını anlamalarını ve iki ayrı aile için gelecekle ilgili yeni umutlar oluşturmalarını sağlamada onlara yardımcı olabilir. Bu programlar, özellikle boşanmanın ilk aylarında, duyguların çok yoğun yaşandığı ve anababaların ailede olanlar hakkında sakin bir şekilde konuşmakta zorlandıkları zamanlarda çocuklar için çok önemlidir.<br />
 Son yıllardaki çalışmalar, anneler kadar babaların da önemini vurgulamaktadır. Uzun vadeli çalışmalar, boşanmanın etkisinin büyük ölçüde vesayeti almış olan anne ya da babanın boşanmayı ele alış şeklir ve vesayeti olmayan anne ya da babanın çocukla ilişki ve uyum içine olup olmadığına bağlı olduğunu göstermektedir. Eğer sizin eşiniz o lunuzla ilgilenmiyorsa, onun yerine geçecek bir "baba" ya da "ab olumlu etkide bulunabilir. Erkek akrabalarınız veya komşularınız ar sında oğlunuza arkadaşlık edebilecek güvenilir ve duygusal açıdan sağlıklı birisi olup olmadığını araştırın.<br />
 Boşanma kargaşalığı atlatıldıktan sonra, anababa boşanma konusunu daha az duygusal bir ortamda tartışabilirler. Oğlunuzla boşanma konusunda onu rahatsız eden şeyler hakkında konuşmaya çalışın. Yaşamı ve ziyaret saatleri konusunda onu üzen bir şey var m Geçmişle ve boşanmanın nedenleri hakkında soruları var mı Hayatındaki o dönemle ilgili çok fazla bir şey hatırlamayabilir. Ne kadi az şey hatırladığına şaşırabilirsiniz. Duyguları ve onu ilgilendiren şeylerle ilgili konuşmasını sağlayın. Artık duygularını kelimelere dökebilecek yaşa gelmiş.<br />
 Boşanma yaşayan her çocuğa yardımcı olacak birkaç önemli noktaya değinmek istiyorum:<br />
 1. Kendisini suçlamaması için boşanmayı yeterince anladığında emin olun. (Ama lütfen, hoş olmayan ayrıntılara girmeyin!)<br />
 2. Onun boşandığınız eşinizi sevmesine izin verin.<br />
 3. Hata yaptıklarında diğer insanları affetmeyi öğretin (kendiniz de eski eşinizi affetmeye çalışın).<br />
 4. Diğer taraftan yararlanarak, sizi kullanmasına izin vermeyin.<br />
 5. Her iki tarafın da sadece kötü yanlarını görmekten kaçınarak, iyi yanlarını ayırt etmesinde ona yardımcı olun.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TAŞINMA</span><br />
 <br />
 9 yaşındaki kızımızı başka bir şehre taşınma durumuna nasıl hazırlayabileceğimiz! öğrenmek istiyorum. Taşınmanın çocuklar için zor olduğunu biliyorum ama başka bir seçeneğimiz yok. Yeni okulu ve geride bırakacağı arkadaşları konusunda şimdiden kaygılanmaya başladı bile.<br />
 Kısa bir süre önce ortalama bir Amerikan ailesinin ömrü boyunca 14 kez taşındığından söz eden şaşırtıcı bir istatistik okumuştum. Taşınmanın ne kadar rahatsız edici olduğunu bildiğim için bu beni oldukça ilgilendirdi.<br />
 Bu tür taşınmalar hem çocuklar, hem de anababalar için huzursuzluk vericidir. Üzüntü dolu bir dönemi beraberinde getirir. Çocuklar pek çok şeylerini kaybederler. Bu nedenle, anababalara çocuklarının üzüntülü dönemini anlayışla karşılamalarını ve onlara bu konuda yardımcı olmalarını öneririm.<br />
 Çocuklarınızı da sürece katın. Yeni ve farklı bir yere taşınma heyecanı yaşanan üzüntünün bir parçasıdır. Mümkün olduğu kadar iyimser bir tutum içinde olmaya çalışın. Planlarınızı çocuklarınızla paylaşın. Ev ve çevre seçiminde onlara da yer verin. Oturacağınız çevreyi seçerken dikkatli davranın, iyi okulların, kütüphanelerin, alışveriş merkezlerinin olduğu bir yerde olmasına özen gösterin. Evin döşenmesinde veya yeni bir evin planlanmasında çocuklarınıza da söz hakkı verin. Kendi odalarının ya da oturma odası gibi ortak kullanılan bir mekanın rengi, perdeleri ve eşyaların seçimi konusunda onların da söyleyecekleri birşeyler vardır. Bu, onların yeni yerleşim yerinde kendilerini daha rahat hissetmelerini sağlayacaktır. Bütün eşyalarınızı değiştirmeyin, eski ve rahat bazı mobilyalarınızı da zamanla yenilemek f üzere yeni evinize götürün.<br />
 Çocuklarınızın en sevdiği oyuncak ve oyunları saklayın. Yakın zamanda, başka bir şehre taşınmak zorunda kalmış olan küçük bir kızla tanıştım. Bu taşınmadan sonra çok üzücü bir olay yaşamıştı. Küçük ayıcığını kaybetmişti. Çok yıpranmış ve çirkindi ama onundu ve ayısını kaybetmek onda büyük bir üzüntü ve öfke yaratmıştı.<br />
 İyi bir ayrılış yapın. Taşınacağınız zaman bir ayrılış töreni yapmanızı öneririm. Çocuklarınızın arkadaşlarıyla bazı eşyalarını -bir fotoğraf veya eski bir kitap gibi- değiş tokuş yapmalarını sağlayın. Okul kütüphanesine bağışlanan bir kitap, hoşçakal partisi, uzun ayrılık törenleri (gözyaşlarına yol açsa bile) ayrılığı uzun vadede daha kolaylaştırabilir. Mektuplara alınan cevaplar, ara sıra yapılan telefon konuşmaları ve ziyaretler çocuklarınızın üzüntüsünü sona erdirebilir ve yeni evlerinin tadını çıkarma konusunda kendilerini daha özgür hissetmelerini sağlayabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ORTANCA ÇOCUK</span><br />
 <br />
 9 ve 6 yaşlarında iki oğlumuz ve 2 yaşında bir kızımız var. Sorum ikinci oğlumuzla ilgili. Her sabah huzursuz ve şikâyetçi bir ruh haliyle kalkıyor. Hiçbir konuda olumlu bir nokta bulamıyor gibi. Şikâyetlerini görmezden gelmeye ve bizimle yaptığı tartışmalarda katı olmaya çalıştık. Ama olumsuz bakışı ve devamlı sorgulayan tavrı beni bazen çaresiz ve bitkin bir hale getiriyor. Bu durum beni, ona daha fazla dayanamayacağım için evi terkedebilecegim düşüncesine kadar götürebiliyor. Sanırım benim de yardıma ihtiyacım var!<br />
 Ortanca çocuklar genellikle zorluk çekerler. Kendinden büyüğün yönetici tavırlarına boyun eğmek ve kendilerinden küçük bebeğe teslim olmak zorunda kalırlar ve hiçbir zaman anababaların tüm ilgisini çekemezler. Dahası, bu çocuğun kişilik özelliklerinin ölçeğin en aşırı uçlarında olduğu izlenimini edindim.<br />
 Bu çocuğun, belki de çocuktan daha da fazla anababanın uzman yardımına ihtiyacı olabilir. Bir çocuğun ailesiyle her ilişkisinde olumsuz ve mutsuz bir durum ortaya çıkıyorsa, bu durumu tek başlarına anababanın düzeltmesi çok zordur. Ama yine de bu ailenin durumu biraz değiştirmeye başlamalarını sağlayacak bazı öneriler verebilirim:<br />
 Önce, bu anne oğluyla ilgili olarak içerlediği ve endişelendiği her durumun bir listesini yapmalıdır.<br />
 İkinci olarak, bu konularda düşünüp, en rahatsız edici olanları anlamaya ve affetmeye çalışmanın yollarını bulmalıdır.<br />
 Üçüncü olarak, gözden kaçırdığı bütün iyi noktaların listesini yapmalıdır. Çocuğuyla birlikteyken bu özellikleri her gördüğünde, basit ve samimi bir yorumda bulunabilir. Böylece çocuk kendisinin iyi bir insan olabileceği konusunda umut olduğunu görmeye başlayabilir. Anababa ve Çocuklar değişmek için bir anlaşma yapabilirler.<br />
 Bu anne her gece oğlunun yatağına gidip onu yumuşak bir sevecenlikle yatağa yatırabilir. Sabahları ona seslenmektense, yanına gidip bizzat kaldırabilir ve böylece daha iyi bir ruh haliyle kalkmasını sağlayabilir. Karşılaştığı iyi bazı davranışlara sessiz ve sakin bir şekilde olumlu tepki verdikçe, çocuğun kendisi için iyi duygular geliştirmesini sağlayabilir. Sonra her ikisi beraberce hangi olumsuz davranışların gitmesi gerektiğine ve ailede sevecen ve olumlu duyguları yaratmak için nasıl daha iyi davranışlar geliştirebileceklerine karar verebilirler. Beraberce mutlu bazı faaliyetler yarattıkça ve olumlu duygular oluşturdukça, böyle bir çocukta gelişmiş olan en olumsuz alışkanlıklar bile aile içinde sevgi dolu bir duruma dönüşebilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VASİYET HAZIRLAMA</span><br />
 <br />
 Şu ara bir vasiyet hazırlama durumundayız ve bize bir şey olursa küçük çocuklarımıza kimin bakacağı konusunda bir madde eklemek istiyoruz. Bu kişinin, bizimle ortak veya benzer ilgi alanları ve hayat görüşleri olan aileden mi, yoksa arkadaşlarımızdan birisi mi olması gerektiğinden emin olamıyoruz. Ayrıca, çocukları olan kişileri seçmek daha mı iyi olur<br />
 Akıllı bir çift. Hiçbir insan kendi ölümünü düşünmediği için, vasiyet hazırlamak oldukça acı veren ama yapılması gerekli bir konudur. Çocukları için böyle bir plan hazırlarken anababaların göz önünde bulundurmaları gereken bazı hedefler şunlar olmalıdır:<br />
 1. Çocuklarınızın kendi çevrelerine benzeyen, güvende olabilecekleri bir ortamda olmalarını istiyorsunuz. Çocuklar çok küçük olmadığı sürece, anababalarının yanı sıra bir de çevrelerinden ayrılmak zorunda kalmamalıdırlar. En ideal olanı, çocukların alıştıkları okuldan ve çevreden ayrılmadan devam edebilecekleri kişilerle olmalarıdır. Bazı aileler için bu bir akrabanın seçilmesi gerektiği anlamına gelir. Bazıları için de bu, yakında yaşayan bir arkadaşın seçimi demektir. Küçük olan çocuklar için, aynı çevrenin sağlanmasından çok aynı bakımın devam ettirilmesi daha önemlidir.<br />
 2. Gözönünde bulundurulması gereken ikinci bir nokta çocuklarınıza kazandırmaya çalıştığınız değerlerdir. Bu değerleri onlara öğretebilecek bir tanıdığınız var mı Bazılarınız için bu kişiler akrabalar, bazılarınız için de arkadaşlar olabilir.<br />
 3. Çiftin çocuklarla başaçıkma kapasitesini de düşünmelisiniz. Büyükanne ve babalar sizin için en iyi kişiler olabilir ama yeni çocuklar yetiştirmek için gerekli olan gençlik ve enerjiye onlar sahipler mi Yoksa daha genç ama çocuksuz birisini mi bulmalısınız Bence kendi çocukları olan kişiler, hiç çocukları olmamış olanlardan daha anlayışlı ve uyumlu olabilirler. Bu da dikkate alınması gereken bir durumdur.<br />
 Kimi seçerseniz seçin, bunu bir plan çerçevesinde yapmanızı öneririm. O kişilerle daha fazla birlikte olmalısınız ki, her iki tarafın da birbirini tanımasını, sevmesini, anlamasını ve güvenmesini sağlayın. Eğer ciddi farklılıklar ve saygı eksikliği görürseniz, başka bir aile seçmenize yardımcı olabilir. Çocuklarınıza bu ailenin onların hayatındaki önemini anlayabilmeleri için basit bir şekilde bu düşüncenizden söz edin. Fakat çocuklarınızın endişelenmelerine veya sizi kaybetmekten korkmalarına izin vermeyin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞU YENİ BİR ANNE VEYA BABAYA HAZIRLAMA</span><br />
 <br />
 Üvey anababa-çocuk ilişkisinde iyi bir başlangıç için önerileriniz nelerdir 3 yaşındaki kızımın yakında bir üvey annesi olacak.<br />
 Boşanma ve ölüm nedeniyle pek çok anababa ve çocuk yeni ilişkiler içine girmek zorunda kalmaktadır. Bu konudaki kazançlar ve kayıplar nelerdir:<br />
 • babasının zamanı ve enerjisi yeni eş üzerinde yoğunlaşmıştır<br />
 • küçük kızın hissedebileceği dışlanma veya reddedilme duygusu<br />
 • çocuk onu doğal bir şekilde kabullenmezse, yeni eşin hissedebileceği reddedilme duygusu<br />
 • biyolojik anneye karşı duyulan sadakatsizlik duygusu (asıl annesini hâlâ severken, yeni bir anneyi nasıl sevebilir )<br />
 • yeni annenin ailenin yaşantısına ve alışkanlıklarına getireceği değişiklikler<br />
 Bütün bu sorunlarla başetmek hiç de kolay değildir. Üvey anne ve Çocuk arasında olumlu bir ilişki kurmaya çalışırken bu noktaları gözönünde bulundurmaya özen gösterin.<br />
 Bilgi verin. Açıklayın ve açıklayın ve yine açıklayın! Çocuğunuzun yaşamıyla ilgili yeni ayarlamaları ve yeni bir annenin gelişini anlayacağı varsayımında bulunmayın. "Eski" ve "yeni" annesi arasında bir seçim yapması gerekmediğini bilmesine yardımcı olun. Her ikisini de sevebilir ve her ikisine de istediği şekilde davranabilir. Bazen bu aşamada, yeni anne için "eski" anneninkine rakip olmayacak bir hitap şeklini seçmek çok yardımcı olabilir. Eğer çocuk bu iki kişiyi ismen ayırt edebilirse, biyolojik annesine sadakatsizlik duygusunu daha az hissedecektir.<br />
 Açık görüşlü olun. Üvey anababa özel bir davranış beklememelidir. Çocuğu keşfetmeye ve nasıl bir ilişki kurabileceğinizi anlamaya çalışın. Bu çocuğa sizin neler sunabileceğinizi ve onun size neler verebileceğini düşünün.<br />
 îyi yanları ortaya çıkarın. Bu çocuğun biyolojik anababasının iyi yanları nelerdir Bir üvey anababa için, ortada olmayan bir anne ya da1; babayla rekabet etmek ve daha iyi gözükmek için onun kötü yanlarını bulmak çok kolaydır. Bundan her zaman kaçının.<br />
 Bu çocuğun kaybını anlayın. Yeni üvey çocuğunuz, ölüm ya da sanma nedeniyle kaybettiği anababası yüzünden üzgün, öfkeli ve şaşkın] bir durumda olabilir. Çocuk üzüntüsünü ve gerilimini saldırgan ve kaba; bazı tavırlarla saklamaya çalışacaktır. Onun gergin duygularını, endişesini, kaygısını anlayışla karşılarsanız, kötü davranışları veya sizi kabullenmedeki isteksizliği karşısında kişisel olarak küçük düşmez veya incinmezsiniz. Tam tersine, onun bu zor duygularını tanımlayarak ve yorumlayarak ona yardımcı olabilirsiniz.<br />
 Koşulsuz kabullenme üzerinde yoğunlaşın. Çocuğu yumuşakça, dürüstçe ve tamamiyle kabul etmekten kaçınmayın. Bu, kaba veya saygısız davranışlara katlanmanız gerektiği anlamına gelmez. Onun dürüstlüğünü anladığınızı ve kabul ettiğinizi gösterir. Çocuğun sizinle ve gerçek anababasıyla ilgili duygularını ifade etmesini sağlayın. Ona genç ve yakın bir arkadaş gibi davranın.<br />
 Saygı kazanın. Hemen bir anababa-çocuk ilişkisi beklemeyin. Bir yandan arkadaşlığınızı geliştirirken bunu da kazanmaya çalışın. Çocuğun size yakınlaşmasına izin verin ve her zaman orada olun. Ama ani bir samimiyet ve yanıt beklemeyin, çünkü bu olamaz. Anababalığa yavaş yavaş yaklaşın. Kurallardaki değişiklikler çocuğa ayrıntılı olarak biyolojik anababa tarafından açıklanmalıdır<br />
 Tam bir sadakat beklemeyin. Çocuk kendi anababasını evdeki yeni kişiye karşı kullanmaya çalışabilir. Bunun olabileceğini kestirebilirseniz, yeni eşinizle rekabeti önleyerek, çocuğun numaralarını hoşgörüyle karşılamayarak, yetişkinler olarak dayanışma içinde olarak ve çocuğun iyiliği için birlikte çalışarak buna karşı koyabilirsiniz. Yeni bir aile oluşturmak ne kadar zor olursa olsun, bunu başarabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SAHTE SUÇLULUK DUYGUSU</span><br />
 <br />
 Çocuklarımızla altı yıl boyunca evde oturduktan sonra artık dışarıda çalışmaya başladım. Evde iyi bir bakıcı var ama bazen evde olmamanın suçluluğunu çok fazla hissediyorum.<br />
 Önce, gerçek ve sahte suçluluk duygusu arasındaki farkı açıklamalıyım. Gerçek suçluluk bir şeyi yanlış yaptığımızı bildiğimizde ortaya çıkan duygudur. Eğer çocuklarınıza karşı çok sert davrandıysanız veya yargıda bir yanlışlık yapıp onları yapmadıkları bir şey için cezalandırdıysanız kesinlikle kendinizi suçlu hissedersiniz. Hatanızı itiraf ederek, özür dileyerek ve doğruyu yaparak bunu düzeltmeniz çok kolaydır. Sahte suçluluk ise, bir şeyi yanlış yaptığımızı düşünüp bunun ne olduğunu dürüstçe tanımlayamadığımız zamanlarda ortaya çıkar. Bu anneye acı veren de bu sahte suçluluk duygusudur.<br />
 Dışarıda çalışan annelerin çoğu pek çok çelişkili durum yaşarlar. Çoğu, annenin çocukları ergenlik çağına gelene kadar tüm gün evde oturması gerektiğine inandırılarak yetiştirilmişlerdir. Ama, bu görüş açıkça ifade edilmediği için, evin dışında çalıştıkları zaman neden suçluluk duyduklarını anlamakta zorlanırlar ve kafaları karışır.<br />
 Duygularınızı hem çocuklarınıza, hem de kocanıza açıklamanızı öneririm. Çocuklarınızın zorunlu olduğunuz için çalıştığınızı ve kocanızın da aile bütçesine ve evin ihtiyaçlarına maddi katkıda bulunduğunuz için mutlu olduğunuzu bilmesini sağlayın.<br />
 Sonra da ailenin işbirliği içinde bir bütün olmasına çalışın. Aile toplantısı ayarlayın, herkesin ihtiyaçlarını açıklayın ve herkesin birbirinin ihtiyaçlarını karşılama konusunda birşeyler hissetmesini sağlayın. Evdeki işlerin bir listesini çıkarın ve onları aile bireyleri arasında uygun ve adil bir şekilde dağıtın. Bu, çocuklarınızın ve eşinizin ne kadar değerli olduklarını hissetmelerini sağlayacaktır. Ayrıca onların katkılarına değer vermeniz, özgüvenlerinin ve ilişkinizin temelinin sağlamlaşmasına yardımcı olacaktır.<br />
 Düzenli olarak işinizin ilginç yanlarını ailenizle paylaşın. Şikâyet et-; memeye ve işinizin komik olan, hatta bazen pek de komik olmayan yanlarını da paylaşmaya çalışın.<br />
 Aile olarak hep beraber oyun oynayacağınız zamanlar yaratın. Evini dışında çalışmak, sizin ve çocuklarınız için o kadar da kötü olmayabilir! Aslında bazı ailelerde anne ve babalar çalışma saatlerini çocuklarıyla ayrı birarada olabilecekleri şekilde ayarlamaktadırlar. Örneğin, baba gündüz çalışırken anne evde kalmakta ve çocuklar okuldan geldiklerinde onlarla birlikte olabilmektedir. Anne akşamları veya haftasonları çalışırken, baba çocuklarla evde kalıp onların ihtiyaçlarını karşılamaktadır! Böylece, anneleriyle kurdukları yakın ilişkiyi babalarıyla da oluştur şansını elde etmiş olmaktadırlar. Babaların çocuklar için ne önemli olduğunu unutmayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SAĞLIK VE BESLENME<br />
 BAŞ AĞRILARI</span><br />
 <br />
 Çocukların baş ağrılarının en yaygın nedeni nedir<br />
 Çocuklardaki baş ağrıları genellikle fiziksel koşullardan kaynaklanmaktadır. Duygusal baskı genellikle ikinci bir neden olarak görülmektedir.<br />
 Üşütmüş veya ateşli olan veya herhangi bir hastalığı olan her çocuğun büyük bir olasılıkla başı ağrır. Tıkalı bir burun baş ağrısına neden olur ve bu durum çocuk için de geçerlidir. Allerjiler de baş ağrısına neden olabilir. Burun akıntısı ve yaşaran gözlerin yanı sıra, kronik allerjinin en belirgin özelliklerinden biri de baş ağrısıdır.<br />
 Diş çıkarma veya iltihaplı bir diş baş ağrısı yaratır. Küçük bebekler bile bundan rahatsızlık duyarlar.<br />
 Okul çağındaki çocuklarda, göz yorgunluğu sorun olabilir ve baş ağrısına neden olur.<br />
 Baş ağrısına yol açan duygusal ve psikolojik problemler de vardır. Ailedeki sorunlar yüzünden duyulan kaygı, endişe veya korku baş ağrısı yaratır. (Bazen siz anababa olarak bile çocuğunuzun aile sorunlarına üzüldüğünü farkedemeyebilirsiniz.)<br />
 Bazen çocuğunuzun baş ağrıları kaygı veya gerginlikten kaynaklanıyor olabilir. Bazı çocuklar o kadar sorumluluk sahibi olabilir ki,iyi notlar almak, iyi geçinmek veya doğru şeyler yapmak için çok çaba harcıyor olabilirler. Boyundaki veya alındaki kaslardaki gerilme başı sıkıştırır. Bu tür kassal bir gerilme çok büyük bir acıya neden olabilir.<br />
 Kaslardaki gerginlik yanlış duruştan da kaynaklanabilir. Çocukların televizyon seyrederken veya bilgisayar oynarken ne kadar yanlış pozisyonlarda durduğunu biliyoruz. Eğer çocuğunuzun baş ağrıları oluyorsa, nedeninin bu olup olmadığını kontrol edin.<br />
 Baş ağrısı numarası yapan pek çok çocuk gördüm. Baş ağrıları onları yapmak istemedikleri bir işten kurtarmakta ya da istedikleri ilgiyi görmelerini sağlamaktadır.<br />
 Baş ağrısı olan çocuğunuza nasıl yardımcı olabilirsiniz ilk önce, çocuğun tıbbi bir kontrolden geçmesini sağlayın. Ağrılara neden olan fiziksel bir problem olup olmadığından emin olmak için onu bir doktora götürün. Daha sonra ona sevgi dolu ilgi gösterin, mutlu dolu beraberliklerin yanı sıra stres azaltıcı faaliyetlerde bulunmasını sağlayın. Böylece baş ağrılarının yerini sorumluluklar alacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KARIN AĞRILARI</span><br />
 <br />
 Çocukların karın ağrılarının en yaygın nedenleri nelerdir<br />
 Karın ağrıları, bulaşık yıkama, ödev yapma vb. işlerden kurtulmak için kullanılan bir yöntem olmasına rağmen pek çok evde pek işe yaramaz ve sizin evde de işe yaramamalıdır. Ancak, karın ağrılarının ana-babaların gözardı edemeyeceği bazı fiziksel nedenleri de vardır.<br />
 En yaygın nedenleri açlık ya da fazla yemek olabilir. Gerçek açlık ağrıları pek az kişinin bildiği bir acıdır ama yemek vakti yaklaştıkça bazı ani spazmlar hissettiğimiz de doğrudur. Fazla yemek de ciddi ağrılara neden olabilir, hatta bazı çocuklarda kusmaya yol açacak kadar ciddi bir problem yaratabilir. Çocuklarınızın bir seferde ne kadar yemesi gerektiğine dikkat edin.<br />
 Karın ağrılarının ikinci bir nedeni yemeklerin hazmedilememesi veya allerji olabilir. Pek çoğumuz midemizde ağrı veya rahatsızlık yaratan yiyecekler yemişizdir. Karın ağrılarından kurtulmak için bu tür yiyeceklerden kaçınmak yeterli olacaktır. Bağırsaklardaki bir rahatsızlık da karın ağrılarına neden olabilir. Kabızlık veya bağırsaklardaki fazla miktardaki gaz çocuklarda rahatsızlık yaratabilir. Çocuklarınıza bol bol su içirir ve meyva yemelerini sağlarsanız, kabızlık bir problem olmayacaktır.<br />
 Mide üşütmeleri de karın ağrılarının diğer bir nedenidir. Karındaki ağrıların yanı sıra devamlı kusma veya ciddi ishal ve kramplar görülebilir. Bu sorunlar genellikle 12-24 saat içinde geçer ama eğer daha uzun sürerse, çocuğun vücudunun susuz kalmasını önlemek için bir doktora başvurmanız gerekebilir.<br />
 Boğaz ağrısı veya başka bir enfeksiyon nedeniyle alınan antibiyotikler de karın ağrısına neden olabilir. Bu tür karın ağrısı sıklıkla ishal ve aşırı bağırsak gazı ile birlikte görülür. Bu tür rahatsızlıklar, çocuğa yoğurt veya bir süt ürünü yedirilip bağırsaklarına normal ve sağlıklı bakterilerin girmesi sağlanarak tedavi edilebilir.<br />
 Diğer pek çok hastalıkla birlikte karın ağrısı görülebilir. Boğaz ağrısı, kızamık (artık çok sık görülmüyor) ve diğer bazı hastalıkların başlangıç aşamasında karın ağrısı olabilir. Bağırsak parazitleri ve kurtlar da karında rahatsızlıklara neden olabilirler.<br />
 Önemli olan bir karın ağrısı apandisit ağrısı olabilir. Bu durumda, 38 derece ateş, karın kaslarına bastırıldığında veya bırakıldığında karın bölgesinin sağ alt kısmına yerleşen genel bir ağrı görülür.<br />
 Son olarak da, çocuklar stres nedeniyle veya çatışmalara neden olan bir durumda anababalarını yumuşatmak için karın ağrıları çekebilirler. Aşırı ceza veya suistimal görülen durumlarda da çocuklar sık sık karın ağrısı duyabilirler.<br />
 Çocuğunuzun karın ağrısı gerçek veya hayali, fiziksel veya fonksiyonel olsun şefkat ve sevgi dolu bir ilgi en iyi tedavi yöntemi olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SOĞUK ALGINLIĞININ NEDENLERİ</span><br />
 <br />
 Çocuklardaki soğuk algınlığının nemli, rüzgârlı veya soğuk bir yerde kalmalarıyla bir ilgisi olmadığım savunan teorileri duyduktan sonra, soğuk algınlığının gerçek nedenini merak etmeye başladım. Sizin görüşünüz nedir<br />
 Soğuk algınlıklarının nem veya soğukla bir ilgisinin olmadığını söylemek biraz yanıltıcı olur. Nemli ve soğuk bir yerde kalan ve gribe neden olan mikrop veya virüslerle ilişkisi olmayan bir insanın sadece havanın soğukluğundan dolayı hastalanması söz konusu değildir. Ama, soğuk algınlıklarının sebebi burun deliklerimize veya boğazımıza yerleşen virüslerdir ve üşüdüğümüz ya da yorgun olduğumuz zamanlarda vücut direncimiz düşer ve bu virüsler enfeksiyona neden olabilir. Grip virüsleri soğuk havalarda çoğalarak artarlar. Bu nedenle üşümenin veya soğuk bir iklimde bulunmanın soğuk algınlığı ile ilgisi vardır. Ayrıca virüslerin artışına neden olmanın yanı sıra, üşümenin sonucunda vücudun dolaşım sistemi de değişir. Üşüyünce yüzeye yakın olan kan damarlarında büzülme olur ve bu yüzden de yüzeydeki dokulara yeterince kan gitmez. Enfeksiyonla mücadele edecek olan kan hücreleri onlara en çok ihtiyaç duyulan yerde bulunamazlar.<br />
 Soğuk algınlıklarının (veya herhangi bir üst solunum yolu enfeksiyonunun) üç nedeni vardır: Virüsler (en yaygın neden), mikroplar (bakteriler) veya virüs ve mikropların bir karışımı. Sonsuz sayıdaki virüslerin henüz hepsi saptanamadı. Mikroplardan (bakterilerden) daha zor teşhis edilebilirler ve daha hafif bir enfeksiyona neden olurlar ama mikroplarda olduğu gibi antibiyotiklerle tedavi edilemezler. Viral enfeksiyonlarla vücudumuzun kendisinin mücadele etmesi gerekir. Bu tür rahatsızlıkların tedavi edilirse bir haftada, edilmezse 7 günde geçeceği şeklinde bir espri vardır. Bu nedenle çocuğunuzun bol bol dinlenmesini, sıcak kalmasını ve meyva suyu içmesini sağlayın.<br />
 Mikropları mikroskop altında tanımlamak daha kolaydır ve ateş, baş ağnsı, kusma ve genellikle daha ciddi belirtilerle ortaya çıkarlar. Mikropların neden olduğu enfeksiyonlarda burun akıntısı sarı veya yeşil renklidir oysa viral bir enfeksiyonda renksiz veya beyaz bir akıntı görülür. Mikrobik enfeksiyonlar genellikle antibiyotiklerle tedavi edilir. Eğer çocuğunuzun durumundan emin olamazsanız, bir doktora başvurunuz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">LÜTFEN İLAÇLARDAN UZAK DURUN</span><br />
 <br />
 Birkaç hafta önce, kızım uyku problemi olan çocuklara doktorlann hafif bir sakinleştirici önerdiklerini okuduğunu söyledi. Çok şaşırmıştı. Böyle bir durum, bir bebeğe değişik nedenlerle -önce ağlamaları nedeniyle, sonra diş çıkarırken, sonra da okuldaki ilk gününde-devamlı sakinleştirici verilebilirmiş şeklinde yorumlanabilir!<br />
 Bu sorgulamayı ve bana bu soruyu yöneltme nedeninizi saygıyla karşılıyorum. Son günlerde tıp alanındaki ilerlemeler karşısında, herhangi bir ağrı veya rahatsızlıkta hemen bir hap almak çok kolaylaştı.<br />
 Başarılı bir yaşamın özünde doğru bir denge vardır, ilaçlar konusunda bu denge daha da önemli olmaktadır. Çocukları onları geceler boyunca uykusuz bıraktığı için yorgunluktan perişan durumda olan anababalar tanıyorum. Bu anababalar ve çocuklar, daha sonra ciddi problemlere yol açacak bir bıkkınlık kısır döngüsü içine girebilirler. Bu döngüyü kırabilmek için, böyle anababalara ilaç vermeyi önerebilirim. Ama her kapriste ilaca başvurmaya karşıyım. Sorunlu ya da hasta bir çocuğa veya bir aileye hangi ilacın ne zaman verileceğine karar vermek, anababanın ve doktorun doğru yargılarını gerektiren tıbbi bir iştir. Sağlıklı bebekler ve anababalar için ilaç gerekmez. —<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CİDDİ BESLENME PROBLEMLERİ</span><br />
 <br />
 Besleyici hiçbir şey yemeyen bir çocukla ilgili olarak ne yapabilirim<br />
 Anababaların çocuklarında karşılaştıkları yeme problemleri göreli olarak önemsizdir ve çoğu zamanla geçer. Ama bazen bazı besinleri yemekteki isteksizlik çocuğun sağlığını ciddi bir şekilde tehdit edebilir.<br />
 Beslenmeyle ilgili problemler genellikle ilk çocuklukta başlar. Yiyeceklerle ilgili olmaktan çıkar ve güç gösterisine -anababalar ve çocuklar arasında gelişen bir muharebeye- dönüşür. Ve bu gerçekten de anababaların kazanabileceği bir muharebe değildir. Küçük kızıma son birkaç lokma yumurtasını yedirdikten sonra, onu (bir saat kadar sonra) Çiçek aşısını yapmak üzere muayenehaneme götürmüştüm. Aşı nedeniyle ağladığında ağzında hâlâ o birkaç lokma yumurtanın durduğunu gördüğümdeki şaşkınlığımı size anlatamam. Onu yemeğe "zorlamıştım", ama bana isterse onları yutmayacağını kanıtlamıştı! Yemekle ilgili güç gösterilerine girmemeniz için size bazı önerilerde bulunacağım.<br />
 Küçük çocukların çoğunda sağlıklı kalmak için neleri yemeleri gerektiğine ilişkin içsel bir sezgi vardır. Kendi hallerine bırakıldıklarında, birkaç günlük bir süreçte dengeli bir beslenme sağlamaktadırlar. Belki ilk gün çok fazla yağ alırlar çünkü küçük sistemlerinin ona ihtiyacı vardır. Daha sonra proteinleri ve en sonra da daha fazla sebze alabilirler. Günlük değerlendirmede beslenmeleri biraz dengesiz gözükebilir ama sonuç dengelidir. Bu nedenle, anababalar çocuklarına yemek konusunda biraz daha fazla özgürlük tanımalıdırlar. Tabii ki, onlara ihtiyaçları olan bütün yiyecekleri sunmalı fakat seçme özgürlüğü tanımalısınız ve hiçbir zaman yemek konusunda güç gösterisine girmemelisiniz. Eğer beslenmesiyle ilgili kaygılarınız varsa, ona günlük vitamin verin.<br />
 Anababalara çocuklarının gerçekten sevdiği yiyeceklerle başlamalarını öneririm. Yemek zamanını mümkün olduğu kadar keyifli hale getirmelisiniz. Hazırlanmış olan bütün yemeklerden azar azar yiyerek bir örnek oluşturun. Çok tatlıdan ve yemeklerden hemen önce yenen abur cuburdan kaçının. Ama yemek aralarında acıktıklarında ulaşabilecekleri, kolayca yenebilen sağlıklı yiyeceklerin bulunmasını sağlayın. Yemeklerde önce tabağına az miktarda koyun ve çocuğun iştahı arttıkça miktarı arttırın. Eğer çocuk kendisine sunulan bir yiyeceği şiddetle reddediyorsa, onun yerini alabilecek bir besin grubundan ve çocuğun daha çok kabul edebildiği bir yiyeceği seçmesine izin verin (ana-babanın yeni bir yemek hazırlamasını gerektirmeyecek bir seçenek olmalı). Örneğin, çiğ havuç kabağın veya ton balığı ciğerin yerini alabilir. Çocuğa söylenmeyin ve cezalandırmayın. Sevecen ve yumuşak olun. Yemek saatleri keyifli bir deneyim olarak görünecektir.<br />
 Küçük çocuklarda küçük bir sorun olarak ortaya çıkan beslenme problemleri, daha büyük çocuklarda çok daha ciddi bir probleme dönüşebilir. Anne ya da babasıyla ilk çocukluğunda güç mücadelesine girmiş olan bir çocuk, biraz daha büyüdüğünde ya da ergenliğinde beslenme bozuklukları geliştirebilir. Bugün anoreksiya nervoza ve bulimia sorununu yaşayan birçok genç var. Bunlar erken ergenlik ya da ergenlik döneminde ve çoğunlukla kızlardan oluşan, çok az yemek yiyen ve aşırı egzersiz yapan veya aşırı yedikten sonra kusarak ya da müshil yardımıyla yediklerinden kurtulan çocuklardır. Bu gençlerin çok derinlerde duygusal problemleri vardır ve profesyonel yardıma gereksinim duyarlar. Eğer çocuğunuzun müshil kullandığını, kendisini banyoya kilitleyip kustuğunu veya rejim ve egzersiz yapmaktan yorgun düşmüş olduğunu farkederseniz, derhal doktorunuza başvurun.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AŞIRI KİLOLU ÇOCUK</span><br />
 <br />
 5 yaşındaki kızım aşın kilolu. Onu rejime sokmalı mıyım, yoksa abur cuburu mu kesmeliyim Onun mahrum olmasını istemiyorum fakat eylülde okula başlayacak ve onunla dalga geçilmesinden endişe duyuyorum.<br />
 Eğer bu çocuk ciddi olarak fazla kiloluysa, annesinin geçerli kaygıları var. Ama bir önlem almadan önce, çocuğun gerçekten fazla kilolu olup olmadığını doktoruyla konuşmasını öneririm. Kilolar çok değişir ve bu yaşlardaki çocuklar "tombik" gözükebilir. Ciddi bir problemi olmayan bir çocuğun da annesinin yardımına ihtiyacı yoktur.<br />
 Yetişkinlerle ilgili önemli bir problem, yağ hücrelerinin artmasıyla başlar. Bu durum aşırı kilolu çocuklarda çocuklukta da görülebilir. Bu yağ hücreler diğer insanlarınkinden daha geniş ve daha fazla sayıdadır. Bu nedenle kilolu olma durumu bir kere başladı mı ömür boyu sürecek bir problem olur. Bu anababanın da bu çocuğun neden fazla yediğini araştırması gerekir. Bu nedenleri saptamak, problemi halletmeye yardımcı olacaktır.<br />
 Bazı çocukların fazla yeme nedeni, yalnızlık ve sıkıntıdır. Başkalarından korkan, yeterince oyun arkadaşı ve etkinliği olmayan, zamanın çoğunu yalnız başına televizyon izleyerek geçiren çocukların daha fazla yeme eğiliminde olduğunu saptadım. Sıklıkla ailenin de fazla yeme eğiliminde olduğu görülür. Bizim kültürümüzde, yemek yemenin pek çok sembolik anlamı vardır. Güvenliği, samimiyeti, rahatlığı, kutlamayı temsil eder ve yemek aracılığıyla duygusal ihtiyaçların çoğu karşılanıyor gibi gözükebilir.<br />
 Aşırı yemenin bir diğer nedeni de isteklerle ilgili bir yarış olabilir. Çocuk yemek yemeyi, aşın kontrolcü olan anababayla arasının düzeltilmesi için bir yol olarak görebilir.<br />
 Aşırı yemenin çözümü, nedenlerinin anlaşılmasına bağlıdır. Çocuğunuzun neden aşırı yemek yediğini saptarsanız, altında yatan problemi düzeltme şansınız olacaktır. Örneğin, çocuğunuzun daha etkin olabilmesi için ona arkadaşlar bulun ya da onu jimnastik, yüzme veya futbol gibi bir etkinliğe yazdırın. Arkadaşlarıyla eğlenmesini sağlarsanız, yemek yemeyi unutabilir. Ve ona sıcak, sevgi dolu ilgi gösterin. Onun hayatındaki varlığınızla, yiyecekleri kafasından uzak tutun.<br />
 Yaratıcı bazı etkinlikler de işe yarayabilir. Ellerini meşgul ettiğiniz sürece ağzının da daha boş kalmasını sağlayabilirsiniz. Resim yapması veya hamurla oynaması için gerekli yardımı verin, ilgi alanını değiştirmek için uzun yürüyüşlere çıkarın.<br />
 Aileniz için yağ miktarı düşük yemekler hazırlayın. Daha çok çiğ meyva ve sebze bulunmasını sağlayın. Şekeri ve tatlıyı kesin. Yemek aralarında ya da yatmadan önce sebze ve peynirden oluşan kahvaltılar sunun ki çocuk yemek zamanı aşırı acıkmasın. Sadece düşük kalorili yemeklerden ikinci tabak yemesine izin verin. Çocuğunuzun tabağını İ siz doldurun ve yemeğinin çok gözükmesi için yayarak koyun. Rejim konusunu konuşmaktan kaçının. Çocuğunuzda hiç bitmeyen rejim alışkanlıkları değil, sağlıklı yemek yeme alışkanlıkları oluşturmaya çalışın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AŞIRI ZAYIF ÇOCUK</span><br />
 <br />
 3 yaşında aşırı zayıf bir oğlum var. Ona nasıl yemek yedirebilecegim konusunda doktorumuzdan bazı öneriler aldım ama hiç işe yaramıyor. Bunu yenene kadar beklemem mi gerekiyor yoksa bu durum onu daha sonraları etkiler mi Patates dışında hiçbir şeyi, özellikle et ve sebzeyi hiç yemiyor.<br />
 Çocuklarım küçükken, onların yedikleri konusunda aşırı endişelenirdim. En büyük kızımız 5 yaşındayken, evimizden taşınmıştık ve yemek odamızdaki kullanılmayan bir dolabın içinde kurumuş bir et parçaları dizisi bulmuştum. Kızım onları biraz çiğnemiş ve sevmediğine karar verip bir kenara koymuştu! Son derece sağlıklıydı ve o etleri yememek onu etkilememişti. Bundan sonra, çocukların ihtiyaçları olanı yediklerini anlamaya başlamıştım. Sanki çocukların içinde biyokimyasal bir bilgisayar vardı. Bu bilgisayar çocuğa bir haftalık bir süre içinde ne kadar yemeğe hatta hangi tip yemeğe ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Açıkça söylemeliyim ki, yemek problemlerinin çoğu anne ve babaların kaygılarından ve bunun sonucunda oluşan mücadelelerden kaynaklanmaktadır, işte size bazı öneriler:<br />
 Basit, dengeli, çekici ve lezzetli yemekler hazırlayın.<br />
 • Kendi yediklerinizden zevk alın ve çocuğunuza örnek olun. Çocukların çoğu anababalarının zevk aldığını görünce, onlar da aynısını yapmak isterler.<br />
 • Çocuğun tabağına az miktarlarda yemek koyun ve tabağındakinin hepsini bitirmesini sağlayın. Sonra ikinciyi teklif edin.<br />
 • Her yemekte çocuğun sevdiği bir şeyin olmasını sağlayın.<br />
 • Etin çocuğun çiğneyebileceği yumuşaklıkta olmasını sağlayın (ki çocuk onu saklamak zorunda kalmasın!).<br />
 • Yemek aralarında az miktarda yemesini sağlayın ki sofraya geldiğinde acıkmış olsun.<br />
 • Ona bir vitamin verin ve sabırlı olun. Zaman içinde çocuğunuz ihtiyacı olan bütün besinleri alacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞEKER YEME ALIŞKANLIĞINI YIKMAK</span><br />
 <br />
 Biz farkında olmadan, akrabalarımız ve yakınlarımız sayesinde küçük kızımız şekerli yiyeceklere çok alıştı. Şimdi 3 yaşında ve sabah yataktan kalktığı andan yatana kadar devamlı bir şekerleme ya da çiklet istiyor. Tatlıyı tümüyle kaldırmak istemiyorum, ama bunu nasıl azaltabiliriz<br />
 Bütün anababalar, çocuklarının istediği bazı şeyleri reddetmekte zorlanırlar ve bu da genellikle şekerli çiklet ve şekerlemelerle ilgilidir. Şekerli çikletin ve şekerlemelerin ağızda bakteri üretimini arttırarak çürümelere yol açtığını biliyoruz. Çiklet, çok küçük çocuklarda boğulmalara da neden olmaktadır.<br />
 Bu problemin çok basit bir cevabı var: Şekersiz çiklet. Eğer şekersiz olursa, bir çocuğun çiklet çiğnemesine büyük bir itirazım yok. Ancak, Çiğneme ağızdaki tükrük salgısını arttırmakta ve yutulan tükrük de mide salgılarını harekete geçirmektedir. Çok fazla çiklet çiğnemekten küçük Bideleri bir türlü dinlenemediği için kronik mide ağrıları çeken çocuklar tanıyorum.<br />
 Çocuğunuza (en azından üç yaşında olan) ağızla ilgili ihtiyaçlarını (emme ve çiğneme gibi) gidermesi için çiğ sebze gibi yiyecekler yemesini öğretebilirsiniz. Boğulma tehlikesine karşı, küçük çocuklar çiğ sebze yememelidirler. Elbette, çikletin çok hoş bir tadı vardır ve çocuk için bir eğlence aracıdır ama beslemeden sadece oral tatmin verir.<br />
 Kızınıza çok fazla şeker yemesinin veya çiklet çiğnemesinin sizi ne kadar endişelendirdiğini anlatın ki sizin onu sevgiyle korumak için böyle davrandığınızı anlayabilsin. O tür yiyecekleri ne zamanlar yiyip, ne zamanlar yiyemeyeceğini kararlaştırın ve bu kararınıza uyun.Yakınlarınızdan, ona şeker vermeden önce sizin onayınızı almalarını rical edin. Çok kararlı olun ve planınızı uygulayın. Sadece sizin ve onun onayladığı zamanlarda şekersiz çiklet çiğnemesine izin verin. Bol bol sevgi, kahkaha, oyun, yaratıcılık ve sağlıklı yemekler sunun. Kızınız bir süre sonra şekerlemelerle ilgili bağımlılıktan kurtulacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">CİDDİ HASTALIKLAR</span><br />
 <br />
 Çok uzun süreli bir hastalığı olan, bir hastalık sonucunda oluşacak kalıcı bir eksikliği olabilecek, hatta ölebilecek bir çocuğa bunların ne kadarı söylenmeli<br />
 Bir çocuktaki ciddi hastalık çok acı bir gerçek ve böyle bir durumun çok azınızın karşılaşacağı bir acı olmasını umuyorum. Kronik ciddi bir hastalığı olan bir çocukla birlikteyken, hayatın tadını çıkarabilmesi için gerekli olan umudu canlı tutmakla, çocuğa karşı dürüst olmak arasında çok ince bir çizgi vardır.<br />
 Deneyimlerime göre, ciddi bir hastalığı olan herkesin hastalığının ciddiyetini sezinleme gücü vardır. Çocuklar da aynı sezgilere sahiptirler onlara yalan söylememenizi ve çok iyimser gibi davranmamanızı öneririm.<br />
 Çok ciddi bir hastalığı olan ve ölüme yaklaşan bir çocuğunuz varsa, ne yapabilirsiniz İlkönce, doktorunuzun bilgisine başvurun. Gerçekleri daha iyi anlayabilmek için mümkün olduğu kadar çok bilgi alın. Anne ve baba olarak birbirinizle, akrabalarınızla ve arkadaşlarınızla konuşun ve buna çocuğunuza gerçekleri anlatma gücünü kendinizde bulana kadar devam edin.<br />
 Sonra çocuğunuza o hastalıkla ilgili bütün bildiklerinizi açıkça ve dürüstçe anlatın. Bütün olumluların yanı sıra olumsuz ve kuşkulu noktaları da açıklayın, içinizdeki dürüst umudu ona iletin ve çocuğa her gününü dolu dolu yaşamasını öğretin. Ona, geride kalanlara hoş ve mutlu anılar bırakabilmek için neler yapabileceğini öğretin. Ayrıca, ölümden sonraki yaşamla ilgili bazı manevi değerler kazandırın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DUYGUSAL OLARAK RAHATSIZ OLAN BİR ÇOCUĞA yardım</span><br />
 <br />
 Duygusal olarak rahatsız 8 yaşında bir oğlum var. Kısa bir süre önce, bu tür rahatsızlıkları olan çocukların bulunduğu bir kuruma yerleştirildi. O eve döndükten sonra, bu durumla başaçıkmamı sağlayacak bilgileri bana iletmenizi umuyorum.<br />
 Bu anneye verebileceğim en önemli öneri, kendisini veya bir başkasını suçlamaktan kaçınmasıdır. Çocuğunun problemleri olmasının, kendi suçu olduğunu düşünmemelidir. Problemi olan bir çocuğunuz varsa, bu konuyu en kısa zamanda halletmelisiniz.<br />
 Daha sonra da, böyle bir probleme sahip olmanın utanılacak bir durum olmadığına inanmalı, hatta bundan emin olmalısınız. Bugün, duygusal rahatsızlıkların utanılacak bir durum olduğuna ve anaba ve çocukların kendilerinden utanmaları gerektiğine inanan pek çok kişi vardır. Böyle bir inançtan (eğer varsa) derhal vazgeçmenizi ve diğer insanların bu tür yaklaşımlarına da izin vermemenizi öneririm.<br />
 Çocuğunuzun problemlerinin nedenlerini anlamak için çok çaba gösterin. Bazen bu problemler, aile içindeki yanlış anlamalar veya iletişim bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Anababalık konusunda bazı hatalar yapmış olabilirsiniz ve çocuğunuzun iyileşmesini hızlandırmak ve sürdürmek için bazı değişiklikler yapmanız gerekebilir. Ancak bu, sizin suçlu olduğunuz anlamına gelmez. Bilerek hata yapan anababalarla çok ender olarak karşılaşıyoruz.<br />
 Bazen duygusal rahatsızlıklara, fiziksel hastalıklar ya da eksiklikler neden olabilir ve bunları anlamanız ve kendinizi suçlamamanız gerekir.<br />
 Sizin (ya da çocuğunuzun) kontrolü dışında yaşanan bir ölüm ve aşırı üzüntü, duygusal rahatsızlıkların diğer bir nedenidir.<br />
 Çocuğunuz geri dönmeden önce, aile içi ilişkileri mümkün olduğu kadar sağlıklı bir hale getirebilmek için gerekli değişiklikleri yapın. Geri döndüğünde, ona yardımcı olmanızı sağlayabilecek tıbbi ve psikolojik kaynaklar edinin. Çocuğunuzun hastalığından çok, sağlıklı ve güçlü olduğu noktalar üzerinde yoğunlaşın ve onları güçlendirmeyi öğrenin-kendi güçlü noktalarınızı da saptayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ERKEN ÖĞRENME</span><br />
 <br />
 11 aylık bebeğime neleri öğretebileceğimi söyleyebilir misiniz Renkler, sayılar, şekiller ve sözcükler üzerinde duruyorum. Ama nasıl ve ne zaman öğreteceğimi ve nereden başlayacağımı bilemiyorum.<br />
 Bu annenin sorusu çok şaşırtıcı, çünkü bebeğine eğitsel bilgiler öğretmesi gerektiği duygusunu taşıyor. Oysa, bu çocuk güvende olmayı, sıcaklık ve yakınlık duygusunu, gülmeyi ve sevmeyi ve hayattan zevk almayı öğrenmelidir. Çocuk görme, koklama, duyma, tatma ve dokunma duyularıyla öğrenir. Okşama, kucaklama ile fiziksel aktivite arasında bir denge olmalıdır. Çocukların oldukları gibi büyümeye ve koşulsuz olarak kabul edilmeye ihtiyaçları vardır. Anababalar çocuklara birşeyler öğretme kaygısına düştükleri zaman bu koşulsuz kabullenme bozulmaktadır.<br />
 Erken öğrenme mümkündür. Bebeklerin birçok sayısal kavramı öğrenebildiklerini biliyoruz, ama açıkça söylemeliyim ki ben bunun çok istenilir olduğunu düşünmüyorum. Örneğin, 3. sınıfa geldiklerinde okula gitmeden okumayı öğrenen çocukların, okumayı 1. sınıfa gelene kadar öğrenmeyen çocuklardan daha ileri olmadıkları anlaşılmıştır. Bu nedenle, anababaların çocukları okula başlamadan önce eğitsel beceriler kazandırmak için çok fazla uğraşmamalarını öneririm.<br />
 <br />
 OKUL ÖNCESİ: GEREKLİ Mİ, DEĞİL Mİ<br />
 <br />
 Benim kızım yuvaya gitmedi ve anasınıfına gittiğinde daha önce yuvaya gitmiş çocuklarla aynı düzeyde olup olamayacağını merak ediyorum. Daha önceden yuvaya gitmiş olan çocukların, gitmeyenlere göre bir avantajı oluyor mu<br />
 Daha önceki sorudaki anne bebeği ile ilgili bir soru soruyordu, ancak bu anne okul öncesi dönemdeki çocuğuyla ilgili bir kaygı taşımaktadır.Okul öncesi dönemdeki çocuklar gerçekten de belli becerileri kazanabilirler.<br />
 Anasınıfına gitmeden önce, çocukların yararlanabileceği bazı beceriler vardır. Eğer düzenli bir yuva deneyimi yoksa, çocuğunuzun bu becerileri evde kazanması gerekir.<br />
 Çocuğunuzun sosyal etkileşimde bulunmayı öğretin. Bunun için evinize çocuklar davet edin veya çocuğunuzu çocuk gruplarının içine sokun.<br />
 Çocuğunuza, yuvada öğreneceği temel eğitsel doğruları öğretin,bu doğrular şunlardır: Kırmızı, sarı, mavi ve yeşil gibi temel renkler; bazı harfleri ve l´den 10´a kadar sayıları tanıyabilmek; yönergeleri izleyebilmek; saygılı ve uyumlu olmak ve evinin telefon numarası ile adresini bilmek.<br />
 Çocuğunuza tuvalet için beklemesini ve onu kullanmasını öğretin. Temel temizlik becerilerini kazanmış olmalıdır.<br />
 Çocuğunuza bazı temel fiziksel becerileri kazandırın. Örneğin, top atmak, hamura şekil vermek, salıncakta sallanmak gibi.<br />
 Çocuğunuzun, bir kerede yaklaşık 15 dakika kadar dikkatini toplayabilmesine yardımcı olun.<br />
 Eğer çocuğunuzla olmaktan mutluysanız ve kendi yaşıtlarıyla normal bir sosyal etkileşimde bulunmasını sağladıysanız; onu tutarlı, adil ve sevgi dolu bir ortamda yetiştirip disipline ettiyseniz; onunla gurur duyuyor ve iyiyi yapabileceğine güveniyorsanız anasınıfına başladığında diğer çocuklara göre dezavantajları olmasından korkmanıza gerek yok tur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKULA HAZIR OLMA</span><br />
 <br />
 Anababaların çoğunun çocuklarını okula ilk götürdükleri günle ilgili karışık duygulan vardır. Bu yeni özgürlüğü dört gözle bekliyorum, ama Jonathan´ın dış dünyayı karşılamaya ne kadar hazır olduğu konusunda korkulanın var. Bana yardımcı olabilir misiniz<br />
 Çocuğunuzun hazır olup olmadığı konusunda kuşkularınız varsa, diğer insanlara sormaktan çekinmeyin. Güvenilir bir akrabanızdan, okuldaki bir öğretmenden veya bir profesyonelden yardım alabilirsiniz.<br />
 Oğlanlar kızlardan daha yavaş olgunlaşmaktadırlar, bu nedenle de yaz aylarında doğan erkek çocukları okula daha az hazır olmaktadırlar. Eğer ciddi bir kuşku varsa, çocuğunuz bir yıl daha beklesin. Bunu özellikle erkek çocukları için öneriyorum.<br />
 Çocuğunuzun okula hazır olup olmadığını saptamak için bazı özel işaretlerden yararlanabilirsiniz:<br />
 • Çocuğunuz bir kalemi elinde tutup, başarılı bir şekilde kullanabiliyor mu<br />
 • Çocuğunuz kendi giyiniyor ve ayakkabılarını bağlayabiliyor mu<br />
 • Tuvaleti kendi başına tatminkâr bir şekilde kullanabiliyor mu<br />
 • Paylaşmayı ve sırasını beklemeyi biliyor mu<br />
 • Diğer çocukların duygularına saygı gösterebiliyor mu<br />
 • Gerektiğinde kendisini koruyabiliyor mu Ya da yardım alabiliyor mu<br />
 • Duygusal açıdan kendini ifade edebiliyor mu<br />
 • ihtiyaçlarının farkında mı ve ihtiyacı olanı isteyebiliyor mu<br />
 • Çocuğunuzun dikkati en az 15-20 dakikalık bir süreyi kapsıyor mu<br />
 Çocuğunuza kitap okuyun. Onu televizyondan uzaklaştırıp, motor becerilerini ve eğitsel ilgilerini geliştirmek için zaman harcayın. Sonra onu şevkle ve güvenle okula gönderebilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKUMA BECERİLERİNE GÖRE GRUPLAMA</span><br />
 <br />
 Bir sınıfın okuma becerilerine göre gruplara ayrılması sizce iyi bir fikir mi<br />
 Önce, yavaş okuyanlarla iyi okuyanların aynı sınıfta olması durumunda ortaya çıkan durumu değerlendirelim. Yavaş olan çocuk, hızla kendisiyle ilgili umutlarını yitirecektir. Bu çocuk çok iyi okuyor, o halde ben aptal olmalıyım gibi karşılaştırmaları önlemek için, öğretmenler sınıfta J bu çocukları gruplara ayırmaktadırlar.<br />
 Diğer yandan, onları ayrı gruplara koymak da, onların kendilerini^ farklı hissetmelerine neden olacaktır çünkü belli bir gruba konmuştur.Çocuklar belli değerleri, belli gruplara çok çabuk yakıştırırlar.<br />
 Bir çocuğun hem okuldaki, hem de evdeki başarısını belirleyen o çocuğun olduğu gibi kabul edilmesidir. Her çocuğun bazı üstünlükleri ve sadece ona özgü olan özel yetenekleri vardır ve öğretmenlerin ve ana-babaların anlaması ve değerlendirmesi gerekenler de bu noktalardır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUKLARA KİTAP OKUMAK</span><br />
 <br />
 Çocuklar hangi yaşlarda anababalarının onlara kitap okumasından hoşlanır ve gerçekten yararlanırlar<br />
 Her yaşta! Bir anababa ve çocuğun birlikte vakit geçirmelerinin en iyi yollarından biri iyi bir kitabı paylaşmalarıdır.<br />
 Bazı anababalar büyük çocuklara kitap okuma fikrini ihmal ederler. Televizyon, video filmler, video oyunları ve bilgisayarlar hayatımıza girdiğinden beri, çocuklar elektronik olarak o kadar eğlenmektedirler ki artık birbirine kitap okumak (hatta bazen birbiriyle konuşmak bile) unutulan bir konu oldu. Okumanın o kadar çok yararı vardır ki bunları bir1 liste halinde vermek istiyorum:<br />
 • Beraber okumak bir samimiyet duygusu yaratır.<br />
 • Beraber okumak okumanın değerini öğretir.<br />
 • Beraber okumak sözcük dağarcığını arttırır.<br />
 • İyi bir kitabı okumak, iyi değerleri öğretir.<br />
 • Beraber okumak, çocuğun okuma deneyimini zenginleştirir çünkü kendi başına okuyamayacağı kadar zor olan bir kitabı dinleyerek anlayabilir.<br />
 • Beraber okumak, çocukların kendi kendilerine seçemeyecekleri çeşitlilikte bir edebiyatın içine girmelerini sağlar.<br />
 • Okumak, çocukla anababanın çok zengin bir deneyimi paylaşmalarını sağlar - yabancı ülkelere yolculuğu, eski zamanlara ya da geleceğe gitmeyi, zorlukları yenmeyi ve gizemleri çözmeyi sağlar.<br />
 Çocuğunuzla kitapları paylaşırken gerçek bir mutluluk ve sıcaklığı yaşamanızı diliyorum!<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUKLARIN YETENEKLERİNİN KAŞİFLERİ OLARAK ANABABALAR</span><br />
 <br />
 Anababalar çocuklarının yeteneklerini nasıl ortaya çıkarabilirler<br />
 Anababalar gerçek bir kâşif olmak zorundadırlar. Çocuklarının yeteneklerinin nerelerde gizli olduğunu bulmak için hayatlarındaki bütün alanları mümkün olduğu kadar araştırmaları gerekir. Kontrol edilebilecek bazı alanlar şunlardır:<br />
 1. Kültür: Çocuğunuzun resim, müzik, edebiyat ve fotoğraf konularını araştırmasını sağlayın. Hayatın bu alanlarındaki kendi ilgilerinizi onlarla paylaşın.<br />
 2. Spor ve atletizm: Çocuğunuzun jimnastik, yüzme, koşma, paten, kayak, tenis, futbol, basketbol veya düşünebileceğiniz herhangi bir spor dalına girmesini sağlayın. Bunlar sadece çocuğun yeteneklerini geliştirmekle kalmayacak, bütün hayatı boyunca zevkle yapabileceği veya profesyonel olarak yürütebileceği özel bir uğraş kazanmasını da sağlayacaktır.<br />
 3. Doğa: Çocukların doğadan ve doğa hakkında öğrenecek çok şeyleri vardır. Ormanda ya da sahilde oturmak ve doğayı dinlemek veya yürüyüş yapmak, çocuğunuza doğanın coşkusunu öğretme fırsatı verecektir. Çocuğunuzun ekoloji, bahçıvanlık veya bir hayvan besleme konusundaki özel ilgisini keşfedebilirsiniz.<br />
 4. Bilim: Çocuklar onlara fizik, kimya, biyoloji ve astronominin güzelliklerini tanıtacak bazı deneyleri evde yapabilirler. Bazı çocuk müzeleri de uygulamalı olarak bilim yapmalarına fırsat verebilir. Evinizde bir nükleer fizikçi, bir laboratuvar teknisyeni, fizikçi, kaya toplayıcısı veya bir meteorolojisi olduğunun farkına varabilirsiniz.<br />
 5. Tarih: Yakınınızdaki müzeler yöresel tarihiniz hakkında birşeyler öğrenme fırsatı verebilir. Eğer ülkenin diğer bölgelerine giderseniz, oradaki tarihi de inceleyebilirsiniz. Belki de çocuğunuzun diğer kültürleri öğrenmeye, eski paralar veya hatıra eşyaları toplamaya olan ilgisini keşfedersiniz.<br />
 6. El becerileri: Çocukların inşa etme, yemek pişirme, bahçe işleri j veya diğer el becerileri gerektiren etkinliklere olan ilgi ve yeteneklerini küçümsemeyin, insanların elleriyle çalışmalarını teşvik eden bir endüstri" gelişmiştir.<br />
 7. Başkalarına hizmet: Çocuğunuzun evsiz ve kimsesizlere yardım etmeye istekli olup olmadığını anlamaya çalışın. Başkalarına yardım etme isteği ileride seçeceği mesleği de belirleyebilir.<br />
 Keşfetmek demek, burada söz edilen her alanda çocuğunuzun bir uzman olmasına çalışmak anlamına gelmektedir. Keşiflerinizin ilkönce yüzeysel olmasını sağlayın. Şöyle bir bakın, çocuğunuzun belli alanlara girmesine ve zevk almasına izin verin. Belki de böyle bir basit keşif sayesinde ömür boyu sürdürülecek bir mesleğe ilk adım atılacaktır. Bu arada, çocuğunuzun ilgi duyduğu en azından bir alanı bulmasına ve; müzik ya da pul koleksiyonculuğu, bisiklet ya da bahçıvanlık, ne olursa olsun, o alanda başarılı olmasına yardımcı olun. Yaptıklarını övün kendisi daha derinlemesine bir çalışmayı sürdürecektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÖĞRENME ZORLUKLARININ SAPTANMASI</span><br />
 <br />
 Eğer çocukta bir öğrenme zorluğu varsa bunun belirtileri nelerdir<br />
 Bazı durumlarda bunları tanımlamak çok kolaydır. En yaygın eksiklik öğrenme ve dil zorluğudur. Örneğin, tersine dönebilen harfler ve basit bazı kelimelerle ilgili problemleri olur. Öğrenme zorluğu olan bir çocuk için b harfi d´ye benzeyecektir. Bu tarzda bir öğrenme güçlüğüne, çocuğun o harfin doğru şeklini ve sesini defalarca tekrarlayarak ezberlemesi sağlanarak yardımcı olunabilir.<br />
 Ancak, çocukların çoğunda öğrenme zorluğu problemi ve süreci bundan çok daha karmaşıktır. Bazı çocuklar, gözleriyle gördüklerini, beyinlerinin dış tabakasının yorumlayabileceği bir kavrama dönüştürmekte zorlanmaktadırlar. Aynı durum işitme için de geçerlidir; çocuğun" işittiği şeyler, çocuk için anlamlı bir şey olarak yorumlanabileceği beyine gidebilmek için sinirlerden geçemeyebilir. Bu çocukların, kısa vadeli hafızalarıyla ilgili problemleri vardır. Çevrelerinde olanları görme veya işitme ve çok kısa bir süre için bile hatırlama konusunda zorluk çekerler. Geçen hafta ya da geçen yıl olanları hatırlayabilirler fakat birkaç saniye önce olanları hatırlamakta zorlanırlar. Okuma ve yazma ya da matematik ödevlerini hiç sevmezler. Sözcük bilgileri çok azdır ve yeni sözcükleri söylemekte zorlanırlar.<br />
 Öğrenme güçlüğü olarak tanımlanan bazı teknik terimler işitsel ayırt etme güçlüğü, ifade güçlüğü, okuma güçlüğü, matematiksel güçlükler ve benzerleridir. Bunlar bir çocuğun nasıl öğrendiği ile ilgili tanımlayıcı terimlerdir. Bunların hiçbiri sizin çocuğunuzda yetenek eksikliği olduğu anlamını taşımaz. Sadece öğrenmede bazı zorluklar çekeceği anlamına gelirler.<br />
 Öğrenme zorluklarını açıklayan diğer bir sorun da Dikkatini Toplama Eksikliğidir.* (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olarak da bilinir). Böyle bir problemi olan çocuklar genellikle düşüncesiz, unutkan, dağınıktırlar ve dikkatlerini bir seferde birkaç dakikadan daha uzun bir süre bir noktada toplayamazlar. Empati kurma becerileri az olduğu için arkadaşlık kurmakta ve bunları sürdürmekte zorlanırlar. Hiperaktif olanlar, yerlerinde duramayıp devamlı kıpırdandıkları ve çevrelerine fiziksel zararlar verdikleri için onlarla birlikte olmak oldukça zordur. Çocuğun çevresini (özellikle de sınıfta) yoğun ve tutarlı bir disiplin altında tutmak ADD sorunu olan çocuklar üzerinde çok olumlu bir etki yaratabilir. Ayrıca, bu belirtileri ortadan kaldırmaya büyük ölçüde yardımcı olan bazı iyi ilaçlar da vardır.<br />
 *Ç.N: Dikkatini Toplama Eksikliğinin (Attention Deficit Disorder) kısaltılmış hali ADD´dir ve metin içinde bu kısaltma kullanılacaktır.<br />
 Son olarak okuldaki ve öğrenmedeki zorlukların duygusal problemlerle ilgisi olabilir. Duygusal çöküntü veya okul ya da evdeki problemler konusunda aşırı anksiyete çocuğun öğrenmesini azaltabilir ve bu da öğrenme güçlüğü gibi görünebilir.<br />
 Öğrenme ile ilgili problemlerin pek çok nedeni vardır. Nörolojik bazı zayıflıklar doğuştan veya doğum öncesi yaşanan bir durumdan kaynaklanabilir. Kalıtımsal ve aileden gelen bir problem olabilir. Çocuklar kendi başarısızlıklarını veya başkalarının kendilerinden çok ileri gittiğini gördüklerinde cesaretlerini kaybetmektedirler. Sınıfın eğlencesi haline gelerek ya da çeşitli antisosyal davranışlar göstererek bunu telâfi etmeye çalışırlar.<br />
 Bazı özel sınıflar ve özel öğretme teknikleri çocukların bu öğrenme eksikliklerinin üstesinden gelmelerini sağlayabilir. Çocuğunuzun harfleri oluştururken, tahta bloklar ya da bir ip gibi hissedebilecekleri ve dokunabilecekleri nesneler kullanmalarını sağlayın. O bunu yaparken har yüksek sesle tekrarlayın. Çocuğunuzun kafasını meşgul edebilecek yakındaki bazı olayların sorumluluğunu üstlenmeye çalışın ki, o bunların altında ezilmesin. Çocuğunuzun başarılarını övün ve sorumluluk sahibî olması için disipline edin. Siz sabırlı ve sevecen olduğunuz sürece başarılı olmayı öğrenecektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞUM OKUYAMIYOR</span><br />
 <br />
 Oğlum okuyamıyor. Dört yıldır öğrenme güçlüğü programlarına katıldı ve 5 ayrı okula devam etti. Kafamız çok karışık ve çok kaygılanıyoruz. Bu yıla kadar babasıyla birlikte yaşıyordu ve şimdi benimle ve yeni kocamla birlikte. Birkaç haftaya kadar ona daha çok yardımcı olabilmek ve aramızda daha güçlü bir bağ kurabilmek için yarım gün çalışmaya başlayacağım.<br />
 Bu anne çok haklı bir kaygı duyuyor. Herhalde çocuğu okuması gereken yaşını çoktan geçmiş veya okuması biraz gecikmiş. Okuma güçlüğü programlarına katıldığına göre, pek çok yöntemin denendiğini varsayıyorum. Ama yine de bu annenin oğluyla birlikte zaman geçirme kararı çok güzel.<br />
 Önce, okuldaki öğrenme güçlüğü programı uzmanıyla konuşup, evde çocuğuyla okulda yapılanları tamamlayacak şekilde nasıl çalışabileceği konusunda öneriler almalıdır. Daha sonra da, evde okuma konusunda çalışmalar yapmak üzere sınırlı bir zaman harcamalıdır. Bu çocuk, büyük bir olasılıkla haftada birkaç kere bir ya da iki 30 dakikalık süreden daha fazla okuma çalışması yapamayacaktır. Anne, çocuğun ilgisini çeken bir konuda okumasını sağlamalıdır. Ayrıca onu kütüphaneye götürüp istediği kitabı seçmesine izin vermelidir.<br />
 Ayrıca ona kitap okuyabilir ve böylece çok iyi bir okuyucu olmasa bile çocuğun edebiyatın geniş dünyasını keşfetmesini sağlayabilir. Belki Define Adası veya Robinson Crusoe gibi klasiklerden bir macera kitabının basitleştirilmiş şekli çocuğun hoşuna gidecektir. Belki de uzay maceraları ya da detektif romanları gibi modern bazı hikâyeler daha çok ilgisini çekecektir.<br />
 Bu çocuğun son zamanlarda hayatında çok fazla değişiklik yaşadığını düşünüyorum. Beş kez okul değiştirmiş, bir boşanma yaşamış ve evini değiştirmiş. Biraz durağanlıkla birlikte koşulsuz sevgi ve kabule ihtiyacı var. Yaşamı yerine oturdukça ve anababasıyla sevgi dolu ilişkileri sonucunda özgüveni geliştikçe, okuması da yavaş yavaş ilerleme kaydedecektir. Eğer böyle olmazsa, anne okuldaki uzmanlardan ve belki de doktorundan çocuğunun problemine bir çözüm bulma konusunda yardım istemeye devam etmelidir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SINIFTA KALMA</span><br />
 <br />
 Eğer okuldan çocuklarının bir sınıfı tekrar okuması öneriliyorsa, anababalar ne gibi sorular sormalıdırlar<br />
 Böyle önemli bir konuda karar verirken ele alınması gereken bir dizi soru vereceğim. Bir çocuğun sınıfta bırakılması önemli bir karardır ve anababalar bunu dikkatlice değerlendirmelidirler.<br />
 İlk sorum şu: Yaşı ve bedensel gelişimi şu andaki sınıfındaki çocuklara ve sınıfta bırakılırsa olacağı sınıftaki çocuklara ne kadar uymaktadır Eğer kalırsa katılacağı sınıfta kendini yaşça ve bedenen büyük hissederse, buna içerleyebilir ve isyan eder. Böylece sınıfta bırakılmasının hiçbir yararı olmayabilir.<br />
 İkinci soru: Eğitsel becerilerindeki eksiklik hangi boyutta Eksikliği bütün alanlarda açıkça görülüyor mu, yoksa sadece belli bazı konularda mı (Eğer sadece belli konularda eksikliği varsa, özel ders ilerlemesine yardımcı olabilir.)<br />
 Üçüncü soru: Sosyal becerileri nelerdir Eğer çok olgun bir çocuksa, kendisini küçük çocukların arasında kötü hissedebilir. Pek olgun değilse, kendinden küçüklerle daha iyi hissedebilir ve uyum sağlamasına yardımcı olabilir.<br />
 Dördüncü soru: Diğer seçenekler nelerdir Özel bir sınıf var mı Onun gibi çocuklarla başarıyla çalışan bir öğretmen var mı<br />
 Bu seçenekler çocuğunuz için en iyi olan kararı vermenize yardımcı olabilir. Eğer cevaplarınızdan, "Bu çocuk yeterince olgun değil, bütün alanlardaki bilgilerinin daha sağlamlaştırılması gerekiyor." sonucunu çıkarıyorsanız, çocuğunuzun sınıfı tekrarlamasında yarar vardır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SINIFTA KALAN BİR ÇOCUĞUN ANABABASI</span><br />
 <br />
 Kızımızın ikinci sınıfı tekrarlaması tavsiye edildi. Biz de bu öneriyi kabul ettik çünkü ağustos doğumlu olduğu için her zaman sınıfın en küçüğü olmuştu. Zaten prematüre doğmuştu ve olgunluk açısından her zaman yaşıtlarından daha geride kalmıştı. Ama sınıf tekrarlama konusunda kendi duygularımızla ilgili sorunlarımız var.<br />
 Böyle bir karar ilgili herkesi biraz üzebilir. Bununla başedebilmeniz için birkaç öneri verebilirim:<br />
 1. Anababalar üzüntülerle yüzleşmek zorundadırlar. Her anababanın çocukları için hayalleri ve idealleri vardır ve bir sınıfın tekrarı bu hayale pek uymaz. Hayalleriniz yıkıldığında (ya da siz öyle olduğuna inandığınızda) üzülürsünüz. Üzüntünüzü yaşayın ve gerçekleri kabul edin. Bu üzüntüyü yaşayıp kabul ettikten sonra, çocuğunuzun da aynı süreçten geçmesine yardımcı olmaya hazır olabilirsiniz.<br />
 2. Çocuğun da üzüntüsünü yaşamasına izin verin. Çocuklar bir sınıfı tekrar etmek zorunda kaldıklarında mutsuz olurlar çünkü yıllar içinde oluşturdukları sosyal ilişkilerini kaybederler.<br />
 3. Sınıfı tekrarlamanın kazançlarını araştırın. Eğitimdeki temelinin sağlamlaştırılmasının, okul hayatının geri kalanına ne kadar yardımcı olacağını görmesine yardımcı olun. Olumlu bir tutum içinde olun ve bu çocuğunuzun da olumlu yaklaşmasını sağlayacaktır. Okulla işbirliği yapın ve bir sonraki seneyi çocuğunuzun okuldaki en iyi yılı haline getirin. Düş kırıklıklarıyla yüzleşmek, onların üstesinden gelmek ve ilerlemek; bir sınıfın tekrarlanması gibi bir durumda bile sizin ve çocuğunuzun öğrenebileceği şeylerdir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YARATICILIK</span><br />
 <br />
 Bazı insanlar daha yaratıcı olarak mı doğarlar Yoksa bu geliştirilebilecek bir özellik midir<br />
 Çocuğunuz bir Beethoven ya da Michelangelo olmayacaktır ama hangi mesleği seçerse seçsin, yaratıcı düşünmeyi öğrenmesi iyi olacaktır. Bence her insan yaratıcıdır. Ama her insanın doğuştan farklı bir potansiyeli ve bu yaratıcılığı ifade edeceği farklı bir alan vardır. Bazı çocuklar yaratıcılık konusunda daha özellikli doğabilir veya belli bir özellik göstermesini sağlayan bir kalıtsal faktör olabilir. Ama heyecanlı ana babalar çocuklarına yaratıcı düşünmenin heyecanını öğretebilirler.<br />
 Çocuğunuzun ilgi ve beceri alanlarını saptayın. Onu heyecanlandıran şey nedir Daha çok yaratıcılık anababanın çocuğu yüreklendirmesine ve ilgi alanlarının gelişmesi için imkânların sağlanmasına bağlıdır. Çocuğun yarattığı her şey farkedilmeyi ve övülmeyi hakeder.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MÜZİK DERSLERİ</span><br />
 <br />
 Çocuğuna müzik dersleri aldırmak isteyen anababaların gözönünde bulundurması gereken bazı faktörleri tartışabilir misiniz<br />
 Son yıllarda yapılan araştırmalar, müzik derslerinin çocukların özellikle fen ve matematik alanlarındaki başarılarını artırmaya yardımcı olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle, medyada da çocuğun öğrenmesini geliştirme yollarından biri olarak müzik dersleri üzerinde durulmaktadır.<br />
 Doğal olarak anababalar çocuklarının hayatlarını en iyi ve en dolu şekilde geçirmelerini isterler ve bazı anne ve babalar için bu, ders demektir. Bence anababaların ilkönce düşünmeleri gereken nokta, böyle bir öğrenmenin güzelliklerinin yanı sıra zorluklarına da katlanmaya istekli olup olmadıklarıdır.<br />
 Böyle bir özel beceriyi kazanırken çocukların geçtiği üç aşama vardır, ilk aşama yeni bir imkânın yarattığı heyecandır. Tuşlara dokunmak ve o küçük komik notaların ne anlama geldiklerini öğrenmek ilginç olabilir. Bu çok kısa sürebilir ve ikinci aşama can sıkıntısı ve pratik yapmanın tekdüzeliğine direnme dönemidir. Eğer çocuk bu zor aşamayı atlatabilirse, artık uzmanlaşmanın heyecanını tadabilir. Bu süreç içinde, çocuklar eğer umdukları kadar hızlı bir ilerleme kaydettiklerini göremezlerse çok ciddi olarak cesaretlerini kaybederler. Böyle bir durumu sizin çocuğunuz da yaşayabilir.<br />
 Çocuğunuzu müzik derslerine yazdırmayı düşünürken, önce çocuğunuzun doğal yeteneklerini değerlendirin. Bence bütün çocuklar müzik öğrenmeli ve değerini de anlamalıdır çünkü müzik evrensel bir dildir. Eğer çocuğunuz derslere başladıysa, katılıktan ve olumsuzluktan kaçının. Eğer çocuğunuz, ilk balayı dönemini geçirdiyse, direnme aşmasında bu işi bırakmasına izin vermeyin. Bir plan yapın (çocuğunuzun işbirliği ve öğretmenin tavsiyeleri ile):<br />
 1. Pratik yapma süresini tahammül edilecek kadar kısa tutun.<br />
 2. Dersin öğrenilebilmesine yeterli olacak sıklıkta pratik yapmasını sağlayın. Dersten bir saat önce birkaç saat sıkı bir çalışma yapmaktansa, haftada 6 gün 15er dakikalık tekrarlamalar çok daha iyidir.<br />
 3. Müzik aletini, pratik yapma sıkıntısı çekmeden sadece eğlence için çalabileceği zamanlar ayarlayın.<br />
 4. Kendiniz de müzik aletini çalmaya uğraşın. Çocuğunuzun size bir şey öğretmeye çalışması onun ilgisini çekebilir ve uzmanlığa ulaşmak için gerekli gerçek çabayı göstermesini sağlayabilir.<br />
 5. Öğretmene pratik yapmanın eğlenceli yollarını sorun. Örneğin, çocuklar "balık avlamaya gidip" (bir çubuk, ip ve mıknatısla), çalmaları gereken şarkıların isimlerini (köşelerinden ataçla tutturulmuş kağıtları) balıklar gibi yakalayabilirler veya bir arkadaşlarıyla birlikte pratik yapabilirler. Çalışmaları eğlenceli hale getirmenin pek çok yolu vardır.<br />
 6. Eğer çocuğunuz, öğretmeni ve siz, ilgi eksikliğinden dolayı çok yavaş bir ilerleme kaydettiğini düşünüyorsanız ve çocuğunuz da istiyorsa bırakmasına izin verin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EV OKULU</span><br />
 Çocuğunuzu okula göndermektense, evde öğretim vermenin olumlu ve olumsuz yanlan nelerdir<br />
 Son yıllarda anababaları belli bir programı izleyerek evde öğretim yapmaya teşvik eden bir ev-okulu akımı vardır. Bu seçenek okullarla ilgili bazı sıkıntıları olan anababalara oldukça cazip görünmektedir. Örneğin, çok kalabalık sınıflar, özel çocuklar için özel bazı programların eksikliği, yaşıtların olası olumsuz etkileri, kötü alışkanlıkların kazanılması ve bazı dini kaygılar.<br />
 Okullarla ilgili bu kaygılara katılıyorum ama evde öğretimi seçen kişilerin gerekli donanıma sahip olmadıkları endişesini de taşıyorum. Tanıdıklarımın sadece % 5´inin evdeki öğrenimi sağlayabilecek niteliklere sahip olduklarını düşünüyorum.<br />
 Böyle bir programın gerektirdiği devamlı etkileşimi anababaların çoğu sağlayamaz, iki yönlü bir rolü üstlenmek zorunda kalırlar. Ana-babalıktan öğretmenliğe ve tekrar anababalığa geçmek hem onlar, hem de çocuklar için çok zor olacaktır. Sürekli denetim sağlamak ve aynı zamanda çocukla hoş vakit geçirip, gevşemek ve birlikte oyun oynamak bazıları için imkânsız olmasa bile, çok zordur. Dahası, bazı anababalar çocukların kazanması gereken materyallerle başedecek eğitim düzeyinde değildir. Fen ve matematik konusunda çok az bilgisi olan anababalar, üst sınıflarda bu konuları çocuklarına öğretmekte çok zorlanabilirler.<br />
 Ev-okulu genellikle ilköğretim yıllarında uygulanmakta ve daha ileriki yıllarda çocuklar okula gitmektedirler, ilköğretim yıllarında, çocuklar anababaların etkisine çok açıktırlar ve çevrelerindeki kültürel değerleri anababaların bakış açısından almaya hazırdırlar. Ama ortaokulda, çocuklar yaşıtlarından daha çok etkilenirler ve ev-okulundan ortaokula geçmek çocuğun bu döneminde oldukça sarsıcı olabilir.<br />
 Bu nedenle, ev okulunun bazı olumlu yanlan olmasına rağmen üzerinde iyice düşünülmeden uygulanmamalıdır. Siz de çocuğunuzda bunu deneyip denemeyeceğinize karar vermelisiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">OKULDAKİ PROBLEMLER</span><br />
 <br />
 Her çocuğun okulda istendiğini ve sevildiğini hissetmek ihtiyacında olduğunu biliyoruz. Oğlumuzun bu konuda bir problemi var. Sınıf arkadaşlarının kendisini farketmesi için başını sürekli derde sokuyor. Eğer bir başka çocuk ona vurursa, o da dönüp aynısını yapıyor. Başı genellikle dertte. Bazı arkadaşları var ama okula karşı tutumu çok kötü ve gittikçe de kötüleşiyor.<br />
 Bu çocuk kendini güvensiz hissediyor gibi gözüküyor ve yardıma ihtiyaçtı var. Her insanın ilgiye ihtiyacı olması çok normaldir ve bu evrenseldir.Çocuklar olumlu ve mutlu bir ilgiyi tercih ederler fakat bunu yeterli miktarda alamazlarsa, bazen de olumsuz yollara başvurarak farkedilmeye çalışırlar. Çok fazla taşınmış olan çocuklar bazen böyle bir tutum içine girerler. Sürekli olarak arkadaşlarını ve tanıdık yerleri kaybetmenin sıkıntısını yaşıyor olabilirler.Bunun dışında, anne ya da babanın yokluğu güvensizlik yaratabilir. Kızların da, erkeklerin de hayatlarında her ikisinin de olması gerekir, işteki sorumlulukları, sağlık problemleri veya fiziksel ya da duygusal mesafeler nedeniyle çocuk anababasından her ikisine de erişemiyorsa, kendini değerli hissetme mücadelesi verecektir.<br />
 Çocuğunuza okulda arkadaşlarıyla geçinemiyor diye acımaktan geçin. Onu, yanlış davranışlarının sonuçlarından kurtarmayı reddedin.Çünkü er ya da geç arkadaşları ve öğretmenleri daha düşünceli ve saygılı davranması gerektiğini öğrenmesine yardımcı olacaklardır.Çocuğunuzun erdem, ilgi ve becerilerini bulun, onları geliştirip teşvik edin ve çocuğunuzun kendisiyle gurur duymasına yardımcı olun.<br />
 Çocuğunuzun hiperaktif olup olmadığını da kontrol edebilirsiniz. Bu tür problemler yaşayan çocukların çoğunda Dikkatini Toplama Eksikliği (ADD) olduğuna tanık olmuşumdur. Düşüncesizce davranırlar ve diğerlerine karşı duyarsızdırlar. Bazen sınıftaki güçlüklerini sınıf dışında problem yaratarak kapatmaya çalışırlar. Eğer böyle bir durumdan şüpheleniyorsanız, bir çocuk doktoruna ve psikiyatriste danışın. Disiplin yöntemleri ve ilaçlar çok yardımcı olabilir. 124<br />
 Bu arada, çocuğunuza evde sosyal beceriler kazandırın. Sırasını beklemeyi, şaka kaldırmayı ve çatışmaları şiddete başvurmadan çözmeyi öğrenmesine yardımcı olun ve iyi olduğu zamanlarda onu övün.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DUYGUSAL GELİŞİM<br />
 EV ORTAMI</span><br />
 <br />
 Çocukların büyümesi ve gelişimi için ideal bir ev ortamını tanımlamanız gerekseydi, hangi faktörler en önemli olurdu<br />
 Ne kadar harika bir soru! İşte tavsiye ettiklerim:<br />
 1. Evliliğinizle ilgilenin. Birbirlerine saygı duyan ve seven ana-babaya sahip olmak çocukların hayatlarındaki en önemli ve olumlu faktördür. Anababalar, çocuklarınızın önünde birbirinize saygıyla yaklaştığınızdan emin olun. Sevgi çok güzeldir, ama açıkça, tutarlılıkla ve dürüstçe ifade edilmedikçe bir yararı yoktur.<br />
 2. Onu koşulsuz olarak ve sevgiyle kabul edin. Güvenli bir aile hayatının en temel faktörlerinden bir diğeri de her çocuğu kendisi olarak kabul etmektir. Destek, yüreklendirme ve işbirliği yaratabilmek için, onaylama ya da kınamalarınızı olumlu bir yaklaşımla yapmalısınız.<br />
 3. Uygun bir eğitim ve disiplin sunun. Bu, çocukların kendi kendilerinin farkında olmaları, diğer insanlarla başarıyla etkileşim kurmaları ve başkalarına şefkat duymayı öğrenmeleri için gereklidir.<br />
 4. Hoş ve eğlenceli bir atmosfer yaratın. Evinizden kahkahayı eksik etmeyin. Ama kahkahalarınızın başkalarıyla alay etme şeklinde olmamasına dikkat edin.<br />
 5. Geniş ailenizle ilgilenin. Çocukluğumun en güven verici şeylerinden biri geniş ailemizdi. Büyükannem, ben lise yıllarımdayken sessizce ölünceye kadar bizimle birlikte yaşadı. Onun varlığının hayatımda çok büyük etkisi vardı. Bizi çevreleyen amca-dayı, teyze-hala ve kuzenler hastalık ve duygusal problem anlarında hep yanımızdaydılar. Çocuğunuza geniş ailenin bugünün hareketli toplumuna bir düzen getirdiğini öğretin. Telefon konuşmaları, mektuplar ve ziyaretler de çocuğunuza geniş ailenin bir parçası olduğunu hissettirecektir. Geniş aile ona kendisinden daha büyük bir şeye ait olmanın güvenlik duygusunu verecektir.<br />
 Ancak, bütün geniş ailelerin olumlu etkisi olmayabilir. Bazı aile üyeleri olumsuz, gereğinden fazla eleştirel, yargılayan veya istismar eden ya da alkolik kişiler olabilirler. Eğer durum böyle ise, çocuklar bu kişilerle sık sık birlikte olmanın yararını göremeyeceklerdir. Onun yerine, çocuklarınıza bu kişileri sevmeyi, onlardaki iyi yönleri görmeyi ve aynı hatalara düşmemek için onların yanlışlarının farkında olmayı öğretebilirsiniz.<br />
 6. Her zaman misafirperver olun.Evinizi çocuklarınızın arkadaşlarının her zaman hoş karşılandığı bir yer olmasını sağlayın. Bu onların sağlıklı birer yetişkin olmalarına bir basamak oluşturur ve büyüdüklerinde bile gelmek isteyecekleri bir sığınak olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUKLARINIZI KUCAKLAMAK</span><br />
 <br />
 Çocukların, anababalann kucaklamasına ve sarılmasına artık ihtiyaç duymadıktan belli bir yaş var mıdır<br />
 Yetiştkinler de dahil herkesin kucaklanmaya ve dokunmaya ihtiyacı vardır, bu nedenle de çocukların böyle bir yaşa hiçbir zaman gelmediklerini düşünüyorum. Ama, artık okşanmaya ihtiyaçları kalmadığına ana-babalarını inandırdıkları dönemlerden geçtikleri de doğrudur. Ancak kendi kimliklerini ortaya koymakta çok zorlandıkları böyle dönemlerde bile, dokunulmaya ihtiyaç duyarlar. Sadece onu daha özel yerlerde ve değişik şekillerde isterler. Çocukların okşanmaya veya dokunulmaya en müsait oldukları saati bulun. Bu, genellikle yatma zamanıdır. Her çocuğunuza zaman ayırın. Değişik dokunuşlar deneyebilirsiniz - sırt ovma, baş kaşıma, alnını okşama veya bazen ufak bir gıdıklama olabilir. Yatağın yanına oturun, bir süre konuşun, ona bir şekilde dokunun ve yanından aynlmadan bir öpücük verin.<br />
 Bir çocuk dokunulmayı reddediyorsa bunun büyümenin normal bir parçası olduğunu anlamalıyız. Bunu kişisel bir reddetme olarak algılamayın. Sabırlı ve anlayışlı olduğunuz ve duygusal olarak onun ulaşabileceği bir yerlerde bulunduğunuz sürece, sıcaklık ve sarılmalar gidip gelecektir. Ama güven duygusu her zaman orada olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MAHREMİYET</span><br />
 <br />
 Çocuklarının mahremiyeti konusunda anababalara ne gibi önerileriniz olabilir<br />
 Anababalann, çocuklarının mahremiyet ihtiyacını ve yaşla nasıl değiştiğini anlayabilmelerine yardımcı olacak üç önemli faktör vardır. Birincisi çocuğun yaşıdır, ikincisi çocuğun kişiliği ve üçüncüsü ise o andaki genel ruh hali veya koşullardır.<br />
 Yaş. Altı-yedi yaşlarından önce çocukların mahremiyet ihtiyacı çok ender görülür. Üç-dört yaşlarına kadar, çocuklar her zaman bir yetişkinin görüş veya duyuş alanı içinde olma ihtiyacındadırlar. Ancak altı ya da yedi yaşlarından sonra, çocuk bağımsız bir birey olabilmek için biraz yalnız zaman geçirmeye ihtiyaç duymaya başlar. On-on bir yaşlarında, çocuğun bu ihtiyacı önemli ölçüde artar ve ergenlik yılları boyunca artmaya devam eder.<br />
 Kişilik. Bazı çocuklar çok dışadönüktürler ve çok az mahremiyete ihtiyaç duyarlar veya bunu gerçekten isterler. Öte yandan, içedönük bir çocuk yalnız başına zaman geçirmekten zevk alır ve buna ihtiyaç duyar.<br />
 Ruh hali ve koşullar. Mahremiyet ihtiyacı bazen doğrudan o andaki koşullar ve çocuğun ruh haline bağlıdır. Bazı çocuklar, kırıldıkları ve öfkeli oldukları zamanlarda, anababaların ilgisine, kucaklamasına ve rahatlatmasına ihtiyaç duyarlar. Bazılarının ise, biraz "mekân"a ihtiyacı vardır. Biraz sakinleşmeye ve duygularını tanımlamak için zamana gereksinim duyarlar. Anababalarının yaratıcılığını ve duyarlılığını isterler. Çocuğun öfkesinin veya incinmiş duygularının üzerinde düşünmesi için zamana ihtiyaç duymasını anlamak ve saygı göstermek çok önemlidir. Daha sonra, çocuğunuzun odasına gidip kapısını tıklatabilirsiniz ve biraz okşamaya veya konuşmaya hazır olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Eğer hâlâ değilse, belli aralıklarla odasına gidip hazır olup olmadığını kontrol edin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AŞIRI KORUMACILIK</span><br />
 <br />
 Anababalar çocuklarını aşın korumaktan nasıl uzak durabilirler<br />
 Yakın bir zamanda üçüncü sınıfa giden bir kız çocuğuyla çalışmam vardı. Yürürken bebek gibi adımlar atıyordu. Bebek gibi bir sesle konuşuyordu ve küçük bir çocuğun kelimelerini kullanıyordu. Çok parlak bir çocuk olmasına rağmen, diğer çocuklara uyum gösteremiyor ve onların hareketli oyunlarına katılmaya korkuyordu. Güvensiz ve devamlı| ağlayan mutsuz bir çocuktu. Bu çocuğun okuldaki sıkıntılarının nedenlerini irdeledikçe, annesinin kızının bebekliğinden çok zevk aldığını ve farkında olmadan onun devamlı küçük kalmasını sağladığını ve aşırı koruyarak, kendisi daha uzun bir süre bir bebeğe sahip olurken, kızına J da ciddi bir problem yarattığını anladık.<br />
 Aşın korumacı olduğunuzu düşünüyorsanız, yararlanabileceğiniz bazı öneriler:<br />
 • çocuğunuzun güçlü olduğu noktaları farkedin ve onları kullanmasına yardımcı olun<br />
 • kendi anababalık becerilerinize güvenin<br />
 • amacınızın çocuğunuzun bağımsızlığa ulaşmasında yol gösterici olmak olduğunu anlayın<br />
 • dikkatli sorular sorarak, çocuğunuzun iyi kararlar almasına ve onları uygulamasına yardımcı olun<br />
 • ona inandığınızı bilmesini sağlayın<br />
 • olumlu bir tutum içinde olun<br />
 Karşılaştığım aşırı korumacı anababalar genellikle ya kendileri de aşırı korumacı anababalar tarafından büyütülmüş ya da diğer aşırı uçta olup aşırı ihmal edilmiş olan kişilerdi. Diğer bazı durumlarda, ciddi bir hastalık veya kaza, anababanın böyle bir problemin tekrarını engelleme çabasıyla aşırı korumacı olmasına yol açmaktadır. Neden ne olursa olsun, aşırı korumacı olmadan da çocuğunu koruyan bir anababa olabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUKLARIN HAFIZA BANKALARI</span><br />
 <br />
 Psikoloji okuyan bir arkadaşım çocukların, o bilgiyi hemen anlamasalar ya da kullanmasalar bile, gördükleri ve duydukları her şeyi kaydettiğini söyledi. Bu beni çok rahatsız etti çünkü eşim de ben de öfkeli olduğumuzda kızlarımıza bağırıyoruz. Bunun nasıl bir etkisi vardır ve bunu nasıl telâfi edebiliriz<br />
 Çocuklar gerçekten de iyi veya-kötü deneyimlerini kaydederler. Ama özellikle de, mutlu veya acı veren duygusal olayları hatırlamaya daha eğilimlidirler. Ancak, öfkeli olmak ve bağırmak pek çok anababanın yaptığı bir şey, bu nedenle de sizi bu konuda ağır bir suçluluk duygusuna sokmak istemiyorum. Eğer öfkeniz çocuklarınızın problemlerini düzeltmeye yönelmiş ve sevginin oluşturduğu bir öfke ise, çok fazla endişelenmenize gerek yoktur. Çocuklarınızın geçmişleriyle ilgili olarak neler hissettikleri konusunda kaygılarınız varsa, onlara sorun. Size hemen cevap vereceklerdir.<br />
 Ancak, çocuklarınızı yoğun bir öfke duygusu yaşamadan düzeltmeyi öğrenmeniz çok önemlidir. Aşırı öfke zamanla korku ve daha sonra da isyan yaratır. Kendinize bir "mola" vermeyi öğrenin. Belli bir durumda çocuğunuzun öğrenmesi gereken ders her ne ise onun üzerinde biraz düşünün. Onu en etkili bir şekilde nasıl öğretebileceğinizi (örneğin, sakin, kararlı bir şekilde sonuçları ve yeri sınırlayarak) değerlendirin ve sonra da planınızı uygulamaya koyun.<br />
 Çok değerli bir sanat eserinde her zaman zıtlıklar vardır. Karanlık ve aydınlık, parlak ve soluk renkler o resmi gerçekten güzel yapar. Çocuklarınızın hayatına şekil verirken siz de bir eser yaratıyorsunuz. Hayatlarınızı dengeleyebilmek ve onlara gerçek kavramları öğretebilmek için mutsuzluk, öfke, mutluluk ve barış beraber olacaktır. Çocuklarınızla zaman zaman konuşmak, geçmişi gözden geçirmenize yardımcı olabilir. Küçüklüklerine ait bazı olayları hatırlatın - belki de tümüyle unuttukları zamanları. Bu hikâyeleri anlatarak ve nedenlerini açıklayarak, onlara geçmişlerini yorumlama fırsatı vermiş olursunuz. Böylece, disiplini oluşturanın sevgi olduğunu anlarlar.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SEVGİYİ ÖĞRETMEK</span><br />
 <br />
 Anababanın sunduğu temel bakım ve beslenmenin dışında, çocuk sevgiyi nasıl öğrenebilir<br />
 Sevgi, seven anababalar tarafından öğretilir - birbirlerini, kendilerini ve bebeklerini seven anababalar. bebeğin varlığı ile oluşan sıcak canlılık sevginin varlığıdır. Sevgi sadece yaşanmaz, öğretilir de ve anababalar sevginin öğretilmesi gereğini anlamalıdırlar. Çocuğun ihtiyaçlarının karşılanması için sunulan sevecen bakım, çocuğun hayatında sevginin canlı tutulmasında çok önemli bir yer tutar. Sevgi, sert, öfkeli ve yüksek bir ses yerine, yumuşak ve sevecen bir ses tonu kullanılarak öğretilir. Sevgi, bir çocuğu aşağılamak, ders vermek veya küçük düşürmek yerine, onu sevecen ve olumlu sözcükler kullanarak yüreklendirerek öğretilir. Çocuk onu, sizin gözlerinizde görecek, sesinizde duyacak, dokunuşunuzda hissedecek ve tüm ilginizde farkına varacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KABUSLARIN NEDENİ</span><br />
 <br />
 Dört buçuk yaşındaki torunum gece kâbuslar görüyor. Eskisi kadar çok olmamakla birlikte, gündüzleri de sık sık ağlıyor.<br />
 Çocukların kâbusları sadece çocuk için değil, anababa için de çok rahatsız edicidir. Çocuklar ve anababalar uykularını alamadıkları zaman, yorgunluğun aile içinde büyük bir strese neden olduğuna tanık olmuşumdur. Aslında, pek çok durumda kâbusların da nedeni aşırı strestir. Bazen de beklentilerin çok yüksek olmasından kaynaklanır (okulda yüksek notlar almaya çalışan çocukların kâbuslar gördüklerini biliyorum). Çok sert cezalar veya çok büyük bir öfkeyle öngörülen sonuçlar çocuğun hayatında bazı problemler yaratabilir ve kötü rüyalar olarak ortaya çıkabilir. Yaşıtlarla olan ilişkilerdeki gerginlikler veya çocuğun kendi algılamaları sonucunda oluşan stres de kâbuslara neden olabilir.<br />
 Bunların yanı sıra, beli bazı fiziksel durumların yanı sıra hastalıklar da kâbuslara yol açar. Burundaki allerji veya astım nedeniyle nefes zorluğu çeken çocukların uykuları da huzursuz olur. Anababaların veya öğretmenlerin tutarsız davranışları çocukta kaygı ve sinir bozukluğuna neden olur ve çocuk bunları kâbuslarda görür.<br />
 Madalyonun öbür yüzünde ise şu vardır: Aşırı özgürlükler kaygı yaratır. Pek çok okul öncesi çocuk, yakın çevrelerinde özgürce dolaşabilirler. Ayrıca duygusal olarak da çok özgür bırakılmışlardır ve aile içinde çok az yakınlık vardır. Kendilerini geceleri kâbuslar görmeyecek kadar güvende hissedebilmeleri için, çocukların, duygusal samimiyet ve sıcaklığın yanı sıra, büyük miktarlarda okşanmaya ve fiziksel yakınlığa ihtiyaçları vardır. Çocuğunuzun özgürlüğü ile denetimini dengelemek çok önemlidir.<br />
 Çocukların duydukları veya gördükleri korkutucu deneyimler de kâbuslara neden olabilir. Akşam yemeğinde tartışılan bir haber veya televizyon programları çocuğun küçük kafasında korkutucu bir iz bırakabilir.<br />
 Tabii ki kâbuslar da her zaman kötü değildirler. Bazı rüyalar çocukların korkularından kurtulmalarına yardımcı olabilir ama bu rüyalar çocuğu korkutmaya başlarsa bir kısır döngü içine girilebilir. Bazı çocuklar süreklilik gösteren kâbusların korkusundan yatağa gitmek istemezler.<br />
 Nedenleri anlaşıldıktan sonra, kâbusların tedavisi oldukça kolaydır. Sadece, çocuğunuzun hayatındaki stresi azaltın. Özgürlüklerle beklentiler arasındaki o ince dengeyi sağlayın ve önemli bir faktör olduğunu düşünüyorsanız, cezalarınızın şiddetini düşürün. Oyun arkadaşlarının anababaları ile ya da size bilgi verebilecek herkesle konuşarak, onu korkutacak veya hayal kırıklığına uğratacak bir şey olup olmadığını öğrenin.<br />
 Bol bol koşulsuz sevgi verin. Çocukla daha fazla vakit geçirin, özellikle de akşamları hikâyeler okuyun, kucaklayın ve oyunlar oynayın. Böylece çocuğunuzun kendini güvende hissederek ve mutlulukla yatağa gitmesini sağlayın. Bir gece lâmbasını açık bırakmanızı ve gece korkunç bir görüntü alabilecek resimleri ya da gölge oluşturabilecek nesneleri odadan çıkarmanızı öneririm. Onu bir koruma duygusuyla sarın, onu şımartmazsınız. Ona mutlulukla büyümesi için ihtiyacı olan güven duygusunu vermiş olursunuz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUKLUKTA YAŞANAN ZNT</span><br />
 <br />
 Birisi üç buçuk, diğeri ise 18 aylık olan iki oğlumuz var. Bir süre önce dünyaya gelen bebeğimiz ölü doğdu. Büyük oğlumuz bebek konusunda gerçekten çok heyecanlanmıştı. Bebeğin karındaki hareketlerini ve kalp atışlarını hissediyordu. Bebeğin kaybı onda çok olumsuz etkiler yarattı. Altını ıslatmaya, uykusu ve yemekleri çok azalmaya ve beklenmedik tepkiler ve isyankâr davranışlar göstermeye başladı.<br />
 Bu ailede tam bir kriz durumu olmuş. Ölüm, geride kalanlarda yarattığı çaresizlik ve mutsuzlukla birlikte gelen en büyük kayıptır. Yetişkinler için ölümle başetmek çok zordur ve çocuklar için daha da zor olabilir. Eli-sabeth Kübler-Ross´un ve diğerlerinin tanımladığı gibi üzüntünün çeşitli aşamaları vardır. Önce, gerçekleşmiş olan olayın inkârı vardır. Daha sonra, kaybetme duygusu ve bu kayıptan dolayı öfke gelir. Bu durumu, üzüntüyle birlikte gelen mutsuzluk, acı, korku ve suçluluk duyguları izler. Zamanla da, iyileşme olur!<br />
 Aile bireylerinden birinin ölümünü yaşayan bir çocuk korku duygusunu da yaşar - büyüklerin ve kendisinin üzüntüsünün korkusunu; kendi yaptığı bir yaramazlığın cezasının bu ölüm olabileceği korkusunu; bir çocuk ölebiliyorsa kendisinin de ölebileceği korkusunu yaşar. Çocuk kesinlikle öfke duyacaktır ve öfkesi acısını ve korkusunu bastıracaktır. Aşağıdaki aşamaları bir çocuğun üzüntüsüyle başedebilmesine yardımcı olmak amacıyla kulanabilirsiniz:<br />
 Önce, mümkün olduğu kadar açıklama yapın. Çocuğun, bu ölümün kendi suçu olmadığını anlamasına yardımcı olun. Ölümü normal gibi göstermenize gerek yoktur çünkü bu aşamada çocuk buna inanmayacaktır ve öyle hissetmeyecektir.<br />
 İkinci olarak, dürüst olun. Bu aşamada, hem çocuğun duyguları, hem de kendinizinkilerle ilgili tüm cevaplara sahip olmadığınızı itiraf edin.<br />
 Üçüncü olarak, endişelerini gidermeye çalışın. Çocuğunuzun, geri dönüşler gösteren veya olumsuz olan davranışları olsa bile, onu sevdiğinizden ve kabul ettiğinizden emin olmasını sağlayın. Onu şımartın ve sık sık onunla birlikte olarak onu rahatlatın.<br />
 Dördüncü olarak, kendisini uygun bir şekilde duygusal olarak ifade etmesi için onu yüreklendirin. Korku, öfke ve suçluluk duygularını mümkün olursa kelimelere dökmesine veya bir yastığı yumruklayarak ya da ağlayarak ifade etmesine yardım edin. Onunla birlikte ağlayın ve onu rahatlatın.<br />
 Ve evet, çocuğunuzun ziyaretlere ve/veya cenazeye katılmasını sağlayın. Cenazede bulunmak üzüntüyü ifade etmenin bir yoludur. Orada olup ölen insanın nerede olduğunu görmek üzüntülü dönemin daha somut bir şekilde sona erdirilmesini sağlar.<br />
 Üzüntü ve kayıplar hayatın gerçekleridir. Siz de, çocuğunuz da bununla başetmeyi ve onu beraberce aşmayı öğrenmelisiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ANABABA VE ÇOCUK ARASINDAKİ FARKLILIKLAR</span><br />
 <br />
 Anababa ve çocuk arasındaki kişilik farklılıklarından ne gibi aile problemleri oluşabilir<br />
 Pek çok problem gelişebilir. New York´lu bir çocuk doktoru yıllar önce anababaları ve doğumlarından itibaren çocukları incelemeye başlamıştı. Yıllar boyunca pek çok kişiyi izledi ve bulguları üzerinde düşünmeye değer nitelikte. Örneğin, sakinliği, huzur ve sessizliği seven bir annenin her konuda enerjik bir çocuğu vardı ve annenin doğduğu andan itibaren bu çocukla problemleri olmuştu. Hayatları boyunca süren ve etkileri ciddi boyutlara ulaşan kırgınlıklar oluşmaya başlamıştı. Diğer yandan, son derece enerjik ve hareketli bir annenin sakin ve içedönük bir çocuğu olabilirdi. Bu anne böyle bir çocukla sabırsız ve sıkıntılı olabilir ve ailede uyumsuzluklara neden olacak farklılıklar ve kırgınlıklar yaratmaya başlayabilir.<br />
 Anababalar genellikle bebeklerini kucaklamak ve okşamak isterler ama bazı bebekler bundan hoşlanmazlar. Kıpırdanıp sertleşirler ve annelerinin kollarında rahatlayıp doğru düzgün oturmazlar. Böyle bir durum kırgınlık yaratabilir. Anne kendisinin bir eksikliği olduğunu ya da bebeğin onu sevmediğini düşünmeye başlar. Farkında olmadan, düşmanlıklar ve güç mücadeleleri başlayabilir ve bu da anne ve çocuk arasında daha sonraları ciddi problemlerin oluşmasına neden olabilir. Tanıdığım bir anne, annelik yıllarını kandırılmışlık duygusu içinde geçirmişti çünkü rüyalarındaki uysal bebeğe sahip olamamıştı!<br />
 Aile olarak uyum içinde yaşayabilmek için bazı basit kurallar: Çocuğunuza karşı olumsuz duygularınızı tanımlayın. Kime benziyor veya sizin için problem yaratan ne yapıyor Size hatırlattığı insanla barışık olmaya çalışın (ya da eski eşinizi hatırlatıyorsa, öfkenizi ve üzüntünüzü yenmeye çalışın) ve bu özelliklerin çocuğunuza sunulmuş bir ödül olduğuna inanmaya çalışın.<br />
 Daha sonra, onu olduğu gibi kabul etmeyi ve sevmeyi öğrenin. En iyi şekilde kabul edebileceği ve ihtiyacı olan ilgi ve sevgiyi çocuğunuza koşulsuz olarak verin. Onu kabullendikçe, onun değeri ve başarıları ile ilgili umutlar oluşmaya başlayacaktır. Çocuğunuzun geliştiğini ve hem sizin, hem de onun beraberce büyüdüğünüzü göreceksiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KABULLENME VEYA UMUT ETME</span><br />
 <br />
 Anababaların çocuklarıyla ilgili hayalleri ve beklentileri olması iyi değil midir<br />
 Bilinçli veya bilinçsiz olarak, anababa olarak hepimizin çocuklarımızla ilgili hayalleri vardır. Bu umut ve rüyaların bir kısmı kendimizin büyürken kaçırdığı fırsatlarla ilgilidir. Ya da kendimizin geçmişte yaşadığı heyecanlı ve mutlu anları onların da yaşamasını isteriz. Kaynağı ne olursa olsun, hayallerimizin çocuklarımız için tahammül edilemez bir sıkıntı haline gelmemesine dikkat etmeliyiz, çünkü bunun sonucunda ciddi problemler ortaya çıkabilir.<br />
 Bir futbol sahasına çıktıklarında ezilip gidecek kadar küçük olan oğullarının güçlü adaleli bir futbol oyuncusu olmasını isteyen babalar tanıyorum.<br />
 Bu nedenle anababalar imkânsız düşlerin sonunda yaşayabilecekleri hayal kırıklıklarını, gerçekçi olarak ve çocuğun özelliklerine ve ilgilerine uygun düşler oluşturarak önleyebilirler. Her çocuğun kendine özgü bazı özellikleri vardır ve anababanın düşü bu eşi olmayan özelliklerin ve bireysel becerilerin keşfedilmesine yardımcı olmak ve çocuğun sahip olduklarına değer vermek olmalıdır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AİLEDEKİ TRAVMALAR VE ANABABA ZİYARETLERİ</span><br />
 <br />
 Bebeklerine baktığım ailede yakın bir zamanda bir boşanma yaşandı. Biri iki yaşında, diğeri dört yaşında iki çocukları var ama ben büyük olanla ilgili olarak yazıyorum. Annesiyle ilgili olarak devamlı kâbuslar görüyor. Anne küçükken onu çok dövüyordu. Şimdi çocuklar ayda bir saat annelerini ziyaret ediyorlar, ama dört yaşındaki onu görmek istemiyor. Oraya gidince tekmeleme ve çığlıklar atarak yumruklama davranışları gösteriyor ve hem ziyaretten önce, hem de sonra başedilmesi zor bir çocuk oluyor.<br />
 Çocuk istismarındaki yaygınlık nedeniyle, ailelerin pek çoğu benzer durumlarla başetmek zorunda kalıyor. Çocukların korunmaya ve güvenceye ihtiyacı vardır ve bu çocuğun da annesinin onu bir daha incitemeyeceğini bilmesi gerekmektedir. Belki de bir saat üzerinde, orada kalacağı sürenin ne kadar olduğu ona gösterilirse bir yardımı olabilir. Eğer zamanı dolduğunda, oradan ayrılabileceğini bilirse, kendisini daha güvende hissedebilir ve korkusu azabilir. Eğer ziyaretler denetlenmiyorsa, annenin bu kısa sürede çocuğa korkulu dakikalar yaşatmadığından emin olmak için belki de bu yapılmalıdır. Ve bu durum devam ederse, çocuğa ziyareti reddetme hakkı verilmelidir. Bu durum üzerinde biraz kontrolü olduğunu bilmeye ihtiyaç duymaktadır çünkü annesi onu incitirken şüphesiz kendini çok güçsüz hissetmişti.<br />
 Bu çocuk büyüdükçe, babasının ona annesi hakkında bilgi vermesini öneririm. Belki geçmişiyle ilgili biraz bilgi (eğer o da istismara uğradıysa, bu ayrıntılara girmeden) verilirse, annesinin neden öyle davrandığını anlamasına yardımcı olabilir. Böyle bir yaklaşım, annesinin hırçınlığının kendisinin kötü bir çocuk olması ile bir ilgisi olmadığını da açıklayabilir.<br />
 Biraz garip gelebilir ama, çocuğun annesini ziyarete giderken bir demet çiçek ya da küçük bir hediye götürmesi akıllıca olabilir. Çocuklar hediye vermeyi severler ve bu onların kendilerini güçlü hissetmelerini sağlar. Güçlülük (ya da kontrol) duygusu bu çocuğun ihtiyacı olan duygudur. Ayrıca annenin de çocuğa daha sevecen yaklaşmasına neden olabilir, istismarına rağmen, belki de çocuğu görmek istemektedir ve kendine göre sevmektedir.<br />
 Babanın ve bakıcının çocuğu geçmişteki, şu andaki ve gelecekteki korkuları hakkında konuşturmaları gerekmektedir. Korkularının yanı sıra öfkesini de kelimelere dökmesi, içindeki baskı ve gerginliği azaltabilir ve geçmişte yaşadığı olumsuzlukları yenmesini sağlayabilir.<br />
 Belki de bu çocuk kâbuslar gördüğü için şanslı sayılır çünkü rüya ve kâbuslar yardımıyla bazı korkulardan kurtulmanın mümkün olduğuna; inanıyoruz. Babanın ya da bakıcının geceleri uyandığında bu çocuğu kollarına almalarını öneririm.Onu rahatlatmalı, mümkünse uyandırıp rüyasında gördüklerini anlatmasını istemelidirler. Onu yatağına yatırmadan önce güvence vermeli ve daha sonra rüyası hakkında konuşup bu korkuları konusunda artık endişelenmemesi gerektiğini söylemelidirler. Bu çocuğun yaralarını iyileştirecek olanlar, rahatlatma güvence, yüreklendirme ve sevgidir.<br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
 DiSiPLiN VE EĞİTİM<br />
 TUTARSIZLIK</span><br />
 <br />
 Ailemizin kuralları konusunda anlaşamadığımız zamanlarda, çocuklarımızın disiplinindeki tutarsızlığımızı önlemek için eşim ve ben neler yapabiliriz Tutarsızlıklar çocuklarımızı nasıl etkiler<br />
 Olacakları önceden kestirebilme gereksinimi çocukların en temel duygusal ihtiyaçlarındandır. Ama mantıklı olarak ortak bir noktaya ulaşmadan tutarlı olmanız mümkün değildir. Artık bunu yapmanın zamanı gelmiş. Bir uzlaşmaya varana kadar karşılıklı konuşun ve anlaşın. Bir danışmanın yardımını gerektiriyorsa, bunu almaktan çekinmeyin. En azından temel kurallarınızda birleşmelisiniz. Çocuk yetiştirmede en iyi sonuçlar açık, mantıklı ve anlamlı kuralların her gün tutarlılıkla verilmesiyle elde edilir.<br />
 Eğer küçük anlaşmazlıklar yaşanıyorsa, bu tartışmalarınızla çocuklarınıza dürüst olmayı, birbirini severek de karşı görüşlerde olunabileceğini ve olumlu bir uzlaşmaya ulaşabilmek için yapıcı bir tartışmanın nasıl yapılacağını öğretebilirsiniz. Ancak önemli konulardaki anlaşmazlıklar, çocuğun durumu kendi çıkarları için kullanmasına neden olabilir. Tanıdığım bir ailede çocuk istediği her şey için babasına gidiyordu çünkü babanın anneden daha yumuşak bir yaklaşımı vardı. Bu durum aile bireyleri arasında içerlemelere, suçluluk duygusuna ve korkuya neden oluyordu.<br />
 Eşlerin aile içindeki tutarlılığı sağlayabilmelerine yardımcı olacak bazı ipuçları aşağıda verilmiştir: Önce, ulaşmayı istediğiniz amaçlan çocuklarınızla birlikte saptayın. Onun nasıl davranmasını istiyorsunuz Onun hayatta neleri başarmasını istiyorsunuz Bu amaçları düşünmek sizi birleştirebilir çünkü bütün anne ve babaların çocukları için her şeyin en iyisini istediklerine hiç şüphe yoktur.<br />
 Bu amaçları belirledikten sonra, onlara ulaşmanın yöntemlerini saptayın. Bu, aileniz için bazı temel yöntem ve kuralları belirlemeniz anlamına gelir. Ayrıca, üzerinde konuştuğunuz özellikleri ve değerleri öğretmek ve çocuklara model oluşturmak anlamına gelir. Her bir kuralı annenin mi, yoksa babanın mı daha iyi uygulatacağına karar verin. Bazı durumlarda anne daha etkili olabilir, bazılarında ise baba. Herkes kendi iyi olduğu alanda önderlik etmelidir ama birbirinizi tutarlılıkla ve bu- J tünlük içinde desteklemelisiniz. Tutarlılık için uğraşmak çok kolay bir iş; değildir ama mücadeleye değer.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">POPOYA ATILAN ŞAPLAK</span><br />
 <br />
 Bazı çocuk gelişim uzmanları anababaların çocuklarının popolarına bir şaplak atmasına karşı çıkarlar. Bazıları ise, buna izin verilebileceğini söylerler. Siz ne düşünüyorsunuz<br />
 Yıllar önce en sevecen anababaların bile, stres altındayken ceza ile istismar arasındaki ince çizgiyi aşabildiklerine tanık olmuştum. Bu, çocuğa bir şaplak atma ile ilgili tutumumu yeniden gözden geçirmeme neden olmuştu.<br />
 Burada size sevdiğim bir hikâyeyi anlatmak istiyorum. Babasının koyunlarını otlatan bir kız vardı. Yanlış bir otlağa giderlerse ölebilirlerdi. Kızın görevi de sürekli olarak uyanık kalmaktı. Koyunlardan biri yanlış bir otlağa yönelirse, onu sopayla yavaşça dürtüklerdi. Onu ait olduğu yere geri getirmek ufak bir dürtüklemeyle mümkün oluyordu. Vurmak ve dayak hem işe yaramıyordu, hem de öfke yaratıp bir saldırıya neden olabilirdi.<br />
 Çocuklarla sürdürdüğüm elli yıllık çalışmalarım boyunca, bu felsefenin başarısızlığa uğradığını çok ender olarak gördüm: Anababalar da her zaman uyanık olmalı ve çocuklarını güvenli otlaklara kararlılıkla ve sevgiyle yöneltmelidirler.<br />
 Eğer bir çocuğa bir şaplak atıp atmamayı değerlendiriyorsanız, kendinize şunları sorun:<br />
 1. Çocuğumun hayat ve hatalardan kaçınma konusunda neler öğrenmesini istiyorum (Başka bir deyişle, ne yapmaya çalışıyorum Bunu vurarak yapabilir miyim )<br />
 2. Bu dersleri çocuğumun öğrenmesini sağlayacak en az acı verici sonuçlar nelerdir (Katı anababalar, genellikle çocuğu gereğinden fazla cezalandırma hatasına düşerler. Genellikle, az bir ceza yeterli olur.)<br />
 3. Tutarlı bir yönlendirmeyi nasıl sağlayabilirim<br />
 Bence, çocuğa yumuşak ama kararlı sınırlamalar koymanın, molalar vermenin ve çok değerli bazı ayrıcalıkların elinden alınmasının yanı sıra, sizin uygun kınamalarınız ve sınırlandırılmış ilginiz, bir şaplağa duyduğunuz gereksinimi ortadan kaldıracaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞUN POPOSUNA VURMAKTAN NASIL KAÇINABİLİRSİNİZ</span><br />
 <br />
 Oğlumuz 4 yaşlarında ve artık poposuna vurmayı bir ceza olarak daha az kullanmaya çalışıyoruz. Daha önceleri ona hemen her gün vuruyorduk. Ancak bu yöntemden uzaklaşmamız biraz zor oluyor çünkü başka hiçbir şeye tepki vermiyor gibi gözüküyor.<br />
 Tabii ki yanlış bir davranıştan sonra acı çekmek suçluluk duygusunun hafiflemesine neden olabilir. Ama genellikle de vurmak çocuğun yanlış davranışını değiştirmez. Sadece çocuğun bir dahaki sefere öyle davranmakta kendisini özgür hissetmesini sağlar!<br />
 Benim annem ve babam çok katı insanlardı. Babam ailedeki tek otoriteydi ve ona itaat etmemiz gerekirdi. Ancak bütün hayatım boyunca sadece iki tane şaplak yediğimi hatırlıyorum. Bir çocuğun her gün poposuna bir şaplak yediğini duyduğum zaman çok üzülüyorum, çünkü bu ailede büyük bir gerilim ve olumsuz duygular olduğunu biliyorum.<br />
 İyi bir disiplin için anababa yaratıcı olmalıdır. Bir keresinde babam gece yarısı beni kaldırıp, soğukta dışarıya çıkmamı ve gündüz hava daha sıcakken yapmam gereken bir işi yapmamı istemişti. Bu bana çok önemli bir ders oldu. Bana elini bile sürmemişti ama ben mesajı almış ve sorumsuz davranışımı değiştirmiştim. Bu olay, yaratıcı disipline iyi bir örnek olacaktır. Bir çocuğa fazladan iş yaptırmak, yaptığı dağınıklığı toplamasını ya da kırdıklarını tamir etmesini (en azından çabalamasını) sağlamak, poposuna vurulduğunda öğrendiğinden daha önemli şeyler öğretecektir.<br />
 Yanlış bir davranışının ardından, sizin ona uyguladığınız bir sonuçtan zevk alıyor gibi gözükmesinin hiçbir önemi yoktur. Bir iskemlede oturmaktan nefret etse bile, işe yaramadığını size göstermek için eğleniyor gibi gözükebilir. Böylece siz de onun istediği cezayı vereceksiniz - bir şaplak! Eğer odasına gönderdiğiniz çocuğunuz orada durmuyorsa, oradan her çıktığında onu geri götürmeye devam edin ve "Mola süresi sen odanda oturduğunda başlayacak" deyin. Sonunda pek çok kez tekrarladıktan sonra, ciddi olduğunuzu anlayacak ve odasında oturacaktır.<br />
 Mola ile ilgili genel kural, çocuğun her yaşı için bir dakikadır. Ancak ben daha çok sevdiğim bir kuraldan söz etmek istiyorum, çünkü böylece çocuk yaptığının sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalacaktır. Çocuğunuza şunu söylemelisiniz: "Bana şu üç şeyi söyleyene kadar mola devam edecek,<br />
 1. yaptığın yanlıştı<br />
 2. bunun yerine ne yapmalıydın<br />
 3. bir dahaki sefere nasıl doğru davranabilirsin."<br />
 Bu başvuracağınız tek disiplin yöntemi değildir. Çocuğun evden çıkmasını yasaklamak, televizyon seyretme süresini kısıtlamak, yatağa her zamankinden daha erken göndermek veya evde fazladan işler yapmasını sağlamak çocuğunuza bazı davranışlarını hoşgörüyle karşılamayacağınızı öğretmek için uygulayacağınız yollardan sadece bazılarıdır.<br />
 Uyguladığınız bazı sonuçların yeterince ciddi olmadığı hissine kapılmayın. Eğer çocuk bir şeyi kırarsa ve onu temizlemek zorunda kalırsa, özellikle kırılan çok pahalı veya anılarla dolu bir eşya ise, cezanın yeterli olmadığını düşünebilirsiniz. Sonradan temizlemesini sağlayarak,çocuğunuzun yaptığı hatayı düzeltmesine imkân vermiş olursunuz. Bunu tutarlılıkla tekrarlarsanız, daha dikkatli olmaya başlayacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞA BÜYÜKANNE BAKTIĞI ZAMAN</span><br />
 <br />
 Eşim ve ben çalıştığımız için küçük çocuklarımızı gündüzleri büyükanneleri ile bırakıyoruz. Ancak onun bizden çok farklı bir disiplin anlayışına sahip olduğunu keşfettikçe çok zorlanıyoruz. Ne zaman çocukların bir davranışını düzeltmeye kalksak, "ama büyükannemiz yapmamıza izin veriyor" diyorlar. Ne yapmamızı önerirsiniz<br />
 Torunlarına bakan büyükannelerin iki yönlü bir rolü vardır. Hem büyükanne, hem de bakıcıdırlar. Siz anababalar olarak bunu anlayışla karşılamaksınız.<br />
 Çocuklar durumdan yararlanma konusunda doğuştan becerikli olduklarından, sizi pes ettirme yollarından birinin büyükannelerinin sözlerinden alıntı yapmak olduğunu anlamaları fazla zaman almamıştır. Bu yüzden onların sözlerini biraz şüpheyle karşılamaksınız.<br />
 Bu problemleri çözmeniz için bazı öneriler verebilirim. Önce, büyükanneyle sevecen fakat açık bir konuşma yapın. Çocuklarla ilgili değerlerinizin ve amaçlarınızın neler olduğunu açıkça anlatın. Bunlara ulaşmanız için yardımını ve işbirliğini isteyin. Onun bakıcılık yaparken aynı zamanda büyükanne olmak istediğini anlamasına yardımcı olun ve çocuklarınızın ihtiyacı olan disiplini ve kuralları uygulayabilmenize yardımcı olmasını isteyin. Ancak o yine de büyükanne olduğu için sonuçlar sizin istediğiniz gibi olmayabilir. Problemin diğer ucundakiler üzerinde de çalışmalısınız. Diğer bir deyişle, çocuklarınıza büyükannelerin torunlarını biraz şımartma hakkına sahip olan özel kişiler olduklarını ama evdeki kuralların farklı olduğunu anlatın. Ayrıca, anababaların çocuklarını şımartmayı istemediklerini ve çocukların da büyükannelerin sevgi ve düşkünlüklerini suistimal etmemeleri gerektiğini söyleyin.<br />
 Sanırım büyükanneye içerlememeye ve onu kıskanmamaya dikkat etmelisiniz. Çocuklarınızın anababası her zaman siz olacaksınız. Onların saygısını ve sevgisini kazanabilirsiniz ve büyükannenin sunduğu hizmetten zevk almaya çalışabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AÇGÖZLÜLÜK</span><br />
 <br />
 Kızımın doğum günlerinde ya da diğer özel günlerde arkadaşlarımızdan ve akrabalarımızdan hediye istemesini nasıl engelleyebilirim Bundan çok utanç duyuyorum ve istemenin uygun olmadığını düşünüyorum.<br />
 Genel olarak doğru davranışı kazandırmak birkaç basit adımda mümkündür. Bu aşamaları uygulamak daha zordur. Anababalann çok basit,açık ve kesin bir kural oluşturmalarını öneriyorum. Bu kural "... yapmayacaksın" demek. "Keşke istemesen" ya da "Büyükannenden hediye istememelisin" yerine daha açık bir ifadeyle ve empatiyle "Hediye´,´ istemeyeceksin" demeleri gerekir. Bu kadar açıkça ifade edilince çocuk gerçekten ne kasdettiğinizi anlayacaktır. Çocukla aranızdaki temel ilişkiyi sevgi dolu ve olumluluk içinde devam ettirin. Böyle bir ilişki, hangi kuralı koyarsanız koyun, çocuğun sizinle işbirliği yapması için onu yüreklendirecektir.<br />
 Çocuğunuzun kuralı bozması durumunda uygulayacağınız bir sonuç belirleyin. Örneğin, bir teşekkür notu yazıncaya veya başka bir koşulu yerine getirinceye kadar hediyeyi kendisine vermemek gibi.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SINIRLARI GENİŞLETMEK</span><br />
 <br />
 Gelecekte karşılaşabilecekleri ergenlik dönemi isyankârlıklarıyla ilgili kaygılan olan anababalara ne tavsiyelerde bulunabilirsiniz<br />
 Vereceğim tavsiye kısa bir süre önce dinlediğim bir hikâyeyle ilgili ola-çak. Bu hikâye, çok iyi bir geliri olan tam günlük iyi bir işte çalışan 22 yaşındaki bir adamla ilgili. Hâlâ anababasıyla birlikte yaşamakta ve nereye giderse gitsin akşam en geç 10:30´da evde olması beklenmektedir. Evleninceye kadar ayrı bir eve çıkmasına da izin verilmemektedir ve daha evliliğe hazır değildir, işte, ona 22 yaşındaki bir erkeğin sahip olması gereken normal bir özgürlüğü bile tanımayan aşırı koruyucu bir ailesi olan genç bir adam.<br />
 Akıllı bir anababa, çocuğunun yeni bir gelişim ve sorumluluk durumuna hazır olup olmadığını izler ve onu buna yönlendirir. Eğer bir anababa, çocuğu bazı sorumlulukları kazandığı için ve onun istemesine fırsat vermeden ona yeni özgürlükler sağlarsa, çocuk çok ender olarak isyan eder. Çocuğunuzun büyümeye ve ufkunu genişletmeye hazır olduğunun farkında olduğunuz sürece gereksiz ergenlik isyanlarını da engellemiş olursunuz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KENDİNİ KONTROLÜ ÖĞRETME</span><br />
 <br />
 Bazen kendini kontrol çocuğun içinden gelen doğal tepkilere karşı gelebilmektir. Böyle bir kontrolü çocuklara öğretmenin mümkün olup olmadığını öğrenmek istiyorum.<br />
 Kendini kontrol etmeyi öğretmenin aşamaları çok zor değildir. Ana-babalar için zor olan bunu öğretmeyi hatırlamaktır. Amacınızı çok net olarak ortaya koymalısınız: O andaki duyguların etkisiyle patlama içgüdüsünü yenebilmeyi öğretmek.<br />
 Bir kere amaç belirlendikten sonra, artık ona ulaşmak için bir yol çizmeniz gerekir. Eğer çocuğunuzun duygularını kontrol etmeyi ve ifade etmesini öğrenmesini bekliyorsanız, bu süreç içinde onu sürekli olarak yönlendirmelisiniz. Ancak bu duygularını saklamayı öğretmemeniz gerektiğini vurgulamalıyım. Öfkesini veya korkusunu ifade etmesi gereklidir ama bunu yıkıcı değil daha kontrollü bir şekilde yapmayı öğrenebilir. Bu süreç üç aşamadan oluşur:<br />
 1. Duygularınızı sözlere dökün.<br />
 2. Neden böyle hissettiğinizi açıklayın.<br />
 3. Problemle ilgili olarak ne yapacağınızı belirleyin.<br />
 Çocuğunuza duygularını ifade edebileceği kelimeleri öğretin. Birkaç kez ona bu şekilde yaklaştıktan sonra, onu yalnız başına deneyebilmesi için bırakın ve ne kadar başarılı olduğunu görün. Başarılarını alkışlayın ve unuttuğu zaman ona hatırlatın.<br />
 Anababalar bu davranışlara model oluşturmalıdırlar. Bu, çocuklarınıza kontrollü olmayı öğretmenin bir yoludur ama siz öfkeden çıldırmış bir hale gelmemelisiniz. Sizin oluşturduğunuz örnek bütün yöntemlerin en etkilisidir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOK İNATÇI ÇOCUK</span><br />
 <br />
 6 yaşında çok inatçı bir oğlum var. Çok sevecen ve verici olabiliyor ama devamlı olarak bizim otoritemizi zorluyor ve istediği şekilde davranmakta çok kararlı. Bize yardımcı olabilecek önerilerinizi bekliyoruz. Onu nasıl terbiye edebiliriz<br />
 Her inatçı çocukuğun bir inatçı anababası olduğunu ve bunun da kaçınılmaz olarak güç mücadelelerine neden olduğunu bilmelisiniz. Bu tür güç mücadelelerinde,neyin doğru olduğu gerçeğini gözden kaçırır,kimin haklı olduğu ile ilgileniriz.<br />
 O zaman bu inatçı çocuğa birşeyler öğretmek için neler yapmalısınız<br />
 Bir plan geliştirin. Beraberce (evet çocukla birlikte) oturup ne tür davranış beklentileriniz olduğunun kısa bir listesini yapın. Elinden gelen çabayı gösterdiğinde ne olacağını (bir ödül olacak mı ) ve hiç çaba göstermediğinde ne olacağını (olumsuz bir sonuç olacak mı ) saptayın. Bence doğal sonuçlar -çocuğun davranışlarının oluşturduğu sonuçlar durumların çoğunda en iyi olanlardır (popoya atılan bir şaplaktan çok daha etkilidirler).<br />
 Her defasında bir tek konuyla ilgilenin ve onunla ilgili uyum sağladıktan sonra diğer çatışma alanını ele alın. Bir konuyla ilgileneceğiniz zamanı akıllıca belirleyin. Bir hafta sonu ya da yaz tatili gibi bol bol zaman ve enerjiniz olduğu bir dönem seçin. Tartışmaktan kaçının ve planınıza sadık kalın.<br />
 Sonuçlar belirleyin. Örneğin, televizyon seyretme veya oyun oynama gibi bazı ayrıcalıkların kaybedilmesi. Çocuğunuz için önemli olan her şey onu problemlerini düzeltmenizde size yardımcı olmaya motive edecektir. Kararlı olun. Vazgeçmeyin. Çocuk ilgisiz, öfkeli veya üzgün de olsa, siz kararlı ve tutarlı olun. Çocuğunuz kontrolün sizde olduğunu öğrendikten sonra vazgeçecek ve bir dahaki sefere işiniz daha kolay olacaktır. Ona mümkün olduğu kadar çok olumlu pekiştireç verin ve onu ne kadar çok sevdiğinizi hatırlatın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TALEPLERİNİZİ AÇIKLAYIN</span><br />
 <br />
 3 yaşında bir oğlumuz var. Annesi veya ben ona bir şeyi yapamayacağını söylediğimizde, onu ikna etmeye veya açıklamalar yapmaya ne kadar gerek var Sadece biz öyle söylediğimiz için, onun belli bir şekilde davranmasını istemek ne derece doğru<br />
 Sanırım bu babanın gerçekte sormak istediği, çocuğuyla ilgili olarak ne kadar otoriter olması gerektiği. Otorite, anlaşılması gereken önemli bir kavramdır. Bana göre, otorite sadece mantıklı, adil ve ilgilendiren herkese uygun olduğu zamanlarda geçerli olabilmektedir. Otorite kesinlikle anababaların gücüne ve zekasına dayanır. Ama eğer bu akılcılık çocuğa açıklamalar yoluyla aktarılamazsa, çocuk büyük bir olasılıkla disipline tepki gösterir.<br />
 iyi bir disiplin, yaşamak için gerekli olan doğru prensipleri öğretir. Bu temel prensipler her küçük olaya da uygulanabilir. Bizim ailemizde, birbirimizi fiziksel ya da sözlü olarak incitmeyeceğimize ilişkin bir kural vardı. Bu nedenle "Vurmak yok, saç çekmek yok, tekme atmak yok, çimdiklemek yok" gibi bir dizi kural koymaya gerek kalmamıştı.<br />
 Bu kurallar bir kez konduktan ve açıklandıktan sonra artık çok az miktarda başka açıklamaya ihtiyaç olacaktır. Çocuğunuzla bu konuda tartışmaya girmeyin. Çok basit bir açıklama yeterli olacaktır. Bundan sonra da "bunu yap" şeklindeki kararlı bir tutum olumlu bir otoriteyi gösterir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEDBİRLİ OLMAYI ÖĞRETMEK</span><br />
 <br />
 Her çocuğa öğretilmesi gereken tedbirlerden bazıları nelerdir<br />
 Birkaç tane öğretilebileceğiniz vardır ama çocukların belli bir temkinli olma duygusu ile doğduklarını söyleyebilirim. Çocuklar yüksek ses ve düşme korkusu ile doğarlar ve anababalar da bütün hayatları boyunca bu içgüdüsel korkuya, doğru bir yargılama ve sağlıklı bir tedbirlilik boyutunu kazandırabilirler.<br />
 Kronolojik sırayla gidersek, bir çocuğa ilk öğretilecek tedbir fiziksel tehlikelere karşı uy atılmasıdır. Yürümeye başlayan çocuklara, yakınında bir büyük yokken, caddelerden, arabalardan, yüksek yerlerden, sıcak nesnelerden ve sudan uzak durması öğretilmelidir. Arabada tek oturabilecekleri yerin araba koltuğu olduğunu öğrenebilirler. Biraz daha büyüdükçe ve dolapların kapaklarındaki kilitler kaldırıldıkça, yuva çağı çocuklarına bazı ev malzemelerinin zehirli olduğu öğretilebilir. Ayrıca kendi emniyet kemerlerini bağlamayı ve bunu arabaya her bindiklerinde yapmayı öğrenebilirler. Okul çağı çocukları bisikletle ilgili güvenlik tedbirlerini (özellikle başlık takmayı), sudaki güvenlik konusunu (banyoda bile) ve evde yalnız kaldıklarında bilmeleri gereken güvenlik tedbirlerini öğrenebilirler. Bunların dışında daha pek çok güvenlik konusu düşünebilirsiniz. Çocuğun yaşı dikkate alınarak, çocuğa hepsi öğretilebilir.<br />
 Çocuğunuza, siz orada olsanız da, olmasanız da güvenlikle ilgili önlemleri dikkate almasını öğretmenizi şiddetle tavsiye ederim. {<br />
 Öğretilmesi gereken diğer bir konu da doğal afetlerle nasıl başa çıkılacağıdır. Benim ülkemde, fırtınalar çok tehlikeli olabilir, yıldırımı insanları öldürebilir. Bu yüzden çocuklara böyle bir durumda nerelere saklanmaları gerektiği öğretilmelidir. Bazı yerlerde, deprem, çığ veya toprak kayması şeklinde bazı tehlikeler olabilir ve çocuklar güvenli bit J yere gitmeyi öğrenmelidirler. Evlerde güvenlikle ilgili öğrenilmesi gereken konu yangından korunmadır.Kısa bir süre önce, evleri tamamiyle yandığı halde, evden güvenle nasıl çıkacaklarını bildikleri için tüm aile fertlerinin kurtulduğu bir yangın olmuştu<br />
 Ne yazık ki, günümüz dünyasında çocuklarımıza yabancılardan, okuldaki problem çocuklardan ve hatta onlara uygunsuz bir şekilde dokunmaya çalışan komşu ya da akrabalardan sakınmalarını öğretmek zorundayız. Çocuklarınıza akıllıca bir yargılama yaparak tedbirli davranmalarını ve her şeyi sizinle konuşmalarını öğretin. Hayatlarındaki bazı olası üzücü olayları önlemiş olursunuz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SONUÇLAR</span><br />
 Yalan söyleme ve kötü konuşma ile ilgili olarak nasıl bir disiplin ve sonuçlar önerirsiniz<br />
 İlk önce, çocuğunuzun neden yalan söylediğini veya küfrettiğini keşfedin. En önemli nedenler, arkadaşlarının ilgisini çekmek, belli görevlerden kaçınmak veya kendini önemli hissetmektir.<br />
 Küfreden veya yalan söyleyen çocuk hemen her zaman güvensizdir ve sağlıklı bir özgüven eksikliği içindedir. Şöyle bir geri durup kendi ana-babalığınızı değerlendirdiğiniz zaman, çok katı, belki de biraz tutarsız olduğunuzu (bazen yalanlara göz yumduğunuzu) ve verdiğiniz cezaları sevgi ve yakınlıkla dengelemediğinizi farkedebilirsiniz.<br />
 Disipline başlayın, sonra da ihtiyaca göre yaklaşımlarınızı değiştirerek kararlı ve tutarlı olun ama sevecen ve yumuşak tavranızı sürdürün. Eğer bunu devam ettirirseniz, çocuğunuz yumuşaklıkla daha etkili bir şekilde öğrenecektir.<br />
 Yalanı hoşgörüyle karşılamayacağınızı ve yaptığının bazı sonuçlan olacağını ona yeterince açıklayın. Örneğin, çocuğunuz gerçekten temizlemediği halde size odasını temizlediğini söylemişse, onunla birlikte odasına gidip, hemen işe başlamasını ve bu yüzden de oyun saatini atlamasını veya akşam yemeğini geç yemesini sağlayın.<br />
 Küfürle ilgili olarak, çocuğun her kabul edilemez sözcük için bir para cezası ödemesini öneriyorum. Bu ceza harçlığından kesilebilir ya da borcunu ödeyebilmesi için evde bir iş yapması sağlanabilir.<br />
 Bu alışkanlıkların neden zararlı olduğunu ve onu cezalandırmanızın sevgiyle ilgisi olmadığını net bir şekilde açıklayın. Böylece, sizin kaygınızı anlayacak ve eninde sonunda itaat edecektir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÖDÜLLER</span><br />
 <br />
 Ben çocuklan ödüllendirmeden evde ve okulda kendi başlarına çalışmalarını nasıl sağlayabileceğimi öğrenmek istiyorum. Kızımız oldukça parlak bir çocuk, ama konuşmaktan veya başkalarının yaptıklarını izlemekten kendi görevlerini takip edip yapamıyor.<br />
 Bu çok yaygın bir problem. Önce anababaların bu konuyu konuşmalarını ve uygulanabilir gözüken bir plan saptadıktan sonra da bunu çocuklarıyla tartışmalarını öneririm. Çocuğun yeni bir uygulama<br />
 yapılacağını bilmesi gerekir: Artık bir işin yapılıp yapılmaması değil, ne zaman yapıldığı önemli olacak ve o bu sorumluluğu alana kadar belli zevklerden mahrum kalacak. Belli bir zamanda bitirilmesi gereken, belki de bütün ailenin hep beraber yapabileceği bir ev işiyle başlayın. Anne ya da babanın çocukla birlikte çalışıp, nasıl organize olabileceğini ve işi bitireceğini göstermesi gerekebilir. Deneyimlerim bana, evde belli sorumluluklar verilen ve ardından kararlılıkla takip edilen çocukların okulda da daha sorumlu olduklarını göstermiştir.<br />
 Bir çocuk için en iyi ödül, onun başarılarının sizi gururlandırması ve mutlu etmesidir ve kendi öz saygısıdır. Bunun oluşmasını sağlamak ana-babalar olarak çaba göstermenize ve zaman harcamanıza neden olacaktır ama bu çocuğunuzun geleceği ile ilgili olarak yapabileceğiniz en iyi yatırımdır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">UNUTKANLIK</span><br />
 <br />
 Anababalar olarak çocuklarımızın bazı şeyleri unutmamalarını, devamlı olarak söylenmeden nasıl sağlayabiliriz<br />
 Söylenmeyi önleyebilmek için, doğal sonuçlara güvenin. Yani, çocuk sofraya geç geliyorsa, aile yemeğine devam eder ve çocuk olmadığı zamandaki yemeği kaçırmış olur, o geldikten sonra sofraya gelenleri yiyebilir. Yemeği tekrar ısıtmayın, yemek süresini uzatmayın ve çocuğu kurtarmayın. Bunun gibi çocuk beslenmesini evde unutuyorsa, bırakın ya aç kalsın ya da bir sandviç almak için diğerlerinden para dilensin veya borç alsın. Belki de ertesi gün yine yemeğini almadan kapıdan çıkarken hatırlayacağı tek şey o öğle vakti olacaktır.<br />
 Çocuğunuzun kendini başarısız hissetmemesi için, iyi özelliklerini övmeyi ve vurgulamayı unutmayın. Eğer çocuğunuz kafasında onu üzen birşeyler olduğu için unutuyorsa, o problemi saptayıp çözmeye çalışın.<br />
 Son olarak, bazı çocuklar ayrıntıları hatırlamada diğer çocuklardan daha büyük zorluk çekerler. Bu çocuklar genellikle ya ADD sorunu veya başka bir öğrenme zorluğu olan ve kendilerine yardımcı olamayan çocuklardır. Onlara anlayışla yaklaşılması ve başarıları için belli yöntemlerin uygulanması gerekir, işte bazı öneriler:<br />
 Bir liste hazırlayın - bir kağıdın, takvimin, not tahtasının üzerine ya da yatak odasının kapısına veya buzdolabının kapağına asın.<br />
 Çocuğa görevlerini hatırlatacak bir çalar saat kullanın.<br />
 izlemesi gereken adımları numaralandıran bir kontrol listesi hazırlayın (örneğin, okula gitmeden önce evde yapılacaklar ve çantaya konacaklar listesi).<br />
 Söylenmekten kaçının ki çocuğunuz sizin sorumluluk duygunuzla idare etmeyi öğrenmesin. Doğal sonuçlardan birşeyler öğrenmesine izin verin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">HARÇLIKLAR</span><br />
 <br />
 Çocukların gönüllerince harcayabilecekleri haftalık bir harçlıkları olması gerektiğine inanıyor musunuz<br />
 Eğer mümkünse, evet. Çocuklara harçlık vererek öğretilebilecek harika dersler vardır. Paranın nasıl kullanıldığını ve gerçek değerinin ne olduğunu anlayabilmeleri için çocuklara harçlık verilmelidir.<br />
 Çocuklara bir bütçe oluşturmayı öğretmek 6 veya 8 yaşlarından itibaren mümkündür. Çocuğunuza çok küçük miktarlarda verdiğiniz parayı bozuk olarak verin. Böylece bir kısmını harcayıp, bir kısmını da biriktirsin. O hafta alacağı gereksiz şeyler için başka para alamayacağını bilsin.<br />
 Tutarlı olun ve sorumlulukları arttıkça, harçlığını da arttırın. Ona çok değerli bir maddi ders vermiş olursunuz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">EVİŞLERİ İÇİN PARA ÖDENMELİ Mİ</span><br />
 <br />
 Ergenlik çağındaki kızım evde yaptığı işler için para kazanmak istiyor. Devamlı olarak bana yapabileceği bir iş olup olmadığını ve o iş için ne kadar ödeyebileceğimi soruyor. İflas etmek üzereyim, yardım edin!<br />
 Bazı çocuklar evde yaptıkları her iş için para almaları gerektiğini düşünürler. Çocukların para kazanmak istemelerini anlayabiliyorum, ama anababalar da yapılan her iş için para ödeme tuzağına düşmemeli! Benim felsefem evdeki herkesin işlere yardımcı olması gerektiğidir. Herkes almak kadar vermeyi de öğrenmelidir ve ev ortamı bunu öğrenmek için ideal bir yerdir.<br />
 Bu genç kızın yaklaşımında da olumlu bir yan bulabiliriz. En azından bağış istemiyor, onu kazanmaya çalışıyor. Bu nedenle, hayal kırıklığı içindeki bu annenin olaya biraz da bu iyi açıdan bakmasını umuyorum.<br />
 Ailedeki her bireyin görevlerini ve bütçesini tartışabilecekleri bir aile konseyi toplantısı yapmasını öneriyorum. Temel ev işleri bütün aile bireyleri tarafından para almadan yapılmalıdır. Bu işler dönüşümlü ve adil olarak aile bireyleri arasında pay edilmelidir. (Böyle kararların alınması için, aile konseyi en harika yerdir.)<br />
 Bu temel işlerin dışında, biraz para karşılığında yapılacak özel işler olabilir. Bu işleri yapmanın ne kadarlık bir parayı hak ettiği karşılıklı oturulup karara bağlanabilir. Çocuklarınızı evin içinde olduğu kadar dışında da bazı iş olanaklarını değerlendirmeleri konusunda yüreklendirin. Komşuların bazı işlerini yapmak, çocuk bakımı, başkalarına ev temizliğinde yardımcı olmak gibi işler, ticari bir kurumda çalışamayacak kadar küçük olan çocukların para kazanmak için yapabilecekleri işlerdir. Daha sonra paralarını nasıl idare edebileceklerini onlara öğretin. Alacakları paranın da sınırları olduğunu ve onu harcama konusunda bütçe hazırlamaları gerektiğini bilmeleri iyi olur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KOPYA ÇEKME</span><br />
 <br />
 Çocuğumun öğretmeni beni arayıp da kopya çekerken yakalandığını söylediğinde çok büyük bir düşkınklığı ve utanç duydum. Anababalar dürüstlüğü bu kadar vurguladıkları ve kurallara uydukları halde, neden bazı çocuklar kopyaya başvururlar<br />
 Açıkça ifade etmeliyim, kopya çekmeyi motive eden neden anlaşılabilir ve olumlu bir şeydir. Çocuklar kopya çekerler çünkü başarılı olmak istemektedirler ve anababaları da öğretmenleri de onların başarılı olmasını istemektedir. Buradaki problem, gerekli bilgileri kazanmak için gösterilmesi gereken dürüst çabayı ortaya koymadan başarılı olmanın yolunu öğrenmiş olmalarıdır, işin ilginç yanı, çoğu kopya çekme davranışının tesadüfen başlamasıdır. Çocuk başka birisinin kopya çektiğini ve bundan ceza almadan kurtulduğunu görür. Kendi karşısına bir fırsat çıktığında da, bir zayıflık anında yenik düşer ve kopya çektiği için başarılı olduğunu görür.<br />
 Burada önemli olan çocuğa kopya çekmenin cezasını bir gün mutlaka çekeceğini öğretmektir. Çocuğun mantığına göre, notlar daha iyiye gitmektedir, çok fazla çalışmadan da idare etmek mümkün, o halde neden yapmayayım Aslında toplum bize hep kolay yolu seçmemizi öğretir. Hepimizde de başarıya giden yolda hep kolayı seçmemize neden olan doğal bir tembellik olduğuna inanıyorum.<br />
 Çocuğun neden kopya çektiğini anladıktan sonra, bu konuda ne yapılacağını anlamak çok önemlidir. Okullarda çalıştığım 20 yıl boyunca, çocuklarının davranışlarıyla ilgili uyarılara çok kızan ana-babaların çokluğu beni her zaman çok şaşırtmıştır. Genellikle, çocuğunun yanlış hareketi çok açık olan durumlarda bile, onun tarafını tutan anababalar gördüm, ilk atmanız gereken adım, okulla veya kopya çekme davranışının farkına varan kişiyle takım çalışması yapmanızdır.<br />
 Çocuğunuzu dikkatlice izleyin. Kardeşleriyle oyun oynarken hile yaparak kazanıp kazanmadığını anlamaya çalışın. Diğer bazı ufak dürüst olmayan davranış belirtileri olup olmadığını bulun. Bunları far-kederseniz, çocuğa onu yapıp yapmadığını ya da neden yaptığını sormayın, çünkü hemen inkâr edecektir. Ama çocuğunuzun gördüğünüzden haberdar olmasını sağlayın. Ona bu tür davranışların dürüst olmadığını, hoşgörüyle karşılanmayacağını açıklayın. Davranışlarını aşağıdaki adımları izleyerek değiştirmeye çalışın:<br />
 Önce kendi hayatınızı kontrol edin. Çocuklarınız çok hızla sizi örnek alacaklardır, bu nedenle eğer siz tamamiyle dürüst davranmıyorsanız, kendi hayatınızı düzeltmek için çaba gösterin, ikinci olarak, çocuğunuza kopya çekmeyi ve dürüst olmayan davranışları hoşgörüyle karşılamayacağınızı açıkça söyleyin. Çocuk bu kuralı her bozduğunda uygulamak üzere bazı sonuçlar saptayın ve bunları sonuna kadar takip edin. Son olarak da, bu alışkanlığını bırakan çocuğunuzu övün. Eğer davranışını düzeltmezse, onu düzeltin ve bu konuda mutlaka başarılı olacaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞANTAJ</span><br />
 <br />
 Çocukları duygusal şantaj yaptığı zaman, anababalar ne yapmalıdır<br />
 Deneyimlerime göre, anababasına şantaj yapan bir çocuk ailede çok fazla güç sahibi olan bir çocuğu gösterir. Güç sahibi olması gerekenler anababalardır. Sanırım, bugünün anababaları eskilerin bazı rollerini devam ettirmiyorlar. Örneğin babam bana, "Grace, şunu yapmazsan, bu olacak" derdi ve onun olacağını bilirdim. Bugün ise, çocukların ana-babalarına "Anne, bunu yapmama izin vermezsen, evden kaçarım" ya da benzer bir şey dediklerini duyuyoruz. Bu, hem çocuk, hem de ana-baba açısından çok ürkütücü bir durum.<br />
 Size ne yapmamanız gerektiği konusunda örnekler vereyim:<br />
 • üzgün veya bozulmuş gibi davranmayın, çünkü bu çocuğun tehditlerini yerine getirme gücüne sahip olduğuna inandığınız anlamına gelebilir.<br />
 • çocuğun tehditlerine yalvararak karşılık vermeyin. Güçlü olun; bir yetişkin gibi davranın ve çocuğun sevgisini ve mutluluğunu hemen kazanmaya çalışmayın. Bu durumla başetmek, çocuğunuzu devamlı olarak mutlu kılmaktan çok daha önemlidir.<br />
 Duygusal bir şantajla karşılaştığınız zaman: Önce, durumu açıklığa kavuşturun. Çocuk neden tehdit ediyor Problem nedir Bunu saptadığınız zaman onunla ilgili olarak konuşun. Küçük çocukların duygularını sizin kelimelere dökmeniz gerekebilir, çünkü genellikle çocuğun sözcük dağarcığı buna yetmeyebilir. "Çok kızgın ve korkmuş olduğunu biliyorum ve senin ihtiyacın olan da ..." Anababa olarak çocuğun durumunu sözlere döktüğünüz zaman, onun sakinleşmesine yardımcı olacak ve böylece şantaj yapmasına yol açan stresi ortadan kaldırmış olacaksınız.<br />
 ikinci olarak, problemle ilgili ne yapabileceğinize beraberce karar verin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSPİYONCULUK</span><br />
 <br />
 İspiyonculuk hangi noktada önemli bir problem haline gelir<br />
 İspiyon ile bir yetişkinin ilgisini gerektiren tehlikeli veya olağandışı bir durumu haber verme arasında çok ince bir çizgi vardır. Bu farkı anlamamıza yardımcı olacak en önemli konu, haber vermenin diğer çocuğun başını derde mi sokacağı, yoksa onu bir tehlikeden mi koruyacağıdır. Bu, hem anababaların, hem de öğretmenlerin çok iyi anlaması gereken bir noktadır.<br />
 Bazen çocuklar ispiyonculuk yaparlar çünkü o yetişkinden başka türlü bir övgü alamamaktadırlar (ya da o "kötü" çocuklardan daha iyi görünmeye çalışırlar). Bu nedenle de, yetişkinin dikkatini çekmeye çalışırlar. Bu genellikle kendine güvenmeyen çocuktur ve bunu özgüven kazanmak için kullanmaktadır, ispiyoncu her zaman güvensiz, duyguları incinmiş, öfkeli ve kendini yetersiz hisseden bir çocuktur. Onun iyi yanlan üzerinde yoğunlaşacak düzenli pekiştireçlere ve böylece özgüvenini geliştirmeye ihtiyacı vardır.<br />
 İspiyoncu bir çocuğunuz varsa ne yapabilirsiniz Bu alışkanlığın neden kötü olduğunu açıklamanızı ve bundan vazgeçmesi için ısrar etmenizi öneririm. Anababalar olarak kendinize bu alışkanlığı durdurmanıza yardımcı olacak bir hatırlatıcı plan hazırlayın. Öfke ve güvensizliğe neden olan kaynağı bulmaya çalışın. Bu durumu yaratan problemleri düzeltmek için çaba gösterin. Çocuğunuzda belli bir olgunlukla dürüst bir sorumluluk duygusu geliştirmesini sağlayarak ve onun diğer insanlara karşı duyduğu ilgiyi ve şefkati kullanarak çok olumlu bir alışkanlık kazanmasını sağlayabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SOSYAL GELİŞİM<br />
 DOĞRU YARGI</span><br />
 <br />
 Çocuğuma fazla seçici olmadan veya mükemmellik beklemeden anlayışlı olmayı nasıl öğretebilirim Sanırım çok katı olmaya ve memnun edilmesi zor bir insan olmaya başladı.<br />
 Bu çok ilginç bir soru ve bana hayatımdaki önemli bir değeri hatırlattı. Anlayış,ilgili kişiler için en iyi olanı değerlendirip seçebilmektir. Bence, anlayış sahip olunması gereken bir özelliktir ve öğretilebilir.<br />
 İşte anababaların çocuklarına anlayışlı olmayı nasıl öğretebileceklerine ilişkin bazı öneriler: İlkönce, anababalar kendilerinden başlamalıdırlar ve örnekler vermelidirler. Kendi karar verme yöntemlerinizi gözden geçirin. Kendiniz ve aileniz için en iyi beslenme yollarına nasıl karar veriyorsunuz Yiyeceklerinizi, yemek zamanlarınızı, masa sohbetlerinin konularını, yemek zamanında oluşan genel samimiyet ve ruh halini nasıl dengeliyorsunuz Anlayışlı olma konusu böyle basit konularla daha kolay örneklendirilebilir. Arkadaş seçiminiz, hayat tarzınızla ilgili seçiminiz, ev atmosferiniz, öncelikleriniz, iş ahlâkınız -bütün bu konular doğru bir yargı ve anlayış gerektirir.<br />
 işte küçük bir çocuğa doğru seçimler yapabilmesini öğretmek için basit ve pratik bazı öneriler:<br />
 Çocuğunuza seçim yapabilme kapasitesinin sınırları içinde kalarak sınırlı seçenekler sunun. Örneğin, kahvaltıda bir bardak mı, yarım bardak mı meyva suyu içmek isteyeceği; kot pantalonuyla yeşil mi, yoksa mavi kazağını mı giymek isteyeceği gibi. Zevkli bir seçim yaptığında onu övün.<br />
 Çok iyi bir seçim yapamadığı zaman ona açıklayıcı bilgiler sunun. Çok eleştirel ve suçlayıcı olmadan, bir dahaki sefere daha akılcı bir seçimi nasıl yapacağı konusunda ona yardımcı olun. Örneğin, oyun bahçesinde bir arkadaşıyla alay ederse, böyle bir durumda o çocuğun ne kadar incineceğini anlamasına yardımcı olun. Aynı problemi çözmenin diğer yollarını görmesini sağlayın.<br />
 Onun duyabileceği bir şekilde diğer insanlara çocuğunuzun doğru kararlar verme yeteneğinin nasıl geliştiğinden söz edin. Bu küçük, günlük seçimler daha ileride hayatın daha zor alanlarında doğru yargılara varma şekline dönüşecektir. Sağlıklı bir duygusal durumun en iyi kanıtı aldığımız kararlardır. Anlayışlı olmak, doğru kararlar almayı hem sizin, hem de çocuğunuz için mümkün kılacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BAĞIMSIZLIĞA DOĞRU</span><br />
 <br />
 Çocuklarımız, benim ve annelerinin söylediği her şeye itiraz ettikleri bir dönemden geçiyorlar.Onları bağımsız olma konusunda yüreklendirmek istiyoruz ama onların güvenliği konusu da bizi endişelendiriyor. Kendimizi yetersiz hissetmeden ve kuşkuya kapılmadan bu güç mücadelesiyle nasıl başedebiliriz<br />
 Ergenlik döneminin özelliklerinden ikisi, düşüncelerinin karmakarışık ve duygularının değişken ve karışık olmasıdır. Öfkelenmeden ve itiraz etmeden tartışabilmek, fikir yürütebilmek, çocukların karmaşık fikirlerini gözden geçirmelerine ve daha kesin bazı değerler ve inançlar kazanmalarına yardımcı olur. Çocukların, hem zaman içinde oluşturdukları değerlerini savunmaya istekli olan, hem de gençlerin kendi görüşlerini denemelerine izin verecek kadar cesur olan anababalara ihtiyaçları vardır. Belli konularda bazı çizgiler çizmeniz gereklidir ve çocuklarınızı koruyabilmek için o çizgileri akıllıca ve sıkıca korumalısınız.<br />
 Çocukların sevilebilecek kadar sert ve aynı zamanda yumuşak olan onları eğlendirecek kadar cana yakın ve kendi hatalarını itiraf edecek kadar güvenilir (hatta kendileriyle alay edebilen ama hiçbir zaman çocuklarıyla alay etmeyen) anababalara ihtiyaçları vardır. Cana yakınlık ve espri anlayışı zor zamanlarda bile aileyi toparlayıcı olur. Gençlerin hayatın bu yorucu ve genellikle de korkutucu döneminin geçmesini bekleyecek kadar sabırlı anababalara ihtiyaçları vardır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GELECEKTE M BİR EŞ OLACAK ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK</span><br />
 <br />
 İyi bir eş olabilmeleri için anababaların şu anda çocuklarına öğreteceği neler olabilir<br />
 İster bir eş, isterse de bekâr olsun, iyi bir yetişkin olmanın en önemli özellikleri şunlardır:<br />
 1. Bonkörlükle ve minnetle verebilme ve alabilme yeteneği. Çoğu zaman insanların veremediklerine, bazılarının da başkalarından isteyemediklerine veya alamadıklarına tanık oluyorum. Bu yetenek maddi şeylerin yanı sıra duyguların da verilmesini içermelidir.<br />
 2. Açık yürekli, dürüst ve güvenilir olabilme yeteneği. Aileler veya arkadaşlar arasında oluşması gereken iyi bir ilişkinin özünde gerçek bir samimiyet vardır. Tabii ki, açık ve güvenilir olmak doğru bir yargılama ile dengelenir. Bazı özel konuların gizli kalması gereklidir ve bildiğimiz her şeyi herkese söyleyecek kadar açık olmamız da gerekmez.<br />
 3. Bir kayıp veya hayal kırıklığı ile başedebilme ve basit ve samimi bir şekilde acı çekme yeteneği, iyi bir anababa, iyi bir arkadaş veya iyi bir eş olmak için gerekli bir özelliktir.<br />
 4. Kendisine ve diğer insanlara saygı duyma yeteneği, birbiriyle gurur duyma ve birbirini tamamlama - birbirimizle ilgili olarak duyduğumuz gururu birbirimize açıkça ifade edebilme.<br />
 5. Uzlaşabilme yeteneği, anlaşmazlıkları saygı ve sevgiyle halledebilme.<br />
 6. Haz ve zevk duyulan bazı konuları erteleyebilme yeteneği. O anda sahip olunacak bir zevkten, daha sonra daha fazlasını kazanabilmek için vazgeçebilme.<br />
 Bunları küçük çocuğunuza nasıl öğretebilirsiniz. Birincil ve en önemli yol model olmaktır. Anne ve baba olarak birbirinize bu özellikler çerçevesinde davranarak, ikinci olarak, çocuklarınızla arada sırada oturup sohbet ederek, birbirleriyle ve sizinle nasıl geçinecekleri konusunda onlara bazı ipuçları verebilirsiniz. Üçüncü olarak, disiplin yöntemleri ve uyguladığınız eğitimle, çocuğunuzun ileride harika bir arkadaş, iyi bir eş ve muhteşem bir anababa olabilmesi için ihtiyacı olan özellikleri geliştirmesini öğretebilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÖZGÜVEN VE KENDİNİ BEĞENMİŞLİK (KİBİR)</span><br />
 <br />
 Onların kibirli olmasına yol açmadan çocuklarımın özgüvenlerini nasıl arttırabilirim<br />
 Egoistik (benlikçi) bir gurur kimsenin hoşuna gitmez ama gerçek özgüven sahte gurura karşı en iyi koruyucudur.Ironik olarak, gurur ve kibir düşük bir özgüvenin göstergesidir ve aslında kendini hiç de önemli hissetmeyen bir kişinin gerçekten önemli bir kişi olduğunu kanıtlamak için gösterdiği yoğun çabayı ortaya koyar.<br />
 Sağlıklı özgüven, kişinin iyi ve doğru manevi değerlere sahip olduğunu ve herkesin özellikleri, yetenekleri ve becerileri ne olursa olsun j eşit olduğunu bildiğini gösterir. Benim sahip olduğum iyi bir özellik-mutluluk verici de olsa- bana bir sorumluluk yükler.Gurur ise, belli bir özelliği kazanmamızda diğer insanların bize sağladıklarının farkında değildir ve "Bana bakın! Ben ne yaptım!" der.<br />
 Çocuğunuza sahip olduğu özelliklerin değerini bilmesini ve onları paylaşmasını öğretirseniz kibirli olmayacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NANKÖRLÜK</span><br />
 <br />
 Nankörlük özellikleri gösteren bir çocuğa, anababalar nasıl yardımcı olabilir<br />
 Bazı anababalar çocuklarına hayır demekte çok zorlanırlar. Toplumumuzda geçmişte yaşanan ekonomik sıkıntılardan dolayı, bütün bir nesil olarak anababalar kendilerinin tadını çıkaramadıkları her şeye çocuklarının sahip olmasını arzu etmişlerdi. Bu arada, bilim ve teknoloji de zevk için yeni ve heyecan verici icatlar yapıyordu. Motorize oyuncaklar, konuşan bebekler, video ve bilgisayar oyunları hep çocukların eğlenmesi için. Reklâmlar bütün bunların çocuklara çok kolay ulaşmasını sağladı. Televizyonda her gün yeni bir heyecan verici oyuncağı görmek olağan bir hale geldi.<br />
 Eğer anababalar materyalizm alışkanlığını kırmak istiyorlarsa, işte gerçekten yeterince gücü olanlar için bir iyileştirme yöntemi: ilkönce, çocuklarınıza çok fazla verdiğinizin farkına vararak işe başlayın. İkinci olarak da, ona hediye vermeden de duygularınızı ifade edebilmenin yollarını bulun. Komik şakalar yapmak, beraberce bir oyun oynamak ,dışarıda -pahalı olmayan- fakat eğlenceli bir süre geçirmek çocuklarınıza basit olayların da onları mutlu edeceğini öğretebilir. Üçüncü olarak, çok özel durumlar için özel olarak seçilmiş küçük hediyelerin dışında, hediye vermekten vazgeçin. Eğer çocuk daha fazlasını isterse, daha az verip, elinde olanla daha fazla mutlu olabilme konusundaki yeni felsefenizi açıklayın.<br />
 Eğer çocuğunuz belli bir şeyi isterse, onun için çalışıp, para biriktirmesini isteyin. Ona fazladan işler verin ve para kazanmasına yardımcı olun. Kazanmak için ter döktüğü zaman, her şeyin değerini daha çok bileceğini göreceksiniz. Çocuğunuzdan, yapılanlar için minnet duymasını isteyin ve kendiniz de böyle davranın. Çocuğunuza minnet duymayı öğrettiğiniz ve model oluşturduğunuz sürece, onunla daha fazla gurur duymaya başlayacağınızı sanıyorum.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ETKİLER</span><br />
 <br />
 Bir çocuk üzerinde en fazla kimin etkisi vardır<br />
 Bu sorunun cevabı aileden aileye değişir. Çocuklarının hayatlarıyla yakından ilgilenen anababalar çocukları üzerinde en fazla etkiye sahip olacaklardır. Son zamanlardaki bir çalışma, isyankâr gençlerin bile en çok etkilendiklerinin anababaları olduğunu ortaya koymuştur. Anababalar bunu unutmamalı ve sevgi dolu, akıllı ve güçlü bir etkiyi sürdürmelidirler.<br />
 Ancak anababa çok yoğun olduğu zamanlar veya başka konularla ilgilenip çocuklarını ihmal ettiklerinde, diğer bazı etkiler devreye girmektedir. Bugün pek çok kişi çocuğun arkadaşlarının ve çok mükemmel kişiler olmayabilen öğretmenlerinin etkisi konusunda bazı endişeler duymaktadır. Bunlar benim de katıldığım kaygılardır. Televizyonun da hepimizin üzerinde etkisi vardır çünkü evin içinde uzun süreler açık olmaktadır. Eğer dikkatli ve uyanık olmazsak ve reklamların, değişik programların verdiği mesajlara tepki göstermezsek, televizyon çocuklarımızı yoğun bir şekilde etkileyebilir.<br />
 Çocukların hayatlarında annelerin ve babaların çok güçlü etkileri olabilir. Ergenlik öncesi dönemde, anne genellikle temel ve en önemli güçtür. Baba varlığı ile oradadır ve etkisi aileyle olan ilişkisine göre değişir. Annenin etkisi tam bir denge içinde görülür: Hem besleme-bakım, hem de yol gösterme - çocuğun hayatındaki problem ve tehlikeleri sezebilmek için gerekli olumlu bir eleştirel yaklaşımla anne bunu yapabilir. Kadınlığı ile oğlunun karşı cinsle nasıl ilişki kuracağını anlamasını sağlar,kızına da dişilik ve benlik saygısı konusunda model oluşturur.<br />
 Babaların okul öncesi döneminde de çok önemli olduklarını artık bilmemize rağmen, ergenlik yıllarındaki etkilerinin büyüklüğü tartışılamaz. Eğer o sorumluluğu aldıysa, baba koruma ve yol gösterme ;yapabilir ve bir erkeğin öğretebileceklerini sunabilir. Onun onayı veya kınaması gencin hayatında çok güçlü faktörlerdir. O da, bir erkek olma konusunda oğluna ve karşı cinsle nasıl ilişki kurulacağı konusunda kızına fi model oluşturur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÖZGÜVEN</span><br />
 <br />
 Kendini güvensiz hisseden bir oğlan ya da kız çocuğuna anababalar nasıl yardımcı olabilir<br />
 Düşük bir özgüveni olan bir çocuğa yardım etmenin birçok yolu vardır:<br />
 Koşulsuz olarak sevin. Çocuklar ne yaptıklarına değil kim olduklarına bakılarak sevilmelidirler. Bu kabul ve sevgi kesin bir dürüstlükle onlara iletilmelidir.Bir çocuğu seviyor gibi gözüküp buna inanmasını bekleyemezsiniz, bunun gerçek olması gerekir.<br />
 Kararlılıkla, sevgiyle ve tutarlılıkla disiplin uygulayın. Çocuğunuz gurur ve benlik saygısı duymasını gerektirecek şeyler yapmasını öğrenecektir.<br />
 Övgünüzü ifade edin. Onaylama ve kınama kargaşası yaratmaktan kaçının. Hiçbir zaman, "Bu çok iyi ama ..." demeyin. Deneyimlerime göre, oradaki ama çocuğun kafasındaki iyi sözcüğünü silmektedir. En iyi övgüler ayrıntılı olanlardır. Bir çocuk "bugün seçtiğin renkleri çok sevdim. Nelerin birbirine gideceğini çok iyi biliyorsun" gibi bir övgüyü, "Çok hoş bir kıyafet" sözlerinden daha kolay duyar ve kabul eder.<br />
 Olumlu olun. Beraber gülün ve oynayın. Hayat zorlaştıkça ve üzüntüler arttıkça, çocuklar özgüvenlerini besleyen önemli bazı noktaları kaybederler. Bu nedenle cana yakın, sıcak ve gülücüklerle dolu bir atmosfer yaratmak için çaba gösterin.<br />
 Çocuğunuzu dinleyin. Kendisini değerli hissetmesi için onunla zaman geçirin. Onunla duyguları hakkında konuşun ve kendisini sık sık eleştirip eleştirmediğini saptamaya çalışın. Eğer bunu yapıyorsa, kendisini hatalarıyla kabul etmeyi ve affetmeyi öğrenmesine yardımcı olun. Eğer kendisini eleştirmiyorsa, onu devamlı eleştiren başka birisi -örneğin, anababadan biri, büyük anne veya baba ya da bir komşu- olup olmadığını saptayın.<br />
 Çocuğunuzla konuşun. Düşüncelerinizi, duygularınızı, ilgi ve isteklerinizi çocuğunuzla paylaşın. Böylece onlara iyi bir iletişim modeli oluşturur ve kişisel konularınızı konuşacak kadar değer verdiğinizi hissettirmiş olursunuz.<br />
 Onun belli bir konuda parlak bir başarı göstermesine yardımcı olun.Yeni bazı ilgilerin, becerilerin ve etkinliklerin keşfedilmesine çalışın. Çocuğunuzun daha da geliştirebileceği bir yetenek bulmaya çalışın. Sonra da onunla birlikte zaman harcayıp, o yeteneğini geliştirmesine yardımcı olun. Arkadaşlarıyla paylaşabileceği bazı yetenekler geliştirirse, arkadaşlıkların kendiliğinden kurulduğunu göreceksiniz. Onun başarıyla kazanmış olduğu o yeni beceriyi öğrenebilmek için çocuklar etrafını saracaktır.<br />
 Arkadaş edinmeye teşvik edin. Sosyal ilişkilerinde uyum sağlamasına yardımcı olun. Belki de bir seferde bir ya da iki arkadaş bulduğu zamanlarda, onları eve getirmesine izin verin. Böylece çocuğunuzu gözleme imkânınız olacaktır ve onu rahat ve uyumlu bir şekilde oynaması konusunda yüreklendirin.<br />
 Çocuğunuzdan yardım isteyin. Ondan sırtınızı kaşımasını veya biraz kafa karıştıran bir konuda biraz öğüt vermesini istemek, onun gerçekten büyük bir katkıda ve yardımda bulunduğunu hissetmesini sağlayacaktır.<br />
 Başkalarının yardımını isteyin. Eğer özgüven konusunda ciddi bir problemi olduğuna inanıyorsanız, bir danışmandan yardım almaktan çekinmeyin. Bazen tarafsız bir arkadaş da, çocuğun kendine daha çok güvenmesine ve değerli hissetmesine yardımcı olabilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÖZGÜVENİN DÜŞMANLARI</span><br />
 <br />
 Özgüveni yok eden ve anababaların sakınması gereken düşmanlar nelerdir<br />
 En önemli düşmanlardan birisi anababaların olumsuz tutumudur. Pek çok anababanın, anne ve baba olarak sorumluluklarının çocuklarındaki hataları bulmak ve düzeltmek olduğuna inandığına tanık olmuşumdur. Bu nedenle kendi tutumunuzun olumlu olduğundan ve eksikliklerden çok güçlü olunan noktalara baktığınızdan emin olun.<br />
 Diğer bir düşman, kronik hale gelmiş evlilik içi çatışmalardır. Her an anababasından birisini kaybetme korkusu içinde olan bir çocuğun kendine güvenmesi çok zordur. Siz düzenli bir şekilde yoğun tartışmalar içine giriyorsanız, çocuğunuz içinizden birisinin evi terkedeceği korkusunu yaşar.<br />
 Anne ve baba olarak birbirine değer vermemek, hata bulmak veya çocuğun önünde birbirini eleştirmek de çocuğun kendisini yetersiz bulmasına neden olabilir. Siz isteseniz de, istemeseniz de, çocuk kendini sizlerden birine benzer buluyordur ve birbirinizi eleştirmeniz; dolaylı yoldan onu suçlayacaktır. Bu durum, ayrılan eşlerde çok yaşanan bir problemdir çünkü eski eş genellikle çocukların önünde eleştirilir. Unutmayın ki, eşinizi eleştirirken o eşin yavrusunu da eleştirmiş oluyorsunuz.<br />
 Aile içinde takılan isimlerden kaçının. Çocuğunuza yakıştırdığınız her isim, onun öyle olması gerektiği şeklinde hissetmesine yol açacaktır. Bu tarz yıkıcı eleştiri çocuğun özgüvenini mahveder.<br />
 Suçlamalarda bulunmak da özgüveni sarsıcı bir öğedir. Çocuğunuz bir hata yaptığında, bunu itiraf etmeyi, gereğini yapmayı ve affetmeyi öğrenmelidir. Eğer kendini suçlu hissederse, hiçbir zaman yeterince iyi olamayacağına inanır. Suçlamalarla dolu bir disiplinden kaçının. Daha iyi olmayı öğrenme üzerinde yoğunlaşın.<br />
 Övgü ve eleştiriyi birleştirmek de özgüvenini mahveder. Eğer eşiniz devamlı olarak "Seni çok seviyorum ama keşke biraz daha ... olsaydın" derse, bir süre sonra olumlu övgüleri hatırlamaz olursunuz. Çocukların nasıl davranmaları ve bazı şeyleri nasıl yapmaları gerektiği konusunda disipline ve yönlendirilmeye ihtiyaçları vardır ama bunun övgüden ayrı yapılması gerekmektedir.<br />
 Çocukların arkadaşlarını kınamak da özgüveni kesin olarak inciten bir yoldur, bu nedenle o arkadaşları kabullenmek için çok çaba gösterin ve onların sizin ailenize olumlu bir şekilde girmesini sağlayın. Böylece çocuğunuz onun seçtiklerini onayladığınızı bilecektir. Tabii ki, eğer belli arkadaşlar çok açık bir şekilde çocuğunuza zarar veriyorsa, onun olası problemleri sezmesine yardımcı olun.<br />
 Sanırım, özgüvene zarar veren düşmanlardan kaçındıkça ve siz kendiniz özgüveninizi geliştirdikçe anababalar olarak çocuklarınızın da özgüvenini arttıracaksınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KAHRAMANLAR</span><br />
 <br />
 Kahramanların nasıl bir etkisi vardır<br />
 Yıllar önce, kahramanlar, aile doktoru veya belediye reisi gibi yöresel kişiler olurdu. Daha sonraları, kahramanlar kitaplardan çıkmaya başladı ve çocuğun okuduğu kitaplar ona model alacağı roller sunmaya başladı. Ama bugünün dünyasındaki kahramanlar çok iyi para kazanan spor yıldızları, tuhaf video oyuncuları ve televizyon ünlüleri, hatta televizyon komedyenleri.<br />
 Bazı spor yıldızları veya televizyon ünlüleri gerçekten iyi ve olumlu kişiler olmalarına rağmen kahramanların çoğu böyle değil. Bunlar, başardıkları veya destekledikleri şeylerden dolayı değil, sadece zengin ünlüler oldukları için kahraman olanlar.<br />
 Gerçek kahramanlar doğruluk, cömertlik, yumuşaklık, şefkat, dürüstlük, çalışkanlık, kibarlık, sevgi ve inanç gibi üstün değerleri geliştiren kişilerdir. Gerçek kahramanlar kendi ihtiyaçlarını gözardı ederek, başkalarının iyiliği için yaşayan kişilerdir.<br />
 Anababalar çocuklarına bazı edebi eserleri tanıtarak, bazı klasiklerin videolarını kiralayarak onların iyi bazı kahramanlar bulmalarına yardımcı olabilirler. Video mağazalarından temin edilecek geçmişin büyük müzisyenlerinin veya edebiyatın büyük yazarlarının hayatlarını anlatan filmler bulabilirler. Bazen televizyonda da değişik milletlerin gerçek kahramanlarıyla ilgili filmler olabiliyor.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KİBARLIK</span><br />
 <br />
 Çocuklan gerçekten kibar olarak yetiştirmenin anahtarı nedir<br />
 Bütün davranışların ve kibarlığın temelinde, sevgiyle diğer insanların iyiliğini istemek vardır. Eğer anababalar bunu çocuklarına aktarabilmişlerse, kibarlık probleminin büyük bir kısmını çözmüşlerdir. Çocukların, kendi duygularının farkında olmayı ve onları olumlu, sevecen ve düşünceli bir şekilde geliştirmeyi öğrenmeye ihtiyaçları vardır. Aynı zamanda başkalarının ihtiyaç ve duygularına da duyarlı olmayı öğrenmeye ihtiyaçları vardır ki düşünceli bir şekilde hareket edebilsinler.<br />
 iyi davranışlar lütfen veya teşekkür ederim veya özür dilerim diyerek ve kendi rahatını ve isteklerini diğerlerininkinden önde tutmayarak ifade edilir. Bu davranışları, karı-koca olarak birbirinize ve çocuklarınıza lütfen veya teşekkür ederim diyerek ve böylece model oluşturarak öğretebilirsiniz. Bu iyi davranışları size ve diğer insanlara da göstermesini öğretmiş olursunuz.<br />
 Bazen model olmak ve sözlü olarak sözcükleri öğretmek yeterli olmayabilir. Çocukların doğru olanı söylemekte direndiği zamanlar vardır. Böyle bir durumda disiplin uygulayabilirsiniz. Örneğin, çocuğunuz lütfen demeyi reddediyorsa, istediği şey kendisine verilmez.<br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
 HERKESÇE SEVİLMEYEN ÇOCUKLAR</span><br />
 <br />
 Eğer çocuğunuzun pek fazla sevilmediğini görüyorsanız, işe karışıp birşeyler yapmalı mısınız<br />
 Sanırım evet. Elbette, sınıftaki her çocuk gözde olamaz. Ama sizin çocuğunuz dışlandığı zaman bu sizi incitir. Sevilmek çocuğun önemli ve değerli olduğu duygusunu besler. Gözde olmak ve bir arkadaş grubuna dahil olmak çok hoştur. Ait olmak güven vericidir. Başkaları tarafından sevilmek çocuğa yaşıtlarını etkileme fırsatı da verir ve bu kendini güçlü hissetmesini sağlar.<br />
 Diğer yandan, gözde olmak başlı başına bir amaç haline gelebilir ve çocuk sevilmek için çok çaba göstermeye itilebilir. Bunu yaparken, kendi bireyselliğini ve daha ileriki yıllardaki olgunluk ve doğruluk için gerekli olan kişisel değerlerini kaybedebilir. Eğer kişi gruptaki pozisyonunu kaybetmekten korkuyorsa, bu bir güvensizlik duygusuna yol açabilir. Daha da tehlikeli olan, çocuğun kendi değeri ile ilgili duyguları tamamiyle bir gruba ait olmasına veya oradaki durumuna bağlı bir hale gelebilir. Oysa çocuğun özdeğeri, sevilen ve değer verilen bir insan olduğunu içten bilmesiyle ilgili olmalıdır. O halde çocuğu çok fazla sevilmeyen bir anababa ne yapmalıdır<br />
 1. Çocuğunuzun başkalarıyla olan ilişkilerini izleyin. Çocuğunuzun diğer çocuklara karşı yumuşak, düşünceli ve empatik olduğundan, bencil ve talepkâr bir yaklaşım içinde olmadığından emin olun. Çocuğunuzun sosyal becerileri gelişmemişse, diğer çocuklarla nasıl oynayacağını, konuşacağını ve nasıl düşünceli bir arkadaş olabileceğini öğretin. Bu konuda yararlanabileceğiniz bir kitap, Elaine McEwan´ın, "Kimse Beni Sevmiyor": "Çocuğunuzun Arkadaş Edinmesine Nasıl Yardım Edersiniz." olabilir.<br />
 2. Çocuğunuzun kişiliğini değerlendirin. Bazı çocuklar daha sessiz ve içedönüktür. Sadece tek başlarına olmayı tercih ederler. Yalnız değildirler. Kendi kendilerine olmayı severler ve bir ya da iki arkadaşla mutlu olurlar. Eğer böyle bir durum varsa, çocuğunuzu büyük bir gruba girmeye zorlamayın ve ona az arkadaş sahibi olmanın yanlış bir şey olduğu mesajını vermekten kaçının. Ama hiç arkadaşı yoksa, gerçekten endişe duymalısınız.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">11 FİZİKSEL GELİŞİM<br />
 SAĞ VEYA SOL EL KULLANIMI_</span><br />
 <br />
 İki buçuk yaşındaki kızımız bazen sağak gibi görünse de, çatal veya kaşık tutarken sol elini kullanıyor. Acaba bu yaşta yerleşmiş bir tercih olur mu, yoksa hâlâ gelişmekte midir Ona yardımcı olmak için yapmamız gereken bir şey var mı<br />
 El kullanımı anababalar için önemli bir sorundur, çünkü hâlâ sağ-el ağırlıklı bir dünyada yaşıyoruz. Solak olarak büyüyen çocukların, yetişkinlikte sağ el için hazırlanmış aletleri kullanmakta zorlandıkları bir gerçektir.<br />
 Çocukların çoğunda, el kullanımındaki tercih 5, hatta 6 yaşından önce belirlenmez. Bazen çocuğun sağak mı, yoksa solak mı olacağı daha erken de belli olabilir ama çocuklar yaşama her iki ellerini de eşit ağırlıkta, eşit beceriyle kullanarak gelirler. Çocuklar büyüdükçe, sağaklar için olan dünyamızda, onları mümkün oldukça sağ ellerini kullanmaya teşvik edebilirsiniz. Ancak bunu zorla yapmamanız çok önemlidir. Beynin motor alanı, konuşma merkezine çok yakındır. Çocuğun sol elinden sağ eline geçmeye zorlanması, bu merkezde problemler yaratabilir. Yine de bir sorun haline getirmeden sağ el kullanımını yüreklendirmenin çeşitli yolları vardır. Bu da çocuğun ileriki yıllarda sağak olarak daha rahat etmesini sağlar.<br />
 Çocuğunuz daha çok küçükken, ona bir şey verdiğinizde sağ eline tutuşturun. Çocuk kendisi sol eliyle bir şey aldığında, bir süre sonra yumuşakça onu sağ eline geçirin. Eşyayı sol elinden sağ eline geçirme işini, her ikisini de eşit beceriyle kullandığı çok küçük olduğu yıllarda yapmaya çalışın. Eğer çocuğunuz açıkça sol elini kullanma eğilimi içindeyse, buna izin verin. Sağlıklı bir gelişmeyi çocuğunuzu sağlıksız bir şekilde el değiştirmeye zorlayarak bir güç mücadelesine çevirmekten kaçının.<br />
 Çocuğunuzun ayaklarına bakmak da çok önemli olabilir. Anababaların çoğu çocuklarının sağ ayağını mı, yoksa sol ayağını mı kullandığının farkında değildir. Çocuğunuz emeklerken önce hangi ayağını ya da dizini attığını izleyin. Önce hangi ayağına çorap veya ayakkabı giydiğine bakın. Koşarken hangi ayağıyla başlıyor Birbirine zıt ayak ve l elin tercihi yerine, sağ el-sağ ayak ya da sol el-sol ayak korelasyonu konusunda çocuğunuza yardımcı olabilirsiniz. Ama doğanın belirlediği konularda çok fazla üzülmekten vazgeçin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SAĞLIK KONTROLLERİ</span><br />
 <br />
 Doktor kontrolleri gerçekten çok pahalı olabiliyor. Bunu da gözönünde bulundurarak, sağlıklı bir çocuğun ne kadar sıklıkla doktora gitmesi gerekir<br />
 Doğumda bebeklerin çok ciddi bir kontrolden geçirilmeleri gerekir ki tedavi gerektiren bir problemleri olup olmadığı saptanabilsin. Sonra doktorunuz size normal kontrolleri ve aşıları içeren bir program çıkaracaktır. Eğer doktor ziyaretlerinde maddi bir problem yaşıyorsanız, bunu ucuza veya ücretsiz olarak temin edebileceğiniz sağlık ocakları vb. sağlık kuruluşları bulabilirsiniz.<br />
 Normal olarak, daha önce bir problem olmadığı takdirde, bebek doğumdan altı ya da sekiz hafta sonra doktora götürülmelidir.<br />
 Bu kontrolden sonra, bebek dört ve altı aylık olduğu zamanlarda kontroller gerekir. Bütün bebekler boğmaca, tetanoz, difteri, kızamık, kabakulak, çocuk felci ve belki de menenjit ve sarılık aşısı olmalıdır.<br />
 Son yıllarda boğmaca aşısı sonucunda ortaya çıkabilecek çok ender ama ciddi bir reaksiyon görülmektedir. Ama çocuğun bu hastalığa yakalanma riski böyle bir reaksiyonun olma riskinden daha fazladır. Bu nedenle anababalar iyi bir nedenleri olmadıkça boğmaca aşısından vazgeçmemelidirler. Bu konuda doktorunuza danışın.<br />
 Aşıların yanı sıra, doktorun düzenli kontrolleri çocuğun endokrin sisteminde bir anormallik olup olmadığını ya da kafatası tam gelişmeden kemiklerde erken bir kapanma olup olmadığını dikkatlice gözlemesine yardımcı olur. Bebek altı-yedi aylık olduktan sonra, sağlıklı bir bebek için yıllık kontroller yeterli olacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DİŞ BAKIMI</span><br />
 <br />
 Anababalar çocuklarını diş bakımına ne zaman başlatmalıdır<br />
 Bir diş doktoru arkadaşım, bebeğin ilk dişleri çıkmaya başladığı andan itibaren diş bakımının başlaması gerektiğini söylemişti. Süt dişleri geçici olmalarına rağmen, çürümeleri önlenmelidir ve bu da zor değildir. Birkaç aylık bir bebeğin dişleri bile yumuşak bir pamukla yatmadan önce temizlenebilir (diş macunu kullanmadan). Süt, dişlerin üzerinde, çürümelere neden olan bakterileri üreten bir tabaka bırakır. Çocuk doktorlarının anababalara çocuklarını yatağa bir biberon sütle yatırmamalarını söylemelerinin bir nedeni de budur. Eğer bir bebeğin yatma zamanı biberon içmesi gerekiyorsa, bu sadece su olmalı.<br />
 Çocuğun dişlerinin iyi gelişmesini sağlamakta ve çürümeleri engellemekte önemli olan diğer bir konu da çocuğun beslenme şeklidir. Çok fazla nişastalı ve şekerli ya da çok rafine edilmiş yumuşak besinler ağızda çok küçük yiyecek parçacıkları bırakarak bakteri üretimini arttırır. Büyük parçalardan oluşan sert yiyecekler dişlerin üzerindeki tabakayı temizler ve parçacıkların aralarda kalıp çürümelere neden olmasını engeller. Her gün bir elma diş doktorlarının de tavsiye ettiği bir yiyecektir. Dişlerinizi fırçalayamadığınız zamanlarda elma yemeğe çalışın, dişlerinizin daha temiz olduğunu farkedeceksiniz. Elmada bulunan bir enzim dişleri gerçekten temizlemektedir. Bu nedenle çocuklarınıza bol bol meyva yedirin, özellikle de elma. Ancak küçük bebeklere elma, üzüm gibi bütün meyvalar vermeyin çünkü boğulmalara yol açabilir.<br />
 Daha büyük çocuklar her yemekten sonra, yemek parçacıklarını temizlemek ve dişetlerini güçlendirmek için dişlerini fırçalamalıdırlar. Okula başladıktan sonra, günde iki kez fırçalama yeterlidir. Florürlü dişmacunuyla ve küçük, yumuşak bir fırçayla, dişetlerini acıtmadan uzun süreli fırçalama yapmasını sağlayın. Diş macununu tükürmesini öğretin, çünkü onlar yutulmak için yapılmamıştır!<br />
 Çocuğun diş aralarının diş ipiyle temizlenmesi de önemlidir çünkü dişlerin aralarındaki yüzeyler en iyi diş ipiyle temizlenir.<br />
 Çocuğun bir diş doktorunu ilk ziyareti ikinci ve üçüncü yaşları arasında gerçekleşebilir. Sizinle ya da diş doktorlarına karşı rahat ve olumlu bir tutum içinde olan bir yakınınızla birlikte gidebilir. Çocuğunuz diş doktorunun muayenehanesine alışmalı ve doktor da onunla diş bakımı konusunda özel konuşmalar yapmalıdır. Daha sonra normal ziyaretler başladığında -belki üç yaş civarında- çocuk doktordan korkmayacaktır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">UYGUN ŞİLTE</span><br />
 <br />
 Torunum hâlâ bebek karyolasında yatıyor ama anababası artık onu normal bir yatağa geçirmeyi düşünüyorlar. Bunun için de su yatağı almayı planlıyorlar. Benim çocukların su yatağında uyumalarının sağlıklı olup olmadığı konusunda kuşkularım var.<br />
 Su yataklarının çocuklar açısından bazı yararlan olduğunu kabul ediyorum. Ama iyi bir yaylı yatağın sağlayacağı desteğin, çocukların çoğu için çok uygun olduğunu düşünüyorum. Ancak, istisnai olarak ortopedik problemi olan çocukların daha sert bir şilteye ihtiyaçları olabilir.<br />
 Bir çocuk bebek karyolasından yatağa ne zaman geçmelidir, iki ilâ beş | yaşlan arasındaki herhangi bir zamanı tavsiye edebilirim. Bazı bebekler karyolanın güvenli ortamını uzun bir süre tercih edebiliyorlar. Daha hareketli olanları, kenarlara tırmanmaya çok erken yaşlarda başlayabiliyor. Önemli olan bebeğin güvenli ve rahat bir yatağının olmasıdır. Eğer bebek karyolaya tırmanmaya başladıysa, artık ondan kurtulmanın zamanı gelmiştir. Çocuğun aşağıya inmeye çalışırken, düşmesini istemeyiz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AYAKKABILAR</span><br />
 <br />
 Çocuklara pahalı ayakkabılar almak gerekli midir Ucuz ayakkabı konusunda bazı tereddütlerim var.<br />
 Bazen daha iyi (veya daha pahalı) ayakkabılar gerçekten gerekli olabilir ama böyle durumlar genellikle enderdir. Bazı çocukların ayaklarına hiçbir ayakkabı tam olarak uymaz. Ortopedik problemleri olan çocukların özel ayakkabılara ihtiyaçları vardır. Ayakkabı alırken, çocuğunuzun ayağına dikkat edin, parmakları dışarı fırlamasın ya da içeride kalmasın. Çocuk yürürken bileklerine bakın, içeri doğru dönüp dönmediklerine ya da çocuğun ayağının dış kenarına basarak yürüyüp yürümediğine dikkat edin. Eğer bu şekilde karar veremiyorsanız, ayakkabılarının genellikle nereden eskidiğine bakın. Tabanın iç tarafı eskiyorsa, çocuğun bilekleri zayıftır. Eğer dış taraflar hemen eskiyorsa, o zaman çocuğun ayağı sonradan problem yaratacak bir şekilde dışarı çıkıyor demektir. Hâlâ kuşkularınız varsa, doktorunuzla konuşabilirsiniz. Çocuğunuzun ortopedik bir müdahaleye gerek duyup duymadığını bir ortopediste danışarak karar verebilirsiniz. Ayakkabılar konusunda tereddütleriniz varsa, iyi bir ayakkabıcıya giderseniz oradaki kişiler size yardımcı olabilir.<br />
 Eğer ayakkabıyı kendiniz alacaksanız, en iyi zaman öğleden sonra yâ da akşam saatleri, ayağın şişmiş olduğu zamanlardır. Ayakkabı çocuğun ayağındayken, bir parmak kadar büyük olmalıdır. Yani, çocuğun ayağının baş parmağı ile ayakkabının burnu arasında, sizin baş mağınızın gireceği kadar bir boşluk kalmalıdır. Böyle bir boşluk a kabının, çocuğunuzun ayağının rahat edebileceği ve yeterince uzun giyebilmesini sağlayacak kadar geniş ve sürtünmeden dolayı su toplamalar veya rahatsızlıklar yaratmayacak kadar dar olduğunu gösterir. Pahalı bir mağazadaki satıcıların çocuğunuzun ayağına uyan ayakkabıyı nasıl saptadıklarına dikkat edin, sonra o yöntemleri kendiniz de uygulayabilirsiniz.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">LENSLER</span><br />
 <br />
 Çocuklar kaç yaşlarından itibaren lens kullanabilirler<br />
 Bu, kişisel olarak yaklaşmam gereken bir problem çünkü çocuklarımın hepsi gözlük takıyor. Benim deneyimlerime göre, 12-14 yaşından önce lensi çok az doktor önerebilir. 12 yaş bile çok erken. Yumuşak lensler, sert olanlardan daha güvenlidir ama yumuşakların bile bazı riskleri vardır.<br />
 Lens kullanma zamanına karar vermeden önce, anababaların dikkate almaları gereken bazı konular vardır. Her şeyden önce, göz bozukluğunun derecesi önemlidir, aşırı miyop olan çocuklar lenslerden çok yararlanmaktadırlar. Lensler doğrudan göze takıldığı için, görüntü daha iyi ve uygunluk daha fazla olur. Çocuk gözlük takmadığında daha iyi göründüğünü düşünür.<br />
 Diğer bir nokta çocuğun sorumluluk düzeyidir. Lensler çok büyük özen ister. Kaybolabilirler ve çok pahalıdırlar. Gözde iltihaplanma ve yaralanmalara yol açmamak için devamlı temiz tutulmalıdırlar. Çocuğunuz çok sorumluluk sahibi değilse, sanırım ne siz, ne de çocuğunuz lens kullanma lüksüne hazırdır.<br />
 Üçüncü bir nokta, çocuğun aktivite düzeyidir. Yüzme gibi aktif bir spor yapan bir çocuğun lensinin zarar görme, kaybolma ve kırılma olasılığı çok fazladır. Gözün içinde kırılan lensler tamir edilemez zararlar verebilir.<br />
 Son bir nokta ise, gözlük takmanın çocuk üzerinde yarattığı etkidir. Daha küçük yaşlarda, gözlük takmak çocuğu arkadaşlarının gözünde daha çekici yapabilir ya da onunla dalga geçilmesine neden olabilir. Dalga geçme durumuyla başetmesini sağlamak için, çocuğa verebileceği akıllıca bir cevap öğretilebilir. Daha sonraki yıllarda ise, özellikle lise yıllarında, gözlük çocuğun özgüven duygularını etkileyebilir.<br />
 Çocuğunuzun gözlükten lense geçme zamanını ve şeklini göz doktorunuza danışın. Çocuğunuzun gözleri çok değerlidir, onlara iyi bakın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NE KADAR UYKU</span><br />
 <br />
 3.5 yaşındaki küçük oğlumun ne kadar uykuya ihtiyacı olduğunu öğrenmek istiyorum. Öğleden sonra uykusuna yatması hâlâ beklenebilir mi<br />
 ister inanın, ister inanmayın, küçük bebekler ilk altı aylarında günde 18-20 saatlik uykuya ihtiyaç duyarlar. O zamandan sonra, uyku ihtiyacında hızlı bir düşüş olur. Genellikle çocukların en az sekiz saatlik bir uyku ihtiyacı vardır ama daha fazlasına ihtiyaç duyup duymadıklarını etkileyen bazı faktörler olabilir. Bunlar çocuğunuzun yatma zamanlarını belirlemenize yardımcı olabilir.<br />
 Çocuğun yaşı ve büyüme hızı tabii ki önemli faktörlerdir. Küçük bebeklerin ihtiyacı olan uyku miktarından söz etmiştim. Daha sonraki yaşlarda daha az uykuya ihtiyaç duyarken, ergenlik çağında tekrar fazla uyku ihtiyacı olabilir. Hızlı büyüdükleri için, çocukların daha fazla uyku ve dinlenmeye ihtiyaçları olur.<br />
 Çocuğun sağlık durumu da ihtiyacı olan uyku miktarını etkiler. Allerjisi veya üst solunum yolları enfeksiyonu, soğuk algınlığı, ateşi ya da diğer bir rahatsızlığı olan çocukların sağlıklı olanlardan daha fazla uykuya ihtiyaçları vardır.<br />
 Doğuştan sahip olunan enerji üretme durumu da, gerekli olan uykuyu belirler. Bütün bir güne yayılan harcanan enerji miktarı, ihtiyaç duyulan dinlenme miktarını etkileyebilir.<br />
 Çocuğunuz yeterli uyku uyuyorsa, okul zamanına daha çok varken kendisi uyanacaktır. Eğer onu siz düzenli olarak uyandırmak zorunda kalıyorsanız veya kendi çalar saatiyle uyanıyorsa, o zaman geceleri yatağa daha erken gitmesi gerekir.<br />
 Çocuk yorgun olduğu zaman beyni ve vücudu bunun belirtilerini verecektir. Bu belirtiler (sinirlilik ya da düşen göz kapaklan) çocuğunuzun yorgun olduğunu size gösterir. Bebeklerin çoğu bir yaşlarında sabah uykularından vazgeçerler. Çocukların çoğu öğleden sonra uykularını da üç veya dört yaşlarında bırakırken, bazıları da okul öncesi döneme kadar devam ederler. Bu yaştaki çocuklar, öğleden sonra uykuları yüzünden gece yatağa gitmekte zorlanırlar.<br />
 Ergenlik öncesi dönemde sekiz-on saatlik gece uykuları oldukça çoktur ama ergenlik döneminde dokuz-on saatlik uyku hiç de fazla gelmez. Gece uykuya yatma zamanlarını birbirinize sokulduğunuz, sevgi ve güveni paylaştığınız, sıcak ve samimi anlar olmasına çalışın. Bir güç mücadelesi haline dönüşmesine izin vermeyin.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KONUŞMA PROBLEMLERİ</span><br />
 <br />
 Çocuklarının ilgilenmeyi gerektirecek kadar ciddi bir konuşma problemi olup olmadığına anababalar nasıl karar verebilirler<br />
 Çocukların konuşma problemlerinin çoğu geçicidir. Örneğin, hiç konuşamayan küçük bir çocuğun hikâyesini duymuştum. Anababa, tekrar tekrar doktoru ziyaret etmişler ve yardım istemişlerdi. Doktor çocuğun neden konuşamadığını saptamak amacıyla, dilini, damağını ve vücudunun her bölgesini muayene etti. Zihinsel olarak da bir problemi yoktu. Teşhis ve tedavi için birçok konuşma pataloğuna gönderildi ve hiçbiri bir problem bulamadı. Ama çocuk altı yaşına gelip okula başlayınca, konuşmaya başladı ve artık hiç susmuyor!<br />
 Konuşmayla ilgili problemlerden biri burada olduğu gibi, konuşmanın gecikmesidir. Çocuk üç veya dört yaşlarına geldiği halde hâlâ konuşmuyorsa, anababaların endişelenmesi gerekir. Uzmanlar o zamana kadar olan gecikmeler üzerinde fazla durmamaktadırlar çünkü çocukların bazıları o yaşlara kadar konuşmamaktadır. Eğer çocuk kendisiyle konuşulduğunda cevap vermemek gibi diğer bazı belirtiler gösteriyorsa, bir işitme problemi olup olmadığı kontrol edilmelidir.<br />
 İkinci bir konuşma problemi normal dışı seslerdir. Bir çocuğun "r" yerine "y" demesi gibi bazı sesleri yanlış çıkarması anababasının endişelenmesine yol açabilir. Böyle bir durumun nedeni, çocuk artık çok küçük olmamasına rağmen, anababasından hala bebek gibi konuşmalar duymasıdır. Anababalar böyle konuşmaktan vazgeçtikleri zaman, çocuklar da bu alışkanlıklarını yenebilirler. Konuşma uzmanı arkadaşım, anababaların normal dışı sesler için sekiz ya da dokuz yaşlarına kadar endişelenmemeleri gerektiğini söyledi. Eğer bebeksi sesler o yaşlarda da devam ediyorsa, bir konuşma terapisti ile görüşebilirsiniz.<br />
 Kekeleme ise pek çok kişiyi endişelendiren ciddi bir durumdur. Bir arkadaşımın çocuğu, bir cümleyi bile söyleyemeyecek kadar kötü kekelemeye başlamıştı. Onu bir konuşma pataloğuna götürdüler. Uzman onlarla ve çocukla bir süre çalıştıktan sonra, ailenin en küçüğü olarak kimsenin kendisini dinlemesini sağlayamadığını keşfetmişti. Böylece de, bir kere kekelediği için kazandığı ilgiyi devam ettirmek için kekelemeyi öğrenmişti. Gerçek problemin bu olduğundan biraz kuşku duymakla birlikte, uzmanın ona konuşmak için bol bol vakit ve bol bol ilgi verme önerisini izlediler ve çocuk bu zorluğu çok çabuk atlattı.<br />
 Öfke veya korkudan dolayı konuşmayı reddetmek de oldukça yaygındır. Buna seçilmiş suskunluk adını veriyoruz. Tedavisi için, hem çocuğun, hem de anababanın profesyonel yardıma ihtiyacı vardır.<br />
 Hemen bütün çocuklar konuşmayı öğrenir. Çok fazla ya da çok az konuşurlar. Konuşurken biraz zorluk çekebilirler ama unutmamanız gereken en önemli faktör onlara olan sevgi ve ilginizi iletebilmenizin ne kadar değerli olduğudur.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ESTETİK AMELİYATLAR</span><br />
 <br />
 Maddi imkânlarınızla çocuğunuza iyi bir eğitim ya da güzel bir yüzden sadece birini sunma şansınız olsaydı, hangisini seçerdiniz<br />
 Böyle bir sorunun gerçekten biçimsiz bir kusuru olan bir çocukla ilgili olarak sorulabileceğini düşünüyorum. Gerçekten de, iyi bir eğitimin bir çocuğa güzel bir yüzden daha fazla yarar sağlayacağına inanıyorum, Üretken bir insan olmak, çocuğun hayatına hoş bir dış görünüşe sahip olmaktan daha çok anlam ve amaç getirecektir.<br />
 Bu nedenle, büyük bir burnu küçültmek ya da sivri bir çeneyi yuvarlatmak için yapılacak bir ameliyatla ilgili olarak bu soruyu soruyorsanız, o zaman kendinizi biraz sorgulamalısınız Bir çocuğun görüntüsünün iyi ya da kötü olduğu yargısına kim varıyor Bazen bazı aileden gelen özellikler ve değerler nedeniyle, anababalar dış görünüşteki belli bazı noktalar konusunda çok hassas olabiliyorlar. Örneğin, çocukken burnunuz konusunda sizinle dalga geçildiyse, aynı burna sahip olan oğlunuzun duyguları konusunda aşırı duyarlı olabilirsiniz. Aynı şekilde, değişik kültürlerin farklı güzellik anlayışları olabilir. Örneğin bir ülkede, bir kişinin burnu çok büyük gözükebilir. Ama aynı burun başka bir ülkede bir farklılık göstergesi olarak algılanabilir. Bu nedenle, çocuğunuzun probleminin gerçek mi, yoksa aile ve toplum değerleriyle mi ilgili olduğunu iyice düşünün.<br />
 Anababalar ayrıca, çocuklarını arkadaşlarıyla karşılaştırarak ne kadar anormal olduğunu saptamalıdırlar. Çocuk düzeltilebilecek bir özellik ya da kusur yüzünden aşağılık ve yetersizlik duygusu içinde mi Deneyimlerime göre, çok çirkin olarak dikkat çekecek kadar olağandışı bir çocukla pek karşılaşmadım.<br />
 Eğer çocuğunuzun bir yanık ya da doğum izi gibi önemli bir kusuru varsa, bu konuda bazı önerilerim olacak:<br />
 Bir doktora gidin ve bu konuyu görüşün. Ameliyat öneriliyor mu Bunun maliyeti ne olacak<br />
 1. Problemi ameliyatsız halletmenin bir yolu var mı Çocukların çoğu dış görüntülerini bazı kozmetikler aracılığıyla düzeltebilirler. Örneğin, yeni bir saç kesimi, belli bir şekilde giyinmek ya da daha büyüdükçe lens takmak veya düzeltici makyaj yapmak gibi.<br />
 2. Eğer düzeltme imkânı yoksa ya da siz bunu karşılayamıyorsanız, o zaman çocuğunuzun kusurunun onu diğerlerinden farklı ve eşsiz yaptığını anlamasına yardımcı olmanız gerekmektedir. Bu biraz üzüntü yaratacak bir durumdur ama çocuk görüntünün her şey olmadığını anlayarak bu üzüntüyü atlatacaktır. Bir konudaki sınırlan değerlendirmeye başladıkça, diğer alanlarda daha güçlü bir beceri geliştirecektir. Diğer çocuklarla paylaşılan eğitsel ve sosyal beceriler ve etkinlikler geliştirmek, ciddi bir görünüş kusurunun verdiği kalp acısını kapatacaktır. Çocuğunuza başkalarına şefkat duymayı öğrenmek için kendi acısından yararlanmayı öğretin. Ona içi güzel olan herkesin diğer insanlara güzel görüneceğini öğretin. Kalbi kötülükle dolu olduğu sürece en gösterişli manken bile çirkin gözükür.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TATİLLER VE EĞLENCE<br />
 TATiLE HAZIRIANIRKEN</span><br />
 <br />
 Ailece yapılan tatilleri gerçekten özel bir hale nasıl getirebiliriz<br />
 Aşağıda söz edeceğim öğeler çok önemli olmalarına rağmen, genellikle farkında olmadan ihmal edilirler.<br />
 Genel ruh hali. Genel bir samimiyet havası yaratmaya çalışırını. Tatil için gerekli iyi niyet aile için de gereklidir. Gülüşler, kahkahalar ve şakalar bütün bir yıl için önemlidir ama tatil zamanı böyle bir mutluluğun yanı sıra, sırlar ve sürprizler için de doğal bir zamandır. Tatil zamanı çocukları süsleme, yemek hazırlama ve benzeri bazı hazırlıklara katma, annenin yükünü almanın yanı sıra, belli bir aile geleneği yaratmada da mutluluğun bir parçasıdır.<br />
 Dinlenme. Tatiller aynı zamanda sessizlik ve sükunet zamanı olmalıdır. Kişisel olarak ya da ailece sessiz ve sakin bir ortam yaratmak için zaman ayırın.<br />
 Gelenek. Belli gelenekler oluşturmak çok önemlidir. Özel tatil günlerinde özel bazı yemekler hazırlayarak bir gelenek oluşturabilirsiniz. Büyükannenizin göreneklerini veya yemeklerini sürdürerek, çocuklarınızın geçmişlerini anlamalarına yardımcı olabilirsiniz.<br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
 FOTOĞRAF ALBÜMLERİ</span><br />
 <br />
 Hemen her evde bir sürü aile resminin bulunduğu bir kutu ya da çekmece bulunur. Bütün bu resimlerle ne yapacağımızı bize söyler misiniz<br />
 Bunu memnuniyetle yaparım.Çünkü, fotoğrafların insanlar için çok önemli olduğunu biliyorum. Sorunları olan bir insan üzerinde psikiyatrik değerlendirme yaparken sıklıkla sorduğum sorulardan birisi şudur: Evinizde bir yangın olsa, o evden çıkarmak isteyeceğiniz şeyler neler olurdu Hemen herkes aile fotoğraflarından söz eder. Bence de çoğumuz için anılar ve resimler çok önemlidir.<br />
 Sizlere anababa olarak, her çocuğunuz için kendisine ait bir fotoğraf albümü oluşturmanızı öneririm. Onun daha sonra hatırlamasını arzu ettiğiniz, doğumundan öncesine ait fotoğrafları da o albüme yerleştirin. Çocuğunuzun geçmişiyle başlamanızı ve albümüne ondan önceki kuşakların resimlerini koymanızı öneririm. Büyükanne ve babasının, hatta daha öncekilerinin ve belki de onların yaşadıkları yerlerin resimleri ona geçmişiyle ilgili bir duygu geliştirmesini sağlayacak ve belli bir grup insana ait olduğu hissini verecektir.<br />
 Yaşadıkları yerler çocuklar için çok önemlidir. Ortalama bir aile çocukları büyürken sık sık taşınır. Bu nedenle de albümün o bölümü oldukça geniş olmalıdır. Okullarının, yakın çevrenin ve çocukların hoş vakit geçirdikleri belli yerlerin resimlerinin albümde yer alması çok iyi bir fikirdir. Parklar, tatiller ve oyuncaklar daha sonra dönüp bakıldığında zevk alacağı şeylerdir. Diğer bir bölüm arkadaşlarına ve onlarla paylaştığı etkinliklere -doğum günü partileri, spor karşılaşmaları vb.- ayrılmalıdır.<br />
 Çocuğun hayatında önemli bir yeri olan insanları mutlaka koyun: Öğretmenleri, özel arkadaşlarını, çocuğun yetişmesi sırasında anlamlı olan herkesi. Çocuğun gelişiminin sembolleri de anlamlı olabilir: Spor olayları, okul gösterileri, fen projeleri, özel hayvanlar. Bütün bunlar çocuğunuz büyüdükçe ve kendi ailesini oluşturmaya başladıkça onun için hazine değerindeki anılardır. Çocuklarınız bu anıları bir gün çocuklarıyla paylaşmak isteyeceklerdir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUK BAKICILARI</span><br />
 <br />
 Anne ve baba dışarı çıktıklarında, yan komşunun lise öğrencisi kızının çocuklarla kalmasında bir sakınca görüyor musunuz<br />
 Yeteneklerini ve olgunluk düzeyini dikkatlice kontrol ettiyseniz çocukları böyle bir bakıcıyla bırakmanın hiçbir sakıncası yoktur. Bazen çocuklara kötü davranan veya gereği kadar koruyamayan bakıcılar olabilir ve bunun olmasını istemezsiniz.<br />
 Bakıcılarla anlaşmadan önce, onları iyice araştırmayı unutmayın, iyi ve güvenilir bir bakıcı olup olmadığını saptamak için göz önünde bulunduracağınız bazı ölçütler şunlardır: iyi bir bakıcının,<br />
 • yüksek bir olgunluk düzeyi<br />
 • kriz zamanlarında başvuracağı iyi bir karar mekanizması<br />
 • çocuklara vurmasını veya bağırmasını engelleyecek kadar benlik kontrolü<br />
 • bir çocuğu kontrol ve disipline edebilme yeteneği<br />
 • çocuklara baktığı sürelerde yaşıtlarıyla birlikte olmaya istekli olmaması<br />
 • yukarıdakileri doğrulayan bir referansı olması gerekir.<br />
 Kendi uyguladığınız ve gerektiğinde onun da uygulamasını istediğiniz disiplin yöntemleri konusunda ona çok net açıklamalar yapmalısınız. Bakıcının sizi ne zaman arayacağına ve size ulaşamadığı takdirde durumla nasıl başa çıkacağına karar verebilmesi gerekir. Bir bakıcıda olması gereken en önemli özellikler, çocukları sevmesi, kibar, kararlı ve koruyucu olmasıdır. Ayrıca bir bakıcının enerjik olma ve sadece temel bakımı sağlamanın yanı sıra çocukla oyun oynamasını ve böylece birlikte güzel zaman geçirmelerini isterim.<br />
 Bir bakıcının niteliklerine nasıl karar verebilirsiniz Referanslar istemeli ve onlarla kişisel olarak konuşmalısınız. Ayrıca bakıcının siz oradayken çocuklarınızla birlikte olmasını ve neler olduğunu dikkatlice izlemenizi öneririm. Çocuğunuz yeterince büyüdüğü zaman, ona bakıcı gittikten sonra gecenin nasıl geçtiğini sorabilirsiniz. Döndüğünüzde evin,bakıcının ve çocuğunuzun durumunu dikkatlice inceleyin. Eğer kuşkularınız varsa, bir gece aniden eve geri dönün. Bu pek uygun gözükmeyebilir ama çocuğunuzu bu kişiye emanet edip edemeyeceğiniz konusunda size çok yardımcı olur. İç güdülerinize güvenin! Bir terslik olduğu hissine kapılırsanız, araştırıp emin olana kadar çocuğunuzu onunla bırakmayın.<br />
 Diğer bir önerim de, maddi olarak zorlanmamak için bakıcınızda ara sıra değişiklik yapmanızdır. Bazen yakın ve güvenilir arkadaşlar birbirlerine yardımcı olabilirler. Ve tabii ki büyükanne ve babalar. Onların değeri altınla ölçülemez. Ben de, kızım dışarı çıktığında, torunlarıma bakmayı çok seviyorum.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DIŞARIDA BİR GECE</span><br />
 <br />
 4 yaşında ve yeni doğmuş iki çocuğumuz var. Akşamlan bir arkadaşımızın evine ya da bir restorana gittiğimizde onların bir bakıcıyla evde kalmaları mı, yoksa bizimle gelmeleri mi daha iyi olur Onlarla birlikte gitmekten rahatsızlık duymuyoruz ama onların evdeki kadar rahat oyun oynayamayacakları yerlere gitmelerinin zor olacağını düşünüyoruz.<br />
 Bu çok güzel bir soru ve açık söylemeliyim ki çocukların devamlı evde kalıp, anababaların gezmeye gitmesine üzülüyorum. Diğer yandan da, genç anababaların haftanın bazı anlarını da çocukların sorumluluğundan uzakta geçirme ihtiyaçlarını anlayabiliyorum, işte size bazı pratik öneriler:<br />
 Çocuklarınıza sosyal ortamlarda nasıl davranacaklarını öğretin. Sonra da onları beraber götürün ve hem siz, hem de arkadaşlarınız onların tadını çıkarın. Çocukları eğitebilmek için, arkadaşlarla birlikte evde bazı beraberlikler organize edilebilir. Ev sahibi için çok kolay bir iş olmayabilir ama eşler yardımcı olursa, tüm aile için çok zevkli bir akşam olabilir.<br />
 Sosyal bir ortamda nasıl davranacağını öğretebilmek için, çocuklarınızı ara sıra ailece gidebileceğiniz restoranlara götürün. Eğer yeri dikkatlice seçerseniz, bunun aile beraberliğini, sosyal becerileri öğretmek için çok yararlı olduğunu görececeksiniz.<br />
 Ancak yeni doğmuş bebeklerin dışarı çıkarılması konusunda bazı sorularım var. Genellikle, ilk birkaç hafta bakterilere dayanıklılık düzeyleri düşük olduğu için, evde kalmaları gereklidir. Yine de, bebe koltuğunda sakin sakin uyuyan bir bebek ise, kısa sürelerle dışarı çıkarabilirsiniz. Eğer çocuğunuzu bir arkadaşın evine bırakıyor ve orada yatmasına izin veriyorsanız, onu bir gece de dışarı götürmenizde hiçbir sakınca görmüyorum.<br />
 Çocuklarınızı dışarı çıkarıp çıkarmayacağınıza karar verirken, sormanız gereken sorular şunlardır: Çocuklar sizin arkadaşlarınızla keyifli bir akşam geçirmenize izin verecek şekilde iyi davranabilecekler mi Çocuklar orada sıkılır mı Çok mu yorgunlar Eğer çocuklar yaramazlık yaparsa diğer insanlar rahatsız olacak mı Siz bu akşamdan zevk alacak mısınız<br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><br />
 TELEVİZYON</span><br />
 <br />
 Televizyon seyretmek, pek çok iyi anababanın evlerinden uzak tutmaları gerektiğine inandıkları bir eğlence. Ama yine de, her ailede günün ya da gecenin büyük bir bölümünde açık olan bir tane (hatta iki tane) televizyon var. Televizyon hayatımızın bu kadar önemli bir parçası haline geldiğine göre, anababaların bu durumu bir avantaj haline dönüştürmeleri mümkün mü<br />
 Evet mümkün ve araştırmalar bunu nasıl yapabileceğimizi gösteriyor.<br />
 Televizyon anababaların öğretimine yardımcı olur. Örneğin, konuşmayı öğrenmede biraz yavaş çocukların anababaları çocuk programlarını izleyip oradaki sözcük ve görüntüleri çocuklarının dil öğretiminde kullanabilirler. Ayrıca çocuklarıyla birlikte oturup programın içeriği hakkında konuşarak renkleri ve diğer bazı doğruları öğretebilirler.<br />
 Televizyon, çocukların bilinmeyen değerler ve deneyimlerle karşılaşmalarını sağlar. Çocuklar büyüdükçe, anababalar televizyon aracılığıyla dünyanın birbirine zıt değerlerini öğretebilirler. Televizyon programlarının desteklediği şiddet, sahtekârlık, yasadışı cinsel ilişki ve diğer birçok değerde ne yanlışlık var Programları daha büyük çocuklarınızla birlikte izleyerek onların programdaki ve anlatmaya çalıştığı dünyadaki iyi ve kötü yanları anlamalarına yardımcı olabilirsiniz. Televizyonu çocuklarınıza empati ve şefkati öğretmek için kullanabilirsiniz. Örneğin, "o çocuğun yerinde olsaydın neler hissederdin" veya "o kızın durumunda nasıl davranırdın " Aile biraraya toplanarak ve her çeşit tartışma ortamı oluşturularak televizyondan olumlu bir şekilde yararlanılabilir.<br />
 Televizyon paylaşmayı öğretebilir. Televizyonu çocuklarınıza paylaşmayı öğretmek için kullanabilirsiniz. Ailelerin birden fazla televizyon sahibi olmamasını öneriyorum. Böylece çocuklarınız istedikleri programları seçerken birbirlerine saygı göstermeyi öğrenirler. Ama sadece birbirleriyle değil, anne ve babalarıyla da paylaşmalıdırlar. Ana-babalar işten eve gelince haberleri izlemek istemektedirler ama genellikle televizyon çocuklar tarafından ele geçirilmiş olmaktadır. Çocuklarınıza televizyonda sizin de hakkınız olduğunu öğretmekten korkmayın.<br />
 Televizyon seyretmenizi değerlendirirken yaratıcı olun ve evinizdeki etkisini nasıl olumlu bir hale getirebileceğinize karar verin. Çocuklarınızın seyretme sürelerine sınırlamalar getirin. Okuldan sonra, çocuklarınızı televizyona başvurmadan meşgul edecek pek çok etkinlik olmalıdır. Ödevler yapıldıktan sonra, dışarıdaki etkinlikler, okuma, el becerileri, bilgisayar öğrenme ve diğer yaratıcı etkinlikler televizyondan önce onu meşgul edebilmelidir. Ayrıca çocuklarınızın eğitim programlarını veya özel bazı yayınları izlemelerini sağlayın.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇİZGİ FİLMLERDEKİ ŞİDDET</span><br />
 <br />
 Çizgi filmlerdeki şiddetin küçük çocuklar üzerindeki etkilerini biliyor musunuz 2 yaşından 9 yaşına kadar farklı yaşlarda dört çocuğumuz var. Eğer bu konuda bana bazı önerilerde bulunursanız çok memnun olacağım.<br />
 Ruh sağlığı mesleğindekiler olarak televizyondaki şiddetin çocuklar üzerindeki etkisi bizleri kaygılandırıyor. Yıllardır yapılan araştırmalar, şiddetin küçük çocukları etkilediğini göstermiştir. Birkaç yıl önce yapılan araştırmada, Kaliforniya´daki bir okul çağı çocukları grubu şiddet sahnelerini seyrettikten sonra birlikte oyun oynarlarken izlenmişler. Şiddet sahnelerini seyredenler, seyretmeyenlerden çok daha yoğun bir şekilde birbirleriyle olan ilişkilerinde şiddet içeren durumlar yaşamışlardır. Son yıllarda çizgi filmlerin bile bu tür bir etkisi olduğunu öğrendik. Ve çizgi filmler söz konusu olduğunda, çocuklar yaralama ve ölümlerin gerçek olmadığı fikrine kapabilmektedirler, çünkü bir dakika önce havaya uçan çizgi film kahramanları bir dakika sonra gayet sağlam olarak ayağa kalkabiliyorlar.<br />
 7-8 yaşlarından önce, anababaların televizyon programlarını çok sıkı takip etmeleri gereklidir. Bu yaşlardan önce, çocuklar doğruyla yanlışı birbirinden ayırt etme kapasitesine sahip değillerdir ve seyrettikleri çizgi filmlerde neyin iyi, neyin kötü olduğunu tam olarak anlayamamaktadırlar. Çocuğunuzla birlikte televizyon seyrederek, şiddet içeren yıkıcı programları yasaklayın. Çocuklarınız çok fazla televizyon seyretmeden de yaşayabilir ve her zaman izin verebileceğiniz birkaç iyi program vardır. Böyle programları bile olumlu görüşleri pekiştirmek ve sizin görüşlerinize ters olan sorgulanabilir görüşleri anlamalarına yardımcı olmak için çocuklarınızla beraber izlemenizi tavsiye ediyorum. Çocukların gerçekleri bilmeye ihtiyaçları vardır.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">MÜZİK VİDEOLARI</span><br />
 <br />
 Kızımız onlu yaşlarının ilk yıllarında ve canlı müzik yayını yapan paralı TV kanallarını izlemeye başladı. Bundan kaygı duymamız gerekir mi<br />
 Elbette! Bu tür müzik yayını yapan kanallarda bazen şiddet, çok açık bir cinsellik ve uyuşturucu kullanımı içeren yayınlar olabiliyor. Rap ve hard rock müzikle birlikte artık daha fazla fiziksel istismar görülüyor. Bunun yanı sıra, bazıları da son derece iyi hazırlanmış ve zevkli olabiliyor ve sizin çocuğunuzun bunlardan hangisini izlediğini, siz de izlemedikçe bilemezsiniz.<br />
 Benim önerim, çocuğunuzla birlikte bu müzik programlarını iz-lemenizdir. Gördüklerinizi tartışın. Orada şiddet, cinsellik ya da uyuşturucu ile ilgili sahneler gördüğünde neler hissediyor Kadınları, yetkili kişileri, etnik grupları veya hükümeti küçültücü sözcüklere veya görüntülere karşı duyarlı mı Böyle bir konuda, anababanın bilgili olması gerekir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VİDEO OYUNLARI</span><br />
 <br />
 Video oyunları ile oynamak çocuklar için zararlı olabilir mi<br />
 Bazı olumsuz etkilerinden dolayı, video oyunlarının bazı çocuklar için zararlı olabileceğini düşünüyorum.<br />
 • yalnızlık - video oyunlarının çoğu sosyal bir etkinlik değildir<br />
 • daha iyi etkinliklerin ihmal edilmesi - okuma, ev işleri, eğitim etkinlikleri<br />
 • şiddet - video oyunlarının çoğu etkin bir şiddet içeriyor<br />
 • yoğunluk - çocuklar genellikle oyun oynarken kendilerini kaybetmektedirler<br />
 Eğer video oyunları alıyorsanız, şiddet içermeden beceri ve koordinasyon geliştiren oyunlar seçmelisiniz. Oyun oynayarak geçirilen zamanı sınırlayın ve onların yerini daha yararlı etkinliklerin almasını sağlayın. Çocuklarınız üzerindeki kötü etkileri izleyin, eğer varsa, o problemlerin nedeni olabilecek video oyununu yok etmekten çekinmeyin. Bazı çocuklar,ailedeki ya da okuldaki bazı sorunlardan veya zorluklardan kaçmak için kullanıp video oyunlarını takıntı haline getirebilirler. Eğer ailesiyle ya da arkadaşlarıyla birlikte olmak yerine, sürekli video oyunlarına yapışan bir çocuğunuz varsa, onu oyunlardan uzaklaştırmak için çaba sarf etmeli ve ona daha anlamlı etkinlikler bulmalısınız.<br />
 Ancak video oyunlarının olumlu etkileri de olabilir:<br />
 • aile etkileşimi - eğer anababalar oyuna katılırsa<br />
 • arkadaşların cezbedilmesi - birden fazla kişiyle oynanan oyunlar için<br />
 • el-göz koordinasyonunun geliştirilmesi<br />
 Eğer çocuklarınızın arkadaşları video oynamaya evinize gelirlerse, onları tanıma ve nasıl etkileşim kurduklarını görme imkânınız olur. Arkadaşları tanımak olumlu olduğu için, bu da olumlu bir sonuçtur.<br />
 Video oyunlarının bulunduğu salonlar, evde oynanan video oyunlarından daha farklıdır. Böyle yerler pek hoş yerler değildir. Uyuşturucu alışverişi, alkol kullanımı oldukça yaygındır ve gözleri yakacak kadar yoğun sigara dumanı vardır.<br />
 Ayrıca böyle yerlerde çocukların harcadığı paralar da beni kaygılandırıyor. Oradaki heyecan ve gerginlikle, bir oyun daha oynamaya zorunluluk hissedilir. Bu oyunların diğer bir ortak yanı da aşırı bir rekabet oluşmasıdır. Bazı kişiler çocuğun saldırganlığını kardeşlerine ve oyun arkadaşlarına yansıtmaması için böyle bir şekilde dışavurmasının iyi olduğunu savunmaktadırlar. Ama böyle bir rekabet o salonların dışında da saldırganlığı teşvik edebilir.<br />
 <br />
 <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇATIŞAN DEĞERLER</span><br />
 <br />
 Ben bir büyükanneyim ve kızım için kaygılanıyorum. Ne zaman 14 yaşındaki oğlu televizyonda iyi olmayan bir şey izlemeye kalkışsa -içinde kötü sözcükler içeren yaşına uygun olmayan bir film gibi- tartışmaya başlıyorlar. Taraf tutmam gerektiğine inanıyorum, ama her defasında çocuğa dersler vermeye kalkarak biraz aşırıya kaçıp kaçmadığından emin değilim. Bu konuyu nasıl daha iyi ele alabilir<br />
 Çocuğun o yaşlarda, daha küçükken ihtiyacı olan otoriter bir anneden çok bir arkadaşa ihtiyacı vardır. Konulan duygusal olmadan daha akılcı bir şekilde tartışarak -sanki yetişkin bir arkadaşıyla konuşurmuş gibi- bu anne de oğlunun görüşlerini açıkça ifade etmesine yardımcı olabilir. 14 yaşındaki bir çocuk artık yetişkinliğe yaklaşmaktadır ve kendi başına kararlar vermeyi, doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü ayırt etmeyi öğrenmesi gerekmektedir.<br />
 Yaşantınız boyunca, başarılı olmak için, duygularınızı yargılarınızdan ayırmanız gereken anlardan biri de budur. Filmleri ve televizyonu dikkatlice ve açıkça çocuklarınızla tartışın. Filmlerdeki ve televizyon programlarındaki olumsuz kavramların ve ahlâki değerlerin güçlü etkisini anlamalarına yardımcı olun. Böylece, kendi başlarına akılcı seçimler yapmayı öğreneceklerdir.<br />
 Eğer ergen çocuğunuza gerçekten hayır demeniz gerekliyse, bunu kibarca yapın. Örneğin, şöyle yaklaşabilirsiniz: "Keşke sana tam bir özgürlük verebilseydim. Seni hayal kırıklığına uğratmaktan nefret ediyorum. Ama yapmak istediğin şeyin gerçekten de tehlikeli olduğunu görebiliyorum. Ve seni koruyabilmek için, senin incinmeni ve öfkelenmeni göze alabilecek kadar seni seviyorum." Sanıyorum, bu yaklaşım sevgiyle beslenen ve yeterli miktarda olan sınırlar koymanıza izin verecektir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Masallar Hikayeler]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10829</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 19:55:33 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10829</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Masallar Hikayeler</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TOHUMLAR</span><br />
<br />
İbret veren Hikayeler Dizisinden<br />
<br />
O Sabah güneş yine her zamanki gibi yükselmiş, ısı ve ışınları bereketli topraklar üzerine cömertçe göndermeye başlamıştı. Ali dayı, sabah namazından hemen sonra yola koyulmuştu. Tarlasına ha vardı, ha varacaktı. Başını kaldırıp güneşe baktı.<br />
<br />
- Allah´a şükürler olsun, diye mırıldandı..<br />
<br />
Arabanın üstünde, uykusundan henüz uyanmış olan küçük Abdullah merakla başını kaldırip babasına baktı.<br />
- Durup dururken niye şükrettin baba<br />
Ali dayı tebessümle oğluna baktı ve;<br />
- Şükür her zaman yapılır evlat, dedi. Çünkü Allah´ın bize ihsan ettiği ni´metlerden her an faydalanıyoruz. Beş dakika nefes almazsan ne olur<br />
<br />
Abdullah dudak büktü:<br />
- Ne bileyim, ölürüm herhalde.<br />
- Gördün mü ya, dedi babası. Şükretmemiz gereken ne çok nimete sahibiz...<br />
Derin bir nef es aldı ve;<br />
- Az önce güneş nimetine şükretmiştim, dedi.<br />
Abdullah merakla babasına bakıyordu. Babası devam etti:<br />
- Güneş olmasa tohumlar canlanıp yeşermez, büyümezler.<br />
<br />
Abdullah´ın küçük kafasında şimşekler çaktı. Öyle ya; tohumlar canlanıp büyümeseler hem insanlar, hem bütün canlılar aç kalırdı. Yani hayat olmazdı. Heyecanla babasına döndü:<br />
- O halde toprak da nimet, su da! diye söyledi.<br />
Babası gülerek onun saçlarını okşadı.<br />
- Elbette yavrum, elbette! dedi.<br />
<br />
Tarlaya gelmişlerdi. Ali dayı tohum çuvallarını arabadan indirdi. Karasabanı hazırladı. Küçük Abdullah sabırsızlanıyordu.<br />
- Ben de tohum ekmek istiyorum baba! Ektiğim tohumların büyüdüğünü görünce çok sevineceğim!<br />
- Tabii ekeceksin oğlum, dedi babası. Ama hemen değil. Ekilen tohumun bereketli olması için dua etmek gerek. Şimdi sen gölgede dinlen, ben iki rekât namaz kılıp dua edeyim. Sonra başlarız .<br />
Abdullah gölgeye gidip oturdu. Ne çok şey öğrenmişti bugün. İyi ki babasıyla tarlaya gelmişti. "Keşke abimler de gelseydiler" diye düşündü. "Ama onlar büyük, benim öğrendiklerimi zaten biliyorlardır" diye avundu.<br />
Babası namaz kılmış dua ediyordu. " Acaba babam nasıl dua edecek " dive meraklandı. Yanına gidip oturdu. İşte duyabiliyordu:<br />
- Yâ Rabbi! Yeri, göğü, herşeyi yaratan, yoktan var eden sensin. Ben de senin zayıf ve âciz bir kulunum. Şimdi toprağa atacağım tohumları Senin kudret ve merhametine emanet ediyorum. Onları yeşert, büyüt ve canlılar için bereketli kıl. Allahım; çünkü biz hepimiz bunlara muhtacız...<br />
Abdullah da babası gibi "âmin" diyerek minik ellerini yüzüne sürdü. O gün, küçük Abdullah için unutulmayacak kadar güzel geçmişti. O da babası gibi avuç avuç tohum serpmişti tarlaya. Ve, tarla sürüldükçe o tohumların toprak altında kalışını ilgiyle seyretmişti.<br />
<br />
Akşam eve dönünce, o gün yaşadıklarını heyecanla anlattı annesine. Abileri ise, onun bu heyecanına gülüp geçiyorlardı. Bir de bağı vardı Ali dayının O yıl tarla gibi bağı da çok verimli olmuştu. Birkaç gün sonra bağbozumu başlayacak, meyveler toplanacaktı. Bir sabah kahvaltıda büyük oğlu bu mevzuyu açtı:<br />
<br />
- Baba her yıl yaptığın gibi bu yıl da bütün köylüyü toplayıp meyveleri dağıtmayacaksın değil mi<br />
Babası güldü:<br />
- Herkes rızkını yer evlât. Elbette ki ihtiyacı olana istediği kadar vereceğim.<br />
<br />
Ortanca oğul da abisi gibi itiraz etti.<br />
- Biz emeğimizle kazanıyoruz başkaları yiyor. Satıp para kazansak daha iyi olmaz mı<br />
Ali dede çocuklarına hüzünle baktı:<br />
- Böyle düşünürseniz kazanamaz, kaybedersiniz yavrum. Ben yıllardır ihtiyacı olan herkese yardım ettim ve hiç sıkıntıya düşmedim. Unutmayın ki komşuluk hakkı vardır. Verdikçe bereketlenir.<br />
<br />
Çocuklar, babalarını ikna edemeyince kalkıp gittiler. Ali dayı tebessümle küçük Abdullah´ın başını okşadı ve;<br />
- Sen onlara benzeme yavrum dedi. Unutma ki her zaman veren el alan elden üstündür.<br />
<br />
Bağbozumu başladığı gün Ali dayının bağı bayram yeri gibiydi âdetâ. İhtiyaçları kadar ürün alan köylüler meyvelerin toplanması için Ali dayıya yardım ediyorlardı. Çocuklar da yere düşenleri toplayıp yiyerek neşe içinde eğleniyorlardı.<br />
<br />
Ne yazık ki bu mutluluk f azla sürmemiş, Ali dayı o kış yakalandığı hastalıktan kurtulamı(Zeker) vef at etmişti.<br />
Artık tarla ve bağ işleri çocuklara kalmıştı.<br />
<br />
Birgün en büyükleri kardeşlerini yanına çağırarak;<br />
- Babamızın yaptığı yanlışı biz yapmayacağız, dedi. Çalışıp alın terimizle kazanacağız. Bir çöpümüzü bile başkasına yedirmeyeceğiz. Zengin olacağız, zengin!<br />
Abdullah itiraz etti:<br />
- Ben sizin gibi düşünmüyorum, dedi. Eğer Çok kazanmak istiyorsak, önce şükretmeliyiz. Sonra ürünü ekerken bereketli ve insanlara faydalı olması için dua etmeliyiz. Urünü toplarken de ihtiyacı olan komşularımıza yardım etmeliyiz.<br />
<br />
Abileri küçük Abdullah´ı azarladılar.<br />
- Hadi ordan sen, de! Bacak kadar boyunla işimize karışma!<br />
Aradan zaman geçti. Birgün ektikleri tarlaya gittiler. Buğdayların daha büyümeden kuruduğunu, işe yaramaz ot olduğunu gördüler.<br />
<br />
- Bu yıl yağmur yeterince yağmadı, dediler. Küçük Abdullah acı acı gülerek başını salladı. Çünkü abileri bu tarlayı ekerken bırakın dua etmeyi, bir besmele bile okumamışlardı.<br />
Derken bağbozumu günü geldi çattı. Sabah erkenden hazırlanıp köylülere hiç haber vermeden bağın yolunu tuttular. Bağa vardıklarında karşılaşılaştıkları manzara dehşet vericiydi. Gece çıkan yangında bütün bağ yanmış, geriye kara bir duman ve is kokuları kalmıştı.<br />
<br />
Oturup ağlamaya başladılar. Abdullah;<br />
- Zararın neresinden dönersek kârdır, dedi. Gelin aç gözlülüğü bırakalım ve babamızın yolunda gidelim.<br />
Abileri de bunun doğru olacağını kabul ettiler ve o günden sonra yanlış düşüncelerinden dolayı tövbe ederek çalışıp, bereketi Allah´dan beklediler. Cenâbı Allah elbette kendisine el açanları boş çevirmezdi. Onları da çevirmedi. Çok kazanıp, köylülerle birlikte mutlu bir hayat sürdüler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BİLYEGÖZ</span><br />
<br />
YAZAN: ORHAN DÜNDAR<br />
<br />
Develer tellal iken, pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken, yani çok, ama çok eskiden, Kafdağı yamaçlarına kurulu bir memleket varmış. Her yanında dereler çağlar, pınarlar ağlarmış o memleketin. Zümrüt gibi uzanan kırları, binbir yemişle dolu meyve bahçeleri görülmeğe değermiş. Kral Bilyegöz hüküm sürermiş orada. Doğru su garip bir adammış kral. Sarayından çıkıp gez mez, karısı ve biricik kızından başka kimseyle konuşmazmış. Sinirli sinirli dolaşır, bilye gibi küçük gözlerini sağa sola çevirerek anlaşılmaz söz ler söylermiş. Diken üstünde oturuyor gibi rahat sız ve mutsuzmuş. Kimse yüzünün güldüğünü görmezmiş. Yüreğinde öylesine büyük bir hastalık varmış ki; onu hiçbir hekimin tedavi etmesi mümkün değilmiş.<br />
<br />
Çünkü "altın hastalığı" denilen garip bir derde tutulmuş Kral. Aklı fikri daima altınlarda imiş. Zamanlı zamansız kalkar, bodru ma iner, hazinelerini kontrol edip, saatlerce orada durur da zamanın nasıl geçtiğini farketmezmiş. Kocaman avuçlarına altınlarını doldurur, onları çocuğunu sever gibi öpüp okşar, bıkmadan usan madan defalarca sayarmış. Karısı ve kızı onun bu haline çok üzülür, bazı günler´ona: " Siz bu ülkenin kralısınız... Her türlü zenginliğe sahip kudretli bir insansınız. Altınlara karşı böyle hastalık derecesine varan ilginiz bir felakete sebep olabilir. Hiç olmazsa bazı günler sarayın bahçesine inip açık havada dolaşın. Bir çiçek cennetini andıran bahçenizde gezerseniz belki gönlünüz aydınlanır." derlermiş. Kral Bilyegöz gülüp geçermiş onlara... Sözleri bir kulağından girer,öbüründen çıkarmış. Bir sabah erkenden uyanmış. Pencereyi açıp dışarı bakmış. Çiçek açmış ağaçların yanında yemyeşil uzanan setlere çiğ yağdığını görmüş. Her şey öylesine güzel ve iç açıcıymış ki Kral Büyegöz bir lahza altınlarını unutup bahçeye çıkmayı düşünmüş. Karşıdaki nar ağacı üzerinde öten bülbül onu hayata çağırıyor gibiymiş. Süratle giyinip kapıya yürümüş. Ayakları altında gıcır gıcır sesler çıkaran mermer salonları hızla geçmiş. Merdivenleri inip çıkış kapısına yönelmiş. Birden yüreğini kaplayan o hain hastalık ses vermiş: "Dur, bahçeye çıkma! Çıkacaksan bile altınlarını yanına al..." diyormuş bu ses.<br />
<br />
Bilyegöz bu sesi susturamayacağını anlayınca hemen dönüp hazi nelerinin bulunduğu mahzene koşmuş. Kalın ve ağır kapıları bir bir açıp altınlarına erişmiş. Koltuğuna sığabilen, içi mücevher dolu işlemeli bir kutuyu kapıp çıkmış. Az sonra güneşin yavaş yavaş ısıtmağa başladığı o muhteşem bahçenin içine girmiş. Çiçek tarhlarının, gül fidanlarının, la le setlerinin arasında dolaşmağa başlamış. Uzun bir süre gezinmiş. Fakat gördüğü bunca güzellik bile ona altınlarını unutturamamış. Bahçenin kenarında toprağa oturup mücevher kutusunu açmış. Göz kamaştırıcı bir aydınlıkla parıldamış altınlar, inciler... Bilyegöz kıymetli taşlarla süslü mavi gerdanlıkları, zümrüt yeşili mercanları ve çil çil altınları seviyor, okşuyor, onlarla bir çocuk gibi oynuyormuş. Birden dalıp gittiği o garip alemden uyanmış. Hemen arkasında bir çıtırtı duymuş. Korkuyla dönüp bakmış. Elbiseleri yamalı, pabuçları eski, boynu bükük bir zavallı adam duru yormuş karşısında. Ellerini birbirine kavuşturmuş, çatlak dudaklarını büzmüş adam. Yüzünde koca bir çaresizlik, yoksulluk ve gariplik okunuyormuş. Saygıdeğer kralım, diye başlamış söze. Sizinle karşılaşmam Allah´ın bir lütfu bana. Yok sulluk içinde kıvranan zavallı bir insanım ben. Karım ve çocuklarımın boğazına günlerdir bir lokma ekmek girmedi. Bana yardım eder, fazla değil bir altın bağışlarsanız ömür boyu duacınız olurum. Ne o!ur boş çevirmeyin beni... Kral Bilyegöz şaşkınlıkla bakmış dilenciye. Altın sözünü duyunca mücevher kutusuna sıkıca sarılmış. Hayır! diye bağırmış. Sana hiç bir şey ve remem! Dilenci duyduklarına inanmak istemiyormuş: Lütfen demiş, bir tek altından ne çıkar. O sizin ir~in bir kıymet ifade etmez ama beni ve çocuklarımı açlıktan kurtarır. Lütfen... Kral Bilyegöz belki her şeyi yapsa bile bu işi yapamaz, hiç kimseye bir gram ağırlığında bile olsa altın veremezmiş. İyice sinirlenmeye baş lamış. Küçük gözlerine tiksinti ve nefret dolmuş. Defolup git başımdan. Beni rahat bırak, altınlarıma göz dikme. Bir tane bile olsun ver mem. Anladın mı pis dilenci! diye haykırmış. Zavallı dilenci ümitlerini yitirivermiş. Anlamış ki bu cimri kral asla kendisine yardım etmeyecek. Yüreği acıyla sızlamış, gözlerinden bir kaç damla yaş yuvarlanmış yere. Gönlünün derinliklerinden kopup gelen bir sesle garip bir dua etmiş.Daha doğrusu bir beddua...<br />
<br />
İnşaallah tuttuğunuz herşey altın olur kralım! Neye elinizi uzatırsanız altın olsun... demiş. Sonra da ardına dönüp, aksıyan adımlarla çekip gitmiş. Kral Bilyegöz dilencinin sözleri karşısında bir an şaşkınlığa uğramış. Sonra gülüp geçerek "pis adamlar" diye mırıldanmış. "Bütün işleri dilencilik... Çalışıp kazanmayı hiç düşünmez bunlar..." Kralın düşünceleri doğru değilmiş. Yeryüzünde nice fakir ve yoksul insan varmış. Çalışamayacak durumda olan, hasta, sakat ve hakikaten çaresiz nice insan. Aslında zenginler onlara yardım ellerini uzatmalı, kardeşce, insanca yaşamanın çarelerini aramalı imişler.<br />
<br />
Mücevher kutusunu kucaklayıp ayağa kalkmış kral. Geldiği yöne doğru ilerlemiş. Birden gözüne ilişen kıpkırmızı bir gül görmüş. Onu kopararak, biricik kızına götürmek istemiş. Uzanıp almış. O da ne Dalından koparılan gül bir lahza da som altın haline gelivermemiş mi ! Yaprağı, dikenleri, sapı som altın bir ğül.. Kral Bilyegöz´ün gözleri şaşkınlıkla büyümüş. İkinci bir güle uzan mış; yine aynı şey oluvermiş, o da altın haline dönüşmüş. Sevinmiş Bilyegöz. Sınırsız bir coşkuya kapılmış. Yaşasınl diye haykırmış. Her tuttuğum altın oluyor artık... Heyecanla koşmuş sarayına. Hizmetçilerden bir bardak su istemiş. Getirmişler. Bilyegöz bar dağı eline aldığında onun da altın haline geldiğini görmüş. Artık elini neye uzatsa; bardak, çatal, kaşık, havlu, sabun hatta ekmek, herşey altın oluyor, bir anda külçeleşiyormuş. Bilyegö´zün sevinci azalmaya başlamış. İçi ne kıpır kıpır bir huzursuzluk dolmuş. Tahtına ku rulu _~düşünürken biricik kızı içeri girmiş. Qnu görünce olanları unutup kızına doğru yürümüş. Gel bakalım küçük kraliçem, babana sarıl şöyle, demiş. Kollarını uzatmış, kızının omuzlarından tut muş. İşte asıl korkunç felaket o zaman görülmüş. Eli değer değmez sevgili kızı, altın bir heykel hali ne dönüşmüş. Altın bir heykel, cansız, kaskatı ve soğuk... Kral Bilyegöz beyninden vurulmuşa dönmüş. Şaşkın .gözlerle çevresine bakıyormuş. Hizmetçiler de neye uğradıklarını bilememişler, birer kö şeye saklanıp beklemişler.<br />
<br />
Artık kimse yaklaşamıyormuş krala. Korkunç felaketler yağdırıyormuş çevresine. Neye dokunsa altın oluyormuş. Karısı ise ağlayıp duruyor: Bu felaket senin o uğursuz altın hasta lığın yüzünden geldi başımıza... Kızımı yokettin.,. diye feryat ediyormuş. Kral Bilyegöz perişan olmuş, bütün dünyası kararmış. Artık altınlarını hiç sevmiyormuş. Onların sarı, pırıltılar saçan soğuk görünümlerine düşman olmuş. Elini bir yere sürmekten korkuyor, deli gibi dolanıp duruyormuş. Ülke halkı olanları duymuş. Çaresiz ve yok sul insanlar gizlice seviniyor, "O bunu hak etmişti" diyorlarmış. Bilyegöz yaptıklarına pişman olmuş. Gece sabahlara kadar uyumuyor, bu korkunç felaketten kurtulmak için yüce Allah´a dualar ediyormuş. Artık kendini bir tek kuruşu bile olmayan zavallı fakirlerden bile güçsüz, perişan ve yoksul kabul ediyormuş. Elini sürdüğü her şeyin kaskatı altın kesildiği bir dünyada yaşamaktansa, ölüp gitmek daha iyiymiş.<br />
<br />
Düşünüp taşınmış. Ülkesindeki bilginleri sarayına çağırıp onlarla konuşmuş. Bu işe bir çare bulmalarını istemiş. Sonunda yaşlı bir bilgin sözü almış: Bu, demiş, sizin altın hastalığınıza verilmiş ilahi bir cezadır. Artık samimi bir gönülle günahınıza tövbe edip, Allah´dan af dileyip, bundan sonra çok cömert bir insan olacağınıza söz vermeniz gerekir. Eğer bunu yapar, sözünüzde durursanız, kurtulusunuz. Şimdi ülkemizin yüce dağlarından doğup sarayınızın yakınından geçen "Huzur Nehri"ne gidiniz. O suya girip abdest alınız. Yüreğinizdeki kötülükleri yıkayınız. Belki o zaman eski durumunuza dönersiniz. Kızınız da yeniden dirilebilir, demiş. Kral son bir çare diye, hemen "Huzur Nehri"ne koşmuş. Yaşlı bilginin tarif ettiği gibi ab dest alıp yıkanmış. Sonra ellerini açıp Allah´a, kendisini affetmesi için dua etmiş. Duası bittikten sonra yakınında bulunan bir ağacın dalını tutmuş. Tuttuğu dalın altın haline gelmediğini görünce, sevincinden kendini tutamayıp "Yaşasın, yaşasın, kurtuldum artık" diye haykırmağa başlamış. İyice emin olmak için, elini başka şeylere uzatmış. Gerçekten artık hiç biri altın ol muyormuş. Yüreği aydınlanmış Bilyegöz´ün. Öm ründe böyle bir sevinç duymadığını düşünmüş. Hemen sarayına koşup karısına müjde vermek istemiş. Tam içeri girecekken bir de bakmış ki sevgili kızı dirilmiş, kendisini bekliyor. Koşarak sarılmış ona. Sevinçten ağlıyormuş artık...<br />
<br />
Allah´ım, Allah´ım, diye mırıldanmış. Sana ve milletime karşı olan görevimde kusur göstermeyeceğim. Beni o korkunç altın hastalığından kurtardığın için sana ne kadar şükretsem azdır... demiş. Sonra bahçede kendisinden bir altın isteyen yoksulu ve ülkenin diğer fakirlerini toplayarak, onlara nice mallar, altınlar ve hediyeler dağıtmış. Karısı ve kızı seviniyor, ülkenin tüm insanları bayram ediyorlarmış. Her şey daha bir güzelmiş şimdi. .<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KELOĞLAN VE SİHİRLİ TAS<br />
YAZAN: AHMET EFE</span><br />
<br />
<br />
Bir varmış, bir yokmuş. Allah´ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde bir Keloğlan varmış. İhtiyar ve yoksul annesi, bu biricik oğlunu "Keloğlum,<br />
keleş oğlum" diye severmiş.<br />
Günlerden bir gün Keloğlan annesinden izin alıp balık tutmaya gitmiş. Belki bir kaç balık yakalarım. Anacığımla pişirir, yeriz. Aç karnımızı doyururuz" diye düşünüyormuş.<br />
<br />
<br />
Irmağın kenarına gelip oltasını salmış. Öğleye doğru kocaman bir balık tutmuş. Pulları gümüş gibi parlak, gözleri cam gibi aydınlık, güzel mi güzel bir balıkmış bu...<br />
Keloğlan balığın pullarını kazımış, karnını yarıp temizlemek istemiş. Bir de ne görsün! Balığın karnı içinde kocaman bir tas durmuyor mu Keloğlan bir sevinmiş, bir sevinmiş ki sormayın. "Hem balığı götürürüm anama, hem tası" demiş.<br />
<br />
<br />
Tası su ile doldurup balığı yıkamak istemiş. Birden inanılmayacak bir şey olmuş. Tastan boşalttığı sular altın olarak akıyormuş yere. Keloğlan çok şaşırmış. Bir kaç kere denemiş, hep altın akıyormuş tastan. "Bu, sihirli bir tas galiba. Hemen anama haber vereyim" demiş. Evlerine koşmuş.<br />
<br />
<br />
Sihirli tasa küpler dolusu suyu doldurup doldurup boşaltmış. Suyu boşalan küplere de altınları biriktirmiş. Artık ülke hükümdarı bile onun yanında fakir sayılırmış...<br />
Keloğlan günler sonra büyük bir saray yaptırıp oraya taşınmış. Kendisine hizmetçiler tutmuş. Sevdiği ve istediği her şeyi alıyor, en güzel yemekleri yiyormuş. Sonunda altınlarının çokluğu onu şımartmaya başlamış.<br />
<br />
<br />
Gereksiz masraflara, lüzumsuz harcamalara girişmiş. "Oğlum bu işin sonu kötü olabilir" diye öğüt vermeye çalışan anasını bile dinlememiş.<br />
<br />
"Sihirli tas elimde, ne istersem yapabilirim..." diyormuş.<br />
<br />
<br />
Keloğlan´ın böyle kendini beğenmesi, şımarması ve hırsa kapılması, insanların ona duyduğu sevgiyi azaltmış.<br />
<br />
Herkes "Eski hali bundan daha iyiydi. Gözünü hırs bürüdü Keloğlan´ın" demeye başlamış.<br />
<br />
<br />
Keloğlan bir gün daha çok altın elde etmek için, sihirli tasını eline alıp ırmağın kenarına gelmiş. "Suyu tükenecek değil ya, bir saray da buraya yaptırayım. " demiş. Gurur ve kibirle tasını suya daldırmış. Kıyıda biriken altınlar hırsını artırıyormuş. Daha hızlı daha hızlı daldırmaya başlamış tası. Artık altınlardan başka bir şey düşünmüyormuş. Birden tas elinden kayıp suya düşmüş. Keloğlan onu tutmak için eğilince kendisi de ırmağa yuvarlanmış. Yüzme bilmediği için hızla akan ırmakta nerdeyse boğulacakmış. Binbir güçlükle kenara çıkmış. Kendisi suda çırpınıp dururken,biriktirdiği altınları da hırsızlar çalıp götürmüşler.<br />
<br />
<br />
Artık tası bulmanın da imkanı kalmadığından ağlaya ağlaya annesinin yanına dönmüş. Başına gelenleri anlatmış. Yaşlı kadın:<br />
<br />
- Üzülme yavrum, demiş. Hay´dan gelen Hû´ya gider. Zaten, sen o tası alnının teri, elinin emeği ile kazanmamıştın. Üstelik zenginlik seni iyice şımartmıştı. Böylesi daha iyi oldu. Hiç olmazsa kendini başkalarından üstün görme hastalığından kurtulursun."<br />
<br />
Keloğlan bu sözlerle teselli bulmuş. Anasına hak vermiş.<br />
<br />
O günden sonra da Sihirli Tası bir daha hiç anmamış.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GÜMÜŞ GÖZLÜ DEV<br />
YAZAN: AHMET EFE</span><br />
<br />
Bir varmış, bir yokmuş. Develer tellal iken, pireler Berber iken, Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, uçsuz bucaksız Kafdağı´nda Gümüş Gözlü bir dev yaşarmış.<br />
<br />
Gümüş Gözlü Dev, diğer devler gibi hain ve acımasız değilmiş. Aksine altın gibi bir kalbi varmış.<br />
Herkese iyilik düşünür, herkesin yardımına koşarmış.<br />
<br />
Ülke hükümdarı olan Sarı Dev zalimin biriymiş. En küçük suçları bile ölümle cezalandırır, cellatlara emirler yağdırırmış. En çok sevdiği kelimeler: "Öldürün! Kesin!.." gibi kelimelermiş.<br />
<br />
Gümüş Gözlü Dev´in biricik kız kardeşi Nazlı Çiçek de hükümdar Sarı Dev´in sarayında hizmetçi olarak çalışıyormuş. Gümüş Gözlü Dev, kardeşinin başına bir felaket gelmesinden korkuyor, "Ona bir şey olursa ben ne yaparım " diye düşünüyormuş.<br />
<br />
Günlerden birgün korktuğu başına gelmiş.<br />
Kardeşi Nazlı Çiçek, hükümdara yemek götürürken, ayağı eşiğe takılıp düşmüş. Tabaklar, bardak lar, yemekler etrafa saçılmış. Sarı Dev korkuyla büzülen hizmetçiye nefretle bakarak: - Götürün bu beceriksizi. Bir damdan aşağı fırlatın! diye gürlemiş.<br />
<br />
Gümüş Gözlü Dev de oradaymış. Öyle üzülmüş, öyle üzülmüş ki sormayın.<br />
Cellatlar koşup gelmişler. Nazlı Çiçeği kınalı saçlarından tutup sürümüşler. Gümüş Gözlü Dev´in gözlerinden yaşlar süzülmüş. Kimselere belli etmeden dışarı çıkmış. Cellatlara yetişmiş. Önlerinde diz çöküp yalvarmış:<br />
- "Ne olur kardeşimi serbest bırakın. Annem onun yokluğuna dayanamaz. Benim başka kardeşim yok ki..." diye ağlamış. Cellatların taş kadar katı yürekleri hiç yumuşamamış.<br />
- Hükümdarın emrine karşı gelemeyiz! diye<br />
cevap vermişler.<br />
<br />
Gümüş Gözlü Dev, hemen kardeşini fırlatacakları damın dibine inip beklemiş. Cellatlar kardeşini itip aşağı atmışlar.<br />
Gümüş Gözlü Dev bir top gibi aşağı düşen kardeşini kurtarmak içjn kocaman kollarını açmış. Kızcağız bütün hızıyla kucağına düşmüş. Yere yuvarlanmışlar. Gümüş Gözlü Dev altta kalmış.<br />
<br />
Nazlı Çiçek biraz sonra toparlanıp kalkmış.<br />
Fakat Gümüş Gözlü Dev hâlâ upuzun yatıyormuş.<br />
Gümüş gibi parlak gözleri yarı açıkmış. Yüzünde<br />
mutlu bir görünüm varmış. Nazlı çiçek O´nun öldüğünü anlayınca:<br />
- Benim için kendini feda etti. Bir daha Kaf Dağı´na O´nun kadar iyi kalpli ve fedakar hiç kimse<br />
gelemez... diye ağlamış, ağlamış.....<br />
<br />
<br />
BOSTAN VE GÜLİSTAN<br />
Şeyh Sadi ŞİRAZİ<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AMAN BENİ<br />
ACELE ÇİNE GÖNDER</span><br />
<br />
<br />
<br />
Hazret-i Süleyman aleyhisselamın yanında bir zat oturuyordu. Ölüm meleği geldi ve o kimseye öyle bir baktı ki, kendisine korku ve ürperme geldi. Bu gelenin kim olduğunu Süleyman aleyhisselam’dan sordu. Ve ölüm meleği olduğunu öğrenince: “Ey Allah’ın peygamberi, ben ondan çok korktum. Beni Çin’e gönder de, ondan uzakta olayım.” dedi. Hazret-i Süleyman aleyhisselam, rüzgara emrederek o kimseyi Çin’e gönderdi. Biraz sonra ölüm meleği tekrar yanına geldi ve Süleyman aleyhisselam ölüm meleğine sordu: “Biraz önce buraya geldin baktın ve gittin. Bu meraklı bakış ve aniden gidişinin sebebi neydi ” Ölüm meleği cevap verdi: “Burada yanınızda oturan bir kimsenin, ruhunu Çin’de almakla emrolundum. Halbuki onu sizin yanınızda Kudüs’te görünce gayet şaşırdım ve hayret ettim. Oysa o kimse sizden Çin’e gönderilmesini istedi ve sizde bu isteği kabul ederek onu Çin’e gönderdiniz. Böylece bende aldığım emir gereğince Çin’e giderek onun ruhunu aldım..<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BAŞINI VERMEYEN ŞEHİT</span><br />
<br />
"...Hak budur ki o gazilerin içinde böyle gaziler olmasa, Zigetvara bu kadar yakında dört yan kafir hisarı iken bekleyiş, duraklama özellikle böyle cenge çalışma ne mümkün idi."<br />
Peçevî tarihi, s. 355<br />
<br />
Yarın arifeydi. Öbür günkü bayram için hazırlanan<br />
beyaz kurbanlar, küçük Grigal palankasının etrafında<br />
otluyorlardı. Karşıda... Yarım mil ötede Toygun Paşa´nın<br />
son kuşatmasındân çılgın kışın hiddeti sayesinde kurtulan Zigetvar Kalesi, sönmüş bir yanardağ gibi, simsiyah<br />
duruyordu. Hava bozuktu. Ufku, küflü demir renginde,<br />
ağır bulut yığınları eziyor, sürü sürü geçen kargalar tam<br />
hisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber götürüyorlarmış gibi, acı acı bağırıyorlardı. Palanka kapı-<br />
sının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar<br />
sakin duran Kuru Kadı yavaşça kımıldadı; ikindiden beri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor, uzakta, belirsiz<br />
sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu. Bunlarbir ölüm seddi halinde "Kızılelma" yolunu kapatıyordu. Sanki bu uğursuz kargalar hep onun mazgallarından taşıyor, anlaşılmaz bir lisanın çirkin küfürlerine<br />
benzeyen sesleriyle her tarafı gürültüye boğuyorlardı.<br />
Kuru Kadı içini çekti. Sonra "Ah..." dedi. İncecik, sinirli<br />
boynunun üstünde bir taş topuz gibi duran çıkık alınIı iri<br />
kafasını salladı. Yeşil sarığını arkaya itti. Islak gözlerini<br />
oğuşturdu. Şimdiye kadar, asker olmadığı halde, her<br />
muharebeye girmişti. Birkaç bin yeniçeriyle dört beş topu olsa... bir gece içinde şu kaleyi alıvermek işten bile<br />
değildi. Şimdi vakıa müstakildi. Ne isterse yapabilirdi.<br />
Palankanın kumandanı Ahmet Bey öteki boy beyleriyle<br />
beraber Toygun Paşa ordusuna katılıp Kapuşvar fethine<br />
gitmiş... Kapuşvardan sonra Zigetvarı saran ordu kışın<br />
aman vermez zoruyla, zaptı yarı bırakarak Budin´e dönünce, o da askerleriyle tekrar palankasına gelmemiş,<br />
Toygun Paşa´nın yanında kalmıştı. Bugün Grigal´den altı mil uzaktaydı. Palankaya yalnız Kuru Kadı karışıyordu; esmer, zayıf yüzünü buruşturdu: "Palanka... amma<br />
topu tüfeği kaç kişi " dedi. Bütün genç savaşçıları Ahmet<br />
Bey beraberinde götürmüştü.. Hisardakiler zayıflardan,<br />
bekçilerden, hastalardan, ihtiyar sipahilerden ibaretti.<br />
Hepsi yüz on üç kişiydi! Düşman, galiba öteki palankalardan çekiniyordu: Yoksa burasını bırakmaz, mutlaka<br />
almağa kalkardı. Biraz eğildi. İnce yosunlu, soğuk sipere dirseklerini dayadı. Aşağıya baktı. İki üç asker beyaz<br />
koyunların arasında dolaşıyordu. Bir tanesi karşısına<br />
geçtiği iri bir koçu, başına dokunarak kızdırıyordu, tos<br />
vuruyordu. Öbürleri, elleri silahlarında, bu oyunu seyrediyorlardı. Bağırdı:<br />
- Oynamayın şu hayvanla...<br />
Askerler, başlarını tepelerden gelen sese doğru kaldırdılar. Kuru Kadı´dan hepsi çekinirlerdi. Gayet sert,<br />
gayet titiz, gayet sinirli bir adamdı. Adeta deli gibi bir<br />
şeydi. Sabahtan akşama kadar namaz kılar, zikreder,<br />
geceleri hiç uyumazdı. Daha yatıp uyuduğunu kalede<br />
gören yoktu. Vali Ahmet Bey ona "bizim yarasa" derdi.<br />
Zavallının sabahı bekleme denilen hastalığını kerametine de yoranlar vardı. Tekrar bağırdı: .<br />
- Haydi, artık akşam oluyor, içeri alın onları.<br />
Askerler koyunları toplamağa başladılar. Kuru Kadı´nın dirsekleri acıdı. Doğruldu. Tekrar Zigetvar´a baktı. Üst tarafındaki göl, kirli bakır bir levha gibi yeri<br />
kaplıyordu. Kargalar, havaya boşaltılmış bir çuval canlı kömür ellemeleri gibi karmakarışık geçiyorlar, sükûtu parçalayan keskin, sivri sesleriyle gaklıyorlardı.<br />
Kalbinde ağır bir elem duydu. "Hayırdır inşallah" dedi.<br />
Canı o kadar sıkılıyordu ki... Elleri arkasında, başı<br />
önüne eğik, bastığı siyah kaplama taşlarına görmez bir<br />
dikkatle bakarak yavaş yavaş yürüdü. Derin bir karanlık kuyusunu andıran merdivenin dar basamaklarında<br />
kayboldu.<br />
... Arife sabahı, herkes uyurken, o, her vakitki gibi<br />
yine uyanıktı! Mescit odasının önündeki taş yalakta, iki<br />
büklüm, abdestini tazeliyordu. Giden gece, daha gölgeden eteklerini toplayamamıştı. Bahçeye çıkan kapı kemerinde asılı kandil, sönük ışığıyla, duvarları titretiyordu.<br />
- Hey, çavuşbaşı... Hey!...<br />
Elindeki ibriği bıraktı. Kulak kabarttı. Bu, kuledeki nöbetçinin sesiydi. Kolları sıvalı, ayakları çıplak, başında takke, hemen yukarı koştu. Merdivende çavuşa<br />
rastgeldi. Onu itti. Yürüdü. Nöbetçinin yanına atıldı:<br />
- Ne var<br />
- Kaleden düşman çıkıyor.<br />
Erguvani bir esmerlik içinde siyah bir kaya gibi duran Zigetvara baktı. Bu kayadan yine koyu, uzun bir<br />
karartı süzülüyor, palankaya doğru akıyordu.<br />
- Bize geliyorlar... dedi:<br />
Çavuşa döndü:<br />
- Haydi, gazileri uyandır. Kurban bayramını bugünden yapacağız. Koş. Bana da çabuk topçuyu gönder.<br />
Çavuş, bir eliyle bakır tolgasını tutarak, koştu.<br />
Merdivene daldı. Kuru Kadı, uzakta, kara yerin üstünde daha kara bir leke gibi yavaş yavaş ilerleyen düşman alayına dikkatle baktı. Gözlerini küçülttü, büyülttü. Önlerinde birkaç top da sürüklüyorlardı. Binden<br />
fazla idiler. Halbuki hisardaki gaziler Kendisiyle beraber yüz on dört kişi... "Ama, yine haklarından geliriz!"<br />
dedi. Uyanan, yukarı koşuyordu. Hisar kapısının iyice<br />
bağlanmasını emretti. Sarığını, cübbesini, kılıcını, tüfeğini getirtti. İhtiyar topçu gelince, ona da, hemen "haber topları"nı atmasını söyledi. Bu bir adetti. Taarruza<br />
uğrayan bir palanka hemen "İşaret topu" atarak etrafındaki kuleleri imdadına çağırırdı.<br />
Biraz sonra düşman hisarın önünde, harp düzenine<br />
girmiş bulunuyordu. Zaplar başsız, gür ejderha yavruları gibi siyah ağızlarını bedenlere çevirmişti. Türkçe<br />
bağırdılar:<br />
- Size teklifimiz var. Elçimizi içeri alır mısınız<br />
Kuru Kadı:<br />
- Alırız. Gönderin, gelsin! cevabını verdi.<br />
Bedenler, kalkanlı, tüfekli, oklu gazilerle dolmuştu.<br />
Palankanın ruhu, neşesi, keyfi olan iki arkadaş, bu esnada tuhaf tuhaf laflar söyleyip yine herkesi güldürüyordu. Bunların ikisine de "deli" derlerdi: Deli Mehmet,<br />
Deli Hüsrev... Serhatın muharebelerinde, hayale sığmayacak yararlılıklarıyla masal kahramanlan gibi inanılmaz bir şöhret kazanan bu iki deli, hiçbir nizama<br />
hiçbir kayda, hiçbir disipline girmeyen, dünya şerefinde gözleri olmayan Anadolu dervişlerindendi. Her zaferden sonra kumandanlar onlara rütbe, hil´at, murassa kılıç gibi şeyler vermeye kalkınca gülerler: "İstemeyiz, fani vücuda kefen gerektir. Hil´at nadanları sevindirir..." derler, hak uğrundaki gayretlerine ücret, mükafat, övgü kabul etmezlerdi. Harp onların bayramıydı.<br />
Tüfekler, oklar, atılmağa; toplar gürlemeğe; kılıçlar,<br />
kalkanlar şakırdamağa başladı mı, hemen coşarlar,<br />
kendilerinden geçerler; naralar savunarak düşman saflarına saldırırlar... alevi gözlerle takip edilemeyen birer canlı yıldırım olup tutuşurlardı.<br />
Kuru Kadı, onların herkesi güldüren münakaşalarını, saçma sapan sözlerini gülümseyerek dinlerken, elçiyi yanına getirdi, iki deli de sustu. Herkes kulak kesildi. Bu elçi Türkçe biliyordu. Küstahça tekliflerini<br />
söyledi.<br />
Palankayı saran Zigetvar kumandanı Kıraçin´di.<br />
Yanında iki bine yakın savaşçısı vardı. Grijgal´in "Vire<br />
ile verilmesini istiyordu. Ateşe, nura, haça, İncil"e, Zebur´a yemin ediyor; çıkıp giderlerken muhafızlara hiçbir ziyanı dokunmayacağına dair söz veriyordu.<br />
Kuru Kadı:<br />
- Pekâlâ!... Haydi git. Biz aramızda anlaşalım, ka-<br />
rarımızı size öğleden sonra bildiririz! diye elçiyi aşağı<br />
gönderip kapıdan attırdı. Sonra etrafındakilere döndü.<br />
Şöyle bir göz gezdirdi. Sırtının hafıf kamburu içeri çekildi:<br />
- İşittiniz ya, gaziler! dedi, Kıraçin haini bizim yüz<br />
on kişiden ibaret olduğumuzu anlamış... üzerimize iki<br />
bin kişi ile geldi. Teklif ettiği "Vire"yi kabul etmek isteyenler vârsa ellerini kaldırsın!<br />
Kimsenin eli kalkmadı.<br />
- Öyleyse hazır olalım. Haydi...<br />
Bir gürültüdür koptu;<br />
- Hazırız...<br />
- Hepimiz, hepimiz...<br />
- Hepimiz, hepimiz hazırız.<br />
- Kılıçlarımız, kalkanlarımız yağlı.<br />
-(~klanmı~ havlı_<br />
- Yatağanlanmız keskin...<br />
- Bugün nusret bizim.<br />
- Amin, amin...<br />
Kuru Kadı, "Ey alemlerin rabbi" diye ellerini kaldırdı. Bir duaya başlayacaktı. Deli Mehmet yalın kılıç karşısına dikildi. Palabıyık, gök gözlü, geniş beyaz çehresi,<br />
yeni doğmuş bir ay gibi parlıyordu:<br />
- Duayı bırak, efendi dedi, gaza duadan faziletli-<br />
dir. Gel... Lütfet. Bize şu kapıyı aç. Kalbindeki korkuyu<br />
at. İşte hepimiz hazırız. Şu ayağımıza gelen gaza fırsatını kaçırmayalım.<br />
Kuru Kadı´nın elleri aşağı düştü. Deli Hüsrev de arkadaşının yanına sokulmuştu. Bütün gaziler bu iki delinin arkasına üşüştü. Sanki hepsi bir anda deli oldular... bir ağızdan.<br />
- Aç bize kapıyı, aç... diye bağırmaya başladılar.<br />
Kuru Kadı´nın iri patlak gözleri yaşardı. Yüzü sapsarı oldu. Uzun siyah sakalı kımıldadı. İki deliyi bile<br />
titreten, bütün gazilerin saçlarını ürperten ilahi bir<br />
ağıt ahengi kadar etkili sesiyle haykırdı.<br />
- Meydan erleri! Ey mertler! Padişahımız Süleyman Gazi aşkına şu sözümü dinleyin. Benim muradım<br />
sizi gazadan engellemek değildir. Bugün can, baş feda<br />
olsun... Özellikle yarın kurban bayramı... Fakat bakınız maksadım ne Bugün cuma... hem de arife. Bugün<br />
hacılarımız Arafat´ta, diğer mü´minler camilerde bizim<br />
gibi gazilerin zaferi için dua etmekteler... Bunda şüphesi olan var mı<br />
- Hayır.<br />
- Hayır, asla...<br />
- Hayır.<br />
- O halde münasip olan budur ki, biz de namazlarımızı eda edelim. Gözlerimizin yaşını dökelim. Dua<br />
edelim. Birbirimizle helallaşalım. Sonra gazaya girişelim. Kalanlarımız gazi, ölenlerimiz şehit olsun! Dünyada iyi nam ile anılalım. Ahirette peygamberimizin âlemi dibinde toplanalım... Ne dersiniz<br />
- Hay hay!<br />
- Uygun...<br />
- Pekâlâ!<br />
Gazilerin hepsi buna razı oldu. Öğleye kadar durdular. Abdest aldılar, namaz kıldılar, tekbir çektiler, helallaştılar. Kıraçin´in askeri, sardıkları palankadan yükselen derin uğultuyu hep teklif ettikleri "Vire" münakaşasının gürültüsü sanıyorlardı.<br />
Ansızın, uzaktaki Türk kulelerinden atılan "işaret<br />
topları" işitildi. Bu, "Biz, dörtnala geliyoruz" demekti.<br />
Kuru Kadı eliyle hisarın kapısını açtı. Grijal gazileri<br />
"Allah, Allah" naralarıyla müthiş bir taşkın deniz gibi<br />
fışkırdılar. İki koldan hücum olunuyordu. Kollardan birisine Deli Hüsrev, birisine Deli Mehmet baş olmuştu.<br />
Ovada, Grijgal´e gelen yollardan bir toz dumanıdır<br />
kalkıyordu. Nice bin atlı imdada koşuyor sanılırdı. Düşman, bu hali görünce şaşırdı. İki ateş arasında kaldığını anladı. Halbuki toz duman içinde yaklaşan ancak<br />
beş on gaziydi.<br />
... Bozgun başladı.<br />
Deli Mehmet´le Deli Hüsrevin takımları düşmanı<br />
kaçırmamak için iyice sarıyordu. Kara Kadı cübbesini<br />
atmış. Elindeki kılıç, cesaretlendirdiği gazileri arkasından yürüyordu. Deli Hüsrev, bir sarhoş gibi Kıraçin´in<br />
alayına dalmış kesiyor, kesiyor... inanılmaz bir çabuklukla kaçanlara yetişiyor, ikiye biçiyordu.<br />
Kuru Kadı´nın gözleri Deli Mehmet´i aradı.<br />
Bakındı, bakındı.<br />
Göremedi.<br />
Acaba o muydu Yüreği ağzına geldi. Düşman safına karışıp kaynaşan kolun arkasında iri bir vücut yere<br />
uzanmıştı... Elli altmış adım kadar kendisinden uzaktı... Siyah, yüksek atlı bir şövalye, uzun bir kargıyı bu<br />
uzanmış vücuda saplıyordu. Durmadı. İlerledi. Koşarken ayağı bir taşa takıldı. Yuvarlanıyordu. Kılıcı ile fırladı. Hemen toplandı. Kalktı. Düşen kılıcını aldı. Doğruldu. Koşacağı tarafa baktı. Şövalye atından inmiş,<br />
kargıladığı şehidin başını teninden ayırmıştı. Bu anda,<br />
bu kestiği baş elinde, yine siyah bir şeytan gibi şahlanan atma sıçradı. Kaçacaktı... Kuru Kadı, bütün kuvvetiyle ona yetişmek için koşarken, baktı ki sol ilerisinde Deli Hüsrev kalkanını sallayarak, avazı çıktığı kadar bağınyor,<br />
- Mehmet, Mehmet!... Canını verdin!... Bâşını<br />
verme Mehmet!...<br />
Bu nara o kadar müthiş, o kadar tesirli, o kadar yanıktı ki... Kuru Kadı: "Vah Deli Mehmet´miş!" diye ol<br />
duğu yerde dikildi kaldı. Durur durmaz, o an, kırk adım<br />
kadar yaklaştığı kesik başlı şehidin yerden fırladığını<br />
gördü. Nefesi tutuldu. Şaşırdı. Bu başsız vücut uçar gibi koşuyordu. Kendi kellesini götüren zırhlı şövalyeye<br />
yetişti. Eliyle öyle bir vuruş vurdu ki... Lanetli hemen<br />
yüksek atından tepesi üstü yuvarlandı. Götürmek istediği baş elinden yere düştü. Deli Mehmet´in başsız vücudu canlıymış gibi eğildi. Yerden kendi kesik başını aldı. Hemen oracığa yorgun bir kahraman gibi, uzanıverdi. Bunu Kuru Kadı´dan başka kimse görmemişti. Herkes kaçan düşmanı kovalıyordu. Yalnız Deli Hüsrev,<br />
- Yüzün ak olsun, ey yiğit! diye bağırdı. Sonra Kuru Kadı´ya doğru koşarak sordu.<br />
- Nasıl, gördün mü bu civanı<br />
- Görmedin mi<br />
Kuru kadı sesini çıkaramadı. Gördüğü harika onu<br />
dondurmuştu. Olduğu yerde öyle dimdik kaldı. Sanki<br />
ölmüştü. Deli Hüsrev, onu hızla sarstı.<br />
- Ne durursun be can! Ne olsun, haydi gazaya.<br />
Düşman kaçıyor... Deli Hüsrev´in kalkması Kuru Ka-<br />
dı´yı baştan can verdi, "Allah Allah" diyerek ileri atıldı.<br />
Mücahitlere karıştı.<br />
Cenk akşama kadar sürdü.<br />
Er meydanının kanlı yüzüne "gece siyah saçlarını"<br />
dağıtırken çağırıcının<br />
- Gaziler hisara!<br />
Sesi duyuldu. Dönen gaziler içinde kılıcından kanlar damlayan Kuru Kadı, birkaç sipahi ile dışarda kaldı. Yaralıları taşıttı. Şehit olanları saydırdı. Bunlar tam<br />
ondokuz kahramandı.:. Düşman altmış dört ceset bırakmış, diğer ölülerinin hepsini kaçırmıştı. Kuru Kadı<br />
sabahtan beri yemek yememiş, su içmemiş, durup dinlenmemişti... Toplattığı şehitleri hisarın önündeki meydana yığdırdı. Şehit Deli Mehmet´in cesedini kendi buldu. Kesik başı koltuğunda, uyur gibi, sakin yatıyordu.<br />
Olduğu yerde gömdürdü. Sonra yanındakileri. savdı. Bu<br />
taze mezarın başına çöktü. Ezberden "Yasin" okumağa<br />
başladı. Dışarılarda kimse yoktu, yalnız uzakta palan-<br />
ka kapısındaki nöbetçi dolaşıyordu. Kuru Kadı okurken, önündeki mezarın birden yeşil yeşil nurlarla tutuştuğunu gördü. Sesi kısıldı. Dudaklarını oynatamadı.<br />
Çeneleri kitlendi. Bu yeşil nurun içinde Deli Mehmet´in<br />
kanlı boynuna sarılmış beyaz kanatlı bir melaike, hem<br />
onu nurdan elleriyle okşuyor, hem açık alnını öpüyor-<br />
du. Bu sıcak, bu yeşil nur büyüdü, taştı, bütün âlem bu<br />
nurun içinde kaldı. Kuru Kadı´nın gözleri kamaştı. Ruhu yandı. Kendinden geçti.<br />
Onu, daha ilk defa böyle derin bir uykuya dalmış<br />
gören yoldaşları zorla kaldırdılar. Koltuklarına girdiler:<br />
- Haydi, kapı kapanacak dediler, içeri gir.<br />
Kuru Kadı´nın dili tutulmuştu. Cevap veremedi.<br />
Sarhoş gibi sallana sallana hisara girdi. Hâlâ titriyordu. Palankanın içinde Deli Hüsrev´in menzilinden geçerken durdu. Kulak verdi; ağlıyor mu, inliyor mu diye... Hayır, Deli şıkır şıkır atını kaşağılıyor, keyifli bir<br />
türkü söylüyordu. Seslendi:<br />
- Hüsrev.<br />
- Efendim ...<br />
Kapı açıldı. Kaşağı elinde, kolları, paçaları sıvalı,<br />
başı kabak Deli Hüsrev... daha Kuru Kadı bir şey sormadan,<br />
- Gördün mü Deli Mehmet´in zevkini dedi.<br />
- Siz de benim gibi buradan gördünüz mü<br />
- "Gözlüye hotti gizli yoktur!"<br />
Küttedek kapıyı, kapadı. Yine türküsüne başladı.<br />
...<br />
Kuru Kadı palankada sabahı dar etti. Güneş doğmadan, Deli Mehmet´in mezarına koştu. Artık bütün<br />
günlerini bu mezarın başında geçiriyordu. Bu mezarın<br />
daimi ziyaretçisi oldu. Büyük bir taş yontturdu. Yazdırdı. Başına diktirdi. Beş vakit namazlarını bile cemaatine bu kabrin başında kıldırmak isterdi. Artık ne hacet dilese, ona nail oluyordu.<br />
Grijgal´de, komşu palankalarda Kuru Kadı için "Deli oldu" diyorlardı. Her an "sonsuzluk" badesini içmiş<br />
ezeli. bir sarhoş gibi nihayetsiz bir kendinden geçme,<br />
sonsuz sınırsız bir şevk, sükûn bulmaz bir heyecan içinde yaşıyordu. Fakat nasıl "deniz çanağa sığmaz"sa,<br />
onun büyük sırrı da ruhuna sığmadı. Taştı. Huruç günü gördüğü harikayı herkese anlatmağa başladı. Hatta<br />
daha ileri gitti, çok iyi okuduğu "Mevlid-i Şerif" lisanıyla o gün gördüğünü yazdı. Yüzlerce beyitlik bir destan<br />
düzdü.<br />
Ama o eski şevki kayboluverdi. Ruhuna koyu bir<br />
karanlık doldu. Kalbine acı bir ağırlık çöktü. Artık Deli Mehmet´in yeşil nurdan mezan içinde sürdüğü ilahi<br />
zevki göremez oldu. Bu mahrumiyet onu delirtti. Yemekten içmekten kesildi. Bir gün, yine perişan kırlarda<br />
dolaşırken Deli Hüsreve rastgeldi. Meğer o da geziniyormuş. Elindeki yayıyla yavaşça Kuru Kadı´nın arkasına dokundu.<br />
- Ahmak, dedi, niye gördüğünü halka söyledin<br />
Adam gördüğünü kaale geçirirse kazandığı hali kaybeder. Eğer sussaydın, gördüğün keramete ölünceye kadar şahit olacaktın...<br />
Kuru Kadı yere diz çöktü, ağlamaya başladı:<br />
- Çok perişanım diye inledi, lütfet. Gel, beni gaflet<br />
uykusundan uyandır. Benim o görnüş olduğum durum<br />
ne hikmettir İçinde benimle senden başka onu gören<br />
oldu mu<br />
- Bir gören daha var. O "can" herkese görünmez.<br />
- Kimdir<br />
- Bilemezsin...<br />
- Başkaları görmedi de, biz ikimiz niçin gördük<br />
- a şehitlik müjdesidir!" İkimiz de mutlaka şehit düşeceğiz!...<br />
Kuru Kadı, gittikçe öyle serseri, öyle perişan, öyle<br />
berbat oldu ki... kendisini o kadar seven Vali Ahmet<br />
Bey bile Budin´den gelince, onun hallerine dayanamadı.<br />
Nihayet "bu deli bir kişidir. Palankada hizmetinden istifade olunamaz" diye geriye göndermeye mecbur oldu.<br />
Aradan epey zaman geçti. Serhadde değil, hatta Grijgal<br />
hisarında bile herkes Kuru Kadı´yı unuttu. Yalnız yazdığı destan okunuyor, hiç unutulmuyordu.<br />
On iki sene sonra...<br />
Zigetvarın zaptı akabinde yaralılar toplanırken, meşhur kahraman Deli Hüsrevin bir gülleyle parçalanmış cesedi yanında, uzun boylu, ak saçlı, ak sakallı,<br />
yeşil cübbeli bir şehit buldular. Kıbleye yüzükoyun<br />
uzanmış yatan bu şehidin büyük, yeşil sarığı, henüz bozulmamıştı. Üzerinde hiçbir silah yoktu. Yarası neresinden olduğu belli değildi. Günlerce süren kuşatma esnasında hiç kimse böyle bir adam görmemişti. İnceden inceye araştırma yapıldı. Kim olduğu bir türlü anlaşılamadı.<br />
O vakit birçok gazilerin "gayb ordusundan imdada<br />
gelmiş bir veli" sandıkları bu şehit, acaba, Grijgal hisarının o eski deli kadısı mıydı ..........<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">D İ Y E T</span><br />
<br />
DAR kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir arslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı, geniş omuzlu bir pehlivandı. On yıldır bu karanlık in içinde ham demirden dövdüğü kılıç ve namluları tüm Anadolu´da, tüm Rumeli´de sınır boylarında büyük bir ün kazanmıştı. Hatta İstanbul´da bile yeniçeriler, satın alacakları kamaların, saldırmaların, yatağanların üstünde "Ali Usta´nın işi" damgasını arıyorlardı. O, çeliğe çifte su vermesini biliyordu. Uzun kılıçlar değil, yaptığı kısacık bıçaklar bile iki kat olur, kırılmazdı, "Çifte su vermek" sanatının, yalnız ona özgü bir sırrı vardı. Yanına çırak almaz, kimseyle çok konuşmaz, dükkânından dışarı çıkmaz, durmadan uğraşırdı. Bekârdı. Hısımı, akrabası yoktu. Kentin yabancısıydı. Kılıçtan, demirden, çelikten, ateşten başka söz bilmez, pazarlığa girişmez, müşterileri ne verirse alırdı. Yalnız savaş zamanları ocağını söndürür, dükkânının kapısını kilitler, kaybolur, savaştan sonra ortaya çıkardı. Kentte onunla ilgili birçok hikâye söylenirdi. Kimi "cellat elinden kaçmış bir çelebi", kimi "sevgilisi öldüğü için dünyadan elini eteğini vakitsiz çekmiş garip" derdi. Siyah şahane gözlerinin mağrur bakışından, soylu davranışlarından, gururlu suskunluğundan, düzgün sözlerinden onun öyle sıradan bir adam olmadığı belliydi... Ama kimdi Nereliydi Nereden gelmişti Bunları bilen yoktu. Halk onu seviyordu. Kentte böyle tanınmış bir ustanın bulunması herkes için ayrı bir övünç kaynağıydı.<br />
<br />
- Bizim Ali...<br />
<br />
- Bizim koca usta...<br />
<br />
- Dünyada eşi yoktur...<br />
<br />
- Zülfikâr´ın sırrı ondadır!.. derlerdi.<br />
<br />
Koca Ali en kalın, en katı demirleri mısır yaprağı gibi incelten, kâğıt gibi yumuşatan sanatını kimseden öğrenmemiş, kendi kendine bulmuştu. Daha on iki yaşındayken, sert bir beylerbeyi olan babasının başı vurulmuş, öksüz kalmıştı. Amcası çok zengindi. Gösterişe düşkün bir vezirdi. Onu yanına aldı. Okutmak istedi. Belki devlet katında yetiştirecek, büyük görevlere çıkaracaktı. Ama Ali´nin yaratılışında "başkasına gönül borcu olmak" gibi bir sızlanmaya yer yoktu. "Ben kimseye eyvallah etmeyeceğim," dedi. Bir gece amcasının konağından kaçtı. Başıboş bir adsız gibi dağlar, tepeler, dereler aştı. Adını bilmediği ülkelerde dolaştı. Sonunda Erzurum´da yaşlı bir demircinin yanına girdi. Otuz yaşına kadar Anadolu´da uğramadığı kent kalmadı. Kimseye boyun eğmedi. Gönül borcu olmadı. Ekmeğini taştan çıkardı. Alnının teriyle kazandı, içinde "kutsal ateş"ten bir alev bulunan her yaratıcı gibi, para için değil, sanatı, sanatının zevki için çalışıyordu. "Çeliğe çifte su vermek" onun aşkıydı. Gönüllü olarak savaşlara gittiği zamanlar yeniçerilerin, sipahilerin, sekbanların arasında, Ali Usta, işinin övgüsünü duydukça tadı dille anlatılmaz bir mutluluk duyardı. Ölünceye kadar böyle hiç durmadan çalışırsa daha birkaç bin gaziye kırılmaz kılıçlar, kalkanlar parçalayan çelik yatağanlar, zırhlar, keskin ağır saldırmalar yapacaktı. Bunu düşündükçe gülümser, tatlı tatlı yüreği çarpar, ruhundan kopan bir atılımla örsünün üzerinde milyonlarca kıvılcım tutuştururdu.<br />
<br />
- Tak!<br />
<br />
- Tak, tak!...<br />
<br />
- Tak, tak!<br />
<br />
İşte bugün de sabah namazından beri durmadan on saat uğraşmıştı. Dövdüğü eğri namluyu örsünün yanındaki su fıçısına daldırdı. Ocağının sönmeye başlayan ateşine baktı. Çekici bırakan eliyle terini sildi. Kapıya döndü. Karşıki mescitte dokunaklı dokunaklı akşam ezanı okunuyor, bacasının tepesindeki yuvada leylekler sonu gelmez bir takırdı koparıyorlardı. İkindi abdesti daha duruyordu. Yalnız ellerini yıkadı. Kuruladı. Yenlerini indirdi. Saltasını omzuna attı. Dışarıya çıktı. Kapısını iyice çekti. Kilitlemeye gerek görmezdi. Uzun alandan mescite doğru yürüdü... Kentin kenarındaki bu gösterişsiz tapınağa hep yoksular getirdi. Minaresi sokağa bakan küçük bir pencereydi. Müezzin buradan başını çıkarır, ezanını okurdu.<br />
<br />
Koca Ali mescide girince her zamankinden fazla kalabalık gördü. Hep üç kandil yakılırken bu akşam ramazan gibi bütün kandiller yanmıştı. Daha namaz safları dizilmemişti. Kapının yanına çöktü. Yanında alçak sesle konuşanların sözlerine istemeye istemeye kulak kabarttı. Konya´dan iki garip dervişin geldiğini, yatsı namazına kadar Mesnevi okuyacaklarını duydu.<br />
<br />
Akşam namazı kılınıp, bittikten sonra mescittekilerin bir bölümü çıktı.<br />
<br />
Koca Ali yerinden kımıldamadı. Zaten biraz başı ağrıyordu. "Mesnevi dinler, açılırım!" dedi. Büyük bir gönül rahatlığı içinde, iki garip dervişin ruhu ürperten ezgileriyle kendinden geçti. Her âşık gibi onun yüreğinde de sonsuz bir kendinden geçiş, bir coşku, bir kaynaşma yeteneği vardı. En küçük bir nedenle coşardı. Anlamını çıkaramadığı bir dilin gizemli uyumu, durgun kanını sular altında saklı derin bir su çevrintisi gibi kaynattı. Her yanı nedensiz bir sarsıntıyla titriyor, sökülmez bir hıçkırık boğazına düğümlenir gibi oluyordu. Yatsı namazını kıldıktan sonra mescitten çıkınca, doğru dükkânına giremedi. Yürüdü. Uykusu yoktu. Ilık, yıldızlı bir yaz gecesiydi. Samanyolu, sarı altın tozundan göz alabildiğine bir bulut gibi göğün bir yanından öbür yanına uzanıyordu. Yürüdü, yürüdü. Kentten mandıralara giden yolun geçtiği tahta köprüde durdu. Kenara dayandı. Geniş derenin dibine yansıyan yıldızlar, ışıktan çakıltaşları gibi parlıyor, şırıldıyordu. Kenardaki karanlık top söğütlerde bülbüller ötüyordu. Daldı, gitti. Saatlerce kımıldamadı. Dinlediği ezgilerin ruhunda kalan uyumlarını işitiyor, tıpkı mescitteki gibi kendinden geçiyordu. Ansızın arkasından bir ses:<br />
<br />
- Kimdir o ... diye bağırdı.<br />
<br />
Daldığı tatlı düşten uyandı. Döndü. Köprünün öbür yanında iki üç karaltı ilerliyordu. Elinde olmadan karşılık verdi:<br />
<br />
- Yabancı yok!<br />
<br />
- Kimsin<br />
<br />
- Ali...<br />
<br />
Gölgeler yaklaştı. Bir adım kalınca onu giyiminden tanıdılar:<br />
<br />
- Koca Ali... Koca Ali, be!<br />
<br />
- Sen misin, Ali Usta<br />
<br />
- Benim!<br />
<br />
- Ne arıyorsun bu saatte buralarda<br />
<br />
- Hiç...<br />
<br />
- Nasıl hiç Suya çekicini mi düşürdün yoksa!...<br />
<br />
Bunlar kent subaşısının adamları, bekçilerdi. Kol geziyorlardı. Ne diyeceğini şaşırdı. Geceleri afyon yutan bu serseriler, namuslular gözünde hırsızlardan, uğursuzlardan daha korkunçtu. Kendilerinden başka dışarıda bir gezeni yakaladılar mı, dayaktan canını çıkartırlardı. Ama, ona kötü davranmadılar. Bekçibaşı:<br />
<br />
- Ali Usta, sen deli mi oldun dedi.<br />
<br />
- Yok.<br />
<br />
- Böyle gece yarısına yakın değil, hatta yatsıdan sonra sokakta, hele böyle kentin kıyısında kimsenin dolaşmasına ağamızın izin vermediğini bilmiyor musun<br />
<br />
- Biliyorum.<br />
<br />
- Ee, ne arıyorsun buralarda<br />
<br />
- Hiç...<br />
<br />
- Nasıl hiç...<br />
<br />
Koca Ali yine ses etmedi. Bekçiler onun namuslu bir adam olduğunu biliyorlardı. Hırpalamadılar. Yalnız:<br />
<br />
- Haydi yerine git, dolaşma... dediler.<br />
<br />
Geldiği yollardan hızlı hızlı dönen Koca Ali, ruhunda demin dinlediği uyumu tekrarlıyordu. Bülbüller keskin keskin ötüyor, uzaktan mandıraların köpekleri havlıyorlardı. Sokakta hiç kimseye rastgelmedi. Dükkânının önüne gelince durdu. Bacasının üstündeki leylek uyumamış, kefenli bir görüntü gibi ayakta duruyordu. Kapısı aralıktı. Çıkarken sıkı sıkıya kapadığını hatırladı:<br />
<br />
- Tuhaf, rüzgâr açmış olacak!... dedi.<br />
<br />
İşine yaramazdı ki, hırsız aşırmak sıkıntısına girsin...<br />
<br />
İçeriden kapıyı sürmeledi. Bekçilerin karışması canını sıkmıştı. İşte kentte yaşamak da bir türlü tutsaklıktı. Öte yandan da dağ başında, köyde sanatı geçmezdi. Birden ağır bir yorgunluk duydu. Kandilini yakmaya üşendi. Ocağın soluna gelen alçak musandıraya el yordamıyla çıktı. Büyük bir ayı pöstekisinden oluşmuş yatakçığına uzandı.<br />
<br />
Sıçrayarak uyandı. Kapısı vuruluyordu. Uyku sersemliğiyle:<br />
<br />
- Kim o diye haykırdı.<br />
<br />
- Aç çabuk.<br />
<br />
Sabah olmuştu. Kapının aralıklarında bembeyaz ışık çizgileri parlıyordu. O hiç böyle dalıp kalmaz, güneş doğmadan uyanırdı. Doğruldu. Musandıradan atladı. Ayakkabılarını bulmadan yürüdü. Hızla sürmeyi çekti. Birdenbire açılan kapının dükkânı dolduran aydınlığı içinde, palabıyıklı, yüksek kavuklu Bekçibaşı´yı gördü. Arkasında keçe külâhlı, çifte hançerli genç yamakları da duruyorlardı. "Ne var " der gibi yüzlerine baktı. Bekçibaşı:<br />
<br />
- Ali Usta, dükkânı arayacağız! dedi. Koca Ali şaşkınlıkla sordu:<br />
<br />
- Niçin ...<br />
<br />
- Bu gece Budak Bey´in mandırasında hırsızlık olmuş.<br />
<br />
- Ee, bana ne ...<br />
<br />
- Onun için işte dükkânı arayacağız.<br />
<br />
- O hırsızlıktan bana ne<br />
<br />
- Hırsızlar çaldıkları bir kuzuyu köprünün altıda kesmişler. Meşin keselerin içindeki paraları alarak bir tanesini oraya bırakmışlar.<br />
<br />
- Bana ne ...<br />
<br />
- O keselerden bir tanesini de bu sabah senin dükkânın önünde bulduk... Sonra... Şu eşiğe bak. Kan lekeleri var!<br />
<br />
Koca Ali, kamaşan gözleriyle kapısının temiz eşiğine bakh. Gerçekten el kadar bir kan lekesi sürülmüştü. O, bu kırmızı lekeye dalgın dalgın bakarken, palabıyıklı bekçi:<br />
<br />
- Hem bu gece, geç saatte ben seni köprünün üstünde gördüm, orada ne arıyordun dedi.<br />
<br />
Koca Ali yine verecek bir karşılık bulamadı. Önüne baktı:<br />
<br />
- Arayın... diyerek geri çekildi. Bekçiyle yamakları dükkâna<br />
<br />
girdiler. Örsün yanından geçen yamaklardan biri haykırdı:<br />
<br />
- Ay! İşte, işte...<br />
<br />
Koca Ali elinde olmadan, bekçinin baktığı yana gözlerini çevirdi. Yeni yüzülmüş bir deri gördü. Şaşırdı. Yamaklar hemen deriyi yerden kaldırdılar. Açtılar. Daha ıslaktı. Bir ağalarının, bir de suçlunun yüzüne bakıyorlardı. Bekçibaşı köpürerek sordu:<br />
<br />
- Çaldığın paraları nereye sakladın<br />
<br />
- Ben para çalmadım.<br />
<br />
- İnkâr etme, işte kuzunun derisi dükkânında çıktı.<br />
<br />
- Ya kim koydu<br />
<br />
- Bilmiyorum.<br />
<br />
Koca Ali öyle uzun boylu konuşmazdı. Subaşının karşısına çıkartıldığı zaman da, gece geç saatte köprünün üstünde ne aradığını anlatamadı. Bekçilerin bulduğu bütün kanıtlar aleyhine çıkıyordu. Budak Bey´in yeni sattığı beş yüz koyunun parası da mandıradan çalınmıştı. İki güçlü hırsız, bekçi çobanı sımsıkı bağlamışlardı. Sonra canını çıkarıncaya kadar dövmüşler, hatta işkence için bir kolunu da kırmışlardı. Ertesi gün yargıcın önünde bu çoban, hırsızın birini Koca Ali´ye benzettiğini söyledi. Gece geç saate kadar dükkânına gelmemesi, derinin dükkânda, para keselerinden birinin kapısı önünde bulunması, Koca Ali´nin suçlanmasına yetti. Ne kadar inkâr etse hırsızlık suçunu silemiyordu. Üstelik nereden geldiği, nereli olduğu da belli değildi.<br />
<br />
Sol kolunun kesilmesine karar verildi.<br />
<br />
Koca Ali bu kararı duyunca, ömründe ilk kez sarardı. Dudaklarını ısırdı. Karara boyun eğmekten başka yolu yoktu... Sendeleyerek ayağa kalktı. Yargıca dik bir sesle:<br />
<br />
- Kolumu bırakın, kafamı kesin! diye dilekte bulundu.<br />
<br />
Bu, ömründe onun ilk dileğiydi. Ama yaşlı yargıç hak yemez biriydi.<br />
<br />
- Hayır oğlum, dedi. Sen adam öldürmedin. Eğer çobanı öldürseydin, o zaman kafan giderdi. Ceza suça göredir. Sen yalnız hırsızlık ettin. Kolun kesilecek Hak böyle istiyor. Yasaların kestiği yer acımaz...<br />
<br />
Koca Ali´nin kolu kafasından çok değerliydi. Çeliğe "çifte su"yu bu iki koluyla veriyor, bu iki eliyle sınırlarda dövüşen binlerce gaziye çelik kalkanları kıran, ağır zırhları yırtan, demir tolgaları ikiye biçen tüy gibi hafif kılıçlar yetiştiriyor, yok pahasına, pir aşkına çalışıyordu.<br />
<br />
Onu, Ağa kapısında bekçilerin odası altına kapattılar. Cezanın uygulanacağı günü burada bekliyor, hiç sesini çıkarmıyor, çolak kalınca örsünün başında çekiç vuramayacağını düşünerek, tanrısı ölen inançlı bir kişinin yasını duyuyordu. Kolunun diyetini verecek on parası yoktu... Şimdiye kadar para için çalışmamıştı.<br />
<br />
Bütün kent halkı, Koca Ali gibi büyük bir ustanın kolu kesileceğine acıdı. Bu kadar yakışıklı, mert, çalışkan, güçlü, güzel bir adamın ölünceye kadar sakat sürünmesine en duygusuz gönüller bile dayanamıyordu.<br />
<br />
İşte herkes onu seviyordu.<br />
<br />
Sipahiler onlara çok ucuza kılıç döven bu adamı kurtarmaya sözleştiler. Kentin en büyük zengini Hacı Mehmet´e başvurdular; bu adam Karun kadar mal sahibi olduğu halde son derece cimriydi. Hâlâ kentin pazar yerinde küçük bir dükkânda kasaplık yapıyordu. Düşündü, taşındı; nazlandı. Suratını ekşitti. Başını salladı: Ama sipahilerle iyi geçinmek gerekiyordu.<br />
<br />
- Değil mi ki siz istiyorsunuz, dedi. Ben de onun kolu için diyet veririm. Ama bir koşulum var.<br />
<br />
- Ne gibi diye sordular.<br />
<br />
- Varın kendisine söyleyin. Eğer ben ölünceye kadar bana, hiç para almadan hizmetçilik, çıraklık etmeye yanaşırsa...<br />
<br />
- Pekâlâ, pekâlâ...<br />
<br />
Sipahiler, Ağa kapısına koştular. Hacı Kasap´ın önerisini Koca Ali´ye söylediler. O, önce "kasaplık bilmediğini" ortaya sürdü. Kabul etmek istemiyordu. Sipahiler:<br />
<br />
- Adam sen de! Kasaplık iş mi O kadar savaş gördün. Kılıç salladın. Bağlı koyunu yere yatırıp kesemez misin diye üstelediler. "Kula kul olmak", ölümlü dünyada "birisine gönül borcu duymak" acıların en büyüğüydü.<br />
<br />
O daha çok gençken, vezir amcasının kayırmasını bile çekememiş, gönül borcu altında kalmamak için aile ocağından kaçmış, gurbet ellerine atılmıştı. Şimdi kör talihi, onu bak kime köle edecekti Sipahiler:<br />
<br />
- Hacı´nın yaşı yetmişi aşmış... Zaten daha ne kadar yaşar ki... O ölünce yine sen özgür kalır, bize kılıç yaparsın. Haydi, düşünme usta, düşünme! diyorlardı.<br />
<br />
Hacı Kasap, kesilecek kolun diyetini yargıca saydığı gün Hoca Ali´yi arkasına taktı. Dükkânına getirdi. Bu adam pek titiz, pek huysuz, oldukça çekilmez biriydi. Hiç durmadan dırdır söylenirdi. Cimriliğinden şimdiye kadar bir hizmetçi, bir çırak tutamamıştı. Koca Ali´yi eline geçirince hemen dükkânının köşesinde bir set yerleştirdi. Üstüne bir şilte koydu. Geçti, oraya oturdu. Her şeyi ona yaptırmaya başladı. Ama her şeyi... Sabah namazından beş saat önce kentten iki saat ötedeki mandırasından o gün satılacak koyunları ona getirtiyor, ona kestiriyor, ona yüzdürüyor, ona parçalatıyor, ona sattırıyor... ta akşam namazına kadar durmadan buyruklar veriyordu. Zavallıya yedirdiği, içirdiği yalnız bulgur çorbasıydı. Bazen kendi artıklarını köpeğe verir gibi önüne atardı. Geceleri dükkânı baştan aşağı yıkatıyor, uykuya yatmadan ertesi sabah için koyun getirmek üzere mandırasına yolluyordu. Odununu bile ormandan ona kestiriyor, suyunu ona taşıtıyor, her işi, her işini ona gördürüyordu. Hatta evinin bahçesindeki lağım kuyusunu bile ona temizletti.<br />
<br />
Koca Ali sade suya bulgur çorbasıyla bu kadar sıkıntıya yıllarca göğüs gerebilecekti. Ama Hacı Kasap´ın ikide bir:<br />
<br />
- Ulan Ali!... Kolunun diyetini ben verdim. Yoksa çolak kalacaktın!... diye yaptığı iyiliği tekrarlamasına dayanamıyordu. Bir gün, iki, üç gün dişini sıktı. Durmadan çalıştı. Gece uyumadı. Gündüz koştu. Efendisinin karşısında elpençe divan durdu. Yine:<br />
<br />
- Kolunun diyetini ben verdim.<br />
<br />
- ...<br />
<br />
- Şimdi çolak kalacaktın, ha...<br />
<br />
- ...<br />
<br />
- Benim sayemde kolun var.<br />
<br />
- ...<br />
<br />
Hacı Kasap bu sözleri âdeta "aferin" dercesine diline dolamıştı. Her buyruğunun yerine getirilmesinden sonra kır sakallı, çirkin, sıska yüzünü ekşiterek, mavi çukur gözleriyle onu tepeden tırnağa kadar süzer, "Aklında tut, benim tutsağımsın!" der gibi verdiği diyeti hatırlatırdı. Koca Ali susar, yüreğinin parçalandığını, göğsüne sıcak sıcak bir şeyler yayıldığını, kilitlenen çenelerinin çatırdadığını, şakaklarının attığını duyardı. Geceleri uyuyamıyor, gündüzleri uğraşırken, mandıraya gidip gelirken, salhanede koyunları yüzerken, müşterilere et keserken, "Ne yapacağım, ne yapacağım " diye düşünüyor, hiçbir şeye karar veremiyordu. Dünyada kimseye eyvallah etmeyerek azla yetinip, gururun mutluluğu için yaşamak isterken başına gelen bu bela neydi<br />
<br />
Kaçmayı namusuna yediremiyordu. İşte o zaman gerçekten hırsızlık etmiş olacaktı. Ama bu herifin ikide bir de yaptığını başa kakmasına dayanmak ölümden pek güç, ölümden pek acı, ölümden pek ağırdı...<br />
<br />
Hacı Kasap´a köle olduğunun tam haftasıydı. Günlerden cumaydı. Yine erkenden mandıraya gitmiş, koyunları getirmiş, salhanede yüzmüş, dükkândaki çengellere asmıştı. Tezgâhın solundaki büyük, yağlı siyah taşta satırları biliyor, yine "Ne yapacağım, ne: yapacağım " diye düşünüyor, dudaklarını ısırıyordu. Daha efendisi gelmemişti. Satırları bitirince büyük bıçakları bilemeye başladı.<br />
<br />
"Ne yapacağım, ne yapacağım " diye düşünmeye öyle dalmıştı ki, kasabın geldiğini duymadı. Ansızın uğursuzun boğuk sesi yüreğini ağzına getirdi:<br />
<br />
- Ne yapıyorsun be ...<br />
<br />
Döndü. Efendi köşesine oturmuş, çubuğunu tüttürüyordu:<br />
<br />
- Bıçakları biliyorum, dedi.<br />
<br />
- Hay tembel miskin hay!... Sabahtan beri ne yaptın<br />
<br />
Ses çıkarmadı. Kapakları çürümüş bu küçük, bu hain, bu yılan gözlere kırpmadan baktı, baktı. İhtiyar beklemediği bu acı bakışa kızdı. Sordu:<br />
<br />
- Ne bakıyorsun<br />
<br />
- ...<br />
<br />
Koca Ali sesini çıkarmıyor, bir hafta içinde belki beş yıllık hizmetini durup dinlenmeden gördüğü halde onu yine "tembel, miskin" diye kötülemekten sıkılmayan bu kötü insanı ezici bir bakışla süzüyordu. Yine yüreği parçalanır gibi oluyor, göğsüne sıcak bir şeyler yayılıyor, çeneleri kilitleniyor, şakakları zonkluyordu. Bir anda bu titreme durdu. Koca Ali gözlerini açtı. Bir hafta buna nasıl dayanmıştı Şaşırdı. Hacı Kasap çubuğu yanına bıraktı. Hizmetçisinin bu ağır bakışından kurtuluvermiş gibi dırlandı:<br />
<br />
- Kolunun diyetini benim verdiğimi unutuyorsun galiba! dedi. Ben olmasaydım şimdi çolak kalacaktın...<br />
<br />
Koca Ali yine karşılık vermedi. Acı acı gülümsedi. Kızardı. Sonra birden sarardı. Hızla döndü. Bilediği satırların en büyüğünü kaptı. Sıvalı kolunu, yüksek kıyma kütüğünün üstüne koydu. Kaldırdı, ağır satırı öyle bir indirdi ki... O anda kopan kolunu tuttu. Gördüğü şeyin ürperticiliğinden gözleri dışarı fırlayan Hacı Kasap´ın önüne:<br />
<br />
- Al bakalım, şu diyetini verdiğin şeyi! diye hızla fırlattı. Sonra giysisinin kolsuz kalan yenini sıkı bir düğüm yaptı. Dükkândan çıktı.<br />
<br />
Onun bir zamanlar geldiği yer gibi, şimdi gittiği yeri de, kentte kimse öğrenemedi.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KÜTÜK</span><br />
<br />
ALACAKARANLIK içinde sivri, siyah bir kayanın belli belirsiz hayali gibi yükselen Şalgo Burcu uyanıktı. Vakit vakit inlettiği trampete, boru seslerini akşamın hafif rüzgârı derin bir uğultu halinde her tarafa yayıyor... Kederli bağırışmalarıyla ölümü hatırlatan küfürbaz karga sürüleri, bulutlu havanın donuk hüznünü daha beter artırıyordu. Mor dağlar gittikçe koyulaşıyor, gittikçe kararıyordu. Yamaçlardaki dağınık gölgeler, kuşsuz ormanlar, hıçkıran dereler, kaçan yollar, ıssız korular, sanki korkunç bir fırtınanın gürlemesini bekliyorlardı.<br />
<br />
Burcun tepesinde beyazlı siyahlı bir bayrak, can çekişen bir kartal ıstırabıyla, kıvranıyordu. İki bin kişilik muhasara ordusunun çadırları, kaleye giden geniş yolun sağındaki büyük dişbudak ağaçlarının etrafına kurulmuştu. Yerlere kazıklanmış kır atlar, yabancı kokular duyuyor gibi, sık sık başlarını kaldırarak kişniyorlar, tırnaklarıyla kazmaya çalıştıkları toprakların nemli çimenlerini otluyorlardı. Dallarda kırmızı çullar, sırmalı eğerler asılı duruyordu. Cemaatle kılınmış akşam namazından dağılan askerler, çadırların arasından gürültü ile geçiyorlardı. Kısa emirler, çağırılan isimler, bir kahkaha, bir söz... başlayacak suskunluğu bozuyor, atların yanında itişen birkaç gencin şen naraları duyuluyordu. Çifte direkli yeşil çadırın kapısı önüne serilmiş büyük bir kaplan postu üzerinde kehribar çubuğunu fosur fosur çeken koca bıyıklı, iri vücutlu, ateş nazarlı şair kumandan, gözlerini, alacağı kalenin sallanan bayrağına dikmişti. Karşısında diz çökmüş kâhyasının anlattıklarını dinliyordu. Ordugâha yarım saat evvel dörtnala gelen bu adam, yaşlı, şişman bir askerdi. İşte kaç hafta oluyor, kumandanının "Göndersdref Baronu Erasm Tofl´u beraber vurmak" teklifini içeren mektubunu tek başına, Hadım Ali Paşa´ya götürmüştü. Ama, paşa çok meşguldü. Zaman bulup cevap verememişti. Dregley Kalesini sarıyordu. Kuşatmanın başlangıcından sonuna kadar hazır bulunan kahya, şimdi orada gördüklerini söylüyordu; bu kale sarp, gayet dik bir kayanın üzerine yapılmıştı.<br />
<br />
Arslan Bey sordu:<br />
<br />
"Bizim kaleden daha yüksek mi "<br />
<br />
"Daha yüksek beyim."<br />
<br />
Kumandanın, "Bizim kale" dediği, henüz çırpınan bayrağına hasretle baktığı Şalgo Burcu idi. Fakat o, burasını birkaç gün içinde zaptedeceğini iyice biliyordu. Daha birkaç hafta önce Boza Kulesi´nde hücumlarına karşı durmak isteyen Adrenaki, Mihal Terşi, Etiyen Soşay, nasıl kendisine kuleyi teslim etmişler; nasıl kahramanlığını, cesaretini alkışlayarak iyi davranışına teşekkürler ederek çekilip gitmişlerdi...<br />
<br />
"Ben, bir kalenin karşısında çok duramam" dedi, "Hiç sabrım yoktur. Ama Ali Paşa çok sabırlı maşallah!"<br />
<br />
Kâhya başını kaldırdı:<br />
<br />
"O da sabırsız... Ama ne yapsın Dregley, pek yalçın, pek sarp... Borsem Dağları içinde baş kale bu imiş diyorlar."<br />
<br />
"Paşa, muhafızlara önce teslim teklif etmedi mi "<br />
<br />
"Etti. "<br />
<br />
"Kabul etmediler mi "<br />
<br />
"Hayır, etmediler."<br />
<br />
"Kalenin kumandanı kimdi "<br />
<br />
"Zondi isminde bir kahraman..."<br />
<br />
"Ben onların kahramanlıklarını bilirim. Verdikleri sözü tutmazlar... Vire´yi bozarlar. Elçiye hakaret ederler."<br />
<br />
"Hayır, Arslan Bey, Zondi bildiklerinizden değil. Çok mert bir adam. "<br />
<br />
"Paşa, teslim teklifini kiminle gönderdi "<br />
<br />
"Papaz Marten Uruçgalo ile...´<br />
<br />
"Ne ise... Türk elçi gönderseydi, mutlaka kafasını keserler, kale bedenlerinden aşağı fırlatırlardı."<br />
<br />
"Paşa Türk elçisi gönderseydi, Zondi bunu yapmazdı."<br />
<br />
"Ne biliyorsun "<br />
<br />
"Papaz Marten´e söylediği sözlerden anladım<br />
<br />
"Ne demiş " .<br />
<br />
"Demiş ki; git, paşaya söyle. Bana teslim teklif etmesin. Bir askere bundan büyük hakaret olamaz. O nasıl savaş adamı ise, ben de savaş adamıyım. Ya ölürüm, ya galip gelirim. Ama görüyorum ki, benim işim bitti. O durmasın, bütün kuvvetiyle hücum etsin. Ben mutlaka, yıkılacak kalenin taşları altında kalmak isterim."<br />
<br />
"Sahi, namuslu bir askermiş..." Kâhya;<br />
<br />
"Yalnız namuslu bir asker değil, Arslan Bey" dedi, "Hem de gayet yüce ruhlu bir mert."<br />
<br />
"Nasıl ..."<br />
<br />
"Bakın anlatayım. Papaz Marten, ordugâha ret haberini getirmek için dönerken, Zondi onu tutmuş. Eskiden esir aldığı iki Türk delikanlısını yanına getirmiş. Bunlara gayet kıymetli erguvani elbiseler giydirmiş. Ceplerini altınla doldurmuş. ´Al bunları paşaya götür. Benimle beraber ölmelerini istemiyorum. Çok yiğit gençlerdir. Terbiyelerine dikkat etsin. Devletine iki büyük asker yetiştirmiş olur´ demiş."<br />
<br />
"Sahi yüce bir adammış..."<br />
<br />
"Sonra, elimize diri geçen esirlerden işittik: Kalenin avlusuna silahlarını, gümüş takımlarını, en kıymetli eşyalarını yığarak, yakmış. Ahırındaki savaş atlarını, ağlayarak, kendi eliyle öldürmüş. Son hücumda bizim asker, kalenin kapısını zorladı. Kırdı. Yeniçeriler, bir kurşunla yaralanan Zondi´yi diri diri yakalamaya çok çalıştılar. Ama mümkün olmadı. O, diz üstü sürünerek, her tarafı kılıçla, mızrakla delik deşik olup, ölünceye kadâr vuruştu."<br />
<br />
"Demek paşa, bu mert düşmanla konuşamadı."<br />
<br />
"Evet, konuşamadı. Vücudu ile kesik başını kalenin karşısına gömdürdü. Mezârının üstüne bir mızrak, bir bayrak dikilmesini emretti." ´<br />
<br />
"Aşkolsun! Ben olsam bir türbe yaptırırım vallahi..."<br />
<br />
Arslan Bey, düşmanın cesurunu, kahramanını, yılmazını severdi. Onca, savaş bir mertlik sanatıydı. Düşman ordusundan kaçıp, kendisine iltica edenlere hiç aman vermez, ´Hain, her yerde haindir´ diye hemen boynunu vurdururdu.<br />
<br />
Ortalık bütün bütün kararıyor, gece oluyordu.<br />
<br />
Kâhya, uzun uzadıya anlattığı Dregley Kalesi´nin hikâyesini hâlâ bitiremiyordu. Yatsı namazı için aptes suyu taşıyan angaryacılar, meşalelerle geçmeye başladılar. Arslan Bey, Şalgo´nun, ıslanmış, hasta, ateşböcekleri gibi sönük sönük parlayan ışıklarına bakıyor, kâhyanın sözlerini işitmeyerek, kendi planını düşünüyordu. O biliyordu; düşmanların hepsi Zondi gibi, Plas Batanyus gibi, Lozonci gibi kahraman değildi. İçlerinde tavşan kadar korkakları da vardı. Mesela Seçeni Kalesi´nin muhafızları, daha Ali Paşa yaklaşırken, toplarını, tüfeklerini, cephanelerini, erzaklarını, mallarını, hattâ ihtiyarlarını, çocuklarını bırakıp, bir kurşun atmadan kaçmışlardı. Birkaç güne kadar burası da alınınca Holloko, Boyak, Sağ, Keparmat kaleleri kalıyordu. Ama Allah kerimdi.<br />
<br />
"Hepsinin alınması belki bir ay sürmez..." diye mırıldandı. Kâhya, kumandanın ne düşündüğünden haberi yoktu. Anlamadı. Sordu:<br />
<br />
"Bu kalenin alınması mı beyim "<br />
<br />
"Hayır, canım... Bu, birkaç günlük iş! Hele hava biraz kapansın... Fulek´e kadar dört beş kale var... Onların hepsini diyorum."<br />
<br />
"Bir ayda dört beş kale... Bu güç beyim."<br />
<br />
"Niçin "<br />
<br />
"Daha bu kaleye bir tüfek atılmamış... Ben attan inerken yoldaşlar söylediler."<br />
<br />
"Ben burasını, bir kurşun atmadan alacağım."<br />
<br />
"Nasıl beyim "<br />
<br />
"Senin aklın ermez. Hava biraz kapansın, görürsün..."<br />
<br />
"Hiç topa tutmadan hücum mu edeceğiz "<br />
<br />
"Hayır."<br />
<br />
"Ya ne yapacağız "<br />
<br />
"Havanın kapanmasını bekle, dedim ya... Göreceksin..."<br />
<br />
Arslan Bey, planlarını en yakın adamlarından bile saklardı. "Yerin kulağı var" derdi. Ağzından çıkan bir sır mutlaka işitilecekti. Kâhya gibi bu sessiz, bu manasız beklemeden bütün askerler sıkılıyorlar, bir şey anlatmıyorlardı. Kumandanın yardım, cephane, top beklediği söyleniyordu. İhtiyar sipahiler, "Biz burasını yardım gelmeden alamaz mıyız İki top yetmez mi Ne duruyoruz " diye<br />
<br />
çadırlarında dedikodu yapıyorlardı. Buraya gelindiği günden beri askeri istirahat ettiren Arslan Bey, her sabah erkenden atına biniyor, tek başına gerilerdeki ormanların içine dalıyor, saatlerce kalıyor, gülerek dönüyor.<br />
<br />
"Hava bozmayacak mı Ah, biraz sis olsa..." diye gözlerini gökten, kalenin sallanan bayrağından ayıramıyordu.<br />
<br />
İşte kâhyanın getirdiği mektupta Ali Paşa da teklifini kabul ediyordu. Onunla birleşince ordusu yedi bin kişi kadar olacaktı. O vakit şüphesiz Tofeli, Pallaviçini´yi diri diri esir tutabilecekti.<br />
<br />
Koyu karanlık içinden uzaktan uzağa Şalgo Burcu´ndaki nöbetçilerin attıkları acı naralar, acı köpek ulumaları işitiliyordu. Gökte hiç yıldız yoktu. Arslan Bey, hademesinin tuttuğu billur bardaktaki yakut suyu içti. Yeniden doldurulan çubuğunu çekiyor, kâhyasıyla öteden beriden konuşuyordu. Konuşurken düşündüğü hep kendi planıydı. Yine göğe dalmıştı. Birdenbire sordu:<br />
<br />
"Hava kapanıyor gibi, değil mi "<br />
<br />
"Evet.. "<br />
<br />
"Bakalım yarın..."<br />
<br />
"Hücum mu edeceğiz beyim "<br />
<br />
"Hayır canım, hava bozsun, görürsün."<br />
<br />
Kâhya, yine bir şey anlamadı...<br />
<br />
Bir sabah...<br />
<br />
Binlerce bacadan henüz tütmüş soğuk, nemli bir duman kadar koyu bir sis her tarafı kaplamıştı. Ordugâh, sancaklar, tuğlar, çadırlar, dişbudak ağaçları, atlar, hiç, hiçbir şey görünmüyordu. Evvela birbirlerini çağıranların sözleri duyuluyor, sonra iki hayal, ses yordamıyla bu beyaz karanlığın içinde buluşuyordu. Arslan Bey atını hazırlatmıştı. Yine yapayalnız, her günkü gittiği yere doğru kaybolacaktı.<br />
<br />
O kadar neşeli idi ki...<br />
<br />
Bütün subayları, çavuşları çağırttı. Hepsi hücum var sanıyordu. At divanı yapar gibi, bir ayağı yerde, bir ayağı üzengide.<br />
<br />
"Ağalar" dedi. "Bugün kaleyi alacağız. Ben iki saate kadar geleceğim. Şimdi hepiniz hazır olun."<br />
<br />
Nihayetleri görünmeyen beyaz, büyük sakalının çerçevelediği yüzü sis içinde asılı duruyor sanılan ihtiyar topçubaşı sordu:<br />
<br />
"Siz gelmeden ben dövmeye başlayım mı, beyim "<br />
<br />
Arslan Bey güldü:<br />
<br />
"Hayır... Senin iki topunun güllelerine ihtiyacımız yok. Yalnız bize çok gürültü yap."<br />
<br />
"Nasıl gürültü beyim "<br />
<br />
"Toplarını boşuna yerinden kımıldatma. Topçularını kalenin bedenlerine doğru yaklaştır. Avazları çıktığı kadar, ´Heya, mola, yisa!..´ diye bağırt!"<br />
<br />
...<br />
<br />
"Anlamıyor musun Yalnız gürültü istiyorum."<br />
<br />
"Pekâlâ beyim."<br />
<br />
Sonra diğer subaylara döndü:<br />
<br />
"Siz de bütün askerlerinizi savaş düzeniyle bunlara yaklaştırın. Mümkün olduğu kadar çok gürültü yaptırın ´Heya, mola...´ çektirin. Angarya naraları attırın. İş türküleri söylettirin."<br />
<br />
İhtiyar topçubaşı gibi subaylar da, çavuşlar da, bu emirden bir şey anlamadılar. Fakat onlar anlamadan yapmasını pek iyi bilirlerdi.<br />
<br />
"Baş üstüne, baş üstüne..."<br />
<br />
"Haydi, ama çabuk..."<br />
<br />
Hepsi iki adım ayrılınca sisin içinde görünmez oldular. Arslan Bey tepinen atına binince yuları tutan kâhyasına;<br />
<br />
"Sen de koş, yanına bir adam al, gerideki Değirmenli Çiftliği´nde biriktirdiğim elli mandayı hemen buraya sür. Burca giden yolun yanında hazır tut... Orada beni bekle. Haydi!"<br />
<br />
"Başüstüne..."<br />
<br />
"Ama çabuk..."<br />
<br />
Hızla mahmuzlanan azgın at, şaha kalkarak sisin içine atıldı. Üzerindeki sırmalı kaftanın etekleri altın kanatlara benzeyen Arslan Bey´le bir masal kuşu gibi uçtu.<br />
<br />
Biraz sonra...<br />
<br />
Nereden geldiği belli olmayan derin bir gürültü sis içinde kaynıyor; ileri geri, yaklaşıyor, uzaklaşıyor, dalgalanıyordu. Kös, kalkan, boru sesleri at kişnemelerine karışıyor; alınan emirler, verilen kumandalar yüzlerce ağız tarafından ayrı ayrı tekrarlanıyordu. Bastıkları yerleri görmeyen askerler, savaş düzeninde bağrışarak, duyduklarını tekrarlayarak, dirsekleriyle, kalkanlarıyla birbirlerine dokunarak duman içinde ilerliyorlardı.<br />
<br />
Sağ taraftan topçuların "heya, mola"ları işitiliyordu. Etrafını saran gürültüden hücumun başladığını kale de anladı. Boru, trampet, hurra sesleri aksetmeye, tek tük tabanca tüfek atılmaya başladı. Gözcüler kale bedenlerinin dibine kadar gidip geliyorlardı. Safların arasında topçubaşının büyük bir lağım açtığı söyleniyordu.<br />
<br />
Askerler, subayların emriyle oldukları yerlerde bağdaş kurmuş bekliyorlar, gürültü ediyorlardı.<br />
<br />
Nihayet, Arslan Bey, terden sırılsıklam olmuş atı ile duman içinde savaş sıralarının arasında, adım adım göründü. Her adımda;<br />
<br />
"Yiğitlerim!... Sis açılmaya başladı mı hemen susun. Hep birden ayağa kalkın, hücum edecek gibi durun. Ama ileri gitmeyin. Ateş de açmayın. Ben düşmana teslim teklif edeceğim..." diyordu.<br />
<br />
Topçuların, topçulara karışan angaryacıların "heya, mola" naraları gittikçe artıyor, büyüyor, tüyleri ürpertecek heyecanlı yankılarla görünmeyen dağları, taşları inletiyordu.<br />
<br />
Öğleye doğru sis açılmaya başladı. Askerler, sallanan siyahlı beyazlı bayrağı ile Şalgo´yu bir hayal gibi gördüler. Sesler kesildi. Kuzeyden esen bir rüzgâr dumanları dağıtıyor; gerilere, ormanlara doğru sürüyordu.<br />
<br />
Artık herkes birbirini görüyordu.<br />
<br />
Kaleye pek yaklaşmıştı. Askerler, gözleriyle kumandanlarını aradılar. O burç kapısına giden yolun gediğinde atıyla dolaşıyordu. Gediğin önünde büyük bir manda sürüsü vardı. Burcun tepesinde, siperlerin arasında, kalkanlı, tüfekli adamlar geziniyordu.<br />
<br />
Cesur Arslan Bey, kır atını ileriye sürdü. Kaleye yüz adım kadar yaklaştı. Arkasındaki kâhyasıyla, genç tercüman koştular... Gür sesiyle haykırdı:<br />
<br />
"Hey bre Şalgo muhafızları!... Ben, padişahımın dedesine sizin kralınızın memleketlerinden büyük yerler zaptetmiş Bosna Valisi Yahya Paşa´nın torunlarındanım. Atam Hamza Bali Bey, daha on dört yaşında iken sizin ordularınızı perişan etmiş, Viyana kuşatmasında, Viyenberg önünde şan almıştır. Ben, hangi kaleye gittimse geri dönmemişim, daha geçen gün iki küçük topla Boza Kalesi´ni yerle bir ettim. Mihal Terşi, Etiyen Soşay, Andrenaki gibi kahramanlarınıza canlarını bağışladım. Vadiye çekildim. Gerip gitmeleri için yol vardım. Haydi gelin. Siz de teslim olun. Boş yere kanınızı döktürmeyin..."<br />
<br />
Kale ile beraber bütün ordunun işittiği bu teklifi, tercüman, avazı çıktığı kadar bağırarak tekrarladı.<br />
<br />
Derin bir sessizlik...<br />
<br />
Arslan Bey´in atı duramıyor, şaha kalkıyor, sağa, sola tepiniyordu, kâhya, dizgininden tutmaya çalışıyordu.<br />
<br />
Burcun tepesinden bir cevap verdiler. Tercüman tekrarladı:<br />
<br />
"Ne gibi şartlarla, diyorlar beyim."<br />
<br />
Arslan Bey, deminkinden daha sert bir sesle haykırdı:<br />
<br />
"Şartım filan yok. Biz teslim olanın canına kıymayız. Teslim olmazsanız, beş dakika sonra kalenin içinde bir canlı adam kalmaz. Karşınızdaki yolun gediği üzerinde gördüğünüz nedir Anlamıyor musunuz Babalarınızdan işitmediniz mi Elli manda ile buraya getirdiğim bu topun iki güllesiyle binlerce Şalgo kuvvetinde olan İstanbul kaleleri tuzla buz oldu. İşte İstanbul´u alan bu top... Bir kere ateş edeceğim. İkinci atıma gerek yok. Ne kaleniz kalacak, ne de kendiniz. Acıyorum size..."<br />
<br />
Genç tercüman, bu sözleri, yine avazı çıktığı kadar tekrarlarken, bütün askerler, gözlerini yolun gediğine çevirdiler. Mandaların yanında, uzun, büyük, gayet büyük, gayet kalın, gayet siyah müthiş bir topun korkunç bir ejderha gibi uzandığını gördüler. Safların arasında sevinç sadaları yükseldi. Herkes Arslan Bey´in bir haftadır ne beklediğini şimdi anlıyordu. Demek bu top geliyormuş...<br />
<br />
Biraz sonra...<br />
<br />
Şalgo´nun tepesinde, şan, namus kefeni olan uğursuz beyaz bayrak dalgalanıyordu. Demir kapılar açılmıştı. Korkudan sapsarı kesilen tuğla kumandan, altın kılıçlı asilzadeler, zırhlı şövalyeler, Arslan Bey´in önünde dize gelmişlerdi. Silahları alınan düşman ikişer ikişer bağlanıyor, takım takım ordugâhın arkasına götürülüyordu. Kalenin içindeki kıymetli şeylerden bir dağ ortada kabarıyor; al yeşil bayraklarla kalenin tepesine dolan askerler bağırışıyorlar, aralarındaki dervişler, bedenlerden sarkarak ezan okuyorlar, tekbir çekiyorlardı.<br />
<br />
Teslim olan kumandanla erkânına Arslan Bey;<br />
<br />
"Korkmayınız. Hayatınız bağışlanmıştır. Biz Vire´yi bozmayız. Gelin, size elli manda ile buraya getirdiğim topu seyrettireyim..." dedi.<br />
<br />
Tercüman bunu tekrarlayınca hepsi birbirlerine bakıştılar. Bu müthiş, bu korkunç aleti yakından görmeyi hem merak ediyorlar, hem çekiniyorlardı. Arslan Bey´in arkasına takıldılar. Büyük topa doğru yürüdüler. Yaklaşınca Arslan Bey;<br />
<br />
"İşte" dedi, "Sizin böyle topunuz var mı "<br />
<br />
Düşman kumandanı tercümanla cevap verdi:<br />
<br />
"Hayır."<br />
<br />
"Niçin yapmıyorsunuz "<br />
<br />
"Bilmiyoruz."<br />
<br />
Genç irisi bir şövalye tercümana bir şeyler sordu. Arslan Bey;<br />
<br />
"Ne diyor " dedi.<br />
<br />
"Bey bu topu kaç günde İstanbul´dan buraya getirmiştir, diyor."<br />
<br />
"Sen de ki: İstanbul´dan getirmemiş. Burada bir hafta içinde kendisi yapmış."<br />
<br />
Tercüman bu sözleri söyleyince esirler afallaştılar. Arslan Bey, daha ziyade yaklaşıp elleriyle yoklamalarına, daha yakından görmelerine müsaade ettiğini söyledi. Mağrur kumandan, kahraman asilzadeler, cesur şövalyeler, büyük topun etrafında toplandılar. Bir elini hançerinin elmas sapına dayayan Arslan Bey, öteki eliyle, gülümseyerek pala bıyıklarını büküyor, arkasındaki kâhya, başını kaşı(Zeker) gülmekten katılıyor, tercüman aptallaşıyordu. Yirmi adım uzakta duran mızraklı nöbetçiler de gülüşüyorlardı. Esirler topa elini sürdüler. Deliğini aradılar. Bulamayınca sarardılar. Sonra kızardılar. Birbirlerine bakıştılar. Öyle kaldılar. Kolların, çaprazlayarak yere bakan kale kumandanı titreyerek mırıldandı. Arslan Bey, tercümana baktı;<br />
<br />
"Ne diyor "<br />
<br />
"Bu mertlik değil... diyor."<br />
<br />
"Ona sor ki: Henüz bir kere patlamayan bir toptan korkarak, hemen teslim oluvermek mi mertliktir "<br />
<br />
Tercüman sordu.<br />
<br />
Kale kumandanı, gözlerini yerden kaldırıp cevap veremedi. Asilzadeler, şövalyeler, birbirlerinin yüzlerine bakmaya cesaret edemediler, ani bir ölüm darbesiyle vurulmuş gibi oldukları yerde donup kaldılar.<br />
<br />
Bir güllesiyle kaleyi yıkacak olan bu korkunç top, siyaha boyanmış kocaman bir kütükten başka bir şey değildi!...</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Masallar Hikayeler</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TOHUMLAR</span><br />
<br />
İbret veren Hikayeler Dizisinden<br />
<br />
O Sabah güneş yine her zamanki gibi yükselmiş, ısı ve ışınları bereketli topraklar üzerine cömertçe göndermeye başlamıştı. Ali dayı, sabah namazından hemen sonra yola koyulmuştu. Tarlasına ha vardı, ha varacaktı. Başını kaldırıp güneşe baktı.<br />
<br />
- Allah´a şükürler olsun, diye mırıldandı..<br />
<br />
Arabanın üstünde, uykusundan henüz uyanmış olan küçük Abdullah merakla başını kaldırip babasına baktı.<br />
- Durup dururken niye şükrettin baba<br />
Ali dayı tebessümle oğluna baktı ve;<br />
- Şükür her zaman yapılır evlat, dedi. Çünkü Allah´ın bize ihsan ettiği ni´metlerden her an faydalanıyoruz. Beş dakika nefes almazsan ne olur<br />
<br />
Abdullah dudak büktü:<br />
- Ne bileyim, ölürüm herhalde.<br />
- Gördün mü ya, dedi babası. Şükretmemiz gereken ne çok nimete sahibiz...<br />
Derin bir nef es aldı ve;<br />
- Az önce güneş nimetine şükretmiştim, dedi.<br />
Abdullah merakla babasına bakıyordu. Babası devam etti:<br />
- Güneş olmasa tohumlar canlanıp yeşermez, büyümezler.<br />
<br />
Abdullah´ın küçük kafasında şimşekler çaktı. Öyle ya; tohumlar canlanıp büyümeseler hem insanlar, hem bütün canlılar aç kalırdı. Yani hayat olmazdı. Heyecanla babasına döndü:<br />
- O halde toprak da nimet, su da! diye söyledi.<br />
Babası gülerek onun saçlarını okşadı.<br />
- Elbette yavrum, elbette! dedi.<br />
<br />
Tarlaya gelmişlerdi. Ali dayı tohum çuvallarını arabadan indirdi. Karasabanı hazırladı. Küçük Abdullah sabırsızlanıyordu.<br />
- Ben de tohum ekmek istiyorum baba! Ektiğim tohumların büyüdüğünü görünce çok sevineceğim!<br />
- Tabii ekeceksin oğlum, dedi babası. Ama hemen değil. Ekilen tohumun bereketli olması için dua etmek gerek. Şimdi sen gölgede dinlen, ben iki rekât namaz kılıp dua edeyim. Sonra başlarız .<br />
Abdullah gölgeye gidip oturdu. Ne çok şey öğrenmişti bugün. İyi ki babasıyla tarlaya gelmişti. "Keşke abimler de gelseydiler" diye düşündü. "Ama onlar büyük, benim öğrendiklerimi zaten biliyorlardır" diye avundu.<br />
Babası namaz kılmış dua ediyordu. " Acaba babam nasıl dua edecek " dive meraklandı. Yanına gidip oturdu. İşte duyabiliyordu:<br />
- Yâ Rabbi! Yeri, göğü, herşeyi yaratan, yoktan var eden sensin. Ben de senin zayıf ve âciz bir kulunum. Şimdi toprağa atacağım tohumları Senin kudret ve merhametine emanet ediyorum. Onları yeşert, büyüt ve canlılar için bereketli kıl. Allahım; çünkü biz hepimiz bunlara muhtacız...<br />
Abdullah da babası gibi "âmin" diyerek minik ellerini yüzüne sürdü. O gün, küçük Abdullah için unutulmayacak kadar güzel geçmişti. O da babası gibi avuç avuç tohum serpmişti tarlaya. Ve, tarla sürüldükçe o tohumların toprak altında kalışını ilgiyle seyretmişti.<br />
<br />
Akşam eve dönünce, o gün yaşadıklarını heyecanla anlattı annesine. Abileri ise, onun bu heyecanına gülüp geçiyorlardı. Bir de bağı vardı Ali dayının O yıl tarla gibi bağı da çok verimli olmuştu. Birkaç gün sonra bağbozumu başlayacak, meyveler toplanacaktı. Bir sabah kahvaltıda büyük oğlu bu mevzuyu açtı:<br />
<br />
- Baba her yıl yaptığın gibi bu yıl da bütün köylüyü toplayıp meyveleri dağıtmayacaksın değil mi<br />
Babası güldü:<br />
- Herkes rızkını yer evlât. Elbette ki ihtiyacı olana istediği kadar vereceğim.<br />
<br />
Ortanca oğul da abisi gibi itiraz etti.<br />
- Biz emeğimizle kazanıyoruz başkaları yiyor. Satıp para kazansak daha iyi olmaz mı<br />
Ali dede çocuklarına hüzünle baktı:<br />
- Böyle düşünürseniz kazanamaz, kaybedersiniz yavrum. Ben yıllardır ihtiyacı olan herkese yardım ettim ve hiç sıkıntıya düşmedim. Unutmayın ki komşuluk hakkı vardır. Verdikçe bereketlenir.<br />
<br />
Çocuklar, babalarını ikna edemeyince kalkıp gittiler. Ali dayı tebessümle küçük Abdullah´ın başını okşadı ve;<br />
- Sen onlara benzeme yavrum dedi. Unutma ki her zaman veren el alan elden üstündür.<br />
<br />
Bağbozumu başladığı gün Ali dayının bağı bayram yeri gibiydi âdetâ. İhtiyaçları kadar ürün alan köylüler meyvelerin toplanması için Ali dayıya yardım ediyorlardı. Çocuklar da yere düşenleri toplayıp yiyerek neşe içinde eğleniyorlardı.<br />
<br />
Ne yazık ki bu mutluluk f azla sürmemiş, Ali dayı o kış yakalandığı hastalıktan kurtulamı(Zeker) vef at etmişti.<br />
Artık tarla ve bağ işleri çocuklara kalmıştı.<br />
<br />
Birgün en büyükleri kardeşlerini yanına çağırarak;<br />
- Babamızın yaptığı yanlışı biz yapmayacağız, dedi. Çalışıp alın terimizle kazanacağız. Bir çöpümüzü bile başkasına yedirmeyeceğiz. Zengin olacağız, zengin!<br />
Abdullah itiraz etti:<br />
- Ben sizin gibi düşünmüyorum, dedi. Eğer Çok kazanmak istiyorsak, önce şükretmeliyiz. Sonra ürünü ekerken bereketli ve insanlara faydalı olması için dua etmeliyiz. Urünü toplarken de ihtiyacı olan komşularımıza yardım etmeliyiz.<br />
<br />
Abileri küçük Abdullah´ı azarladılar.<br />
- Hadi ordan sen, de! Bacak kadar boyunla işimize karışma!<br />
Aradan zaman geçti. Birgün ektikleri tarlaya gittiler. Buğdayların daha büyümeden kuruduğunu, işe yaramaz ot olduğunu gördüler.<br />
<br />
- Bu yıl yağmur yeterince yağmadı, dediler. Küçük Abdullah acı acı gülerek başını salladı. Çünkü abileri bu tarlayı ekerken bırakın dua etmeyi, bir besmele bile okumamışlardı.<br />
Derken bağbozumu günü geldi çattı. Sabah erkenden hazırlanıp köylülere hiç haber vermeden bağın yolunu tuttular. Bağa vardıklarında karşılaşılaştıkları manzara dehşet vericiydi. Gece çıkan yangında bütün bağ yanmış, geriye kara bir duman ve is kokuları kalmıştı.<br />
<br />
Oturup ağlamaya başladılar. Abdullah;<br />
- Zararın neresinden dönersek kârdır, dedi. Gelin aç gözlülüğü bırakalım ve babamızın yolunda gidelim.<br />
Abileri de bunun doğru olacağını kabul ettiler ve o günden sonra yanlış düşüncelerinden dolayı tövbe ederek çalışıp, bereketi Allah´dan beklediler. Cenâbı Allah elbette kendisine el açanları boş çevirmezdi. Onları da çevirmedi. Çok kazanıp, köylülerle birlikte mutlu bir hayat sürdüler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BİLYEGÖZ</span><br />
<br />
YAZAN: ORHAN DÜNDAR<br />
<br />
Develer tellal iken, pireler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken, yani çok, ama çok eskiden, Kafdağı yamaçlarına kurulu bir memleket varmış. Her yanında dereler çağlar, pınarlar ağlarmış o memleketin. Zümrüt gibi uzanan kırları, binbir yemişle dolu meyve bahçeleri görülmeğe değermiş. Kral Bilyegöz hüküm sürermiş orada. Doğru su garip bir adammış kral. Sarayından çıkıp gez mez, karısı ve biricik kızından başka kimseyle konuşmazmış. Sinirli sinirli dolaşır, bilye gibi küçük gözlerini sağa sola çevirerek anlaşılmaz söz ler söylermiş. Diken üstünde oturuyor gibi rahat sız ve mutsuzmuş. Kimse yüzünün güldüğünü görmezmiş. Yüreğinde öylesine büyük bir hastalık varmış ki; onu hiçbir hekimin tedavi etmesi mümkün değilmiş.<br />
<br />
Çünkü "altın hastalığı" denilen garip bir derde tutulmuş Kral. Aklı fikri daima altınlarda imiş. Zamanlı zamansız kalkar, bodru ma iner, hazinelerini kontrol edip, saatlerce orada durur da zamanın nasıl geçtiğini farketmezmiş. Kocaman avuçlarına altınlarını doldurur, onları çocuğunu sever gibi öpüp okşar, bıkmadan usan madan defalarca sayarmış. Karısı ve kızı onun bu haline çok üzülür, bazı günler´ona: " Siz bu ülkenin kralısınız... Her türlü zenginliğe sahip kudretli bir insansınız. Altınlara karşı böyle hastalık derecesine varan ilginiz bir felakete sebep olabilir. Hiç olmazsa bazı günler sarayın bahçesine inip açık havada dolaşın. Bir çiçek cennetini andıran bahçenizde gezerseniz belki gönlünüz aydınlanır." derlermiş. Kral Bilyegöz gülüp geçermiş onlara... Sözleri bir kulağından girer,öbüründen çıkarmış. Bir sabah erkenden uyanmış. Pencereyi açıp dışarı bakmış. Çiçek açmış ağaçların yanında yemyeşil uzanan setlere çiğ yağdığını görmüş. Her şey öylesine güzel ve iç açıcıymış ki Kral Büyegöz bir lahza altınlarını unutup bahçeye çıkmayı düşünmüş. Karşıdaki nar ağacı üzerinde öten bülbül onu hayata çağırıyor gibiymiş. Süratle giyinip kapıya yürümüş. Ayakları altında gıcır gıcır sesler çıkaran mermer salonları hızla geçmiş. Merdivenleri inip çıkış kapısına yönelmiş. Birden yüreğini kaplayan o hain hastalık ses vermiş: "Dur, bahçeye çıkma! Çıkacaksan bile altınlarını yanına al..." diyormuş bu ses.<br />
<br />
Bilyegöz bu sesi susturamayacağını anlayınca hemen dönüp hazi nelerinin bulunduğu mahzene koşmuş. Kalın ve ağır kapıları bir bir açıp altınlarına erişmiş. Koltuğuna sığabilen, içi mücevher dolu işlemeli bir kutuyu kapıp çıkmış. Az sonra güneşin yavaş yavaş ısıtmağa başladığı o muhteşem bahçenin içine girmiş. Çiçek tarhlarının, gül fidanlarının, la le setlerinin arasında dolaşmağa başlamış. Uzun bir süre gezinmiş. Fakat gördüğü bunca güzellik bile ona altınlarını unutturamamış. Bahçenin kenarında toprağa oturup mücevher kutusunu açmış. Göz kamaştırıcı bir aydınlıkla parıldamış altınlar, inciler... Bilyegöz kıymetli taşlarla süslü mavi gerdanlıkları, zümrüt yeşili mercanları ve çil çil altınları seviyor, okşuyor, onlarla bir çocuk gibi oynuyormuş. Birden dalıp gittiği o garip alemden uyanmış. Hemen arkasında bir çıtırtı duymuş. Korkuyla dönüp bakmış. Elbiseleri yamalı, pabuçları eski, boynu bükük bir zavallı adam duru yormuş karşısında. Ellerini birbirine kavuşturmuş, çatlak dudaklarını büzmüş adam. Yüzünde koca bir çaresizlik, yoksulluk ve gariplik okunuyormuş. Saygıdeğer kralım, diye başlamış söze. Sizinle karşılaşmam Allah´ın bir lütfu bana. Yok sulluk içinde kıvranan zavallı bir insanım ben. Karım ve çocuklarımın boğazına günlerdir bir lokma ekmek girmedi. Bana yardım eder, fazla değil bir altın bağışlarsanız ömür boyu duacınız olurum. Ne o!ur boş çevirmeyin beni... Kral Bilyegöz şaşkınlıkla bakmış dilenciye. Altın sözünü duyunca mücevher kutusuna sıkıca sarılmış. Hayır! diye bağırmış. Sana hiç bir şey ve remem! Dilenci duyduklarına inanmak istemiyormuş: Lütfen demiş, bir tek altından ne çıkar. O sizin ir~in bir kıymet ifade etmez ama beni ve çocuklarımı açlıktan kurtarır. Lütfen... Kral Bilyegöz belki her şeyi yapsa bile bu işi yapamaz, hiç kimseye bir gram ağırlığında bile olsa altın veremezmiş. İyice sinirlenmeye baş lamış. Küçük gözlerine tiksinti ve nefret dolmuş. Defolup git başımdan. Beni rahat bırak, altınlarıma göz dikme. Bir tane bile olsun ver mem. Anladın mı pis dilenci! diye haykırmış. Zavallı dilenci ümitlerini yitirivermiş. Anlamış ki bu cimri kral asla kendisine yardım etmeyecek. Yüreği acıyla sızlamış, gözlerinden bir kaç damla yaş yuvarlanmış yere. Gönlünün derinliklerinden kopup gelen bir sesle garip bir dua etmiş.Daha doğrusu bir beddua...<br />
<br />
İnşaallah tuttuğunuz herşey altın olur kralım! Neye elinizi uzatırsanız altın olsun... demiş. Sonra da ardına dönüp, aksıyan adımlarla çekip gitmiş. Kral Bilyegöz dilencinin sözleri karşısında bir an şaşkınlığa uğramış. Sonra gülüp geçerek "pis adamlar" diye mırıldanmış. "Bütün işleri dilencilik... Çalışıp kazanmayı hiç düşünmez bunlar..." Kralın düşünceleri doğru değilmiş. Yeryüzünde nice fakir ve yoksul insan varmış. Çalışamayacak durumda olan, hasta, sakat ve hakikaten çaresiz nice insan. Aslında zenginler onlara yardım ellerini uzatmalı, kardeşce, insanca yaşamanın çarelerini aramalı imişler.<br />
<br />
Mücevher kutusunu kucaklayıp ayağa kalkmış kral. Geldiği yöne doğru ilerlemiş. Birden gözüne ilişen kıpkırmızı bir gül görmüş. Onu kopararak, biricik kızına götürmek istemiş. Uzanıp almış. O da ne Dalından koparılan gül bir lahza da som altın haline gelivermemiş mi ! Yaprağı, dikenleri, sapı som altın bir ğül.. Kral Bilyegöz´ün gözleri şaşkınlıkla büyümüş. İkinci bir güle uzan mış; yine aynı şey oluvermiş, o da altın haline dönüşmüş. Sevinmiş Bilyegöz. Sınırsız bir coşkuya kapılmış. Yaşasınl diye haykırmış. Her tuttuğum altın oluyor artık... Heyecanla koşmuş sarayına. Hizmetçilerden bir bardak su istemiş. Getirmişler. Bilyegöz bar dağı eline aldığında onun da altın haline geldiğini görmüş. Artık elini neye uzatsa; bardak, çatal, kaşık, havlu, sabun hatta ekmek, herşey altın oluyor, bir anda külçeleşiyormuş. Bilyegö´zün sevinci azalmaya başlamış. İçi ne kıpır kıpır bir huzursuzluk dolmuş. Tahtına ku rulu _~düşünürken biricik kızı içeri girmiş. Qnu görünce olanları unutup kızına doğru yürümüş. Gel bakalım küçük kraliçem, babana sarıl şöyle, demiş. Kollarını uzatmış, kızının omuzlarından tut muş. İşte asıl korkunç felaket o zaman görülmüş. Eli değer değmez sevgili kızı, altın bir heykel hali ne dönüşmüş. Altın bir heykel, cansız, kaskatı ve soğuk... Kral Bilyegöz beyninden vurulmuşa dönmüş. Şaşkın .gözlerle çevresine bakıyormuş. Hizmetçiler de neye uğradıklarını bilememişler, birer kö şeye saklanıp beklemişler.<br />
<br />
Artık kimse yaklaşamıyormuş krala. Korkunç felaketler yağdırıyormuş çevresine. Neye dokunsa altın oluyormuş. Karısı ise ağlayıp duruyor: Bu felaket senin o uğursuz altın hasta lığın yüzünden geldi başımıza... Kızımı yokettin.,. diye feryat ediyormuş. Kral Bilyegöz perişan olmuş, bütün dünyası kararmış. Artık altınlarını hiç sevmiyormuş. Onların sarı, pırıltılar saçan soğuk görünümlerine düşman olmuş. Elini bir yere sürmekten korkuyor, deli gibi dolanıp duruyormuş. Ülke halkı olanları duymuş. Çaresiz ve yok sul insanlar gizlice seviniyor, "O bunu hak etmişti" diyorlarmış. Bilyegöz yaptıklarına pişman olmuş. Gece sabahlara kadar uyumuyor, bu korkunç felaketten kurtulmak için yüce Allah´a dualar ediyormuş. Artık kendini bir tek kuruşu bile olmayan zavallı fakirlerden bile güçsüz, perişan ve yoksul kabul ediyormuş. Elini sürdüğü her şeyin kaskatı altın kesildiği bir dünyada yaşamaktansa, ölüp gitmek daha iyiymiş.<br />
<br />
Düşünüp taşınmış. Ülkesindeki bilginleri sarayına çağırıp onlarla konuşmuş. Bu işe bir çare bulmalarını istemiş. Sonunda yaşlı bir bilgin sözü almış: Bu, demiş, sizin altın hastalığınıza verilmiş ilahi bir cezadır. Artık samimi bir gönülle günahınıza tövbe edip, Allah´dan af dileyip, bundan sonra çok cömert bir insan olacağınıza söz vermeniz gerekir. Eğer bunu yapar, sözünüzde durursanız, kurtulusunuz. Şimdi ülkemizin yüce dağlarından doğup sarayınızın yakınından geçen "Huzur Nehri"ne gidiniz. O suya girip abdest alınız. Yüreğinizdeki kötülükleri yıkayınız. Belki o zaman eski durumunuza dönersiniz. Kızınız da yeniden dirilebilir, demiş. Kral son bir çare diye, hemen "Huzur Nehri"ne koşmuş. Yaşlı bilginin tarif ettiği gibi ab dest alıp yıkanmış. Sonra ellerini açıp Allah´a, kendisini affetmesi için dua etmiş. Duası bittikten sonra yakınında bulunan bir ağacın dalını tutmuş. Tuttuğu dalın altın haline gelmediğini görünce, sevincinden kendini tutamayıp "Yaşasın, yaşasın, kurtuldum artık" diye haykırmağa başlamış. İyice emin olmak için, elini başka şeylere uzatmış. Gerçekten artık hiç biri altın ol muyormuş. Yüreği aydınlanmış Bilyegöz´ün. Öm ründe böyle bir sevinç duymadığını düşünmüş. Hemen sarayına koşup karısına müjde vermek istemiş. Tam içeri girecekken bir de bakmış ki sevgili kızı dirilmiş, kendisini bekliyor. Koşarak sarılmış ona. Sevinçten ağlıyormuş artık...<br />
<br />
Allah´ım, Allah´ım, diye mırıldanmış. Sana ve milletime karşı olan görevimde kusur göstermeyeceğim. Beni o korkunç altın hastalığından kurtardığın için sana ne kadar şükretsem azdır... demiş. Sonra bahçede kendisinden bir altın isteyen yoksulu ve ülkenin diğer fakirlerini toplayarak, onlara nice mallar, altınlar ve hediyeler dağıtmış. Karısı ve kızı seviniyor, ülkenin tüm insanları bayram ediyorlarmış. Her şey daha bir güzelmiş şimdi. .<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KELOĞLAN VE SİHİRLİ TAS<br />
YAZAN: AHMET EFE</span><br />
<br />
<br />
Bir varmış, bir yokmuş. Allah´ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde bir Keloğlan varmış. İhtiyar ve yoksul annesi, bu biricik oğlunu "Keloğlum,<br />
keleş oğlum" diye severmiş.<br />
Günlerden bir gün Keloğlan annesinden izin alıp balık tutmaya gitmiş. Belki bir kaç balık yakalarım. Anacığımla pişirir, yeriz. Aç karnımızı doyururuz" diye düşünüyormuş.<br />
<br />
<br />
Irmağın kenarına gelip oltasını salmış. Öğleye doğru kocaman bir balık tutmuş. Pulları gümüş gibi parlak, gözleri cam gibi aydınlık, güzel mi güzel bir balıkmış bu...<br />
Keloğlan balığın pullarını kazımış, karnını yarıp temizlemek istemiş. Bir de ne görsün! Balığın karnı içinde kocaman bir tas durmuyor mu Keloğlan bir sevinmiş, bir sevinmiş ki sormayın. "Hem balığı götürürüm anama, hem tası" demiş.<br />
<br />
<br />
Tası su ile doldurup balığı yıkamak istemiş. Birden inanılmayacak bir şey olmuş. Tastan boşalttığı sular altın olarak akıyormuş yere. Keloğlan çok şaşırmış. Bir kaç kere denemiş, hep altın akıyormuş tastan. "Bu, sihirli bir tas galiba. Hemen anama haber vereyim" demiş. Evlerine koşmuş.<br />
<br />
<br />
Sihirli tasa küpler dolusu suyu doldurup doldurup boşaltmış. Suyu boşalan küplere de altınları biriktirmiş. Artık ülke hükümdarı bile onun yanında fakir sayılırmış...<br />
Keloğlan günler sonra büyük bir saray yaptırıp oraya taşınmış. Kendisine hizmetçiler tutmuş. Sevdiği ve istediği her şeyi alıyor, en güzel yemekleri yiyormuş. Sonunda altınlarının çokluğu onu şımartmaya başlamış.<br />
<br />
<br />
Gereksiz masraflara, lüzumsuz harcamalara girişmiş. "Oğlum bu işin sonu kötü olabilir" diye öğüt vermeye çalışan anasını bile dinlememiş.<br />
<br />
"Sihirli tas elimde, ne istersem yapabilirim..." diyormuş.<br />
<br />
<br />
Keloğlan´ın böyle kendini beğenmesi, şımarması ve hırsa kapılması, insanların ona duyduğu sevgiyi azaltmış.<br />
<br />
Herkes "Eski hali bundan daha iyiydi. Gözünü hırs bürüdü Keloğlan´ın" demeye başlamış.<br />
<br />
<br />
Keloğlan bir gün daha çok altın elde etmek için, sihirli tasını eline alıp ırmağın kenarına gelmiş. "Suyu tükenecek değil ya, bir saray da buraya yaptırayım. " demiş. Gurur ve kibirle tasını suya daldırmış. Kıyıda biriken altınlar hırsını artırıyormuş. Daha hızlı daha hızlı daldırmaya başlamış tası. Artık altınlardan başka bir şey düşünmüyormuş. Birden tas elinden kayıp suya düşmüş. Keloğlan onu tutmak için eğilince kendisi de ırmağa yuvarlanmış. Yüzme bilmediği için hızla akan ırmakta nerdeyse boğulacakmış. Binbir güçlükle kenara çıkmış. Kendisi suda çırpınıp dururken,biriktirdiği altınları da hırsızlar çalıp götürmüşler.<br />
<br />
<br />
Artık tası bulmanın da imkanı kalmadığından ağlaya ağlaya annesinin yanına dönmüş. Başına gelenleri anlatmış. Yaşlı kadın:<br />
<br />
- Üzülme yavrum, demiş. Hay´dan gelen Hû´ya gider. Zaten, sen o tası alnının teri, elinin emeği ile kazanmamıştın. Üstelik zenginlik seni iyice şımartmıştı. Böylesi daha iyi oldu. Hiç olmazsa kendini başkalarından üstün görme hastalığından kurtulursun."<br />
<br />
Keloğlan bu sözlerle teselli bulmuş. Anasına hak vermiş.<br />
<br />
O günden sonra da Sihirli Tası bir daha hiç anmamış.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GÜMÜŞ GÖZLÜ DEV<br />
YAZAN: AHMET EFE</span><br />
<br />
Bir varmış, bir yokmuş. Develer tellal iken, pireler Berber iken, Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, uçsuz bucaksız Kafdağı´nda Gümüş Gözlü bir dev yaşarmış.<br />
<br />
Gümüş Gözlü Dev, diğer devler gibi hain ve acımasız değilmiş. Aksine altın gibi bir kalbi varmış.<br />
Herkese iyilik düşünür, herkesin yardımına koşarmış.<br />
<br />
Ülke hükümdarı olan Sarı Dev zalimin biriymiş. En küçük suçları bile ölümle cezalandırır, cellatlara emirler yağdırırmış. En çok sevdiği kelimeler: "Öldürün! Kesin!.." gibi kelimelermiş.<br />
<br />
Gümüş Gözlü Dev´in biricik kız kardeşi Nazlı Çiçek de hükümdar Sarı Dev´in sarayında hizmetçi olarak çalışıyormuş. Gümüş Gözlü Dev, kardeşinin başına bir felaket gelmesinden korkuyor, "Ona bir şey olursa ben ne yaparım " diye düşünüyormuş.<br />
<br />
Günlerden birgün korktuğu başına gelmiş.<br />
Kardeşi Nazlı Çiçek, hükümdara yemek götürürken, ayağı eşiğe takılıp düşmüş. Tabaklar, bardak lar, yemekler etrafa saçılmış. Sarı Dev korkuyla büzülen hizmetçiye nefretle bakarak: - Götürün bu beceriksizi. Bir damdan aşağı fırlatın! diye gürlemiş.<br />
<br />
Gümüş Gözlü Dev de oradaymış. Öyle üzülmüş, öyle üzülmüş ki sormayın.<br />
Cellatlar koşup gelmişler. Nazlı Çiçeği kınalı saçlarından tutup sürümüşler. Gümüş Gözlü Dev´in gözlerinden yaşlar süzülmüş. Kimselere belli etmeden dışarı çıkmış. Cellatlara yetişmiş. Önlerinde diz çöküp yalvarmış:<br />
- "Ne olur kardeşimi serbest bırakın. Annem onun yokluğuna dayanamaz. Benim başka kardeşim yok ki..." diye ağlamış. Cellatların taş kadar katı yürekleri hiç yumuşamamış.<br />
- Hükümdarın emrine karşı gelemeyiz! diye<br />
cevap vermişler.<br />
<br />
Gümüş Gözlü Dev, hemen kardeşini fırlatacakları damın dibine inip beklemiş. Cellatlar kardeşini itip aşağı atmışlar.<br />
Gümüş Gözlü Dev bir top gibi aşağı düşen kardeşini kurtarmak içjn kocaman kollarını açmış. Kızcağız bütün hızıyla kucağına düşmüş. Yere yuvarlanmışlar. Gümüş Gözlü Dev altta kalmış.<br />
<br />
Nazlı Çiçek biraz sonra toparlanıp kalkmış.<br />
Fakat Gümüş Gözlü Dev hâlâ upuzun yatıyormuş.<br />
Gümüş gibi parlak gözleri yarı açıkmış. Yüzünde<br />
mutlu bir görünüm varmış. Nazlı çiçek O´nun öldüğünü anlayınca:<br />
- Benim için kendini feda etti. Bir daha Kaf Dağı´na O´nun kadar iyi kalpli ve fedakar hiç kimse<br />
gelemez... diye ağlamış, ağlamış.....<br />
<br />
<br />
BOSTAN VE GÜLİSTAN<br />
Şeyh Sadi ŞİRAZİ<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">AMAN BENİ<br />
ACELE ÇİNE GÖNDER</span><br />
<br />
<br />
<br />
Hazret-i Süleyman aleyhisselamın yanında bir zat oturuyordu. Ölüm meleği geldi ve o kimseye öyle bir baktı ki, kendisine korku ve ürperme geldi. Bu gelenin kim olduğunu Süleyman aleyhisselam’dan sordu. Ve ölüm meleği olduğunu öğrenince: “Ey Allah’ın peygamberi, ben ondan çok korktum. Beni Çin’e gönder de, ondan uzakta olayım.” dedi. Hazret-i Süleyman aleyhisselam, rüzgara emrederek o kimseyi Çin’e gönderdi. Biraz sonra ölüm meleği tekrar yanına geldi ve Süleyman aleyhisselam ölüm meleğine sordu: “Biraz önce buraya geldin baktın ve gittin. Bu meraklı bakış ve aniden gidişinin sebebi neydi ” Ölüm meleği cevap verdi: “Burada yanınızda oturan bir kimsenin, ruhunu Çin’de almakla emrolundum. Halbuki onu sizin yanınızda Kudüs’te görünce gayet şaşırdım ve hayret ettim. Oysa o kimse sizden Çin’e gönderilmesini istedi ve sizde bu isteği kabul ederek onu Çin’e gönderdiniz. Böylece bende aldığım emir gereğince Çin’e giderek onun ruhunu aldım..<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BAŞINI VERMEYEN ŞEHİT</span><br />
<br />
"...Hak budur ki o gazilerin içinde böyle gaziler olmasa, Zigetvara bu kadar yakında dört yan kafir hisarı iken bekleyiş, duraklama özellikle böyle cenge çalışma ne mümkün idi."<br />
Peçevî tarihi, s. 355<br />
<br />
Yarın arifeydi. Öbür günkü bayram için hazırlanan<br />
beyaz kurbanlar, küçük Grigal palankasının etrafında<br />
otluyorlardı. Karşıda... Yarım mil ötede Toygun Paşa´nın<br />
son kuşatmasındân çılgın kışın hiddeti sayesinde kurtulan Zigetvar Kalesi, sönmüş bir yanardağ gibi, simsiyah<br />
duruyordu. Hava bozuktu. Ufku, küflü demir renginde,<br />
ağır bulut yığınları eziyor, sürü sürü geçen kargalar tam<br />
hisarın üstünden uçarken sanki gizli bir kara haber götürüyorlarmış gibi, acı acı bağırıyorlardı. Palanka kapı-<br />
sının sağındaki beden siperinde sahipsiz bir gölge kadar<br />
sakin duran Kuru Kadı yavaşça kımıldadı; ikindiden beri rutubetli rüzgârın altında düşünüyor, uzakta, belirsiz<br />
sisler içinde süzülen kurşuni kulelere bakıyordu. Bunlarbir ölüm seddi halinde "Kızılelma" yolunu kapatıyordu. Sanki bu uğursuz kargalar hep onun mazgallarından taşıyor, anlaşılmaz bir lisanın çirkin küfürlerine<br />
benzeyen sesleriyle her tarafı gürültüye boğuyorlardı.<br />
Kuru Kadı içini çekti. Sonra "Ah..." dedi. İncecik, sinirli<br />
boynunun üstünde bir taş topuz gibi duran çıkık alınIı iri<br />
kafasını salladı. Yeşil sarığını arkaya itti. Islak gözlerini<br />
oğuşturdu. Şimdiye kadar, asker olmadığı halde, her<br />
muharebeye girmişti. Birkaç bin yeniçeriyle dört beş topu olsa... bir gece içinde şu kaleyi alıvermek işten bile<br />
değildi. Şimdi vakıa müstakildi. Ne isterse yapabilirdi.<br />
Palankanın kumandanı Ahmet Bey öteki boy beyleriyle<br />
beraber Toygun Paşa ordusuna katılıp Kapuşvar fethine<br />
gitmiş... Kapuşvardan sonra Zigetvarı saran ordu kışın<br />
aman vermez zoruyla, zaptı yarı bırakarak Budin´e dönünce, o da askerleriyle tekrar palankasına gelmemiş,<br />
Toygun Paşa´nın yanında kalmıştı. Bugün Grigal´den altı mil uzaktaydı. Palankaya yalnız Kuru Kadı karışıyordu; esmer, zayıf yüzünü buruşturdu: "Palanka... amma<br />
topu tüfeği kaç kişi " dedi. Bütün genç savaşçıları Ahmet<br />
Bey beraberinde götürmüştü.. Hisardakiler zayıflardan,<br />
bekçilerden, hastalardan, ihtiyar sipahilerden ibaretti.<br />
Hepsi yüz on üç kişiydi! Düşman, galiba öteki palankalardan çekiniyordu: Yoksa burasını bırakmaz, mutlaka<br />
almağa kalkardı. Biraz eğildi. İnce yosunlu, soğuk sipere dirseklerini dayadı. Aşağıya baktı. İki üç asker beyaz<br />
koyunların arasında dolaşıyordu. Bir tanesi karşısına<br />
geçtiği iri bir koçu, başına dokunarak kızdırıyordu, tos<br />
vuruyordu. Öbürleri, elleri silahlarında, bu oyunu seyrediyorlardı. Bağırdı:<br />
- Oynamayın şu hayvanla...<br />
Askerler, başlarını tepelerden gelen sese doğru kaldırdılar. Kuru Kadı´dan hepsi çekinirlerdi. Gayet sert,<br />
gayet titiz, gayet sinirli bir adamdı. Adeta deli gibi bir<br />
şeydi. Sabahtan akşama kadar namaz kılar, zikreder,<br />
geceleri hiç uyumazdı. Daha yatıp uyuduğunu kalede<br />
gören yoktu. Vali Ahmet Bey ona "bizim yarasa" derdi.<br />
Zavallının sabahı bekleme denilen hastalığını kerametine de yoranlar vardı. Tekrar bağırdı: .<br />
- Haydi, artık akşam oluyor, içeri alın onları.<br />
Askerler koyunları toplamağa başladılar. Kuru Kadı´nın dirsekleri acıdı. Doğruldu. Tekrar Zigetvar´a baktı. Üst tarafındaki göl, kirli bakır bir levha gibi yeri<br />
kaplıyordu. Kargalar, havaya boşaltılmış bir çuval canlı kömür ellemeleri gibi karmakarışık geçiyorlar, sükûtu parçalayan keskin, sivri sesleriyle gaklıyorlardı.<br />
Kalbinde ağır bir elem duydu. "Hayırdır inşallah" dedi.<br />
Canı o kadar sıkılıyordu ki... Elleri arkasında, başı<br />
önüne eğik, bastığı siyah kaplama taşlarına görmez bir<br />
dikkatle bakarak yavaş yavaş yürüdü. Derin bir karanlık kuyusunu andıran merdivenin dar basamaklarında<br />
kayboldu.<br />
... Arife sabahı, herkes uyurken, o, her vakitki gibi<br />
yine uyanıktı! Mescit odasının önündeki taş yalakta, iki<br />
büklüm, abdestini tazeliyordu. Giden gece, daha gölgeden eteklerini toplayamamıştı. Bahçeye çıkan kapı kemerinde asılı kandil, sönük ışığıyla, duvarları titretiyordu.<br />
- Hey, çavuşbaşı... Hey!...<br />
Elindeki ibriği bıraktı. Kulak kabarttı. Bu, kuledeki nöbetçinin sesiydi. Kolları sıvalı, ayakları çıplak, başında takke, hemen yukarı koştu. Merdivende çavuşa<br />
rastgeldi. Onu itti. Yürüdü. Nöbetçinin yanına atıldı:<br />
- Ne var<br />
- Kaleden düşman çıkıyor.<br />
Erguvani bir esmerlik içinde siyah bir kaya gibi duran Zigetvara baktı. Bu kayadan yine koyu, uzun bir<br />
karartı süzülüyor, palankaya doğru akıyordu.<br />
- Bize geliyorlar... dedi:<br />
Çavuşa döndü:<br />
- Haydi, gazileri uyandır. Kurban bayramını bugünden yapacağız. Koş. Bana da çabuk topçuyu gönder.<br />
Çavuş, bir eliyle bakır tolgasını tutarak, koştu.<br />
Merdivene daldı. Kuru Kadı, uzakta, kara yerin üstünde daha kara bir leke gibi yavaş yavaş ilerleyen düşman alayına dikkatle baktı. Gözlerini küçülttü, büyülttü. Önlerinde birkaç top da sürüklüyorlardı. Binden<br />
fazla idiler. Halbuki hisardaki gaziler Kendisiyle beraber yüz on dört kişi... "Ama, yine haklarından geliriz!"<br />
dedi. Uyanan, yukarı koşuyordu. Hisar kapısının iyice<br />
bağlanmasını emretti. Sarığını, cübbesini, kılıcını, tüfeğini getirtti. İhtiyar topçu gelince, ona da, hemen "haber topları"nı atmasını söyledi. Bu bir adetti. Taarruza<br />
uğrayan bir palanka hemen "İşaret topu" atarak etrafındaki kuleleri imdadına çağırırdı.<br />
Biraz sonra düşman hisarın önünde, harp düzenine<br />
girmiş bulunuyordu. Zaplar başsız, gür ejderha yavruları gibi siyah ağızlarını bedenlere çevirmişti. Türkçe<br />
bağırdılar:<br />
- Size teklifimiz var. Elçimizi içeri alır mısınız<br />
Kuru Kadı:<br />
- Alırız. Gönderin, gelsin! cevabını verdi.<br />
Bedenler, kalkanlı, tüfekli, oklu gazilerle dolmuştu.<br />
Palankanın ruhu, neşesi, keyfi olan iki arkadaş, bu esnada tuhaf tuhaf laflar söyleyip yine herkesi güldürüyordu. Bunların ikisine de "deli" derlerdi: Deli Mehmet,<br />
Deli Hüsrev... Serhatın muharebelerinde, hayale sığmayacak yararlılıklarıyla masal kahramanlan gibi inanılmaz bir şöhret kazanan bu iki deli, hiçbir nizama<br />
hiçbir kayda, hiçbir disipline girmeyen, dünya şerefinde gözleri olmayan Anadolu dervişlerindendi. Her zaferden sonra kumandanlar onlara rütbe, hil´at, murassa kılıç gibi şeyler vermeye kalkınca gülerler: "İstemeyiz, fani vücuda kefen gerektir. Hil´at nadanları sevindirir..." derler, hak uğrundaki gayretlerine ücret, mükafat, övgü kabul etmezlerdi. Harp onların bayramıydı.<br />
Tüfekler, oklar, atılmağa; toplar gürlemeğe; kılıçlar,<br />
kalkanlar şakırdamağa başladı mı, hemen coşarlar,<br />
kendilerinden geçerler; naralar savunarak düşman saflarına saldırırlar... alevi gözlerle takip edilemeyen birer canlı yıldırım olup tutuşurlardı.<br />
Kuru Kadı, onların herkesi güldüren münakaşalarını, saçma sapan sözlerini gülümseyerek dinlerken, elçiyi yanına getirdi, iki deli de sustu. Herkes kulak kesildi. Bu elçi Türkçe biliyordu. Küstahça tekliflerini<br />
söyledi.<br />
Palankayı saran Zigetvar kumandanı Kıraçin´di.<br />
Yanında iki bine yakın savaşçısı vardı. Grijgal´in "Vire<br />
ile verilmesini istiyordu. Ateşe, nura, haça, İncil"e, Zebur´a yemin ediyor; çıkıp giderlerken muhafızlara hiçbir ziyanı dokunmayacağına dair söz veriyordu.<br />
Kuru Kadı:<br />
- Pekâlâ!... Haydi git. Biz aramızda anlaşalım, ka-<br />
rarımızı size öğleden sonra bildiririz! diye elçiyi aşağı<br />
gönderip kapıdan attırdı. Sonra etrafındakilere döndü.<br />
Şöyle bir göz gezdirdi. Sırtının hafıf kamburu içeri çekildi:<br />
- İşittiniz ya, gaziler! dedi, Kıraçin haini bizim yüz<br />
on kişiden ibaret olduğumuzu anlamış... üzerimize iki<br />
bin kişi ile geldi. Teklif ettiği "Vire"yi kabul etmek isteyenler vârsa ellerini kaldırsın!<br />
Kimsenin eli kalkmadı.<br />
- Öyleyse hazır olalım. Haydi...<br />
Bir gürültüdür koptu;<br />
- Hazırız...<br />
- Hepimiz, hepimiz...<br />
- Hepimiz, hepimiz hazırız.<br />
- Kılıçlarımız, kalkanlarımız yağlı.<br />
-(~klanmı~ havlı_<br />
- Yatağanlanmız keskin...<br />
- Bugün nusret bizim.<br />
- Amin, amin...<br />
Kuru Kadı, "Ey alemlerin rabbi" diye ellerini kaldırdı. Bir duaya başlayacaktı. Deli Mehmet yalın kılıç karşısına dikildi. Palabıyık, gök gözlü, geniş beyaz çehresi,<br />
yeni doğmuş bir ay gibi parlıyordu:<br />
- Duayı bırak, efendi dedi, gaza duadan faziletli-<br />
dir. Gel... Lütfet. Bize şu kapıyı aç. Kalbindeki korkuyu<br />
at. İşte hepimiz hazırız. Şu ayağımıza gelen gaza fırsatını kaçırmayalım.<br />
Kuru Kadı´nın elleri aşağı düştü. Deli Hüsrev de arkadaşının yanına sokulmuştu. Bütün gaziler bu iki delinin arkasına üşüştü. Sanki hepsi bir anda deli oldular... bir ağızdan.<br />
- Aç bize kapıyı, aç... diye bağırmaya başladılar.<br />
Kuru Kadı´nın iri patlak gözleri yaşardı. Yüzü sapsarı oldu. Uzun siyah sakalı kımıldadı. İki deliyi bile<br />
titreten, bütün gazilerin saçlarını ürperten ilahi bir<br />
ağıt ahengi kadar etkili sesiyle haykırdı.<br />
- Meydan erleri! Ey mertler! Padişahımız Süleyman Gazi aşkına şu sözümü dinleyin. Benim muradım<br />
sizi gazadan engellemek değildir. Bugün can, baş feda<br />
olsun... Özellikle yarın kurban bayramı... Fakat bakınız maksadım ne Bugün cuma... hem de arife. Bugün<br />
hacılarımız Arafat´ta, diğer mü´minler camilerde bizim<br />
gibi gazilerin zaferi için dua etmekteler... Bunda şüphesi olan var mı<br />
- Hayır.<br />
- Hayır, asla...<br />
- Hayır.<br />
- O halde münasip olan budur ki, biz de namazlarımızı eda edelim. Gözlerimizin yaşını dökelim. Dua<br />
edelim. Birbirimizle helallaşalım. Sonra gazaya girişelim. Kalanlarımız gazi, ölenlerimiz şehit olsun! Dünyada iyi nam ile anılalım. Ahirette peygamberimizin âlemi dibinde toplanalım... Ne dersiniz<br />
- Hay hay!<br />
- Uygun...<br />
- Pekâlâ!<br />
Gazilerin hepsi buna razı oldu. Öğleye kadar durdular. Abdest aldılar, namaz kıldılar, tekbir çektiler, helallaştılar. Kıraçin´in askeri, sardıkları palankadan yükselen derin uğultuyu hep teklif ettikleri "Vire" münakaşasının gürültüsü sanıyorlardı.<br />
Ansızın, uzaktaki Türk kulelerinden atılan "işaret<br />
topları" işitildi. Bu, "Biz, dörtnala geliyoruz" demekti.<br />
Kuru Kadı eliyle hisarın kapısını açtı. Grijal gazileri<br />
"Allah, Allah" naralarıyla müthiş bir taşkın deniz gibi<br />
fışkırdılar. İki koldan hücum olunuyordu. Kollardan birisine Deli Hüsrev, birisine Deli Mehmet baş olmuştu.<br />
Ovada, Grijgal´e gelen yollardan bir toz dumanıdır<br />
kalkıyordu. Nice bin atlı imdada koşuyor sanılırdı. Düşman, bu hali görünce şaşırdı. İki ateş arasında kaldığını anladı. Halbuki toz duman içinde yaklaşan ancak<br />
beş on gaziydi.<br />
... Bozgun başladı.<br />
Deli Mehmet´le Deli Hüsrevin takımları düşmanı<br />
kaçırmamak için iyice sarıyordu. Kara Kadı cübbesini<br />
atmış. Elindeki kılıç, cesaretlendirdiği gazileri arkasından yürüyordu. Deli Hüsrev, bir sarhoş gibi Kıraçin´in<br />
alayına dalmış kesiyor, kesiyor... inanılmaz bir çabuklukla kaçanlara yetişiyor, ikiye biçiyordu.<br />
Kuru Kadı´nın gözleri Deli Mehmet´i aradı.<br />
Bakındı, bakındı.<br />
Göremedi.<br />
Acaba o muydu Yüreği ağzına geldi. Düşman safına karışıp kaynaşan kolun arkasında iri bir vücut yere<br />
uzanmıştı... Elli altmış adım kadar kendisinden uzaktı... Siyah, yüksek atlı bir şövalye, uzun bir kargıyı bu<br />
uzanmış vücuda saplıyordu. Durmadı. İlerledi. Koşarken ayağı bir taşa takıldı. Yuvarlanıyordu. Kılıcı ile fırladı. Hemen toplandı. Kalktı. Düşen kılıcını aldı. Doğruldu. Koşacağı tarafa baktı. Şövalye atından inmiş,<br />
kargıladığı şehidin başını teninden ayırmıştı. Bu anda,<br />
bu kestiği baş elinde, yine siyah bir şeytan gibi şahlanan atma sıçradı. Kaçacaktı... Kuru Kadı, bütün kuvvetiyle ona yetişmek için koşarken, baktı ki sol ilerisinde Deli Hüsrev kalkanını sallayarak, avazı çıktığı kadar bağınyor,<br />
- Mehmet, Mehmet!... Canını verdin!... Bâşını<br />
verme Mehmet!...<br />
Bu nara o kadar müthiş, o kadar tesirli, o kadar yanıktı ki... Kuru Kadı: "Vah Deli Mehmet´miş!" diye ol<br />
duğu yerde dikildi kaldı. Durur durmaz, o an, kırk adım<br />
kadar yaklaştığı kesik başlı şehidin yerden fırladığını<br />
gördü. Nefesi tutuldu. Şaşırdı. Bu başsız vücut uçar gibi koşuyordu. Kendi kellesini götüren zırhlı şövalyeye<br />
yetişti. Eliyle öyle bir vuruş vurdu ki... Lanetli hemen<br />
yüksek atından tepesi üstü yuvarlandı. Götürmek istediği baş elinden yere düştü. Deli Mehmet´in başsız vücudu canlıymış gibi eğildi. Yerden kendi kesik başını aldı. Hemen oracığa yorgun bir kahraman gibi, uzanıverdi. Bunu Kuru Kadı´dan başka kimse görmemişti. Herkes kaçan düşmanı kovalıyordu. Yalnız Deli Hüsrev,<br />
- Yüzün ak olsun, ey yiğit! diye bağırdı. Sonra Kuru Kadı´ya doğru koşarak sordu.<br />
- Nasıl, gördün mü bu civanı<br />
- Görmedin mi<br />
Kuru kadı sesini çıkaramadı. Gördüğü harika onu<br />
dondurmuştu. Olduğu yerde öyle dimdik kaldı. Sanki<br />
ölmüştü. Deli Hüsrev, onu hızla sarstı.<br />
- Ne durursun be can! Ne olsun, haydi gazaya.<br />
Düşman kaçıyor... Deli Hüsrev´in kalkması Kuru Ka-<br />
dı´yı baştan can verdi, "Allah Allah" diyerek ileri atıldı.<br />
Mücahitlere karıştı.<br />
Cenk akşama kadar sürdü.<br />
Er meydanının kanlı yüzüne "gece siyah saçlarını"<br />
dağıtırken çağırıcının<br />
- Gaziler hisara!<br />
Sesi duyuldu. Dönen gaziler içinde kılıcından kanlar damlayan Kuru Kadı, birkaç sipahi ile dışarda kaldı. Yaralıları taşıttı. Şehit olanları saydırdı. Bunlar tam<br />
ondokuz kahramandı.:. Düşman altmış dört ceset bırakmış, diğer ölülerinin hepsini kaçırmıştı. Kuru Kadı<br />
sabahtan beri yemek yememiş, su içmemiş, durup dinlenmemişti... Toplattığı şehitleri hisarın önündeki meydana yığdırdı. Şehit Deli Mehmet´in cesedini kendi buldu. Kesik başı koltuğunda, uyur gibi, sakin yatıyordu.<br />
Olduğu yerde gömdürdü. Sonra yanındakileri. savdı. Bu<br />
taze mezarın başına çöktü. Ezberden "Yasin" okumağa<br />
başladı. Dışarılarda kimse yoktu, yalnız uzakta palan-<br />
ka kapısındaki nöbetçi dolaşıyordu. Kuru Kadı okurken, önündeki mezarın birden yeşil yeşil nurlarla tutuştuğunu gördü. Sesi kısıldı. Dudaklarını oynatamadı.<br />
Çeneleri kitlendi. Bu yeşil nurun içinde Deli Mehmet´in<br />
kanlı boynuna sarılmış beyaz kanatlı bir melaike, hem<br />
onu nurdan elleriyle okşuyor, hem açık alnını öpüyor-<br />
du. Bu sıcak, bu yeşil nur büyüdü, taştı, bütün âlem bu<br />
nurun içinde kaldı. Kuru Kadı´nın gözleri kamaştı. Ruhu yandı. Kendinden geçti.<br />
Onu, daha ilk defa böyle derin bir uykuya dalmış<br />
gören yoldaşları zorla kaldırdılar. Koltuklarına girdiler:<br />
- Haydi, kapı kapanacak dediler, içeri gir.<br />
Kuru Kadı´nın dili tutulmuştu. Cevap veremedi.<br />
Sarhoş gibi sallana sallana hisara girdi. Hâlâ titriyordu. Palankanın içinde Deli Hüsrev´in menzilinden geçerken durdu. Kulak verdi; ağlıyor mu, inliyor mu diye... Hayır, Deli şıkır şıkır atını kaşağılıyor, keyifli bir<br />
türkü söylüyordu. Seslendi:<br />
- Hüsrev.<br />
- Efendim ...<br />
Kapı açıldı. Kaşağı elinde, kolları, paçaları sıvalı,<br />
başı kabak Deli Hüsrev... daha Kuru Kadı bir şey sormadan,<br />
- Gördün mü Deli Mehmet´in zevkini dedi.<br />
- Siz de benim gibi buradan gördünüz mü<br />
- "Gözlüye hotti gizli yoktur!"<br />
Küttedek kapıyı, kapadı. Yine türküsüne başladı.<br />
...<br />
Kuru Kadı palankada sabahı dar etti. Güneş doğmadan, Deli Mehmet´in mezarına koştu. Artık bütün<br />
günlerini bu mezarın başında geçiriyordu. Bu mezarın<br />
daimi ziyaretçisi oldu. Büyük bir taş yontturdu. Yazdırdı. Başına diktirdi. Beş vakit namazlarını bile cemaatine bu kabrin başında kıldırmak isterdi. Artık ne hacet dilese, ona nail oluyordu.<br />
Grijgal´de, komşu palankalarda Kuru Kadı için "Deli oldu" diyorlardı. Her an "sonsuzluk" badesini içmiş<br />
ezeli. bir sarhoş gibi nihayetsiz bir kendinden geçme,<br />
sonsuz sınırsız bir şevk, sükûn bulmaz bir heyecan içinde yaşıyordu. Fakat nasıl "deniz çanağa sığmaz"sa,<br />
onun büyük sırrı da ruhuna sığmadı. Taştı. Huruç günü gördüğü harikayı herkese anlatmağa başladı. Hatta<br />
daha ileri gitti, çok iyi okuduğu "Mevlid-i Şerif" lisanıyla o gün gördüğünü yazdı. Yüzlerce beyitlik bir destan<br />
düzdü.<br />
Ama o eski şevki kayboluverdi. Ruhuna koyu bir<br />
karanlık doldu. Kalbine acı bir ağırlık çöktü. Artık Deli Mehmet´in yeşil nurdan mezan içinde sürdüğü ilahi<br />
zevki göremez oldu. Bu mahrumiyet onu delirtti. Yemekten içmekten kesildi. Bir gün, yine perişan kırlarda<br />
dolaşırken Deli Hüsreve rastgeldi. Meğer o da geziniyormuş. Elindeki yayıyla yavaşça Kuru Kadı´nın arkasına dokundu.<br />
- Ahmak, dedi, niye gördüğünü halka söyledin<br />
Adam gördüğünü kaale geçirirse kazandığı hali kaybeder. Eğer sussaydın, gördüğün keramete ölünceye kadar şahit olacaktın...<br />
Kuru Kadı yere diz çöktü, ağlamaya başladı:<br />
- Çok perişanım diye inledi, lütfet. Gel, beni gaflet<br />
uykusundan uyandır. Benim o görnüş olduğum durum<br />
ne hikmettir İçinde benimle senden başka onu gören<br />
oldu mu<br />
- Bir gören daha var. O "can" herkese görünmez.<br />
- Kimdir<br />
- Bilemezsin...<br />
- Başkaları görmedi de, biz ikimiz niçin gördük<br />
- a şehitlik müjdesidir!" İkimiz de mutlaka şehit düşeceğiz!...<br />
Kuru Kadı, gittikçe öyle serseri, öyle perişan, öyle<br />
berbat oldu ki... kendisini o kadar seven Vali Ahmet<br />
Bey bile Budin´den gelince, onun hallerine dayanamadı.<br />
Nihayet "bu deli bir kişidir. Palankada hizmetinden istifade olunamaz" diye geriye göndermeye mecbur oldu.<br />
Aradan epey zaman geçti. Serhadde değil, hatta Grijgal<br />
hisarında bile herkes Kuru Kadı´yı unuttu. Yalnız yazdığı destan okunuyor, hiç unutulmuyordu.<br />
On iki sene sonra...<br />
Zigetvarın zaptı akabinde yaralılar toplanırken, meşhur kahraman Deli Hüsrevin bir gülleyle parçalanmış cesedi yanında, uzun boylu, ak saçlı, ak sakallı,<br />
yeşil cübbeli bir şehit buldular. Kıbleye yüzükoyun<br />
uzanmış yatan bu şehidin büyük, yeşil sarığı, henüz bozulmamıştı. Üzerinde hiçbir silah yoktu. Yarası neresinden olduğu belli değildi. Günlerce süren kuşatma esnasında hiç kimse böyle bir adam görmemişti. İnceden inceye araştırma yapıldı. Kim olduğu bir türlü anlaşılamadı.<br />
O vakit birçok gazilerin "gayb ordusundan imdada<br />
gelmiş bir veli" sandıkları bu şehit, acaba, Grijgal hisarının o eski deli kadısı mıydı ..........<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">D İ Y E T</span><br />
<br />
DAR kapısından başka aydınlık girecek hiçbir yeri olmayan dükkânında tek başına, gece gündüz kıvılcımlar saçarak çalışan Koca Ali, tıpkı kafese konmuş terbiyeli bir arslanı andırıyordu. Uzun boylu, iri pençeli, kalın pazılı, geniş omuzlu bir pehlivandı. On yıldır bu karanlık in içinde ham demirden dövdüğü kılıç ve namluları tüm Anadolu´da, tüm Rumeli´de sınır boylarında büyük bir ün kazanmıştı. Hatta İstanbul´da bile yeniçeriler, satın alacakları kamaların, saldırmaların, yatağanların üstünde "Ali Usta´nın işi" damgasını arıyorlardı. O, çeliğe çifte su vermesini biliyordu. Uzun kılıçlar değil, yaptığı kısacık bıçaklar bile iki kat olur, kırılmazdı, "Çifte su vermek" sanatının, yalnız ona özgü bir sırrı vardı. Yanına çırak almaz, kimseyle çok konuşmaz, dükkânından dışarı çıkmaz, durmadan uğraşırdı. Bekârdı. Hısımı, akrabası yoktu. Kentin yabancısıydı. Kılıçtan, demirden, çelikten, ateşten başka söz bilmez, pazarlığa girişmez, müşterileri ne verirse alırdı. Yalnız savaş zamanları ocağını söndürür, dükkânının kapısını kilitler, kaybolur, savaştan sonra ortaya çıkardı. Kentte onunla ilgili birçok hikâye söylenirdi. Kimi "cellat elinden kaçmış bir çelebi", kimi "sevgilisi öldüğü için dünyadan elini eteğini vakitsiz çekmiş garip" derdi. Siyah şahane gözlerinin mağrur bakışından, soylu davranışlarından, gururlu suskunluğundan, düzgün sözlerinden onun öyle sıradan bir adam olmadığı belliydi... Ama kimdi Nereliydi Nereden gelmişti Bunları bilen yoktu. Halk onu seviyordu. Kentte böyle tanınmış bir ustanın bulunması herkes için ayrı bir övünç kaynağıydı.<br />
<br />
- Bizim Ali...<br />
<br />
- Bizim koca usta...<br />
<br />
- Dünyada eşi yoktur...<br />
<br />
- Zülfikâr´ın sırrı ondadır!.. derlerdi.<br />
<br />
Koca Ali en kalın, en katı demirleri mısır yaprağı gibi incelten, kâğıt gibi yumuşatan sanatını kimseden öğrenmemiş, kendi kendine bulmuştu. Daha on iki yaşındayken, sert bir beylerbeyi olan babasının başı vurulmuş, öksüz kalmıştı. Amcası çok zengindi. Gösterişe düşkün bir vezirdi. Onu yanına aldı. Okutmak istedi. Belki devlet katında yetiştirecek, büyük görevlere çıkaracaktı. Ama Ali´nin yaratılışında "başkasına gönül borcu olmak" gibi bir sızlanmaya yer yoktu. "Ben kimseye eyvallah etmeyeceğim," dedi. Bir gece amcasının konağından kaçtı. Başıboş bir adsız gibi dağlar, tepeler, dereler aştı. Adını bilmediği ülkelerde dolaştı. Sonunda Erzurum´da yaşlı bir demircinin yanına girdi. Otuz yaşına kadar Anadolu´da uğramadığı kent kalmadı. Kimseye boyun eğmedi. Gönül borcu olmadı. Ekmeğini taştan çıkardı. Alnının teriyle kazandı, içinde "kutsal ateş"ten bir alev bulunan her yaratıcı gibi, para için değil, sanatı, sanatının zevki için çalışıyordu. "Çeliğe çifte su vermek" onun aşkıydı. Gönüllü olarak savaşlara gittiği zamanlar yeniçerilerin, sipahilerin, sekbanların arasında, Ali Usta, işinin övgüsünü duydukça tadı dille anlatılmaz bir mutluluk duyardı. Ölünceye kadar böyle hiç durmadan çalışırsa daha birkaç bin gaziye kırılmaz kılıçlar, kalkanlar parçalayan çelik yatağanlar, zırhlar, keskin ağır saldırmalar yapacaktı. Bunu düşündükçe gülümser, tatlı tatlı yüreği çarpar, ruhundan kopan bir atılımla örsünün üzerinde milyonlarca kıvılcım tutuştururdu.<br />
<br />
- Tak!<br />
<br />
- Tak, tak!...<br />
<br />
- Tak, tak!<br />
<br />
İşte bugün de sabah namazından beri durmadan on saat uğraşmıştı. Dövdüğü eğri namluyu örsünün yanındaki su fıçısına daldırdı. Ocağının sönmeye başlayan ateşine baktı. Çekici bırakan eliyle terini sildi. Kapıya döndü. Karşıki mescitte dokunaklı dokunaklı akşam ezanı okunuyor, bacasının tepesindeki yuvada leylekler sonu gelmez bir takırdı koparıyorlardı. İkindi abdesti daha duruyordu. Yalnız ellerini yıkadı. Kuruladı. Yenlerini indirdi. Saltasını omzuna attı. Dışarıya çıktı. Kapısını iyice çekti. Kilitlemeye gerek görmezdi. Uzun alandan mescite doğru yürüdü... Kentin kenarındaki bu gösterişsiz tapınağa hep yoksular getirdi. Minaresi sokağa bakan küçük bir pencereydi. Müezzin buradan başını çıkarır, ezanını okurdu.<br />
<br />
Koca Ali mescide girince her zamankinden fazla kalabalık gördü. Hep üç kandil yakılırken bu akşam ramazan gibi bütün kandiller yanmıştı. Daha namaz safları dizilmemişti. Kapının yanına çöktü. Yanında alçak sesle konuşanların sözlerine istemeye istemeye kulak kabarttı. Konya´dan iki garip dervişin geldiğini, yatsı namazına kadar Mesnevi okuyacaklarını duydu.<br />
<br />
Akşam namazı kılınıp, bittikten sonra mescittekilerin bir bölümü çıktı.<br />
<br />
Koca Ali yerinden kımıldamadı. Zaten biraz başı ağrıyordu. "Mesnevi dinler, açılırım!" dedi. Büyük bir gönül rahatlığı içinde, iki garip dervişin ruhu ürperten ezgileriyle kendinden geçti. Her âşık gibi onun yüreğinde de sonsuz bir kendinden geçiş, bir coşku, bir kaynaşma yeteneği vardı. En küçük bir nedenle coşardı. Anlamını çıkaramadığı bir dilin gizemli uyumu, durgun kanını sular altında saklı derin bir su çevrintisi gibi kaynattı. Her yanı nedensiz bir sarsıntıyla titriyor, sökülmez bir hıçkırık boğazına düğümlenir gibi oluyordu. Yatsı namazını kıldıktan sonra mescitten çıkınca, doğru dükkânına giremedi. Yürüdü. Uykusu yoktu. Ilık, yıldızlı bir yaz gecesiydi. Samanyolu, sarı altın tozundan göz alabildiğine bir bulut gibi göğün bir yanından öbür yanına uzanıyordu. Yürüdü, yürüdü. Kentten mandıralara giden yolun geçtiği tahta köprüde durdu. Kenara dayandı. Geniş derenin dibine yansıyan yıldızlar, ışıktan çakıltaşları gibi parlıyor, şırıldıyordu. Kenardaki karanlık top söğütlerde bülbüller ötüyordu. Daldı, gitti. Saatlerce kımıldamadı. Dinlediği ezgilerin ruhunda kalan uyumlarını işitiyor, tıpkı mescitteki gibi kendinden geçiyordu. Ansızın arkasından bir ses:<br />
<br />
- Kimdir o ... diye bağırdı.<br />
<br />
Daldığı tatlı düşten uyandı. Döndü. Köprünün öbür yanında iki üç karaltı ilerliyordu. Elinde olmadan karşılık verdi:<br />
<br />
- Yabancı yok!<br />
<br />
- Kimsin<br />
<br />
- Ali...<br />
<br />
Gölgeler yaklaştı. Bir adım kalınca onu giyiminden tanıdılar:<br />
<br />
- Koca Ali... Koca Ali, be!<br />
<br />
- Sen misin, Ali Usta<br />
<br />
- Benim!<br />
<br />
- Ne arıyorsun bu saatte buralarda<br />
<br />
- Hiç...<br />
<br />
- Nasıl hiç Suya çekicini mi düşürdün yoksa!...<br />
<br />
Bunlar kent subaşısının adamları, bekçilerdi. Kol geziyorlardı. Ne diyeceğini şaşırdı. Geceleri afyon yutan bu serseriler, namuslular gözünde hırsızlardan, uğursuzlardan daha korkunçtu. Kendilerinden başka dışarıda bir gezeni yakaladılar mı, dayaktan canını çıkartırlardı. Ama, ona kötü davranmadılar. Bekçibaşı:<br />
<br />
- Ali Usta, sen deli mi oldun dedi.<br />
<br />
- Yok.<br />
<br />
- Böyle gece yarısına yakın değil, hatta yatsıdan sonra sokakta, hele böyle kentin kıyısında kimsenin dolaşmasına ağamızın izin vermediğini bilmiyor musun<br />
<br />
- Biliyorum.<br />
<br />
- Ee, ne arıyorsun buralarda<br />
<br />
- Hiç...<br />
<br />
- Nasıl hiç...<br />
<br />
Koca Ali yine ses etmedi. Bekçiler onun namuslu bir adam olduğunu biliyorlardı. Hırpalamadılar. Yalnız:<br />
<br />
- Haydi yerine git, dolaşma... dediler.<br />
<br />
Geldiği yollardan hızlı hızlı dönen Koca Ali, ruhunda demin dinlediği uyumu tekrarlıyordu. Bülbüller keskin keskin ötüyor, uzaktan mandıraların köpekleri havlıyorlardı. Sokakta hiç kimseye rastgelmedi. Dükkânının önüne gelince durdu. Bacasının üstündeki leylek uyumamış, kefenli bir görüntü gibi ayakta duruyordu. Kapısı aralıktı. Çıkarken sıkı sıkıya kapadığını hatırladı:<br />
<br />
- Tuhaf, rüzgâr açmış olacak!... dedi.<br />
<br />
İşine yaramazdı ki, hırsız aşırmak sıkıntısına girsin...<br />
<br />
İçeriden kapıyı sürmeledi. Bekçilerin karışması canını sıkmıştı. İşte kentte yaşamak da bir türlü tutsaklıktı. Öte yandan da dağ başında, köyde sanatı geçmezdi. Birden ağır bir yorgunluk duydu. Kandilini yakmaya üşendi. Ocağın soluna gelen alçak musandıraya el yordamıyla çıktı. Büyük bir ayı pöstekisinden oluşmuş yatakçığına uzandı.<br />
<br />
Sıçrayarak uyandı. Kapısı vuruluyordu. Uyku sersemliğiyle:<br />
<br />
- Kim o diye haykırdı.<br />
<br />
- Aç çabuk.<br />
<br />
Sabah olmuştu. Kapının aralıklarında bembeyaz ışık çizgileri parlıyordu. O hiç böyle dalıp kalmaz, güneş doğmadan uyanırdı. Doğruldu. Musandıradan atladı. Ayakkabılarını bulmadan yürüdü. Hızla sürmeyi çekti. Birdenbire açılan kapının dükkânı dolduran aydınlığı içinde, palabıyıklı, yüksek kavuklu Bekçibaşı´yı gördü. Arkasında keçe külâhlı, çifte hançerli genç yamakları da duruyorlardı. "Ne var " der gibi yüzlerine baktı. Bekçibaşı:<br />
<br />
- Ali Usta, dükkânı arayacağız! dedi. Koca Ali şaşkınlıkla sordu:<br />
<br />
- Niçin ...<br />
<br />
- Bu gece Budak Bey´in mandırasında hırsızlık olmuş.<br />
<br />
- Ee, bana ne ...<br />
<br />
- Onun için işte dükkânı arayacağız.<br />
<br />
- O hırsızlıktan bana ne<br />
<br />
- Hırsızlar çaldıkları bir kuzuyu köprünün altıda kesmişler. Meşin keselerin içindeki paraları alarak bir tanesini oraya bırakmışlar.<br />
<br />
- Bana ne ...<br />
<br />
- O keselerden bir tanesini de bu sabah senin dükkânın önünde bulduk... Sonra... Şu eşiğe bak. Kan lekeleri var!<br />
<br />
Koca Ali, kamaşan gözleriyle kapısının temiz eşiğine bakh. Gerçekten el kadar bir kan lekesi sürülmüştü. O, bu kırmızı lekeye dalgın dalgın bakarken, palabıyıklı bekçi:<br />
<br />
- Hem bu gece, geç saatte ben seni köprünün üstünde gördüm, orada ne arıyordun dedi.<br />
<br />
Koca Ali yine verecek bir karşılık bulamadı. Önüne baktı:<br />
<br />
- Arayın... diyerek geri çekildi. Bekçiyle yamakları dükkâna<br />
<br />
girdiler. Örsün yanından geçen yamaklardan biri haykırdı:<br />
<br />
- Ay! İşte, işte...<br />
<br />
Koca Ali elinde olmadan, bekçinin baktığı yana gözlerini çevirdi. Yeni yüzülmüş bir deri gördü. Şaşırdı. Yamaklar hemen deriyi yerden kaldırdılar. Açtılar. Daha ıslaktı. Bir ağalarının, bir de suçlunun yüzüne bakıyorlardı. Bekçibaşı köpürerek sordu:<br />
<br />
- Çaldığın paraları nereye sakladın<br />
<br />
- Ben para çalmadım.<br />
<br />
- İnkâr etme, işte kuzunun derisi dükkânında çıktı.<br />
<br />
- Ya kim koydu<br />
<br />
- Bilmiyorum.<br />
<br />
Koca Ali öyle uzun boylu konuşmazdı. Subaşının karşısına çıkartıldığı zaman da, gece geç saatte köprünün üstünde ne aradığını anlatamadı. Bekçilerin bulduğu bütün kanıtlar aleyhine çıkıyordu. Budak Bey´in yeni sattığı beş yüz koyunun parası da mandıradan çalınmıştı. İki güçlü hırsız, bekçi çobanı sımsıkı bağlamışlardı. Sonra canını çıkarıncaya kadar dövmüşler, hatta işkence için bir kolunu da kırmışlardı. Ertesi gün yargıcın önünde bu çoban, hırsızın birini Koca Ali´ye benzettiğini söyledi. Gece geç saate kadar dükkânına gelmemesi, derinin dükkânda, para keselerinden birinin kapısı önünde bulunması, Koca Ali´nin suçlanmasına yetti. Ne kadar inkâr etse hırsızlık suçunu silemiyordu. Üstelik nereden geldiği, nereli olduğu da belli değildi.<br />
<br />
Sol kolunun kesilmesine karar verildi.<br />
<br />
Koca Ali bu kararı duyunca, ömründe ilk kez sarardı. Dudaklarını ısırdı. Karara boyun eğmekten başka yolu yoktu... Sendeleyerek ayağa kalktı. Yargıca dik bir sesle:<br />
<br />
- Kolumu bırakın, kafamı kesin! diye dilekte bulundu.<br />
<br />
Bu, ömründe onun ilk dileğiydi. Ama yaşlı yargıç hak yemez biriydi.<br />
<br />
- Hayır oğlum, dedi. Sen adam öldürmedin. Eğer çobanı öldürseydin, o zaman kafan giderdi. Ceza suça göredir. Sen yalnız hırsızlık ettin. Kolun kesilecek Hak böyle istiyor. Yasaların kestiği yer acımaz...<br />
<br />
Koca Ali´nin kolu kafasından çok değerliydi. Çeliğe "çifte su"yu bu iki koluyla veriyor, bu iki eliyle sınırlarda dövüşen binlerce gaziye çelik kalkanları kıran, ağır zırhları yırtan, demir tolgaları ikiye biçen tüy gibi hafif kılıçlar yetiştiriyor, yok pahasına, pir aşkına çalışıyordu.<br />
<br />
Onu, Ağa kapısında bekçilerin odası altına kapattılar. Cezanın uygulanacağı günü burada bekliyor, hiç sesini çıkarmıyor, çolak kalınca örsünün başında çekiç vuramayacağını düşünerek, tanrısı ölen inançlı bir kişinin yasını duyuyordu. Kolunun diyetini verecek on parası yoktu... Şimdiye kadar para için çalışmamıştı.<br />
<br />
Bütün kent halkı, Koca Ali gibi büyük bir ustanın kolu kesileceğine acıdı. Bu kadar yakışıklı, mert, çalışkan, güçlü, güzel bir adamın ölünceye kadar sakat sürünmesine en duygusuz gönüller bile dayanamıyordu.<br />
<br />
İşte herkes onu seviyordu.<br />
<br />
Sipahiler onlara çok ucuza kılıç döven bu adamı kurtarmaya sözleştiler. Kentin en büyük zengini Hacı Mehmet´e başvurdular; bu adam Karun kadar mal sahibi olduğu halde son derece cimriydi. Hâlâ kentin pazar yerinde küçük bir dükkânda kasaplık yapıyordu. Düşündü, taşındı; nazlandı. Suratını ekşitti. Başını salladı: Ama sipahilerle iyi geçinmek gerekiyordu.<br />
<br />
- Değil mi ki siz istiyorsunuz, dedi. Ben de onun kolu için diyet veririm. Ama bir koşulum var.<br />
<br />
- Ne gibi diye sordular.<br />
<br />
- Varın kendisine söyleyin. Eğer ben ölünceye kadar bana, hiç para almadan hizmetçilik, çıraklık etmeye yanaşırsa...<br />
<br />
- Pekâlâ, pekâlâ...<br />
<br />
Sipahiler, Ağa kapısına koştular. Hacı Kasap´ın önerisini Koca Ali´ye söylediler. O, önce "kasaplık bilmediğini" ortaya sürdü. Kabul etmek istemiyordu. Sipahiler:<br />
<br />
- Adam sen de! Kasaplık iş mi O kadar savaş gördün. Kılıç salladın. Bağlı koyunu yere yatırıp kesemez misin diye üstelediler. "Kula kul olmak", ölümlü dünyada "birisine gönül borcu duymak" acıların en büyüğüydü.<br />
<br />
O daha çok gençken, vezir amcasının kayırmasını bile çekememiş, gönül borcu altında kalmamak için aile ocağından kaçmış, gurbet ellerine atılmıştı. Şimdi kör talihi, onu bak kime köle edecekti Sipahiler:<br />
<br />
- Hacı´nın yaşı yetmişi aşmış... Zaten daha ne kadar yaşar ki... O ölünce yine sen özgür kalır, bize kılıç yaparsın. Haydi, düşünme usta, düşünme! diyorlardı.<br />
<br />
Hacı Kasap, kesilecek kolun diyetini yargıca saydığı gün Hoca Ali´yi arkasına taktı. Dükkânına getirdi. Bu adam pek titiz, pek huysuz, oldukça çekilmez biriydi. Hiç durmadan dırdır söylenirdi. Cimriliğinden şimdiye kadar bir hizmetçi, bir çırak tutamamıştı. Koca Ali´yi eline geçirince hemen dükkânının köşesinde bir set yerleştirdi. Üstüne bir şilte koydu. Geçti, oraya oturdu. Her şeyi ona yaptırmaya başladı. Ama her şeyi... Sabah namazından beş saat önce kentten iki saat ötedeki mandırasından o gün satılacak koyunları ona getirtiyor, ona kestiriyor, ona yüzdürüyor, ona parçalatıyor, ona sattırıyor... ta akşam namazına kadar durmadan buyruklar veriyordu. Zavallıya yedirdiği, içirdiği yalnız bulgur çorbasıydı. Bazen kendi artıklarını köpeğe verir gibi önüne atardı. Geceleri dükkânı baştan aşağı yıkatıyor, uykuya yatmadan ertesi sabah için koyun getirmek üzere mandırasına yolluyordu. Odununu bile ormandan ona kestiriyor, suyunu ona taşıtıyor, her işi, her işini ona gördürüyordu. Hatta evinin bahçesindeki lağım kuyusunu bile ona temizletti.<br />
<br />
Koca Ali sade suya bulgur çorbasıyla bu kadar sıkıntıya yıllarca göğüs gerebilecekti. Ama Hacı Kasap´ın ikide bir:<br />
<br />
- Ulan Ali!... Kolunun diyetini ben verdim. Yoksa çolak kalacaktın!... diye yaptığı iyiliği tekrarlamasına dayanamıyordu. Bir gün, iki, üç gün dişini sıktı. Durmadan çalıştı. Gece uyumadı. Gündüz koştu. Efendisinin karşısında elpençe divan durdu. Yine:<br />
<br />
- Kolunun diyetini ben verdim.<br />
<br />
- ...<br />
<br />
- Şimdi çolak kalacaktın, ha...<br />
<br />
- ...<br />
<br />
- Benim sayemde kolun var.<br />
<br />
- ...<br />
<br />
Hacı Kasap bu sözleri âdeta "aferin" dercesine diline dolamıştı. Her buyruğunun yerine getirilmesinden sonra kır sakallı, çirkin, sıska yüzünü ekşiterek, mavi çukur gözleriyle onu tepeden tırnağa kadar süzer, "Aklında tut, benim tutsağımsın!" der gibi verdiği diyeti hatırlatırdı. Koca Ali susar, yüreğinin parçalandığını, göğsüne sıcak sıcak bir şeyler yayıldığını, kilitlenen çenelerinin çatırdadığını, şakaklarının attığını duyardı. Geceleri uyuyamıyor, gündüzleri uğraşırken, mandıraya gidip gelirken, salhanede koyunları yüzerken, müşterilere et keserken, "Ne yapacağım, ne yapacağım " diye düşünüyor, hiçbir şeye karar veremiyordu. Dünyada kimseye eyvallah etmeyerek azla yetinip, gururun mutluluğu için yaşamak isterken başına gelen bu bela neydi<br />
<br />
Kaçmayı namusuna yediremiyordu. İşte o zaman gerçekten hırsızlık etmiş olacaktı. Ama bu herifin ikide bir de yaptığını başa kakmasına dayanmak ölümden pek güç, ölümden pek acı, ölümden pek ağırdı...<br />
<br />
Hacı Kasap´a köle olduğunun tam haftasıydı. Günlerden cumaydı. Yine erkenden mandıraya gitmiş, koyunları getirmiş, salhanede yüzmüş, dükkândaki çengellere asmıştı. Tezgâhın solundaki büyük, yağlı siyah taşta satırları biliyor, yine "Ne yapacağım, ne: yapacağım " diye düşünüyor, dudaklarını ısırıyordu. Daha efendisi gelmemişti. Satırları bitirince büyük bıçakları bilemeye başladı.<br />
<br />
"Ne yapacağım, ne yapacağım " diye düşünmeye öyle dalmıştı ki, kasabın geldiğini duymadı. Ansızın uğursuzun boğuk sesi yüreğini ağzına getirdi:<br />
<br />
- Ne yapıyorsun be ...<br />
<br />
Döndü. Efendi köşesine oturmuş, çubuğunu tüttürüyordu:<br />
<br />
- Bıçakları biliyorum, dedi.<br />
<br />
- Hay tembel miskin hay!... Sabahtan beri ne yaptın<br />
<br />
Ses çıkarmadı. Kapakları çürümüş bu küçük, bu hain, bu yılan gözlere kırpmadan baktı, baktı. İhtiyar beklemediği bu acı bakışa kızdı. Sordu:<br />
<br />
- Ne bakıyorsun<br />
<br />
- ...<br />
<br />
Koca Ali sesini çıkarmıyor, bir hafta içinde belki beş yıllık hizmetini durup dinlenmeden gördüğü halde onu yine "tembel, miskin" diye kötülemekten sıkılmayan bu kötü insanı ezici bir bakışla süzüyordu. Yine yüreği parçalanır gibi oluyor, göğsüne sıcak bir şeyler yayılıyor, çeneleri kilitleniyor, şakakları zonkluyordu. Bir anda bu titreme durdu. Koca Ali gözlerini açtı. Bir hafta buna nasıl dayanmıştı Şaşırdı. Hacı Kasap çubuğu yanına bıraktı. Hizmetçisinin bu ağır bakışından kurtuluvermiş gibi dırlandı:<br />
<br />
- Kolunun diyetini benim verdiğimi unutuyorsun galiba! dedi. Ben olmasaydım şimdi çolak kalacaktın...<br />
<br />
Koca Ali yine karşılık vermedi. Acı acı gülümsedi. Kızardı. Sonra birden sarardı. Hızla döndü. Bilediği satırların en büyüğünü kaptı. Sıvalı kolunu, yüksek kıyma kütüğünün üstüne koydu. Kaldırdı, ağır satırı öyle bir indirdi ki... O anda kopan kolunu tuttu. Gördüğü şeyin ürperticiliğinden gözleri dışarı fırlayan Hacı Kasap´ın önüne:<br />
<br />
- Al bakalım, şu diyetini verdiğin şeyi! diye hızla fırlattı. Sonra giysisinin kolsuz kalan yenini sıkı bir düğüm yaptı. Dükkândan çıktı.<br />
<br />
Onun bir zamanlar geldiği yer gibi, şimdi gittiği yeri de, kentte kimse öğrenemedi.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KÜTÜK</span><br />
<br />
ALACAKARANLIK içinde sivri, siyah bir kayanın belli belirsiz hayali gibi yükselen Şalgo Burcu uyanıktı. Vakit vakit inlettiği trampete, boru seslerini akşamın hafif rüzgârı derin bir uğultu halinde her tarafa yayıyor... Kederli bağırışmalarıyla ölümü hatırlatan küfürbaz karga sürüleri, bulutlu havanın donuk hüznünü daha beter artırıyordu. Mor dağlar gittikçe koyulaşıyor, gittikçe kararıyordu. Yamaçlardaki dağınık gölgeler, kuşsuz ormanlar, hıçkıran dereler, kaçan yollar, ıssız korular, sanki korkunç bir fırtınanın gürlemesini bekliyorlardı.<br />
<br />
Burcun tepesinde beyazlı siyahlı bir bayrak, can çekişen bir kartal ıstırabıyla, kıvranıyordu. İki bin kişilik muhasara ordusunun çadırları, kaleye giden geniş yolun sağındaki büyük dişbudak ağaçlarının etrafına kurulmuştu. Yerlere kazıklanmış kır atlar, yabancı kokular duyuyor gibi, sık sık başlarını kaldırarak kişniyorlar, tırnaklarıyla kazmaya çalıştıkları toprakların nemli çimenlerini otluyorlardı. Dallarda kırmızı çullar, sırmalı eğerler asılı duruyordu. Cemaatle kılınmış akşam namazından dağılan askerler, çadırların arasından gürültü ile geçiyorlardı. Kısa emirler, çağırılan isimler, bir kahkaha, bir söz... başlayacak suskunluğu bozuyor, atların yanında itişen birkaç gencin şen naraları duyuluyordu. Çifte direkli yeşil çadırın kapısı önüne serilmiş büyük bir kaplan postu üzerinde kehribar çubuğunu fosur fosur çeken koca bıyıklı, iri vücutlu, ateş nazarlı şair kumandan, gözlerini, alacağı kalenin sallanan bayrağına dikmişti. Karşısında diz çökmüş kâhyasının anlattıklarını dinliyordu. Ordugâha yarım saat evvel dörtnala gelen bu adam, yaşlı, şişman bir askerdi. İşte kaç hafta oluyor, kumandanının "Göndersdref Baronu Erasm Tofl´u beraber vurmak" teklifini içeren mektubunu tek başına, Hadım Ali Paşa´ya götürmüştü. Ama, paşa çok meşguldü. Zaman bulup cevap verememişti. Dregley Kalesini sarıyordu. Kuşatmanın başlangıcından sonuna kadar hazır bulunan kahya, şimdi orada gördüklerini söylüyordu; bu kale sarp, gayet dik bir kayanın üzerine yapılmıştı.<br />
<br />
Arslan Bey sordu:<br />
<br />
"Bizim kaleden daha yüksek mi "<br />
<br />
"Daha yüksek beyim."<br />
<br />
Kumandanın, "Bizim kale" dediği, henüz çırpınan bayrağına hasretle baktığı Şalgo Burcu idi. Fakat o, burasını birkaç gün içinde zaptedeceğini iyice biliyordu. Daha birkaç hafta önce Boza Kulesi´nde hücumlarına karşı durmak isteyen Adrenaki, Mihal Terşi, Etiyen Soşay, nasıl kendisine kuleyi teslim etmişler; nasıl kahramanlığını, cesaretini alkışlayarak iyi davranışına teşekkürler ederek çekilip gitmişlerdi...<br />
<br />
"Ben, bir kalenin karşısında çok duramam" dedi, "Hiç sabrım yoktur. Ama Ali Paşa çok sabırlı maşallah!"<br />
<br />
Kâhya başını kaldırdı:<br />
<br />
"O da sabırsız... Ama ne yapsın Dregley, pek yalçın, pek sarp... Borsem Dağları içinde baş kale bu imiş diyorlar."<br />
<br />
"Paşa, muhafızlara önce teslim teklif etmedi mi "<br />
<br />
"Etti. "<br />
<br />
"Kabul etmediler mi "<br />
<br />
"Hayır, etmediler."<br />
<br />
"Kalenin kumandanı kimdi "<br />
<br />
"Zondi isminde bir kahraman..."<br />
<br />
"Ben onların kahramanlıklarını bilirim. Verdikleri sözü tutmazlar... Vire´yi bozarlar. Elçiye hakaret ederler."<br />
<br />
"Hayır, Arslan Bey, Zondi bildiklerinizden değil. Çok mert bir adam. "<br />
<br />
"Paşa, teslim teklifini kiminle gönderdi "<br />
<br />
"Papaz Marten Uruçgalo ile...´<br />
<br />
"Ne ise... Türk elçi gönderseydi, mutlaka kafasını keserler, kale bedenlerinden aşağı fırlatırlardı."<br />
<br />
"Paşa Türk elçisi gönderseydi, Zondi bunu yapmazdı."<br />
<br />
"Ne biliyorsun "<br />
<br />
"Papaz Marten´e söylediği sözlerden anladım<br />
<br />
"Ne demiş " .<br />
<br />
"Demiş ki; git, paşaya söyle. Bana teslim teklif etmesin. Bir askere bundan büyük hakaret olamaz. O nasıl savaş adamı ise, ben de savaş adamıyım. Ya ölürüm, ya galip gelirim. Ama görüyorum ki, benim işim bitti. O durmasın, bütün kuvvetiyle hücum etsin. Ben mutlaka, yıkılacak kalenin taşları altında kalmak isterim."<br />
<br />
"Sahi, namuslu bir askermiş..." Kâhya;<br />
<br />
"Yalnız namuslu bir asker değil, Arslan Bey" dedi, "Hem de gayet yüce ruhlu bir mert."<br />
<br />
"Nasıl ..."<br />
<br />
"Bakın anlatayım. Papaz Marten, ordugâha ret haberini getirmek için dönerken, Zondi onu tutmuş. Eskiden esir aldığı iki Türk delikanlısını yanına getirmiş. Bunlara gayet kıymetli erguvani elbiseler giydirmiş. Ceplerini altınla doldurmuş. ´Al bunları paşaya götür. Benimle beraber ölmelerini istemiyorum. Çok yiğit gençlerdir. Terbiyelerine dikkat etsin. Devletine iki büyük asker yetiştirmiş olur´ demiş."<br />
<br />
"Sahi yüce bir adammış..."<br />
<br />
"Sonra, elimize diri geçen esirlerden işittik: Kalenin avlusuna silahlarını, gümüş takımlarını, en kıymetli eşyalarını yığarak, yakmış. Ahırındaki savaş atlarını, ağlayarak, kendi eliyle öldürmüş. Son hücumda bizim asker, kalenin kapısını zorladı. Kırdı. Yeniçeriler, bir kurşunla yaralanan Zondi´yi diri diri yakalamaya çok çalıştılar. Ama mümkün olmadı. O, diz üstü sürünerek, her tarafı kılıçla, mızrakla delik deşik olup, ölünceye kadâr vuruştu."<br />
<br />
"Demek paşa, bu mert düşmanla konuşamadı."<br />
<br />
"Evet, konuşamadı. Vücudu ile kesik başını kalenin karşısına gömdürdü. Mezârının üstüne bir mızrak, bir bayrak dikilmesini emretti." ´<br />
<br />
"Aşkolsun! Ben olsam bir türbe yaptırırım vallahi..."<br />
<br />
Arslan Bey, düşmanın cesurunu, kahramanını, yılmazını severdi. Onca, savaş bir mertlik sanatıydı. Düşman ordusundan kaçıp, kendisine iltica edenlere hiç aman vermez, ´Hain, her yerde haindir´ diye hemen boynunu vurdururdu.<br />
<br />
Ortalık bütün bütün kararıyor, gece oluyordu.<br />
<br />
Kâhya, uzun uzadıya anlattığı Dregley Kalesi´nin hikâyesini hâlâ bitiremiyordu. Yatsı namazı için aptes suyu taşıyan angaryacılar, meşalelerle geçmeye başladılar. Arslan Bey, Şalgo´nun, ıslanmış, hasta, ateşböcekleri gibi sönük sönük parlayan ışıklarına bakıyor, kâhyanın sözlerini işitmeyerek, kendi planını düşünüyordu. O biliyordu; düşmanların hepsi Zondi gibi, Plas Batanyus gibi, Lozonci gibi kahraman değildi. İçlerinde tavşan kadar korkakları da vardı. Mesela Seçeni Kalesi´nin muhafızları, daha Ali Paşa yaklaşırken, toplarını, tüfeklerini, cephanelerini, erzaklarını, mallarını, hattâ ihtiyarlarını, çocuklarını bırakıp, bir kurşun atmadan kaçmışlardı. Birkaç güne kadar burası da alınınca Holloko, Boyak, Sağ, Keparmat kaleleri kalıyordu. Ama Allah kerimdi.<br />
<br />
"Hepsinin alınması belki bir ay sürmez..." diye mırıldandı. Kâhya, kumandanın ne düşündüğünden haberi yoktu. Anlamadı. Sordu:<br />
<br />
"Bu kalenin alınması mı beyim "<br />
<br />
"Hayır, canım... Bu, birkaç günlük iş! Hele hava biraz kapansın... Fulek´e kadar dört beş kale var... Onların hepsini diyorum."<br />
<br />
"Bir ayda dört beş kale... Bu güç beyim."<br />
<br />
"Niçin "<br />
<br />
"Daha bu kaleye bir tüfek atılmamış... Ben attan inerken yoldaşlar söylediler."<br />
<br />
"Ben burasını, bir kurşun atmadan alacağım."<br />
<br />
"Nasıl beyim "<br />
<br />
"Senin aklın ermez. Hava biraz kapansın, görürsün..."<br />
<br />
"Hiç topa tutmadan hücum mu edeceğiz "<br />
<br />
"Hayır."<br />
<br />
"Ya ne yapacağız "<br />
<br />
"Havanın kapanmasını bekle, dedim ya... Göreceksin..."<br />
<br />
Arslan Bey, planlarını en yakın adamlarından bile saklardı. "Yerin kulağı var" derdi. Ağzından çıkan bir sır mutlaka işitilecekti. Kâhya gibi bu sessiz, bu manasız beklemeden bütün askerler sıkılıyorlar, bir şey anlatmıyorlardı. Kumandanın yardım, cephane, top beklediği söyleniyordu. İhtiyar sipahiler, "Biz burasını yardım gelmeden alamaz mıyız İki top yetmez mi Ne duruyoruz " diye<br />
<br />
çadırlarında dedikodu yapıyorlardı. Buraya gelindiği günden beri askeri istirahat ettiren Arslan Bey, her sabah erkenden atına biniyor, tek başına gerilerdeki ormanların içine dalıyor, saatlerce kalıyor, gülerek dönüyor.<br />
<br />
"Hava bozmayacak mı Ah, biraz sis olsa..." diye gözlerini gökten, kalenin sallanan bayrağından ayıramıyordu.<br />
<br />
İşte kâhyanın getirdiği mektupta Ali Paşa da teklifini kabul ediyordu. Onunla birleşince ordusu yedi bin kişi kadar olacaktı. O vakit şüphesiz Tofeli, Pallaviçini´yi diri diri esir tutabilecekti.<br />
<br />
Koyu karanlık içinden uzaktan uzağa Şalgo Burcu´ndaki nöbetçilerin attıkları acı naralar, acı köpek ulumaları işitiliyordu. Gökte hiç yıldız yoktu. Arslan Bey, hademesinin tuttuğu billur bardaktaki yakut suyu içti. Yeniden doldurulan çubuğunu çekiyor, kâhyasıyla öteden beriden konuşuyordu. Konuşurken düşündüğü hep kendi planıydı. Yine göğe dalmıştı. Birdenbire sordu:<br />
<br />
"Hava kapanıyor gibi, değil mi "<br />
<br />
"Evet.. "<br />
<br />
"Bakalım yarın..."<br />
<br />
"Hücum mu edeceğiz beyim "<br />
<br />
"Hayır canım, hava bozsun, görürsün."<br />
<br />
Kâhya, yine bir şey anlamadı...<br />
<br />
Bir sabah...<br />
<br />
Binlerce bacadan henüz tütmüş soğuk, nemli bir duman kadar koyu bir sis her tarafı kaplamıştı. Ordugâh, sancaklar, tuğlar, çadırlar, dişbudak ağaçları, atlar, hiç, hiçbir şey görünmüyordu. Evvela birbirlerini çağıranların sözleri duyuluyor, sonra iki hayal, ses yordamıyla bu beyaz karanlığın içinde buluşuyordu. Arslan Bey atını hazırlatmıştı. Yine yapayalnız, her günkü gittiği yere doğru kaybolacaktı.<br />
<br />
O kadar neşeli idi ki...<br />
<br />
Bütün subayları, çavuşları çağırttı. Hepsi hücum var sanıyordu. At divanı yapar gibi, bir ayağı yerde, bir ayağı üzengide.<br />
<br />
"Ağalar" dedi. "Bugün kaleyi alacağız. Ben iki saate kadar geleceğim. Şimdi hepiniz hazır olun."<br />
<br />
Nihayetleri görünmeyen beyaz, büyük sakalının çerçevelediği yüzü sis içinde asılı duruyor sanılan ihtiyar topçubaşı sordu:<br />
<br />
"Siz gelmeden ben dövmeye başlayım mı, beyim "<br />
<br />
Arslan Bey güldü:<br />
<br />
"Hayır... Senin iki topunun güllelerine ihtiyacımız yok. Yalnız bize çok gürültü yap."<br />
<br />
"Nasıl gürültü beyim "<br />
<br />
"Toplarını boşuna yerinden kımıldatma. Topçularını kalenin bedenlerine doğru yaklaştır. Avazları çıktığı kadar, ´Heya, mola, yisa!..´ diye bağırt!"<br />
<br />
...<br />
<br />
"Anlamıyor musun Yalnız gürültü istiyorum."<br />
<br />
"Pekâlâ beyim."<br />
<br />
Sonra diğer subaylara döndü:<br />
<br />
"Siz de bütün askerlerinizi savaş düzeniyle bunlara yaklaştırın. Mümkün olduğu kadar çok gürültü yaptırın ´Heya, mola...´ çektirin. Angarya naraları attırın. İş türküleri söylettirin."<br />
<br />
İhtiyar topçubaşı gibi subaylar da, çavuşlar da, bu emirden bir şey anlamadılar. Fakat onlar anlamadan yapmasını pek iyi bilirlerdi.<br />
<br />
"Baş üstüne, baş üstüne..."<br />
<br />
"Haydi, ama çabuk..."<br />
<br />
Hepsi iki adım ayrılınca sisin içinde görünmez oldular. Arslan Bey tepinen atına binince yuları tutan kâhyasına;<br />
<br />
"Sen de koş, yanına bir adam al, gerideki Değirmenli Çiftliği´nde biriktirdiğim elli mandayı hemen buraya sür. Burca giden yolun yanında hazır tut... Orada beni bekle. Haydi!"<br />
<br />
"Başüstüne..."<br />
<br />
"Ama çabuk..."<br />
<br />
Hızla mahmuzlanan azgın at, şaha kalkarak sisin içine atıldı. Üzerindeki sırmalı kaftanın etekleri altın kanatlara benzeyen Arslan Bey´le bir masal kuşu gibi uçtu.<br />
<br />
Biraz sonra...<br />
<br />
Nereden geldiği belli olmayan derin bir gürültü sis içinde kaynıyor; ileri geri, yaklaşıyor, uzaklaşıyor, dalgalanıyordu. Kös, kalkan, boru sesleri at kişnemelerine karışıyor; alınan emirler, verilen kumandalar yüzlerce ağız tarafından ayrı ayrı tekrarlanıyordu. Bastıkları yerleri görmeyen askerler, savaş düzeninde bağrışarak, duyduklarını tekrarlayarak, dirsekleriyle, kalkanlarıyla birbirlerine dokunarak duman içinde ilerliyorlardı.<br />
<br />
Sağ taraftan topçuların "heya, mola"ları işitiliyordu. Etrafını saran gürültüden hücumun başladığını kale de anladı. Boru, trampet, hurra sesleri aksetmeye, tek tük tabanca tüfek atılmaya başladı. Gözcüler kale bedenlerinin dibine kadar gidip geliyorlardı. Safların arasında topçubaşının büyük bir lağım açtığı söyleniyordu.<br />
<br />
Askerler, subayların emriyle oldukları yerlerde bağdaş kurmuş bekliyorlar, gürültü ediyorlardı.<br />
<br />
Nihayet, Arslan Bey, terden sırılsıklam olmuş atı ile duman içinde savaş sıralarının arasında, adım adım göründü. Her adımda;<br />
<br />
"Yiğitlerim!... Sis açılmaya başladı mı hemen susun. Hep birden ayağa kalkın, hücum edecek gibi durun. Ama ileri gitmeyin. Ateş de açmayın. Ben düşmana teslim teklif edeceğim..." diyordu.<br />
<br />
Topçuların, topçulara karışan angaryacıların "heya, mola" naraları gittikçe artıyor, büyüyor, tüyleri ürpertecek heyecanlı yankılarla görünmeyen dağları, taşları inletiyordu.<br />
<br />
Öğleye doğru sis açılmaya başladı. Askerler, sallanan siyahlı beyazlı bayrağı ile Şalgo´yu bir hayal gibi gördüler. Sesler kesildi. Kuzeyden esen bir rüzgâr dumanları dağıtıyor; gerilere, ormanlara doğru sürüyordu.<br />
<br />
Artık herkes birbirini görüyordu.<br />
<br />
Kaleye pek yaklaşmıştı. Askerler, gözleriyle kumandanlarını aradılar. O burç kapısına giden yolun gediğinde atıyla dolaşıyordu. Gediğin önünde büyük bir manda sürüsü vardı. Burcun tepesinde, siperlerin arasında, kalkanlı, tüfekli adamlar geziniyordu.<br />
<br />
Cesur Arslan Bey, kır atını ileriye sürdü. Kaleye yüz adım kadar yaklaştı. Arkasındaki kâhyasıyla, genç tercüman koştular... Gür sesiyle haykırdı:<br />
<br />
"Hey bre Şalgo muhafızları!... Ben, padişahımın dedesine sizin kralınızın memleketlerinden büyük yerler zaptetmiş Bosna Valisi Yahya Paşa´nın torunlarındanım. Atam Hamza Bali Bey, daha on dört yaşında iken sizin ordularınızı perişan etmiş, Viyana kuşatmasında, Viyenberg önünde şan almıştır. Ben, hangi kaleye gittimse geri dönmemişim, daha geçen gün iki küçük topla Boza Kalesi´ni yerle bir ettim. Mihal Terşi, Etiyen Soşay, Andrenaki gibi kahramanlarınıza canlarını bağışladım. Vadiye çekildim. Gerip gitmeleri için yol vardım. Haydi gelin. Siz de teslim olun. Boş yere kanınızı döktürmeyin..."<br />
<br />
Kale ile beraber bütün ordunun işittiği bu teklifi, tercüman, avazı çıktığı kadar bağırarak tekrarladı.<br />
<br />
Derin bir sessizlik...<br />
<br />
Arslan Bey´in atı duramıyor, şaha kalkıyor, sağa, sola tepiniyordu, kâhya, dizgininden tutmaya çalışıyordu.<br />
<br />
Burcun tepesinden bir cevap verdiler. Tercüman tekrarladı:<br />
<br />
"Ne gibi şartlarla, diyorlar beyim."<br />
<br />
Arslan Bey, deminkinden daha sert bir sesle haykırdı:<br />
<br />
"Şartım filan yok. Biz teslim olanın canına kıymayız. Teslim olmazsanız, beş dakika sonra kalenin içinde bir canlı adam kalmaz. Karşınızdaki yolun gediği üzerinde gördüğünüz nedir Anlamıyor musunuz Babalarınızdan işitmediniz mi Elli manda ile buraya getirdiğim bu topun iki güllesiyle binlerce Şalgo kuvvetinde olan İstanbul kaleleri tuzla buz oldu. İşte İstanbul´u alan bu top... Bir kere ateş edeceğim. İkinci atıma gerek yok. Ne kaleniz kalacak, ne de kendiniz. Acıyorum size..."<br />
<br />
Genç tercüman, bu sözleri, yine avazı çıktığı kadar tekrarlarken, bütün askerler, gözlerini yolun gediğine çevirdiler. Mandaların yanında, uzun, büyük, gayet büyük, gayet kalın, gayet siyah müthiş bir topun korkunç bir ejderha gibi uzandığını gördüler. Safların arasında sevinç sadaları yükseldi. Herkes Arslan Bey´in bir haftadır ne beklediğini şimdi anlıyordu. Demek bu top geliyormuş...<br />
<br />
Biraz sonra...<br />
<br />
Şalgo´nun tepesinde, şan, namus kefeni olan uğursuz beyaz bayrak dalgalanıyordu. Demir kapılar açılmıştı. Korkudan sapsarı kesilen tuğla kumandan, altın kılıçlı asilzadeler, zırhlı şövalyeler, Arslan Bey´in önünde dize gelmişlerdi. Silahları alınan düşman ikişer ikişer bağlanıyor, takım takım ordugâhın arkasına götürülüyordu. Kalenin içindeki kıymetli şeylerden bir dağ ortada kabarıyor; al yeşil bayraklarla kalenin tepesine dolan askerler bağırışıyorlar, aralarındaki dervişler, bedenlerden sarkarak ezan okuyorlar, tekbir çekiyorlardı.<br />
<br />
Teslim olan kumandanla erkânına Arslan Bey;<br />
<br />
"Korkmayınız. Hayatınız bağışlanmıştır. Biz Vire´yi bozmayız. Gelin, size elli manda ile buraya getirdiğim topu seyrettireyim..." dedi.<br />
<br />
Tercüman bunu tekrarlayınca hepsi birbirlerine bakıştılar. Bu müthiş, bu korkunç aleti yakından görmeyi hem merak ediyorlar, hem çekiniyorlardı. Arslan Bey´in arkasına takıldılar. Büyük topa doğru yürüdüler. Yaklaşınca Arslan Bey;<br />
<br />
"İşte" dedi, "Sizin böyle topunuz var mı "<br />
<br />
Düşman kumandanı tercümanla cevap verdi:<br />
<br />
"Hayır."<br />
<br />
"Niçin yapmıyorsunuz "<br />
<br />
"Bilmiyoruz."<br />
<br />
Genç irisi bir şövalye tercümana bir şeyler sordu. Arslan Bey;<br />
<br />
"Ne diyor " dedi.<br />
<br />
"Bey bu topu kaç günde İstanbul´dan buraya getirmiştir, diyor."<br />
<br />
"Sen de ki: İstanbul´dan getirmemiş. Burada bir hafta içinde kendisi yapmış."<br />
<br />
Tercüman bu sözleri söyleyince esirler afallaştılar. Arslan Bey, daha ziyade yaklaşıp elleriyle yoklamalarına, daha yakından görmelerine müsaade ettiğini söyledi. Mağrur kumandan, kahraman asilzadeler, cesur şövalyeler, büyük topun etrafında toplandılar. Bir elini hançerinin elmas sapına dayayan Arslan Bey, öteki eliyle, gülümseyerek pala bıyıklarını büküyor, arkasındaki kâhya, başını kaşı(Zeker) gülmekten katılıyor, tercüman aptallaşıyordu. Yirmi adım uzakta duran mızraklı nöbetçiler de gülüşüyorlardı. Esirler topa elini sürdüler. Deliğini aradılar. Bulamayınca sarardılar. Sonra kızardılar. Birbirlerine bakıştılar. Öyle kaldılar. Kolların, çaprazlayarak yere bakan kale kumandanı titreyerek mırıldandı. Arslan Bey, tercümana baktı;<br />
<br />
"Ne diyor "<br />
<br />
"Bu mertlik değil... diyor."<br />
<br />
"Ona sor ki: Henüz bir kere patlamayan bir toptan korkarak, hemen teslim oluvermek mi mertliktir "<br />
<br />
Tercüman sordu.<br />
<br />
Kale kumandanı, gözlerini yerden kaldırıp cevap veremedi. Asilzadeler, şövalyeler, birbirlerinin yüzlerine bakmaya cesaret edemediler, ani bir ölüm darbesiyle vurulmuş gibi oldukları yerde donup kaldılar.<br />
<br />
Bir güllesiyle kaleyi yıkacak olan bu korkunç top, siyaha boyanmış kocaman bir kütükten başka bir şey değildi!...</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Otuziki Farz]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10828</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 19:48:09 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10828</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Otuziki Farz</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İMANIN ŞARTLARI</span><br />
<br />
1. Allah Teala´ya inanmak<br />
2. Allah´ın meleklerine inanmak<br />
3, Allah´ın kitaplarına inanmak<br />
4. Allah´ın peygamberlerine inanmak<br />
5.Ahiret gününe inanmak<br />
6. Kader ve kazaya inanmak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NAMAZIN FARZLARI</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dışındakiler :</span><br />
1. Hadesten taharet<br />
2. Necasetten taharet<br />
3. Setr-i avret<br />
4. İstikbal-i kıble<br />
5. Vakit<br />
6. Niyet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İçindekiler :</span><br />
1. İftitah tekbiri<br />
2. Kıyam<br />
3. Kıraat<br />
4. Rukü<br />
5. Sücud<br />
5. Kade-i ahire<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSLAMIN ŞARTLARI</span><br />
<br />
1. Kelime-i şehadet getirmek<br />
2. Namaz kılmak<br />
3. Oruç tutmak<br />
4. Zekat vermek<br />
5.Hacca gitmek<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ABDESTİN FARZLARI</span><br />
<br />
1. Yüzü yıkamak<br />
2. Kolları dirsekleriyle beraber yıkamak<br />
3. Başının dörtte birini meshetmek<br />
4. Ayakları topuklarıyla beraber yıkamak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GUSLÜN FARZLARI</span><br />
<br />
1. Ağıza dolu dolu su vermek<br />
2. Buruna dolu dolu su vermek<br />
3. Bütün bedeni yıkamak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEYEMMÜMÜN FARZLARI</span><br />
<br />
1. Niyet etmek<br />
2. Temiz toprağa vurup yüzü ve kolları meshetmek.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Otuziki Farz</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İMANIN ŞARTLARI</span><br />
<br />
1. Allah Teala´ya inanmak<br />
2. Allah´ın meleklerine inanmak<br />
3, Allah´ın kitaplarına inanmak<br />
4. Allah´ın peygamberlerine inanmak<br />
5.Ahiret gününe inanmak<br />
6. Kader ve kazaya inanmak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NAMAZIN FARZLARI</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dışındakiler :</span><br />
1. Hadesten taharet<br />
2. Necasetten taharet<br />
3. Setr-i avret<br />
4. İstikbal-i kıble<br />
5. Vakit<br />
6. Niyet<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İçindekiler :</span><br />
1. İftitah tekbiri<br />
2. Kıyam<br />
3. Kıraat<br />
4. Rukü<br />
5. Sücud<br />
5. Kade-i ahire<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İSLAMIN ŞARTLARI</span><br />
<br />
1. Kelime-i şehadet getirmek<br />
2. Namaz kılmak<br />
3. Oruç tutmak<br />
4. Zekat vermek<br />
5.Hacca gitmek<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ABDESTİN FARZLARI</span><br />
<br />
1. Yüzü yıkamak<br />
2. Kolları dirsekleriyle beraber yıkamak<br />
3. Başının dörtte birini meshetmek<br />
4. Ayakları topuklarıyla beraber yıkamak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">GUSLÜN FARZLARI</span><br />
<br />
1. Ağıza dolu dolu su vermek<br />
2. Buruna dolu dolu su vermek<br />
3. Bütün bedeni yıkamak<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEYEMMÜMÜN FARZLARI</span><br />
<br />
1. Niyet etmek<br />
2. Temiz toprağa vurup yüzü ve kolları meshetmek.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ellidört Farz]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10827</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 19:45:01 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10827</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ellidört Farz</span><br />
<br />
1. Allah Tealayı zikretmek<br />
<br />
2. Helalinden kaznıp, yemek içmek<br />
<br />
3. Abdest almak<br />
<br />
4. Beş vakit namaz kılmak<br />
<br />
5. Cünüplükten yıkanmak<br />
<br />
6. Kişinin rızkına Allah´ın kefil olduğunu bilmek<br />
<br />
7. Helalden temiz elbise giymek<br />
<br />
8. Allah´a tevekkül etmek<br />
<br />
9. Kanaat etmek<br />
<br />
10. Nimete karşı şükretmek<br />
<br />
11. Allah´tan gelen kazaya razı olmak<br />
<br />
12. Allah´tan gelen belaya sabretmek<br />
<br />
13. Günahlardan tövbe etmek<br />
<br />
14. İhlasla Allah´a ibadet etmek<br />
<br />
15. Şeytanı düşman bilmek<br />
<br />
16. Ku´an-ı Kerimi kesin delil kabul etmek<br />
<br />
17. Ölümü hak bilmek<br />
<br />
18. Allah´ın sevdiğini sevip, sevmediğinden uzak durmak<br />
<br />
19. Ana-babaya iyilik etmek<br />
<br />
20. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak<br />
<br />
21. Akrabayı ziyaret etmek<br />
<br />
22. Emanete hiyanet etmemek<br />
<br />
23. Gücü yetenler için hacca gitmek<br />
<br />
24. Allah´a ve Peygamberine itaat etmek<br />
<br />
25. Günahlardan kaçıp Allah´a sığınmak<br />
<br />
26. Müslüman idarecilere itaat etmek<br />
<br />
27. Aleme ibret gözü ile bakmak<br />
<br />
28. Tefekkür etmek, düşünmek<br />
<br />
29. Dili kötü sözlerden korumak<br />
<br />
30. Oruç tutmak<br />
<br />
31. Kimse ile alay etmemek<br />
<br />
32. Harama bakmamak<br />
<br />
33. Sözünde doğru olmak<br />
<br />
34. Kulağı, yasak şeyleri dinlemekten alıkoymak<br />
<br />
35. İlim öğrenmek<br />
<br />
36. Ölçü ve tartıyı doğru yapmak<br />
<br />
37. Allah´ın azabından korkmak<br />
<br />
38. Allah uğrunda cihad etmek<br />
<br />
39. Allah´ın rahmetinden ümit kesmemek<br />
<br />
40. Nefsin arzularına uymamak<br />
<br />
41. Allah yolunda yemek yedirmek<br />
<br />
42. Yetecek kadar rızık kazanmak<br />
<br />
43. Zekatı vermek ve fakirlere yardım etmek<br />
<br />
44. Hayız ve nifas hallerinde zevceye yaklaşmamak<br />
<br />
45. Bütün günahlardan kalbi arındırmak<br />
<br />
46. Kendini büyük görmemek<br />
<br />
47. Büluğa ermemiş yetimin malını korumak<br />
<br />
48. Livatadan (cinsi sapıklıktan) sakınmak<br />
<br />
49. Beş vakit namaza devam etmek<br />
<br />
50. Haksız yere kimsenin malını yememek<br />
<br />
51. Allah´a eş koşmamak<br />
<br />
52. Zinadan sakınmak<br />
<br />
53. İçki içmemek<br />
<br />
54. Yalan yere yemin etmemek ve yalan konuşmamak.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ellidört Farz</span><br />
<br />
1. Allah Tealayı zikretmek<br />
<br />
2. Helalinden kaznıp, yemek içmek<br />
<br />
3. Abdest almak<br />
<br />
4. Beş vakit namaz kılmak<br />
<br />
5. Cünüplükten yıkanmak<br />
<br />
6. Kişinin rızkına Allah´ın kefil olduğunu bilmek<br />
<br />
7. Helalden temiz elbise giymek<br />
<br />
8. Allah´a tevekkül etmek<br />
<br />
9. Kanaat etmek<br />
<br />
10. Nimete karşı şükretmek<br />
<br />
11. Allah´tan gelen kazaya razı olmak<br />
<br />
12. Allah´tan gelen belaya sabretmek<br />
<br />
13. Günahlardan tövbe etmek<br />
<br />
14. İhlasla Allah´a ibadet etmek<br />
<br />
15. Şeytanı düşman bilmek<br />
<br />
16. Ku´an-ı Kerimi kesin delil kabul etmek<br />
<br />
17. Ölümü hak bilmek<br />
<br />
18. Allah´ın sevdiğini sevip, sevmediğinden uzak durmak<br />
<br />
19. Ana-babaya iyilik etmek<br />
<br />
20. İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak<br />
<br />
21. Akrabayı ziyaret etmek<br />
<br />
22. Emanete hiyanet etmemek<br />
<br />
23. Gücü yetenler için hacca gitmek<br />
<br />
24. Allah´a ve Peygamberine itaat etmek<br />
<br />
25. Günahlardan kaçıp Allah´a sığınmak<br />
<br />
26. Müslüman idarecilere itaat etmek<br />
<br />
27. Aleme ibret gözü ile bakmak<br />
<br />
28. Tefekkür etmek, düşünmek<br />
<br />
29. Dili kötü sözlerden korumak<br />
<br />
30. Oruç tutmak<br />
<br />
31. Kimse ile alay etmemek<br />
<br />
32. Harama bakmamak<br />
<br />
33. Sözünde doğru olmak<br />
<br />
34. Kulağı, yasak şeyleri dinlemekten alıkoymak<br />
<br />
35. İlim öğrenmek<br />
<br />
36. Ölçü ve tartıyı doğru yapmak<br />
<br />
37. Allah´ın azabından korkmak<br />
<br />
38. Allah uğrunda cihad etmek<br />
<br />
39. Allah´ın rahmetinden ümit kesmemek<br />
<br />
40. Nefsin arzularına uymamak<br />
<br />
41. Allah yolunda yemek yedirmek<br />
<br />
42. Yetecek kadar rızık kazanmak<br />
<br />
43. Zekatı vermek ve fakirlere yardım etmek<br />
<br />
44. Hayız ve nifas hallerinde zevceye yaklaşmamak<br />
<br />
45. Bütün günahlardan kalbi arındırmak<br />
<br />
46. Kendini büyük görmemek<br />
<br />
47. Büluğa ermemiş yetimin malını korumak<br />
<br />
48. Livatadan (cinsi sapıklıktan) sakınmak<br />
<br />
49. Beş vakit namaza devam etmek<br />
<br />
50. Haksız yere kimsenin malını yememek<br />
<br />
51. Allah´a eş koşmamak<br />
<br />
52. Zinadan sakınmak<br />
<br />
53. İçki içmemek<br />
<br />
54. Yalan yere yemin etmemek ve yalan konuşmamak.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ehl-i Sünnet İtikadı ve Veda Hutbesi]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10826</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 19:42:25 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10826</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ehl-i Sünnet İtikadı ve Veda Hutbesi</span><br />
<br />
1- Muhammed aleyhisselam son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmez, şefaati haktır<br />
<br />
2- Kabir ziyareti, enbiya ve evliyadan yardım istemek caizdir.<br />
<br />
3- Kabir suâli haktır.<br />
<br />
4- Kabir azabı hak olup, ruh ve bedene birlikte olacaktır.<br />
<br />
5- Okunan Kur´ân-ı Kerim´ in ve verilen sadakanın sevabı ölülere gönderilir. Bu sevaplar ve edilen duâlar ölülere ulaşır, azaplarının azalmasına sebep olur.<br />
<br />
6- Kıyamette hesap vardır.<br />
<br />
7- Mizan vardır.<br />
<br />
8- Sırat köprüsü vardır.<br />
<br />
9- Şefaat haktır.<br />
<br />
10- Cennet ve cehennem şu anda vardır ve ebedîdir.<br />
<br />
11- Mirâc, ruh ve bedenle olmuştur.<br />
<br />
12- Eshâb-ı kirâmın tamamını sevmek, hiçbirini kötülememek gerekir.<br />
<br />
13- Eshâb-ı kirâmın tamamı cennetliktir. Bunlardan on tanesi [aşere-i mübeşşere] dünyada ismen de cennetle müjdelenmiştir. Dört halife bunlardandır.<br />
<br />
14- Peygamberlerden sonra en üstün insanlar 4 halifedir. Üstünlükleri halifelik sırasına göredir.<br />
<br />
15- Cennet ehli Allah-ü Teâlâyı görecektir.<br />
<br />
16- Enbiyanın mucizesi ve evliyanın kerameti haktır.<br />
<br />
17- Günahkâr mümin, günahları nisbetinde cehennemde azap görür, yahut şefaate veya affa kavuşup cennete girer. Kâfirler ise, ebedî cehennemde kalır.<br />
<br />
18- Kur´ân-ı Kerim, kelâm-ı İlâhîdir, mahluk [yaratık] değildir.<br />
<br />
19- Mest üzerine mesh etmek caizdir.<br />
<br />
20- İman, kalb ile tasdik ve dil ile ikrardır.<br />
<br />
21- Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek [yani namaz kılan müslümana günahlarından dolayı kâfir dememek.] (Ehl-i kıble denilen kimsenin bir inanışı, anlamı açık olan kesin bir delile zıt ise, küfür olur. Böyle bir kimse, namaz kılsa da, her ibâdeti yapsa da kâfir olur.)<br />
<br />
22- Allahü Teâlâ zamandan, mekândan münezzehtir. Hiçbir şeye benzemez.<br />
<br />
23- İbadet imandan parça değildir. Büyük günah işliyen mümine kâfir denmez.<br />
<br />
24- Ölümden sonra herkes dirilir.<br />
<br />
25- Hak aşıklarından, evliyadan da ilâhî teklifler kalkmaz. Onların da ibâdetleri yapma mecburiyeti vardır.<br />
<br />
26- İmansız ölmekten korkmak gerekir.<br />
<br />
27- Hak bir mezhebe mensup olmak, mezhepsiz olmamak gerekir.<br />
<br />
28- Allahü teâlânın sıfatları vardır.<br />
<br />
29- Îmân artmaz ve azalmaz.<br />
<br />
30- Gayba îmân esâsdır.<br />
<br />
31- Îmân konusunda kıyas olmaz.<br />
<br />
32- Tevekkül ve kadere inanmak îmânın şartıdır.<br />
<br />
33- Namaz, oruc, sadaka gibi nâfile ibâdetlerin sevâbını başkasına hediyye etmek câizdir.<br />
<br />
34- İnsanları ve işlerini de Allahü teâlâ yaratır. İnsanda irâde-i cüz’iyye vardır.<br />
<br />
35- Rızk, halâlden de olur, harâmdan da olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VEDA HUTBESİ</span><br />
<br />
Ey İnsanlar!<br />
Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, bu seneden sonra sizinle burada belki de bir daha hiç buluşamayacağım.<br />
<br />
İnsanlar!<br />
Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.<br />
<br />
Ashabım!<br />
Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayasınız.<br />
<br />
Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup doğrudan işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.<br />
<br />
Ashabım!<br />
Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermeniz gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah´ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyeden kalma bu çirkin adetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmüttalib´in oğlu (amcam) Abbas´ın faizidir.<br />
<br />
Ashabım!<br />
Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmüttalib´in torunu (amcazadem) Rebia´nın kan davasıdır.<br />
<br />
İnsanlar!<br />
Bugün şeytan, sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyetini kurmak gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat siz, bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.<br />
<br />
İnsanlar!<br />
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah´tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları te´dib edebilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.<br />
<br />
Mü´minler!<br />
Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah´ın kitabı Kur´an´dır.<br />
<br />
Mü´minler!<br />
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.<br />
<br />
Ashabım!<br />
Kendinize de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.<br />
<br />
İnsanlar!<br />
Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını (Kur´an´da) vermiştir. Varise vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah´ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tövbelerini ne de şehadetlerini kabul eder.<br />
<br />
İnsanlar!<br />
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz<br />
"-Allah´ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun, diye şehadet ederiz" cevabını verdiler.<br />
<br />
Bunun üzerine Hz.Muhammed (sav):<br />
Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab! dedi.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ehl-i Sünnet İtikadı ve Veda Hutbesi</span><br />
<br />
1- Muhammed aleyhisselam son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmez, şefaati haktır<br />
<br />
2- Kabir ziyareti, enbiya ve evliyadan yardım istemek caizdir.<br />
<br />
3- Kabir suâli haktır.<br />
<br />
4- Kabir azabı hak olup, ruh ve bedene birlikte olacaktır.<br />
<br />
5- Okunan Kur´ân-ı Kerim´ in ve verilen sadakanın sevabı ölülere gönderilir. Bu sevaplar ve edilen duâlar ölülere ulaşır, azaplarının azalmasına sebep olur.<br />
<br />
6- Kıyamette hesap vardır.<br />
<br />
7- Mizan vardır.<br />
<br />
8- Sırat köprüsü vardır.<br />
<br />
9- Şefaat haktır.<br />
<br />
10- Cennet ve cehennem şu anda vardır ve ebedîdir.<br />
<br />
11- Mirâc, ruh ve bedenle olmuştur.<br />
<br />
12- Eshâb-ı kirâmın tamamını sevmek, hiçbirini kötülememek gerekir.<br />
<br />
13- Eshâb-ı kirâmın tamamı cennetliktir. Bunlardan on tanesi [aşere-i mübeşşere] dünyada ismen de cennetle müjdelenmiştir. Dört halife bunlardandır.<br />
<br />
14- Peygamberlerden sonra en üstün insanlar 4 halifedir. Üstünlükleri halifelik sırasına göredir.<br />
<br />
15- Cennet ehli Allah-ü Teâlâyı görecektir.<br />
<br />
16- Enbiyanın mucizesi ve evliyanın kerameti haktır.<br />
<br />
17- Günahkâr mümin, günahları nisbetinde cehennemde azap görür, yahut şefaate veya affa kavuşup cennete girer. Kâfirler ise, ebedî cehennemde kalır.<br />
<br />
18- Kur´ân-ı Kerim, kelâm-ı İlâhîdir, mahluk [yaratık] değildir.<br />
<br />
19- Mest üzerine mesh etmek caizdir.<br />
<br />
20- İman, kalb ile tasdik ve dil ile ikrardır.<br />
<br />
21- Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek [yani namaz kılan müslümana günahlarından dolayı kâfir dememek.] (Ehl-i kıble denilen kimsenin bir inanışı, anlamı açık olan kesin bir delile zıt ise, küfür olur. Böyle bir kimse, namaz kılsa da, her ibâdeti yapsa da kâfir olur.)<br />
<br />
22- Allahü Teâlâ zamandan, mekândan münezzehtir. Hiçbir şeye benzemez.<br />
<br />
23- İbadet imandan parça değildir. Büyük günah işliyen mümine kâfir denmez.<br />
<br />
24- Ölümden sonra herkes dirilir.<br />
<br />
25- Hak aşıklarından, evliyadan da ilâhî teklifler kalkmaz. Onların da ibâdetleri yapma mecburiyeti vardır.<br />
<br />
26- İmansız ölmekten korkmak gerekir.<br />
<br />
27- Hak bir mezhebe mensup olmak, mezhepsiz olmamak gerekir.<br />
<br />
28- Allahü teâlânın sıfatları vardır.<br />
<br />
29- Îmân artmaz ve azalmaz.<br />
<br />
30- Gayba îmân esâsdır.<br />
<br />
31- Îmân konusunda kıyas olmaz.<br />
<br />
32- Tevekkül ve kadere inanmak îmânın şartıdır.<br />
<br />
33- Namaz, oruc, sadaka gibi nâfile ibâdetlerin sevâbını başkasına hediyye etmek câizdir.<br />
<br />
34- İnsanları ve işlerini de Allahü teâlâ yaratır. İnsanda irâde-i cüz’iyye vardır.<br />
<br />
35- Rızk, halâlden de olur, harâmdan da olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">VEDA HUTBESİ</span><br />
<br />
Ey İnsanlar!<br />
Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, bu seneden sonra sizinle burada belki de bir daha hiç buluşamayacağım.<br />
<br />
İnsanlar!<br />
Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mukaddes bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.<br />
<br />
Ashabım!<br />
Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayasınız.<br />
<br />
Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup doğrudan işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.<br />
<br />
Ashabım!<br />
Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermeniz gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah´ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyeden kalma bu çirkin adetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdülmüttalib´in oğlu (amcam) Abbas´ın faizidir.<br />
<br />
Ashabım!<br />
Cahiliye devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdülmüttalib´in torunu (amcazadem) Rebia´nın kan davasıdır.<br />
<br />
İnsanlar!<br />
Bugün şeytan, sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyetini kurmak gücünü ebedi surette kaybetmiştir. Fakat siz, bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.<br />
<br />
İnsanlar!<br />
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah´tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları te´dib edebilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.<br />
<br />
Mü´minler!<br />
Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah´ın kitabı Kur´an´dır.<br />
<br />
Mü´minler!<br />
Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.<br />
<br />
Ashabım!<br />
Kendinize de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.<br />
<br />
İnsanlar!<br />
Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını (Kur´an´da) vermiştir. Varise vasiyet etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah´ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tövbelerini ne de şehadetlerini kabul eder.<br />
<br />
İnsanlar!<br />
Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz<br />
"-Allah´ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun, diye şehadet ederiz" cevabını verdiler.<br />
<br />
Bunun üzerine Hz.Muhammed (sav):<br />
Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab! Şahit ol Ya Rab! dedi.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Resûlullah Efendimizin (a.s.) Mübârek İsimleri ve Mânâları]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10825</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 19:40:10 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10825</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Resûlullah Efendimizin (a.s.) Mübârek İsimleri ve Mânâları</span><br />
<br />
Mevâhib-i Ledünniye isimli kitaptan 99 adedi alınmıştır. Bu kitapta diğer 301 ismini bulabilirsiniz<br />
<br />
Abdullah<br />
Allah´ın kulu<br />
<br />
Âbid<br />
Kulluk eden, ibadet eden<br />
<br />
Âdil<br />
Adaletli<br />
<br />
Ahmed<br />
En çok övülmüş, sevilmiş<br />
<br />
Ahsen<br />
En güzel<br />
<br />
Alî<br />
Çok yüce<br />
<br />
Âlim<br />
Bilgin, bilen<br />
<br />
Allâme<br />
Çok bilen<br />
<br />
Âmil<br />
İş ve aksiyon sahibi<br />
<br />
Aziz<br />
Çok yüce, çok şerefli olan<br />
<br />
Beşir<br />
Müjdeleyici<br />
<br />
Burhan<br />
Sağlam delil<br />
<br />
Cebbâr<br />
Kahredici, gâlip<br />
<br />
Cevâd<br />
Cömert<br />
<br />
Ecved<br />
En iyi, en cömert<br />
<br />
Ekrem<br />
En şerefli<br />
<br />
Emin<br />
Doğru ve güvenilir kimse<br />
<br />
Fadlullah<br />
Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan<br />
<br />
Fâruk<br />
Hakkı ve bâtılı ayıran<br />
<br />
Fettâh<br />
Yoldaki engelleri kaldıran<br />
<br />
Gâlip<br />
Hâkim ve üstün olan<br />
<br />
Ganî<br />
Zengin<br />
<br />
Habib<br />
Sevgili, çok sevilen<br />
<br />
Hâdi<br />
Doğru yola götüren<br />
<br />
Hâfız<br />
Muhafaza edici<br />
<br />
Halîl<br />
Dost<br />
<br />
Halîm<br />
Yumuşak huylu<br />
<br />
Hâlis<br />
Saf, temiz<br />
<br />
Hâmid<br />
Hamd edici, övücü<br />
<br />
Hammâd<br />
Çok hamdeden<br />
<br />
Hanîf<br />
Hakikate sımsıkı sarılan<br />
<br />
Kamer<br />
Ay<br />
<br />
Kayyim<br />
Görüp, gözeten<br />
<br />
Kerîm<br />
Çok cömert, çok şerefli<br />
<br />
Mâcid<br />
Yüce ve şerefli<br />
<br />
Mahmûd<br />
Övülen<br />
<br />
Mansûr<br />
Zafere kavuşturulmuş<br />
<br />
Mâsum<br />
Suçsuz, günahsız<br />
<br />
Medenî<br />
Şehirli, bilgilive görgülü<br />
<br />
Mehdî<br />
Hidayet eden<br />
<br />
Mekkî<br />
Mekkeli<br />
<br />
Merhûm<br />
Rahmetle bezenmiş<br />
<br />
Mes´ûd<br />
Mutlu<br />
<br />
Metîn<br />
Çok sağlam ve güçlü<br />
<br />
Muallim<br />
Öğretici<br />
<br />
Muktedâ<br />
Peşinden gidilen<br />
<br />
Mübârek<br />
Uğurlu, hayırlı, bereketli<br />
<br />
Müctebâ<br />
Seçilmiş<br />
<br />
Mükerrem<br />
Şerefli, yüce<br />
<br />
Müktefî<br />
İktifâ eden, yetinen<br />
<br />
Münîr<br />
Nurlandıran, aydınlatan<br />
<br />
Mürsel<br />
Elçilikle görevlendirilmiş<br />
<br />
Mürtezâ<br />
Beğenilmiş, seçilmiş<br />
<br />
Muslih<br />
Islah edeci, düzene koyucu<br />
<br />
Mustafa<br />
Çok arınmış<br />
<br />
Müstakîm<br />
Doğru yolda olan<br />
<br />
Mutî<br />
Hakka itaat eden<br />
<br />
Mu´ti<br />
Veren ihsân eden<br />
<br />
Muzaffer<br />
Zafer kazanan, üstün olan<br />
<br />
Müşâvir<br />
Kendisine danışılan<br />
<br />
Nakî<br />
Çok temiz<br />
<br />
Nakîb<br />
Halkın iyisi, en seçkini<br />
<br />
Nâsih<br />
Öğüt veren<br />
<br />
Nâtık<br />
Konuşan, nutuk veren<br />
<br />
Nebî<br />
Peygamber<br />
<br />
Neciyullah<br />
Allah´ ın sırdaşı<br />
<br />
Necm<br />
Yıldız<br />
<br />
Nesîb<br />
Asil, temiz soydan gelen<br />
<br />
Nezîr<br />
Uyarıcı, korkutucu<br />
<br />
Nimet<br />
İyilik, dirlik ve mutluluk<br />
<br />
Nûr<br />
Işık, aydınlık<br />
<br />
Râfi<br />
Yükselten<br />
<br />
Râgıb<br />
Rağbet eden, isteyen<br />
<br />
Rahîm<br />
Mü´minleri çok seven<br />
<br />
Râzî<br />
Kabul eden, hoşnut olan<br />
<br />
Resûl<br />
Elçi<br />
<br />
Reşîd<br />
Akıllı, olgun, iyi yola götürücü<br />
<br />
Saîd<br />
Mutlu<br />
<br />
Sâbir<br />
Sabreden, güçlüklere dayanan<br />
<br />
Sâdullah<br />
Allah´ ın mübârek kulu<br />
<br />
Sâdık<br />
Doğru olan, gerçekci<br />
<br />
Saffet<br />
Arınmış, seçkin kişi<br />
<br />
Sâhib<br />
Mâlik, arkadaş,sohbet edici<br />
<br />
Sâlih<br />
İyi ve güzel huylu<br />
<br />
Selâm<br />
Noksan ve ayıptan emin olan<br />
<br />
Seyfullah<br />
Allah´ ın kılıcı<br />
<br />
Seyyid<br />
Efendi<br />
<br />
Şâfi<br />
Şefaat edici<br />
<br />
Şâkir<br />
Şükredici<br />
<br />
Tâhâ<br />
Kur´ân-ı Kerîm´ deki ismi<br />
<br />
Tâhir<br />
Çok temiz<br />
<br />
Takî<br />
Haramlardan kaçınan<br />
<br />
(:::)<br />
Helal, temiz, güzel, hoş<br />
<br />
Vâfi<br />
Sözünde duran<br />
<br />
Vâiz<br />
Nasihat eden<br />
<br />
Vâsıl<br />
Kulu Rabb´ine ulaştıran<br />
<br />
Yâsîn<br />
Kur´ân-ı Kerîm´ deki ismi, insan-ı kâmil<br />
<br />
Zâhid<br />
Mâsivadan yüz çeviren<br />
<br />
Zâkir<br />
Allah´ ı çok anan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Resûlullah Efendimizin (a.s.) Mübârek İsimleri ve Mânâları</span><br />
<br />
Mevâhib-i Ledünniye isimli kitaptan 99 adedi alınmıştır. Bu kitapta diğer 301 ismini bulabilirsiniz<br />
<br />
Abdullah<br />
Allah´ın kulu<br />
<br />
Âbid<br />
Kulluk eden, ibadet eden<br />
<br />
Âdil<br />
Adaletli<br />
<br />
Ahmed<br />
En çok övülmüş, sevilmiş<br />
<br />
Ahsen<br />
En güzel<br />
<br />
Alî<br />
Çok yüce<br />
<br />
Âlim<br />
Bilgin, bilen<br />
<br />
Allâme<br />
Çok bilen<br />
<br />
Âmil<br />
İş ve aksiyon sahibi<br />
<br />
Aziz<br />
Çok yüce, çok şerefli olan<br />
<br />
Beşir<br />
Müjdeleyici<br />
<br />
Burhan<br />
Sağlam delil<br />
<br />
Cebbâr<br />
Kahredici, gâlip<br />
<br />
Cevâd<br />
Cömert<br />
<br />
Ecved<br />
En iyi, en cömert<br />
<br />
Ekrem<br />
En şerefli<br />
<br />
Emin<br />
Doğru ve güvenilir kimse<br />
<br />
Fadlullah<br />
Allah-ü Teâlanın ihsânı, fazlına ulaşan<br />
<br />
Fâruk<br />
Hakkı ve bâtılı ayıran<br />
<br />
Fettâh<br />
Yoldaki engelleri kaldıran<br />
<br />
Gâlip<br />
Hâkim ve üstün olan<br />
<br />
Ganî<br />
Zengin<br />
<br />
Habib<br />
Sevgili, çok sevilen<br />
<br />
Hâdi<br />
Doğru yola götüren<br />
<br />
Hâfız<br />
Muhafaza edici<br />
<br />
Halîl<br />
Dost<br />
<br />
Halîm<br />
Yumuşak huylu<br />
<br />
Hâlis<br />
Saf, temiz<br />
<br />
Hâmid<br />
Hamd edici, övücü<br />
<br />
Hammâd<br />
Çok hamdeden<br />
<br />
Hanîf<br />
Hakikate sımsıkı sarılan<br />
<br />
Kamer<br />
Ay<br />
<br />
Kayyim<br />
Görüp, gözeten<br />
<br />
Kerîm<br />
Çok cömert, çok şerefli<br />
<br />
Mâcid<br />
Yüce ve şerefli<br />
<br />
Mahmûd<br />
Övülen<br />
<br />
Mansûr<br />
Zafere kavuşturulmuş<br />
<br />
Mâsum<br />
Suçsuz, günahsız<br />
<br />
Medenî<br />
Şehirli, bilgilive görgülü<br />
<br />
Mehdî<br />
Hidayet eden<br />
<br />
Mekkî<br />
Mekkeli<br />
<br />
Merhûm<br />
Rahmetle bezenmiş<br />
<br />
Mes´ûd<br />
Mutlu<br />
<br />
Metîn<br />
Çok sağlam ve güçlü<br />
<br />
Muallim<br />
Öğretici<br />
<br />
Muktedâ<br />
Peşinden gidilen<br />
<br />
Mübârek<br />
Uğurlu, hayırlı, bereketli<br />
<br />
Müctebâ<br />
Seçilmiş<br />
<br />
Mükerrem<br />
Şerefli, yüce<br />
<br />
Müktefî<br />
İktifâ eden, yetinen<br />
<br />
Münîr<br />
Nurlandıran, aydınlatan<br />
<br />
Mürsel<br />
Elçilikle görevlendirilmiş<br />
<br />
Mürtezâ<br />
Beğenilmiş, seçilmiş<br />
<br />
Muslih<br />
Islah edeci, düzene koyucu<br />
<br />
Mustafa<br />
Çok arınmış<br />
<br />
Müstakîm<br />
Doğru yolda olan<br />
<br />
Mutî<br />
Hakka itaat eden<br />
<br />
Mu´ti<br />
Veren ihsân eden<br />
<br />
Muzaffer<br />
Zafer kazanan, üstün olan<br />
<br />
Müşâvir<br />
Kendisine danışılan<br />
<br />
Nakî<br />
Çok temiz<br />
<br />
Nakîb<br />
Halkın iyisi, en seçkini<br />
<br />
Nâsih<br />
Öğüt veren<br />
<br />
Nâtık<br />
Konuşan, nutuk veren<br />
<br />
Nebî<br />
Peygamber<br />
<br />
Neciyullah<br />
Allah´ ın sırdaşı<br />
<br />
Necm<br />
Yıldız<br />
<br />
Nesîb<br />
Asil, temiz soydan gelen<br />
<br />
Nezîr<br />
Uyarıcı, korkutucu<br />
<br />
Nimet<br />
İyilik, dirlik ve mutluluk<br />
<br />
Nûr<br />
Işık, aydınlık<br />
<br />
Râfi<br />
Yükselten<br />
<br />
Râgıb<br />
Rağbet eden, isteyen<br />
<br />
Rahîm<br />
Mü´minleri çok seven<br />
<br />
Râzî<br />
Kabul eden, hoşnut olan<br />
<br />
Resûl<br />
Elçi<br />
<br />
Reşîd<br />
Akıllı, olgun, iyi yola götürücü<br />
<br />
Saîd<br />
Mutlu<br />
<br />
Sâbir<br />
Sabreden, güçlüklere dayanan<br />
<br />
Sâdullah<br />
Allah´ ın mübârek kulu<br />
<br />
Sâdık<br />
Doğru olan, gerçekci<br />
<br />
Saffet<br />
Arınmış, seçkin kişi<br />
<br />
Sâhib<br />
Mâlik, arkadaş,sohbet edici<br />
<br />
Sâlih<br />
İyi ve güzel huylu<br />
<br />
Selâm<br />
Noksan ve ayıptan emin olan<br />
<br />
Seyfullah<br />
Allah´ ın kılıcı<br />
<br />
Seyyid<br />
Efendi<br />
<br />
Şâfi<br />
Şefaat edici<br />
<br />
Şâkir<br />
Şükredici<br />
<br />
Tâhâ<br />
Kur´ân-ı Kerîm´ deki ismi<br />
<br />
Tâhir<br />
Çok temiz<br />
<br />
Takî<br />
Haramlardan kaçınan<br />
<br />
(:::)<br />
Helal, temiz, güzel, hoş<br />
<br />
Vâfi<br />
Sözünde duran<br />
<br />
Vâiz<br />
Nasihat eden<br />
<br />
Vâsıl<br />
Kulu Rabb´ine ulaştıran<br />
<br />
Yâsîn<br />
Kur´ân-ı Kerîm´ deki ismi, insan-ı kâmil<br />
<br />
Zâhid<br />
Mâsivadan yüz çeviren<br />
<br />
Zâkir<br />
Allah´ ı çok anan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Esmaül Hüsna]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10824</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 19:37:26 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10824</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Esmaül Hüsna</span><br />
<br />
Cenab-ı Hakk buyuruyor :<br />
´En güzel isimler Allah´ındır. O halde O´na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.´<br />
(A´raf Suresi :180)<br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh)´ dan rivayetle:<br />
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah´ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse cennete girer. Allah (cc) tektir, teki sever."<br />
<br />
Esma´ul Hüsna, en güzel isimler demektir. Cenab-ı Hakk´ın dört bin ismi vardır.<br />
Kur´an-ı Kerim´de bu isimlerin 99´u bize bildirilmiştir.<br />
(Hammami, Yasin Tefsiri :2)<br />
<br />
Ayet ve Hadislerden Tesbit Edilen<br />
Cenab-ı Hakk´ın Doksan Dokuz İsmi ve Manaları<br />
<br />
<br />
Allah<br />
O´nun zat ve özel ismidir. Diğer isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir.<br />
<br />
Allah<br />
Theone Almighty who alone is worthy of worship.<br />
<br />
Rahman<br />
Yarattığı bütün canlılara nimet veren<br />
<br />
Ar-Rahman<br />
The All- Merciful. He who wills goodness and mercy for all His creatures.<br />
<br />
Rahim<br />
Acıyıcı<br />
<br />
Ar-Rahim<br />
The All compassionate. He who acts with extreme kindness<br />
<br />
Melik<br />
Herşeyin hakimi<br />
<br />
Al-Malik<br />
The Absolute Ruler. He who is the Ruler of the entire universe.<br />
<br />
Küddüs<br />
Noksanlıklardan münezzeh<br />
<br />
Al-Quddus<br />
The Pure One. He who is free from all error.<br />
<br />
Selam<br />
Selamet verici<br />
<br />
As-Salam<br />
The Source of Peace. He who frees His servants from all danger<br />
<br />
Mü´min<br />
Emin kılıcı, koruyucu<br />
<br />
Al-Mu´min<br />
The Inspirer of Faith. He who awakes the light of faith in our hearts.<br />
<br />
Müheymin<br />
Gözetici ve kollayıcı<br />
<br />
Al-Muhaymin<br />
The Guardian. He who watches over and protects all things.<br />
<br />
Aziz<br />
Her şeye galip<br />
<br />
Al-´Aziz<br />
The Victorious. He who prevails, and can never be conquered.<br />
<br />
Cebbar<br />
Dilediğini zorla yaptıran<br />
<br />
Al-Jabbar<br />
The Compeller. He who repairs all broken thing, and completes that which is incomplete.<br />
<br />
Mütekebbir<br />
Büyüklükle vasıflı<br />
<br />
Al-Mutakabbir<br />
The Majestic. He who demonstrates His greatness in all things and in all ways<br />
<br />
Halik<br />
Yaratıcı<br />
<br />
Al-Khaliq<br />
The Creator. He who brings from non-being into being, creating all things in such a way that He determines their existence and the conditions and events they are to experience.<br />
<br />
Bari<br />
Takdir edici<br />
<br />
Al-Bari<br />
The Maker of order.<br />
O Evolver who created all things so that each whole and its parts are in perfect conformity and harmony<br />
<br />
Musavvir<br />
Şekil verici<br />
<br />
Al-Musawwir<br />
The Shaper of Beauty. He who designs all things, giving each its particular form and character.<br />
<br />
Gaffar<br />
Günahları affedici<br />
<br />
Al-Ghaffar<br />
The Forgiving. He who is always ready to forgive.<br />
<br />
Kahhar<br />
Kahredici<br />
<br />
Al-Qahhar<br />
The Subduer. He who dominates all things, and prevails upon them to do whatever He wills<br />
<br />
Vehhab<br />
Bahşedici<br />
<br />
Al-Wahhab<br />
The Giver of All. He who constantly bestows blessings of every kind<br />
<br />
Rezzak<br />
Rızık ihsan edici<br />
<br />
Ar-Razzaq<br />
The Sustainer. He who provides all things useful to His creatures<br />
<br />
Fettah<br />
Kapıları açıcı<br />
<br />
Al-Fattah<br />
The Opener. He who opens the solution to all problems and makes things easy.<br />
<br />
Alim<br />
Çok iyi bilici<br />
<br />
Al-´Alim<br />
The Knower of All: He who has full knowledge of all things.<br />
<br />
Kabid<br />
Sıkıcı, kısıcı<br />
<br />
Al-Qabid<br />
The Constrictor: He who constricts and restricts<br />
<br />
Basit<br />
Açıcı, genişletici<br />
<br />
Al-Basit<br />
The Reliever. He who releases,letting things expand.<br />
<br />
Hafid<br />
Dereceleri genişletici<br />
<br />
Al-Khafid<br />
The Abaser. He who brings down, diminishes<br />
<br />
Rafi<br />
Dereceleri yükseltici<br />
<br />
Ar-Rafi´<br />
The Exalter. He who raises up.<br />
<br />
Muizz<br />
İzzet verici<br />
<br />
Al-Mu´izz<br />
The Bestower of Honors. He who confers honor and dignity.<br />
<br />
Muzill<br />
Zelil kılıcı<br />
<br />
Al-Mudhill<br />
The Humiliator. He who degrades and abases.<br />
<br />
Semi<br />
İşitici<br />
<br />
As-Sami<br />
The Hearer of All. Allah takes care of all the needs of those who invoke this glorious Name one hundred times.<br />
<br />
Basir<br />
Görücü<br />
<br />
Al-Basir<br />
The All-Seeing. To those who invoke this Name one hundred times between the obligatory and customary prayers in Friday congregation, Allah grants esteem in the eyes of others.<br />
<br />
Hakem<br />
Hükmedici<br />
<br />
Al-Hakam<br />
The Judge. He who judges and makes right prevail.<br />
<br />
Adl<br />
Çok adaletli<br />
<br />
Al-´Adl<br />
The Just. He who is Equitable<br />
<br />
Latif<br />
Lütfedici<br />
<br />
Al-Latif<br />
The Subtle One. He who knows the minutest subtleties of all things.<br />
<br />
Habir<br />
Kulunu imtihan edici<br />
<br />
Al-Khabir<br />
The All-Aware. He who has knowledge of the inner, most secret aspects of all things.<br />
<br />
Halim<br />
Yumuşaklık gösterici<br />
<br />
Al-Halim<br />
The Forbearing. He who is Most Clement.<br />
<br />
Azim<br />
Sonsuz büyük<br />
<br />
Al-´Azim<br />
The Magnificent. He who is Most Splendid.<br />
<br />
Gafur<br />
Bağışlayıcı<br />
<br />
Al-Ghafur<br />
The Forgiver and Hider of Faults.<br />
<br />
Şekur<br />
Kullukları kabul edici<br />
<br />
Ash-Shakur<br />
The Rewarder of thankfulnes. He who gratefully rewards good deeds.<br />
<br />
Aliyy<br />
Yükseklikte sonsuz<br />
<br />
Al-´Ali<br />
The Highest.<br />
<br />
Kebir<br />
Pek büyük<br />
<br />
Al-Kabir<br />
The Greatest. Who is supremely Great.<br />
<br />
Hafiz<br />
Koruyucu<br />
<br />
Al-Hafiz<br />
The Preserver. He who guards all creatures in every detail.<br />
<br />
Mukit<br />
Kuvvet verici<br />
<br />
Al-Muqit<br />
The Nourisher. He who gives every creature it´s sustenance.<br />
<br />
Hasib<br />
Hesap Görücü<br />
<br />
Al-Hasib<br />
The Accounter. He who knows every details.<br />
<br />
Celil<br />
Ululuk ve büyüklük sahibi<br />
<br />
Al-Jalil<br />
The Mighty. He who is Lord of Majesty and Grandeur.<br />
<br />
Kerim<br />
Kerem ve İhsan Sahibi<br />
<br />
Al-Karim<br />
The Generous. He whose generosity is most abundant.<br />
<br />
Rakib<br />
Üstün çıkıcı<br />
<br />
Ar-Raqib<br />
The Watchful One.<br />
<br />
Mücib<br />
Duaları kabul edici<br />
<br />
Al-Mujib<br />
The Responder to Prayer. He who grants the wishes who appeal to him.<br />
<br />
Vasi<br />
Rahmeti gemiş ve sınırsız<br />
<br />
Al-Wasi´<br />
The All Comprehending. He who has limitless capacity and abundance.<br />
<br />
Hakim<br />
Hikmet sahibi<br />
<br />
Al-Hakim<br />
The Perfectly Wise.He who whose every command and action is pure wisdom.<br />
<br />
Vedud<br />
Mü´minleri seven<br />
<br />
Al-Wadud<br />
The Loving One. He who loves His good servants, and bestows his compassion upon them.<br />
<br />
Mecid<br />
Şanı büyük ve yüksek<br />
<br />
Al-Majíd<br />
The Majestic One. He whose glory is most great and most high.<br />
<br />
Bais<br />
Yeniden dirilten<br />
<br />
Al-Ba´ith<br />
The Resurrector. He who brings the dead to life, and raises them from their tombs.<br />
<br />
Şehid<br />
Her şeye şahit. Ondan saklı yok.<br />
<br />
Ash-Shahid<br />
The Witness. He who is present everywhere and observes all things.<br />
<br />
Hakk<br />
Hak üzere kaim.<br />
<br />
Al-Haqq<br />
The Truth. He whose being endures unchangingly.<br />
<br />
Vekil<br />
Her şeye vekil<br />
<br />
Al-Wakil<br />
The Trustee. He who manages the affairs of those who duly commit them to His charge, and who looks after them better than they could themselves.<br />
<br />
Kaviyy<br />
Pek güçlü<br />
<br />
Al-Qawi<br />
The Possessor of All Strength. TheMost Strong<br />
<br />
Metin<br />
Çok sağlam<br />
<br />
Al-Matin<br />
The Firm. He who is very Steadfast.<br />
<br />
Veliyy<br />
Mü´minlere dost<br />
<br />
Al-Wáli<br />
The Protecting Friend. He who is a friend to His good servants.<br />
<br />
Hamid<br />
Hamd edilen<br />
<br />
Al-Hamid<br />
The Praised One. He to whom all praise belongs, and who alone is lauded by the tongues of all creation.<br />
<br />
Muhsi<br />
İlmi her şeyi kuşatan<br />
<br />
Al-Muhsi<br />
The Appraiser. He who knows the number of every single thing in existence, even to infinity.<br />
<br />
Mubdi<br />
Maddesiz ve örneksiz yaratıcı<br />
<br />
Al-Mubdi<br />
The Originator. He who creates all creating ab initio without matter or model.<br />
<br />
Muid<br />
Öldürücü ve diriltici<br />
<br />
Al-Mu´id<br />
The Restorer. He who recreates His creatures after He has annihilated them.<br />
<br />
Muhyi<br />
Hayat verici<br />
<br />
Al-Muhyi<br />
The Giver of Life. He who confers life, gives vitality, revives.<br />
<br />
Mümit<br />
Hayat kaldırıcı<br />
<br />
Al-Mumit<br />
The Taker of Life. He who creates the death of a living creature.<br />
<br />
Hayy<br />
Başsız ve sonsuz diri<br />
<br />
Al-Hayy<br />
The Ever Living One. The living whoknows all things and whose strength is sufficient for everything.<br />
<br />
Kayyum<br />
Her şey onunla kaim<br />
<br />
Al-Qayyum<br />
The Self Existing One. He who maintains the heavens, the earth, and everything that exists.<br />
<br />
Vacid<br />
Zengin ve ihtiyaçsız<br />
<br />
Al-Wajid<br />
The Finder. He who finds what He wishes when He wishes.<br />
<br />
Macid<br />
Azamet ve şerfle vasıflı<br />
<br />
Al-Májid<br />
The Glorious. He whose dignity and glory are most great, and whoseenerosity and munificence are bountiful.<br />
<br />
Vahid<br />
Tek ve eşsiz<br />
<br />
Al-Wahid<br />
The Unique. He who is Single, absolutely without partner or equal in His Essence, Attributes, ctions, Names and Decrees.<br />
<br />
Samed<br />
Muhtaç olunan ihtiyaçsız<br />
<br />
As-Samad<br />
The Eternal. He who is the only recourse for the ending of need and the removal of affliction.<br />
<br />
Kadir<br />
İstediğini istediği gibi yapamaya gücü yeten<br />
<br />
Al-Qadir<br />
The All Powerful. He who is Able to do what He wills as He wills.<br />
<br />
Muktedir<br />
Kudret sahiplaeri üzerinde istediği gibi tasarruf eden<br />
<br />
Al-Muqtadir<br />
The Creator of All Power. He who disposes at His will even of the strongest and mightiest of His creatures.<br />
<br />
Mukaddim<br />
İstediğini öne alıcı<br />
<br />
Al-Muqaddim<br />
The Expediter. He who brings forward whatever He wills.<br />
<br />
Muaahhir<br />
İstediğini sona erteleyici<br />
<br />
Al-Mu´akhkhir<br />
The Delayer. He who sets back or delays whatever He wills.<br />
<br />
Evvel<br />
Varlığının başı olmayan<br />
<br />
Al-Awwal<br />
The First.<br />
<br />
Ahir<br />
Varlığının Sonu Olmayan<br />
<br />
Al-Akhir<br />
The Last<br />
<br />
Zahir<br />
Görünen<br />
<br />
Az-Zahir<br />
The Manifest One. He who is Evident.<br />
<br />
Batin<br />
Gizli<br />
<br />
Al-Batin<br />
The Hidden One. He who is hidden, concealed.<br />
<br />
Vali<br />
Her işi yürüten<br />
<br />
Al-Walí<br />
The Protecting Friend. He who administers this vast universe and all its passing phenomena.<br />
<br />
Ber<br />
Kullarına ihtiyaçlarına veren<br />
<br />
Al-Barr<br />
Source of all Goodness. He who treats His servants tolerantly, and whose goodness and kindness are very great indeed<br />
<br />
Müta´ali<br />
Zatiyle en yüksek<br />
<br />
Al-Muta´ali<br />
The Supreme One. He is Exalted in every respect, far beyond anything the mind could possibly attribute to His creatures.<br />
<br />
Tevvab<br />
Tövbeleri kabul eden<br />
<br />
At-Tawwib<br />
The Acceptor to Repentance. He who is ever ready to accept repentance and to forgive sins<br />
<br />
Müntakim<br />
Suçların karşılığını veren<br />
<br />
Al-Muntaqim<br />
The Avenger. He who ustly inflicts upon wrongdoers the punishment they deserve.<br />
<br />
Afüvv<br />
Bağışlayan<br />
<br />
Al-Afu<br />
The Pardoner. He who pardons all who sincerely repent.<br />
<br />
Rauf<br />
Çok acıyıcı<br />
<br />
Ar-Ra´uf<br />
The Kind. He who is very Compassionate.<br />
<br />
Malikül Mülkü<br />
Mülkün ebedi sahibi<br />
<br />
Malik al-Mulk<br />
The Owner of All.<br />
<br />
Zü´l - Celali Ve´l - İkram<br />
Şerev ve ikram sahibi<br />
<br />
Dhul-Jalali Wal-Ikram<br />
The Lord of Majesty and Bounty. He who possesses both greatness and gracious magnanimity.<br />
<br />
Muksit<br />
Adalet gösterici<br />
<br />
Al-Muqsit<br />
The Equitable One. He who does everything with proper balance and harmony.<br />
<br />
Cami<br />
İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan<br />
<br />
Al-Jami<br />
The Gatherer. He who brings together what He wills, when He wills, where He wills<br />
<br />
Ganiy<br />
Çok zengin, her şeyden müstağni<br />
<br />
Al-Ghani<br />
The Rich One. He who is infinitely Rich and completely independent<br />
<br />
Muğni<br />
İstediğini zengin eden<br />
<br />
Al-Mughni<br />
The Enricher. He who enriches whom He will<br />
<br />
Mani<br />
Dilediğini engelleyen<br />
<br />
Al-Mani´<br />
The Preventer of Harm<br />
<br />
Darr<br />
Dilediğine bela verici<br />
<br />
Ad-Darr<br />
The Creator of The Harmful. He who creates things that cause pain and injury.<br />
<br />
Nafi<br />
Dilediğine faydalı şeyler yaratan<br />
<br />
An-Nafi<br />
The Creator of Good. He who creates things that yield advantages and benefit.<br />
<br />
Nur<br />
Alemleri nurlandıran, aydınlatan<br />
<br />
An-Nur<br />
The Light. He who gives light to all the worlds, who illuminates the faces, minds and hearts of His servants.<br />
<br />
Hadi<br />
Hak yolu, doğru yolu gösterici<br />
<br />
Al-Hadi<br />
The Guide. He who provides guidance.<br />
<br />
Bedi<br />
Örneksiz, misalsiz alemler icad edenAl-Badi<br />
<br />
The Originator. He who is without model or match, and who brings into being worlds of amazing wonder.<br />
<br />
Baki<br />
Varlığının sonu olmayan<br />
<br />
Al-Baqi<br />
The Everlasting One. He whose<br />
<br />
<br />
Varis<br />
Bütün servetlerin gerçek sahibi<br />
<br />
Al-Warith<br />
The Inheritor of All. He who is the Real Owner of all riches<br />
<br />
Reşid<br />
Hayra delalet eden<br />
<br />
Ar-Rashid<br />
The Righteous teacher. He who moves all things in accordance with His eternal plan, bringing them without error and with order and wisdom to their ultimate destiny.<br />
<br />
Sabur<br />
Çok sabırlı<br />
<br />
As-Sabur<br />
The Patient One. He who is characterized by infinite patience.<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KAYNAKÇALAR:<br />
1) Büyük Dua Ansiklopedisi, Rauf Pehlivan<br />
2) 99 Names Of Allah, Yusuf Ali Bernier, www. members.home.net/ybernier/99a.htm </span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Esmaül Hüsna</span><br />
<br />
Cenab-ı Hakk buyuruyor :<br />
´En güzel isimler Allah´ındır. O halde O´na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.´<br />
(A´raf Suresi :180)<br />
<br />
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallâhu anh)´ dan rivayetle:<br />
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah´ın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları ezberlerse cennete girer. Allah (cc) tektir, teki sever."<br />
<br />
Esma´ul Hüsna, en güzel isimler demektir. Cenab-ı Hakk´ın dört bin ismi vardır.<br />
Kur´an-ı Kerim´de bu isimlerin 99´u bize bildirilmiştir.<br />
(Hammami, Yasin Tefsiri :2)<br />
<br />
Ayet ve Hadislerden Tesbit Edilen<br />
Cenab-ı Hakk´ın Doksan Dokuz İsmi ve Manaları<br />
<br />
<br />
Allah<br />
O´nun zat ve özel ismidir. Diğer isimler fiilleri, sıfatları ve tecellileri ile ilgilidir.<br />
<br />
Allah<br />
Theone Almighty who alone is worthy of worship.<br />
<br />
Rahman<br />
Yarattığı bütün canlılara nimet veren<br />
<br />
Ar-Rahman<br />
The All- Merciful. He who wills goodness and mercy for all His creatures.<br />
<br />
Rahim<br />
Acıyıcı<br />
<br />
Ar-Rahim<br />
The All compassionate. He who acts with extreme kindness<br />
<br />
Melik<br />
Herşeyin hakimi<br />
<br />
Al-Malik<br />
The Absolute Ruler. He who is the Ruler of the entire universe.<br />
<br />
Küddüs<br />
Noksanlıklardan münezzeh<br />
<br />
Al-Quddus<br />
The Pure One. He who is free from all error.<br />
<br />
Selam<br />
Selamet verici<br />
<br />
As-Salam<br />
The Source of Peace. He who frees His servants from all danger<br />
<br />
Mü´min<br />
Emin kılıcı, koruyucu<br />
<br />
Al-Mu´min<br />
The Inspirer of Faith. He who awakes the light of faith in our hearts.<br />
<br />
Müheymin<br />
Gözetici ve kollayıcı<br />
<br />
Al-Muhaymin<br />
The Guardian. He who watches over and protects all things.<br />
<br />
Aziz<br />
Her şeye galip<br />
<br />
Al-´Aziz<br />
The Victorious. He who prevails, and can never be conquered.<br />
<br />
Cebbar<br />
Dilediğini zorla yaptıran<br />
<br />
Al-Jabbar<br />
The Compeller. He who repairs all broken thing, and completes that which is incomplete.<br />
<br />
Mütekebbir<br />
Büyüklükle vasıflı<br />
<br />
Al-Mutakabbir<br />
The Majestic. He who demonstrates His greatness in all things and in all ways<br />
<br />
Halik<br />
Yaratıcı<br />
<br />
Al-Khaliq<br />
The Creator. He who brings from non-being into being, creating all things in such a way that He determines their existence and the conditions and events they are to experience.<br />
<br />
Bari<br />
Takdir edici<br />
<br />
Al-Bari<br />
The Maker of order.<br />
O Evolver who created all things so that each whole and its parts are in perfect conformity and harmony<br />
<br />
Musavvir<br />
Şekil verici<br />
<br />
Al-Musawwir<br />
The Shaper of Beauty. He who designs all things, giving each its particular form and character.<br />
<br />
Gaffar<br />
Günahları affedici<br />
<br />
Al-Ghaffar<br />
The Forgiving. He who is always ready to forgive.<br />
<br />
Kahhar<br />
Kahredici<br />
<br />
Al-Qahhar<br />
The Subduer. He who dominates all things, and prevails upon them to do whatever He wills<br />
<br />
Vehhab<br />
Bahşedici<br />
<br />
Al-Wahhab<br />
The Giver of All. He who constantly bestows blessings of every kind<br />
<br />
Rezzak<br />
Rızık ihsan edici<br />
<br />
Ar-Razzaq<br />
The Sustainer. He who provides all things useful to His creatures<br />
<br />
Fettah<br />
Kapıları açıcı<br />
<br />
Al-Fattah<br />
The Opener. He who opens the solution to all problems and makes things easy.<br />
<br />
Alim<br />
Çok iyi bilici<br />
<br />
Al-´Alim<br />
The Knower of All: He who has full knowledge of all things.<br />
<br />
Kabid<br />
Sıkıcı, kısıcı<br />
<br />
Al-Qabid<br />
The Constrictor: He who constricts and restricts<br />
<br />
Basit<br />
Açıcı, genişletici<br />
<br />
Al-Basit<br />
The Reliever. He who releases,letting things expand.<br />
<br />
Hafid<br />
Dereceleri genişletici<br />
<br />
Al-Khafid<br />
The Abaser. He who brings down, diminishes<br />
<br />
Rafi<br />
Dereceleri yükseltici<br />
<br />
Ar-Rafi´<br />
The Exalter. He who raises up.<br />
<br />
Muizz<br />
İzzet verici<br />
<br />
Al-Mu´izz<br />
The Bestower of Honors. He who confers honor and dignity.<br />
<br />
Muzill<br />
Zelil kılıcı<br />
<br />
Al-Mudhill<br />
The Humiliator. He who degrades and abases.<br />
<br />
Semi<br />
İşitici<br />
<br />
As-Sami<br />
The Hearer of All. Allah takes care of all the needs of those who invoke this glorious Name one hundred times.<br />
<br />
Basir<br />
Görücü<br />
<br />
Al-Basir<br />
The All-Seeing. To those who invoke this Name one hundred times between the obligatory and customary prayers in Friday congregation, Allah grants esteem in the eyes of others.<br />
<br />
Hakem<br />
Hükmedici<br />
<br />
Al-Hakam<br />
The Judge. He who judges and makes right prevail.<br />
<br />
Adl<br />
Çok adaletli<br />
<br />
Al-´Adl<br />
The Just. He who is Equitable<br />
<br />
Latif<br />
Lütfedici<br />
<br />
Al-Latif<br />
The Subtle One. He who knows the minutest subtleties of all things.<br />
<br />
Habir<br />
Kulunu imtihan edici<br />
<br />
Al-Khabir<br />
The All-Aware. He who has knowledge of the inner, most secret aspects of all things.<br />
<br />
Halim<br />
Yumuşaklık gösterici<br />
<br />
Al-Halim<br />
The Forbearing. He who is Most Clement.<br />
<br />
Azim<br />
Sonsuz büyük<br />
<br />
Al-´Azim<br />
The Magnificent. He who is Most Splendid.<br />
<br />
Gafur<br />
Bağışlayıcı<br />
<br />
Al-Ghafur<br />
The Forgiver and Hider of Faults.<br />
<br />
Şekur<br />
Kullukları kabul edici<br />
<br />
Ash-Shakur<br />
The Rewarder of thankfulnes. He who gratefully rewards good deeds.<br />
<br />
Aliyy<br />
Yükseklikte sonsuz<br />
<br />
Al-´Ali<br />
The Highest.<br />
<br />
Kebir<br />
Pek büyük<br />
<br />
Al-Kabir<br />
The Greatest. Who is supremely Great.<br />
<br />
Hafiz<br />
Koruyucu<br />
<br />
Al-Hafiz<br />
The Preserver. He who guards all creatures in every detail.<br />
<br />
Mukit<br />
Kuvvet verici<br />
<br />
Al-Muqit<br />
The Nourisher. He who gives every creature it´s sustenance.<br />
<br />
Hasib<br />
Hesap Görücü<br />
<br />
Al-Hasib<br />
The Accounter. He who knows every details.<br />
<br />
Celil<br />
Ululuk ve büyüklük sahibi<br />
<br />
Al-Jalil<br />
The Mighty. He who is Lord of Majesty and Grandeur.<br />
<br />
Kerim<br />
Kerem ve İhsan Sahibi<br />
<br />
Al-Karim<br />
The Generous. He whose generosity is most abundant.<br />
<br />
Rakib<br />
Üstün çıkıcı<br />
<br />
Ar-Raqib<br />
The Watchful One.<br />
<br />
Mücib<br />
Duaları kabul edici<br />
<br />
Al-Mujib<br />
The Responder to Prayer. He who grants the wishes who appeal to him.<br />
<br />
Vasi<br />
Rahmeti gemiş ve sınırsız<br />
<br />
Al-Wasi´<br />
The All Comprehending. He who has limitless capacity and abundance.<br />
<br />
Hakim<br />
Hikmet sahibi<br />
<br />
Al-Hakim<br />
The Perfectly Wise.He who whose every command and action is pure wisdom.<br />
<br />
Vedud<br />
Mü´minleri seven<br />
<br />
Al-Wadud<br />
The Loving One. He who loves His good servants, and bestows his compassion upon them.<br />
<br />
Mecid<br />
Şanı büyük ve yüksek<br />
<br />
Al-Majíd<br />
The Majestic One. He whose glory is most great and most high.<br />
<br />
Bais<br />
Yeniden dirilten<br />
<br />
Al-Ba´ith<br />
The Resurrector. He who brings the dead to life, and raises them from their tombs.<br />
<br />
Şehid<br />
Her şeye şahit. Ondan saklı yok.<br />
<br />
Ash-Shahid<br />
The Witness. He who is present everywhere and observes all things.<br />
<br />
Hakk<br />
Hak üzere kaim.<br />
<br />
Al-Haqq<br />
The Truth. He whose being endures unchangingly.<br />
<br />
Vekil<br />
Her şeye vekil<br />
<br />
Al-Wakil<br />
The Trustee. He who manages the affairs of those who duly commit them to His charge, and who looks after them better than they could themselves.<br />
<br />
Kaviyy<br />
Pek güçlü<br />
<br />
Al-Qawi<br />
The Possessor of All Strength. TheMost Strong<br />
<br />
Metin<br />
Çok sağlam<br />
<br />
Al-Matin<br />
The Firm. He who is very Steadfast.<br />
<br />
Veliyy<br />
Mü´minlere dost<br />
<br />
Al-Wáli<br />
The Protecting Friend. He who is a friend to His good servants.<br />
<br />
Hamid<br />
Hamd edilen<br />
<br />
Al-Hamid<br />
The Praised One. He to whom all praise belongs, and who alone is lauded by the tongues of all creation.<br />
<br />
Muhsi<br />
İlmi her şeyi kuşatan<br />
<br />
Al-Muhsi<br />
The Appraiser. He who knows the number of every single thing in existence, even to infinity.<br />
<br />
Mubdi<br />
Maddesiz ve örneksiz yaratıcı<br />
<br />
Al-Mubdi<br />
The Originator. He who creates all creating ab initio without matter or model.<br />
<br />
Muid<br />
Öldürücü ve diriltici<br />
<br />
Al-Mu´id<br />
The Restorer. He who recreates His creatures after He has annihilated them.<br />
<br />
Muhyi<br />
Hayat verici<br />
<br />
Al-Muhyi<br />
The Giver of Life. He who confers life, gives vitality, revives.<br />
<br />
Mümit<br />
Hayat kaldırıcı<br />
<br />
Al-Mumit<br />
The Taker of Life. He who creates the death of a living creature.<br />
<br />
Hayy<br />
Başsız ve sonsuz diri<br />
<br />
Al-Hayy<br />
The Ever Living One. The living whoknows all things and whose strength is sufficient for everything.<br />
<br />
Kayyum<br />
Her şey onunla kaim<br />
<br />
Al-Qayyum<br />
The Self Existing One. He who maintains the heavens, the earth, and everything that exists.<br />
<br />
Vacid<br />
Zengin ve ihtiyaçsız<br />
<br />
Al-Wajid<br />
The Finder. He who finds what He wishes when He wishes.<br />
<br />
Macid<br />
Azamet ve şerfle vasıflı<br />
<br />
Al-Májid<br />
The Glorious. He whose dignity and glory are most great, and whoseenerosity and munificence are bountiful.<br />
<br />
Vahid<br />
Tek ve eşsiz<br />
<br />
Al-Wahid<br />
The Unique. He who is Single, absolutely without partner or equal in His Essence, Attributes, ctions, Names and Decrees.<br />
<br />
Samed<br />
Muhtaç olunan ihtiyaçsız<br />
<br />
As-Samad<br />
The Eternal. He who is the only recourse for the ending of need and the removal of affliction.<br />
<br />
Kadir<br />
İstediğini istediği gibi yapamaya gücü yeten<br />
<br />
Al-Qadir<br />
The All Powerful. He who is Able to do what He wills as He wills.<br />
<br />
Muktedir<br />
Kudret sahiplaeri üzerinde istediği gibi tasarruf eden<br />
<br />
Al-Muqtadir<br />
The Creator of All Power. He who disposes at His will even of the strongest and mightiest of His creatures.<br />
<br />
Mukaddim<br />
İstediğini öne alıcı<br />
<br />
Al-Muqaddim<br />
The Expediter. He who brings forward whatever He wills.<br />
<br />
Muaahhir<br />
İstediğini sona erteleyici<br />
<br />
Al-Mu´akhkhir<br />
The Delayer. He who sets back or delays whatever He wills.<br />
<br />
Evvel<br />
Varlığının başı olmayan<br />
<br />
Al-Awwal<br />
The First.<br />
<br />
Ahir<br />
Varlığının Sonu Olmayan<br />
<br />
Al-Akhir<br />
The Last<br />
<br />
Zahir<br />
Görünen<br />
<br />
Az-Zahir<br />
The Manifest One. He who is Evident.<br />
<br />
Batin<br />
Gizli<br />
<br />
Al-Batin<br />
The Hidden One. He who is hidden, concealed.<br />
<br />
Vali<br />
Her işi yürüten<br />
<br />
Al-Walí<br />
The Protecting Friend. He who administers this vast universe and all its passing phenomena.<br />
<br />
Ber<br />
Kullarına ihtiyaçlarına veren<br />
<br />
Al-Barr<br />
Source of all Goodness. He who treats His servants tolerantly, and whose goodness and kindness are very great indeed<br />
<br />
Müta´ali<br />
Zatiyle en yüksek<br />
<br />
Al-Muta´ali<br />
The Supreme One. He is Exalted in every respect, far beyond anything the mind could possibly attribute to His creatures.<br />
<br />
Tevvab<br />
Tövbeleri kabul eden<br />
<br />
At-Tawwib<br />
The Acceptor to Repentance. He who is ever ready to accept repentance and to forgive sins<br />
<br />
Müntakim<br />
Suçların karşılığını veren<br />
<br />
Al-Muntaqim<br />
The Avenger. He who ustly inflicts upon wrongdoers the punishment they deserve.<br />
<br />
Afüvv<br />
Bağışlayan<br />
<br />
Al-Afu<br />
The Pardoner. He who pardons all who sincerely repent.<br />
<br />
Rauf<br />
Çok acıyıcı<br />
<br />
Ar-Ra´uf<br />
The Kind. He who is very Compassionate.<br />
<br />
Malikül Mülkü<br />
Mülkün ebedi sahibi<br />
<br />
Malik al-Mulk<br />
The Owner of All.<br />
<br />
Zü´l - Celali Ve´l - İkram<br />
Şerev ve ikram sahibi<br />
<br />
Dhul-Jalali Wal-Ikram<br />
The Lord of Majesty and Bounty. He who possesses both greatness and gracious magnanimity.<br />
<br />
Muksit<br />
Adalet gösterici<br />
<br />
Al-Muqsit<br />
The Equitable One. He who does everything with proper balance and harmony.<br />
<br />
Cami<br />
İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan<br />
<br />
Al-Jami<br />
The Gatherer. He who brings together what He wills, when He wills, where He wills<br />
<br />
Ganiy<br />
Çok zengin, her şeyden müstağni<br />
<br />
Al-Ghani<br />
The Rich One. He who is infinitely Rich and completely independent<br />
<br />
Muğni<br />
İstediğini zengin eden<br />
<br />
Al-Mughni<br />
The Enricher. He who enriches whom He will<br />
<br />
Mani<br />
Dilediğini engelleyen<br />
<br />
Al-Mani´<br />
The Preventer of Harm<br />
<br />
Darr<br />
Dilediğine bela verici<br />
<br />
Ad-Darr<br />
The Creator of The Harmful. He who creates things that cause pain and injury.<br />
<br />
Nafi<br />
Dilediğine faydalı şeyler yaratan<br />
<br />
An-Nafi<br />
The Creator of Good. He who creates things that yield advantages and benefit.<br />
<br />
Nur<br />
Alemleri nurlandıran, aydınlatan<br />
<br />
An-Nur<br />
The Light. He who gives light to all the worlds, who illuminates the faces, minds and hearts of His servants.<br />
<br />
Hadi<br />
Hak yolu, doğru yolu gösterici<br />
<br />
Al-Hadi<br />
The Guide. He who provides guidance.<br />
<br />
Bedi<br />
Örneksiz, misalsiz alemler icad edenAl-Badi<br />
<br />
The Originator. He who is without model or match, and who brings into being worlds of amazing wonder.<br />
<br />
Baki<br />
Varlığının sonu olmayan<br />
<br />
Al-Baqi<br />
The Everlasting One. He whose<br />
<br />
<br />
Varis<br />
Bütün servetlerin gerçek sahibi<br />
<br />
Al-Warith<br />
The Inheritor of All. He who is the Real Owner of all riches<br />
<br />
Reşid<br />
Hayra delalet eden<br />
<br />
Ar-Rashid<br />
The Righteous teacher. He who moves all things in accordance with His eternal plan, bringing them without error and with order and wisdom to their ultimate destiny.<br />
<br />
Sabur<br />
Çok sabırlı<br />
<br />
As-Sabur<br />
The Patient One. He who is characterized by infinite patience.<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
KAYNAKÇALAR:<br />
1) Büyük Dua Ansiklopedisi, Rauf Pehlivan<br />
2) 99 Names Of Allah, Yusuf Ali Bernier, www. members.home.net/ybernier/99a.htm </span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Küçük Bir Talebeyim Ben]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10823</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 19:33:59 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10823</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Küçük Bir Talebeyim Ben</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FATIHANIN MEÂLI</span><br />
<br />
"Rahman ve Rahim Olan Allah´ın Adı ile"<br />
<br />
Hamd alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, din gününün sahibi olan Allah´a mahsustur. Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayan ve sapıkların yoluna değil. AMİN<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hadis-i Şerifler</span><br />
<br />
<br />
"Selam kelamdan öncedir." ALLAH (cc) Rasûlü doğru söyledi.<br />
<br />
"Beşikten kabre kadar ilim isteyiniz." ALLAH (cc) Rasûlü doğru söyledi.<br />
<br />
İnsanların hayırlısı, insanlara en faydalı olandır. Allah (cc) Rasulü doğru söyledi.<br />
<br />
"Kendin için sevip istediğini başkaları içinde sev, iste." ALLAH (cc) Rasûlü doğru söyledi.<br />
<br />
"İlim Çin´de dahi olsa, onu isteyiniz." ALLAH (cc) Rasûlü doğru söyledi.<br />
<br />
"İslam yüksektir, onun üstüne yükseltilemez"ALLAH (cc) Rasûlü doğru söyledi.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞİİRLER</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞUM</span><br />
Ey ümidim, geleceğim sevincim,<br />
<br />
Ey çicek kadar nazlı, güzel çocuk.<br />
<br />
Ey gözlerimde nur, gönülde incim,<br />
<br />
Sevgi bağlarında yetiş gel çocuk.<br />
<br />
<br />
Alnın, kalbin temiz kalsın her yaşta.<br />
<br />
Ahlâk ara seçtiğin arkadaşta.<br />
<br />
Doğrulukta yaşamak bir zaferdir.<br />
<br />
Kahramanlık yalnız değil savaşta.<br />
<br />
<br />
Ey sevgili çocuk ey güzel çiçek,<br />
<br />
Herşey sende olgunluğa erecek.<br />
<br />
Annen baban özlediği rüyayı.<br />
<br />
Yıllar sonra belki sende görecek.<br />
<br />
<br />
Çocuğum çocuğum, güzel çocuğum,<br />
<br />
Dünyaya açacak gül tomurcuğum.<br />
<br />
Seni pırıl pırıl yetiştirmektir.<br />
<br />
Hem kendime, hem vatanıma borcum.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ALLAH vardır</span><br />
<br />
<br />
Allah vardır, Allah birdir.<br />
<br />
Eşi ve benzeri yoktur.<br />
<br />
Mekândan münezzehdir.<br />
<br />
Bizi yaratan, bizi yaşatan,<br />
<br />
Bize yediren bize içiren<br />
<br />
Bizi giydiren O´dur.<br />
<br />
Ben Allah´ımı<br />
<br />
Anamdan, babamdan ve canımdan<br />
<br />
çok severim.<br />
<br />
Allah´ımında beni sevmesi için,<br />
<br />
O´na kulluk, itaat ve ibadet ederim.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Küçük müslüman</span><br />
<br />
<br />
Mutluluğa uzanan,<br />
<br />
Sevgi dostluk yoluyum.<br />
<br />
Ben yüce Allah´ımın,<br />
<br />
Küçücük bir kuluyum.<br />
<br />
<br />
İpek gibi kalbimle,<br />
<br />
Mevlâmın hikmetiyim,<br />
<br />
Son Rasûle inanan,<br />
<br />
Muhammed ümmetiyim.<br />
<br />
<br />
Ahirete Kur´an´a,<br />
<br />
Meleğe var İmânım.<br />
<br />
Rabbime çok şükürki,<br />
<br />
Doğuştan Müslümanım.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BilirsinYüce Rabbim</span><br />
<br />
<br />
Gökte uçan kuşları,<br />
<br />
Gördüğümüz düşleri,<br />
<br />
Yaptığımız işleri<br />
<br />
Bilirsin Yüce Rabbim<br />
<br />
<br />
Göğü, denizi, dağı,<br />
<br />
Yere düşen yaprağı,<br />
<br />
Olmuşu, olacağı,<br />
<br />
Bilirsin yüce Rabbim.<br />
<br />
<br />
Yarın neler olacak,<br />
<br />
Kim ölüp, kim kalacak,<br />
<br />
Kim ağlayıp gülecek,<br />
<br />
Bilirsin yüce Rabbim.<br />
<br />
<br />
Şimdi henüz küçüğüm<br />
<br />
Bir gün büyüyeceğim<br />
<br />
Müslüman doğdum elbet<br />
<br />
Müslüman öleceğim.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sen Duyarsın ALLAH´ım</span><br />
<br />
<br />
Fısıltılı sesleri,<br />
<br />
Kalpteki hevesleri,<br />
<br />
En zayıf nefesleri,<br />
<br />
Sen duyarsın ALLAH´ım.<br />
<br />
<br />
Arılar ne söyse,<br />
<br />
Kuşlar niyaz eylese,<br />
<br />
Bir çocuk ALLAH dese,<br />
<br />
Sen duyarsın ALLAH´ım.<br />
<br />
<br />
Göğün gürültüsünü,<br />
<br />
Suyun şırıltısını,<br />
<br />
Dua mırıltısını,<br />
<br />
Sen duyarsın ALLAH´ım.<br />
<br />
<br />
Arılar ne söylese,<br />
<br />
Kuşlar niyaz eylese,<br />
<br />
Bir çocuk Allah dese,<br />
<br />
Sen duyarsın ALLAH´ım.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Oku Ey Güzel Çocuk</span><br />
<br />
<br />
Oku ey güzel çocuk.<br />
<br />
Oku yer gök inlesin.<br />
<br />
Rabbimin buyruğunu,<br />
<br />
Meleklerde dinlesin.<br />
<br />
<br />
<br />
O minik elindeki Kur´an,<br />
<br />
Allah sözüdür.<br />
<br />
Mukaddes kitabımız,<br />
<br />
Kainatın özüdür.<br />
<br />
<br />
<br />
Doyur beni Kur´an´a.<br />
<br />
Şu gönlüm kansın, oku,<br />
<br />
Rabbimin buyruğuyla,<br />
<br />
Gönlüm yıkansın, oku.<br />
<br />
<br />
<br />
Çocuk yaşı yedi mi,<br />
<br />
Atsın ilme adımı.<br />
<br />
Ağacı eğemezsin,<br />
<br />
Yaşlandı kurudu mu.<br />
<br />
<br />
<br />
Ey başı boş geçen gel,<br />
<br />
Akıntı da yüzen gel.<br />
<br />
Faniden faydalanıp,<br />
<br />
Ebediyi kazan gel.<br />
<br />
<br />
<br />
Ahirette sana yar mı<br />
<br />
Hiç ilim gibi var mı<br />
<br />
Paraya tapan gafil,<br />
<br />
Kefenin cebi varmı .<br />
<br />
<br />
<br />
Dünyaya Gelen Nur<br />
<br />
Amine´ydi annesi,<br />
<br />
Milyonlar divanesi,<br />
<br />
Yer yerinden oynadı.<br />
<br />
İmân nuru kaynadı.<br />
<br />
<br />
<br />
Cehle ve küfre inat,<br />
<br />
Şereflendi kainat.<br />
<br />
Dünyaya geldi o nur,<br />
<br />
İnsanlık buldu onur.<br />
<br />
<br />
<br />
Kurban olam özüne,<br />
<br />
Doyulmaz gül yüzüne,<br />
<br />
O gece doğar güneş,<br />
<br />
İsa´ya gelir kardeş.<br />
<br />
<br />
<br />
Devran tersine döner,<br />
<br />
Yüz yıllık ateş söner.<br />
<br />
Bunu görenler der ki;<br />
<br />
Ya bugün, yarın belki.<br />
<br />
<br />
<br />
Nur kapısı açılır,<br />
<br />
O peygamber seçilir.<br />
<br />
Muhammed bir incidir.<br />
<br />
Mü´minin sevincidir.<br />
<br />
<br />
<br />
Anacaktır ümmeti,<br />
<br />
Hazreti Muhammed´i.<br />
<br />
Her yıl değil her gece.<br />
<br />
Her an onda düşünce.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Muhammed´dir Önderim</span><br />
<br />
<br />
Gözyaşını silmeyi,<br />
<br />
Tatlı tatlı gülmeyi,<br />
<br />
İnsanları sevmeyi,<br />
<br />
Emrettin Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Muhammed´dir önderim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim,<br />
<br />
Ben seni çok severim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Açık sözlü olmayı,<br />
<br />
Hal ve hatır sormayı,<br />
<br />
Doğruyu aramayı,<br />
<br />
Emrettin Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Muhammed´dir önderim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim,<br />
<br />
Ben seni çok severim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sevgi ile barış<br />
<br />
<br />
İyilikle yarış,<br />
<br />
Güzelliğe varış,<br />
<br />
Emrettin Peygamberim.<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim<br />
<br />
<br />
<br />
Kurs açıldı çocuklara,<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
Selam olsun soranlara,<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Umduğumdan iyi buldum.<br />
<br />
Hergün fazla feyiz aldım.<br />
<br />
Ailemede hoca oldum.<br />
<br />
Ben bir küçük talebiyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Perde inmez gözlerime.<br />
<br />
Sızı inmez dizlerime.<br />
<br />
Gülüp geçme sözlerime.<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu gayretler gitmez boşa.<br />
<br />
Gönül verdim ben bu işe.<br />
<br />
Yaşım geldi işte beşe,<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Ne güzel, yolumu seçtim.<br />
<br />
Engelleri birbir aştım.<br />
<br />
Cehalete savaş açtım.<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Müslümanım sözüm haktır.<br />
<br />
Bu kursun faydası çoktur.<br />
<br />
Okumanın yaşı yoktur<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Muhammed´dir önderim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim,<br />
<br />
Ben seni çok severim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ben Allâh´ın Kuluyum</span><br />
<br />
<br />
Hayatın boyunca bil<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
Başkalarının değil,<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
<br />
<br />
Göğsümdeki İmânla<br />
<br />
Elimdeki Kur´an´la<br />
<br />
Dilimdeki şükranla<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
<br />
<br />
Şükrümle namazımla,<br />
<br />
Tesbihim niyazımla,<br />
<br />
Duâmla,âvazımla,<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
<br />
<br />
Şükrederim baharda.<br />
<br />
Zikrederim seherde,<br />
<br />
Her zaman ve her yerde<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum,<br />
<br />
<br />
<br />
Put önünde eğilmem.<br />
<br />
Başka bir mabud bilmem.<br />
<br />
Her saniye ve herdem,<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
<br />
<br />
Farzı yapmayı,<br />
<br />
Haramı Terketmeyi,<br />
<br />
İslamı Yaşamayı,<br />
<br />
Öğrettin Peygamberim<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Peygamberim</span><br />
<br />
<br />
Yeryüzünde en büyük<br />
<br />
İnsandır Peygamberim.<br />
<br />
Bütün hasta. kalplere<br />
<br />
Dermandır Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
O´dur gönlümde yatan,<br />
<br />
Unutmam hiç bir zaman,<br />
<br />
Hep İslamı anlatan<br />
<br />
Fermandır Peygamberim<br />
<br />
<br />
<br />
Biliniz arkadaşlar.<br />
<br />
Dinecek akan yaşlar.<br />
<br />
Yolunda bütün başlar<br />
<br />
Kurbandır Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Olamaz kusur sende,<br />
<br />
Yürüyorum izinde<br />
<br />
En büyük mucizen de<br />
<br />
Kur´an´dır Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Dindirdi her yasını<br />
<br />
Ak etti karasını<br />
<br />
İnsanlık yarasını<br />
<br />
Sarandır Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Muhammeddir önderim,<br />
<br />
Sevgili Peygamberim,<br />
<br />
Ben seni çok severim,<br />
<br />
Sevgili Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DUÂ</span><br />
<br />
<br />
Ellerimi açtım sana,<br />
<br />
Kabul eyle yarabbena.<br />
<br />
Duâ ediyorum sana<br />
<br />
Kabul eyle yarabbena.<br />
<br />
<br />
<br />
Beni sakın utandırma,<br />
<br />
Kur´an yolundan ayırma,<br />
<br />
Hafızlık nasib et bana<br />
<br />
Kabul eyle yarabbenâ.<br />
<br />
<br />
<br />
Günahlarımı affeyle,<br />
<br />
Kalbimi nura gark eyle,<br />
<br />
Hocamı muzaffer eyle,<br />
<br />
Kabul eyle yarabbena.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BESMELE</span><br />
<br />
<br />
Besmeleyle başlarım.<br />
<br />
İşlerime her zaman.<br />
<br />
Güç bulur, kuvvet bulur.<br />
<br />
Damarlarımdaki kan.<br />
<br />
<br />
<br />
Herbir zararlı şeyden,<br />
<br />
Korur seni bismillâh,<br />
<br />
Bismillâh diyen kulu,<br />
<br />
Her zaman sever Allah.<br />
<br />
<br />
<br />
Allah adıyla başla<br />
<br />
Yemeğini yiyorken,<br />
<br />
Büyük küçük her kese,<br />
<br />
Sözlerini diyorken.<br />
<br />
<br />
<br />
Besmele sağlam kılıç.<br />
<br />
Onu şeytan kıramaz.<br />
<br />
Bismillâh diyen kula.<br />
<br />
Kötülük uğrayamaz.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YÜCEKITABIM</span><br />
<br />
<br />
Elimde Kur´an,<br />
<br />
Dilimde Kur´an,<br />
<br />
Benimle her an,<br />
<br />
Yüce Kitabım.<br />
<br />
<br />
<br />
Rabbimin sözü,<br />
<br />
Her şeyin özü,<br />
<br />
Uyarır bizi,<br />
<br />
Yüce Kitabım.<br />
<br />
<br />
<br />
Seni okuyan,<br />
<br />
Sesini duyan,<br />
<br />
Mutlu her zaman,<br />
<br />
Yüce Kitabım.<br />
<br />
<br />
<br />
Sendedir hayat,<br />
<br />
Ruhumu parlat,<br />
<br />
Beni aydınlat,<br />
<br />
Yüce Kitabım.<br />
<br />
<br />
<br />
Sen başlara taç,<br />
<br />
Ruhlara ilaç,<br />
<br />
Biz sana muhtaç,<br />
<br />
Yüce kitabım.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allahtır Ilk Sözümüz</span><br />
<br />
<br />
Allahtır ilk sözümüz,<br />
<br />
İmân dolu özümüz,<br />
<br />
Uyanırken her sabah,<br />
<br />
Derim hemen Bismillah.<br />
<br />
<br />
<br />
Düşürmem hiç dilimden,<br />
<br />
Allah tutar elimden,<br />
<br />
<br />
<br />
Birşey yerken içerken,<br />
<br />
Kitabımı açarken,<br />
<br />
Yönelirim Rabbime.<br />
<br />
Kuvvet gelir kalbime.<br />
<br />
<br />
<br />
Düşürmem hiç dilimden,<br />
<br />
Allah tutar elimden.<br />
<br />
En Büyük Kim<br />
<br />
<br />
Hakkı bilmez vah vah!<br />
<br />
Cimri vermez vah vah!<br />
<br />
Sözde durmaz vah vah!<br />
<br />
Bakar görmez. vah vah!<br />
<br />
Cennet ucuz değil vallah!<br />
<br />
<br />
<br />
En büyük kim Allah.<br />
<br />
En güzel kim Allah.<br />
<br />
Esirgeyen Allah.<br />
<br />
Bağışlayan Allah.<br />
<br />
<br />
<br />
Hakka uymaz vah vah!<br />
<br />
Yerde doymaz vah vah!<br />
<br />
Komşu bilmez vah vah!<br />
<br />
Sanki ölmez vah vah!<br />
<br />
Sende öleceksin vallah!<br />
<br />
<br />
<br />
En büyük kim Allah.<br />
<br />
En güzel kim Allah.<br />
<br />
Esirgeyen Allah.<br />
<br />
Bağışlayan Allah.<br />
<br />
<br />
<br />
Haktan korkmaz vah vah!<br />
<br />
Bencil sevmez vah vah!<br />
<br />
Vurdum duymaz vah vah!<br />
<br />
Sanki bilmez vah vah!<br />
<br />
Hakka sual vardır vallah!<br />
<br />
<br />
<br />
En büyük kim Allah.<br />
<br />
En güzel kim Allah.<br />
<br />
Esirgeyen Allah.<br />
<br />
Bağışlayan Allah.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEVHID</span><br />
<br />
<br />
Başka yok, var bir Allah,<br />
<br />
La ilaheillalah.<br />
<br />
Dillerde tekbir Allah,<br />
<br />
La ilaheillallah.<br />
<br />
<br />
<br />
Budur benim ezberim,<br />
<br />
Muhammed Peygamberim,<br />
<br />
Derim başka söz günah,<br />
<br />
La ilahe illallah.<br />
<br />
<br />
<br />
Sular devrilip gider,<br />
<br />
Zerreler tekbir eder,<br />
<br />
Her nefes bak der Allah,<br />
<br />
La ilahe illallah.<br />
<br />
<br />
<br />
Yerde gökte okunur,<br />
<br />
La ilahe illallah,<br />
<br />
Söylenecek söz budur,<br />
<br />
Lailahe illallah.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Müslüman Çocuğun Edebi</span><br />
<br />
<br />
Her hayrın başı besmeledir<br />
Çocuklar!<br />
<br />
Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır. Sonunda da Elhamdülillah denir.<br />
<br />
Sevgili Peygamberimiz: "Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denmezse o işte hayır olmaz"buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur. Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:<br />
<br />
"Yemek yemeğe, abdest almaya ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir.<br />
<br />
. Tuvalete girerken besmele çekmek mekruhtur.<br />
<br />
. Haram olan birşeyi yapmaya başlarken besmele çekmek haramdır. Biz müslümanlar haramlardan kaçınacağız.<br />
<br />
. Kapıları açıp kapatırken, mutfaktaki yemek kaplarının kapaklarını açarken, yemek yapken, ocak yakarken, mutfağa girerken besmele çekmek sünnettir.<br />
<br />
. Süt, su, çay, ilaç içmeye başlarken besmele çekilir.<br />
<br />
. Sakalı tamamen keserken besmele çekmek câiz değildir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Eve giriş çıkış âdabı</span><br />
<br />
1. Kapının sağında veya solunda durmak,<br />
<br />
2. Kapıya 3 defa vurmak, izin verilir ise, içeriye girmek, izin verilmez ise geri dönmek,<br />
<br />
3. Eve girince "Esselamü Aleyküm" diyerek selam vermek,<br />
<br />
4. Büyüklerin odanın yukarı tarafında oturmasına özen göstermek,<br />
<br />
5. Evden çıkarken yine selamlaşmak,<br />
<br />
6. Evden çıkınca "Bismillahi tevekkeltü al-Allah la havle vela guvvete illabillah" demek; âdaptandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yemek yeme âdabı</span><br />
<br />
1. Sofra hazırlanırken yardımcı olmak,<br />
<br />
2. Yemekten önce elleri yıkamak,<br />
<br />
3. Büyükleri sofraya oturmadan sofraya oturmamak,<br />
<br />
4. Besmele çekip tuz ile başlamak,<br />
<br />
5. Tabaklarda artık, sofrada kırıntı bırakmamak,<br />
<br />
6. Yemek seçmemeye özen göstermek,<br />
<br />
7. Yemek arasında su içmemeye çalışıp, yemekten bir saat sonra içmek,<br />
<br />
8. Yemeği aynı kaptan yeyip, tabağın ortasından değil, kendi önünden yemek,<br />
<br />
9. Yemeği sağ elle yemek,<br />
<br />
10. Gezinerek yemek yememek,<br />
<br />
11. Yemek bitince tuz ve dua ile bitirmek,<br />
<br />
12. Yemeği yapana teşekkür etmek,<br />
<br />
13. Sofra kaldırırken yardımcı olmak,<br />
<br />
14. Yemek sonrası elleri yıkamak, Dişleri fırçalamak,<br />
<br />
15. Acıkmadan yemek yememek; yemeğin başlıca âdaplarıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yemek Duası</span><br />
<br />
Rabbi yessir, velâ tuâssir Rabbi temmim bil hayr. Elhamdülillah Elhamdülillah. Elhamdülillahillezi et amena ve segana ve calena minel müslimin Bizleri yediren, Bizleri içiren Bizleri müslüman olarak yaşatan rabbimize şükürler olsun. Yediğimiz nur, içtiğimiz nur hepimize afiyet olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Suyu içme âdabı</span><br />
<br />
1. Suyu bardaktan (veya tasdan) içmek<br />
<br />
2. Suyu oturarak içmek,<br />
<br />
3. Sağ eldeki bardağı ağza götürüp "Bismillahirrahmanirrahim" demek,<br />
<br />
4. Bardağı ağızdan ayırıp "Elhamdülillah" demek,<br />
<br />
5. Sonra yine besmele ile iki üç yudum daha içmek; arkasından elhamdüllilah demek,<br />
<br />
6. Üçüncü defa suyu besmele ile tekrar içip sonunda Elhamdülillah demek; su içmenin âdablarıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tuvalet âdabı</span><br />
<br />
1. Tuvalete girmeden elleri yıkamak,<br />
<br />
2. Sol ayak ile girmek,<br />
<br />
3. İhtiyacı ayakta değil, oturarak gidermek,<br />
<br />
4. Tuvalette konuşmamak, bir şeyler yememek, oyalanmamak,<br />
<br />
5. Tuvaletten çıkmadan temizlik kontrolü yapmak,<br />
<br />
6. Sağ ayak ile çıkmak,<br />
<br />
7. Çıkınca "Gufraneke" demek,<br />
<br />
8. Tekrar elleri sabunla yıkamak; âdaptandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yatma âdabı</span><br />
<br />
1. Yatmadan önce elleri yıkamak,<br />
<br />
2. Dişleri fırçalamak,<br />
<br />
3. Kıyafetlerle değil, pijamalarla yatmaya özen göstermek,<br />
<br />
4. Giysilerimizi sağdan giymeye başlamak,<br />
<br />
5. Yatacağımız yeri elimiz ile 3 defa çırpmak,<br />
<br />
6. Besmele çekip sağ tarafa doğru dönüp yatmak,<br />
<br />
7. Yatmadan önce dua etmek; âdaptandır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) buyuruyor: "Suyu çocuğun memeyi emmesi gibi için. Depodan doldurur gibi içmeyin. Ondan ciğer hastalıkları zuhur eder."<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Temel Bilgiler</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çocuklar</span><br />
<br />
. Daima ve heryerde Allah´ın kontrolü altında olduğunuzu unutmayınız.<br />
<br />
. Allah´ı çok çok zikrediniz.<br />
<br />
. Allah´a koşunuz ve O´nun yolundan ayrılmayınız.<br />
<br />
. Yalnız ona ibadet ediniz ve yalnız ondan yardım isteyiniz.<br />
<br />
Unutmayın ki; kudret ve kuvvet sahibi yalnız Allah´tır. Ve O, herşeye kâdirdir.<br />
<br />
Ben küçük bir müslümanım .<br />
<br />
Allah´a ve Rasûlü´ne itâat ediyorum. .<br />
<br />
Allah Teâla´yı ve Hz. Muhammed (sav)´i çok seviyorum.<br />
<br />
Anne ve Babamın kalblerini kırmıyor, benden istemiş oldukları herşeyi yerine getiriyorum.<br />
<br />
Onlara "öf" bile demiyor, çok iyi davranıyorum. .<br />
<br />
Kardeşlerimi, arkadaşlarımı, dostlarımı ve bütün müslümanları seviyorum.<br />
<br />
Büyüklerime hürmet, küçüklerime sevgi ve muhabbet gösteriyorum. .<br />
<br />
Her zaman doğru konuşmaya çalışıyorum, yalandan nefret ediyorum. .<br />
<br />
İnsanların hak ve hukukunu gözetmeye çalışıyorum.<br />
<br />
İslamın yasak etmiş olduğu kötü ve yüz kızartıcı fiilerden şiddetle kaçınıyorum.<br />
<br />
Ve etrafımdaki insanların da, böyle hareket etmeleri için gayret sarfediyorum. .<br />
<br />
Bütün müslümanlara hürmet ediyor, hiçbirine karşı kötü söz söylemiyorum. Çünkü müslüman; iyi insan, güzel konuşan, herkese örnek olan, Allah´a ve Resûlüne gönül veren insan demektir.<br />
<br />
Zayıf ve yardıma muhtaç olan insanların yardımına koşuyorum.<br />
<br />
Kuşlara ve hayvanlara karşı iyi davranıyor, onlara işkence etmiyorum. .<br />
<br />
Allah´ın sev dediklerini seviyor, sevme dediklerini sevmiyorum. .<br />
<br />
Kur´an-ı Kerim´i daima okuyorum. Çünkü o, Allah Teâla´nın kitabıdır. .<br />
<br />
Kur´an´ın içindeki bütün hükümlere inanıyorum. Çünkü o hükümlerin hepsi Allah´ın kelâmıdır.<br />
<br />
Allah´ın kelâmı ise eskimez ve değişmez. .<br />
<br />
Yüce dinim İslam´ın emirlerini hayatımın her safhasında uygulamaya çalışıyorum. Çünkü "müslüman" adını taşıyorum.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sorular ve Cevaplar</span><br />
<br />
Ekmeği kim yapıyor (Fırıncı)<br />
<br />
Elbiseyi kim dikiyor (Terzi)<br />
<br />
Sandalyeyi kim yapıyor (Marangoz)<br />
<br />
Baltayı kim yapıyor (Demirci)<br />
<br />
Her şeyi yaratan Allah´dır<br />
<br />
Gören gözlerimizi kim yarattı<br />
<br />
İşiten kulaklarımızı kim yarattı<br />
<br />
Yiyen ve öğüten dişlerimizi kim yarattı<br />
<br />
Konuşan dilimizi kim yarattı<br />
<br />
Yeri ve göğü kim yarattı<br />
<br />
İnsanları ve hayvanları kim yarattı<br />
<br />
Güneşi ve ay´ı kim yarattı<br />
<br />
Allah Teâla her şeye kadirdir<br />
<br />
Yıldızları ve gezegenleri düşmekten koruyan Allah Teâlâ´dır<br />
<br />
Kuşlara nasıl uçacaklarını öğreten Allah Teâla (cc)´dır.<br />
<br />
Balıklara nasıl yüzeceklerini, pınarların yerden nasıl fışkıracağını ve nehirlerin nasıl akacağını öğreten Allah Teâlâ´dır.<br />
<br />
Rüzgarı gönderen Allah Teâlâ´dır<br />
<br />
Bulutları ve yağmurları vasıtasıyla ormanları, tarlaları ve ovaları sulayan Allah Teâlâdır.<br />
<br />
Küçücük tohumlardan ve çekirdeklerden büyük büyük ağaçlar ve bitkiler meydana getiren Allah Teâlâ´dır.<br />
<br />
Güzel güzel çiçekleri, tatlı hurmalara ve tatlı meyvelere çeviren ve onlara çeşitli koku ve tatlılık veren Allah Teâlâ´dır.<br />
<br />
Allah Teâlâ, her şeye kâdirdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Herşeyin sahibi Allah Teâlâ´dır</span><br />
<br />
Gök ve onda mevcut olan her şeyin güneşin, ayın yıldızların ve gezegenlerin sahibi Allah Teâlâ´dır.<br />
<br />
Yer ve onda mevcut olan herşeyin, dağların, denizlerin, nehirlerin ve ovaların sahibi Allah Teâla´dır.<br />
<br />
İnsanların, hayvanların, bitkilerin ve kainattaki bütün canlı cansızların sahibi Allah Teâla´dır.<br />
<br />
Yerde ve gökte olan her şeyin sahibi Allah Teâlâ´dır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah Teâlâ birdir</span><br />
<br />
Allah Teâlâ birdir, - Hâşa- O´nun anası ve babası yoktur.<br />
<br />
Allah Teâlâ birdir, - Hâşa- O´nun çocuğu yoktur.<br />
<br />
Allah Teâlâ birdir, - Hâşa- O´nun benzeri yoktur.<br />
<br />
Allah Teâlâ birdir, - Hâşa- O´nun ortağı yoktur.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) buyuruyor:<br />
<br />
"Amellerin en üstünü, sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğine de Allah için düşman olmaktır."<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Peygamberim Hazreti Muhammed (sav)</span><br />
<br />
Allah ve Peygamber sevgisi; dinimizin esası, Allah´a varmanın en kestirme yoludur... Bu ciddi sevginin anlamı, Allah´ın emir ve yasaklarına, Peygamberimiz (sav)´in buyruklarına ve sünnetine uymaktır.<br />
<br />
O halde ey çocuklar!<br />
<br />
Kalplerinizi yalancı sevgilerden temizleyiniz! Allah ve peygamber sevgisinden üstün bir sevgi tanımayınız!<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)´in Küçüklüğünde Sahip Olduğu Ahlâk<br />
<br />
Sevgili çocuklar,<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) küçüklüğünde güzel ahlâkla ve kerim sıfatlarla anılırdı. Çünkü O, daima doğru söylerdi, yalan söylemezdi.<br />
<br />
İnsanlar emanetlerini ve kıymetli eşyalarını onun yanına bırakırlardı. Ve istedikleri zaman da bıraktıkları gibi alırlardı. Çünkü onun en büyük sıfatı "el-Emin", yani "güvenilir" olmasıydı.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) çobanlık yapardı. Ve rızkını elde etmek için ticaretle de uğraşırdı. Aktifliği ve çalışmayı çok severdi.<br />
<br />
Kimseye kızmaz ve kimseye kötü söz söylemezdi. Güzel edebi sebebiyle daima iyi muamelede bulunurdu. Kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Affetmek onun şiarı olduğu için, kendisine kötülük edenleri affederdi.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) yetim kimselere iyilikte bulunurdu. Zayıflara, fakirlere ve muhtaçlara yardım ederdi. Değil insanlara, hayvanlara dahi eziyet etmezdi. O cömert ve pek merhamet sahibi idi.<br />
<br />
Evet sevgili çocuklar,<br />
<br />
Siz de daima doğru, güvenilir, yalan söylemeyen, başkalarına haksızlık etmeyen, çalışkan, affedici ve edebli olmalısınız. Olmalısınız ki, Resûlullah (sav)´in ahlâkıyla ahlâklanasınız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sevgili Çocuklar!</span><br />
<br />
Bizler müslümanız, elhamdülillah... Dünyada bir insanın sahip olabileceği en kıymetli özelliği müslümanlıktır.<br />
<br />
Müslümanlığımızı korumanın tek yolu vardır, o da dinimizi öğrenmek ve öğrendiklerimizi yaşantımıza tatbik etmektir. Eğer öğrendiklerimizi yaşantımızda uygulamazsak müslümanlığımızı ve bir günde İmânımızı kaybedebiliriz.<br />
<br />
İmânı olmayanlar cehenneme giderler. Cehennem cezâ çekme yeridir. Müslümanlar da cennete giderler. Cennet insanın her arzusunun verildiği yerdir. Gönlünüzde ne arzu ediyorsanız bunların hepsini cennette göreceksiniz. Cennette bir şeye sahip olmak için paraya gerek yok. Bu, Allah´ın sevdiği kullarına birer ikramı olacaktır.<br />
<br />
Mesela, babanız size sınıfınızı geçtiniz, diye mükâfat olarak aldığı bisikleti size verdiğinde sizden para alıyor mu İşte Allah da, iyi kullarını cennette böyle mükafatlandıracak. Iyi kul olmak için müslüman olmak ve müslümanca yaşamak şarttır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İbâdetsizlik itaatsizliktir</span><br />
<br />
Çocuklar!<br />
<br />
Sevgili Peygamberimiz: "Müslüman ile kâfir arasında en büyük fark namazdır.<br />
<br />
Namazını terk eden kâfirler gibi yaşar." buyurmuştur. Onun için sakın namazı ihmal etmeyiniz. Anneniz babanız namaz kılmıyorlarsa onları ikaz ediniz. O zaman Allah sizi daha çok sever. Cennetiyle mükafatlandırır sizleri. Cennet en güzel bir yerdir. Kim istemez oraya gitmeyi Şu kâfirlere bakın. Şeytana uymuşlar cehenneme talim ediyorlar.<br />
<br />
Birde ibâdetsiz müslümanlara acıyoruz. İbâdetsizlik çok büyük eksikliktir. İbâdet etmeyen Allah´a itaat etmiyor demektir.<br />
<br />
Anneniz size "Git bakkaldan ekmek al" dese siz de almasanız, anneniz sizi sevmez değil mi Çünkü annenizin sözünü tutmadınız. Allah da namaz kıl, oruç tut, cihad et diye emrediyor. Bir insan bunları yapmazsa Allah da böylelerini sevmez.<br />
<br />
Çünkü; İbadetsizlik itaatsizliktir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Söyle bakalım</span><br />
<br />
- Sen kimin kulusun<br />
<br />
- Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
- Kimin ümmetindensin<br />
<br />
- Hz. Muhammed sallallahü aleyhi vesellemin ümmetindenim.<br />
<br />
- Dinin nedir<br />
<br />
- İslâm<br />
<br />
- Kitabın nedir<br />
<br />
- Kur´an-ı Kerim<br />
<br />
- Kıblen neresidir<br />
<br />
- Kâbe.<br />
<br />
- Nereden geldin nereye gideceksin<br />
<br />
- Allah´tan geldim yine Allah´a döneceğim.<br />
<br />
- Niçin geldin<br />
<br />
- Allah´ıma kulluk yapmak için geldim.<br />
<br />
- Dünyaya ne olarak geldin<br />
<br />
- Müslüman olarak geldim. Zira her doğan kimden doğarsa doğsun, müslüman olarak doğar. Bulüğ çağından sonra doğduğu dinden ayrılanlar kâfir olur. Kâfirler ebedi cehennemliklerdir.<br />
<br />
- Ne zamandan beri müslümansın<br />
<br />
- Kaalû belâ zamanından beri müslümanım.<br />
<br />
- Kaalû belâ ne demektir<br />
<br />
- Cenâb-ı Hakk (Celle Celalühü) Hz. Adem´i yarattıktan sonra zerrecikler halinde bulunan insan zürriyetini Hz. Adem´in sulbünden çıkararak ruhlarımıza hitab edip buyurdu ki: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim " Ruhlarımız da "Evet, sen bizim Rabbimizsin. Ancak sana kulluk eder, senden yardım dileriz. Emirlerini sapmadan, saptırmadan yerine getiririz..." dediler. Işte bu konuşmanın olduğu zamana "Kaalû Belâ" denir. Bu konuşma dünyada Hz. Adem yaratıldıktan sonra olmuştur. Ruhların İmânı da o zaman gerçekleşmiştir.<br />
<br />
- Bizim önderimiz, örnek alacağımız rehberimiz kimdir<br />
<br />
- Bizim önderimiz, örneğimiz, rehberimiz gelmiş ve gelecek bütün insanların en yücesi: Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimizdir.<br />
<br />
- Peygamberimiz nerede doğdu<br />
<br />
- Mekke´de doğdu.<br />
<br />
- Babasının adı nedir<br />
<br />
- Abdullah.<br />
<br />
- Annesinin adı nedir<br />
<br />
- Âmine.<br />
<br />
- Süt annesinin adı nedir<br />
<br />
- Halime<br />
<br />
- Peygamberimiz hangi tarihte doğdu<br />
<br />
- 12 Rebiülevvel 571 Pazartesi gecesi Mekke´de doğdu.<br />
<br />
- Hangi tarihte nereye hicret etti<br />
<br />
- 622´de Medine-i Münevvere´ye hicret etti.<br />
<br />
- Medine-i Münevvere´ye gelir gelmez ne yaptı<br />
<br />
- İslam devletini kurdu.<br />
<br />
- Kaç yaşında peygamberlik geldi.<br />
<br />
- 40 yaşında.<br />
<br />
- Peygamberlik kaç sene devam etti<br />
<br />
- 23 sene devam etti.<br />
<br />
- Peygamberimiz kaç yaşında vefat etti<br />
<br />
- 63 yaşında Medine´de vefat etti.<br />
<br />
- Peygamberimiz nerede yatıyor.<br />
<br />
- Medine-i Münevvere´de yatıyor.<br />
<br />
- Peygamberimizin kaç çocuğu vardı<br />
<br />
- Yedi çocuğu vardı. Bunlardan üçü erkek dördü de kız idi. İbrahim Kâsım, Abdullah, Zeynep, Rükiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma.<br />
<br />
- Kelime-i Tevhid´i söyleyiniz.<br />
<br />
- Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasûlüllah. (Allah´tan başka ilâh yoktur. Muhammed (sav) O´nun peygamberidir.)<br />
<br />
- Kelime-i Şehâdet´i söyleyiniz.<br />
<br />
- Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü. (Ben şehadet ediyorum ki Allah´tan başka ilâh yoktur; Muhammed (sav) O´nun kulu ve peygamberidir.)<br />
<br />
- İslâm nedir<br />
<br />
- İslam, Allah´ın son din olarak vahyettiği ilâhi nizamın adıdır. Müslümanın dünyasını İslam ile ayarlamayanlar hiç bir zaman mutlu olamazlar.<br />
<br />
- Sahâbe, Muhâcir, Ensâr ve Tabiin kimlere denir<br />
<br />
-Sahâbe: Peygamberimizi en az bir defa olsun gözüyle görüp sohbetinde bulunan müslümana denir. Ashab da sahabeler demektir.<br />
<br />
Muhâcir: Kafirlerin zulümlerinden, Mekke´den Medine´ye hicret eden müslümanlara denir.<br />
<br />
Ensâr: Mekke´den Medine´ye gelen müslümanlara yardım eden Medine´li müslümanlara denir.<br />
<br />
Tabiin: Peygamberimizi gören müslümanları gören, müslümanlara denir.<br />
<br />
- İslâm´ın temel esasları kaçtır<br />
<br />
- İkidir<br />
<br />
1) İmânın şartları,<br />
<br />
2) İslâmın şartları,<br />
<br />
Her müslümanın bilmesi gereken farzlar diye özetlenen bilgiler bu iki esas içinde yer almaktadır. Birkimse İmân´ın ve İslam´ın şartlarını bilirse ve bildiğiyle amel ederse makbul bir müslüman olur.<br />
<br />
- İmânın şartlarını söyleyip izah edebilir misiniz<br />
<br />
- İmânın şartı altıdır:<br />
<br />
1) Allah´a İmân,<br />
<br />
2) Meleklere İmân,<br />
<br />
3) Kitaplara İmân,<br />
<br />
4) Peygamberlere İmân,<br />
<br />
5) Ahiret gününe İmân,<br />
<br />
6) Kadere İmân.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">- İslâm´ın şartlarını söyleyip izah edebilir misiniz</span><br />
<br />
- İslam´ın beş şartı vardır.<br />
<br />
1) Kelime-i Şehâdet getirmek,<br />
<br />
2) Namaz kılmak,<br />
<br />
3) Oruç tutmak,<br />
<br />
4) Zekât vermek,<br />
<br />
5) Hacca gitmek.<br />
<br />
Şimdi bunları sırasıyla özetleyip, ayrı ayrı izah edelim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İmânın şartları</span><br />
<br />
1. Allah´a İmân:<br />
<br />
Aklı başında olan ve ergenlik çağına gelen her insana Allah´a İmân farzdır. Allah, zâtı sıfatlarıyla bilinir. Allah´ın sıfatları zâti ve sübûti olmak üzere ikiye ayrılır. Şöyle özetleyebiliriz:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zâti sıfatlar 6 tanedir:</span><br />
<br />
1) Vucud: Allah vardır.<br />
<br />
2) Kıdem: Varlığının başlangıcı yoktur.<br />
<br />
3) Beka: Varlığının sonu yoktur.<br />
<br />
4) Vahdâniyet: Allah (cc) bir´dir.<br />
<br />
5) Muhalefet´ün lil-Havadis: Yaratılanların hiç birine benzemez.<br />
<br />
6) Kıyam Binefsihi: Varlığının kendisinden olması, başkasına muhtaç olmamasıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sübûti sıfatları 7 tanedir:</span><br />
<br />
1) Hayat: Allah diridir.<br />
<br />
2) İlim: Bilendir.<br />
<br />
3) Basar: Görendir.<br />
<br />
4) Semi: İşitendir.<br />
<br />
5) İrâde: Dileyendir.<br />
<br />
6) Kelâm: Söyleyendir.<br />
<br />
7) Tekvin: Yaratan, öldüren dirilten, rızık veren, nimete erdiren azaba, uğratandır.<br />
<br />
<br />
<br />
2. Meleklere İmân:<br />
Melekler gözle görülmeyen varlıklardır. Nurdan yaratılmışlardır. Peygamberler ve veliler onları görebilirler. Melekler yemezler-içmezler, erkeklik ve dişilikleri de yoktur. Her yerde bulunurlar ve diledikleri şekle girebilirler.<br />
<br />
Melekler, günlük hayatımızı ânı anına kaydederler. Hareketlerimizi görünmeyen bir filme; seslerimizi görünmeyen bir şeride tesbit ederler. Böylece, hayat dosyalarımızı âhiret gününde tetkik edilmek üzere hazırlamış ve düzenlemiş olurlar.<br />
<br />
Dört büyük melek vardır ve vazifeleri şunlardır:<br />
<br />
1) Cebrâil: İlâhi hükümleri peygamberlere ulaştıran melektir.<br />
<br />
2) Azrail: Eceli gelenlerin ruhlarını alır.<br />
<br />
3) Mikâil: Tabiat hadiseleriyle görevlidir.<br />
<br />
4) Isrâfil: Dünya hayatının sonunu ve mahşer halinin başlangıcını ilân etmekle vazifelidir.<br />
<br />
<br />
<br />
3. Kitaplara İmân:<br />
Cenâb-ı Hak (cc), insanları doğru yola iletmek için Cebrâil Aleyhisselam vasıtasıyla Peygamberlere kitaplar göndermiştir. Bu kitaplar:<br />
<br />
a) Büyük olanlar,<br />
<br />
b) Küçük olanlar, diye ikiye ayrılır.<br />
<br />
Küçük olanlara "Suhuf" da denir ki, bunlar yüz sahifedir.<br />
<br />
Bu yüz sahife şu Peygamberlere gönderilmiştir:<br />
<br />
Âdem Aleyhisselam´a: 10 sahife<br />
<br />
Şit Aleyhisselam´a: 50 sahife<br />
<br />
İdris Aleyhisselam´a: 30 Sahife<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselam´a: 10 sahife gönderilmiştir.<br />
<br />
Büyük kitaplar da şu peygamberlere gönderilmiştir:<br />
<br />
Musa Aleyhisselam´a: Tevrat<br />
<br />
Davud Aleyhisselam´a: Zebur.<br />
<br />
İsa Aleyhisselam´a: İncil<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz´e Kur´an-ı Kerim, gönderilmiştir.</span><br />
<br />
Allah´ın göndermiş olduğu bu kitapların hükümleri Kur´an-ı Kerim hariç diğerleri muayyen bir zaman için olmuş, yeni bir kitap gelince önceki kitabın hükmü ortadan kalkmıştır. Bu durum Hz. Adem aleyhisselamdan son peygamber Hz. Muhammed (sav)´e kadar devam etmiştir. Hz. Muhammed (sav) son peygamber olduğu için kitabımız Kur´an-ı Kerim de son kitaptır. O´nun hükmü kıyamete kadar geçerlidir. diğer kitapların hükmü yürürlükten kalkmıştır. Kur´an-ı Kerim Peygamberimize 40 yaşında iken gelmeye başladı. 23 senede tamamlandı. İçinde 114 süre, 6666 ayet vardır. Kur´an´ın bütün ayetlerin ezbere bilene hafız denir.<br />
<br />
Kur´an Arapça gönderilmiştir. Arap alfabesiyle yazılır. Kur´an diğer alfabelerle yazılmaz. Türkçe, ingilizce, almanca, fransızca vb. alfabelerle yazılması mümkün değildir. Sizin de elinize baten türk alfabesiyle yazılmış "Yâsin, Tebâreke, Amme" veya Kur´an´ın tamamı geçebilir. Bunları okumak katiyyen günahtır. Kur´an Allah´ın kelamıdır. O´nun yazılışı da okunuşu da vahyedildiği gibi olacaktır.<br />
<br />
Kur´an okumak çok kolaydır. Arzu edenler çok kısa zamanda bunu başarabilirler. Kur´an-ı Kerim´in türkçe tercümesi yapılmıştır. Geniş açıklamalı tefsirler de yazılmıştır. Ancak bunların hiçbiri Kur´an yerine geçmez.<br />
<br />
Kur´an dünya tarihinde en büyük inkılâbı yapan kitaptır. O´na dil uzatanlar ancak akılsızlardır.<br />
<br />
<br />
4.Peygamberlere İmân:<br />
Allah (cc) insanlara hakkı ve hakikatı öğretmek, tehvid yoluna iletmek için insanların içinden peygamberler seçmiştir. Bu peygamberlerden bazılarına kitap gönderilmiş, bazılarına gönderilmeyip önceki peygamberlere gelen kitabın esaslarının takip edilmesi emredilmiştir. Kitap gönderilen peygamberlere "Rasul" gönderilmeyenlere "Nebi" denir.<br />
<br />
Peygamberlerin kesin sayısını Allah (cc) bilir. Bizim bildiğimiz Kur´an´da ismi geçen 28 peygamber vardır.<br />
<br />
Ilk peygamber Hz. Adem (as), son peygamber Hz. Muhammed (sav)´dir. Bu ikisinin arasında sayısını ancak Allah´ın bildiği miktarda peygamberler gelmiştir. Biz bütün peygamberlere İmân ederiz, hak olduğuna inanırız. Son Peygamber Hz. Muhammed (sav)´in ümmetiyiz. Bundan sonra da başka bir peygamber gelmeyecektir.<br />
<br />
<br />
5. Ahiret gününe İmân:<br />
İmânın beşinci temeli ahiret hayatına inanmaktır. Dünyada gelen herkes ömrü bitince ölür. Toprağa gömülür. Toprak altında geçen zamana kabir hayatı denir.<br />
<br />
Dünyanın da ömrü vardır. Dünya ve dünyadakilerin sonu kıyamettir. Kıyamet, her şeyin ölmesidir. Kıyamet, meleklerden Isrâfil (as)´ın "sûr" denilen mahiyetini ancak Allah´ın bildiği bir şeyi yine Allah´ın emriyle üflemesiyle gerçekleşecek. Bu ses ile her şeyin hayatı sona erecek. Aynı melek aynı sesi bir daha duyuracak, kainata baştan beri gelen bütün canlılar dirilecek. Ahiret hayatı da böylece başlayacak. Ahiret hayatının sonu da olmayacak.<br />
<br />
Dünya hayatının hesabı ahirette sorulacak. Iyi amel işleyenler cennete girip mükafatlanacak, kötü amel işleyenler cehenneme girip cezalandırılacaktır.<br />
<br />
<br />
6. Kadere İmân:<br />
Kadere, hayır ve şer´in Allah´tan olduğuna İmân, İmânın altıncı şartıdır.<br />
<br />
Cenab-ı Hakk´ın sıfatlarından biri de ilimdir. Işte Rabbi´mizin her şeyi daha önceden takdir edip bilmesine "Kader," O´nun bildiği bu işin zamanı geldiğinde meydana gelmesine "Kazâ" denir.<br />
<br />
Gerçek mü´min, bu altı şarta şeksiz, şüphesiz inanmak mecburiyetindedir. Şüphesi olan kâfir olur.<br />
<br />
İslâm´ın şartları<br />
1. Kelime-i Şehâdet getirmek:<br />
<br />
Kelime-i Şehâdet şudur: "Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü."<br />
<br />
Manası: (Ben şehadet ediyorum ki Allah´tan başka ilâh yoktur; Muhammed (sav) O´nun kulu ve Resûlüdür.)<br />
<br />
2. Namaz kılmak:<br />
<br />
Namaz nedir Namaz dinin direğidir. Akıllı, buluğa eren her müslüman yapmak<br />
<br />
mecburiyetinde olduğu Allah´ın kesin emridir.<br />
<br />
3. Oruç tutmak:<br />
<br />
Ramazan ayı gelince akıllı, buluğa eren müslümanlara farzdır. Haftanın pazartesi, perşembe günleri, kameri ayların 13, 14 ve 15´inci günleri oruç tutmak Peygamber (sav) Efendimizin sünnetidir.<br />
<br />
4. Zekât vermek:<br />
<br />
Zekat, zengin müslümanlara farzdır. Fakir müslümanlara farz değildir.<br />
<br />
5. Hacca gitmek:<br />
<br />
Hacc, zengin müslümanlara farzdır. Fakir müslümanlara farz değildir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çocukların ana-babalarına karşı davranışlarına ait başlıca kurallar şunlardır.</span><br />
<br />
<br />
1) Ana ve babanın sözlerini dinlemek.<br />
<br />
2) Onların emirlerine uygun hareket etmek.<br />
<br />
3) Onlar izin vermedikçe oturmamak.<br />
<br />
4) Onlar ayağa kalktıkları vakit hemen ayağa kalkmak.<br />
<br />
5) Yolda onların önünde yürümemek.<br />
<br />
6) Konuşurken, sesi onların sesinden ziyâde yükseltmemek.<br />
<br />
7) Onların her hizmetini çabuk görmek.<br />
<br />
8) Daima onların rızalarını ve hoşnutluklarını almak.<br />
<br />
9) Onlara daima kol kanat açıp, saygı göstermek.<br />
<br />
10) Onlara başla, gözle bile olsa, hiddet eseri göstermemek.<br />
<br />
11) Rızaları ve emirleri olmadıkça yanlarından ayrılmamak.<br />
<br />
12) Yaptığınız iyilikleri başlarına kalkmamak.<br />
<br />
13) Onlara surat asmayıp, daima güler yüzlü ve tatlı sözlü olmak.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ana hakkı</span><br />
<br />
Bir adam annesini sırtına almış, Kâbe´yi tavaf ettiriyordu. Bu adam Kâbe´nin<br />
<br />
yakınında oturup da kendisini gören Peygamberimiz (sav)´e yaklaşıp: "Bu sırtımdaki anamdır. Kâbe´yi tavaf ettiriyorum. Nasıl, annemin hakkını ödeyebildim mi diye sordu.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav): "Hayır, seni karnında taşırken bir nefes almadaki zahmetinin dahi hakkını ödeyemedin" buyurdu.<br />
<br />
İşte Çocuklar!<br />
<br />
Anamızın bizim üzerimizde bu derece hakkı vardır. Onu kırmamız, itaat etmememiz, emirlerini yerine getirmememiz dünyamızın yıkılmasına sebep olur. Onun için anamızın babamızın kalbini hiçbir zaman incitmemeliyiz. Onlara "öf" bile dememeliyiz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namaza Giriş</span><br />
<br />
Namaz nedir Namaz dinin direğidir. Akıllı, buluğa eren her müslümanın yapmak mecburiyetinde olduğu Allah´ın kesin emridir. namazlar farz, vacip, sünnet ve nafile olmak üzere dört grupta toplanır.<br />
<br />
Bu namazlar şunlardır:<br />
<br />
a) Hergün beş vakit kılınan namaz,<br />
<br />
b) Haftada bir Cum´a namazı,<br />
<br />
c) Vukûunda kılınan cenaze namazı,<br />
<br />
d) Senede iki bayram namazı,<br />
<br />
e) Ramazanda kılınan teravih namazı,<br />
<br />
f) Nafile namazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namazın Şartları</span><br />
<br />
Namazdan önce yapılacak işlemlerdir. Tamamı altı tanedir.<br />
<br />
1) Hadesten taharet:<br />
<br />
Gözle görülmeyen "hades" denilen mânevi pislikten temizlenmektir. Abdesti olmayanın abdest alması, cünüplük halinde de gusletmek veya (su bulunmadığı hallerde) teyemmüm etmek namazın ilk şartıdır. Bu suretle temizlenmenin, dinimizde bazı çeşitleri vardır<br />
<br />
a) Abdest, b) Gusül, c) Teyemmüm.<br />
<br />
Abdest hususi temizlenme, gusül umumi temizlenme, teyemmüm de, suyun bulunmadığı veya bulunup da kullanmaya imkan ve kudret olmadığı yerde, temiz toprakla yapılan temizliktir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">a) Abdest</span><br />
<br />
Dinin direği namaz olduğu gibi, namazın anahtarı da abdesttir. Maddi ve mânevi bakımdan çok kıymetli bir ibâdet olan abdest hakkında Peygamberimizin çeşitli müjdeleri bulunmaktadır. Bu müjdeleri ihtiva eden hadisi şeriflerden biri:<br />
<br />
"Abdest alan, abdestini âdâbına uygun olarak alan, sonra namazını kılan hiçbir kimse yoktur ki; onun kıldığı namazla, diğer namazı arasındaki günâhları affedilmiş olmasın"<br />
<br />
Mânevi bakımdan bu kadar kıymetli olan abdest, sahibini kıyâmet gününde de sevindirecektir. Bu dünyada abdest alarak Allah´ın emrini yerine getirenler orada el, yüz ve ayakları nurlu ve pırıl pırıl olarak hesap yerine mizana çağrılacaklardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abdestin farzları</span><br />
<br />
1. Yüzü yıkamak,<br />
<br />
2. Elleri dirseklerle birlikte yıkamak,<br />
<br />
3. Başın dörte birini ıslak elle meshetmek,<br />
<br />
4. Ayakları, topuklarla birlikte yıkamak.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abdestin sünnetleri</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abdestin Alınışı</span><br />
<br />
Önce kollar dirseklerin yukarısana kadar sıvanır; sonra, "Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya" diye niyet edilir ve Besmele okunur. Sağ avuç ile ağıza üç kere ayrı ayrı su alanıp her defasında iyice çalkalanır Alında saç bitiği yerden itibaren kulakların yumaşağına ve çene altına kadar yüzün her tarafı üç kere yıkanır.Eller bileklere kadar üç kere yıkanır. Parmak aralarının yıkanmasına dikkat edelir. Parmaklar da yüzük varsa oynatılıp altının da yıkanması sağlanır.<br />
<br />
Sağ avuç ile burna üç kere su çekilir ve sol el ile sümkürülerek burun temizlenir Sağ kol dirseklerle beraber üç kere yıkanır. Yıkarken kolun her tarafı,kuru bir yer kalmayacak şekilde iyice ovulur.<br />
<br />
Sol kol dirseklerle beraber üç kere yıkanır. Yıkarken kolun her tarafı kuru bir yer kalmayacak şekilde iyice ovulur.<br />
<br />
Eller ıslatılarak ellerin küçük parmağı ile kulağın içi, baş parmağı ile de kulağın arkası meshedilir<br />
<br />
Sağ ayak üç kere topuklarla beraber yıkanır. Yıkamaya parmak uçlarından başlanır ve parmak araları iyice temizlenir.<br />
<br />
Sağ el yeni bir su ile ıslatıldıktan sonra elin içi ve parmaklar başın üzerine konularak bir kere meshedilir.<br />
<br />
Kalan üç parmağın dışı ile boynun arkası meshedilir<br />
<br />
Sol ayak üç kere topuklarla beraber yıkanır. Yıkamaya parmak uçlarından başlanır ve parmak araları iyice temizlenir.<br />
<br />
Abdest bitince ayakta ve kıbleye karşı "Kelime-i Şehadet" okunur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abdesti bozan şeyler</span><br />
<br />
1. Ön ve arkadan dışkı, idrar, yel vb. şeylerin çıkması,<br />
<br />
2. Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin veya sarı suyun çıkması,<br />
<br />
3. Ağızdan gelen kanın, tükürüğe eşit veya daha fazla olması,<br />
<br />
4. Ağız dolusu kusmak,<br />
<br />
5. Yatarak veya bir yere dayanarak uyumak,<br />
<br />
6. Bayılmak,<br />
<br />
7. Namaz kılarken başkasını işiteceği kadar gülmek, (Abdest ile birlikte namaz da bozulur),<br />
<br />
8. Teyemmüm etmiş kimsenin, abdest alabileceği suyu görmesi,<br />
<br />
9. Özür sahibi olanlar için namaz vaktinin çıkması.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abdestsiz yapılamayan şeyler</span><br />
<br />
1. Namaz kılınamaz<br />
<br />
2. Kur´an-ı Kerim ve âyeti kerimelere dokunulamaz,<br />
<br />
3. Kâbe tavaf edilemez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">b) Gusûl abdesti</span><br />
<br />
Gusûl, bütün vücudu iğne ucu kadar bir yer bırakmadan yıkamaktır. Buna büyük temizlik veya boy abdesti de denir.<br />
<br />
Gusûl abdestinin farzları<br />
<br />
1. Ağıza su alıp boğaza kadar bir kere çalkalamak.<br />
<br />
2. Buruna su çekmek ve iyice bir kere temizlemek.<br />
<br />
3. Bütün vücudu kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gusûl yapılacağı zaman;</span><br />
<br />
- Sol adımı atarak banyoya girilir.<br />
<br />
- Kişinin sağı veya solu kıbleye gelecek şekilde oturur.<br />
<br />
- Mümkünse peştemal kullanmak daha iyidir.<br />
<br />
- Besmele çekerek cünüplükten kurtulmak için niyet ettim, diye niyet edilir.<br />
<br />
- Eller üç defa yıkanır.<br />
<br />
- Ön ve arka avret yerlerini su ile iyice temizlenir.<br />
<br />
- Namaz abdesti gibi abdest alınır. Abdest alırken ağız ve burnu yıkarken titiz hareket etmek iyidir.<br />
<br />
- Önce başa, sonra sağ omuza, daha sonra da sol omuza üçer defa su döküp, her defasında bütün vücud güzelce oğuşturulur.<br />
<br />
- Bütün vücudun iğne ucu kadar kuru yer kalmamak üzere su ile yıkanır, her su döküşte de vücud ovulur, kulak kıvrımlarına, koltuk altlarına, göbeğin içine suyun ulaşmasına dikkat edilir.<br />
<br />
- Sağ adım atarak banyodan çıkılır.<br />
<br />
- Elbiseler çabuk olarak giyinerek gusûl abdesti bitirilir.<br />
<br />
Gusûl abdesti ile kılınan namaz daha efdal olduğu için iki rekat namaz kılmak iyidir.<br />
<br />
Su ile vücut kirlerini giderirken, manen de günah kirlerinin giderilmesini, Rabb´imizden niyaz ederiz.<br />
<br />
Gusûl abdesti olmayan kimse neleri yapamaz<br />
<br />
Sevgili Çocuklar!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gusûl abdesti olmayan kimse:</span><br />
<br />
- Kur´an´a veya bir ayete el süremez ve okuyamaz,<br />
<br />
- Cami ve mescidlere giremez,<br />
<br />
- Kâbe tavaf edemez.<br />
<br />
Gusûlsüz halde bunları yapmak haramdır. Yâni, çok günahtır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">c) Teyemmüm</span><br />
<br />
Teyemmüm Ne zaman Alınır<br />
<br />
Sevgili Çocuklar!<br />
<br />
- Su bulunmadığı,<br />
<br />
- Bulunsa da kullanılamadığı zamanlarda abdest veya gusül alması gereken kimse, teyemmüm eder. Teyemmüm, namaz kılmak veya eline Kur´an almak için yapılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Teyemmüm nasıl yapılır</span><br />
<br />
Abdestsizlikten temizlenmek niyetiyle teyemmüm için besmele çekilir. Toprağa veya toprak cinsinden bir şeye eller vurulur, ileri geri hareket ettirilir. Eller kaldırılıp hafifçe birbirine vurularak silkelenir. Yüzün tamamı bu iki elle sıvazlanır. Yeniden eller toprağa vurularak, sol el ile sağ elin üzerine ve sağ kol, dirseğe kadar sıvazlanır. Sağ el ile de sol elin üzeri ve sol kol yine dirseğe kadar sıvazlanır. Bu teyemmümle istenilen her ibadet yapılabilir.<br />
<br />
2. Necasetten taharet:<br />
<br />
Elbisenin, namaz kılınacak yerin ve bedenin temizlenmesidir. Bu temizlik için tuvalet âdabına çok dikkat etmek gerekir.<br />
<br />
3. Avret mahallini örtmek:<br />
<br />
Erkeklerde diz kapaklarından göbeğe kadar olan kısım avret mahallidir. Erkeklerin rükû ve secdede beli açılırsa namazları bozulur. Namazda avret mahallinin bir rükün boyu açılması namazı bozar.<br />
<br />
Kadınlarda el ve yüz müstesna vücudunun tamamı avret mahallidir. Kadınlarda saçın bir kılı dahi gözükse namazları bozulur. Zamanımızda "Namaz örtüsü" diye namaz kılarken kadınların başlarına örttükleri tülbentten; saçlar, kulaklar ve gerdan gözüktüğünden, bu tülbentlerle namaz olmaz. Bileklerden yukarı kollar, aşağıdan bacaklar görüldüğünde namaz olmaz. "Ben kılayım da Allah kabul eder" diyerek şartlarına riayet etmeden kılınan namazların hiçbir faydası yoktur, bu kendi kendini aldatmaktır.<br />
<br />
4. Kıbleye dönmek:<br />
<br />
Namazda Kâbe´ye (Arabistan´daki, Kâbe´nin olduğu tarafa) yönelmektir.<br />
<br />
5. Vakit:<br />
<br />
Her namazı vaktinde kılmaktır. Her vakit namaz girdiğinde, müezzinler ezan okur, bizde ezanı aynen tekrar eder ve ezandan sonra ezan duası yaparız. (Ezân ve Ezân duâsı: Kur´an okuma Elif-Ba´sı bölümünde bulunmaktadır.)<br />
<br />
6. Niyet: Kılınacak namaza niyet etmektir. (Örneğin: Niyet ettim Allah rızası için, Sabah namazının sünnetini kılmaya, deriz.)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namazın rükünleri</span><br />
<br />
Namazda yapılacak işlemlerdir. Tamamı altı tanedir.<br />
<br />
1. İftitah tekbiri: Namaza "Allahu Ekber" lafzıyla başlamaktır.<br />
<br />
2. Kıyam: Namazda ayakta durmaktır. Özürlü olanlar müstesnadır.<br />
<br />
3. Kıraat: Namazın her rekatında (kıyamdayken) sûre ve âyet okumaktır.<br />
<br />
4. Rükû: Sırt yere paralel olarak eğilmektir.<br />
<br />
5. Sücûd: Namazda yedi âzâ ile olur. Iki eller, iki ayaklar, iki dizler, bir de alın ile burun uçlarının aynı anda yere değmesi ile olur. Bunlardan biri secde halinde iken kalkarsa namaz bozulur.<br />
<br />
6. Kai´de-i Ahire: Namazın sonunda "Tahiyyat" dualarını okuyacak kadar oturmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namazı bozan haller</span><br />
<br />
Namazdayken; konuşmak, birşey yemek veya içmek, kendi işiteceği kadar gülmek, kıbleden göğsünü çevirmek, namaz dışı bir iş yapmaya çalışmak, birine selam vermek veya verilen selâmı almak, herhangi bir sebeble "ah... off.. oh.." demek, öksürüğü yok iken öksürmeye çalışmak-zorlamak, bir şeyi üflemek, birine cevap niyetiyle bir âyet okumak, teyemmümlü iken suyu görmek, sabah namazında iken güneşin doğması, mesh müddetinin namazda iken bitmesi, âyeti manasını bozacak şekilde yanlış okumak, erkekle kadının yan yana namaza durması, namazda ayet veya sureyi yüzünden okumak, namazda avret mahallinin bir rükün boyu açılması, imama uyan kimsenin namazın rükünlerini veya rükünlerinden birini imamdan önce yapması; Bu durumlar namazı bozan hallerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namaz Kılınışları</span><br />
<br />
Sevgili Çocuklar;<br />
<br />
Biz müslüman çocuklar, 7 yaşında iken namaz kılmayı öğrenmeli ve 10 yaşına girdiğimizde hiç bırakmadan namaza devam etmeliyiz. Bu, bize Allahımız´ın ve Peygamberimiz´in emridir. Allah´ın emri olarak kıldığımız namazlara "Farz namazlar" denir. Peygamberimizin emir ve tavsiyesi olan namazlara "Sünnet namazlar" denir. "Vacip namazlar" da bu ikisi arasında bir mertebedir. Allah´a yakınlığın artması için kılınan namazlara "nâfile namaz" denir.<br />
<br />
Şimdi sizlere, namaz nasıl kılınır, onu anlatacağız; ama önce namaz kılmadan önce neleri yapacağız kısaca yeniden özetleyelim.<br />
<br />
Namaz kılacak kimse, önce abdestini alır. Temiz elbiselerini giyer ve temiz bir yere dikilir. Kadın, el, ayak ve yüzü hariç bütün vücudunu örter. Erkek de örtünmesi gereken (bilhassa göbeğinden diz kapağına kadar) yerleri örter. Kıbleye (Arabistan´daki, Kâbe´nin olduğu tarafa) döner, namaz vakti gelip, ezan da okundu ise (Erkekler de; eğer farz namazsa kaamet getir. Kaamet; Kur´an Okumayı Öğreniyorum bölümünde bulunmaktadır.) İçinden niyet ederek namaza durur. Önde ve karşıda canlı resim, insan ve ateş bulunmamasına dikkat edilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şimdi nasıl namaz kılındığını açıklamaya gayret edelim:</span><br />
<br />
Önce sabah namazının sünnetinden başlayalım:<br />
<br />
Ayakların arasında 4 parmak bir açıklık bulunacak şekilde ve dik vaziyette durulur, Allah´ın huzurunda olduğunu unutmayarak, huşu içinde olunmalıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NIYET: </span>Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetini kılmaya denir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEKBİR:</span> Eller, kulakların hizasına kaldırılır (Hanımlar; göğüs hizasına kadar kaldırır.) Allahu Ekber diyerek namaza başlanır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIYAM: </span>Sağ el sol elin üstünde olmak üzere göbeğin alt hizasında birleştirilir. Kadınlar da yine sağ ellerini sol ellerinin üzerine koyarlar, fakat göğüsleri üzerinde tutarlar. Namaz sırasında çevreyi seyretmemek ve kıyam sırasında secde yerine bakmak efdaldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIRAAT: </span>Tam bu halde iken Sübhaneke duası okunur. Sonra Euzü Besmele ile Fatiha Sûresi okunur, sonunda da âmin denir. Hemen arkasından kısa bir sûre veya bir kaç âyet okunması gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RÜKÛ:</span> Bunu bitirince: Allahu Ekber diyerek rükûya gidilir. Rükûda; avuç içlerini, parmaklar açık olarak diz kapaklarına yapıştırılır; dizleri ve dirsekleri dik, sırt (yere paralel) bir hizada ve dimdik tutulur. (Hanımlar hafifçe eğilirler.) Tam rükûda iken 3, 5 veya 7 defa Sübhane Rabbiyel Azim denir. Semiallahü limen hamideh diyerek doğrulup ve kollar yanlara bırakılır. Ayakta dik vaziyette durarak Rabbena Lekel Hamd denir. Rükû´da ayak uçlarına bakmak efdaldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SECDE: </span>Sonra Allahu Ekber diyerek secde tekbiri alınır; önce eller, sonra da yüz yere konarak secdeye varılır. Secdede alın, burun, eller, diz ve ayaklar yere mutlaka dokundurulur, yüz ellerin arasına alınır. Secde esnasında ayaklar yerden hiç kaldırılmaz ve ayak parmaklarını öne doğru bükerek dik vaziyette yere konulur. Secdede iken 3, 5 veya 7 defa Sübhane Rabbiyel a´lâ denir. Sonra doğrulur, dik vaziyette oturulur. Otururken, sağ ayak dikilir, sol ayak kıvrılarak üzerine oturulur. (Hanımların oturuşu farklıdır; kadınlar otururken sağ ayaklarını yana dikmez, her iki ayağını da sağa yatararak yere otururlar.) Sübhanallah diyecek kadar böyle durduktan sonra tekrar secdeye varılır 3, 5 veya 7 defa Sübhane Rabbiyel a´lâ denir ve Allahu Ekber diyerek ayağa kalkılır. Secde´de burun ucuna bakmak efdaldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIYAM KIRAAT:</span> Fatiha süresini okuduktan sonra âmin denir, kısa bir sûre veya bir kaç âyet okunur. Ancak, okunucak sûreler, önceki rekatta okunanlardan sonraki sûrelerden olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RÜKÛ </span>Allahu Ekber diyerek rükuya varılır. Yine 3, 5 veya 7 defa Sübhane Rabbiyet Azim denir. Semiallahu Limen Hamideh diyerek doğrulur ve kollar yana bırakılır, Rabbane Lekel Hamd denir. Tekrar Allahu Ekber diyerek secdeye gidilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SECDE </span>Birbiri arkasına iki defa secde yapılır ve her seferinde 3, 5 veya 7 defa Sübhane Rabbiyel a´lâ dedikten sonra, Allahu Ekber diyerek oturulur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEHIYYAT</span> Otururken, erkekler; sağ ayağını diker, sol ayağını kıvırarak üzerine otururlar, hanımlar ise; sağ ayaklarını yana dikmez, her iki yağını da sağa yatırarak yere otururlar. Eller, parmaklar hafifçe yapışık olduğu halde dizlerin üzerine konur. Bu arada Et,Tahiyyatü, Allahümme Salli, Allahümme Barik ve Rabbena duaları okunur. Tahiyyat´da secde yerine bakmak eftaldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SELAM </span>Dualar bitirilince, baş sağ tarafa, sağ omuza döndürülerek ve sağ omuz ucuna bakılarak Esselamü aleyküm ve Rahmetullah denir. Sonra sol omuza döndürülerek ve sağ omuz ucuna bakılarak Esselamü Aleyküm ve Rahmletullah diyerek, iki rekat olan sabah namazının sünneti kılınmış olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört rekat olan sünnet namazlara gelince;</span><br />
<br />
Bunların ilk iki rekatları aynı şekilde, yani sabah namazının sünneti gibi kılınır. Öğle namazının 4 rekatlık ilk sünneti kılınıyorsa, ikinci rekatın sonunda oturunca Ettehiyyatü´yü okuyup Allahu Ekber diyerek hemen ayağa kalkılır, Sübhaneke´yi okumadan Fatiha´yı okumaya başlanır ve aynı şekilde olmak üzere iki rekat daha kılınır, son oturuşta Ettehiyatü´den sonra Allahümme Salli, Allahümme Barik ve Rabbena duaları okunur ve selâm verilir.<br />
<br />
İkindi namazının sünneti veya yatsı namazının ilk sünnetini kılarken; İkinci rekatın sonunda oturunca Ettehiyyatü ile birlikte Allahümme Salli, Allahümme Barik duâları da okunur ancak ondan sonra ayağa kalkılır. Ayağa kalkınca da önce Sübhaneke okunur ondan sonra Euzü Besmele ile Fatiha Sûresi okunur. Hemen arkasından kısa bir sûre veya bir kaç âyet okunur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Farz namazlara gelince;</span><br />
<br />
Sabah namazının farzı, sünneti gibi kılınır. Yalnız farza durmadan önce kaamet getirilir. Bir de niyet ederken, Sabah namazının farzına niyet edilir.<br />
<br />
Akşam namazının farzı 3 rekattir. Ilk iki rekatı, iki rekatlı namazlar gibi kılınır, Ettahiyyatü okunup Allahu Ekber diyerek hemen ayağa kalkılır, Sübhaneke okunmadan Besmele ve Fatiha okunur. Başkaca sûre okunmadan rükuya varılır, secdelerin sonunda oturarak, her zamandaki gibi Ettehiyyatü, Allahümme Salli, Allahümme Barik ve Rabbena duaları okunup ve selâm verilir. 4 Rekatlı farzlarda da ikinci rekatın sonunda Ettehiyyatü´yü okuduktan sonra Allahu Ekber denip ayağa kalkılır, sadece Besmele ve Fatiha´yı okumak suretiyle üçüncü ve dördüncü rekatlar bilindiği şekilde tamamlanır. 4 rekatlı farzlarda mühim olan, üçüncü ve dördüncü rekatlarda Besmele ve Fatiha´dan sonra, hiç bir âyet ve sûrenin okunmamasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bir de Vitir namazı var;</span><br />
<br />
Vitir namazı yatsı namazının son sünnetinden sonra kılınır ve 3 rekattır. Ilk iki rekatını bitirip Ettehiyyatü´yü okuduktan sonra ayağa kalkınca önce Fatiha sonra bir sûre veya bir kaç âyet okunur eller kulakların hizasına kaldırılarak Allahu Ekber denir, tekbir alıp tekrar bağlanır. Bundan sonra Allahümme Inna Nesteinüke ve Allahümme Iyyake Na´büdü (Kunut Duaları) okunur. Rükû ve secdeleri yaparak namaz tamamlanır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cemaatle namaz</span><br />
<br />
Burada şunu da belirtelim: Eğer farz namazları cemaatle kılınacaksa evvela niyet ederken Niyet ettim ....................................... namazının farzını kılmaya, uydum hazır olan imama denir. Bir de cemaatle kılınan namaz boyunca, namazın belli yerlerinde okunan Fatiha sûresi ve bu sûreden sonra okunan âyetler okunmaz. Çünkü Imam Efendi, bunları bizim yerimize de okumaktadır. Biz ancak bunların dışında okunacak ve söylenecek olanları, okur ve söyleriz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cemaatle kılınan namazlardan Cuma Namazı:</span><br />
<br />
Cuma namazı sadece erkeklere farz olan ve Cuma günü Öğle namazı vaktinde cemaatle kılınan bir namazdır. Cuma namazı toplam 10 rekattır. Ilk dört rekatı sünnettir ve öğle namazının ilk dört rekatlık sünneti gibi kılınır. Sonra cemaatle iki rekatlık Cuma namazının farzı, sabah namazının farzı gibi kılınır. Daha sonra Cuma namazının dört rekatlık son sünneti kılınır, buda ilk dört rekatlık sünnet gibi kılınır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cemaatle kılınan namazlardan Bayram namazı</span><br />
<br />
Bayram namazı toplam 2 rekattır ve cemaatle birlikte kılınır. Sırasıyla; niyet, imamla birlikte tekbir, Sübhâneke duası, yine imamla birlikte üç defa tekbir, her defasında eller yana salınır, sonunda ise eller bağlanır. Imamın Fatiha ve bir sûre okuması dinlenir, daha sonra rükuya gidilir, secde yapılır, kıyam için kalkılır, yine imam Fatiha ve bir sûre okur, tekrar üç defa arka arkaya tekbir getirilir, son tekbirden sonra eller sallanır ve rükûya gidilir, secde yapılır, daha sonra oturarak, et-Tahiyyâtü, Allahümme Salli, Allahümme bârik ve Rabbenâ duaları okunduktan sonra selam verilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cemaatle kılınabilen namazlardan Teravih Namazı</span><br />
<br />
Teravih namazı, ramazan ayının sünneti olan toplam 20 rekat bir namaz olmakla birlikte, cemaatle veya tek başına kılınabilen bir namazdır. Oruç tutamayanlar da bu namazı kılarlar. Teravih namazı yatsı namazı ile vitir namazı arasında, Ramazan ayı süresince hergün kılınır. Teravih namazı, ikişer veya dörder rekâtta bir selâm vermek sûretiyle kılınabilir. Iki rekâtta bir selâm vermek suretiyle kılınırsa bütün rekatlar, sabah namazının sünneti gibi kılınır. Eğer teravih namazı 4 rekatta bir selâm vermek suretiyle kılınırsa, ikindi namazının sünneti gibi kılınır.<br />
<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Küçük Bir Talebeyim Ben</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">FATIHANIN MEÂLI</span><br />
<br />
"Rahman ve Rahim Olan Allah´ın Adı ile"<br />
<br />
Hamd alemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim, din gününün sahibi olan Allah´a mahsustur. Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayan ve sapıkların yoluna değil. AMİN<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hadis-i Şerifler</span><br />
<br />
<br />
"Selam kelamdan öncedir." ALLAH (cc) Rasûlü doğru söyledi.<br />
<br />
"Beşikten kabre kadar ilim isteyiniz." ALLAH (cc) Rasûlü doğru söyledi.<br />
<br />
İnsanların hayırlısı, insanlara en faydalı olandır. Allah (cc) Rasulü doğru söyledi.<br />
<br />
"Kendin için sevip istediğini başkaları içinde sev, iste." ALLAH (cc) Rasûlü doğru söyledi.<br />
<br />
"İlim Çin´de dahi olsa, onu isteyiniz." ALLAH (cc) Rasûlü doğru söyledi.<br />
<br />
"İslam yüksektir, onun üstüne yükseltilemez"ALLAH (cc) Rasûlü doğru söyledi.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ŞİİRLER</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ÇOCUĞUM</span><br />
Ey ümidim, geleceğim sevincim,<br />
<br />
Ey çicek kadar nazlı, güzel çocuk.<br />
<br />
Ey gözlerimde nur, gönülde incim,<br />
<br />
Sevgi bağlarında yetiş gel çocuk.<br />
<br />
<br />
Alnın, kalbin temiz kalsın her yaşta.<br />
<br />
Ahlâk ara seçtiğin arkadaşta.<br />
<br />
Doğrulukta yaşamak bir zaferdir.<br />
<br />
Kahramanlık yalnız değil savaşta.<br />
<br />
<br />
Ey sevgili çocuk ey güzel çiçek,<br />
<br />
Herşey sende olgunluğa erecek.<br />
<br />
Annen baban özlediği rüyayı.<br />
<br />
Yıllar sonra belki sende görecek.<br />
<br />
<br />
Çocuğum çocuğum, güzel çocuğum,<br />
<br />
Dünyaya açacak gül tomurcuğum.<br />
<br />
Seni pırıl pırıl yetiştirmektir.<br />
<br />
Hem kendime, hem vatanıma borcum.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">ALLAH vardır</span><br />
<br />
<br />
Allah vardır, Allah birdir.<br />
<br />
Eşi ve benzeri yoktur.<br />
<br />
Mekândan münezzehdir.<br />
<br />
Bizi yaratan, bizi yaşatan,<br />
<br />
Bize yediren bize içiren<br />
<br />
Bizi giydiren O´dur.<br />
<br />
Ben Allah´ımı<br />
<br />
Anamdan, babamdan ve canımdan<br />
<br />
çok severim.<br />
<br />
Allah´ımında beni sevmesi için,<br />
<br />
O´na kulluk, itaat ve ibadet ederim.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Küçük müslüman</span><br />
<br />
<br />
Mutluluğa uzanan,<br />
<br />
Sevgi dostluk yoluyum.<br />
<br />
Ben yüce Allah´ımın,<br />
<br />
Küçücük bir kuluyum.<br />
<br />
<br />
İpek gibi kalbimle,<br />
<br />
Mevlâmın hikmetiyim,<br />
<br />
Son Rasûle inanan,<br />
<br />
Muhammed ümmetiyim.<br />
<br />
<br />
Ahirete Kur´an´a,<br />
<br />
Meleğe var İmânım.<br />
<br />
Rabbime çok şükürki,<br />
<br />
Doğuştan Müslümanım.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BilirsinYüce Rabbim</span><br />
<br />
<br />
Gökte uçan kuşları,<br />
<br />
Gördüğümüz düşleri,<br />
<br />
Yaptığımız işleri<br />
<br />
Bilirsin Yüce Rabbim<br />
<br />
<br />
Göğü, denizi, dağı,<br />
<br />
Yere düşen yaprağı,<br />
<br />
Olmuşu, olacağı,<br />
<br />
Bilirsin yüce Rabbim.<br />
<br />
<br />
Yarın neler olacak,<br />
<br />
Kim ölüp, kim kalacak,<br />
<br />
Kim ağlayıp gülecek,<br />
<br />
Bilirsin yüce Rabbim.<br />
<br />
<br />
Şimdi henüz küçüğüm<br />
<br />
Bir gün büyüyeceğim<br />
<br />
Müslüman doğdum elbet<br />
<br />
Müslüman öleceğim.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sen Duyarsın ALLAH´ım</span><br />
<br />
<br />
Fısıltılı sesleri,<br />
<br />
Kalpteki hevesleri,<br />
<br />
En zayıf nefesleri,<br />
<br />
Sen duyarsın ALLAH´ım.<br />
<br />
<br />
Arılar ne söyse,<br />
<br />
Kuşlar niyaz eylese,<br />
<br />
Bir çocuk ALLAH dese,<br />
<br />
Sen duyarsın ALLAH´ım.<br />
<br />
<br />
Göğün gürültüsünü,<br />
<br />
Suyun şırıltısını,<br />
<br />
Dua mırıltısını,<br />
<br />
Sen duyarsın ALLAH´ım.<br />
<br />
<br />
Arılar ne söylese,<br />
<br />
Kuşlar niyaz eylese,<br />
<br />
Bir çocuk Allah dese,<br />
<br />
Sen duyarsın ALLAH´ım.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Oku Ey Güzel Çocuk</span><br />
<br />
<br />
Oku ey güzel çocuk.<br />
<br />
Oku yer gök inlesin.<br />
<br />
Rabbimin buyruğunu,<br />
<br />
Meleklerde dinlesin.<br />
<br />
<br />
<br />
O minik elindeki Kur´an,<br />
<br />
Allah sözüdür.<br />
<br />
Mukaddes kitabımız,<br />
<br />
Kainatın özüdür.<br />
<br />
<br />
<br />
Doyur beni Kur´an´a.<br />
<br />
Şu gönlüm kansın, oku,<br />
<br />
Rabbimin buyruğuyla,<br />
<br />
Gönlüm yıkansın, oku.<br />
<br />
<br />
<br />
Çocuk yaşı yedi mi,<br />
<br />
Atsın ilme adımı.<br />
<br />
Ağacı eğemezsin,<br />
<br />
Yaşlandı kurudu mu.<br />
<br />
<br />
<br />
Ey başı boş geçen gel,<br />
<br />
Akıntı da yüzen gel.<br />
<br />
Faniden faydalanıp,<br />
<br />
Ebediyi kazan gel.<br />
<br />
<br />
<br />
Ahirette sana yar mı<br />
<br />
Hiç ilim gibi var mı<br />
<br />
Paraya tapan gafil,<br />
<br />
Kefenin cebi varmı .<br />
<br />
<br />
<br />
Dünyaya Gelen Nur<br />
<br />
Amine´ydi annesi,<br />
<br />
Milyonlar divanesi,<br />
<br />
Yer yerinden oynadı.<br />
<br />
İmân nuru kaynadı.<br />
<br />
<br />
<br />
Cehle ve küfre inat,<br />
<br />
Şereflendi kainat.<br />
<br />
Dünyaya geldi o nur,<br />
<br />
İnsanlık buldu onur.<br />
<br />
<br />
<br />
Kurban olam özüne,<br />
<br />
Doyulmaz gül yüzüne,<br />
<br />
O gece doğar güneş,<br />
<br />
İsa´ya gelir kardeş.<br />
<br />
<br />
<br />
Devran tersine döner,<br />
<br />
Yüz yıllık ateş söner.<br />
<br />
Bunu görenler der ki;<br />
<br />
Ya bugün, yarın belki.<br />
<br />
<br />
<br />
Nur kapısı açılır,<br />
<br />
O peygamber seçilir.<br />
<br />
Muhammed bir incidir.<br />
<br />
Mü´minin sevincidir.<br />
<br />
<br />
<br />
Anacaktır ümmeti,<br />
<br />
Hazreti Muhammed´i.<br />
<br />
Her yıl değil her gece.<br />
<br />
Her an onda düşünce.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Muhammed´dir Önderim</span><br />
<br />
<br />
Gözyaşını silmeyi,<br />
<br />
Tatlı tatlı gülmeyi,<br />
<br />
İnsanları sevmeyi,<br />
<br />
Emrettin Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Muhammed´dir önderim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim,<br />
<br />
Ben seni çok severim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Açık sözlü olmayı,<br />
<br />
Hal ve hatır sormayı,<br />
<br />
Doğruyu aramayı,<br />
<br />
Emrettin Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Muhammed´dir önderim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim,<br />
<br />
Ben seni çok severim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Sevgi ile barış<br />
<br />
<br />
İyilikle yarış,<br />
<br />
Güzelliğe varış,<br />
<br />
Emrettin Peygamberim.<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim<br />
<br />
<br />
<br />
Kurs açıldı çocuklara,<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
Selam olsun soranlara,<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Umduğumdan iyi buldum.<br />
<br />
Hergün fazla feyiz aldım.<br />
<br />
Ailemede hoca oldum.<br />
<br />
Ben bir küçük talebiyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Perde inmez gözlerime.<br />
<br />
Sızı inmez dizlerime.<br />
<br />
Gülüp geçme sözlerime.<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Bu gayretler gitmez boşa.<br />
<br />
Gönül verdim ben bu işe.<br />
<br />
Yaşım geldi işte beşe,<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Ne güzel, yolumu seçtim.<br />
<br />
Engelleri birbir aştım.<br />
<br />
Cehalete savaş açtım.<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Müslümanım sözüm haktır.<br />
<br />
Bu kursun faydası çoktur.<br />
<br />
Okumanın yaşı yoktur<br />
<br />
Ben bir küçük talebeyim.<br />
<br />
<br />
<br />
Muhammed´dir önderim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim,<br />
<br />
Ben seni çok severim.<br />
<br />
Sevgili Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ben Allâh´ın Kuluyum</span><br />
<br />
<br />
Hayatın boyunca bil<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
Başkalarının değil,<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
<br />
<br />
Göğsümdeki İmânla<br />
<br />
Elimdeki Kur´an´la<br />
<br />
Dilimdeki şükranla<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
<br />
<br />
Şükrümle namazımla,<br />
<br />
Tesbihim niyazımla,<br />
<br />
Duâmla,âvazımla,<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
<br />
<br />
Şükrederim baharda.<br />
<br />
Zikrederim seherde,<br />
<br />
Her zaman ve her yerde<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum,<br />
<br />
<br />
<br />
Put önünde eğilmem.<br />
<br />
Başka bir mabud bilmem.<br />
<br />
Her saniye ve herdem,<br />
<br />
Ben Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
<br />
<br />
Farzı yapmayı,<br />
<br />
Haramı Terketmeyi,<br />
<br />
İslamı Yaşamayı,<br />
<br />
Öğrettin Peygamberim<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Peygamberim</span><br />
<br />
<br />
Yeryüzünde en büyük<br />
<br />
İnsandır Peygamberim.<br />
<br />
Bütün hasta. kalplere<br />
<br />
Dermandır Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
O´dur gönlümde yatan,<br />
<br />
Unutmam hiç bir zaman,<br />
<br />
Hep İslamı anlatan<br />
<br />
Fermandır Peygamberim<br />
<br />
<br />
<br />
Biliniz arkadaşlar.<br />
<br />
Dinecek akan yaşlar.<br />
<br />
Yolunda bütün başlar<br />
<br />
Kurbandır Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Olamaz kusur sende,<br />
<br />
Yürüyorum izinde<br />
<br />
En büyük mucizen de<br />
<br />
Kur´an´dır Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Dindirdi her yasını<br />
<br />
Ak etti karasını<br />
<br />
İnsanlık yarasını<br />
<br />
Sarandır Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
Muhammeddir önderim,<br />
<br />
Sevgili Peygamberim,<br />
<br />
Ben seni çok severim,<br />
<br />
Sevgili Peygamberim.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">DUÂ</span><br />
<br />
<br />
Ellerimi açtım sana,<br />
<br />
Kabul eyle yarabbena.<br />
<br />
Duâ ediyorum sana<br />
<br />
Kabul eyle yarabbena.<br />
<br />
<br />
<br />
Beni sakın utandırma,<br />
<br />
Kur´an yolundan ayırma,<br />
<br />
Hafızlık nasib et bana<br />
<br />
Kabul eyle yarabbenâ.<br />
<br />
<br />
<br />
Günahlarımı affeyle,<br />
<br />
Kalbimi nura gark eyle,<br />
<br />
Hocamı muzaffer eyle,<br />
<br />
Kabul eyle yarabbena.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">BESMELE</span><br />
<br />
<br />
Besmeleyle başlarım.<br />
<br />
İşlerime her zaman.<br />
<br />
Güç bulur, kuvvet bulur.<br />
<br />
Damarlarımdaki kan.<br />
<br />
<br />
<br />
Herbir zararlı şeyden,<br />
<br />
Korur seni bismillâh,<br />
<br />
Bismillâh diyen kulu,<br />
<br />
Her zaman sever Allah.<br />
<br />
<br />
<br />
Allah adıyla başla<br />
<br />
Yemeğini yiyorken,<br />
<br />
Büyük küçük her kese,<br />
<br />
Sözlerini diyorken.<br />
<br />
<br />
<br />
Besmele sağlam kılıç.<br />
<br />
Onu şeytan kıramaz.<br />
<br />
Bismillâh diyen kula.<br />
<br />
Kötülük uğrayamaz.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">YÜCEKITABIM</span><br />
<br />
<br />
Elimde Kur´an,<br />
<br />
Dilimde Kur´an,<br />
<br />
Benimle her an,<br />
<br />
Yüce Kitabım.<br />
<br />
<br />
<br />
Rabbimin sözü,<br />
<br />
Her şeyin özü,<br />
<br />
Uyarır bizi,<br />
<br />
Yüce Kitabım.<br />
<br />
<br />
<br />
Seni okuyan,<br />
<br />
Sesini duyan,<br />
<br />
Mutlu her zaman,<br />
<br />
Yüce Kitabım.<br />
<br />
<br />
<br />
Sendedir hayat,<br />
<br />
Ruhumu parlat,<br />
<br />
Beni aydınlat,<br />
<br />
Yüce Kitabım.<br />
<br />
<br />
<br />
Sen başlara taç,<br />
<br />
Ruhlara ilaç,<br />
<br />
Biz sana muhtaç,<br />
<br />
Yüce kitabım.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allahtır Ilk Sözümüz</span><br />
<br />
<br />
Allahtır ilk sözümüz,<br />
<br />
İmân dolu özümüz,<br />
<br />
Uyanırken her sabah,<br />
<br />
Derim hemen Bismillah.<br />
<br />
<br />
<br />
Düşürmem hiç dilimden,<br />
<br />
Allah tutar elimden,<br />
<br />
<br />
<br />
Birşey yerken içerken,<br />
<br />
Kitabımı açarken,<br />
<br />
Yönelirim Rabbime.<br />
<br />
Kuvvet gelir kalbime.<br />
<br />
<br />
<br />
Düşürmem hiç dilimden,<br />
<br />
Allah tutar elimden.<br />
<br />
En Büyük Kim<br />
<br />
<br />
Hakkı bilmez vah vah!<br />
<br />
Cimri vermez vah vah!<br />
<br />
Sözde durmaz vah vah!<br />
<br />
Bakar görmez. vah vah!<br />
<br />
Cennet ucuz değil vallah!<br />
<br />
<br />
<br />
En büyük kim Allah.<br />
<br />
En güzel kim Allah.<br />
<br />
Esirgeyen Allah.<br />
<br />
Bağışlayan Allah.<br />
<br />
<br />
<br />
Hakka uymaz vah vah!<br />
<br />
Yerde doymaz vah vah!<br />
<br />
Komşu bilmez vah vah!<br />
<br />
Sanki ölmez vah vah!<br />
<br />
Sende öleceksin vallah!<br />
<br />
<br />
<br />
En büyük kim Allah.<br />
<br />
En güzel kim Allah.<br />
<br />
Esirgeyen Allah.<br />
<br />
Bağışlayan Allah.<br />
<br />
<br />
<br />
Haktan korkmaz vah vah!<br />
<br />
Bencil sevmez vah vah!<br />
<br />
Vurdum duymaz vah vah!<br />
<br />
Sanki bilmez vah vah!<br />
<br />
Hakka sual vardır vallah!<br />
<br />
<br />
<br />
En büyük kim Allah.<br />
<br />
En güzel kim Allah.<br />
<br />
Esirgeyen Allah.<br />
<br />
Bağışlayan Allah.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEVHID</span><br />
<br />
<br />
Başka yok, var bir Allah,<br />
<br />
La ilaheillalah.<br />
<br />
Dillerde tekbir Allah,<br />
<br />
La ilaheillallah.<br />
<br />
<br />
<br />
Budur benim ezberim,<br />
<br />
Muhammed Peygamberim,<br />
<br />
Derim başka söz günah,<br />
<br />
La ilahe illallah.<br />
<br />
<br />
<br />
Sular devrilip gider,<br />
<br />
Zerreler tekbir eder,<br />
<br />
Her nefes bak der Allah,<br />
<br />
La ilahe illallah.<br />
<br />
<br />
<br />
Yerde gökte okunur,<br />
<br />
La ilahe illallah,<br />
<br />
Söylenecek söz budur,<br />
<br />
Lailahe illallah.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Müslüman Çocuğun Edebi</span><br />
<br />
<br />
Her hayrın başı besmeledir<br />
Çocuklar!<br />
<br />
Her hayırlı işe Bismillahirrahmanirrahim ile başlanır. Sonunda da Elhamdülillah denir.<br />
<br />
Sevgili Peygamberimiz: "Bir işe besmele ile başlanılmaz sonunda da Elhamdülillah denmezse o işte hayır olmaz"buyurmuştur. Çünkü besmele çekerek kul ile Allah arasındaki gerçek alâka kurulmuş olur. Nerelerde besmele çekilir veya çekilmez bir kaç misal verelim:<br />
<br />
"Yemek yemeğe, abdest almaya ve hayırlı işe başlarken besmele çekmek sünnettir.<br />
<br />
. Tuvalete girerken besmele çekmek mekruhtur.<br />
<br />
. Haram olan birşeyi yapmaya başlarken besmele çekmek haramdır. Biz müslümanlar haramlardan kaçınacağız.<br />
<br />
. Kapıları açıp kapatırken, mutfaktaki yemek kaplarının kapaklarını açarken, yemek yapken, ocak yakarken, mutfağa girerken besmele çekmek sünnettir.<br />
<br />
. Süt, su, çay, ilaç içmeye başlarken besmele çekilir.<br />
<br />
. Sakalı tamamen keserken besmele çekmek câiz değildir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Eve giriş çıkış âdabı</span><br />
<br />
1. Kapının sağında veya solunda durmak,<br />
<br />
2. Kapıya 3 defa vurmak, izin verilir ise, içeriye girmek, izin verilmez ise geri dönmek,<br />
<br />
3. Eve girince "Esselamü Aleyküm" diyerek selam vermek,<br />
<br />
4. Büyüklerin odanın yukarı tarafında oturmasına özen göstermek,<br />
<br />
5. Evden çıkarken yine selamlaşmak,<br />
<br />
6. Evden çıkınca "Bismillahi tevekkeltü al-Allah la havle vela guvvete illabillah" demek; âdaptandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yemek yeme âdabı</span><br />
<br />
1. Sofra hazırlanırken yardımcı olmak,<br />
<br />
2. Yemekten önce elleri yıkamak,<br />
<br />
3. Büyükleri sofraya oturmadan sofraya oturmamak,<br />
<br />
4. Besmele çekip tuz ile başlamak,<br />
<br />
5. Tabaklarda artık, sofrada kırıntı bırakmamak,<br />
<br />
6. Yemek seçmemeye özen göstermek,<br />
<br />
7. Yemek arasında su içmemeye çalışıp, yemekten bir saat sonra içmek,<br />
<br />
8. Yemeği aynı kaptan yeyip, tabağın ortasından değil, kendi önünden yemek,<br />
<br />
9. Yemeği sağ elle yemek,<br />
<br />
10. Gezinerek yemek yememek,<br />
<br />
11. Yemek bitince tuz ve dua ile bitirmek,<br />
<br />
12. Yemeği yapana teşekkür etmek,<br />
<br />
13. Sofra kaldırırken yardımcı olmak,<br />
<br />
14. Yemek sonrası elleri yıkamak, Dişleri fırçalamak,<br />
<br />
15. Acıkmadan yemek yememek; yemeğin başlıca âdaplarıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yemek Duası</span><br />
<br />
Rabbi yessir, velâ tuâssir Rabbi temmim bil hayr. Elhamdülillah Elhamdülillah. Elhamdülillahillezi et amena ve segana ve calena minel müslimin Bizleri yediren, Bizleri içiren Bizleri müslüman olarak yaşatan rabbimize şükürler olsun. Yediğimiz nur, içtiğimiz nur hepimize afiyet olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Suyu içme âdabı</span><br />
<br />
1. Suyu bardaktan (veya tasdan) içmek<br />
<br />
2. Suyu oturarak içmek,<br />
<br />
3. Sağ eldeki bardağı ağza götürüp "Bismillahirrahmanirrahim" demek,<br />
<br />
4. Bardağı ağızdan ayırıp "Elhamdülillah" demek,<br />
<br />
5. Sonra yine besmele ile iki üç yudum daha içmek; arkasından elhamdüllilah demek,<br />
<br />
6. Üçüncü defa suyu besmele ile tekrar içip sonunda Elhamdülillah demek; su içmenin âdablarıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Tuvalet âdabı</span><br />
<br />
1. Tuvalete girmeden elleri yıkamak,<br />
<br />
2. Sol ayak ile girmek,<br />
<br />
3. İhtiyacı ayakta değil, oturarak gidermek,<br />
<br />
4. Tuvalette konuşmamak, bir şeyler yememek, oyalanmamak,<br />
<br />
5. Tuvaletten çıkmadan temizlik kontrolü yapmak,<br />
<br />
6. Sağ ayak ile çıkmak,<br />
<br />
7. Çıkınca "Gufraneke" demek,<br />
<br />
8. Tekrar elleri sabunla yıkamak; âdaptandır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Yatma âdabı</span><br />
<br />
1. Yatmadan önce elleri yıkamak,<br />
<br />
2. Dişleri fırçalamak,<br />
<br />
3. Kıyafetlerle değil, pijamalarla yatmaya özen göstermek,<br />
<br />
4. Giysilerimizi sağdan giymeye başlamak,<br />
<br />
5. Yatacağımız yeri elimiz ile 3 defa çırpmak,<br />
<br />
6. Besmele çekip sağ tarafa doğru dönüp yatmak,<br />
<br />
7. Yatmadan önce dua etmek; âdaptandır.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) buyuruyor: "Suyu çocuğun memeyi emmesi gibi için. Depodan doldurur gibi içmeyin. Ondan ciğer hastalıkları zuhur eder."<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Temel Bilgiler</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çocuklar</span><br />
<br />
. Daima ve heryerde Allah´ın kontrolü altında olduğunuzu unutmayınız.<br />
<br />
. Allah´ı çok çok zikrediniz.<br />
<br />
. Allah´a koşunuz ve O´nun yolundan ayrılmayınız.<br />
<br />
. Yalnız ona ibadet ediniz ve yalnız ondan yardım isteyiniz.<br />
<br />
Unutmayın ki; kudret ve kuvvet sahibi yalnız Allah´tır. Ve O, herşeye kâdirdir.<br />
<br />
Ben küçük bir müslümanım .<br />
<br />
Allah´a ve Rasûlü´ne itâat ediyorum. .<br />
<br />
Allah Teâla´yı ve Hz. Muhammed (sav)´i çok seviyorum.<br />
<br />
Anne ve Babamın kalblerini kırmıyor, benden istemiş oldukları herşeyi yerine getiriyorum.<br />
<br />
Onlara "öf" bile demiyor, çok iyi davranıyorum. .<br />
<br />
Kardeşlerimi, arkadaşlarımı, dostlarımı ve bütün müslümanları seviyorum.<br />
<br />
Büyüklerime hürmet, küçüklerime sevgi ve muhabbet gösteriyorum. .<br />
<br />
Her zaman doğru konuşmaya çalışıyorum, yalandan nefret ediyorum. .<br />
<br />
İnsanların hak ve hukukunu gözetmeye çalışıyorum.<br />
<br />
İslamın yasak etmiş olduğu kötü ve yüz kızartıcı fiilerden şiddetle kaçınıyorum.<br />
<br />
Ve etrafımdaki insanların da, böyle hareket etmeleri için gayret sarfediyorum. .<br />
<br />
Bütün müslümanlara hürmet ediyor, hiçbirine karşı kötü söz söylemiyorum. Çünkü müslüman; iyi insan, güzel konuşan, herkese örnek olan, Allah´a ve Resûlüne gönül veren insan demektir.<br />
<br />
Zayıf ve yardıma muhtaç olan insanların yardımına koşuyorum.<br />
<br />
Kuşlara ve hayvanlara karşı iyi davranıyor, onlara işkence etmiyorum. .<br />
<br />
Allah´ın sev dediklerini seviyor, sevme dediklerini sevmiyorum. .<br />
<br />
Kur´an-ı Kerim´i daima okuyorum. Çünkü o, Allah Teâla´nın kitabıdır. .<br />
<br />
Kur´an´ın içindeki bütün hükümlere inanıyorum. Çünkü o hükümlerin hepsi Allah´ın kelâmıdır.<br />
<br />
Allah´ın kelâmı ise eskimez ve değişmez. .<br />
<br />
Yüce dinim İslam´ın emirlerini hayatımın her safhasında uygulamaya çalışıyorum. Çünkü "müslüman" adını taşıyorum.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sorular ve Cevaplar</span><br />
<br />
Ekmeği kim yapıyor (Fırıncı)<br />
<br />
Elbiseyi kim dikiyor (Terzi)<br />
<br />
Sandalyeyi kim yapıyor (Marangoz)<br />
<br />
Baltayı kim yapıyor (Demirci)<br />
<br />
Her şeyi yaratan Allah´dır<br />
<br />
Gören gözlerimizi kim yarattı<br />
<br />
İşiten kulaklarımızı kim yarattı<br />
<br />
Yiyen ve öğüten dişlerimizi kim yarattı<br />
<br />
Konuşan dilimizi kim yarattı<br />
<br />
Yeri ve göğü kim yarattı<br />
<br />
İnsanları ve hayvanları kim yarattı<br />
<br />
Güneşi ve ay´ı kim yarattı<br />
<br />
Allah Teâla her şeye kadirdir<br />
<br />
Yıldızları ve gezegenleri düşmekten koruyan Allah Teâlâ´dır<br />
<br />
Kuşlara nasıl uçacaklarını öğreten Allah Teâla (cc)´dır.<br />
<br />
Balıklara nasıl yüzeceklerini, pınarların yerden nasıl fışkıracağını ve nehirlerin nasıl akacağını öğreten Allah Teâlâ´dır.<br />
<br />
Rüzgarı gönderen Allah Teâlâ´dır<br />
<br />
Bulutları ve yağmurları vasıtasıyla ormanları, tarlaları ve ovaları sulayan Allah Teâlâdır.<br />
<br />
Küçücük tohumlardan ve çekirdeklerden büyük büyük ağaçlar ve bitkiler meydana getiren Allah Teâlâ´dır.<br />
<br />
Güzel güzel çiçekleri, tatlı hurmalara ve tatlı meyvelere çeviren ve onlara çeşitli koku ve tatlılık veren Allah Teâlâ´dır.<br />
<br />
Allah Teâlâ, her şeye kâdirdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Herşeyin sahibi Allah Teâlâ´dır</span><br />
<br />
Gök ve onda mevcut olan her şeyin güneşin, ayın yıldızların ve gezegenlerin sahibi Allah Teâlâ´dır.<br />
<br />
Yer ve onda mevcut olan herşeyin, dağların, denizlerin, nehirlerin ve ovaların sahibi Allah Teâla´dır.<br />
<br />
İnsanların, hayvanların, bitkilerin ve kainattaki bütün canlı cansızların sahibi Allah Teâla´dır.<br />
<br />
Yerde ve gökte olan her şeyin sahibi Allah Teâlâ´dır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah Teâlâ birdir</span><br />
<br />
Allah Teâlâ birdir, - Hâşa- O´nun anası ve babası yoktur.<br />
<br />
Allah Teâlâ birdir, - Hâşa- O´nun çocuğu yoktur.<br />
<br />
Allah Teâlâ birdir, - Hâşa- O´nun benzeri yoktur.<br />
<br />
Allah Teâlâ birdir, - Hâşa- O´nun ortağı yoktur.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) buyuruyor:<br />
<br />
"Amellerin en üstünü, sevdiğini Allah için sevmek, sevmediğine de Allah için düşman olmaktır."<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Peygamberim Hazreti Muhammed (sav)</span><br />
<br />
Allah ve Peygamber sevgisi; dinimizin esası, Allah´a varmanın en kestirme yoludur... Bu ciddi sevginin anlamı, Allah´ın emir ve yasaklarına, Peygamberimiz (sav)´in buyruklarına ve sünnetine uymaktır.<br />
<br />
O halde ey çocuklar!<br />
<br />
Kalplerinizi yalancı sevgilerden temizleyiniz! Allah ve peygamber sevgisinden üstün bir sevgi tanımayınız!<br />
<br />
Peygamberimiz (sav)´in Küçüklüğünde Sahip Olduğu Ahlâk<br />
<br />
Sevgili çocuklar,<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) küçüklüğünde güzel ahlâkla ve kerim sıfatlarla anılırdı. Çünkü O, daima doğru söylerdi, yalan söylemezdi.<br />
<br />
İnsanlar emanetlerini ve kıymetli eşyalarını onun yanına bırakırlardı. Ve istedikleri zaman da bıraktıkları gibi alırlardı. Çünkü onun en büyük sıfatı "el-Emin", yani "güvenilir" olmasıydı.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) çobanlık yapardı. Ve rızkını elde etmek için ticaretle de uğraşırdı. Aktifliği ve çalışmayı çok severdi.<br />
<br />
Kimseye kızmaz ve kimseye kötü söz söylemezdi. Güzel edebi sebebiyle daima iyi muamelede bulunurdu. Kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Affetmek onun şiarı olduğu için, kendisine kötülük edenleri affederdi.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav) yetim kimselere iyilikte bulunurdu. Zayıflara, fakirlere ve muhtaçlara yardım ederdi. Değil insanlara, hayvanlara dahi eziyet etmezdi. O cömert ve pek merhamet sahibi idi.<br />
<br />
Evet sevgili çocuklar,<br />
<br />
Siz de daima doğru, güvenilir, yalan söylemeyen, başkalarına haksızlık etmeyen, çalışkan, affedici ve edebli olmalısınız. Olmalısınız ki, Resûlullah (sav)´in ahlâkıyla ahlâklanasınız.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sevgili Çocuklar!</span><br />
<br />
Bizler müslümanız, elhamdülillah... Dünyada bir insanın sahip olabileceği en kıymetli özelliği müslümanlıktır.<br />
<br />
Müslümanlığımızı korumanın tek yolu vardır, o da dinimizi öğrenmek ve öğrendiklerimizi yaşantımıza tatbik etmektir. Eğer öğrendiklerimizi yaşantımızda uygulamazsak müslümanlığımızı ve bir günde İmânımızı kaybedebiliriz.<br />
<br />
İmânı olmayanlar cehenneme giderler. Cehennem cezâ çekme yeridir. Müslümanlar da cennete giderler. Cennet insanın her arzusunun verildiği yerdir. Gönlünüzde ne arzu ediyorsanız bunların hepsini cennette göreceksiniz. Cennette bir şeye sahip olmak için paraya gerek yok. Bu, Allah´ın sevdiği kullarına birer ikramı olacaktır.<br />
<br />
Mesela, babanız size sınıfınızı geçtiniz, diye mükâfat olarak aldığı bisikleti size verdiğinde sizden para alıyor mu İşte Allah da, iyi kullarını cennette böyle mükafatlandıracak. Iyi kul olmak için müslüman olmak ve müslümanca yaşamak şarttır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İbâdetsizlik itaatsizliktir</span><br />
<br />
Çocuklar!<br />
<br />
Sevgili Peygamberimiz: "Müslüman ile kâfir arasında en büyük fark namazdır.<br />
<br />
Namazını terk eden kâfirler gibi yaşar." buyurmuştur. Onun için sakın namazı ihmal etmeyiniz. Anneniz babanız namaz kılmıyorlarsa onları ikaz ediniz. O zaman Allah sizi daha çok sever. Cennetiyle mükafatlandırır sizleri. Cennet en güzel bir yerdir. Kim istemez oraya gitmeyi Şu kâfirlere bakın. Şeytana uymuşlar cehenneme talim ediyorlar.<br />
<br />
Birde ibâdetsiz müslümanlara acıyoruz. İbâdetsizlik çok büyük eksikliktir. İbâdet etmeyen Allah´a itaat etmiyor demektir.<br />
<br />
Anneniz size "Git bakkaldan ekmek al" dese siz de almasanız, anneniz sizi sevmez değil mi Çünkü annenizin sözünü tutmadınız. Allah da namaz kıl, oruç tut, cihad et diye emrediyor. Bir insan bunları yapmazsa Allah da böylelerini sevmez.<br />
<br />
Çünkü; İbadetsizlik itaatsizliktir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Söyle bakalım</span><br />
<br />
- Sen kimin kulusun<br />
<br />
- Allah´ın kuluyum.<br />
<br />
- Kimin ümmetindensin<br />
<br />
- Hz. Muhammed sallallahü aleyhi vesellemin ümmetindenim.<br />
<br />
- Dinin nedir<br />
<br />
- İslâm<br />
<br />
- Kitabın nedir<br />
<br />
- Kur´an-ı Kerim<br />
<br />
- Kıblen neresidir<br />
<br />
- Kâbe.<br />
<br />
- Nereden geldin nereye gideceksin<br />
<br />
- Allah´tan geldim yine Allah´a döneceğim.<br />
<br />
- Niçin geldin<br />
<br />
- Allah´ıma kulluk yapmak için geldim.<br />
<br />
- Dünyaya ne olarak geldin<br />
<br />
- Müslüman olarak geldim. Zira her doğan kimden doğarsa doğsun, müslüman olarak doğar. Bulüğ çağından sonra doğduğu dinden ayrılanlar kâfir olur. Kâfirler ebedi cehennemliklerdir.<br />
<br />
- Ne zamandan beri müslümansın<br />
<br />
- Kaalû belâ zamanından beri müslümanım.<br />
<br />
- Kaalû belâ ne demektir<br />
<br />
- Cenâb-ı Hakk (Celle Celalühü) Hz. Adem´i yarattıktan sonra zerrecikler halinde bulunan insan zürriyetini Hz. Adem´in sulbünden çıkararak ruhlarımıza hitab edip buyurdu ki: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim " Ruhlarımız da "Evet, sen bizim Rabbimizsin. Ancak sana kulluk eder, senden yardım dileriz. Emirlerini sapmadan, saptırmadan yerine getiririz..." dediler. Işte bu konuşmanın olduğu zamana "Kaalû Belâ" denir. Bu konuşma dünyada Hz. Adem yaratıldıktan sonra olmuştur. Ruhların İmânı da o zaman gerçekleşmiştir.<br />
<br />
- Bizim önderimiz, örnek alacağımız rehberimiz kimdir<br />
<br />
- Bizim önderimiz, örneğimiz, rehberimiz gelmiş ve gelecek bütün insanların en yücesi: Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimizdir.<br />
<br />
- Peygamberimiz nerede doğdu<br />
<br />
- Mekke´de doğdu.<br />
<br />
- Babasının adı nedir<br />
<br />
- Abdullah.<br />
<br />
- Annesinin adı nedir<br />
<br />
- Âmine.<br />
<br />
- Süt annesinin adı nedir<br />
<br />
- Halime<br />
<br />
- Peygamberimiz hangi tarihte doğdu<br />
<br />
- 12 Rebiülevvel 571 Pazartesi gecesi Mekke´de doğdu.<br />
<br />
- Hangi tarihte nereye hicret etti<br />
<br />
- 622´de Medine-i Münevvere´ye hicret etti.<br />
<br />
- Medine-i Münevvere´ye gelir gelmez ne yaptı<br />
<br />
- İslam devletini kurdu.<br />
<br />
- Kaç yaşında peygamberlik geldi.<br />
<br />
- 40 yaşında.<br />
<br />
- Peygamberlik kaç sene devam etti<br />
<br />
- 23 sene devam etti.<br />
<br />
- Peygamberimiz kaç yaşında vefat etti<br />
<br />
- 63 yaşında Medine´de vefat etti.<br />
<br />
- Peygamberimiz nerede yatıyor.<br />
<br />
- Medine-i Münevvere´de yatıyor.<br />
<br />
- Peygamberimizin kaç çocuğu vardı<br />
<br />
- Yedi çocuğu vardı. Bunlardan üçü erkek dördü de kız idi. İbrahim Kâsım, Abdullah, Zeynep, Rükiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma.<br />
<br />
- Kelime-i Tevhid´i söyleyiniz.<br />
<br />
- Lâ ilâhe illallah Muhammedürrasûlüllah. (Allah´tan başka ilâh yoktur. Muhammed (sav) O´nun peygamberidir.)<br />
<br />
- Kelime-i Şehâdet´i söyleyiniz.<br />
<br />
- Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü. (Ben şehadet ediyorum ki Allah´tan başka ilâh yoktur; Muhammed (sav) O´nun kulu ve peygamberidir.)<br />
<br />
- İslâm nedir<br />
<br />
- İslam, Allah´ın son din olarak vahyettiği ilâhi nizamın adıdır. Müslümanın dünyasını İslam ile ayarlamayanlar hiç bir zaman mutlu olamazlar.<br />
<br />
- Sahâbe, Muhâcir, Ensâr ve Tabiin kimlere denir<br />
<br />
-Sahâbe: Peygamberimizi en az bir defa olsun gözüyle görüp sohbetinde bulunan müslümana denir. Ashab da sahabeler demektir.<br />
<br />
Muhâcir: Kafirlerin zulümlerinden, Mekke´den Medine´ye hicret eden müslümanlara denir.<br />
<br />
Ensâr: Mekke´den Medine´ye gelen müslümanlara yardım eden Medine´li müslümanlara denir.<br />
<br />
Tabiin: Peygamberimizi gören müslümanları gören, müslümanlara denir.<br />
<br />
- İslâm´ın temel esasları kaçtır<br />
<br />
- İkidir<br />
<br />
1) İmânın şartları,<br />
<br />
2) İslâmın şartları,<br />
<br />
Her müslümanın bilmesi gereken farzlar diye özetlenen bilgiler bu iki esas içinde yer almaktadır. Birkimse İmân´ın ve İslam´ın şartlarını bilirse ve bildiğiyle amel ederse makbul bir müslüman olur.<br />
<br />
- İmânın şartlarını söyleyip izah edebilir misiniz<br />
<br />
- İmânın şartı altıdır:<br />
<br />
1) Allah´a İmân,<br />
<br />
2) Meleklere İmân,<br />
<br />
3) Kitaplara İmân,<br />
<br />
4) Peygamberlere İmân,<br />
<br />
5) Ahiret gününe İmân,<br />
<br />
6) Kadere İmân.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">- İslâm´ın şartlarını söyleyip izah edebilir misiniz</span><br />
<br />
- İslam´ın beş şartı vardır.<br />
<br />
1) Kelime-i Şehâdet getirmek,<br />
<br />
2) Namaz kılmak,<br />
<br />
3) Oruç tutmak,<br />
<br />
4) Zekât vermek,<br />
<br />
5) Hacca gitmek.<br />
<br />
Şimdi bunları sırasıyla özetleyip, ayrı ayrı izah edelim.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">İmânın şartları</span><br />
<br />
1. Allah´a İmân:<br />
<br />
Aklı başında olan ve ergenlik çağına gelen her insana Allah´a İmân farzdır. Allah, zâtı sıfatlarıyla bilinir. Allah´ın sıfatları zâti ve sübûti olmak üzere ikiye ayrılır. Şöyle özetleyebiliriz:<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Zâti sıfatlar 6 tanedir:</span><br />
<br />
1) Vucud: Allah vardır.<br />
<br />
2) Kıdem: Varlığının başlangıcı yoktur.<br />
<br />
3) Beka: Varlığının sonu yoktur.<br />
<br />
4) Vahdâniyet: Allah (cc) bir´dir.<br />
<br />
5) Muhalefet´ün lil-Havadis: Yaratılanların hiç birine benzemez.<br />
<br />
6) Kıyam Binefsihi: Varlığının kendisinden olması, başkasına muhtaç olmamasıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Sübûti sıfatları 7 tanedir:</span><br />
<br />
1) Hayat: Allah diridir.<br />
<br />
2) İlim: Bilendir.<br />
<br />
3) Basar: Görendir.<br />
<br />
4) Semi: İşitendir.<br />
<br />
5) İrâde: Dileyendir.<br />
<br />
6) Kelâm: Söyleyendir.<br />
<br />
7) Tekvin: Yaratan, öldüren dirilten, rızık veren, nimete erdiren azaba, uğratandır.<br />
<br />
<br />
<br />
2. Meleklere İmân:<br />
Melekler gözle görülmeyen varlıklardır. Nurdan yaratılmışlardır. Peygamberler ve veliler onları görebilirler. Melekler yemezler-içmezler, erkeklik ve dişilikleri de yoktur. Her yerde bulunurlar ve diledikleri şekle girebilirler.<br />
<br />
Melekler, günlük hayatımızı ânı anına kaydederler. Hareketlerimizi görünmeyen bir filme; seslerimizi görünmeyen bir şeride tesbit ederler. Böylece, hayat dosyalarımızı âhiret gününde tetkik edilmek üzere hazırlamış ve düzenlemiş olurlar.<br />
<br />
Dört büyük melek vardır ve vazifeleri şunlardır:<br />
<br />
1) Cebrâil: İlâhi hükümleri peygamberlere ulaştıran melektir.<br />
<br />
2) Azrail: Eceli gelenlerin ruhlarını alır.<br />
<br />
3) Mikâil: Tabiat hadiseleriyle görevlidir.<br />
<br />
4) Isrâfil: Dünya hayatının sonunu ve mahşer halinin başlangıcını ilân etmekle vazifelidir.<br />
<br />
<br />
<br />
3. Kitaplara İmân:<br />
Cenâb-ı Hak (cc), insanları doğru yola iletmek için Cebrâil Aleyhisselam vasıtasıyla Peygamberlere kitaplar göndermiştir. Bu kitaplar:<br />
<br />
a) Büyük olanlar,<br />
<br />
b) Küçük olanlar, diye ikiye ayrılır.<br />
<br />
Küçük olanlara "Suhuf" da denir ki, bunlar yüz sahifedir.<br />
<br />
Bu yüz sahife şu Peygamberlere gönderilmiştir:<br />
<br />
Âdem Aleyhisselam´a: 10 sahife<br />
<br />
Şit Aleyhisselam´a: 50 sahife<br />
<br />
İdris Aleyhisselam´a: 30 Sahife<br />
<br />
İbrahim Aleyhisselam´a: 10 sahife gönderilmiştir.<br />
<br />
Büyük kitaplar da şu peygamberlere gönderilmiştir:<br />
<br />
Musa Aleyhisselam´a: Tevrat<br />
<br />
Davud Aleyhisselam´a: Zebur.<br />
<br />
İsa Aleyhisselam´a: İncil<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimiz´e Kur´an-ı Kerim, gönderilmiştir.</span><br />
<br />
Allah´ın göndermiş olduğu bu kitapların hükümleri Kur´an-ı Kerim hariç diğerleri muayyen bir zaman için olmuş, yeni bir kitap gelince önceki kitabın hükmü ortadan kalkmıştır. Bu durum Hz. Adem aleyhisselamdan son peygamber Hz. Muhammed (sav)´e kadar devam etmiştir. Hz. Muhammed (sav) son peygamber olduğu için kitabımız Kur´an-ı Kerim de son kitaptır. O´nun hükmü kıyamete kadar geçerlidir. diğer kitapların hükmü yürürlükten kalkmıştır. Kur´an-ı Kerim Peygamberimize 40 yaşında iken gelmeye başladı. 23 senede tamamlandı. İçinde 114 süre, 6666 ayet vardır. Kur´an´ın bütün ayetlerin ezbere bilene hafız denir.<br />
<br />
Kur´an Arapça gönderilmiştir. Arap alfabesiyle yazılır. Kur´an diğer alfabelerle yazılmaz. Türkçe, ingilizce, almanca, fransızca vb. alfabelerle yazılması mümkün değildir. Sizin de elinize baten türk alfabesiyle yazılmış "Yâsin, Tebâreke, Amme" veya Kur´an´ın tamamı geçebilir. Bunları okumak katiyyen günahtır. Kur´an Allah´ın kelamıdır. O´nun yazılışı da okunuşu da vahyedildiği gibi olacaktır.<br />
<br />
Kur´an okumak çok kolaydır. Arzu edenler çok kısa zamanda bunu başarabilirler. Kur´an-ı Kerim´in türkçe tercümesi yapılmıştır. Geniş açıklamalı tefsirler de yazılmıştır. Ancak bunların hiçbiri Kur´an yerine geçmez.<br />
<br />
Kur´an dünya tarihinde en büyük inkılâbı yapan kitaptır. O´na dil uzatanlar ancak akılsızlardır.<br />
<br />
<br />
4.Peygamberlere İmân:<br />
Allah (cc) insanlara hakkı ve hakikatı öğretmek, tehvid yoluna iletmek için insanların içinden peygamberler seçmiştir. Bu peygamberlerden bazılarına kitap gönderilmiş, bazılarına gönderilmeyip önceki peygamberlere gelen kitabın esaslarının takip edilmesi emredilmiştir. Kitap gönderilen peygamberlere "Rasul" gönderilmeyenlere "Nebi" denir.<br />
<br />
Peygamberlerin kesin sayısını Allah (cc) bilir. Bizim bildiğimiz Kur´an´da ismi geçen 28 peygamber vardır.<br />
<br />
Ilk peygamber Hz. Adem (as), son peygamber Hz. Muhammed (sav)´dir. Bu ikisinin arasında sayısını ancak Allah´ın bildiği miktarda peygamberler gelmiştir. Biz bütün peygamberlere İmân ederiz, hak olduğuna inanırız. Son Peygamber Hz. Muhammed (sav)´in ümmetiyiz. Bundan sonra da başka bir peygamber gelmeyecektir.<br />
<br />
<br />
5. Ahiret gününe İmân:<br />
İmânın beşinci temeli ahiret hayatına inanmaktır. Dünyada gelen herkes ömrü bitince ölür. Toprağa gömülür. Toprak altında geçen zamana kabir hayatı denir.<br />
<br />
Dünyanın da ömrü vardır. Dünya ve dünyadakilerin sonu kıyamettir. Kıyamet, her şeyin ölmesidir. Kıyamet, meleklerden Isrâfil (as)´ın "sûr" denilen mahiyetini ancak Allah´ın bildiği bir şeyi yine Allah´ın emriyle üflemesiyle gerçekleşecek. Bu ses ile her şeyin hayatı sona erecek. Aynı melek aynı sesi bir daha duyuracak, kainata baştan beri gelen bütün canlılar dirilecek. Ahiret hayatı da böylece başlayacak. Ahiret hayatının sonu da olmayacak.<br />
<br />
Dünya hayatının hesabı ahirette sorulacak. Iyi amel işleyenler cennete girip mükafatlanacak, kötü amel işleyenler cehenneme girip cezalandırılacaktır.<br />
<br />
<br />
6. Kadere İmân:<br />
Kadere, hayır ve şer´in Allah´tan olduğuna İmân, İmânın altıncı şartıdır.<br />
<br />
Cenab-ı Hakk´ın sıfatlarından biri de ilimdir. Işte Rabbi´mizin her şeyi daha önceden takdir edip bilmesine "Kader," O´nun bildiği bu işin zamanı geldiğinde meydana gelmesine "Kazâ" denir.<br />
<br />
Gerçek mü´min, bu altı şarta şeksiz, şüphesiz inanmak mecburiyetindedir. Şüphesi olan kâfir olur.<br />
<br />
İslâm´ın şartları<br />
1. Kelime-i Şehâdet getirmek:<br />
<br />
Kelime-i Şehâdet şudur: "Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Rasûlühü."<br />
<br />
Manası: (Ben şehadet ediyorum ki Allah´tan başka ilâh yoktur; Muhammed (sav) O´nun kulu ve Resûlüdür.)<br />
<br />
2. Namaz kılmak:<br />
<br />
Namaz nedir Namaz dinin direğidir. Akıllı, buluğa eren her müslüman yapmak<br />
<br />
mecburiyetinde olduğu Allah´ın kesin emridir.<br />
<br />
3. Oruç tutmak:<br />
<br />
Ramazan ayı gelince akıllı, buluğa eren müslümanlara farzdır. Haftanın pazartesi, perşembe günleri, kameri ayların 13, 14 ve 15´inci günleri oruç tutmak Peygamber (sav) Efendimizin sünnetidir.<br />
<br />
4. Zekât vermek:<br />
<br />
Zekat, zengin müslümanlara farzdır. Fakir müslümanlara farz değildir.<br />
<br />
5. Hacca gitmek:<br />
<br />
Hacc, zengin müslümanlara farzdır. Fakir müslümanlara farz değildir.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çocukların ana-babalarına karşı davranışlarına ait başlıca kurallar şunlardır.</span><br />
<br />
<br />
1) Ana ve babanın sözlerini dinlemek.<br />
<br />
2) Onların emirlerine uygun hareket etmek.<br />
<br />
3) Onlar izin vermedikçe oturmamak.<br />
<br />
4) Onlar ayağa kalktıkları vakit hemen ayağa kalkmak.<br />
<br />
5) Yolda onların önünde yürümemek.<br />
<br />
6) Konuşurken, sesi onların sesinden ziyâde yükseltmemek.<br />
<br />
7) Onların her hizmetini çabuk görmek.<br />
<br />
8) Daima onların rızalarını ve hoşnutluklarını almak.<br />
<br />
9) Onlara daima kol kanat açıp, saygı göstermek.<br />
<br />
10) Onlara başla, gözle bile olsa, hiddet eseri göstermemek.<br />
<br />
11) Rızaları ve emirleri olmadıkça yanlarından ayrılmamak.<br />
<br />
12) Yaptığınız iyilikleri başlarına kalkmamak.<br />
<br />
13) Onlara surat asmayıp, daima güler yüzlü ve tatlı sözlü olmak.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ana hakkı</span><br />
<br />
Bir adam annesini sırtına almış, Kâbe´yi tavaf ettiriyordu. Bu adam Kâbe´nin<br />
<br />
yakınında oturup da kendisini gören Peygamberimiz (sav)´e yaklaşıp: "Bu sırtımdaki anamdır. Kâbe´yi tavaf ettiriyorum. Nasıl, annemin hakkını ödeyebildim mi diye sordu.<br />
<br />
Peygamberimiz (sav): "Hayır, seni karnında taşırken bir nefes almadaki zahmetinin dahi hakkını ödeyemedin" buyurdu.<br />
<br />
İşte Çocuklar!<br />
<br />
Anamızın bizim üzerimizde bu derece hakkı vardır. Onu kırmamız, itaat etmememiz, emirlerini yerine getirmememiz dünyamızın yıkılmasına sebep olur. Onun için anamızın babamızın kalbini hiçbir zaman incitmemeliyiz. Onlara "öf" bile dememeliyiz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namaza Giriş</span><br />
<br />
Namaz nedir Namaz dinin direğidir. Akıllı, buluğa eren her müslümanın yapmak mecburiyetinde olduğu Allah´ın kesin emridir. namazlar farz, vacip, sünnet ve nafile olmak üzere dört grupta toplanır.<br />
<br />
Bu namazlar şunlardır:<br />
<br />
a) Hergün beş vakit kılınan namaz,<br />
<br />
b) Haftada bir Cum´a namazı,<br />
<br />
c) Vukûunda kılınan cenaze namazı,<br />
<br />
d) Senede iki bayram namazı,<br />
<br />
e) Ramazanda kılınan teravih namazı,<br />
<br />
f) Nafile namazlar.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namazın Şartları</span><br />
<br />
Namazdan önce yapılacak işlemlerdir. Tamamı altı tanedir.<br />
<br />
1) Hadesten taharet:<br />
<br />
Gözle görülmeyen "hades" denilen mânevi pislikten temizlenmektir. Abdesti olmayanın abdest alması, cünüplük halinde de gusletmek veya (su bulunmadığı hallerde) teyemmüm etmek namazın ilk şartıdır. Bu suretle temizlenmenin, dinimizde bazı çeşitleri vardır<br />
<br />
a) Abdest, b) Gusül, c) Teyemmüm.<br />
<br />
Abdest hususi temizlenme, gusül umumi temizlenme, teyemmüm de, suyun bulunmadığı veya bulunup da kullanmaya imkan ve kudret olmadığı yerde, temiz toprakla yapılan temizliktir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">a) Abdest</span><br />
<br />
Dinin direği namaz olduğu gibi, namazın anahtarı da abdesttir. Maddi ve mânevi bakımdan çok kıymetli bir ibâdet olan abdest hakkında Peygamberimizin çeşitli müjdeleri bulunmaktadır. Bu müjdeleri ihtiva eden hadisi şeriflerden biri:<br />
<br />
"Abdest alan, abdestini âdâbına uygun olarak alan, sonra namazını kılan hiçbir kimse yoktur ki; onun kıldığı namazla, diğer namazı arasındaki günâhları affedilmiş olmasın"<br />
<br />
Mânevi bakımdan bu kadar kıymetli olan abdest, sahibini kıyâmet gününde de sevindirecektir. Bu dünyada abdest alarak Allah´ın emrini yerine getirenler orada el, yüz ve ayakları nurlu ve pırıl pırıl olarak hesap yerine mizana çağrılacaklardır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abdestin farzları</span><br />
<br />
1. Yüzü yıkamak,<br />
<br />
2. Elleri dirseklerle birlikte yıkamak,<br />
<br />
3. Başın dörte birini ıslak elle meshetmek,<br />
<br />
4. Ayakları, topuklarla birlikte yıkamak.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abdestin sünnetleri</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abdestin Alınışı</span><br />
<br />
Önce kollar dirseklerin yukarısana kadar sıvanır; sonra, "Niyet ettim Allah rızası için abdest almaya" diye niyet edilir ve Besmele okunur. Sağ avuç ile ağıza üç kere ayrı ayrı su alanıp her defasında iyice çalkalanır Alında saç bitiği yerden itibaren kulakların yumaşağına ve çene altına kadar yüzün her tarafı üç kere yıkanır.Eller bileklere kadar üç kere yıkanır. Parmak aralarının yıkanmasına dikkat edelir. Parmaklar da yüzük varsa oynatılıp altının da yıkanması sağlanır.<br />
<br />
Sağ avuç ile burna üç kere su çekilir ve sol el ile sümkürülerek burun temizlenir Sağ kol dirseklerle beraber üç kere yıkanır. Yıkarken kolun her tarafı,kuru bir yer kalmayacak şekilde iyice ovulur.<br />
<br />
Sol kol dirseklerle beraber üç kere yıkanır. Yıkarken kolun her tarafı kuru bir yer kalmayacak şekilde iyice ovulur.<br />
<br />
Eller ıslatılarak ellerin küçük parmağı ile kulağın içi, baş parmağı ile de kulağın arkası meshedilir<br />
<br />
Sağ ayak üç kere topuklarla beraber yıkanır. Yıkamaya parmak uçlarından başlanır ve parmak araları iyice temizlenir.<br />
<br />
Sağ el yeni bir su ile ıslatıldıktan sonra elin içi ve parmaklar başın üzerine konularak bir kere meshedilir.<br />
<br />
Kalan üç parmağın dışı ile boynun arkası meshedilir<br />
<br />
Sol ayak üç kere topuklarla beraber yıkanır. Yıkamaya parmak uçlarından başlanır ve parmak araları iyice temizlenir.<br />
<br />
Abdest bitince ayakta ve kıbleye karşı "Kelime-i Şehadet" okunur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abdesti bozan şeyler</span><br />
<br />
1. Ön ve arkadan dışkı, idrar, yel vb. şeylerin çıkması,<br />
<br />
2. Vücudun herhangi bir yerinden kan, irin veya sarı suyun çıkması,<br />
<br />
3. Ağızdan gelen kanın, tükürüğe eşit veya daha fazla olması,<br />
<br />
4. Ağız dolusu kusmak,<br />
<br />
5. Yatarak veya bir yere dayanarak uyumak,<br />
<br />
6. Bayılmak,<br />
<br />
7. Namaz kılarken başkasını işiteceği kadar gülmek, (Abdest ile birlikte namaz da bozulur),<br />
<br />
8. Teyemmüm etmiş kimsenin, abdest alabileceği suyu görmesi,<br />
<br />
9. Özür sahibi olanlar için namaz vaktinin çıkması.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Abdestsiz yapılamayan şeyler</span><br />
<br />
1. Namaz kılınamaz<br />
<br />
2. Kur´an-ı Kerim ve âyeti kerimelere dokunulamaz,<br />
<br />
3. Kâbe tavaf edilemez.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">b) Gusûl abdesti</span><br />
<br />
Gusûl, bütün vücudu iğne ucu kadar bir yer bırakmadan yıkamaktır. Buna büyük temizlik veya boy abdesti de denir.<br />
<br />
Gusûl abdestinin farzları<br />
<br />
1. Ağıza su alıp boğaza kadar bir kere çalkalamak.<br />
<br />
2. Buruna su çekmek ve iyice bir kere temizlemek.<br />
<br />
3. Bütün vücudu kuru yer kalmayacak şekilde yıkamak.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gusûl yapılacağı zaman;</span><br />
<br />
- Sol adımı atarak banyoya girilir.<br />
<br />
- Kişinin sağı veya solu kıbleye gelecek şekilde oturur.<br />
<br />
- Mümkünse peştemal kullanmak daha iyidir.<br />
<br />
- Besmele çekerek cünüplükten kurtulmak için niyet ettim, diye niyet edilir.<br />
<br />
- Eller üç defa yıkanır.<br />
<br />
- Ön ve arka avret yerlerini su ile iyice temizlenir.<br />
<br />
- Namaz abdesti gibi abdest alınır. Abdest alırken ağız ve burnu yıkarken titiz hareket etmek iyidir.<br />
<br />
- Önce başa, sonra sağ omuza, daha sonra da sol omuza üçer defa su döküp, her defasında bütün vücud güzelce oğuşturulur.<br />
<br />
- Bütün vücudun iğne ucu kadar kuru yer kalmamak üzere su ile yıkanır, her su döküşte de vücud ovulur, kulak kıvrımlarına, koltuk altlarına, göbeğin içine suyun ulaşmasına dikkat edilir.<br />
<br />
- Sağ adım atarak banyodan çıkılır.<br />
<br />
- Elbiseler çabuk olarak giyinerek gusûl abdesti bitirilir.<br />
<br />
Gusûl abdesti ile kılınan namaz daha efdal olduğu için iki rekat namaz kılmak iyidir.<br />
<br />
Su ile vücut kirlerini giderirken, manen de günah kirlerinin giderilmesini, Rabb´imizden niyaz ederiz.<br />
<br />
Gusûl abdesti olmayan kimse neleri yapamaz<br />
<br />
Sevgili Çocuklar!<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Gusûl abdesti olmayan kimse:</span><br />
<br />
- Kur´an´a veya bir ayete el süremez ve okuyamaz,<br />
<br />
- Cami ve mescidlere giremez,<br />
<br />
- Kâbe tavaf edemez.<br />
<br />
Gusûlsüz halde bunları yapmak haramdır. Yâni, çok günahtır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">c) Teyemmüm</span><br />
<br />
Teyemmüm Ne zaman Alınır<br />
<br />
Sevgili Çocuklar!<br />
<br />
- Su bulunmadığı,<br />
<br />
- Bulunsa da kullanılamadığı zamanlarda abdest veya gusül alması gereken kimse, teyemmüm eder. Teyemmüm, namaz kılmak veya eline Kur´an almak için yapılır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Teyemmüm nasıl yapılır</span><br />
<br />
Abdestsizlikten temizlenmek niyetiyle teyemmüm için besmele çekilir. Toprağa veya toprak cinsinden bir şeye eller vurulur, ileri geri hareket ettirilir. Eller kaldırılıp hafifçe birbirine vurularak silkelenir. Yüzün tamamı bu iki elle sıvazlanır. Yeniden eller toprağa vurularak, sol el ile sağ elin üzerine ve sağ kol, dirseğe kadar sıvazlanır. Sağ el ile de sol elin üzeri ve sol kol yine dirseğe kadar sıvazlanır. Bu teyemmümle istenilen her ibadet yapılabilir.<br />
<br />
2. Necasetten taharet:<br />
<br />
Elbisenin, namaz kılınacak yerin ve bedenin temizlenmesidir. Bu temizlik için tuvalet âdabına çok dikkat etmek gerekir.<br />
<br />
3. Avret mahallini örtmek:<br />
<br />
Erkeklerde diz kapaklarından göbeğe kadar olan kısım avret mahallidir. Erkeklerin rükû ve secdede beli açılırsa namazları bozulur. Namazda avret mahallinin bir rükün boyu açılması namazı bozar.<br />
<br />
Kadınlarda el ve yüz müstesna vücudunun tamamı avret mahallidir. Kadınlarda saçın bir kılı dahi gözükse namazları bozulur. Zamanımızda "Namaz örtüsü" diye namaz kılarken kadınların başlarına örttükleri tülbentten; saçlar, kulaklar ve gerdan gözüktüğünden, bu tülbentlerle namaz olmaz. Bileklerden yukarı kollar, aşağıdan bacaklar görüldüğünde namaz olmaz. "Ben kılayım da Allah kabul eder" diyerek şartlarına riayet etmeden kılınan namazların hiçbir faydası yoktur, bu kendi kendini aldatmaktır.<br />
<br />
4. Kıbleye dönmek:<br />
<br />
Namazda Kâbe´ye (Arabistan´daki, Kâbe´nin olduğu tarafa) yönelmektir.<br />
<br />
5. Vakit:<br />
<br />
Her namazı vaktinde kılmaktır. Her vakit namaz girdiğinde, müezzinler ezan okur, bizde ezanı aynen tekrar eder ve ezandan sonra ezan duası yaparız. (Ezân ve Ezân duâsı: Kur´an okuma Elif-Ba´sı bölümünde bulunmaktadır.)<br />
<br />
6. Niyet: Kılınacak namaza niyet etmektir. (Örneğin: Niyet ettim Allah rızası için, Sabah namazının sünnetini kılmaya, deriz.)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namazın rükünleri</span><br />
<br />
Namazda yapılacak işlemlerdir. Tamamı altı tanedir.<br />
<br />
1. İftitah tekbiri: Namaza "Allahu Ekber" lafzıyla başlamaktır.<br />
<br />
2. Kıyam: Namazda ayakta durmaktır. Özürlü olanlar müstesnadır.<br />
<br />
3. Kıraat: Namazın her rekatında (kıyamdayken) sûre ve âyet okumaktır.<br />
<br />
4. Rükû: Sırt yere paralel olarak eğilmektir.<br />
<br />
5. Sücûd: Namazda yedi âzâ ile olur. Iki eller, iki ayaklar, iki dizler, bir de alın ile burun uçlarının aynı anda yere değmesi ile olur. Bunlardan biri secde halinde iken kalkarsa namaz bozulur.<br />
<br />
6. Kai´de-i Ahire: Namazın sonunda "Tahiyyat" dualarını okuyacak kadar oturmaktır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namazı bozan haller</span><br />
<br />
Namazdayken; konuşmak, birşey yemek veya içmek, kendi işiteceği kadar gülmek, kıbleden göğsünü çevirmek, namaz dışı bir iş yapmaya çalışmak, birine selam vermek veya verilen selâmı almak, herhangi bir sebeble "ah... off.. oh.." demek, öksürüğü yok iken öksürmeye çalışmak-zorlamak, bir şeyi üflemek, birine cevap niyetiyle bir âyet okumak, teyemmümlü iken suyu görmek, sabah namazında iken güneşin doğması, mesh müddetinin namazda iken bitmesi, âyeti manasını bozacak şekilde yanlış okumak, erkekle kadının yan yana namaza durması, namazda ayet veya sureyi yüzünden okumak, namazda avret mahallinin bir rükün boyu açılması, imama uyan kimsenin namazın rükünlerini veya rükünlerinden birini imamdan önce yapması; Bu durumlar namazı bozan hallerdir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Namaz Kılınışları</span><br />
<br />
Sevgili Çocuklar;<br />
<br />
Biz müslüman çocuklar, 7 yaşında iken namaz kılmayı öğrenmeli ve 10 yaşına girdiğimizde hiç bırakmadan namaza devam etmeliyiz. Bu, bize Allahımız´ın ve Peygamberimiz´in emridir. Allah´ın emri olarak kıldığımız namazlara "Farz namazlar" denir. Peygamberimizin emir ve tavsiyesi olan namazlara "Sünnet namazlar" denir. "Vacip namazlar" da bu ikisi arasında bir mertebedir. Allah´a yakınlığın artması için kılınan namazlara "nâfile namaz" denir.<br />
<br />
Şimdi sizlere, namaz nasıl kılınır, onu anlatacağız; ama önce namaz kılmadan önce neleri yapacağız kısaca yeniden özetleyelim.<br />
<br />
Namaz kılacak kimse, önce abdestini alır. Temiz elbiselerini giyer ve temiz bir yere dikilir. Kadın, el, ayak ve yüzü hariç bütün vücudunu örter. Erkek de örtünmesi gereken (bilhassa göbeğinden diz kapağına kadar) yerleri örter. Kıbleye (Arabistan´daki, Kâbe´nin olduğu tarafa) döner, namaz vakti gelip, ezan da okundu ise (Erkekler de; eğer farz namazsa kaamet getir. Kaamet; Kur´an Okumayı Öğreniyorum bölümünde bulunmaktadır.) İçinden niyet ederek namaza durur. Önde ve karşıda canlı resim, insan ve ateş bulunmamasına dikkat edilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Şimdi nasıl namaz kılındığını açıklamaya gayret edelim:</span><br />
<br />
Önce sabah namazının sünnetinden başlayalım:<br />
<br />
Ayakların arasında 4 parmak bir açıklık bulunacak şekilde ve dik vaziyette durulur, Allah´ın huzurunda olduğunu unutmayarak, huşu içinde olunmalıdır.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">NIYET: </span>Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetini kılmaya denir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEKBİR:</span> Eller, kulakların hizasına kaldırılır (Hanımlar; göğüs hizasına kadar kaldırır.) Allahu Ekber diyerek namaza başlanır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIYAM: </span>Sağ el sol elin üstünde olmak üzere göbeğin alt hizasında birleştirilir. Kadınlar da yine sağ ellerini sol ellerinin üzerine koyarlar, fakat göğüsleri üzerinde tutarlar. Namaz sırasında çevreyi seyretmemek ve kıyam sırasında secde yerine bakmak efdaldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIRAAT: </span>Tam bu halde iken Sübhaneke duası okunur. Sonra Euzü Besmele ile Fatiha Sûresi okunur, sonunda da âmin denir. Hemen arkasından kısa bir sûre veya bir kaç âyet okunması gerekir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RÜKÛ:</span> Bunu bitirince: Allahu Ekber diyerek rükûya gidilir. Rükûda; avuç içlerini, parmaklar açık olarak diz kapaklarına yapıştırılır; dizleri ve dirsekleri dik, sırt (yere paralel) bir hizada ve dimdik tutulur. (Hanımlar hafifçe eğilirler.) Tam rükûda iken 3, 5 veya 7 defa Sübhane Rabbiyel Azim denir. Semiallahü limen hamideh diyerek doğrulup ve kollar yanlara bırakılır. Ayakta dik vaziyette durarak Rabbena Lekel Hamd denir. Rükû´da ayak uçlarına bakmak efdaldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SECDE: </span>Sonra Allahu Ekber diyerek secde tekbiri alınır; önce eller, sonra da yüz yere konarak secdeye varılır. Secdede alın, burun, eller, diz ve ayaklar yere mutlaka dokundurulur, yüz ellerin arasına alınır. Secde esnasında ayaklar yerden hiç kaldırılmaz ve ayak parmaklarını öne doğru bükerek dik vaziyette yere konulur. Secdede iken 3, 5 veya 7 defa Sübhane Rabbiyel a´lâ denir. Sonra doğrulur, dik vaziyette oturulur. Otururken, sağ ayak dikilir, sol ayak kıvrılarak üzerine oturulur. (Hanımların oturuşu farklıdır; kadınlar otururken sağ ayaklarını yana dikmez, her iki ayağını da sağa yatararak yere otururlar.) Sübhanallah diyecek kadar böyle durduktan sonra tekrar secdeye varılır 3, 5 veya 7 defa Sübhane Rabbiyel a´lâ denir ve Allahu Ekber diyerek ayağa kalkılır. Secde´de burun ucuna bakmak efdaldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">KIYAM KIRAAT:</span> Fatiha süresini okuduktan sonra âmin denir, kısa bir sûre veya bir kaç âyet okunur. Ancak, okunucak sûreler, önceki rekatta okunanlardan sonraki sûrelerden olmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">RÜKÛ </span>Allahu Ekber diyerek rükuya varılır. Yine 3, 5 veya 7 defa Sübhane Rabbiyet Azim denir. Semiallahu Limen Hamideh diyerek doğrulur ve kollar yana bırakılır, Rabbane Lekel Hamd denir. Tekrar Allahu Ekber diyerek secdeye gidilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SECDE </span>Birbiri arkasına iki defa secde yapılır ve her seferinde 3, 5 veya 7 defa Sübhane Rabbiyel a´lâ dedikten sonra, Allahu Ekber diyerek oturulur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">TEHIYYAT</span> Otururken, erkekler; sağ ayağını diker, sol ayağını kıvırarak üzerine otururlar, hanımlar ise; sağ ayaklarını yana dikmez, her iki yağını da sağa yatırarak yere otururlar. Eller, parmaklar hafifçe yapışık olduğu halde dizlerin üzerine konur. Bu arada Et,Tahiyyatü, Allahümme Salli, Allahümme Barik ve Rabbena duaları okunur. Tahiyyat´da secde yerine bakmak eftaldir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">SELAM </span>Dualar bitirilince, baş sağ tarafa, sağ omuza döndürülerek ve sağ omuz ucuna bakılarak Esselamü aleyküm ve Rahmetullah denir. Sonra sol omuza döndürülerek ve sağ omuz ucuna bakılarak Esselamü Aleyküm ve Rahmletullah diyerek, iki rekat olan sabah namazının sünneti kılınmış olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dört rekat olan sünnet namazlara gelince;</span><br />
<br />
Bunların ilk iki rekatları aynı şekilde, yani sabah namazının sünneti gibi kılınır. Öğle namazının 4 rekatlık ilk sünneti kılınıyorsa, ikinci rekatın sonunda oturunca Ettehiyyatü´yü okuyup Allahu Ekber diyerek hemen ayağa kalkılır, Sübhaneke´yi okumadan Fatiha´yı okumaya başlanır ve aynı şekilde olmak üzere iki rekat daha kılınır, son oturuşta Ettehiyatü´den sonra Allahümme Salli, Allahümme Barik ve Rabbena duaları okunur ve selâm verilir.<br />
<br />
İkindi namazının sünneti veya yatsı namazının ilk sünnetini kılarken; İkinci rekatın sonunda oturunca Ettehiyyatü ile birlikte Allahümme Salli, Allahümme Barik duâları da okunur ancak ondan sonra ayağa kalkılır. Ayağa kalkınca da önce Sübhaneke okunur ondan sonra Euzü Besmele ile Fatiha Sûresi okunur. Hemen arkasından kısa bir sûre veya bir kaç âyet okunur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Farz namazlara gelince;</span><br />
<br />
Sabah namazının farzı, sünneti gibi kılınır. Yalnız farza durmadan önce kaamet getirilir. Bir de niyet ederken, Sabah namazının farzına niyet edilir.<br />
<br />
Akşam namazının farzı 3 rekattir. Ilk iki rekatı, iki rekatlı namazlar gibi kılınır, Ettahiyyatü okunup Allahu Ekber diyerek hemen ayağa kalkılır, Sübhaneke okunmadan Besmele ve Fatiha okunur. Başkaca sûre okunmadan rükuya varılır, secdelerin sonunda oturarak, her zamandaki gibi Ettehiyyatü, Allahümme Salli, Allahümme Barik ve Rabbena duaları okunup ve selâm verilir. 4 Rekatlı farzlarda da ikinci rekatın sonunda Ettehiyyatü´yü okuduktan sonra Allahu Ekber denip ayağa kalkılır, sadece Besmele ve Fatiha´yı okumak suretiyle üçüncü ve dördüncü rekatlar bilindiği şekilde tamamlanır. 4 rekatlı farzlarda mühim olan, üçüncü ve dördüncü rekatlarda Besmele ve Fatiha´dan sonra, hiç bir âyet ve sûrenin okunmamasıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Bir de Vitir namazı var;</span><br />
<br />
Vitir namazı yatsı namazının son sünnetinden sonra kılınır ve 3 rekattır. Ilk iki rekatını bitirip Ettehiyyatü´yü okuduktan sonra ayağa kalkınca önce Fatiha sonra bir sûre veya bir kaç âyet okunur eller kulakların hizasına kaldırılarak Allahu Ekber denir, tekbir alıp tekrar bağlanır. Bundan sonra Allahümme Inna Nesteinüke ve Allahümme Iyyake Na´büdü (Kunut Duaları) okunur. Rükû ve secdeleri yaparak namaz tamamlanır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cemaatle namaz</span><br />
<br />
Burada şunu da belirtelim: Eğer farz namazları cemaatle kılınacaksa evvela niyet ederken Niyet ettim ....................................... namazının farzını kılmaya, uydum hazır olan imama denir. Bir de cemaatle kılınan namaz boyunca, namazın belli yerlerinde okunan Fatiha sûresi ve bu sûreden sonra okunan âyetler okunmaz. Çünkü Imam Efendi, bunları bizim yerimize de okumaktadır. Biz ancak bunların dışında okunacak ve söylenecek olanları, okur ve söyleriz.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cemaatle kılınan namazlardan Cuma Namazı:</span><br />
<br />
Cuma namazı sadece erkeklere farz olan ve Cuma günü Öğle namazı vaktinde cemaatle kılınan bir namazdır. Cuma namazı toplam 10 rekattır. Ilk dört rekatı sünnettir ve öğle namazının ilk dört rekatlık sünneti gibi kılınır. Sonra cemaatle iki rekatlık Cuma namazının farzı, sabah namazının farzı gibi kılınır. Daha sonra Cuma namazının dört rekatlık son sünneti kılınır, buda ilk dört rekatlık sünnet gibi kılınır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cemaatle kılınan namazlardan Bayram namazı</span><br />
<br />
Bayram namazı toplam 2 rekattır ve cemaatle birlikte kılınır. Sırasıyla; niyet, imamla birlikte tekbir, Sübhâneke duası, yine imamla birlikte üç defa tekbir, her defasında eller yana salınır, sonunda ise eller bağlanır. Imamın Fatiha ve bir sûre okuması dinlenir, daha sonra rükuya gidilir, secde yapılır, kıyam için kalkılır, yine imam Fatiha ve bir sûre okur, tekrar üç defa arka arkaya tekbir getirilir, son tekbirden sonra eller sallanır ve rükûya gidilir, secde yapılır, daha sonra oturarak, et-Tahiyyâtü, Allahümme Salli, Allahümme bârik ve Rabbenâ duaları okunduktan sonra selam verilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cemaatle kılınabilen namazlardan Teravih Namazı</span><br />
<br />
Teravih namazı, ramazan ayının sünneti olan toplam 20 rekat bir namaz olmakla birlikte, cemaatle veya tek başına kılınabilen bir namazdır. Oruç tutamayanlar da bu namazı kılarlar. Teravih namazı yatsı namazı ile vitir namazı arasında, Ramazan ayı süresince hergün kılınır. Teravih namazı, ikişer veya dörder rekâtta bir selâm vermek sûretiyle kılınabilir. Iki rekâtta bir selâm vermek suretiyle kılınırsa bütün rekatlar, sabah namazının sünneti gibi kılınır. Eğer teravih namazı 4 rekatta bir selâm vermek suretiyle kılınırsa, ikindi namazının sünneti gibi kılınır.<br />
<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Çocuğumuza Dini Sorular]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10822</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 19:17:13 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10822</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çocuğumuza Dini Sorular</span><br />
<br />
1. Müslümanmısın<br />
Elhamdülillah Müslümanım.<br />
2. Müslümanım demenin manası nedir<br />
Allah´ı bir bilmek, Kur´an-ı Kerim´i ve Muhammed Aleyhisselam´ı tasdik etmektir.<br />
3. Ne zamandan beri Müslümansın<br />
"Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım.<br />
4. "Bela" zamanı neye derler<br />
Misak´a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben:<br />
"Elestü birabbiküm" yani (Ben sizin rabbiniz değil miyim ) diye sordu.<br />
Onlar da: "Bela" (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir.<br />
5. Rabbin kimdir<br />
Allah<br />
6. Seni kim yarattı<br />
Allah<br />
7. Sen kimin kulusun<br />
Allah´ın kuluyum.<br />
8. Allah kaçtır diyenlere ne dersin<br />
Allah birdir derim.<br />
9. Allah´ın bir olduğuna delilin nedir<br />
Sure-i İhlas´ın ilk ayeti kerimesidir.<br />
10. Bunun manası nedir<br />
Sen söyleki ey Habibim Allah birdir..<br />
11. Allah´ın varlığına akli delilin nedir<br />
Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.<br />
12. Allah´ın zatı hakkında düşünce caiz midir<br />
Caiz değildir. Çünkü akıl Allah´ın zatını anlamaktan acizdir. Allah´ın ancak sıfatı hakkında düşünülür.<br />
13. Nereden geldin, nereye gideceksin<br />
Allah´dan geldim, Allah´a gideceğim<br />
14.Niçin geldin<br />
Allah´a kulluk için<br />
15. İman-ı yeis nedir<br />
Firavun gibi ölürken iman etmektir.<br />
16. Bu iman muteber midir<br />
Değildir.<br />
17. Tevbei yeis nedir<br />
İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir.<br />
18. Bu tevbe muteber midir<br />
Muteberdir.<br />
19. Dinin hangi dindir<br />
İslam dinidir.<br />
20. Kitabın hangi kitaptır<br />
Kur´an´dır.<br />
21. Kıblen neresidir<br />
Kabe-i Muazzamadır.<br />
22. Kimin zürriyetindensin<br />
Adem Aleyhisselam´ın zürriyetindenim.<br />
23. Kimin milletindensin<br />
İbrahim Aleyhisselam´ın milletindenim.<br />
24. Kimin ümmetindensin<br />
Muhammed Aleyhisselamın.<br />
25. Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor<br />
Mekke´de doğdu. Elli yaşından sonra Medine´ye hicret etti. Şimdi Medine´de "Ravza-i Mütaharra"sındadır.<br />
26. Peygamberimizin kaç adı vardır<br />
Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.<br />
27. Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir<br />
Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem´dir.<br />
28. Peygamberimizin babasının adı nedir<br />
Abdullah´tır.<br />
29. Annesinin adı nedir<br />
Amine´dir.<br />
30. Süt annesinin adı nedir<br />
Şifa Hatun´dur.<br />
31. Dedesinin adı nedir<br />
Abdülmüttaliptir.<br />
32. Peygamberimiz kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik geldi<br />
40 yaşında.<br />
33. Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı<br />
23 sene peygamberlik yaptı.<br />
34. Peygamberimiz nerede doğdu<br />
Mekke-i Mükerreme´de.<br />
35. Hangi tarihte doğdu<br />
571 tarihinde<br />
36. Hangi tarihte nereye hicret etti<br />
622 tarihinde Medine´ye hicret etti.<br />
37. Fani hayatı hangi yılda kaç yaşında sona erdi<br />
632 yılında, 63 yaşında sona erdi.<br />
38. Peygamberimizin kaç kızı vardı<br />
Dört kızı vardı. 1) Zeynep 2) Rukiyye 3) Ümmü Gülsüm 4) Fatıma (r.a.)´dir.<br />
39. Peygamberimizin kaç oğlu doğdu<br />
Üç oğlu oldu. 1) Kasım 2) Abdullah (Diğer adı (:::)) 3) İbrahim (r.a) hazretleridir.<br />
40. Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın<br />
1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4) Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş 8) Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (r.a)<br />
41. Peygamberimizin hanımları bizim neyimiz olur<br />
Onlar bütün müminlerin annesidir.<br />
42. Peygamberimizin ilk hanımı kimdir<br />
Hz.Hatice (r.a.) validemizdir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat sürmüştür.<br />
43. Peygamberimizin son hanımı kimdir<br />
Hz. Aişe (r.a.) validemizdir.<br />
44. Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını sayarımsınız<br />
Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam´ı yaymaktır.<br />
45. Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir<br />
Hz. Aişe (r.a)´dır.<br />
46. Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir<br />
Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem´dir.<br />
47. Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır<br />
İ ki torunu vardır :1) Hasan 2) Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.<br />
48. Bunlar kimin çocuklarıdır<br />
Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)´nındır.<br />
49. Allah´ın emrettiği şeylerin en önemlisi nedir<br />
Tevhid´dir.<br />
50. Tevhid nedir<br />
Allah´ı bir bilmek, yalnız ona kulluk etmektir.<br />
51. Allah´ın yasakladığı en büyük günah nedir<br />
Şirk´tir.<br />
52. Şirk nedir<br />
Allah´a ortak koşmak, ondan başka Allah olduğunu söylemek.<br />
53. Peygamber kime denir<br />
Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah´ın vazifelendirdiği zata denir.<br />
54. Allah, peygamberleri niçin gönderdi<br />
Şirkten korumak, tevhide çağırmak için<br />
55. Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır<br />
Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin.<br />
56. En büyük peygamberler kaçtır<br />
5 dir. Hz.Muhammed (a.s.), Hz.Nuh (a.s.), Hz.İbrahim (a.s.), Hz.Musa (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) dır.<br />
57. Kur´an-ı Kerim´de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır<br />
Yirmisekiz.<br />
58. İsimlerini sayarmısınız<br />
Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir.<br />
59. Peygamberimiz bir millete mi yoksa bütün insanlığa mı gönderildi<br />
Bütün insanlığa gönderildi.<br />
60. Resul nedir<br />
Müstakil bir şeriat getiren veya evvelki peygamberinşeriatına yeni hükümler ilave eden peygamberdir.<br />
61. Nebi nedir<br />
Kendisinden önce veeya zamanındaki resulun şeriatına tabi olan peygamberdir. Her resul aynı zamanda nebidir, fakat her nebi resul değildir.Her resul aynı zamanda nebidir. Fakat her nebi resul değildir. Her ikisine peygamber denir.<br />
62. İlk nebi kimdir<br />
Adam (a.s.) dır.<br />
63. İlk resul kimdir<br />
Nuh (a.s.) dır.<br />
64.İnsanlar öldükten sonra ne olacaklar<br />
Dirilecekler<br />
65. Dirildikten sonra ne olacaklar<br />
Dünyada yaptıklarının mükafatını veya cezasını görecekler.<br />
66. Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan kimse ne olur<br />
Dinden çıkar, kâfir olur.<br />
67. Melek nedir<br />
Allah´ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır.<br />
68. Dört büyük melek hangileridir<br />
Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.)<br />
69. Meleklerin görevleri nelerdir<br />
Allah´a hamd etmek, O´nu tesbih etmek, O´nu zikr etmek. O, ne emrediyorsa onu yapmaktır.<br />
Bazı meleklerin özel görevleri vardır.<br />
70. Cebrail´in görevi nedir<br />
Peygamberlere vahiy ve kitap getirir.<br />
71. Mikail´in görevi nedir<br />
Tabiat olayları, rızık taksimatıyla görevlidir.<br />
72. İsrafil´in görevi nedir<br />
Kıyamette Sur´a üflemek<br />
73. Azrail´in görevi nedir<br />
Allah´ın emriyle can almak<br />
74. Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir<br />
Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur´an-Kerim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir.<br />
75. Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir<br />
Cenab-ı Hakk´ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir.<br />
76. Mezhep kaçtır<br />
İkidir.<br />
77. Nelerdir<br />
İtikatta mezhep, amelde mezhep.<br />
78. İtikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir<br />
İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü´l Hasani´l Eşari Hazretleridir.<br />
79. Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir<br />
Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.<br />
80. İtikatta mezhebin nedir<br />
Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir.<br />
81. Amelde mezhebin nedir<br />
Hanefi mezhebidir.<br />
82. Bizi itikattaki mezhebimizin imamı kimdir<br />
Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir.<br />
83. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir<br />
Ebü´l Hasani´l Eşari Hazretleridir.<br />
84. İmam Ebu Muhammed Matüridi nerelidir, ne zaman vefat etmiştir<br />
Semerkand´ın Maturid köyündendir. Türktür. Hicri (333) tarihinde vefat etmiştir.<br />
85. İmam Ebü´l Hasani´l Eşari Hazretleri nerelidir Ne zaman vefat etmiştir<br />
Basra´lı olup Hicri (324) tarihinde vefat etmiştir.<br />
86. Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız<br />
Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak.<br />
87. Kaç tane kandil vardır, nelerdir<br />
Beş tane kandil vardır.<br />
Mevlid Kandili : Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir.<br />
Regaib Kandili : Hz. Amine´nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.<br />
Mirac Kandili : Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah´ın daveti ve gücü ile bir mucize olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir.<br />
Berat Kandili : Kur´an-ı Kerim´in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelik hayat ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir.<br />
Kadir Gecesi : Kur´an-ı Kerim´in dünya semasındanPeygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.<br />
88. Kabir suali kime sorulmaz<br />
Peygamberlere, çocuklara ve delilere<br />
89. Din nedir<br />
Akıl sahibi insanları kendi istek ve arzularıyla sırf hayır ve saadete ulaştıran, ilahi bir kanundur.<br />
90. İslam nedir<br />
Peygamber Efendimizin tebliğ buyurduğu hükümleri kalb ile tasdik, dil ile ikrar edip, onları bütün hayatında yaşamaktır.<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
Kaynaklar:<br />
1)Muhtasar İlmihal, Hasan Arıkan<br />
2) Hikmetleriyle Namaz Hocası, Rauf Pehlivan</span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Georgia, Times New Roman, Times, serif;" class="mycode_font"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Çocuğumuza Dini Sorular</span><br />
<br />
1. Müslümanmısın<br />
Elhamdülillah Müslümanım.<br />
2. Müslümanım demenin manası nedir<br />
Allah´ı bir bilmek, Kur´an-ı Kerim´i ve Muhammed Aleyhisselam´ı tasdik etmektir.<br />
3. Ne zamandan beri Müslümansın<br />
"Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım.<br />
4. "Bela" zamanı neye derler<br />
Misak´a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben:<br />
"Elestü birabbiküm" yani (Ben sizin rabbiniz değil miyim ) diye sordu.<br />
Onlar da: "Bela" (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir.<br />
5. Rabbin kimdir<br />
Allah<br />
6. Seni kim yarattı<br />
Allah<br />
7. Sen kimin kulusun<br />
Allah´ın kuluyum.<br />
8. Allah kaçtır diyenlere ne dersin<br />
Allah birdir derim.<br />
9. Allah´ın bir olduğuna delilin nedir<br />
Sure-i İhlas´ın ilk ayeti kerimesidir.<br />
10. Bunun manası nedir<br />
Sen söyleki ey Habibim Allah birdir..<br />
11. Allah´ın varlığına akli delilin nedir<br />
Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.<br />
12. Allah´ın zatı hakkında düşünce caiz midir<br />
Caiz değildir. Çünkü akıl Allah´ın zatını anlamaktan acizdir. Allah´ın ancak sıfatı hakkında düşünülür.<br />
13. Nereden geldin, nereye gideceksin<br />
Allah´dan geldim, Allah´a gideceğim<br />
14.Niçin geldin<br />
Allah´a kulluk için<br />
15. İman-ı yeis nedir<br />
Firavun gibi ölürken iman etmektir.<br />
16. Bu iman muteber midir<br />
Değildir.<br />
17. Tevbei yeis nedir<br />
İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir.<br />
18. Bu tevbe muteber midir<br />
Muteberdir.<br />
19. Dinin hangi dindir<br />
İslam dinidir.<br />
20. Kitabın hangi kitaptır<br />
Kur´an´dır.<br />
21. Kıblen neresidir<br />
Kabe-i Muazzamadır.<br />
22. Kimin zürriyetindensin<br />
Adem Aleyhisselam´ın zürriyetindenim.<br />
23. Kimin milletindensin<br />
İbrahim Aleyhisselam´ın milletindenim.<br />
24. Kimin ümmetindensin<br />
Muhammed Aleyhisselamın.<br />
25. Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor<br />
Mekke´de doğdu. Elli yaşından sonra Medine´ye hicret etti. Şimdi Medine´de "Ravza-i Mütaharra"sındadır.<br />
26. Peygamberimizin kaç adı vardır<br />
Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.<br />
27. Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir<br />
Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem´dir.<br />
28. Peygamberimizin babasının adı nedir<br />
Abdullah´tır.<br />
29. Annesinin adı nedir<br />
Amine´dir.<br />
30. Süt annesinin adı nedir<br />
Şifa Hatun´dur.<br />
31. Dedesinin adı nedir<br />
Abdülmüttaliptir.<br />
32. Peygamberimiz kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik geldi<br />
40 yaşında.<br />
33. Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı<br />
23 sene peygamberlik yaptı.<br />
34. Peygamberimiz nerede doğdu<br />
Mekke-i Mükerreme´de.<br />
35. Hangi tarihte doğdu<br />
571 tarihinde<br />
36. Hangi tarihte nereye hicret etti<br />
622 tarihinde Medine´ye hicret etti.<br />
37. Fani hayatı hangi yılda kaç yaşında sona erdi<br />
632 yılında, 63 yaşında sona erdi.<br />
38. Peygamberimizin kaç kızı vardı<br />
Dört kızı vardı. 1) Zeynep 2) Rukiyye 3) Ümmü Gülsüm 4) Fatıma (r.a.)´dir.<br />
39. Peygamberimizin kaç oğlu doğdu<br />
Üç oğlu oldu. 1) Kasım 2) Abdullah (Diğer adı (:::)) 3) İbrahim (r.a) hazretleridir.<br />
40. Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın<br />
1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4) Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş 8) Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (r.a)<br />
41. Peygamberimizin hanımları bizim neyimiz olur<br />
Onlar bütün müminlerin annesidir.<br />
42. Peygamberimizin ilk hanımı kimdir<br />
Hz.Hatice (r.a.) validemizdir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat sürmüştür.<br />
43. Peygamberimizin son hanımı kimdir<br />
Hz. Aişe (r.a.) validemizdir.<br />
44. Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını sayarımsınız<br />
Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam´ı yaymaktır.<br />
45. Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir<br />
Hz. Aişe (r.a)´dır.<br />
46. Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir<br />
Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem´dir.<br />
47. Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır<br />
İ ki torunu vardır :1) Hasan 2) Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.<br />
48. Bunlar kimin çocuklarıdır<br />
Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)´nındır.<br />
49. Allah´ın emrettiği şeylerin en önemlisi nedir<br />
Tevhid´dir.<br />
50. Tevhid nedir<br />
Allah´ı bir bilmek, yalnız ona kulluk etmektir.<br />
51. Allah´ın yasakladığı en büyük günah nedir<br />
Şirk´tir.<br />
52. Şirk nedir<br />
Allah´a ortak koşmak, ondan başka Allah olduğunu söylemek.<br />
53. Peygamber kime denir<br />
Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah´ın vazifelendirdiği zata denir.<br />
54. Allah, peygamberleri niçin gönderdi<br />
Şirkten korumak, tevhide çağırmak için<br />
55. Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır<br />
Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin.<br />
56. En büyük peygamberler kaçtır<br />
5 dir. Hz.Muhammed (a.s.), Hz.Nuh (a.s.), Hz.İbrahim (a.s.), Hz.Musa (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) dır.<br />
57. Kur´an-ı Kerim´de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır<br />
Yirmisekiz.<br />
58. İsimlerini sayarmısınız<br />
Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir.<br />
59. Peygamberimiz bir millete mi yoksa bütün insanlığa mı gönderildi<br />
Bütün insanlığa gönderildi.<br />
60. Resul nedir<br />
Müstakil bir şeriat getiren veya evvelki peygamberinşeriatına yeni hükümler ilave eden peygamberdir.<br />
61. Nebi nedir<br />
Kendisinden önce veeya zamanındaki resulun şeriatına tabi olan peygamberdir. Her resul aynı zamanda nebidir, fakat her nebi resul değildir.Her resul aynı zamanda nebidir. Fakat her nebi resul değildir. Her ikisine peygamber denir.<br />
62. İlk nebi kimdir<br />
Adam (a.s.) dır.<br />
63. İlk resul kimdir<br />
Nuh (a.s.) dır.<br />
64.İnsanlar öldükten sonra ne olacaklar<br />
Dirilecekler<br />
65. Dirildikten sonra ne olacaklar<br />
Dünyada yaptıklarının mükafatını veya cezasını görecekler.<br />
66. Öldükten sonra dirilmeyi yalanlayan kimse ne olur<br />
Dinden çıkar, kâfir olur.<br />
67. Melek nedir<br />
Allah´ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır.<br />
68. Dört büyük melek hangileridir<br />
Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.)<br />
69. Meleklerin görevleri nelerdir<br />
Allah´a hamd etmek, O´nu tesbih etmek, O´nu zikr etmek. O, ne emrediyorsa onu yapmaktır.<br />
Bazı meleklerin özel görevleri vardır.<br />
70. Cebrail´in görevi nedir<br />
Peygamberlere vahiy ve kitap getirir.<br />
71. Mikail´in görevi nedir<br />
Tabiat olayları, rızık taksimatıyla görevlidir.<br />
72. İsrafil´in görevi nedir<br />
Kıyamette Sur´a üflemek<br />
73. Azrail´in görevi nedir<br />
Allah´ın emriyle can almak<br />
74. Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir<br />
Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur´an-Kerim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir.<br />
75. Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir<br />
Cenab-ı Hakk´ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir.<br />
76. Mezhep kaçtır<br />
İkidir.<br />
77. Nelerdir<br />
İtikatta mezhep, amelde mezhep.<br />
78. İtikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir<br />
İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü´l Hasani´l Eşari Hazretleridir.<br />
79. Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir<br />
Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.<br />
80. İtikatta mezhebin nedir<br />
Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir.<br />
81. Amelde mezhebin nedir<br />
Hanefi mezhebidir.<br />
82. Bizi itikattaki mezhebimizin imamı kimdir<br />
Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir.<br />
83. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir<br />
Ebü´l Hasani´l Eşari Hazretleridir.<br />
84. İmam Ebu Muhammed Matüridi nerelidir, ne zaman vefat etmiştir<br />
Semerkand´ın Maturid köyündendir. Türktür. Hicri (333) tarihinde vefat etmiştir.<br />
85. İmam Ebü´l Hasani´l Eşari Hazretleri nerelidir Ne zaman vefat etmiştir<br />
Basra´lı olup Hicri (324) tarihinde vefat etmiştir.<br />
86. Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız<br />
Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak.<br />
87. Kaç tane kandil vardır, nelerdir<br />
Beş tane kandil vardır.<br />
Mevlid Kandili : Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir.<br />
Regaib Kandili : Hz. Amine´nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.<br />
Mirac Kandili : Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah´ın daveti ve gücü ile bir mucize olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir.<br />
Berat Kandili : Kur´an-ı Kerim´in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelik hayat ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir.<br />
Kadir Gecesi : Kur´an-ı Kerim´in dünya semasındanPeygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.<br />
88. Kabir suali kime sorulmaz<br />
Peygamberlere, çocuklara ve delilere<br />
89. Din nedir<br />
Akıl sahibi insanları kendi istek ve arzularıyla sırf hayır ve saadete ulaştıran, ilahi bir kanundur.<br />
90. İslam nedir<br />
Peygamber Efendimizin tebliğ buyurduğu hükümleri kalb ile tasdik, dil ile ikrar edip, onları bütün hayatında yaşamaktır.<br />
<br />
<br />
--------------------------------------------------------------------------------<br />
<br />
<br />
Kaynaklar:<br />
1)Muhtasar İlmihal, Hasan Arıkan<br />
2) Hikmetleriyle Namaz Hocası, Rauf Pehlivan</span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ölüm ve Ahiret Hayatı]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10821</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 19:14:56 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10821</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölüm ve Ahiret Hayatı</span><br />
<br />
Bazı insanlar ölümü, insanın yokoluşu gibi anlarlar. Oysa ölüm, sadece dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında bir geçiş, bir kapı gibidir.<br />
<br />
Kapının arkasında, yani ahiret hayatımızda, cennette veya cehennemde bir yerde olmamız da Allah´ın, dünyadaki hareketlerimizi beğenmesine veya beğenmemesine bağlıdır.<br />
<br />
Ölüm sadece bir sürenin dolmasıdır. Sınavın bittiğini belirten zilin çalması ve çıkış kapısının açılması gibi. Allah herkese dünyada ayrı bir sınav süresi vermiştir. Kiminin süresi 30 yılda, kimininki ise 100 yılda bitebilir. Nasıl sizin dünyadaki sınavınızın başlangıcı olan doğumunuza siz değil Allah karar verdiyse, sürenin bitimine de Allah karar vermiştir. Yani kaç yaşında öleceğinizi yalnızca Allah bilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölümü nasıl karşılamamız gerekir</span><br />
<br />
Dünyadaki sınavın bitişi demek olan ölüm, iman eden kişiler için bir sevinç vesilesidir. Süresi dolup da sınavdan çıkan ve başarılı olan bir insanın ardından üzülmek çok anlamsız olur. İşte bu şekilde ölen bir insanın ardından üzülmek de aynı şekilde, hatta daha da anlamsızdır. Ölen kişi çok yakın tanıdığımız ve çok sevdiğimiz biri olabilir. Ancak iman eden bir insan ölümün kesin bir ayrılık olmadığını, ölen kişinin sadece dünyadaki imtihanın bittiğini düşünür ve buna göre davranır. Allah´ın isteklerine göre yaşayan Müslümanları Allah´ın ahirette yeniden biraraya getireceğini ve cennetle mükafatlandıracağını bilir. Bu durumda üzülmek bir yana bu kişi için büyük bir sevinç duyar.<br />
<br />
Allah bizi dünyadan istediği an çıkartabilir yani dilediği an canımızı alabilir. İnsanın yapması gereken bu süre dolmadan önce elinden geleni yapıp Allah´ın sevgisini kazanmaya çalışmaktır.<br />
<br />
Sonuç olarak aklınızdan çıkarmamanız gereken şudur: Ölüm bir son değil, bir geçiş kapısıdır. Sonsuza kadar sürecek olan asıl hayat, ahirettedir. Bizim de her an ahiretteki bu gerçek hayatımıza hazırlık yapmamız gerekir. Hiç sınavdaki insan orada sonsuza kadar yaşayacakmış gibi bir çaba içine girer mi Elbette hayır. Sadece soruları dikkatlice cevaplayıp sınavdan bir an önce çıkmayı düşünür.<br />
<br />
İşte dünya hayatında da insan Allah´ın kendisi için hazırladığı imtihanı en iyi şekilde bitirip Allah´ın rızasını ve cenneti kazanmayı istemelidir.<br />
<br />
Her insanın dünyadaki en önemli çabası Allah´ı sevmek ve O´nun rızasını kazanmak için çalışmak olmalıdır. Çünkü sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz Kendisine inanan kullarını sevmekte ve her an korumaktadır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:<br />
<br />
... Doğrusu benim Rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır." (Hud Suresi, 57)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ahiret Hayatı</span><br />
<br />
Dünya hayatının geçici kalınan bir yer olduğunu Allah Kuran ayetlerinde bize bildirir ve asıl olanın ahiret yurdu olduğunu haber verir. Dünyada çeşitli olaylarla denenen ve bir gün ölüm ile karşılaşan kişi için ahiret hayatı başlar. Bu, sonu olmayan bir yaşamdır. İnsanın sonsuz hayatı olan ahiret hayatında ruhu yok olmayacaktır. Allah bizim için pek çok nimeti yaratandır. Dünya hayatını da, bize verdiklerine karşılık olarak bizim neler yaptığımızı görmek için yaratmıştır. Allah, hareketlerimizin iyi ya da kötü olmasına göre ahirette de bir ödül olarak cenneti veya bir ceza olarak cehennemi yaratacaktır.<br />
<br />
Allah ahirette huzuruna gelecek olanların nasıl karşılık göreceğini Kuran´da şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden (eşdeğerinden) başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Enam Suresi, 160)<br />
<br />
Allah insanlara karşı çok merhametlidir. Ödül verirken kat kat, cömertçe vermektedir. Oysa cezayı hak edenler sadece yaptıkları kötülüklerin tam karşılığını görürler. Allah kimseyi haksızlığa uğratmaz. İnsanlar arasında adaletsiz davranışlar olabilir. Suçlu biri dünyada insanları kandırmış ve onları yanıltmış olabilir. Ama suçunun karşılığını Allah ahirette kesinlikle verecektir. Adalet, Allah katında yerini mutlaka bulur. Çünkü Allah herşeyi görür, bilir ve karşılığını ona göre verir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cennet ve cehennem</span><br />
<br />
Cennet ve cehennem, insanların ölümlerinden sonraki ahiret hayatlarını geçirecekleri iki farklı yerdir. Bu yerlerle ilgili gerçekleri biz yine en doğru şekilde Kuran´dan öğrenebiliriz.<br />
<br />
Kuran´dan öğrendiklerimiz doğrultusunda cenneti tanıtmak için şöyle bir örnek verelim. Çok güzel manzaralı yerlere gitmiş veya filmlerde hayranlık uyandıran mekanlar görmüşsünüzdür. Hiç ayrılmak istemediğiniz yerler ya da bitmesini hiç istemediğiniz yiyecekler olmuştur. Cennet bütün o gördüklerinizden daha güzel, hatta onlarla kıyas edilemeyecek kadar güzel bir yerdir. Cennetteki yiyecekler dünyadaki hiçbir yiyecekle kıyaslanamayacak kadar lezzetli ve güzel görünümlüdür.<br />
<br />
Dünyadaki bütün güzellikleri yaratan Allah ayetlerinde, samimi iman eden Müslümanlar için ahirette çok daha güzelini hazırladığını söylemektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dünyadaki sıkıntılar cennetteki güzellikleri daha iyi anlamamızı sağlar</span><br />
<br />
Dünyada birçok sıkıntı yaşarız. Hasta oluruz, ateşimiz çıkar, kimi zaman bir yerimiz kırılır, çok üşürüz veya sıcaktan bunalırız. Her gün daha birçok sıkıntı verici şey başımıza gelebilir. Midemiz rahatsızlanır, yaşlandıkça cildimiz bozulur, kırışır. Annenizle babanızın gençlik resimlerine bakın ve şu andaki yüzlerini düşünün, aradaki farkı daha iyi anlayacaksınız.<br />
<br />
Allah bu gibi eksiklikleri dünya hayatında özellikle böyle yaratmıştır. Bunların hiçbiri cennette yoktur. Dünyadaki eksiklikler düşünüldüğünde cennetin ne kadar büyük bir mükafat olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Eğer insan ölünce cennete giderse bütün bu sıkıntılardan kurtulur. Dünyada hoşunuza gitmeyen şeyleri tekrar düşünün. Sizi rahatsız eden bu şeylerden tek bir tanesi bile cennette olmayacaktır.<br />
<br />
İMAN EDENLER VE SALİH AMELLERDE BULUNANLAR -Kİ BİZ HİÇ KİMSEYE GÜÇ YETİREMEYECEĞİNDEN FAZLASINI YÜKLEMEYİZ- ONLAR DA CENNETİN HALKIDIRLAR. ONDA SONSUZ OLARAK KALACAKLARDIR.<br />
(ARAF SURESİ, 42)<br />
<br />
<br />
Cennet insanın en fazla zevk alacağı, en çok hoşuna gideceği nimetlerle hazırlanmıştır. Dünyada her insanın yediği içtiği güzel şeylerden çok daha iyisi ve güzeli, en kusursuzu orada hazırdır. Cennette insan bir daha hiç üşümez, hasta olmaz, üzülmez, korkmaz, yaşlanmaz. Etrafında hiç kötü insan olmaz. Çünkü kötüler artık cehennemde, kendi kötülüklerine layık bir yerdedirler. Cennette ise herkes birbiriyle güzel sözlerle konuşur. Küfür etmez, sinirlenip bağırmaz, birbirinin kalbini kırmaz. İlk insan olan Adem Peygamberden bugüne kadar yaşamış olan, Allah´ın, ahlakını beğendiği ve cennete layık gördüğü ne kadar iyi insan varsa artık hepsi orada arkadaştır.<br />
<br />
Allah Kuran´da, cennette çok güzel ve büyük köşkler olduğunu, insanların buralarda büyük bir neşe ve mutluluk içinde yaşadığını, insanların her istedikleri şeyin gerçekleştiğini haber vermektedir. Aslında bütün bu anlattıklarımız ve sizin bunları okurken düşündükleriniz cennetteki güzellikleri anlatmak için çok yetersizdir. Bunlar insanın bir an düşündüğünde aklına gelen birkaç güzelliktir oysa cennetteki benzersiz güzellikler hiç bitmez.<br />
<br />
<br />
İMAN EDİP SALİH AMELLERDE BULUNANLAR; ONLARI, İÇİNDE EBEDİ KALICILAR OLARAK, ALTINDAN IRMAKLAR AKAN CENNETİN YÜKSEK KÖŞKLERİNE MUHAKKAK YERLEŞTİRECEĞİZ. (SALİH) AMELLERDE BULUNANLARIN ECRİ NE GÜZELDİR.<br />
(ANKEBUT SURESİ, 58)<br />
<br />
<br />
Allah bir ayetinde, insanın isteyeceği herşeyin ve daha fazlasının da cennette verileceğini haber vermiştir. Canınızın isteyebileceği bir şey düşünün ya da gitmek istediğiniz bir yeri. Cennette bütün bu istedikleriniz Allah´ın izniyle bir anda olacaktır. Allah bir ayette cennetten şöyle bahsetmektedir:<br />
<br />
… Orada nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir." (Fussilet Suresi, 31)<br />
<br />
Kuran´da cennetteki sonsuz güzellikleri anlatan ayetlerden birkaçı şöyledir:<br />
<br />
Takva sahiplerine va´dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır... (Muhammed Suresi, 15)<br />
<br />
İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (Ankebut Suresi, 58)<br />
<br />
<br />
...ORADA NEFİSLERİNİZİN ARZU ETTİĞİ HERŞEY SİZİNDİR VE İSTEDİĞİNİZ HERŞEY DE SİZİNDİR.<br />
(FUSSİLET SURESİ, 31)<br />
<br />
<br />
Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. (Fatır Suresi, 33)<br />
<br />
Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, ´sevinç ve mutluluk dolu´ bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. (Yasin Suresi, 55-57)<br />
<br />
Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),<br />
<br />
Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,<br />
<br />
Yayılıp-uzanmış gölgeler,<br />
<br />
Durmaksızın akan su(lar);<br />
<br />
Ve (daha) birçok meyveler arasında,<br />
<br />
Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).<br />
<br />
Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler). (Vakıa Suresi, 28-34)<br />
<br />
Allah cennete girmeye layık olan insanların sonsuza kadar orada kalacaklarını da ayetlerinde bildirmektedir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:<br />
<br />
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin halkıdırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (Araf Suresi, 42)<br />
<br />
Cennetteki en büyük nimet ise, elbette Rabbimizin sevgisini kazanmış olmaktır. Bunu bilmek ve hissetmek, insanın yaşayabileceği en büyük sevinç ve huzurdur.<br />
<br />
YÜKLÜ DALLARI BÜKÜLMÜŞ KİRAZ (AĞAÇLARI), ÜSTÜSTE DİZİLİ MEYVELERİ SARKMIŞ MUZ AĞAÇLARI, YAYILIP-UZANMIŞ GÖLGELER, DURMAKSIZIN AKAN SU(LAR); VE (DAHA) BİRÇOK MEYVELER ARASINDA, KESİLİP-EKSİLMEYEN VE YASAKLANMAYAN (MEYVELER)...<br />
(VAKIA SURESİ, 28-34)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cehennemdeki azap sonsuza kadar devam edecektir</span><br />
<br />
Allah´a isyan eden, onu tanımayan insanlar da yaptıkları herşey için bir karşılık göreceklerdir. Dünyada iken Allah´ı tanımadıkları, herşeyi O´nun yarattığını kabul etmedikleri, büyüklük taslayıp Allah´ın emrettiği ibadetleri yapmadıkları ve dünyada adeta isyan çıkardıkları için, ölünce de buna göre karşılık göreceklerdir.<br />
<br />
Bazı insanlar bu dünyada birçok suç işlerler. Kimsenin onları görmediği durumlarda, zaman zaman cezasız da kalabilirler. Ama bu insanlar yaptıkları ne kadar gizli olursa olsun Allah´ın onları her an gördüğünün, içlerinden geçeni de bildiğinin farkında değillerdir.<br />
<br />
Herkes yaptığı iyi veya kötü şeylerin karşılığını mutlaka alacaktır. Asıl cezayı veya ödülü ahirette Allah verecektir. Allah sonsuz adalet sahibidir ve Kuran ayetlerinde yapılan en küçük bir iyiliğin bile karşılığını kat kat vereceğini müjdelemiştir. İnsanlar pişman olup bağışlanma dilerlerse onları affedeceğini de söylemiştir. Buna rağmen Allah´a iman etmeyen, Kuran´da bildirilen emirleri yerine getirmeyen, sadece dünya hayatında yaşayacağını, sonrasında bir hayat olmadığını düşünen insanları da Allah cehennem ile tehdit etmiştir.<br />
<br />
Allah´a isyan eden suçlu ve günahkarların yaptıklarının karşılığıdır cehennem.<br />
<br />
Allah bu kişilerin durumunu Kuran´da şöyle açıklamıştır:<br />
<br />
Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi ´yok sayarak tanımadıkları´ gibi, Biz de bugün onları unutacağız. (Araf Suresi, 51)<br />
<br />
Cehennemde, dünyada yaşanan sıkıntılardan ve acılardan çok daha fazlası vardır. Pislik, korku, acı ve mutsuzluk dolu bir yerdir cehennem. Oraya giden insanlar, cehennemden çıkmak için Allah´a dua ederler ama artık dua etmekte ve pişman olmakta geç kalmışlardır. Daha önce size Firavun´un geçersiz pişmanlığından söz etmiştik. O da boğulacağı sırada başına gelecekleri anlamıştı. Ama o andaki pişmanlığı fayda etmemişti. İşte Allah insana ölüm anına kadar fırsat verir. Öldükten ve ahirette yaşamaya başladıktan sonra ise pişman olmanın hiçbir anlamı kalmamaktadır.<br />
<br />
Cehennemlikler orada yiyecek hiçbir şey bulamazlar. Başlarındaki cehennem bekçilerinden yiyecek istediklerinde onlara darı dikeni, kan ve irin verilir. Su içmek istediklerinde ise kaynar su verilir. Sürekli aşağılanırlar, sürekli derileri yanar, her yerde ateş vardır, dar ve sıkışık yerlerde hapsedilirler. Üstelik bu çok sıkıntılı yaşam sonsuza kadar bitmeyecektir.<br />
<br />
Pek çok insan cehennemde belli bir süre kalıp, yaptıklarının cezasını çektikten sonra cennete gideceğine inanır. Ancak bu kişiler sadece kendi kendilerini kandırmaktadır. Çünkü Kuran´daki cehennem ile ilgili ayetlere baktığımızda, cehenneme bir kere giren bir insan için hiçbir kurtuluş yolunun olmadığını görürüz. Allah´a iman etmemesi ve dünyada yaptığı kötülüklere karşılık olarak cehennemi hak eden kişiler burada sonsuza kadar kalacaklardır. Allah bu gerçeği ayetlerinde şöyle haber vermiştir:<br />
<br />
"Kapıları kilitlenmiş" bir ateş onların üzerinedir. (Beled Suresi, 20)<br />
<br />
Bu, onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür. (Al-i İmran Suresi, 24)<br />
<br />
Oysa hatalarını, günahlarını fark eden her insanın, hayattayken yaptıklarından pişman olması ve Allah´tan dua ile bağışlanma dilemesi gerekir. Kuran´da Allah bize samimi bir pişmanlık olursa, her türlü günahı affedeceğini bildirmektedir. Bu konuyla ilgili ayet şöyledir:<br />
<br />
(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde (kendi zararlarına) olmak üzere ölçüyü taşıran (günah işleyen) kullarım. Allah´ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)<br />
<br />
Ahirette sonsuz bir pişmanlık yaşamamak ve cehennemin bitmeyecek azabından kurtulmak için, geç olmadan insanın hatalarını görmesi ve Rabbimize tevbe etmesi bu yüzden çok önemlidir.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"> <span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölüm ve Ahiret Hayatı</span><br />
<br />
Bazı insanlar ölümü, insanın yokoluşu gibi anlarlar. Oysa ölüm, sadece dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında bir geçiş, bir kapı gibidir.<br />
<br />
Kapının arkasında, yani ahiret hayatımızda, cennette veya cehennemde bir yerde olmamız da Allah´ın, dünyadaki hareketlerimizi beğenmesine veya beğenmemesine bağlıdır.<br />
<br />
Ölüm sadece bir sürenin dolmasıdır. Sınavın bittiğini belirten zilin çalması ve çıkış kapısının açılması gibi. Allah herkese dünyada ayrı bir sınav süresi vermiştir. Kiminin süresi 30 yılda, kimininki ise 100 yılda bitebilir. Nasıl sizin dünyadaki sınavınızın başlangıcı olan doğumunuza siz değil Allah karar verdiyse, sürenin bitimine de Allah karar vermiştir. Yani kaç yaşında öleceğinizi yalnızca Allah bilir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ölümü nasıl karşılamamız gerekir</span><br />
<br />
Dünyadaki sınavın bitişi demek olan ölüm, iman eden kişiler için bir sevinç vesilesidir. Süresi dolup da sınavdan çıkan ve başarılı olan bir insanın ardından üzülmek çok anlamsız olur. İşte bu şekilde ölen bir insanın ardından üzülmek de aynı şekilde, hatta daha da anlamsızdır. Ölen kişi çok yakın tanıdığımız ve çok sevdiğimiz biri olabilir. Ancak iman eden bir insan ölümün kesin bir ayrılık olmadığını, ölen kişinin sadece dünyadaki imtihanın bittiğini düşünür ve buna göre davranır. Allah´ın isteklerine göre yaşayan Müslümanları Allah´ın ahirette yeniden biraraya getireceğini ve cennetle mükafatlandıracağını bilir. Bu durumda üzülmek bir yana bu kişi için büyük bir sevinç duyar.<br />
<br />
Allah bizi dünyadan istediği an çıkartabilir yani dilediği an canımızı alabilir. İnsanın yapması gereken bu süre dolmadan önce elinden geleni yapıp Allah´ın sevgisini kazanmaya çalışmaktır.<br />
<br />
Sonuç olarak aklınızdan çıkarmamanız gereken şudur: Ölüm bir son değil, bir geçiş kapısıdır. Sonsuza kadar sürecek olan asıl hayat, ahirettedir. Bizim de her an ahiretteki bu gerçek hayatımıza hazırlık yapmamız gerekir. Hiç sınavdaki insan orada sonsuza kadar yaşayacakmış gibi bir çaba içine girer mi Elbette hayır. Sadece soruları dikkatlice cevaplayıp sınavdan bir an önce çıkmayı düşünür.<br />
<br />
İşte dünya hayatında da insan Allah´ın kendisi için hazırladığı imtihanı en iyi şekilde bitirip Allah´ın rızasını ve cenneti kazanmayı istemelidir.<br />
<br />
Her insanın dünyadaki en önemli çabası Allah´ı sevmek ve O´nun rızasını kazanmak için çalışmak olmalıdır. Çünkü sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz Kendisine inanan kullarını sevmekte ve her an korumaktadır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:<br />
<br />
... Doğrusu benim Rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır." (Hud Suresi, 57)<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Ahiret Hayatı</span><br />
<br />
Dünya hayatının geçici kalınan bir yer olduğunu Allah Kuran ayetlerinde bize bildirir ve asıl olanın ahiret yurdu olduğunu haber verir. Dünyada çeşitli olaylarla denenen ve bir gün ölüm ile karşılaşan kişi için ahiret hayatı başlar. Bu, sonu olmayan bir yaşamdır. İnsanın sonsuz hayatı olan ahiret hayatında ruhu yok olmayacaktır. Allah bizim için pek çok nimeti yaratandır. Dünya hayatını da, bize verdiklerine karşılık olarak bizim neler yaptığımızı görmek için yaratmıştır. Allah, hareketlerimizin iyi ya da kötü olmasına göre ahirette de bir ödül olarak cenneti veya bir ceza olarak cehennemi yaratacaktır.<br />
<br />
Allah ahirette huzuruna gelecek olanların nasıl karşılık göreceğini Kuran´da şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Kim bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır, kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden (eşdeğerinden) başkasıyla cezalandırılmaz ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Enam Suresi, 160)<br />
<br />
Allah insanlara karşı çok merhametlidir. Ödül verirken kat kat, cömertçe vermektedir. Oysa cezayı hak edenler sadece yaptıkları kötülüklerin tam karşılığını görürler. Allah kimseyi haksızlığa uğratmaz. İnsanlar arasında adaletsiz davranışlar olabilir. Suçlu biri dünyada insanları kandırmış ve onları yanıltmış olabilir. Ama suçunun karşılığını Allah ahirette kesinlikle verecektir. Adalet, Allah katında yerini mutlaka bulur. Çünkü Allah herşeyi görür, bilir ve karşılığını ona göre verir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cennet ve cehennem</span><br />
<br />
Cennet ve cehennem, insanların ölümlerinden sonraki ahiret hayatlarını geçirecekleri iki farklı yerdir. Bu yerlerle ilgili gerçekleri biz yine en doğru şekilde Kuran´dan öğrenebiliriz.<br />
<br />
Kuran´dan öğrendiklerimiz doğrultusunda cenneti tanıtmak için şöyle bir örnek verelim. Çok güzel manzaralı yerlere gitmiş veya filmlerde hayranlık uyandıran mekanlar görmüşsünüzdür. Hiç ayrılmak istemediğiniz yerler ya da bitmesini hiç istemediğiniz yiyecekler olmuştur. Cennet bütün o gördüklerinizden daha güzel, hatta onlarla kıyas edilemeyecek kadar güzel bir yerdir. Cennetteki yiyecekler dünyadaki hiçbir yiyecekle kıyaslanamayacak kadar lezzetli ve güzel görünümlüdür.<br />
<br />
Dünyadaki bütün güzellikleri yaratan Allah ayetlerinde, samimi iman eden Müslümanlar için ahirette çok daha güzelini hazırladığını söylemektedir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Dünyadaki sıkıntılar cennetteki güzellikleri daha iyi anlamamızı sağlar</span><br />
<br />
Dünyada birçok sıkıntı yaşarız. Hasta oluruz, ateşimiz çıkar, kimi zaman bir yerimiz kırılır, çok üşürüz veya sıcaktan bunalırız. Her gün daha birçok sıkıntı verici şey başımıza gelebilir. Midemiz rahatsızlanır, yaşlandıkça cildimiz bozulur, kırışır. Annenizle babanızın gençlik resimlerine bakın ve şu andaki yüzlerini düşünün, aradaki farkı daha iyi anlayacaksınız.<br />
<br />
Allah bu gibi eksiklikleri dünya hayatında özellikle böyle yaratmıştır. Bunların hiçbiri cennette yoktur. Dünyadaki eksiklikler düşünüldüğünde cennetin ne kadar büyük bir mükafat olduğu daha iyi anlaşılmaktadır. Eğer insan ölünce cennete giderse bütün bu sıkıntılardan kurtulur. Dünyada hoşunuza gitmeyen şeyleri tekrar düşünün. Sizi rahatsız eden bu şeylerden tek bir tanesi bile cennette olmayacaktır.<br />
<br />
İMAN EDENLER VE SALİH AMELLERDE BULUNANLAR -Kİ BİZ HİÇ KİMSEYE GÜÇ YETİREMEYECEĞİNDEN FAZLASINI YÜKLEMEYİZ- ONLAR DA CENNETİN HALKIDIRLAR. ONDA SONSUZ OLARAK KALACAKLARDIR.<br />
(ARAF SURESİ, 42)<br />
<br />
<br />
Cennet insanın en fazla zevk alacağı, en çok hoşuna gideceği nimetlerle hazırlanmıştır. Dünyada her insanın yediği içtiği güzel şeylerden çok daha iyisi ve güzeli, en kusursuzu orada hazırdır. Cennette insan bir daha hiç üşümez, hasta olmaz, üzülmez, korkmaz, yaşlanmaz. Etrafında hiç kötü insan olmaz. Çünkü kötüler artık cehennemde, kendi kötülüklerine layık bir yerdedirler. Cennette ise herkes birbiriyle güzel sözlerle konuşur. Küfür etmez, sinirlenip bağırmaz, birbirinin kalbini kırmaz. İlk insan olan Adem Peygamberden bugüne kadar yaşamış olan, Allah´ın, ahlakını beğendiği ve cennete layık gördüğü ne kadar iyi insan varsa artık hepsi orada arkadaştır.<br />
<br />
Allah Kuran´da, cennette çok güzel ve büyük köşkler olduğunu, insanların buralarda büyük bir neşe ve mutluluk içinde yaşadığını, insanların her istedikleri şeyin gerçekleştiğini haber vermektedir. Aslında bütün bu anlattıklarımız ve sizin bunları okurken düşündükleriniz cennetteki güzellikleri anlatmak için çok yetersizdir. Bunlar insanın bir an düşündüğünde aklına gelen birkaç güzelliktir oysa cennetteki benzersiz güzellikler hiç bitmez.<br />
<br />
<br />
İMAN EDİP SALİH AMELLERDE BULUNANLAR; ONLARI, İÇİNDE EBEDİ KALICILAR OLARAK, ALTINDAN IRMAKLAR AKAN CENNETİN YÜKSEK KÖŞKLERİNE MUHAKKAK YERLEŞTİRECEĞİZ. (SALİH) AMELLERDE BULUNANLARIN ECRİ NE GÜZELDİR.<br />
(ANKEBUT SURESİ, 58)<br />
<br />
<br />
Allah bir ayetinde, insanın isteyeceği herşeyin ve daha fazlasının da cennette verileceğini haber vermiştir. Canınızın isteyebileceği bir şey düşünün ya da gitmek istediğiniz bir yeri. Cennette bütün bu istedikleriniz Allah´ın izniyle bir anda olacaktır. Allah bir ayette cennetten şöyle bahsetmektedir:<br />
<br />
… Orada nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir." (Fussilet Suresi, 31)<br />
<br />
Kuran´da cennetteki sonsuz güzellikleri anlatan ayetlerden birkaçı şöyledir:<br />
<br />
Takva sahiplerine va´dedilen cennetin misali (şudur): İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır ve orda onlar için meyvelerin her türlüsünden ve Rablerinden bir mağfiret vardır... (Muhammed Suresi, 15)<br />
<br />
İman edip salih amellerde bulunanlar; onları, içinde ebedi kalıcılar olarak, altından ırmaklar akan cennetin yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. (Ankebut Suresi, 58)<br />
<br />
<br />
...ORADA NEFİSLERİNİZİN ARZU ETTİĞİ HERŞEY SİZİNDİR VE İSTEDİĞİNİZ HERŞEY DE SİZİNDİR.<br />
(FUSSİLET SURESİ, 31)<br />
<br />
<br />
Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir. (Fatır Suresi, 33)<br />
<br />
Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, ´sevinç ve mutluluk dolu´ bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır. (Yasin Suresi, 55-57)<br />
<br />
Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),<br />
<br />
Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,<br />
<br />
Yayılıp-uzanmış gölgeler,<br />
<br />
Durmaksızın akan su(lar);<br />
<br />
Ve (daha) birçok meyveler arasında,<br />
<br />
Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).<br />
<br />
Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler). (Vakıa Suresi, 28-34)<br />
<br />
Allah cennete girmeye layık olan insanların sonsuza kadar orada kalacaklarını da ayetlerinde bildirmektedir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:<br />
<br />
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin halkıdırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır. (Araf Suresi, 42)<br />
<br />
Cennetteki en büyük nimet ise, elbette Rabbimizin sevgisini kazanmış olmaktır. Bunu bilmek ve hissetmek, insanın yaşayabileceği en büyük sevinç ve huzurdur.<br />
<br />
YÜKLÜ DALLARI BÜKÜLMÜŞ KİRAZ (AĞAÇLARI), ÜSTÜSTE DİZİLİ MEYVELERİ SARKMIŞ MUZ AĞAÇLARI, YAYILIP-UZANMIŞ GÖLGELER, DURMAKSIZIN AKAN SU(LAR); VE (DAHA) BİRÇOK MEYVELER ARASINDA, KESİLİP-EKSİLMEYEN VE YASAKLANMAYAN (MEYVELER)...<br />
(VAKIA SURESİ, 28-34)<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Cehennemdeki azap sonsuza kadar devam edecektir</span><br />
<br />
Allah´a isyan eden, onu tanımayan insanlar da yaptıkları herşey için bir karşılık göreceklerdir. Dünyada iken Allah´ı tanımadıkları, herşeyi O´nun yarattığını kabul etmedikleri, büyüklük taslayıp Allah´ın emrettiği ibadetleri yapmadıkları ve dünyada adeta isyan çıkardıkları için, ölünce de buna göre karşılık göreceklerdir.<br />
<br />
Bazı insanlar bu dünyada birçok suç işlerler. Kimsenin onları görmediği durumlarda, zaman zaman cezasız da kalabilirler. Ama bu insanlar yaptıkları ne kadar gizli olursa olsun Allah´ın onları her an gördüğünün, içlerinden geçeni de bildiğinin farkında değillerdir.<br />
<br />
Herkes yaptığı iyi veya kötü şeylerin karşılığını mutlaka alacaktır. Asıl cezayı veya ödülü ahirette Allah verecektir. Allah sonsuz adalet sahibidir ve Kuran ayetlerinde yapılan en küçük bir iyiliğin bile karşılığını kat kat vereceğini müjdelemiştir. İnsanlar pişman olup bağışlanma dilerlerse onları affedeceğini de söylemiştir. Buna rağmen Allah´a iman etmeyen, Kuran´da bildirilen emirleri yerine getirmeyen, sadece dünya hayatında yaşayacağını, sonrasında bir hayat olmadığını düşünen insanları da Allah cehennem ile tehdit etmiştir.<br />
<br />
Allah´a isyan eden suçlu ve günahkarların yaptıklarının karşılığıdır cehennem.<br />
<br />
Allah bu kişilerin durumunu Kuran´da şöyle açıklamıştır:<br />
<br />
Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi ´yok sayarak tanımadıkları´ gibi, Biz de bugün onları unutacağız. (Araf Suresi, 51)<br />
<br />
Cehennemde, dünyada yaşanan sıkıntılardan ve acılardan çok daha fazlası vardır. Pislik, korku, acı ve mutsuzluk dolu bir yerdir cehennem. Oraya giden insanlar, cehennemden çıkmak için Allah´a dua ederler ama artık dua etmekte ve pişman olmakta geç kalmışlardır. Daha önce size Firavun´un geçersiz pişmanlığından söz etmiştik. O da boğulacağı sırada başına gelecekleri anlamıştı. Ama o andaki pişmanlığı fayda etmemişti. İşte Allah insana ölüm anına kadar fırsat verir. Öldükten ve ahirette yaşamaya başladıktan sonra ise pişman olmanın hiçbir anlamı kalmamaktadır.<br />
<br />
Cehennemlikler orada yiyecek hiçbir şey bulamazlar. Başlarındaki cehennem bekçilerinden yiyecek istediklerinde onlara darı dikeni, kan ve irin verilir. Su içmek istediklerinde ise kaynar su verilir. Sürekli aşağılanırlar, sürekli derileri yanar, her yerde ateş vardır, dar ve sıkışık yerlerde hapsedilirler. Üstelik bu çok sıkıntılı yaşam sonsuza kadar bitmeyecektir.<br />
<br />
Pek çok insan cehennemde belli bir süre kalıp, yaptıklarının cezasını çektikten sonra cennete gideceğine inanır. Ancak bu kişiler sadece kendi kendilerini kandırmaktadır. Çünkü Kuran´daki cehennem ile ilgili ayetlere baktığımızda, cehenneme bir kere giren bir insan için hiçbir kurtuluş yolunun olmadığını görürüz. Allah´a iman etmemesi ve dünyada yaptığı kötülüklere karşılık olarak cehennemi hak eden kişiler burada sonsuza kadar kalacaklardır. Allah bu gerçeği ayetlerinde şöyle haber vermiştir:<br />
<br />
"Kapıları kilitlenmiş" bir ateş onların üzerinedir. (Beled Suresi, 20)<br />
<br />
Bu, onların: "Ateş bize sayılı günler dışında kesinlikle dokunmayacak" demelerindendir. Onların bu iftiraları, dinleri konusunda kendilerini yanılgıya düşürmüştür. (Al-i İmran Suresi, 24)<br />
<br />
Oysa hatalarını, günahlarını fark eden her insanın, hayattayken yaptıklarından pişman olması ve Allah´tan dua ile bağışlanma dilemesi gerekir. Kuran´da Allah bize samimi bir pişmanlık olursa, her türlü günahı affedeceğini bildirmektedir. Bu konuyla ilgili ayet şöyledir:<br />
<br />
(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde (kendi zararlarına) olmak üzere ölçüyü taşıran (günah işleyen) kullarım. Allah´ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)<br />
<br />
Ahirette sonsuz bir pişmanlık yaşamamak ve cehennemin bitmeyecek azabından kurtulmak için, geç olmadan insanın hatalarını görmesi ve Rabbimize tevbe etmesi bu yüzden çok önemlidir.</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah´a (c.c.) İbadet]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10820</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 18:04:31 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10820</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah´a (c.c.) İbadet</span><br />
<br />
Herşeyin yaratıcısı olan Allah sonsuz kudret sahibi olandır. Rabbimiz bizi de yaratmış ve Kuran´da Kendisinin istediği şekilde davranmamızı, O´na karşı itaatli olmamızı emretmiştir. Allah´ın bize Kuran´la bildirdiği ve yapmamızı istediği herşey bizim için ibadettir. Namaz kılmak, oruç tutmak, Allah´a şükretmek, sabırlı olmak, dua etmek, güzel davranışlarda bulunmak bu ibadetlerden birkaçıdır.<br />
<br />
Ama insanların bir çoğu bu sorumluluklarından haberdar olduğu halde, gerçeği kabul etmek istemez. Çünkü Allah´a karşı itaatli olup, yani O´nun sözlerini dinleyip, istediği şekilde davranmak bu insanların gururuna ağır gelmektedir. Kendilerini büyük ve güçlü gördükleri için Allah´ın sözünü dinlemek istemezler. Kendilerini Allah´ın yarattığınıkabul etmeyerek O´na başkaldırırlar. Adeta herşeyi kendileri kontrol altında tutuyormuş gibi kibir ve gurur yaparlar. Hatırlarsanız kitabın başında bir çizgi kahramanın örneğini vermiştik. İşte bu kişiler de aynen onun durumuna düşerler. Vücutlarını, gözlerini, kalplerini, kulaklarını, sağlıklarını, kısaca dünya üzerindeki herşeyi kendilerine Allah verdiği halde O´na karşı nankörlük eder, nimetlere şükretmezler.<br />
<br />
Ama bilin ki, bu insanlar çok pişman olacaklardır. Nankörlük ettikleri, çirkin bir ahlaka sahip oldukları için hem dünyada sıkıntı içinde yaşayacak, hem de ölümden sonraki ahiret hayatlarında büyük bir pişmanlığa kapılacaklardır. Dünyada yaptıkları nankörlüğün cezasını ahirette cehennem azabı ile çekeceklerdir.<br />
<br />
Pişman olmak ve cehennem azabıyla karşılaşan insanlardan olmak istemeyen her kişinin Allah´a karşı çok şükredici olması gerekir. İşte Allah bizden, önce Kendisine şükretmemizi ve bütün verdiği nimetlere karşılık dua etmemizi istemektedir. O halde, kendi kendine meydana gelmesi imkansız olan bunca güzel ve mükemmel nimetleri çevrenizde her gördüğünüzde hemen Allah´ı hatırlayıp, şükretmeyi unutmayın. Hiçbir güzelliğin farkına varamayan, kıymetini bilmeyen insanların durumuna düşmeyin.<br />
<br />
Allah Kuran´da, şükretmek dışında başka ibadetler de yapmamızı emretmiştir. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, Allah´ın belli zamanlarda yapmamızı istediği ibadetlerdendir.<br />
<br />
Namaz, insana, Allah´ın yarattığı aciz bir varlık olduğunu düzenli olarak hatırlamasında yardımcı olan, Allah´ın belirli zamanlarda yapılmasını emrettiği bir ibadettir. Allah Kuran ayetlerinde namazın çirkin hayasızlıklardan yani Allah´ın hoşnut olmayacağı kötü davranışlardan arındırdığını söylemektedir.<br />
<br />
Oruç da Kuran´da bildirilen bir ibadettir. Allah Ramazan ayı boyunca gündüzleri hiçbir şey yemememizi ve içmememizi emretmiştir. Allah´ın bu emrini uygularken, Rabbimize itaat etmek için açlığa ve susuzluğa sabretmiş oluruz. Bu şekilde nefsimizi eğitiriz.<br />
<br />
Zekat vermek ise, insanın sahip olduğu malın bir kısmını, ihtiyaç içindeki insanlara vermesidir. Her ibadet gibi bu ibadeti yerine getirmek de çok önemlidir, çünkü cimri olmamak ve fedakarlıkta bulunmak, Allah´ın sevdiği güzel ahlak özelliklerindendir. Ayrıca zekat insanlar arasında yardımlaşmayı artırır ve insanın ruhunu eğitir.<br />
<br />
<br />
Dua Allah´a daha yakın olmak için bir yoldur<br />
<br />
Allah Kendisine dua etmemize çok önem verir. Bir ayetinde, "De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi .." (Furkan Suresi, 77) diyerek duanın önemine dikkat çekmiştir. Bu ayetten anladığımız gibi, insanın Allah katında bir değerinin olması duasına bağlıdır. Çünkü dua eden insan herşeyi sadece Allah´tan istemiş olur. Allah herşeyin asıl sahibidir.<br />
<br />
İhtiyacımız olan herşeyi bizim için Allah yaratır. Örnek olarak yaşamamız için gerekli olan yiyecekleri ele alalım. Sebzeleri, meyveleri, tavukları, inekleri bizim için yaratan Allah´tır. Annenizi babanızı ve diğer bütün insanları yaratan ve işlerini yapabilecek bedeni, aklı, bilgiyi, gücü, kuvveti, sağlığı, imkanı onlara veren de sonsuz kudret sahibi olan Allah´tır.<br />
<br />
Daha önce anlattığımız gibi, Allah bu saydıklarımızıbize bir nimet olarak yaratmıştır. Yaniaslında siz önünüze konan yemeği Allah´a borçlusunuz. Sonra bu yemeği yiyebilmeyi de Allah´a borçlusunuz. Bunu biraz düşünün. Eğer dişleriniz olmasaydı nasıl çiğneyip yutardınız Mideniz olmasaydı nasıl öğütürdünüz Sindirim sisteminiz olmasaydı yemeğin olması bir işe yarar mıydı<br />
<br />
Demek ki, sizin güzel yemekler yiyip beslenebilmeniz Allah´ın izniyle gerçekleşmektedir. Bize bütün nimetleri veren Allah olduğu için oluşmasını istediğimiz bir olay veya elde etmek istediğimiz bir şey olduğunda bunu kendisinden isteyeceğimiz tek varlık Allah´tır. Dolayısıyla biz de her istediğimizi Rabbimize dua edip istemeliyiz.<br />
<br />
Bu konuyu daha iyi anlayabilmeniz için bir örnek daha verelim:<br />
<br />
Örneğin ışığı yakmak için düğmeye basarsınız. Şimdi ışığı düğme meydana getirdi denebilir mi Tabii ki hayır. Düğme sadece bir araçtır. Elektriği ileten kablolar da öyle. Allah dünyada bir olayı meydana getirirken hep başka bir şeyi aracı olacak şekilde düzenlemiştir. Suyu yaratmıştır. Barajlarda su aracılığı ile elektrik üretilir. Kablolar elektriği taşır. Ampul ışığa dönüştürür. Ama aslında ışığı Allah yaratmaktadır. Rabbimiz isterse bunların hiçbiri olmadan da ışığı var eder. Ama Allah bizim aklımızı kullanıp derin düşünerek, vicdanımızı harekete geçirerek Kendisine ulaşmamızı ister. Bu şekilde, aklımızın, düşünme yeteneğimizin artarak gerçekleri anlayabilmemizi ister.<br />
<br />
Suyun akması için musluğu çevirirsiniz. Ama suyu musluk yaptı ya da borular yaptı diyebilir miyiz Aynı elektrik düğmesi gibi musluk da sadece bir araçtır.<br />
<br />
İşte olaylara bu şekilde bakmayı öğrenmeliyiz. O zaman neden Allah´a dua etmemiz gerektiği de ortaya çıkar. Çünkü herşeyin yaratıcısı yalnızca Allah´tır.<br />
<br />
O´na dua etmemizi, şükretmemizi gerektirecek şeyleri yazmaya kalksak milyonlarca ciltlik kitap olurdu. Bu yüzden çevrenizde bunları önemsemeyen insanların olması sizi sakın etkilemesin. Bu insanlar az önce dediğimiz gibi, akıllarını kullanmadıkları için, düşünmekten kaçtıkları için büyük bir hataya düşmüşlerdir.<br />
<br />
Bu insanları bekleyen sonu, Allah bize çok açık şekilde anlatmıştır. İnsanların öldükten sonraki hayatlarında yani ahirette bulunacakları iyi veya kötü ortam işte bu dünyadaki davranışlarına, Allah´a yakınlaşıp uzaklaşmalarına bağlıdır. Her insan, yaptıklarının karşılığını ahirette görecektir.<br />
<br />
<br />
- Nasıl Dua Edebiliriz:<br />
<br />
Allah´ın büyüklüğünü düşünerek, saygı duyarak O´ndan istemek, gönülden yalvarmak dua etmenin önemli şartlarından birisidir. Nasıl dua edeceğimizi Allah bize Kuran´da bildirmiştir:<br />
<br />
Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları (Allah´ın sözünün dışına çıkanları) sevmez. (Araf Suresi, 55)<br />
<br />
Dua etmek için yer ve zamanın önemi yoktur. Her an Allah´ı düşünüp dua edebiliriz. Allah Kuran´da şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah´ı zikrederler (anarlar ve O´ndan konuşurlar) ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)<br />
<br />
Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin.<br />
<br />
Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir. (Bakara Suresi, 152-153)<br />
<br />
Allah, nasıl dua etmemiz gerektiği konusunda bize Kuran´da daha birçok örnek vermiştir. Peygamberlerin dualarının ve geçmişte yaşamış müminlerin yaptıkları duaların bazıları ayetlerde anlatılmaktadır:<br />
<br />
(Hz. Nuh) Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum." (Hud Suresi, 47)<br />
<br />
İbrahim, İsmail´le birlikte Evin (Ka´be´nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin". (Bakara Suresi, 127)<br />
<br />
Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin. Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. (Bakara Suresi, 128-129)<br />
<br />
Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat. (Yusuf Suresi, 101)<br />
<br />
... Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat. (Neml Suresi, 19)<br />
<br />
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah´ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)<br />
<br />
(Hz. Musa) Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz; ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harun´u. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, Böylece Seni çok tesbih edelim. Ve seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun." (Taha Suresi, 25-35)<br />
<br />
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah´ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru. Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan, artık onu ´hor ve aşağılık´ kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur. Rabbimiz, biz: ´Rabbinize iman edin´ diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür. Rabbimiz, elçilerine va´dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi ´hor ve aşağılık´ kılma. Şüphesiz Sen, va´dine muhalefet etmeyensin." Nitekim Rableri onlara cevab verdi: "Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam…" (Al-i İmran Suresi, 191-195)</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah´a (c.c.) İbadet</span><br />
<br />
Herşeyin yaratıcısı olan Allah sonsuz kudret sahibi olandır. Rabbimiz bizi de yaratmış ve Kuran´da Kendisinin istediği şekilde davranmamızı, O´na karşı itaatli olmamızı emretmiştir. Allah´ın bize Kuran´la bildirdiği ve yapmamızı istediği herşey bizim için ibadettir. Namaz kılmak, oruç tutmak, Allah´a şükretmek, sabırlı olmak, dua etmek, güzel davranışlarda bulunmak bu ibadetlerden birkaçıdır.<br />
<br />
Ama insanların bir çoğu bu sorumluluklarından haberdar olduğu halde, gerçeği kabul etmek istemez. Çünkü Allah´a karşı itaatli olup, yani O´nun sözlerini dinleyip, istediği şekilde davranmak bu insanların gururuna ağır gelmektedir. Kendilerini büyük ve güçlü gördükleri için Allah´ın sözünü dinlemek istemezler. Kendilerini Allah´ın yarattığınıkabul etmeyerek O´na başkaldırırlar. Adeta herşeyi kendileri kontrol altında tutuyormuş gibi kibir ve gurur yaparlar. Hatırlarsanız kitabın başında bir çizgi kahramanın örneğini vermiştik. İşte bu kişiler de aynen onun durumuna düşerler. Vücutlarını, gözlerini, kalplerini, kulaklarını, sağlıklarını, kısaca dünya üzerindeki herşeyi kendilerine Allah verdiği halde O´na karşı nankörlük eder, nimetlere şükretmezler.<br />
<br />
Ama bilin ki, bu insanlar çok pişman olacaklardır. Nankörlük ettikleri, çirkin bir ahlaka sahip oldukları için hem dünyada sıkıntı içinde yaşayacak, hem de ölümden sonraki ahiret hayatlarında büyük bir pişmanlığa kapılacaklardır. Dünyada yaptıkları nankörlüğün cezasını ahirette cehennem azabı ile çekeceklerdir.<br />
<br />
Pişman olmak ve cehennem azabıyla karşılaşan insanlardan olmak istemeyen her kişinin Allah´a karşı çok şükredici olması gerekir. İşte Allah bizden, önce Kendisine şükretmemizi ve bütün verdiği nimetlere karşılık dua etmemizi istemektedir. O halde, kendi kendine meydana gelmesi imkansız olan bunca güzel ve mükemmel nimetleri çevrenizde her gördüğünüzde hemen Allah´ı hatırlayıp, şükretmeyi unutmayın. Hiçbir güzelliğin farkına varamayan, kıymetini bilmeyen insanların durumuna düşmeyin.<br />
<br />
Allah Kuran´da, şükretmek dışında başka ibadetler de yapmamızı emretmiştir. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, Allah´ın belli zamanlarda yapmamızı istediği ibadetlerdendir.<br />
<br />
Namaz, insana, Allah´ın yarattığı aciz bir varlık olduğunu düzenli olarak hatırlamasında yardımcı olan, Allah´ın belirli zamanlarda yapılmasını emrettiği bir ibadettir. Allah Kuran ayetlerinde namazın çirkin hayasızlıklardan yani Allah´ın hoşnut olmayacağı kötü davranışlardan arındırdığını söylemektedir.<br />
<br />
Oruç da Kuran´da bildirilen bir ibadettir. Allah Ramazan ayı boyunca gündüzleri hiçbir şey yemememizi ve içmememizi emretmiştir. Allah´ın bu emrini uygularken, Rabbimize itaat etmek için açlığa ve susuzluğa sabretmiş oluruz. Bu şekilde nefsimizi eğitiriz.<br />
<br />
Zekat vermek ise, insanın sahip olduğu malın bir kısmını, ihtiyaç içindeki insanlara vermesidir. Her ibadet gibi bu ibadeti yerine getirmek de çok önemlidir, çünkü cimri olmamak ve fedakarlıkta bulunmak, Allah´ın sevdiği güzel ahlak özelliklerindendir. Ayrıca zekat insanlar arasında yardımlaşmayı artırır ve insanın ruhunu eğitir.<br />
<br />
<br />
Dua Allah´a daha yakın olmak için bir yoldur<br />
<br />
Allah Kendisine dua etmemize çok önem verir. Bir ayetinde, "De ki: "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi .." (Furkan Suresi, 77) diyerek duanın önemine dikkat çekmiştir. Bu ayetten anladığımız gibi, insanın Allah katında bir değerinin olması duasına bağlıdır. Çünkü dua eden insan herşeyi sadece Allah´tan istemiş olur. Allah herşeyin asıl sahibidir.<br />
<br />
İhtiyacımız olan herşeyi bizim için Allah yaratır. Örnek olarak yaşamamız için gerekli olan yiyecekleri ele alalım. Sebzeleri, meyveleri, tavukları, inekleri bizim için yaratan Allah´tır. Annenizi babanızı ve diğer bütün insanları yaratan ve işlerini yapabilecek bedeni, aklı, bilgiyi, gücü, kuvveti, sağlığı, imkanı onlara veren de sonsuz kudret sahibi olan Allah´tır.<br />
<br />
Daha önce anlattığımız gibi, Allah bu saydıklarımızıbize bir nimet olarak yaratmıştır. Yaniaslında siz önünüze konan yemeği Allah´a borçlusunuz. Sonra bu yemeği yiyebilmeyi de Allah´a borçlusunuz. Bunu biraz düşünün. Eğer dişleriniz olmasaydı nasıl çiğneyip yutardınız Mideniz olmasaydı nasıl öğütürdünüz Sindirim sisteminiz olmasaydı yemeğin olması bir işe yarar mıydı<br />
<br />
Demek ki, sizin güzel yemekler yiyip beslenebilmeniz Allah´ın izniyle gerçekleşmektedir. Bize bütün nimetleri veren Allah olduğu için oluşmasını istediğimiz bir olay veya elde etmek istediğimiz bir şey olduğunda bunu kendisinden isteyeceğimiz tek varlık Allah´tır. Dolayısıyla biz de her istediğimizi Rabbimize dua edip istemeliyiz.<br />
<br />
Bu konuyu daha iyi anlayabilmeniz için bir örnek daha verelim:<br />
<br />
Örneğin ışığı yakmak için düğmeye basarsınız. Şimdi ışığı düğme meydana getirdi denebilir mi Tabii ki hayır. Düğme sadece bir araçtır. Elektriği ileten kablolar da öyle. Allah dünyada bir olayı meydana getirirken hep başka bir şeyi aracı olacak şekilde düzenlemiştir. Suyu yaratmıştır. Barajlarda su aracılığı ile elektrik üretilir. Kablolar elektriği taşır. Ampul ışığa dönüştürür. Ama aslında ışığı Allah yaratmaktadır. Rabbimiz isterse bunların hiçbiri olmadan da ışığı var eder. Ama Allah bizim aklımızı kullanıp derin düşünerek, vicdanımızı harekete geçirerek Kendisine ulaşmamızı ister. Bu şekilde, aklımızın, düşünme yeteneğimizin artarak gerçekleri anlayabilmemizi ister.<br />
<br />
Suyun akması için musluğu çevirirsiniz. Ama suyu musluk yaptı ya da borular yaptı diyebilir miyiz Aynı elektrik düğmesi gibi musluk da sadece bir araçtır.<br />
<br />
İşte olaylara bu şekilde bakmayı öğrenmeliyiz. O zaman neden Allah´a dua etmemiz gerektiği de ortaya çıkar. Çünkü herşeyin yaratıcısı yalnızca Allah´tır.<br />
<br />
O´na dua etmemizi, şükretmemizi gerektirecek şeyleri yazmaya kalksak milyonlarca ciltlik kitap olurdu. Bu yüzden çevrenizde bunları önemsemeyen insanların olması sizi sakın etkilemesin. Bu insanlar az önce dediğimiz gibi, akıllarını kullanmadıkları için, düşünmekten kaçtıkları için büyük bir hataya düşmüşlerdir.<br />
<br />
Bu insanları bekleyen sonu, Allah bize çok açık şekilde anlatmıştır. İnsanların öldükten sonraki hayatlarında yani ahirette bulunacakları iyi veya kötü ortam işte bu dünyadaki davranışlarına, Allah´a yakınlaşıp uzaklaşmalarına bağlıdır. Her insan, yaptıklarının karşılığını ahirette görecektir.<br />
<br />
<br />
- Nasıl Dua Edebiliriz:<br />
<br />
Allah´ın büyüklüğünü düşünerek, saygı duyarak O´ndan istemek, gönülden yalvarmak dua etmenin önemli şartlarından birisidir. Nasıl dua edeceğimizi Allah bize Kuran´da bildirmiştir:<br />
<br />
Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları (Allah´ın sözünün dışına çıkanları) sevmez. (Araf Suresi, 55)<br />
<br />
Dua etmek için yer ve zamanın önemi yoktur. Her an Allah´ı düşünüp dua edebiliriz. Allah Kuran´da şöyle buyurmaktadır:<br />
<br />
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah´ı zikrederler (anarlar ve O´ndan konuşurlar) ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)<br />
<br />
Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin.<br />
<br />
Ey iman edenler, sabırla ve namazla yardım dileyin. Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir. (Bakara Suresi, 152-153)<br />
<br />
Allah, nasıl dua etmemiz gerektiği konusunda bize Kuran´da daha birçok örnek vermiştir. Peygamberlerin dualarının ve geçmişte yaşamış müminlerin yaptıkları duaların bazıları ayetlerde anlatılmaktadır:<br />
<br />
(Hz. Nuh) Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum." (Hud Suresi, 47)<br />
<br />
İbrahim, İsmail´le birlikte Evin (Ka´be´nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin". (Bakara Suresi, 127)<br />
<br />
Rabbimiz, ikimizi sana teslim olmuş kıl ve soyumuzdan sana teslim olmuş bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin. Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. (Bakara Suresi, 128-129)<br />
<br />
Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat. (Yusuf Suresi, 101)<br />
<br />
... Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat. (Neml Suresi, 19)<br />
<br />
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah´ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)<br />
<br />
(Hz. Musa) Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz; ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harun´u. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, Böylece Seni çok tesbih edelim. Ve seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun." (Taha Suresi, 25-35)<br />
<br />
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah´ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru. Rabbimiz, şüphesiz Sen kimi ateşe sokarsan, artık onu ´hor ve aşağılık´ kılmışsındır; zulmedenlerin yardımcıları yoktur. Rabbimiz, biz: ´Rabbinize iman edin´ diye imana çağrıda bulunan bir çağırıcıyı işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür. Rabbimiz, elçilerine va´dettiklerini bize ver, kıyamet gününde de bizi ´hor ve aşağılık´ kılma. Şüphesiz Sen, va´dine muhalefet etmeyensin." Nitekim Rableri onlara cevab verdi: "Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam…" (Al-i İmran Suresi, 191-195)</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah (c.c.) Hepimizin Yaratıcısıdır]]></title>
			<link>https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10819</link>
			<pubDate>Sat, 07 Nov 2020 18:02:19 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="https://efsaneboard.de/member.php?action=profile&uid=8">Serdar</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">https://efsaneboard.de/showthread.php?tid=10819</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah (c.c.) Hepimizin Yaratıcısıdır</span><br />
<br />
<br />
İnsanların konuşurken içinde Allah kelimesi geçen cümleler kullandıklarını duyarsınız. Bunlar genellikle "Allah korusun", "Allah kısmet ederse", "İnşallah", "Allah bağışlasın", "Allah kabul etsin" gibi cümlelerdir.<br />
<br />
Bu kelimeler Allah anıldığında kullanılan dua içeren veya Allah´ı yücelten ifadelerdir. Örneğin "Allah korusun", Allah´ın sizin ve çevrenizde gördüğünüz canlı cansız her varlığın üzerinde sonsuz gücü olduğu anlamına gelir. Sizi, anne ve babanızı, arkadaşlarınızı kötülüklerden koruyacak olan Allah´tır. Bu nedenle, bu söz özellikle bir sel ya da onun gibi istenmeyen bir olaydan bahsedildiğinde sıkça kullanılır. Bir düşünün, sizce anneniz, babanız ya da seller konusunda bilgi sahibi herhangi bir büyüğünüz bir seli durdurabilir mi Tabii ki durduramaz. Çünkü insanın karşısına böyle bir olayı çıkaran da, onu durdurmaya gücü yeten de yalnızca Allah´tır.<br />
<br />
"İnşallah" kelimesi de Türkçe´de, "eğer Allah dilerse" anlamına gelir. Bu yüzden gelecekle ilgili bir dilek ya da niyet belirtecek olduğumuzda, mutlaka "inşallah" deriz. Çünkü geleceği ancak Allah bilir ve herşeyi dilediği gibi yaratır. Allah´ın dilemesi dışında hiçbir şey olmaz.<br />
<br />
Bir arkadaşınız örneğin, "yarın mutlaka okula gideceğim" dediğinde hata etmiş olur. Çünkü Allah´ın, gelecekte onun neler yapmasını dilediğini bilemeyiz. Belki de yarın hasta olup okula gidemeyecek veya hava bozacağı için okullar tatil olacaktır.<br />
<br />
Bu yüzden geleceğe yönelik bir niyetimizi dile getirirken "inşallah" demekle Allah´ın herşeyi bildiğini, herşeyin ancak O´nun dilemesiyle olacağını, O´nun bize bildirdiği dışında hiçbir şey bilmediğimizi özlü bir biçimde söylemiş oluruz. Böylece sonsuz güç ve bilgi sahibi Rabbimiz olan Allah´a karşı gereken saygılı tavrı göstermiş oluruz.<br />
<br />
Allah Kuran ayetlerinde böyle söylememiz gerektiğini bize bildirmektedir. Bunu bize haber veren ayet şöyledir:<br />
<br />
Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah dilerse" (inşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret (an) ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir. (Kehf Suresi, 23-24)<br />
<br />
Bu gibi önemli konular hakkında şimdiye kadar fazla bir şey öğrenmemiş olabilirsiniz, ancak bu önemli değil. Çünkü, Allah´ı tanımak için başkalarının size bir şeyler anlatmasına gerek yok. Bunun için şöyle bir etrafınıza bakmanız ve biraz düşünmeniz yeterli.<br />
<br />
Her yer Allah´ı ve O´nun sonsuz gücünü tanıtan güzelliklerle doludur. Sevimli beyaz tavşanı, yunusların gülen yüzlerini, kelebeklerin kanatlarındaki muhteşem renkleri ya da masmavi denizi, yemyeşil ormanları, renk renk çiçekleri ve bunlar gibi saymakla bitmeyecek kadar çok güzelliği bir düşünün. İşte bunların tümünü yaratan Allah´tır. Gördüğünüz tüm evreni, dünyayı, canlıları Allah yoktan var etmiştir. Bu nedenle yarattığı bu güzelliklere bakarak, Allah´ın yüceliğini görebilirsiniz.<br />
<br />
Tabii, herşeyden önce kendi varlığımız Allah´ın varlığının bir delilidir. O zaman ilk önce kendi varlığımız ve Allah´ın bizi nasıl kusursuzca yarattığı hakkında düşünelim.<br />
<br />
<br />
İnsanın varoluşu<br />
<br />
Bir insanın nasıl var olduğunu hiç düşündünüz mü Bu soruya karşılık "her insanın anne ve babası var" diyebilirsiniz. Ama bu yeterli bir cevap olmaz. Çünkü bu ilk anne babanın, yani ilk insanların nasıl meydana gelmiş olduğunu açıklamaz. Size, bu konu ile ilgili okulda veya çevrenizde belki bazı şeyler anlatılmış olabilir. Ama tüm bu anlatılanların içinde doğru olan tek cevap, insanı Allah´ın yaratmış olduğudur. İleride daha detaylı göreceğiz, ama şimdi özet olarak bilmeniz gereken bir şey var; ilk insan Hazreti Adem´dir. Allah diğer bütün insanları onun soyundan meydana getirmiştir.<br />
<br />
Hz. Adem de aynı bizim gibi yürüyen, konuşan, Allah´a dua eden, ibadet eden bir insandı. Allah, ilk insan olarak onu ve sonra da eşini yarattı. Böylece onların çocukları tüm dünyaya yayıldılar.<br />
<br />
Şunu hiç unutmayın: Allah yaratmak için sadece emir verir. Bir şeyin olması için yalnızca "OL" demesi yeterlidir. Bunun için hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Örneğin Allah, Hz. Adem´içamurdan yaratmıştır. Allah için herşey çok kolaydır.<br />
<br />
Ancak unutmayın ki, dünyada Allah´ın varlığını inkar edenler de vardır. Bu kişiler, insanın nasıl var olduğu sorusuna başka cevaplar aramaya çalışmışlardır. Bunların amacı doğruyu, gerçeği aramak değildir. Sakın şaşırmayın ama bu tür insanların amacı, sadece ve sadece Allah´ın varlığını kabul etmemek ve O´nun isteklerinden kaçmaktır. Ancak bu gibi insanların herşeyi Allah´ın yarattığını kabul etmemesiyle gerçek değişmez. Onlar ne kadar reddetseler de herşeyi olduğu gibi bu kişileri de Allah yaratmıştır.<br />
<br />
Bu neye benzer biliyor musunuz, bir örnekle anlatalım:<br />
<br />
<br />
Çizgi film karesindeki bu çocuk "beni oluşturan çizgiler tesadüfen mürekkebin kağıda dökülmesi sonucu oluştu" dese, bunun bir ressam tarafından çizildiğini bildiğimiz için bu söz bize çok komik gelir. Kendisini Allah´ın yarattığını kabul etmeyen insan da, aynı bu çizgi film kahramanı gibi komik duruma düşer.<br />
<br />
Bir çizgi film kahramanı düşünün. Çok becerikli, kuvvetli, birçok zor işi yapabiliyor. Şimdi bu çizgi kahraman, film sırasında size şöyle dese:<br />
<br />
"Ben kendi başıma varım. Beni kimse çizmedi. Beni oluşturan çizgiler zaten hep vardı. Vücudumun şekli, renklerim, gözlerim, kollarım, görmem, konuşmam, herşeyim bana ait. Kendi kendine oldular. Onları bir ressam çizmedi ve boyamadı. Bana hareket kabiliyetini hiç kimse vermedi. Seyrettiğiniz bütün özelliklerimin hiçbir planlayanı, tasarlayanı, şekil vereni, düzenleyeni yok."<br />
<br />
Acaba bu çizgi kahramanın size böyle seslenmesi kafanızı karıştırır mı Hiç söylediklerinin doğru olabileceğini düşünür müsünüz Tabii ki hayır. O kahramana sorabilseniz ve size cevap verebilse, mesela şöyle sormaz mısınız:<br />
<br />
"Sen böyle söylüyorsun ama bir kere senin çizgilerini çizen bir ressam var. Sen kendinin nasıl çizildiğini, renklendirildiğini ve hareket ettiğini sanıyorsun "<br />
<br />
Çizgi kahraman size şöyle cevap verse:<br />
<br />
"Beni oluşturan çizgiler mürekkebin kağıda dökülmesi sonucunda tesadüfen oluştu. Boyalar da aynı şekilde tesadüfen döküldü ve renklendirdi. Yani benim oluşmam için beni çizen, şekil veren birine ihtiyacım yok, tesadüfen meydana gelebilirim ben."<br />
<br />
Herhalde bu söylenenleri ciddiye almazsınız. Böyle mükemmel çizgilerin, renklerin, hareketlerin, boyaların dökülmesi sonucu tesadüfen ortaya çıkamayacağını bilirsiniz. Çünkü şişe dökülünce sadece mürekkep ve boya lekesi olur. Güzel, düzgün çizgilerden oluşan bir resim ortaya çıkmaz. Anlamlı, konulu, işe yarar şeylerin ortaya çıkabilmesi için onu birinin düşünüp tasarlaması ve çizmesi gerekir. Bütün bunları anlamanız için o çizgi kahramanı çizeni ve boyayanı görmenize gerek yoktur. O kahramanın özelliklerinin, şeklinin, renklerinin, konuşma kabiliyetinin, yürüme, zıplama yeteneklerinin çizgi filmi hazırlayan kişi tarafından verildiğini anlarsınız.<br />
<br />
<br />
Çizgi filmlerdeki kahramanların tüm özelliklerinin, şekillerinin, renklerinin, yürüme, koşma, zıplama gibi yeteneklerinin çizgi filmi hazırlayan kişi tarafından oluşturulduğunu herkes bilir.<br />
<br />
İşte bu verdiğimiz örnekten sonra şunu çok iyi düşünün: Kendisini Allah´ın yarattığını kabul etmeyen insan da, aynı bu örnekteki çizgi film kahramanı gibi yalancı durumuna düşer. Şimdi böyle bir kişinin bizimle konuştuğunu düşünelim. Tüm insanların ve kendinin varoluşunu bakın nasıl açıklamaya çalışır bu insan:<br />
<br />
"Benim, annemin, babamın, onun babasının ve çok eski tarihlerde ilk anne ve babanın yani ilk insanın meydana gelmesi tamamen tesadüfen olmuştur. Bizim şeklimizi, gözümüzü, kulağımızı, bütün organlarımızı hep tesadüfler oluşturmuştur."<br />
<br />
<br />
Yapay olarak üretilen gelişmiş robot organlar bile insanın kendi organlarının yanında çok kaba ve ilkel kalmaktadır. Allah insanı en ince detayına kadar mükemmel olarak yaratmıştır.<br />
Kendisini Allah´ın yarattığını inkar eden bu insanın söyledikleri, çizgi kahramanın söylediklerine ne kadar da benziyor. Aradaki tek fark kahraman, kağıt üzerindeki çizgilerden ve boyalardan oluşmuştu. Bunu söyleyen ise hücrelerden oluşmuş canlı bir insan. Peki ne fark eder Bunu söyleyen canlı insan, o çizgi insandan daha mükemmel ve daha çok organa sahip çok karmaşık bir makine gibi değil mi Yani çizgi kahramanın tesadüfen meydana gelmesi imkansız ise, bu insanın tesadüfen oluşması bundan çok daha imkansız demektir. Şimdi bu insana soralım:<br />
<br />
"Senin çok güzel ve kullanışlı bir vücudun var. Ellerin, eşyaları en mükemmel makinalardan bile daha hassas tutuyor, ayaklarınla koşabiliyorsun. Gözlerin en kaliteli kameralardan bile daha net görüyor. Kulakların en gelişmiş müzik setlerinden bile daha hışırtısız duyuyor. Ve bunun gibi daha pek çok organın senin haberin bile olmadan seni canlı tutuyor. Yaşamana sebep oluyor. Mesela kalbinin, böbreklerinin, karaciğerinin çalışmasını sen kontrol etmiyorsun. Ama onlar en mükemmel fabrikalardan bile daha kusursuz şekilde çalışıyorlar. Bütün bu organların benzerlerini fabrikalarda yapabilmek için yüzlerce bilim adamı mühendis çalışıyor, plan ve proje yapıyorlar. Yine de organların aynısını elde edemiyorlar. Yani sen çok mükemmelbir canlısın. Peki, şimdi bütün bunları nasıl açıklayacaksın "Bunları Allah´ın yarattığını kabul etmeyen o insan şöyle diyecektir belki: "Ben de mükemmel bir vücuda ve organlara sahip olduğumuzu biliyorum. Ama ben şuna inanıyorum: Cansız ve şuursuz atomlar tamamen tesadüfler sonucunda biraraya gelerek hücrelerimizi, organlarımızı ve bizi meydana getirmişlerdir."<br />
<br />
<br />
<br />
Gözlerimiz en hassas kameradan daha iyi görüyor, kulaklarımız sesi en iyi hoparlör sisteminden daha net algılayabiliyor. Elbette ki vücudumuzdaki bu üstün özellikler kendiliğinden oluşmamıştır. Bunların hepsini, vücudumuzdaki tüm diğer mükemmel sistemler gibi Rabbimiz yaratmıştır.<br />
<br />
Herhalde artık bu insanın akıl dışı ve gülünç şeyler söylediğini fark etmişsinizdir. Böyle iddialarda bulunan bir insanın yaşı ve mesleği ne olursa olsun, doğru düzgün düşünemediği ve yanlış şeyler iddia ettiği ortadadır. Ne kadar şaşırtıcı olsa da, çevrenizde böyle imkansız ve saçma şeylere inanan kişilere rastlayabilirsiniz.<br />
<br />
En basit bir makinanın bile bir tasarlayanı varken, insan gibi mükemmel bir varlık elbette kendi kendine, tesadüfen oluşamaz. Kuşkusuz ilk insanı yaratan Allah´tır. Ve diğer insanların doğabilmesi için ilk insanın bedeninde gerekli olan sistemleri yaratan da Allah´tır. Allah bütün canlıların soylarının devamlı olmasını hücrelerine yerleştirdiği bir programa bağlamıştır. Biz de Allah´ın yarattığı bu programa göre oluştuk ve bu programda yazılanlar doğrultusunda büyümeye devam ediyoruz. Bu konuyla ilgili şimdi okuyacaklarınız hepimizin yaratıcısı olan Allah´ın sonsuz güç ve bilgi sahibi olduğunu biraz daha iyi anlamanızı sağlayacak.<br />
<br />
<br />
İnsan bedenindeki kusursuz program<br />
<br />
Yukarıda Allah´ın, insan bedenine yerleştirdiği kusursuz bir programdan söz etmiştik. İşte bu program sayesinde insanların hepsi gözlere, kulaklara, kollara, dişlere sahip olur. Bu program sayesinde dış görünüşlerinde bazı farklılıklar olsa da bütün insanlar birbirine benzer. Yine bu program sayesinde akrabalarımıza benzeriz, her ülke halkının kendine özgü özellikleri olur. Örneğin Çinliler ve Japonlar genel olarak birbirlerine benzerler. Zencilerin kendi ırklarına özgü deri renkleri, yüz, ağız, göz yapıları vardır.<br />
<br />
<br />
İnsan ırkları arasında ilk bakışta farklılıklar olmasına rağmen hepsinde ağız, burun, göz, kulak gibi temel organlar aynıdır. Allah´ın, yaratırken insana yüklediği farklı programlar nedeniyle herkes temelde benzediği halde ayrıntılarda birbirinden farklı görünümlere sahiptir.<br />
<br />
Şimdi de bu programın nasıl bir şey olduğunu şöylebir örnekle açıklayalım:<br />
<br />
Hepiniz bilgisayarların nasıl çalıştığını az ya da çok bilirsiniz. Bu konuyu iyi bilen bir uzman, bilgisayarı tasarlar. Bilgisayarın bu tasarıma uygun olarak üretilmesi için gerekli olan mikro işlemci, monitör, klavye, disk, hoparlör gibi parçalar da özel fabrikalarda yüksek bir teknoloji ile yine bu konuyu bilen kişiler tarafından üretilir. Artık, ortada çok karmaşık işlemleri yapabilen bir makine vardır. Onunla oyun oynayabilir ya da yazı yazabilirsiniz. Fakat bilgisayarın bu işleri yapabilmesi için "program" denen yazılımlara ihtiyacınız vardır. Yani içine yerleştirdiğiniz oyun disklerindeki bilgiler gibi. O iş için uzman kişiler tarafından özel olarak hazırlanmış programlar olmasa bilgisayarınız işe yaramayacaktır.<br />
<br />
Üstelik biliyorsunuz ki, her program her model bilgisayarda çalışmaz. Demek ki programı yazanın aynı zamanda bilgisayarı da tanıması ve ona uygun bir program hazırlaması lazımdır. Bir bilgisayarın çalışması için ne kadar çok şey bilmek gerekiyor değil mi Hem bir makineye hem de onu çalıştıracak uygun programa ihtiyacınız var. Ancak en önemlisi bütün bunları tasarlayan ve üreten kişiler olmasa bilgisayarınız yine çalışmıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Bir bilgisayarın işlem yapabilmesi için program denen yazılıma ihtiyacı vardır. İnsan da tıpkı bu yazılımlara benzeyen ve Allah´ın genlerinde yarattığı bilgi sayesinde yaşamını sürdürür.<br />
<br />
İşte, insan vücudu da bir bilgisayar gibidir, biraz önce de söylediğimiz gibi, vücudumuzu oluşturan hücrelerin içine bizim var olmamızı sağlayan bir program yüklenmiştir. Şimdi şunu düşünün, ilk insanın içine konan bu program nasıl oluşmuş olabilir Cevap açıktır: Her insan özel olarak var edilmiştir ve bunu sağlayan programı da çok bilgili, çok üstün güce sahip olan Allah meydana getirmiştir. Vücudumuzu yaratan da, onu şekillendiren programı yaratan da Allah´tır.<br />
<br />
<br />
İnsan vücudu bir bilgisayarla kıyaslanamayacak kadar karmaşık bir yapıya sahiptir. Bir bilgisayarın tesadüfen oluştuğunu hiç kimse iddia etmezken bazı insanlar vücudumuzun bu özelliklerini tesadüfen kazandığını iddia edebilmektedirler.<br />
Ancak yanlış anlamayın; aslında insan vücudunu bir bilgisayarla kıyaslamak mümkün değildir. Çünkü vücudumuz en gelişmiş bilgisayardan bile çok daha mükemmel bir yapıya sahiptir. Öyle ki, sadece beynimiz bile bilgisayardan her yönden çok çok üstündür.<br />
<br />
Gelin şimdi de bir insanın nasıl oluştuğunu daha doğrusu sizin dünyaya nasıl geldiğinizi birlikte inceleyelim:<br />
<br />
Annenizin karnında ilk başta sadece küçücük bir et parçası vardır. Giderek bu parça büyür ve şekillenir. Sırası geldikçe, kemikleriniz, kaslarınız, başınız, gözünüz, kulağınız tam yerli yerinde oluşmaya başlar. Hiçbir organınız yerini şaşırmaz.<br />
<br />
Boyunuzun ne kadar olacağı, göz renginiz, kaşınızın, elinizin şekli ve diğer yüzlerce özelliğiniz ilk andan itibaren bellidir. İşte bu bilgilerin tümü Allah´ın hücrelerimizi ilk defa yaratırken içine koyduğu programda yazılıdır. Allah´ın herşeyi bütün detaylarına kadar tasarladığı bu program, her insanın hücrelerinin içine yerleştirilmiştir. Bu sayede insan nesli devam eder. Bu program öylesine mükemmel ve detaylıdır ki, nasıl çalıştığını bile bilim adamları daha yeni yeni anlamaya başlamışlardır.<br />
<br />
<br />
<br />
Daha bizler anne karnında oluşmaya başlarken göz ve saç rengimizin ne olacağı, boyumuzun büyüyünce kaç santim olacağı bellidir.<br />
<br />
<br />
<br />
Allah´ın bedenimize yerleştirdiği bu programa uygun olarak seneler boyunca yavaş yavaş büyürüz. Bu nedenle vücudumuzun büyümesi bize garip gelmez. Doğup büyümemiz onlarca yıl sürer.<br />
<br />
Allah´ın bedenimize yerleştirdiği programa uygun olarak seneler boyunca yavaş yavaş büyürüz. Yeni doğmuş bir bebek gözlerimizin önünde, birdenbire, birkaç saat içinde yaşlı bir insan haline gelse hayretler içinde kalırdık.<br />
Düşünsenize, bu program çok hızlı çalışsa ne kadar şaşırırdık. Yeni doğmuş bir bebek gözlerimizin önünde, birdenbire, birkaç saat içinde yaşlı bir insan haline gelse hayretler içinde kalırdık.<br />
<br />
<br />
Diğer canlıların varoluşu<br />
<br />
Dünya üzerinde sadece insanlar yoktur elbette. Yeryüzünde bildiğiniz veya bilmediğiniz daha binlerce çeşit canlı vardır. Varlığından haberdar olduklarınızın bazılarını yakından görürsünüz ama birçoğunu da kitaplardan ya da filmlerden tanırsınız. Fakat, bu canlılara dikkat ederseniz hepsinin ortak bir özelliği olduğunu görürsünüz. Bu nedir biliyor musunuz Kısaca "uyum" diyebiliriz bu özelliğe. Şimdi, size dünyadaki canlıların ne ile uyumlu olduklarını sayalım. Canlılar;<br />
<br />
- İçinde yaşadıkları ortama uyumlular.<br />
<br />
- Ortamda bulunan diğer canlılarla uyumlular.<br />
<br />
- Doğanın dengesini sağlamaya uyumlular.<br />
<br />
- İnsana çeşitli yararlar sağlamaya uyumlular.<br />
<br />
<br />
Allah her canlıyı yaşayacağı ortama uygun olarak yaratmıştır. Balıklar suyun içinde soluk alıp yüzecek şekilde, kara canlıları karaya uygun, havadaki canlılar da uçabilecek şekilde tasarlanıp yaratılmışlardır.<br />
Bu maddeleri açıklamadan önce, uyumun ne demek olduğuna basit bir örnek verelim. Şimdi, evimizin duvarındaki prizi ve ona taktığımız elektrik fişini düşünün. İkisi de birbiriyle uyumludurlar. Uyumlu olduğuna nasıl karar veririz Çünkü prizde iki tane delik vardır. Fişte de iki tane metal çıkıntı. Sadece bu yeterli mi acaba Fişin demir çubuklarının kalınlığı tam deliğin kalınlığındadır. Eğer öyle olmasa ya içine girmezdi ya da bol gelir düşerdi, değil mi Yine fişin çubuklarının yanyana mesafesi ile priz deliklerinin yanyana mesafesi aynıdır. Ölçüleri tutmasaydı fişi deliklere sokamazdınız. Bu da yeterli değil, fişin boyu çok uzun olsa idi, yine uymazdı. Fişin çubukları metal olmasaydı, bu sefer prizdeki elektrik fişe geçemezdi. Eğer fişin sapı plastik olmasaydı, bu sefer fişi tutunca sizi de elektrik çarpardı. Gördünüz mü, en basit bir malzemede bile uyum olmazsa kullanılması mümkün olmuyor. Demek ki, prizi ve fişi en başta aynı kişi planlamış. Birbirine uyumlu yapmış. Kullanışlı yapmış. Bunlar demirin ve plastiğin tesadüfen yanyana gelmesi ile oluşmuş olamaz ve birbirinden habersiz ayrı ayrı planlanmış da olamazlar. Çünkü bu durumda birbiriyle uyumlu bir fiş ve priz bulamazsınız.<br />
<br />
Canlılardaki uyum ise fiş ve priz uyumundan çok daha detaylıdır. Çünkü canlılarda birbirine uyması ve mükemmel çalışması gereken yüz binlerce sistem ve organ vardır. Bunları tek tek yazmaya kalkarsak yüzlerce cilt kitap ortaya çıkar. Bu yüzden Allah´ın canlılarda yarattığı bu kusursuz özellikleri ilerleyen sayfalarda kısaca anlatacağız:<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Arılar bal özü toplamak için kondukları çiçeklerin polenlerini diğer dişi çiçeklere taşırlar. Bu polenleri, gittikleri çiçeklere bulaştırarak onların üreyip, çoğalmasını sağlarlar. Temizlikçi balıklar ise büyük balıkların temizliklerini yaparlar.<br />
- Canlılar, içinde yaşadıkları ortama uyumludurlar<br />
<br />
Her canlı ister karada, ister havada, ister suda yaşıyor olsun, o ortama en uygun şekilde yaratılmıştır. Yaşayabilmesi, korunabilmesi, beslenebilmesi, üreyip çoğalabilmesi için çok değişik ve mükemmel sistemleri vardır. Yani her canlı bulunduğu ortama göre özel olarak tasarlanmıştır.<br />
<br />
Organları, hareket şekilleri hep ortamın gerektirdiğine uygundur. Örneğin kuşlar havada uçabilmek için kusursuz kanatlara sahiptir. Balıkların suda nefes almak için özel yaratılmış solungaçları vardır. Eğer bizim gibi ciğerleri olsaydı, suda boğulurlardı.<br />
<br />
<br />
- Canlılar ortamda bulunan diğer canlılarla uyumludurlar<br />
<br />
Bazı kuşlar ve böcekler, bitkilerin üreyebilmesi için çok uygun yaratılmışlardır. Yani farkında olmadan bitkilerin üremesine yardımcı olurlar. Örneğin arılar çiçekten çiçeğe konarken üstlerine bulaşan çiçek tozlarını diğer çiçeklere taşırlar. Bitkiler de bu taşınma işlemi sayesinde çoğalırlar. Kimi zaman da hayvanlar diğer hayvanların yararına olacak işler yaparlar. Örneğin, temizlikçi balıklar, büyük balıkların üzerlerindeki mikroorganizmaları temizleyerek onların sağlıklı yaşamasına yardımcı olurlar. Yani onlarla uyumludurlar.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Doğadaki canlıları Allah özel bir denge içinde yaratmıştır. Bu kusursuz denge sayesinde hepsi milyonlarca yıldır yaşamlarını rahatlıkla sürdürebilmektedir.<br />
- Canlılar doğanın dengesini sağlamaya uyumludurlar<br />
<br />
Hiçbir canlı doğadaki dengeyi bozmaz. Hatta onu koruyacak şekilde yaratılmışlardır. Halbuki insan bilinçsizce müdahale edince bu dengeyi bozabilmektedir.<br />
<br />
Mesela insan bir canlı türünü çok fazla avlayınca soyunu tüketebilmektedir. Bu sefer soyu tükenen o canlının besini olan başka bir canlı aşırı sayıda üreyebilmektedir. Ve bu, insana ve doğaya zarar verecek hale gelmektedir. Demek ki, canlılar yaratılırken belli bir dengeye göre var edilmişlerdir. Doğanın dengesiyle uyumludurlar.<br />
<br />
<br />
- İnsana çeşitli yararlar sağlamaya uyumludurlar<br />
<br />
Örneğin, balın sizin için ne kadar faydalı olduğunu bir düşünün. Arılar sizin böyle bir besine ihtiyacınız olduğunu nereden biliyor ve böyle bir besini nasıl üretiyorlar Yumurta da, süt de öyle değil mi Tavuk, inek, koyun insanın ihtiyacını kendi kendine bilebilir ve böyle uyumlu, mükemmel besinler üretebilir mi Tabi ki hayır.<br />
<br />
Canlılar arasındaki bu çok önemli uyum, onların tek bir yaratıcının eseri olduklarının açık bir delilidir. Yeryüzündeki bu dengeler Allah´ın kusursuz yaratışı sayesinde var olmuştur ve halen de sürmektedir.<br />
<br />
<br />
Evrenin yaratılışı<br />
<br />
Kitabın başından beri canlıları Allah´ın yarattığını anlattık. İşte sıra şimdi de içinde herşeyin yer aldığı evreni incelemeye geldi. İçinde sizin, Dünya´nın, Güneş´in, Güneş Sistemi´nin, gezegenlerin, yıldızların, galaksilerin kısaca herşeyin yer aldığı evreni de Allah yaratmıştır.<br />
<br />
<br />
Bu resimde görülen modern ve gelişmiş şehirlerin tesadüfen oluşamayacağını ve bunlardaki yapıların son derece bilgili ve uzman kişilerce tasarlanıp inşa edildiğini hepimiz biliriz. Bunun aksini de hiç kimse iddia bile etmez...<br />
Ancak canlıların yaratılışına karşı çıkanlar olduğu gibi, evrenin yaratılmış olduğuna karşı çıkanlar da vardır. Bu insanlar yine çok saçma iddialar öne sürerler. Evrenin kendi kendine ortaya çıktığını, hatta sonsuzdan beri hep var olduğunu söylerler. Ancak bu son derece mantıksız iddialarının nasıl gerçekleştiğini anlatamazlar. Böyle insanların iddiaları şuna benzer: Bir gün bir deniz yolculuğuna çıksanız ve bir adaya ulaşsanız. Bu adada bugüne kadar görmediğiniz kadar güzel binalarla kurulmuş bir şehrin var olduğunu görseniz. Üstelik bu şehrin her yerinin parklarla, oyun alanlarıyla, hayvanat bahçeleriyle, birbirinden geniş sinemalarla, lokantalarla, her yere rahatlıkla ulaşabileceğiniz caddelerle, tren yollarıyla dolu olduğunu fark etseniz ne düşünürsünüz Bu şehri akıl sahibi insanlar yapmıştır değil mi Biri çıkıp size dese ki, "bu şehri kimse yapmadı, bu şehir sonsuzdan beri burada vardı, biz de geldik içinde oturmaya başladık. Her ihtiyacımız var ve bunların hepsi kendiliğinden olmuş". Bunları söyleyen kişi hakkında ne düşünürsünüz<br />
<br />
Elbette bu kişi ya aklını kaybetmiş ya da o an ne söylediğini bilmiyor dersiniz. Ama unutmayın, içinde yaşadığımız evren burada tarif ettiğimiz şehirle kıyas edilemeyecek kadar büyüktür ve çok daha muhteşem yapılara (gezegenler, güneşler, yıldızlar, uydular, kuyruklu yıldızlar...) sahiptir. Bu durumda, bu kusursuz evrenin yaratılmadığını, eskiden beri var olduğunu söyleyen kişiye bir cevap vermek gerekir, değil mi<br />
<br />
Aşağıdaki bölümü okuduktan sonra bu kişiye en güzel cevabı siz vereceksiniz. Şimdi, size biraz evren hakkında açıklamalar yapalım. Asıl cevabı da en sonunda verelim.<br />
<br />
<br />
O GÖKLERİ VE YERİ YOKTAN VAR EDENDİR...<br />
(ENAM SURESİ, 101)<br />
<br />
İçinde yaşadığımız evren ise, önceki sayfada gördüğümüz modern şehirlerle kıyas edilemeyecek kadar büyüktür. Ve yine önceki sayfalarda gördüğümüz şehirlerden çok daha muhteşem yapılara sahiptir.<br />
<br />
Bu durumda bu kusursuz evrenin yaratılmadığını, kendi kendine var olduğunu söyleyebilir miyiz Elbette ki böyle bir iddia çok saçma olur. Evreni, içindeki kusursuz düzenle birlikte yaratan Rabbimiz olan Allah´tır.<br />
<br />
<br />
<br />
- Büyük bir patlama ile herşey var olmaya başlıyor<br />
<br />
İnsanlar, gökyüzü ile ilgili gözlem yapma imkanları henüz yeterli değilken, evren hakkında çok az ve gerçek dışı bilgilere sahiptiler. Zamanla ellerindeki gözlem araçları geliştikçe, uzay hakkında daha doğru bilgilere sahip olmaya başladılar. Ve 1900´lü yılların ortalarında çok önemli bir şey keşfettiler: Evrenin de bir doğum tarihi vardı. Yani evren sonsuzdan beri var değildi. Evrenin kendisi, yani içindeki bütün maddeler, maddelerin oluşturduğu yıldızlar, galaksiler, herşey belli bir andan itibaren var olmaya başlamıştı. Bilim adamları, bu başlangıç tarihini günümüzden yaklaşık 15 milyar yıl önce olarak hesapladılar.<br />
<br />
Evrenin doğum şekline bir ad verdiler. Ve buna ´Büyük Patlama´ dediler. Çünkü hiçbir şeyin olmadığı 15 milyar yıl önce, herşey tek bir noktanın patlaması ile ortaya çıkmıştı. Kısacası, eskiden beri sonsuz olduğu sanılan maddenin ve evrenin de bir başlangıcı vardı. Peki bunu nasıl anladılar Çok kolay, çünkü o patlama ile etrafa saçılan ve birbirlerinden uzaklaşmaya başlayan maddeler hala birbirlerinden uzaklaşmaya devam ediyorlar. Bir düşünün çocuklar, evren şu anda bile genişlemeye devam ediyor. Evreni şişmiş bir balon gibi düşünün. Bu balonun üzerine iki nokta çizsek, biz balonu şişirdiğimizde ne olur Balona çizdiğimiz noktalar, balon şişip, hacmi genişledikçe birbirinden uzaklaşır. İşte, evrenin debalonda olduğu gibi gittikçe hacmi büyüyor ve içinde olan herşeyin birbirine olan uzaklığı artıyor. Yani, bütün yıldızların, galaksilerin, gök cisimlerinin arası sürekli açılıyor.<br />
<br />
Evrenin genişlemesini bir çizgi filmde izlediğinizi düşünün. Sizce filmi en başına sararsanız, evrenin görüntüsü nasıl olur Bir nokta gibi değil mi İşte bilim adamları da aynen böyle yaptılar: Başa döndüler ve gittikçe genişleyen evrenin başlangıçta tek bir nokta olduğunu anladılar.<br />
<br />
<br />
Şişirilen bir balonun üzerindeki küçük noktacıklar, balon şiştikçe birbirinden nasıl uzaklaşıyorsa, evrendeki gök cisimleri de ilk patlamanın etkisiyle birbirlerinden böyle uzaklaşmışlardır.<br />
<br />
<br />
Bilim adamlarının Büyük Patlama dediği bu patlama Allah´ın "evren" için belirlediği yaşam sürecinin başlangıç noktası oldu. Allah bu patlamayla beraber evreni oluşturan atomları yarattı. Madde ortaya çıktı.<br />
<br />
Evrenin genişlemesini bir film gibi düşünürseniz, görüntüyü başa sardığımız zaman gittikçe genişleyen evrenin başlangıçta sadece tek bir nokta olduğunu görürüz.<br />
<br />
Çok büyük bir hızla etrafa saçıldılar. Patlamanın ilk anlarındaki bu ortam adeta atomlardan oluşan bir madde çorbası gibiydi.<br />
<br />
Fakat bu çok büyük karmaşa gittikçe düzenli bir yapıyı meydana getirmeye başladı. Allah, atomları birleştirerek yıldızları meydana getirdi. Böylece evrenin içinde bugün gözlemlediğimiz herşey yaratıldı.<br />
<br />
İsterseniz bütün bunları daha iyi anlamamızı sağlayacak bir örnek verelim:<br />
<br />
Çok büyük bir boşluk düşünün. Uçsuz bucaksız. Sadece bir boya kavanozu var. Başka hiçbir şey yok. Kavanozun içinde de her renk boya birbirine karışmış, garip bir renk oluşturmuş halde. Bu kavanozun içinde bir bomba patlıyor. Patlamanın etkisiyle boya çok küçük damlacıklar halinde etrafa saçılıyor. Milyonlarca boya damlacığının boşluk içinde bütün yönlere doğru yol aldığını gözünüzde canlandırın. Ama bu damlacıkların yolculuğu sırasında garip şeyler olmaya başlıyor. Boya damlacıkları, karmakarışık dağılıp gidecekleri yerde sanki çok akıllılarmış gibi düzenli işler yapmaya başlıyorlar. İlk başta, kavanozdayken karışık bir renk oluşturan damlacıklar kendi renklerine ayrılmaya başlıyorlar. Maviler, sarılar, kırmızılar, her biri kendi renklerine ayrışarak saçılıp uzaklaşmaya devam ediyorlar. Ama gariplikler devam ediyor. Bu sefer de mavi damlacıkların bir yerde 500 tanesi birbirine yapışıp daha büyük bir damla oluşturarak yolculuklarına devam ediyor, başka bir yerde, örneğin 300 kırmızı damla, diğer bir yerde de 200 sarı damla aynı şekilde birleşerek, büyük damlacıklar halinde saçılmaya devam ediyorlar. Hem birbirlerinden uzaklaşıyorlar, hem de bu arada sanki biri onlara emretmiş gibi güzel görüntüler oluşturacak işler yapıyorlar.<br />
<br />
Kimi damlacıklar birleşip yıldız görüntüleri oluşturuyor, kimileri Güneş´i çiziyorlar, sonra da bazı damlacıklar bu Güneş´in etrafında gezegenleri oluşturuyor. Bir kısmı biraraya gelip Dünya görüntüsü çiziyorlar ve bir kısmı da Dünya´nın etrafında dönen Ay´ı oluşturuyor. Böyle bir tablo görseniz, bunu, patlayan bir boya kavanozunun tesadüfen meydana getirdiğini düşünür müsünüz Elbette böyle bir şeye asla ihtimal vermezsiniz.<br />
<br />
İşte gece başımızı kaldırıp göğe bakınca gördüğümüz o güzel manzarayı, yıldızları, Güneş´i, gezegenleri meydana getiren maddeler de tıpkı bu boya damlacıklarının hikayesinde olduğu gibi, biraraya gelerek bu mükemmel tabloyu oluşturdular. Peki bütün bunlar kendi kendine olabilir mi Gökyüzündeki yıldızlar, gezegenler, Güneş, Ay, Dünya şuursuz bazı maddelerin kendiliğinden tesadüfen biraraya gelmesiyle ortaya çıkabilir mi Ya dünya üzerinde yaşamını sürdüren anneniz, babanız, arkadaşlarınız ya da kuşlar, kediler, çilekler, muzlar…<br />
<br />
<br />
Bir kavanozun içindeki karışık renklerden oluşan boyalar kavanozun patlaması ile etrafa dağılıyor. Bu gelişigüzel dağılan boya damlacıkları kendi kendine biraraya gelerek resimde görülen uzay tablosunu oluşturabilirler mi Tabii ki kendi kendine bu tablonun oluşması imkansızdır. Evrenin tesadüflerle oluştuğunu savunmak, tablonun kendiliğinden oluştuğunu söylemekten daha saçmadır.<br />
<br />
<br />
Elbette böyle bir şey olamaz. Böyle bir şeyi düşünmek, bomba patlayan bir inşaattaki tuğlaların, kiremitlerin kendiliklerinden tesadüfen biraraya gelerek yeni evler yaptıklarını iddia etmekten çok daha saçma bir düşünce olur. Hepimiz biliriz ki, bir inşaatta bomba patlayınca etrafa saçılan tuğlalar, kiremitler, tahtalar gidip de çevrede küçük kulübeler oluşturmazlar. Taş, toprak halinde dağılır gider, hiçbir işe yaramazlar.<br />
<br />
<br />
Vücudumuzdaki mükemmel düzen Allah´ın kusursuz yaratmasının bir sonucudur.<br />
Ancak burada çok önemli bir detay daha var. Dikkat ettiyseniz biraz önce örnek verdiğimiz boya damlaları şuursuz ve cansız maddelerdir. Boyaların kendiliklerinden biraraya gelmeleri ve bir tablo oluşturmaları imkansızdır. Biz ise burada şuurlu ve canlı yapıların oluşmasından bahsediyoruz. İnsan, bitki ve hayvan gibi canlı varlıkların cansız, başıboş maddelerden oluşması da kesinlikle imkansızdır.<br />
<br />
Kendi bedenimizden örnekler vererek bunu düşünelim. Bedenimiz protein, yağ, su gibi gözle görülmeyecek kadar küçük moleküllerin biraraya gelmesiyle oluşur. Bunlar biraraya gelerek hücreleri, hücrelerimiz de biraraya gelerek bedenimizi oluşturur. Vücudumuzdaki mükemmel düzen özel bir tasarımın sonucudur. Herşeyi görebilmemizi sağlayan gözlerimizi, yemek yememiz, bu kitabı tutabilmemiz için ellerimizi, yürümek için bacaklarımızı yaratan Allah´tır. Daha biz annemizin karnındayken nasıl büyüyeceğimizi, boyumuzun ne kadar olacağını, gözlerimizin rengini hepsini Allah belirlemiştir.<br />
<br />
<br />
Herşeyi yaratan Allah´tır<br />
<br />
<br />
<br />
Hatırlarsanız konumuzun başında Allah´a iman etmeyen bir insana cevap verecektik. İşte artık cevabı biliyorsunuz. Patlamalar düzen oluşturamazlar, ancak var olan düzeni bozarlar. Evrende ise muhteşem bir denge ve düzen vardır. Evrenin oluşumundaki patlamadan sonra ortaya çıkan düzen, buraya kadar anlattığımız örneklerden (büyük şehir ve boya kutusu örnekleri) çok daha mükemmeldir. Bunların tesadüfen oluşabilmesi kesinlikle imkansızdır.<br />
<br />
Bu mükemmel sistem ancak sonsuz kudret sahibi olan Allah´ın dilemesiyle ortaya çıkmıştır. Allah için herşeye güç yetirir. Bir şeyi yaratmak için Rabbimizin sadece ´OL´ diye emretmesi yeterlidir.<br />
<br />
Allah bizim için kusursuz bir evren içinde çok güzel bir dünya yaratmış. Üzerinde çeşit çeşit hayvanlar, bitkilerle beraber... Bizi ısıtması, enerji vermesi için Güneş´i de yaratmış. Hem de Güneş, Dünya´ya öyle iyi ayarlanmış bir mesafede ki, biraz yakın olsa sıcaktan dolayı, biraz uzak olsa bu sefer soğuktan dolayı ölürdük.<br />
<br />
İşte bilim adamları bize bu gerçekleri anlattıkça, biz de Allah´ın gücünü daha iyi anlıyoruz. Çünkü hiçbir şekilde aklı, zekası olmayan o boya damlacığı örneğindeki gibi, maddeler kendileri karar alıp böyle bir şeyi yapamazlar. Demek ki bu evreni de bir yaratan ve düzenleyen vardır. Yıldızları, insanları, hayvanları, bitkileri, canlı, cansız herşeyi meydana getiren maddeler de Allah´ın emriyle hareket etmektedirler. Onun için evrendeki herşey düzenlidir, karışmaz, uyumludur. Çünkü tüm bunları, herşeyi kusursuzca var eden Allah yaratmıştır.<br />
<br />
<br />
Allah her insanı bir kader ile yaratmıştır<br />
<br />
<br />
İnsanın başına gelen herşey, doğumundan ölümüne kadar kaderinde bellidir. Bunu bir film şeridi gibi düşünebilirsiniz. Film şeridini elimize alıp bakarsak olayların başlangıcını ortasını ve sonunu aynı anda görebiliriz.<br />
Kitabın başında size ilk insan olan Hz. Adem´in yaratılışından söz etmiştik. Allah diğer insanları da Hz. Adem´in soyundan yaratmıştır. Onları dünyaya imtihan etmek için yerleştirmiş ve neler yapmaları gerektiğini de elçileri vasıtasıyla onlara öğretmiştir.<br />
<br />
Her insan dünyada yaşadığı olaylar ile imtihan olur. Yani karşılaştığı olaylara ne gibi tepkiler vereceği, nasıl sözler söyleyeceği, zorluklara sabredip sabretmeyeceği kısacası güzel ahlaklı olup olmayacağı ile denenir. Bu imtihandaki başarısına göre, ölümün ardından da ahirette nasıl bir hayat geçireceği belirlenir.<br />
<br />
Ama dünyadaki imtihanın çok önemli bir sırrı vardır. Allah insan için büyük bir rahatlık ve konfor olarak kaderi yaratmıştır. Kader, yani bir insanın yaşayacağı bütün olaylar, o insan daha doğmadan önce Allah katında bellidir. Her insan için ayrı bir kader yaratılmıştır.<br />
<br />
Bunu daha iyi anlamanız için kaderi video kasetteki filme benzetebiliriz. Video kasetteki bir filmin başı ve sonu bellidir, ancak biz bunu seyrettikten sonra öğrenebiliriz. İşte kader de böyledir. Bir insanın doğduğu andan itibaren yapacağı herşey, karşılaşacağı olaylar, nerede okuyacağı, ne zaman nerede oturacağı ve ne zaman öleceği kaderinde belirlenmiştir.<br />
<br />
Bu kişinin başına gelen tüm iyi ve kötü olaylar Allah katında bellidir. Her insan dünyada kendisi için belirlenmiş olan bu senaryoya göre imtihan olur. Yani dışarıdan müdahale edilmesi hiçbir şekilde mümkün olmayan bir senaryo dahilinde bazı olaylar yaşar ve bunlara verdiği tepkilere göre ahirette bir karşılık alır.<br />
<br />
Kader insan için çok büyük bir kolaylık, Allah´ın bir lütfudur. Bir insanın sonu en başından belli olan olaylar için üzülmesi, yolunda gitmeyen birşeyler olduğunda sıkıntı duyması bu yüzden çok gereksizdir. Dünyadaki imtihana sabredip, herşeyin Allah´tan geldiğini bilenleri, Allah, ayetlerinde cennet ile müjdelemektedir. Bu konuda peygamberler en güzel örnektirler. Allah insanları uyarmak için gönderdiği elçilerini güzel ahlaklarından dolayı cennet ile müjdelemiştir.<br />
<br />
<br />
Allah (c.c.) Elçiler ve Kitaplar Yollamıştır<br />
<br />
<br />
Buraya kadar Allah´ın gücünü ve büyüklüğünü kendi kendimize düşünerek tanımamız için çeşitli örnekler ve deliller verdik. Zaten Allah, bize akletme, düşünme yeteneklerini Kendisini tanımamız için vermiştir. Bunun yanında Allah, bize Kendini tanıtmak ve insanlardan neler istediğini bildirmek için kitaplar yollamıştır. Ayrıca Rabbimiz, isteklerini bazen yazılı bazen de sözlü olarak insanlara aktarmaları için de Kendi seçtiği ve çok üstün ahlak özelliklerine sahip peygamberleri görevlendirmiştir.<br />
<br />
Peygamberlerin sayısını tam olarak bilemeyiz. Sadece Allah´ın gönderdiği son kutsal kitap olan Kuran´da bildirilen peygamberlerin isimlerini biliriz. Allah, bize bu peygamberlerin hayatlarını güzel davranış ve düşüncelere örnek olarak göstermiştir. Rabbimiz, gönderdiği peygamberler aracılığı ile insanın dünya hayatındaki davranış ve yaşam şeklinin, yani dinin nasıl olması gerektiğini anlatmıştır. İşte biz, Allah´ın bildirmesiyle, nasıl davranışlarda bulunmamız gerektiğini, neyin daha iyi ve güzel ahlaka uygun olduğunu bilebiliriz. Allah´ın beğenip bize karşılığında ödül vereceği davranışları, beğenmeyip hoşnut olmadığı ve karşılığında ceza vereceği davranışları da ancak O´nun bildirmesiyle öğreniriz.<br />
<br />
<br />
Kuran 1400 seneden beri hiç değişmeden günümüze kadar ulaşmıştır.<br />
Kuran´da Allah´ın tarih boyunca tüm toplumlara Kendisini anlatacak elçilerini gönderdiği haber verilir. Peygamberler gönderildikleri toplumları daima uyarmışlardır. Onları Allah´a ibadet etmeye, dua etmeye ve O´nun istediklerini yapmaya çağırmışlardır. Aksi takdirde cezalandırılacaklarını da bildirmişlerdir. Yani toplumlarını uyarmışlar, Allah´ı ve dinini inkar edenleri, kötülük yapanları korkutmuşlar, inanan insanları da Allah´ın ödüllendireceğini müjdelemişlerdir. Çünkü Allah iyi insanları ölümlerinden sonra cennetle müjdelemekte, kötüleri de cehennem ile korkutup başlarına geleceklere karşı uyarmaktadır. (Cennet ve cehennem konularını ileriki bölümlerde daha detaylı anlatacağız.)<br />
<br />
Allah´ın insanlara gönderdiği son peygamber, Hz. Muhammed´dir. Son kutsal kitap da Kuran´dır.<br />
<br />
Kuran´dan önce gönderilen kitapları kötü niyetli insanlar değiştirmişlerdir. Bu kitaplar zamanla değiştirilmiş, unutulmuş veya kaybolmuşlardır. Bu yüzden onların asıl olan, yani ilk gönderilen halleri günümüze ulaşamamıştır. Ama Allah bize, hiçbir şekilde değiştirilemeyeceğini bildirdiği Kuran´ı yollamıştır.<br />
<br />
Peygamberimiz Hazreti Muhammed ve sonra gelen Müslümanlar da Kuran´ı çok iyi korumuş ve çoğaltmışlardır. Kuran herkesin anlayabileceği gibi apaçıktır. Kuran´ı okuduğumuzda bunun Allah´ın sözü olduğunu hemen anlarız. Günümüze kadar bozulmadan gelmiş olan Kuran Allah´ın koruması altındadır ve kıyamete kadar geçerli olan tek kutsal kitaptır.<br />
<br />
Bugün dünyanın her yerindeki Kuran´lar birbirinin aynıdır, kelimesine hatta tek bir harfine varıncaya kadar hiçbir farklılık yoktur. Peygamberimizin yakın dostlarından ve halifelerinden (yerine yönetici olarak bıraktığı kişi) Hz. Osman´ın günümüzden 1400 sene önce yazdırdığı Kuran ile bugünkü Kuran´lar arasında da hiçbir farklılık yoktur. Hepsi birebir aynıdır. Demek ki Kuran Peygamber Efendimize indirildiği ilk günden beri hiçbir değişikliğe uğramadan bugüne kadar gelmiştir. Çünkü Allah, Kuran´ı kötü niyetli kimselerin değiştirmesinden, bozmasından korumuştur. Allah Kuran´ı özel olarak koruyacağını yine bir Kuran ayetinde bizlere şöyle haber vermektedir:<br />
<br />
Hiç şüphesiz, zikri (Kur´an´ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz. (Hicr Suresi, 9)<br />
<br />
Allah bu ayette geçen "Biz" kelimesiyle Kendisini kastetmektedir. Allah´tan başka bir ilah yoktur, O´nun bir ortağı, yardımcısı da yoktur. Allah herşeye gücü yeten, sonsuz bilgi ve kuvvet sahibi, tek olan ilahtır.<br />
<br />
Allah Kuran´da Kendisi için bazı yerlerde "Biz" bazı yerlerde "Ben" diye hitap etmektedir. Kuran´ın asıl dili olan Arapçada "biz" kelimesi tek bir kişi için de kullanılır. Karşı tarafta güç, kudret ve saygı hissi uyandırmak için. Aynı Türkçede, karşıdaki bir kimseye, saygı amacıyla "sen" yerine "siz" demek gibi. Artık kitabın bundan sonraki bölümlerinde size surelerden (yani Kuran bölümlerinden) ve ayetlerden (yani Kuran cümlelerinden) örnekler vereceğiz. Onlar en doğru sözlerdir. Çünkü bizi yaratan ve bizi bizden daha iyi bilen Allah´ın sözleridir.<br />
<br />
Allah Kuran´da peygamberlerin hayatlarından örnek almamızı bize bildirmiştir. Bu ayet şöyledir:<br />
<br />
Andolsun, onların (peygamberlerin) kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Yusuf Suresi, 111)<br />
<br />
Allah´ın bu ayette dikkat çektiği insan, Kuran´ın Allah´ın sözü olduğunu bilip ona göre düşünen, aklını kullanıp Kuran´ı anlamaya ve uygulamaya çalışan insandır.<br />
<br />
Allah, peygamber gönderdiği topluluğu Kendi emirlerine uymaktan sorumlu tutmaktadır. İnsanlar da kendilerine Allah´ın mesajı ulaştığı için ahirette hesap verirken hiçbir bahane öne süremeyeceklerdir. Çünkü Allah´ın elçileri gönderildikleri toplumlara, Allah´ın varlığını ve insanlardan neler yapmalarını istediğini anlatırlar. Böylece, bu sözleri duyan kişilerin sorumluluğu başlar.<br />
<br />
Kuran´da şöyle bildirilmiştir:<br />
<br />
Elçiler; müjdeciler (yani Allah´ın ölümden sonra iyilere vereceği ödülle müjdeleyenler) ve uyarıcılar (yani Allah´ın ölümden sonra kötülere ceza vereceğini söyleyenler) olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah´a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir. (Nisa Suresi, 165)<br />
<br />
<br />
KENDİLERİNDEN ÖNCE NİCE NESİLLERİ YIKIMA UĞRATTIĞIMIZI GÖRMÜYORLAR MI ...<br />
(ENAM SURESİ, 6)<br />
<br />
<br />
Allah yeryüzünde birçok insan topluluğu yaratmıştır. Bu topluluklardan bazıları kendilerine gönderilen elçilerin anlattıklarını yalanlayıp onları elçi olarak kabul etmediklerini söylemişlerdir. Ve onların sözlerini dinlemedikleri, Allah´ın emirlerini yerine getirmedikleri için cezalandırılmışlardır. Allah peygamberleri ile, eğer Allah´ın sözüne uymazlarsa dünyada da kötü bir karşılık alacaklarına dair bu toplulukları uyarmıştır. Buna rağmen bu topluluklar peygamberlere karşı gelmeye ve iftira atmaya başlamışlar, hatta onları öldürmek isteyecek kadar saldırganlaşmışlardır. Bunun üzerine Allah onlara hak ettikleri ve alacaklarını söylediği karşılığı vermiştir. Bu kavimlerin yerlerine zaman içinde yepyeni topluluklar geçmiştir. Kuran´da Allah böyle toplulukların durumunu şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesillervar ettik. (Enam Suresi, 6)<br />
<br />
Peygamberlerin hayatlarından vereceğimiz örneklerde Allah´ı reddeden bu topluluklara karşı Allah´a iman eden insanların örnek davranışlarını anlatacağız.<br />
<br />
<br />
İlk insan ve ilk peygamber: Hz. Adem<br />
<br />
Hatırlarsak insanın yaratılışından bahsederken ilk insanın Hz. Adem olduğunu söylemiştik. Hz Adem aynı zamanda ilk peygamberdir. Yani ilk insan nesline Allah hemen bir peygamber de göndermiş ve onlara dinlerinin ne olacağını ve Allah için neler yapmaları gerektiğini öğretmiştir.<br />
<br />
<br />
Canlıların tesadüfen oluştuklarını söyleyen evrim teorisinin yalanlarını bu kitapta okuyabilirsiniz.<br />
İlk insan olan Adem peygambere Allah, konuşmayı ve herşeyin ismini öğretmiştir. Bu, Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
Ve Adem´e isimlerin hepsini öğretti. (Bakara Suresi, 31)<br />
<br />
Bunun ne kadar önemli olduğunu düşünün. Allah´ın yarattığı canlılar içinde sadece insan konuşarak anlaşır. Konuşmak insana ait bir özelliktir. Etrafındaki eşyaları tanıması ve onlara bir isim vermesi bunları Allah´ın ilk olarak Adem peygambere öğretmesi sayesinde olmuştur.<br />
<br />
Adem peygamberden sonra gelen nesil de, şu an dünyada yaşayan insanlar gibi düşünebilen, konuşan, duyguları olan, sevinen, üzülen, elbise giyen, eşyalar kullanan, sanat ve müzik kabiliyeti olan insanlardı. Bilim adamlarının araştırmaları sonucu bulunan en eski insan kalıntılarının yanında eşyaların, flüt gibi müzik aletlerinin, duvar resimlerinin bulunması, bu söylediklerimizin tarihi delilleridir.<br />
<br />
Yani bazı insanların iddia ettiği gibi ilk insanlar hiçbir zaman yarı insan-yarı maymun gibi vahşi yaratıklar olmadılar. Zaten hiçbir maymunun veya başka canlının konuşamayacağını, düşünemeyeceğini, insan gibi davranamayacağını biliyorsunuz. Bütün bu yetenekleri Allah insana özel olarak vermiştir. (Bu konu ile ilgili daha önce yazılmış olan "Çocuklar, Darwin Yalan Söyledi" isimli kitabımızda çok detaylı bilgi bulabilirsiniz.)<br />
<br />
Fakat ilk insanın Hz. Adem olduğunu kabul etmek istemeyen bazı insanlar kendilerince çeşitli iddialar ortaya atmışlardır. İlk insana sahte bir kimlik uydurmuşlardır. Bunların hayali iddialarına göre insan ve maymun aynı canlıdan, yani ortak bir atadan zaman içinde değişikliklere uğrayarak bugünkü hallerine gelmişlerdir. Bu garip iddianın nasıl gerçekleştiğini sorarsanız tek cevap vardır: "Tesadüfen oldu". "Peki bunu ispatlayacak delil var mı " diye sorarsanız da hiçbir delil gösteremezler. Yani insanın başka bir canlıdan bugünkü haline geldiği iddiasını kanıtlayacak tek bir kalıntı bile yoktur.<br />
<br />
"Geçmişe ait kalıntılar nelerdir " diye sorarsanız, şöyle anlatabiliriz: Bazı canlılar öldükleri zaman arkalarında izlerini bırakırlar ve bu izleri, yani kalıntıları milyonlarca yıl hiç bozulmadan kalabilir. Ancak bunun olabilmesi için o canlının hava ile temasının aniden kesilmesi gerekir. Örneğin bir kuş yerde dururken üzerine aniden bir kum yığını gelse ve orada kuş ölse, bu kuşun kalıntıları günümüze kadar gelebilir. Veya ağaçlardan akan ve bala benzeyen amber denen sıvılar vardır. Bazen bu amber, bir böceğin üzerine akar ve böcek bu amberin içinde ölür. Böylece sertleşerek milyonlarca yıl hiç bozulmadan günümüze kadar gelebilir. Biz de böylece çok eskiden yaşamış olan canlılar hakkında bilgi edinebiliriz. İşte canlılardan kalan bu kalıntılara "fosil" denir.<br />
<br />
<br />
<br />
En üst sırada yukarıdaki canlıların fosillerini görüyorsunuz. Bu resimlerden de anlaşıldığı gibi geçmişte yaşamış karınca, kurbağa veya balıkla bugün yaşayanlar arasında hiçbir fark yoktur.<br />
<br />
<br />
İlk insanın maymun benzeri bir canlıdan oluştuğunu öne sürenler, bununla ilgili bir fosil gösteremezler. Yani yarı maymun-yarı insan gibi garip bir canlının fosili dünya üzerinde hiçbir zaman bulunmamıştır. Fakat söz konusu kişiler bu açıklarını kapamak için sahte fosiller, sahte resimler, çizimler düzenlemişler ve bunları okul kitaplarına bile koymuşlardır.<br />
<br />
<br />
Elbette, bu sahtekarlıkları zamanla tek tek açığa çıkmış ve bilim sahtekarlıkları olarak her yerde yazılmıştır. Yani bu insanların durumu başta anlattığımız çizgi kahramanın durumu gibidir. Bu gibi insanlar inatçı ve akılsız olduklarından, Allah´ı kabul etmeleri ve herşeyi O´nun yarattığının farkına varmaları adeta imkansızdır. Bunların sayıları gittikçe azalmaktadır. Fakat hala bazı okullarda, gazetelerde, dergilerde bu yanlış düşüncelerini yaymaya çalışmaktadırlar. İnsanları inandırmak için de söylediklerinin çok bilimsel ve doğru olduğunu ısrarla tekrar ederler. Oysa akıllı bilim adamlarının ortaya koyduğu her araştırma ve delil maymunun insana dönüşmediğini bilimsel olarak da ispat etmiştir.<br />
<br />
Hz. Adem, yani ilk insan bugünkü insanlar gibidir ve Allah, onu özel olarak yaratmıştır. Bunlar Allah´ın bize Kuran´da bildirdiği gerçeklerdir. Hz. Adem ile ilgili olarak Allah´ın Kuran´da bize haber verdiği çok önemli bir konu daha vardır: Bütün insanların düşmanı olan şeytan ve Hz. Adem arasında geçen olaylar…<br />
<br />
<br />
- İnsanın en büyük düşmanı: Şeytan<br />
<br />
Şeytan ile ilgili bazı şeyler biliyor olabilirsiniz. Ancak sizi çok iyi tanıdığını ve sizi ne yapıp edip kandırmaya çalıştığını biliyor musunuz Peki ya sizi kimi zaman dost gibi görünerek kandırmaya çalışan şeytanın gerçek amacını biliyor musunuz Gelin en başından başlayalım ve şeytanın neden bizim en büyük düşmanımız olduğunu hatırlayalım. Bunun için size Hz. Adem ve şeytan arasında geçen ve Kuran´da bildirilen bir olayı anlatacağız.<br />
<br />
Kuran´a göre şeytan, Hz. Adem´den bu yana bütün insanları Allah yolundan saptırmak için çaba harcayan ve kıyamete kadar da bunun için uğraşacak olan varlıkların genel adıdır. Şeytanların en büyüğü ise, Hz. Adem´in yaratılmasıyla birlikte Allah´a isyan eden İblis´tir.<br />
<br />
Kuran´dan öğrendiğimize göre Allah Hz. Adem´i yaratmış ve meleklerden bir saygı ifadesi olarak ona secde etmelerini istemişti. Melekler Allah´ın emrini yerine getirirken, İblis Hz. Adem´e secde etmedi. Kendisinin insandan daha üstün bir yaratık olduğunu öne sürdü. İtaatsiz ve küstah olması nedeniyle Allah´ın huzurundan kovuldu.<br />
<br />
Allah´ın huzurundan ayrılmadan önce, bu duruma düşmesine neden olan insanları kendisi gibi saptırmak için Allah´tan süre istedi. Şeytanın amacı kendisine tanınan süre içinde insanları Allah yolundan şaşırtıp saptırmaktı. Bunun için her yolu deneyecek ve insanların çoğunu kendisine uyduracaktı. Allah şeytanı ve ona uyanları cehenneme dolduracağını bildirdi. Burada anlattığımız olaylar Kuran´da şöyle haber verilmektedir:<br />
<br />
Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem´e secde edin" dedik. Onlar da İblis´in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.<br />
<br />
(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi " (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."<br />
<br />
(Allah:) "Öyleyse ordan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin." O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)" dedi. (Allah:) "Sen gözlenip-ertelenenlerdensin" dedi.<br />
<br />
Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım."<br />
<br />
"Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."<br />
<br />
(Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım." (Araf Suresi, 11-18)<br />
<br />
Şeytan Allah´ın huzurundan kovulduktan sonra, kıyamete kadar sürecek olan mücadelesine başladı. İnsanları aldatarak saptırmak için onlara sokuldu. Sinsice tuzaklar kurdu, insanları hiç akıllarına gelmeyecek yöntemlerle kandırdı. Şimdi daha iyi anladığınız gibi, şeytan insana çok sinsice yaklaşabilen bir düşmandır. Bu nedenle ondan sakınmak için çok büyük dikkat göstermeniz gerekir.<br />
<br />
Sakın unutmayın ki şeytan şu anda da sizi kandırmak için bekliyor. Sizi bu kitabı okumaktan, okuduklarınızı düşünmekten alıkoymaya çalışıyor. Bir arkadaşınıza iyilik yapmanızdan, büyüklerinizin sözünü dinlemenizden, Allah´a şükretmenizden ve dua etmenizden, hep doğruyu söylemenizden sizi vazgeçirmeye çalışıyor. Sakın şeytanın sizi kandırmasına, yalanları ile sizi güzel ahlaklı bir insan olmaktan, vicdanınızın sesini dinleyerek hareket etmekten alıkoymasına izin vermeyin.<br />
<br />
Aklınıza kötü bir düşünce geldiğinde ya da canınız güzel bir şey yapmak istemediğinde hemen şeytandan Allah´a sığının ve Allah´tan yardım isteyin. Allah´ın Kuran´da haber verdiği gibi şeytanın iman eden kişiler üzerinde hiçbir etkisinin olmayacağını da sakın unutmayın.<br />
<br />
<br />
Hz. Nuh Peygamber<br />
<br />
Nuh Peygamber de diğer peygamberler gibi kavmini yani içinde yaşadığı topluluğu doğru yola çağırmıştır. Allah´a inanmalarını, herşeyin yaratıcısının Allah olduğunu, başka şeylere tapmamalarını, aksi takdirde Allah´ın kendilerini cezalandıracağını söylemiştir. Bu olay, Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
Andolsun, biz Nuh´u kavmine gönderdik. (Onlara:) "Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum."<br />
<br />
"Allah´tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım" (dedi). (Hud Suresi, 25-26)<br />
<br />
Fakat çok az kişi haricinde kendisine inanan olmamıştır. Bunun üzerine Allah Nuh Peygambere büyük bir gemi yapmasını emretmiştir. İnananların bu gemi sayesinde kurtulacağını bildirmiştir.<br />
<br />
Nuh Peygamberin, etrafta hiç deniz yokken gemi yapması Allah´a inanmayanları çok şaşırtmış ve bu yüzden onunla alay etmişlerdir. Oysa inanmayanlar başlarına gelecekleri bilmemekte fakat Allah bilmektedir. Gemi bitince, günlerce süren çok şiddetli yağmurlar yağmış, her tarafı sular kaplayıp karalar denize dönüşmeye başlamıştır. O zaman gerçekleşen bu felaket günümüzde bilim adamları tarafından da doğrulanmıştır. Ortadoğu bölgesinde şimdi dağ olan birçok yerin bir zamanlar sularla kaplı olduğuna dair deliller bulunmuştur.<br />
<br />
Televizyonda çeşitli ülkelerde olan sel felaketlerini görmüşsünüzdür. Böyle felaketlerde, insanlar çatılara çıkıp yardım gelmesini beklerler, onlara ancak deniz motorları ya da helikopterlerle yardım ulaştırılabilir. O dönemde ise Hz. Nuh´un gemisinden başka onları kurtaracak hiçbir şey olmamıştır. İşte Nuh Peygamber zamanında olan ve ´Nuh Tufanı´ olarak adlandırılan bu olay, o dönemdeki peygambere inanmayan, inançsız insanları cezalandırmak için Allah´ın özel olarak meydana getirdiği bir cezadır. Allah´ı dinlemeyen, O´nun Nuh Peygamber aracılığı ile gönderdiği uyarılara yüz çeviren, şımarık, kötü huylu insanların hiçbiri o gemiye binmemiş, kendilerini Allah´tan başka şeylerin koruyacağını zannetmişlerdir. Allah´a değil başka varlıklara güvenmişlerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Halbuki Allah dilemezse bizi hiçbir şey koruyamaz. Bu gerçeği bilmeyen insanlar tepelere, yüksek yerlere çıkmalarına rağmen dev dalgalar onlara da ulaşmış, böylece boğulup gitmişlerdir. Çok az sayıda insan Allah´a inanıp güvenmiş, Nuh Peygamberle beraber gemiye binmiş ve kurtulmuştur. Yanlarına da yine Allah´ın emri ile dişi ve erkek çeşitli türden hayvanlar almışlardır. Kuran´da bu konu şöyle anlatılmaktadır:<br />
<br />
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O ´baskı altına alınıp engellenmişti.´<br />
<br />
Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al."<br />
<br />
Biz de ´bardaktan boşanırcasına akan´ bir su ile göğün kapılarını açtık.<br />
<br />
Yeri de ´coşkun kaynaklar´ halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.<br />
<br />
Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık; Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi.İnkâr edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafat olmak üzere.<br />
<br />
Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı<br />
<br />
Şu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış (Kamer Suresi, 9-16)<br />
<br />
Bütün peygamberler gönderildikleri toplumlara benzeri şekilde aynı konuları anlatmışlar ve onları Allah´a ibadet etmeye çağırmışlardır. Bu görevlerini yaparken de o insanlardan herhangi bir karşılık istememişlerdir. Çünkü Allah´ın sözlerini kendi toplumlarına ileten bu insanların hiçbir çıkarları yoktur. Sadece Allah onları görevlendirdiği için ve Allah´ı çok sevdikleri, O´nun da kendilerini sevmesini istedikleri ve O´ndan korkup çekindikleri için bu görevi yaparlar. Ve bu sırada başlarına birçok olay gelir; sıkıntıya, eziyete, iftiraya uğrarlar. Hatta geçmişte bazı peygamberler inkarcılar tarafından öldürülmek istenmiş, içlerinden öldürülenler de olmuştur. Ancak peygamberler yalnızca Allah´tan korkan insanlar oldukları için, karşılaştıkları hiçbir zorluk onları doğru yoldan döndürmemiştir. Yaşadıkları zorlukların karşılığını Allah´ın dünyada ve ölümden sonraki ahiret hayatında eksiksiz olarak vereceğini hiçbir zaman unutmamışlardır.<br />
<br />
<br />
Hz. İbrahim Peygamber<br />
<br />
Bu bölümde Kuran´da adı geçen bütün peygamberleri teker teker anlatmayacağız. Fakat, Kuran´da bazı özellikleri önemle vurgulanan peygamberlerin hayatlarından örneklere yer vereceğiz.<br />
<br />
Hz. İbrahim de bu peygamberlerden biridir. O, daha çok genç yaşta iken ve çevresinde kendisine Allah´ın varlığını anlatan hiç kimse yokken, kendi kendine gökyüzünü inceleyerek tüm varlıkları Allah´ın yarattığını fark etmişti. Bu konu Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
(İbrahim) Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti.<br />
<br />
Ardından Ay´ı, (etrafa aydınlık saçar) doğar görünce: "Bu benim rabbim" demiş, fakat o da kayboluverince: "And olsun" demişti, "Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum."<br />
<br />
Sonra güneşi (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "İşte bu benim rabbim, bu en büyük" demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk (Allah´a ortak, eş) koşmakta olduklarınızdan uzağım."<br />
<br />
"Gerçek şu ki, ben bir muvahhid (Allah´ı tek yaratıcı kabul eden) olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden (Allah´a ortak koşan) değilim." (Enam Suresi, 76-79)<br />
<br />
Yine İbrahim Peygamber, içinde yaşadığı toplumu Allah´tan başkasına tapmamaları için şöyle uyarmıştır:<br />
<br />
Onlara İbrahim´in haberini de aktar-oku:<br />
<br />
Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz " demişti.<br />
<br />
Demişlerdi ki: "Putlara (kendi yaptıkları ve değer verdikleri çeşitli heykellere) tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."<br />
<br />
Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı "<br />
<br />
"Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu "<br />
<br />
"Hayır" dediler. "Biz atalarımızıböyle yaparlarken bulduk."<br />
<br />
(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü "<br />
<br />
"Hem siz, hem de eski atalarınız "<br />
<br />
"İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç"<br />
<br />
"Ki beni yaratan ve bana hidayet (doğru yolu) veren O´dur;"<br />
<br />
"Bana yediren ve içiren O´dur;"<br />
<br />
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O´dur;"<br />
<br />
"Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O´dur,"<br />
<br />
"Din (ahirette hesap) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O´dur;" (Şuara Suresi, 69-82)<br />
<br />
Hz. İbrahim, o devirdeki krala ve halka, yukarıdaki şekilde "Allah´a iman edin" diye dini anlatınca, ona düşman olanlar onu öldürmeye kalkıştılar. Büyükçe bir ateş yakıp Hz. İbrahim´i içine attılar. Fakat Allah onu korudu ve ateşten sapasağlam kurtardı. Bu olay Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
Bunun üzerine kavminin (İbrahim´e) cevabı yalnızca: "Onu öldürün ya da yakın" demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır. (Ankebut Suresi, 24)<br />
<br />
Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim´e karşı soğuk ve esenlik ol." (Enbiya Suresi, 69)<br />
<br />
Herşeyi yaratan ve kontrol eden Allah´tır. Ateş de Allah´ın emriyle İbrahim Peygamberi yakmamıştır. İşte bu, Allah´ın bir mucizesidir. Allah´ın gücünün herşeye yettiğini çok iyi gösteren örneklerden biridir. Çünkü yeryüzündeki herşey Allah´ın izni ile gerçekleşir. O, dilemediği sürece bir insana hiçbir şey zarar veremez, hiç kimse bir başka insanı öldüremez. Kuran´da Allah şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Allah´ın izni olmaksızın hiçbir nefis (can) için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır (kader yazısı)... (Al-i İmran Suresi, 145)<br />
<br />
Allah´ın İbrahim Peygamber için dilediği ölümün zamanı gelmediği için, ateşe atıldığı halde ölmemiş, Allah onu oradan kurtarmıştır.<br />
<br />
Allah, Kuran´ın başka bir ayetinde de İbrahim Peygamberin çok üstün bir ahlakı olduğunu şöyle anlatır:<br />
<br />
Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah´a) yönelen biriydi. (Hud Suresi, 75)<br />
<br />
Allah iyi huylu ve kendisine çok bağlı olan insanları sever. Bu ayetten de anladığımız gibi, efendi olmak, asi ruhlu olmamak, Allah´ın emirlerine tam teslimiyetli olmak Allah katında çok önemli özelliklerdendir.<br />
<br />
<br />
Hz. Musa Peygamber<br />
<br />
Hz. Musa da Kuran´ın birçok yerinde başından geçen olaylar anlatılan bir peygamberdir. Kendisine kutsal kitaplardan biri olan Tevrat gönderilmiştir. Fakat Tevrat, Musa Peygamberin ölümünden sonra insanlar tarafından değiştirildiği için günümüzde asıl hali bulunmamaktadır. Ama değiştirilmiş şeklini Museviler hala kutsal kitap zannederek okumaktadırlar. Günümüzdeki Musevilerin okuyup inandıkları bu kitap, Musa Peygamberin getirdiği kutsal kitap olmadığı için onlar doğru bir inanışa sahip değildirler.<br />
<br />
<br />
Tevrat, Musa Peygamberden sonra bazı kötü niyetli insanlar tarafından değiştirilmiştir. Bu nedenle günümüzde okunan Tevrat Allah´ın Hz. Musa´ya gönderdiği orijinal halinden çok farklıdır.<br />
Biz Hz. Musa´nın yaşamı ve güzel ahlakı ile ilgili tüm bilgileri Kuran´dan öğreniriz. Kuran´da bildirildiğine göre, eski Mısır hükümdarlarına "firavun" denirdi. Bunların bir çoğu Allah´a inanmayan, kendilerini kutsal bir kişi gibi gören, çok kibirli insanlardı. Musa Peygamberi de Allah bu firavunların en zalimlerinden birisine göndermişti.<br />
<br />
Hz. Musa´nın hayatından bize haberler veren ayetleri okurken üzerinde durulması gereken önemli bir konu, kaderdir. Hz. Musa´nın Firavun´un sarayına gönderilişi şöyle olmuştur:<br />
<br />
Tam Hz. Musa´nın doğduğu sırada, Firavun zalimce bir emir vermiş ve ülkesindeki tüm erkek çocukların öldürülmesini istemiştir. Hz. Musa da ölüm tehlikesiyle karşılaşmıştır. Ancak Allah Hz. Musa´nın annesine oğlunu suya bırakmasını söylemiş ve sonunda onu Firavun´un alacağını ve onun kendisine geri dönüp peygamber olacağını bildirmişti. Annesi Hz. Musa´yı bir sandığın içine yerleştirerek suya bıraktı. Nehirde başıboş ilerleyen bu sandık bir süre sonra Firavun´un karısı tarafından bulundu ve Hz. Musa daha bebekken büyütülmek üzere saraya alındı. Böylece Firavun, ileride kendisine Allah´ı anlatacak, yanlış fikirlerine karşı koyacak olan insanı, bilmeden yanına almış ve büyütmüştür. Herşeyi bilen Allah, Firavun´un Hz. Musa´yı nehirde bulup, onu sarayında yetiştireceğini de bilmektedir.<br />
<br />
<br />
Mısır hükümdarlarına "firavun" denirdi. Bunların bir çoğu Allah´a inanmayan, kendilerini kutsal bir kişi gibi gören, çok kibirli insanlardı.<br />
Hz. Musa doğduğunda onun bir sandık içinde suya bırakılacağı, Firavun´un onu bulacağı, sonunda ise Hz. Musa´nın bir peygamber olacağı belliydi. Çünkü Allah onun kaderini öyle belirlemişti. Allah bunu Hz. Musa´nın annesine bildirdi.<br />
<br />
Burada Hz. Musa´nın hayatındaki tüm detayların en ince ayrıntısına kadar Allah katında kaderde belirlenmiş olduğuna ve aynen takdir edildiği gibi gerçekleştiğine dikkat etmek gerekir.<br />
<br />
Hz. Musa büyüdükten sonra Mısır´dan ayrıldı, bir süre bir başka ülkede yaşadı ve sonra da Allah onu peygamber olarak görevlendirdi. Ve Musa Peygambere yardımcı olarak kardeşi Hz. Harun´u gönderdi.<br />
<br />
İkisi birden bu zalim Firavun´un karşısına çıkıp Allah´ı ve O´nun emirlerini anlattılar. Musa Peygamberin yaptığı çok zor bir işti. Çünkü Allah´ı inkar eden çok zalim bir hükümdarın karşısına çıkıp çekinmeden onu, Allah´ı tanımaya ve O´na ibadet etmeye çağırmıştı. Kuran´da Hz. Musa´nın bu daveti şöyle anlatılmaktadır:<br />
<br />
<br />
İsrailoğulları Mısır´da Firavun yönetimi tarafından köleleştirilmişlerdir. Yukarıda ağır işlerde çalıştırılan insanlar görülüyor.<br />
<br />
<br />
Sonra bunların (peygamberlerin) ardından Musa´yı ayetlerimizle (sözlerimiz-delillerimizle) Firavun´a ve önde gelen çevresine gönderdik; onlar ona (ayetlerimize) haksızlık ettiler. İşte bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.<br />
<br />
<br />
Zalim Firavun, Musa Peygambere inanan topluluğu esir tutuyor, onları köle olarak çalıştırıyordu.<br />
<br />
<br />
Firavun´un bütün inananları yok etmeyi düşündüğü anlaşılınca iman edenler Hz. Musa önderliğinde Mısır´dan kaçtılar.<br />
<br />
Musa dedi ki: "Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (yani bütün herşeyi yaratıp düzenleyenden) bir elçiyim."<br />
<br />
"Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah´a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğullarını (Musa´nın kendi toplumu) benimle gönder." (Araf Suresi, 103-105)<br />
<br />
Firavun ise kendini beğenmiş ve kibirli bir insandı. Bütün gücün kendinde olduğunu zannedip Allah´a başkaldırmıştı. Halbuki Firavun´a o gücü, malı ve toprakları veren de Allah´tır. Ama Firavun akılsız olduğu için bu gerçeği anlayamamıştır.<br />
<br />
Hz. Musa´ya karşı çıkan ve iman etmeyen Firavun, daha önce de söylediğimiz gibi, çok alim bir insandı. Musa Peygambere inanan topluluğu (İsrailoğulları) esir tutuyor, onları köle olarak çalıştırıyordu. Sonunda Firavun´un Hz. Musa´yı ve bütün inananları yok etmeyi düşündüğü anlaşılınca bu topluluk Hz. Musa önderliğinde Mısır´dan kaçtı. İsrailoğulları ve Hz. Musa, önlerine çıkan denizle arkalarından gelen Firavun´un ordusu arasında kaldılar. Ama Musa Peygamber böyle çaresiz gibi görünen bir durumda bile asla umudunu ve Allah´a güvenini kaybetmedi. Allah, bir mucize yaratarak inananların geçmesi için denizi ikiye yardı ve denizde bir yol açtı. Bu, Allah´ın Musa Peygambere verdiği büyük mucizelerden birisidir. İnananlar geçince deniz kapandı, onları takip eden Firavun ve ordusu ise suda boğuldular.<br />
<br />
Allah Kuran´da bu mucizevi olayı şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi. (Enfal Suresi, 54)<br />
<br />
<br />
Hz. Musa ve yanındakiler önlerine çıkan denizle, arkalarından gelen Firavun´un ordusu arasında kaldılar. Ama Musa Peygamber asla umudunu ve Allah´a olan güvenini kaybetmedi. Allah, inananların geçmesi için denizi ikiye yardı ve denizde bir yol açtı. Bu, Allah´ın Musa Peygambere verdiği büyük mucizelerden birisidir. İnananlar geçince deniz kapandı, onları takip eden Firavun ve ordusu ise suda boğuldular.<br />
<br />
<br />
Tam öleceğini anladığı sırada Firavun Allah´a inandığını söyleyerek kendisini kurtarmasını istemiştir. Fakat son andaki bu pişmanlığı fayda etmemiştir. Çünkü Allah, yaptığımız hatalardan ancak samimi olarak pişman olursak bizi affedeceğini bildirmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır. Ama insanın tam öleceğini anladığı sıradaki pişmanlığı, samimi ve zamanında duyulan bir pişmanlık olmadığından fayda etmeyebilir. Firavun´a da böyle olmuştur. O halde bizim unutmamamız gereken şudur: Hayatımız boyunca Allah´ın hoşnut olacağı şekilde yaşamalı ve Firavun´un düştüğü hataya düşmemeliyiz. Çünkü hayatımızı Kuran´a uygun güzel bir ahlakla geçirmezsek, Kuran´da emredilenleri yapmazsak, ölüm anında pişman olmamız fayda etmeyebilir.<br />
<br />
<br />
Hz. Yunus Peygamber<br />
<br />
İnsan ne kadar zor ve çaresiz durumda olursa olsun daima Allah´a güvenmeli ve O´ndan yardım istemelidir. Biraz önce de anlattığımız gibi, Musa Peygamber Firavun´un ordusu ile önlerindeki deniz arasında kalınca asla umutsuzluğa düşmemiş ve Allah´a güvenmişti. İşte Yunus Peygamberin davranışı da böyle güzel bir davranışın örneklerindendir.<br />
<br />
Yunus Peygamber, ilk önceleri Allah´ın kendisine verdiği göreve rağmen uyarması gereken toplumu terk etmişti. Bunun üzerine Allah onu çeşitli denemelerden geçirdi. Hz. Yunus ilk önce bindiği gemidekiler tarafından denize atıldı. Sonra denizde kendisini dev bir balık yuttu. Bu olayların üzerine Hz. Yunus yaptığından dolayı pişman oldu ve Allah´a sığınıp dua etti. Kuran´da bu olay şöyle anlatılır:<br />
<br />
Balık sahibi (Yunus´u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur, sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu.<br />
<br />
Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 87-88)<br />
<br />
Allah, Kendisine güvenip, dua etmeseydi Hz. Yunus´un başına gelecekleri Kuran´da şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
<br />
Hz. Yunus ilk önce bindiği gemidekiler tarafından denize atıldı. Sonra denizde kendisini dev bir balık yuttu. Allah Yunus Peygamberi umutsuz gibi görünen böyle bir durumdan kurtarmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Eğer (Allah´ı çokça) tesbih edenlerden (ananlardan, yüceltenlerden) olmasaydı,<br />
<br />
Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.<br />
<br />
Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere attık.<br />
<br />
Ve üzerine, sık-geniş yapraklı (dış etkilere karşı korumak için) (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.<br />
<br />
Onu yüz bin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik. (Saffat Suresi, 143-147)<br />
<br />
Allah Yunus Peygamberi tamamen umutsuz gibi görünen bir durumdan kurtarmıştır. Bu, Allah´tan hiçbir zaman umut kesilmeyeceğine dair açık bir işarettir. Kuran´da bildirilen bu olayları okuyup öğrenen bizlerin yapması gereken de, her ne zorlukla karşılaşırsak karşılaşalım, daima Allah´a dua edip O´ndan yardım dilemektir.<br />
<br />
<br />
Hz. Yusuf Peygamber<br />
<br />
Kuran´da Yusuf Peygamberin başından geçenler çok uzun ve detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Burada kısaca anlatıp, Hz. Yusuf´un ahlakından nasıl örnek almamız gerektiğini göreceğiz.<br />
<br />
Hz. Yusuf, Yakup Peygamberin oğullarından biridir. Küçük yaşta kardeşleri onu kıskandıkları için çölde bir kuyuya atıp babalarına da "onu bir kurt yedi" diye yalan söylemişlerdir. Kuyudan su çeken bir kervan onu bulup Mısır´da bir yöneticinin sarayına götürmüştür. Orada bir olaydan dolayı iftiraya uğrayıp zindana atılmış ve senelerce zindanda kalmıştır.<br />
<br />
Sonunda suçsuz olduğu anlaşılmış, zindandan çıkarılmış, çok güvenilir ve akıllı bir insan olduğu için Mısır´da hazinenin başına getirilmiş, yönetici olmuştur. Kendisine zamanında eziyet eden kardeşlerini de affetmiştir.<br />
<br />
Yusuf Peygamber çok üstün bir ahlaka sahiptir. Allah onu birçok şekilde denemiş, kuyu gibi kurtulması imkansız görünen bir yerden çıkarıp en sonunda onu üstün bir makama getirmiştir. Yusuf Peygamber başına gelen her olayda Allah´a dua etmiş, O´na yönelmiştir. Senelerce suçsuz olmasına rağmen hapiste kaldığı halde bunun Allah´ın bir denemesi olduğunu unutmamıştır. Hapiste yanında bulunanlara hep Allah´ın gücünü ve büyüklüğünü anlatmıştır. Bu kadar zor şartlar altında Allah´a olan güven ve bağlılığını koruması, onun çok üstün bir ahlak sahibi olduğunu bize göstermektedir.<br />
<br />
<br />
Hz. Eyüp Peygamber<br />
<br />
İnsanın başına gelenlere karşı sabırlı olması çok önemli bir Müslüman özelliğidir. Hz. Eyüp kendisine çok sıkıntı veren bir hastalıkla denenmiştir. Ama Eyüp Peygamber hastalığının geçmesi için sadece Allah´tan yardım istemiş ve O´na güvenmiştir. Allah onun duası üzerine hastalığının nasıl iyileşeceğini kendisine bildirmiştir. Hz. Eyüp´ün üstün ahlakı ve duası Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
Kulumuz Eyyub´u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici (çok can yakıcı) bir acı ve azab dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti.<br />
<br />
"Ayağını depret.(yere vur) İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik).<br />
<br />
... Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü O, (daima Allah´a) yönelip-dönen biriydi. (Sad Suresi, 41-44)<br />
<br />
Bazı insanlar, hastalık, acı, sıkıntı gibi zorluklarla karşılaştıkları zaman hemen ümitsizliğe kapılırlar. Bazıları ise isyankar bir tavır içine girerler. Oysa bunlar çok yanlış düşüncelerdir. Hz. Eyüp örneği de bize göstermektedir ki, Allah en üstün kullarına bile çeşitli dertler ve sıkıntılar verebilir. Bundaki amaç, insanın olgunluğunu artırmak ve Allah´a olan bağlılığını sınamaktadır.<br />
<br />
Biz de başımıza gelen her sıkıntı karşısında Allah´a dua etmeli ve O´na güvenmeliyiz. Hz. Eyüp gibi sabreden ve daima Allah´a yönelip dönen insanlar olmalıyız. O zaman Allah hem dertlerimizi giderir, hem de yaşadığımız sıkıntılara karşılık olarak dünyada ve ahirette bize büyük mükafat verir.<br />
<br />
<br />
Hz. İsa Peygamber<br />
<br />
İsa Peygamberi Allah özel bir yaratılışla yaratmıştır. Allah onu da Adem Peygamber gibi babası olmadan dünyaya getirmiştir. Bu, Kuran´da şöyle haber verilir:<br />
<br />
Şüphesiz, Allah katında İsa´nın durumu, Adem´in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)<br />
<br />
Hazreti İsa, Kuran´da annesinin adıyla, yani Meryemoğlu İsa olarak geçer. Hz. Meryem Allah´ın tüm kadınlara örnek kıldığı çok değerli bir Müslümandır. Son derece iffetli ve Allah´a çok bağlı bir mümindir. Allah ona, çocuğunun peygamber olacağını müjdelemiştir.<br />
<br />
Allah Meryemoğlu İsa´yı Peygamber yapmış ve ona kutsal kitaplardan İncil´i vermiştir. (İncil de Hz. İsa´dan sonra kötü niyetli insanlar tarafından değiştirilmiştir. Bugün elimizde gerçek İncil yoktur.) Allah Hz. İsa´ya birçok mucizeler de vererek topluma gerçekleri anlatmakla görevlendirmiştir. Daha bebekken konuşarak Allah´ı anlatmıştır. İsa Peygamber kendisinden sonra gelecek olan Peygamberimiz Hz. Muhammed´i de müjdelemiştir. Peygamberimizin bir adı da Ahmet´tir. Hz. İsa´nın Peygamberimizi müjdeleyişi Kuran´da bize şöyle bildirilmektedir:<br />
<br />
Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah´tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat´ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmet" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle (çeşitli mucizelerle) gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler. (Saff Suresi, 6)<br />
<br />
İsa Peygambere, yaşadığı dönemde inanıp yardımcı olan çok az insan olmuştur. İsa Peygamberin düşmanları onu öldürmek için tuzak kurmuşlar ve onu ele geçirip astıklarını zannetmişlerdir. Ama Allah bize Kuran´da olayın böyle gerçekleşmediğini ve Hz. İsa´yı öldüremediklerini bildirmektedir:<br />
<br />
Ve: "Biz, Allah´ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa´yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna (varsayıma) uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (Nisa Suresi, 157)<br />
<br />
İsa Peygamberin arkasından düşmanları onun söylediği gerçekleri saptırmaya çalışmışlardır. İsa Peygamberi ve annesi Meryem´i de insanüstü varlıklar gibi, hatta daha da ileri giderek "tanrı" gibi göstermeye başlamışlardır. Hala günümüzde bu yanlış inanışlar ve davranışlar devam etmektedir. Allah bize bu inançlarının yanlışlığını Kuran´da İsa Peygamberin kendi sözleriyle bildirmektedir:<br />
<br />
Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve anneni Allah´ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen misöyledin " dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen´de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri bilen Sen´sin Sen."<br />
<br />
"Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) ´Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah´a kulluk edin.´ Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen´din. Sen herşeyin üzerine şahid olansın." (Maide Suresi, 116-117)<br />
<br />
Hz. İsa´nın arkasından kendisine inananlar artmıştır. Fakat onlar da değiştirilip yanlış şeyler eklenmiş İncil´e uyduklarından, onlar da bugün yanlış bir yoldadırlar. Doğru olan tek yol, Allah´ın hiç bozulmamış olan son kitabı Kuran´da bildirilen, Hz. Muhammed´in yoludur.<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed<br />
<br />
Son peygamber olduğu ve günümüzden yaklaşık 1400 yıl önce yaşadığı için hakkında en fazla şey bilinen peygamber Hz. Muhammed´tir. İnsanlar, Hz. Muhammed´den önce gönderilen bütün dinleri değiştirip bozmuşlardır. Bu nedenle, insanların dünya hayatının sonu olan kıyamete kadar sorumlu tutulacakları son kitap olan Kuran, Peygamberimize gönderilmiştir. Allah bütün istediklerini Kuran aracılığı ile bize bildirmiştir.<br />
<br />
Peygamberimiz de diğer peygamberlerde olduğu gibi, içinde yaşadığı topluma gerçekleri anlatırken birçok zorluk ve sıkıntı ile karşılaşmıştır. Hiçbir çıkarı olmadığı ve hiçbir şekilde ücret istemediği halde suçlanmıştır. Doğup büyüdüğü Mekke şehrinden göç etmeye zorlanmıştır. Kendisine inanan ilk Müslümanlara (sahabeler) eziyet ve işkenceler yapılmıştır. Ama Allah zamanımıza kadar hiç değişmeden gelen İslam dinini, inkar edenlerin yok etmelerine müsaade etmemiştir. Allah´ın vadettiği gibi Kuran, günümüze kadar tek kelimesi bile değişmeden korunmuştur.<br />
<br />
<br />
ANDOLSUN SİZE, İÇİNİZDEN SIKINTIYA DÜŞMENİZ O´NUN GÜCÜNE GİDEN, SİZE PEK DÜŞKÜN, MÜMİNLERE ŞEFKATLİ VE ESİRGEYİCİ OLAN BİR ELÇİ GELMİŞTİR.<br />
(TEVBE SURESİ, 128)<br />
<br />
<br />
Hz. Muhammed´in bu çağrısı bugün yaşayan tüm insanlar için geçerlidir. Allah dinini tebliğ etmeleri için gönderdiği elçilere tam bir itaati emretmiş, birçok ayette elçiye itaatin aslında Kendisine itaat olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle Peygamberimize itaat, dinin en önemli ve hayati konularından biridir. Ve bu itaatin gösterilmesi de elbette Peygamberimizin hayattayken bildirdiği konuları tam bir teslimiyetle uygulamakla olur.<br />
<br />
Allah Kuran´da Peygamberimizin tüm insanlara örnek olan üstün ahlakını, pek çok ayetle bize tanıtmıştır. Bu ayetlerden birkaçı şöyledir:<br />
<br />
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O´nun gücüne giden, size pek düşkün, mü´minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)<br />
<br />
Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak o, Allah´ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir. (Ahzab Suresi, 40)<br />
<br />
Andolsun ki Allah, mü´minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)<br />
<br />
Ayrıca Kuran´da "De ki" ile başlayan ayetlerle Allah, Peygamberimize söylemesi gerekenleri bildirmiş, Hz. Muhammed bu ayetlerle tüm insanlara dini anlatmıştır. Allah´tan korkan ve bağışlanmayı isteyen kulların Hz. Muhammed´e uyması gerektiği bir ayette şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
De ki: "Eğer siz Allah´ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Al-i İmran Suresi, 31)<br />
<br />
Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi, Allah´ın bizi sevmesini istiyorsak Peygamberimizin söylediklerine uymamız, onları eksiksiz olarak yerine getirmemiz gerekmektedir.<br />
<br />
<br />
Mucizelerle Dolu Kur´an<br />
<br />
<br />
Peygamberimize verilen en büyük mucizenin Kuran olduğunu daha önce belirtmiştik. Kuran, insanlara günümüzden 1400 yıl önce gönderilmiştir. Fakat içinde anlatılan öyle gerçekler vardır ki, onların günümüzdeki bilimsel buluşlara uygun olduğu daha yeni anlaşılabilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Kainattaki herşeyi, gezegenleri, yıldızları, insanları, hayvanları, doğa kanunlarını Allah yaratmıştır. Rabbimiz olan Allah, bizim daha keşfetmediğimiz herşeyi zaten bilmektedir. Dilediklerini Kuran´da bize bildirmiştir. Biz sadece zamanı gelince bu bilgileri öğrenmekte ve bunların Allah´ın birer mucizesi olduğunu anlamaktayız.<br />
<br />
Kuran´ın pek çok bilimsel mucizesi vardır. Burada Kuran´ın bilimsel mucizelerinin hepsini değil, sadece birkaç tanesini örnek olması için anlatacağız. (Kuran´ın daha pek çok mucizesini öğrenmek istiyorsanızKuran Mucizeleri isimli kitabımızı okuyabilirsiniz.)<br />
<br />
<br />
Evrenin yaratılışı<br />
<br />
Kuran´da evrenin ortaya çıkışı şöyle açıklanır:<br />
<br />
<br />
BİZ GÖĞÜ ´BÜYÜK BİR KUDRETLE´ BİNA ETTİK VE ŞÜPHESİZ BİZ, (ONU) GEİŞLETİCİYİZ.<br />
(ZARİYAT SURESİ, 47)<br />
<br />
O gökleri ve yeri yoktan var edendir... (Enam Suresi, 101)<br />
<br />
Kitabın ilk bölümünde hatırlarsanız evrenin hiçbir şey yokken bundan yaklaşık olarak 15 milyar yıl önce bir patlamayla ortaya çıktığını detaylı olarak anlatmıştık. Yani evren hiçbir şey yokken birdenbire var olmuştur.<br />
<br />
Bu büyük buluşun delilleri ise, ancak geçtiğimiz yüzyılda çok modern teknolojik aletlerle elde edildi. Dolayısıyla bunun 1400 yıl önce bilinmesi mümkün değildi. Ama yukarıdaki ayette de gördüğünüz gibi, Allah bu gerçeği bize hiçbir insanın bundan haberdar olmadığı, Kuran ilk indirildiği dönemde bildirmiştir. Bu anlatım Kuran´ın bir mucizesidir ve onun Allah´ın sözü olduğunun delillerinden biridir.<br />
<br />
<br />
Evrenin genişlemesi<br />
<br />
Evrenin patlamayla ortaya çıkışı ve hala genişlemekte olduğu günümüzde ispatlanmıştır. Bunu da size baştaki bölümlerde şişirilen bir balon örneği vererek anlatmıştık. 15 milyar yıl önce yaratılan maddeler bu patlamanın etkisiyle hala birbirlerinden uzaklaşmaya devam etmektedirler. Yani tüm evren büyük bir patlamanın ardından genişlemeye devam etmiştir ve hala da genişlemektedir. Modern astronomi araçları ile yapılan araştırmalar sonucu bu, çok açık olarak gözlemlenmiştir. Bu gerçek de 1400 yıl önce, tek bir insanın dahi bundan haberdar olmadığı bir zamanda, Kuran´da bir mucize olarak bildirilmiştir. Bu konuyla ilgili ayet şöyledir:<br />
<br />
Biz göğü ´büyük bir kudretle´ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)<br />
<br />
<br />
Yörüngeler<br />
<br />
<br />
İŞTE BU, SİZİN RABBİNİZ ALLAH´TIR; HERŞEYİN YARATICISIDIR; O´NDAN BAŞKA İLAH YOKTUR. ÖYLEYSE NASIL OLUR DA ÇEVRİLİYORSUNUZ<br />
(MÜMİN SURESİ, 62)<br />
<br />
Pek çoğunuz Dünyamızın ve diğer gezegenlerin bir yörüngesi olduğunu biliyor olabilirsiniz. Aslında sadece Güneş Sistemimizdekilerin değil, evrendeki bütün gök cisimlerinin bir yörüngesi vardır. Yani hepsi kendileri için belirlenmiş olan bir yol üzerinde dolaşırlar. Bilim adamları bu bilimsel gerçeği yakın bir dönemde keşfetmişlerdir. Ancak günümüzden 1400 yıl öncesi gibi, gök cisimlerinin yörüngelerinden haberdar olunmadığı bir dönemde, Kuran´da Allah bu gerçeği bir mucize olarak şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
Geceyi, gündüzü, Güneş´i ve Ay´ı yaratan O´dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya Suresi, 33)<br />
<br />
Bu ayette gördüğünüz gibi, Allah ancak günümüzde anlaşılan bilimsel bir gerçeği haber vermektedir. Kuran´ın indirildiği dönemde insanlar gök cisimlerinin sabit yörüngelerde hareket ettiklerinden habersizdirler. Ama Allah herşeyi bilen ve dilediğini de kullarına bildirendir.<br />
<br />
<br />
Dünya´nın yuvarlak oluşu<br />
<br />
Kuran´ın gönderildiği dönemdeki gök bilim anlayışına göre, Dünya´nın tıpkı bir tepsi gibi düz olduğu düşünülüyordu. Dikkat ederseniz, bugün herkesin bildiği bu gerçek bile o zaman bilinmiyordu. Ama Kuran´da kullanılan kelimelerden Dünya´nın yuvarlak olduğu açık şekilde anlaşılıyordu. Bu bilginin bize haber verildiği ayet şöyledir:<br />
<br />
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor... (Zümer Suresi, 5)<br />
<br />
Bu ayetin Türkçesinde "sarıp-örtme" diye tercüme edilen kelimenin Arapçadaki tam anlamı, "bir şeyi yuvarlak bir şeyin üstüne sarmak"tır. Demek ki, gece ve gündüzün üzerine sarıldığı Dünya yuvarlaktır. Oysa biraz önce de söylediğimiz gibi, Kuran´ın indirildiği dönemde Araplar Dünya´nın düz olduğunu zannediyorlardı. Kuran´da ise Dünya´nın yuvarlak olduğuna işaret edilmişti. Çünkü Allah herşeyin en doğrusunu insanlara öğretendir. Allah´ın kitabı Kuran´da o devirde bildirilen bu gerçek yüzyıllar sonra bilim adamları tarafından keşfedildi ve Dünya´nın yuvarlak olduğu anlaşıldı.<br />
<br />
Kuran, Allah´ın sözü olduğu için bilimsel tarifler yapılırken olabilecek en doğru kelimeler kullanılmıştır. Herhangi bir insanın bunları bilip kullanması mümkün değildir. Ama Allah herşeyi bildiği için gerçekleri istediği herhangi bir dönemdeki insanlara bildirebilir.<br />
<br />
<br />
Parmak izi<br />
<br />
Allah Kuran´da insanın yaratılışından söz ederken özellikle parmak uçlarına dikkat çekmiştir:<br />
<br />
İnsan, onun kemiklerini bizim kesin olarak biraraya getirmeyeceğimizi mi sanıyor<br />
<br />
Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz. (Kıyamet Suresi, 3-4)<br />
<br />
Tamamen dağılıp çürümüş olan bir insan vücudunun tekrar biraraya getirilmesi Allah için çok kolaydır. Şimdi parmak ucunuzu inceleyin. Parmak izleriniz hepinizde ayrı ayrıdır. Hatta ikiz olsanız bile kardeşinizinki sizinkinden farklıdır. Dünyada hiçbir insanın parmak uçlarındaki bu çizgiler bir başka insanınkine benzemez. Yani her insanın adeta kimliği gibidir bu izler...<br />
<br />
Allah sonsuz kudret sahibi olduğu için, bu kadar ince farklılıklara kadar bizi tekrar yaratabileceğini söylemektedir. Fakat bu arada biz bir şeyi daha öğrenmekteyiz. Bu izlerin önemi ve herkeste farklı olduğu ancak 19. yüzyılda öğrenilmiştir. Ama Allah 1400 yıl önce yukarıda okuduğunuz ayetle Kuran´da buna dikkat çekmiştir. Yani bu da bilimsel bir Kuran mucizesidir.<br />
<br />
Daha bunun gibi birçok konu mucizevi şekilde Kuran´da bildirilmiştir. Biz burada bir kısmını anlattık. Bu kadarı bile Kuran´ın Allah sözü olduğunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. (Daha fazlasını öğrenmek için Kuran Mucizeleri isimli kitabımızı okuyabilirsiniz.)<br />
<br />
Allah, mucizelerle dolu olan Kuran için şunları söylemektedir:<br />
<br />
Onlar hâlâ Kuran´ı iyice düşünmüyorlar mı Eğer o, Allah´tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler-tutarsızlıklar) bulacaklardı. (Nisa Suresi, 82)<br />
<br />
Yukarıdaki ayette bildirildiği gibi, Kuran´da haber verilen herşey doğrudur. Bilim ilerledikçe her geçen gün Kuran´da haber verilen yeni mucizeler bulunmaktadır. Bu da bize Kuran´ın Allah´ın gönderdiği hak kitap olduğunu göstermektedir. Bizim yapmamız gereken ise, Allah´ın gönderdiği bu kitaptaki herşeyi eksiksiz olarak öğrenmek ve uygulamaktır.<br />
<br />
Allah Kuran´a uymamızı birçok ayetinde emretmiştir. Bu konudaki ayetlerden birkaçı şöyledir:<br />
<br />
Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap´tır. Şu halde O´na uyun ve korkup-sakının. Umulur ki esirgenirsiniz. (Enam Suresi, 155)<br />
<br />
... O (Kur´an), bir öğüttür. Artık dileyen, onu ´düşünüp-öğüt alsın. (Abese Suresi, 11-12)<br />
<br />
<br />
Allah (c.c.) Bizden Nasıl Bir Ahlak İstiyor!<br />
<br />
<br />
İnsanlar için bir öğüt olan Kuran, Allah´ın sözüdür. Kuran´ın ayetlerini okuyarak ve uygulayarak Allah´ın beğeneceği bir ahlaka sahip olabilirsiniz. Bu çok kolaydır. Ancak buna rağmen insanların büyük bir çoğunluğu hataya düşmüş ve Allah´ın emrettiği güzel ahlaktan uzaklaşmışlardır. Eğer bir gün çevremizdeki her insan kendi üzerine düşeni yapar ve Allah´ın istediği ahlaka sahip olursa, dünya üzerinde de cennettekine benzer bir ortam oluşabilir. Şimdi, kısaca bu güzel ahlak özelliklerini anlatalım.<br />
<br />
Hepimiz biliyoruz ki, insanı Allah yaratmıştır. Dolayısıyla insanın iyi ve kötü özelliklerini de en iyi Allah bilir. Ayrıca insan diğer insanları kandırabilir ama Allah´tan herhangi bir şey gizlemesi mümkün değildir. Çünkü Allah bizim gibi sadece insanların dışını değil, onların düşüncelerini de bilir. O halde insanın Allah´a karşı her zaman dürüst ve samimi olması gerekir. Kuran´da şöyle bildirilmektedir:<br />
<br />
De ki: "Sinelerinizde (içinizde-kalplerinizde) olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir. (Al-i İmran Suresi, 29)<br />
<br />
Göklerde ve yerde ne varsa Allah´ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Allah, herşeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 284)<br />
<br />
Allah´ın, her sözünü işittiğinin, her yaptığını gördüğünün, her düşüncesini bildiğinin farkında olan insan, gizlice de olsa kötülük yapamaz. Demek ki insanların gerçekten iyi insanlar olabilmeleri için mutlaka Allah´ın varlığına inanmaları ve O´nun gücünü, her an herşeyi gördüğünü ve duyduğunu anlamaları gerekir. Bu, Allah´ın istediği ahlakı yaşayabilmenin en önemli yollarından biridir.<br />
<br />
<br />
Allah´ı sevmek ve O´na güvenmek<br />
<br />
Annenizin, babanızın sizi sevmesi hoşunuza gidiyor değil mi Siz de onları çok seviyorsunuz. Onlar sizi koruyor, sevgi gösteriyor, ihtiyaçlarınızı karşılıyor. Onlara güveniyorsunuz. Zor bir durumda kalsanız size yardıma koşacaklarını biliyorsunuz.<br />
<br />
Peki Allah´ı ne kadar seviyor ve O´na ne kadar güveniyorsunuz<br />
<br />
Allah, yarattığı bütün canlıların her ihtiyacını verendir. O´nun sonsuz şefkati ve merhameti sayesindedünya üzerinde nimetler içinde ve rahat yaşıyoruz.<br />
<br />
Mesela bizim yaşayabilmemiz için Allah Güneş´i yaratmıştır. Beslenmemiz için sebzeleri, meyveleri, hayvanları yaratan da Allah´tır. Bu sayede ekmek, süt, et ve birbirinden lezzetli sebzeleri ve meyveleri yeriz.<br />
<br />
Allah içecek suyumuzun olması için de yağmuru yaratmıştır. Ayrıca tuzlu su olarak denizleri yaratan da Allah´tır. Denizlerdeki canlılar da bu sayede yaşarlar. Yağmurlar olmasaydı yeryüzünde ne tatlı ne tuzlu su olurdu. Su, yaşamımız için çok önemlidir. Çünkü biliyorsunuz ki insan susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. Allah vücudumuzda da mikroplara karşı savaşan savunma sistemini yaratmıştır. Savunma sistemimiz sayesinde basit bir nezle mikrobu ile ölmemiz engellenmiştir.<br />
<br />
Bunlardan başka kalbimizi hiç durmadan çalışacak şekilde yaratan da Allah´tır. Kalbimiz araba motorları gibi ara sıra durup dinlenme ihtiyacında olsa, sonra tekrar çalışsa elbette yaşayamazdık. Oysa kalp insan ölene kadar senelerce hiç durmadan çalışır ve bu sayede hayatımızı sürdürürüz.<br />
<br />
Yine, Allah görebilmemiz için gözlerimizi, duyabilmemiz için kulaklarımızı, güzel kokuları koklamamız ve yemeklerin lezzetini tadabilmemiz için burnumuzu ve dilimizi yaratmıştır.<br />
<br />
Buraya kadar saydıklarımız Allah´ın bize verdiği sayısız nimetlerden yalnızca birkaçıdır. Allah´ın bize verdiği nimetleri saymakla bitiremeyiz. Bize karşı çok şefkatli ve çok merhametli olan Allah bir Kuran ayetinde bizlere şöyle seslenmektedir:<br />
<br />
<br />
SİZE HER İSTEDİĞİNİZ ŞEYİ VERDİ. EĞER ALLAH´IN NİMETİNİ SAYMAYA KALKIŞIRSANIZ, ONU SAYIP-BİTİRMEYE GÜÇ YETİREMEZSİNİZ. GERÇEK ŞU Kİ, İNSAN PEK ZALİMDİR, PEK NANKÖRDÜR.<br />
(İBRAHİM SURESİ, 34)<br />
<br />
Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah´ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34)<br />
<br />
Ayetten de anladığınız gibi, bu nimetlere nankörlük yapmak, yani herşeyi bize Allah´ın verdiğini unutmak, O´na teşekkür etmemek çok çirkin bir davranış olacaktır. Allah nankörlük yapanları sevmez.<br />
<br />
Verdiği nimetlere karşılık Allah bizden en çok Kendisini sevmemizi ve Kendisine şükretmemizi, yani teşekkür etmemizi istemektedir. Rabbimiz bu emrini Kuran ayetlerinde şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (Nahl Suresi, 78)<br />
<br />
Öyleyse Allah´ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O´na kulluk ediyorsanız Allah´ın nimetine şükredin. (Nahl Suresi, 114)<br />
<br />
O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. (Müminun Suresi, 78)<br />
<br />
Bir başka ayette ise iman edenlerin en çok Allah´ı sevdikleri şöyle anlatılmaktadır:<br />
<br />
<br />
ALLAH, SİZİ ANNELERİNİZİN KARNINDAN HİÇ BİR ŞEY BİLMEZKEN ÇIKARDI VE UMULUR Kİ, ŞÜKREDERSİNİZ DİYE İŞİTME, GÖRME (DUYULARINI) VE GÖNÜLLER VERDİ.<br />
(NAHL SURESİ, 78)<br />
<br />
<br />
İnsanlar içinde, Allah´tan başkasını ´eş ve ortak´ tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah´ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah´a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah´ın olduğunu ve Allah´ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)<br />
<br />
Gerçek şu ki, size de, annenize de, babanıza da, bütün insanlara ve canlılara da bakan, besleyen, büyüten, koruyan Allah´tır. Hepimiz O´na muhtacız. Saydıklarımızdan bu kadarını bile ne bizim, ne de anne babamızın yapması mümkün değildir. Öyleyse önce Allah´a güvenip O´nu sevmemiz gerekir.<br />
<br />
İşte güzel ahlak özelliklerinin başında, önce Allah´ı sevmek, O´na güvenmek, herşeyimizi O´na borçlu olduğumuzu bilmek gelir.<br />
<br />
<br />
<br />
Çevremize karşı göstermemiz gereken güzel ahlak nasıl olmalı<br />
<br />
Allah insanların alaycı, şımarık, kendini beğenmiş, yalancı olmasını yasaklamıştır. Dürüst, yumuşak huylu, alçakgönüllü, doğru sözlü olmak Allah´ın hoşuna giden çok önemli özelliklerdir.<br />
<br />
İnsan genellikle çevresinden etkilenir. Kötü arkadaşları varsa o insan da onların kötü davranışlarının etkisinde kalabilir. Oysa Allah´a inanan, Allah´ın daima kendisini gördüğünü bilen bir insan, ortam ne olursa olsun daima doğru hareketlerde bulunur. Yanlış davrananlara da güzel örnek olur.<br />
<br />
Allah sabırlı insanları da çok sever. Ancak sabretmek denince aklınıza sadece bazı konularda sabretmek ya da sabırsız konuşmalar yapmamak gelmesin. Çünkü Kuran´da bildirilen, sadece zorluklar karşısında değil, aksine insanın yaşamının her anında olması gereken sabırdır. İman etmiş bir insanın sabrı kişilere ya da o anki olaylara göre değişmez. Örneğin Allah korkusu zayıf olan bir insan, menfaat elde edeceği bir kişiye güzel davranırken çıkarları olmayan insanlara karşı ters tavırlarda bulunabilir. Ancak iman eden insan böyle kötü bir ahlak göstermekten şiddetle kaçınır. Başkaları nasıl davranırsa davransın hep güzel karşılık verir. Öfkelense bile öfkesini yener ve bu halini hiç değiştirmez yani sabreder.<br />
<br />
Allah bir ayetinde sabırda yarışmayı emretmektedir. Al-i İmran Suresi´ndeki bu ayet şöyledir:<br />
<br />
Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah´tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz. (Al-i İmran Suresi, 200)<br />
<br />
<br />
<br />
Allah bize Kuran´da peygamberlerin sabırlı olmalarını güzel bir örnek olarak vermiştir. Örneğin hatırlarsınız, Eyüp Peygambere isabet eden sıkıntı çok uzun sürmüştür. Fakat bu değerli insan sabredip Allah´a dua etmiştir. Ve Allah ona iyileşmesi için yol göstermiştir.<br />
<br />
Nuh Peygamber de gemi yaparken kendisi ile alay edenlere karşı sabretmiş, onlara güzellikle davranmış, hep sakince ve güzel sözlerle öğüt vermiştir. Bunlar peygamberlerin yaşadıkları güzel sabır örnekleridir. Allah sabreden kullarını sevdiğini pek çok ayetinde bildirmiştir.<br />
<br />
Allah gösteriş yapan kibirli insanları ise sevmediğini bildirmiştir. İnsanların hepsinin maddi durumu aynı değildir. Kiminin güzel bir evi ve arabası vardır. Kiminin de hiçbir şeyi olmayabilir. Ama önemli olan güzel ahlaklı olmaktır. Örneğin iyi kıyafeti var diye arkadaşlarına karşı üstün olduğunu zannetmek, onları küçük görmek Allah´ın hoşuna gitmeyen davranışlardandır. Çünkü Allah insanları dış görünüşlerine göre değil, imanlarına göre değerlendirmeyi emretmiştir.<br />
<br />
Allah için üstünlüğün ölçüsü zenginlik, gösterişli olmak, çok kuvvetli olmak, güzellik, yakışıklılık değildir. Allah o insanın Kendisini ne kadar sevdiğine, ne kadar itaat ettiğine, Kuran ahlakını ne kadar yaşadığına göre insanları değerlendirir. Üstünlük bu değerlerle belli olur. Kuran´da bununla ilgili olarak Karun adında bir kimsenin durumu bizlere ders olsun diye anlatılmıştır.<br />
<br />
Karun çok zengin bir adamdır. O kadar zengindir ki sahip olduğu şeylerin sadece anahtarlarını taşımak için bile birçok insan gerekmektedir. Etrafındaki halktan cahil kişiler ona imrenerek bakmakta, onun yerinde olmayı istemektedirler. Ancak Karun Allah´ın sözünü dinlemeyen, çok kibirli ve kendini beğenmiş bir insandır. Bütün bu zenginliği kendisine Allah´ın verdiğini kabul etmemektedir. Bunun üzerine Allah ona öyle bir felaket vermiştir ki, bir gecede malıyla beraber yok olmuştur. Onun yerinde olmak isteyenler bu sefer "iyi ki onun durumuna düşmedik" diye sevinmişlerdir. Allah´ın onu cezalandırdığını anlamışlardır. Karun bu tür kötü kişilerin bir örneği olarak Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
Gerçek şu ki, Karun, Musa´nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: "Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez." (Kasas Suresi, 76)<br />
<br />
<br />
<br />
Karun çok zengin ama çok kibirli ve kendini beğenmiş birisiydi.<br />
<br />
Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun´a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler.<br />
<br />
Kendilerine ilim verilenler ise: "Yazıklar olsun size, Allah´ın sevabı, iman eden ve salih (Allah´ın hoşnut olacağı) amellerde (işlerde) bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz" dediler.<br />
<br />
Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah´a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi.<br />
<br />
Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını (malını mülkünü) genişletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkâr edenler felah (kurtuluş) bulamaz" demeye başladılar. (Kasas Suresi, 79-82)<br />
<br />
<br />
<br />
Allah´a karşı göstermiş olduğu azgınlığın sonunda, Karun, bütün servetiyle birlikte yerin dibine geçirildi.<br />
<br />
Kuran´da, Allah´ın sevmediği bildirilen davranışlardan biri de "dedikodu yapmak", "başkalarını çekiştirmektir". Birisi hakkında dedikodu yapmak, onun kusurlarını başkasına anlatıp çekiştirmek, onu eğlence konusu yapmak Allah´a inanan bir insanın yapmaması gereken davranışlardandır. Allah bir kimseyi arkadan çekiştirip dedikodusunu yapmayı Kuran´da yasaklamıştır. Bu konu ayette şöyle belirtilmektedir:<br />
<br />
Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi İşte, bundan tiksindiniz. Allah´tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 12)<br />
<br />
Görüldüğü gibi Allah ayette, bir kimseyi arkasından çekiştirmenin, ölü kardeşinin etini yemek kadar iğrenç bir şey olduğunu belirtmektedir.<br />
<br />
Allah, güzel ahlak özelliklerini, günlük hayatımız içinde uygulamamızı emretmektedir. Aslında hayatımız, Allah´ın bize gösterdiği doğru yolu izlemek için bize verilmiş bir fırsattır. Günümüzde insanların çoğu bu gerçekten habersizdir. Allah´ın emir ve öğütlerine uymak yerine, kendilerine başka yol göstericiler ararlar. Seyrettikleri filmlerin, dinledikleri şarkıların etkisinde kalarak yanlış ahlak anlayışları geliştirirler. Örneğin bir filmdeki acımasız ve kendini beğenmiş bir kahramanı izleyen gençlerin, sokağa çıktıklarında bu kişiye özenerek benzer davranışlar sergilediklerini görebilirsiniz. Böyle yaparak aslında büyük bir hata yapmış olurlar.<br />
<br />
Akıllı ve samimi bir insan, her zaman Allah´ın hoşnut olacağı şekilde davranışlarda bulunur. Basit insanlara, basit davranışlara özenmez. Özenmemiz ve örnek almamız gereken insanlar, Allah´ın elçileri olan peygamberlerdir. Göstermemiz gereken ahlak ise, Allah´ın bizim için seçip beğendiği güzel ahlaktır. Bu ahlak, merhametli, şefkatli, bağışlayıcı, mütevazi (alçak gönüllü), sabırlı, itaatli olmayı gerektirir. İnsanlarla basit konular yüzünden tartışıp kavga etmek yerine, alttan almayı, yatıştırıcı ve hoşgörülü olmayı gerektirir. Anne ve babamıza karşı isyankar ve saygısız olmak yerine, onlara karşı daima itaatli ve terbiyeli olmayı gerektirir. Allah anne ve babaya olan saygının önemini Kuran´da şöyle bize bildirmektedir:<br />
<br />
Rabbin, O´ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acı(Zeker) alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki:<br />
<br />
"Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge." (İsra Suresi, 23-24)<br />
<br />
Anne babamıza karşı gelmemek, onlara "öf" bile dememek, onlara karşı hep merhametli ve yumuşak huylu olmak, Allah´ın bizden istediği önemli bir özelliktir. Böyle davranmak, hem Allah´ın sevgisini bize kazandıracak, hem de günlük hayatımızda çok daha mutlu ve huzurlu olmamızı sağlayacaktır.<br />
<br />
Tüm bu güzel ahlak özellikleri, dinin yaşanmasıyla mümkün olur. Dinsiz insanların güzel bir ahlak göstermeleri ve bunda kararlı yani sabırlı davranmaları ise imkansızdır. Siz bu insanların durumuna düşmekten şiddetle sakının. Allah´ın Kuran´da bildirdiği; "Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız " (Al-i İmran Suresi, 142) ayetini bir an bile unutmayın. Sabırlı, alçakgönüllü, cömert, fedakar, kısacası güzel ahlaklı olduğunuzda Allah´ın sizi daha çok seveceğini ve size verdiği nimetlerini artıracağını da sakın unutmayın.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color">Allah (c.c.) Hepimizin Yaratıcısıdır</span><br />
<br />
<br />
İnsanların konuşurken içinde Allah kelimesi geçen cümleler kullandıklarını duyarsınız. Bunlar genellikle "Allah korusun", "Allah kısmet ederse", "İnşallah", "Allah bağışlasın", "Allah kabul etsin" gibi cümlelerdir.<br />
<br />
Bu kelimeler Allah anıldığında kullanılan dua içeren veya Allah´ı yücelten ifadelerdir. Örneğin "Allah korusun", Allah´ın sizin ve çevrenizde gördüğünüz canlı cansız her varlığın üzerinde sonsuz gücü olduğu anlamına gelir. Sizi, anne ve babanızı, arkadaşlarınızı kötülüklerden koruyacak olan Allah´tır. Bu nedenle, bu söz özellikle bir sel ya da onun gibi istenmeyen bir olaydan bahsedildiğinde sıkça kullanılır. Bir düşünün, sizce anneniz, babanız ya da seller konusunda bilgi sahibi herhangi bir büyüğünüz bir seli durdurabilir mi Tabii ki durduramaz. Çünkü insanın karşısına böyle bir olayı çıkaran da, onu durdurmaya gücü yeten de yalnızca Allah´tır.<br />
<br />
"İnşallah" kelimesi de Türkçe´de, "eğer Allah dilerse" anlamına gelir. Bu yüzden gelecekle ilgili bir dilek ya da niyet belirtecek olduğumuzda, mutlaka "inşallah" deriz. Çünkü geleceği ancak Allah bilir ve herşeyi dilediği gibi yaratır. Allah´ın dilemesi dışında hiçbir şey olmaz.<br />
<br />
Bir arkadaşınız örneğin, "yarın mutlaka okula gideceğim" dediğinde hata etmiş olur. Çünkü Allah´ın, gelecekte onun neler yapmasını dilediğini bilemeyiz. Belki de yarın hasta olup okula gidemeyecek veya hava bozacağı için okullar tatil olacaktır.<br />
<br />
Bu yüzden geleceğe yönelik bir niyetimizi dile getirirken "inşallah" demekle Allah´ın herşeyi bildiğini, herşeyin ancak O´nun dilemesiyle olacağını, O´nun bize bildirdiği dışında hiçbir şey bilmediğimizi özlü bir biçimde söylemiş oluruz. Böylece sonsuz güç ve bilgi sahibi Rabbimiz olan Allah´a karşı gereken saygılı tavrı göstermiş oluruz.<br />
<br />
Allah Kuran ayetlerinde böyle söylememiz gerektiğini bize bildirmektedir. Bunu bize haber veren ayet şöyledir:<br />
<br />
Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah dilerse" (inşallah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret (an) ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir. (Kehf Suresi, 23-24)<br />
<br />
Bu gibi önemli konular hakkında şimdiye kadar fazla bir şey öğrenmemiş olabilirsiniz, ancak bu önemli değil. Çünkü, Allah´ı tanımak için başkalarının size bir şeyler anlatmasına gerek yok. Bunun için şöyle bir etrafınıza bakmanız ve biraz düşünmeniz yeterli.<br />
<br />
Her yer Allah´ı ve O´nun sonsuz gücünü tanıtan güzelliklerle doludur. Sevimli beyaz tavşanı, yunusların gülen yüzlerini, kelebeklerin kanatlarındaki muhteşem renkleri ya da masmavi denizi, yemyeşil ormanları, renk renk çiçekleri ve bunlar gibi saymakla bitmeyecek kadar çok güzelliği bir düşünün. İşte bunların tümünü yaratan Allah´tır. Gördüğünüz tüm evreni, dünyayı, canlıları Allah yoktan var etmiştir. Bu nedenle yarattığı bu güzelliklere bakarak, Allah´ın yüceliğini görebilirsiniz.<br />
<br />
Tabii, herşeyden önce kendi varlığımız Allah´ın varlığının bir delilidir. O zaman ilk önce kendi varlığımız ve Allah´ın bizi nasıl kusursuzca yarattığı hakkında düşünelim.<br />
<br />
<br />
İnsanın varoluşu<br />
<br />
Bir insanın nasıl var olduğunu hiç düşündünüz mü Bu soruya karşılık "her insanın anne ve babası var" diyebilirsiniz. Ama bu yeterli bir cevap olmaz. Çünkü bu ilk anne babanın, yani ilk insanların nasıl meydana gelmiş olduğunu açıklamaz. Size, bu konu ile ilgili okulda veya çevrenizde belki bazı şeyler anlatılmış olabilir. Ama tüm bu anlatılanların içinde doğru olan tek cevap, insanı Allah´ın yaratmış olduğudur. İleride daha detaylı göreceğiz, ama şimdi özet olarak bilmeniz gereken bir şey var; ilk insan Hazreti Adem´dir. Allah diğer bütün insanları onun soyundan meydana getirmiştir.<br />
<br />
Hz. Adem de aynı bizim gibi yürüyen, konuşan, Allah´a dua eden, ibadet eden bir insandı. Allah, ilk insan olarak onu ve sonra da eşini yarattı. Böylece onların çocukları tüm dünyaya yayıldılar.<br />
<br />
Şunu hiç unutmayın: Allah yaratmak için sadece emir verir. Bir şeyin olması için yalnızca "OL" demesi yeterlidir. Bunun için hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Örneğin Allah, Hz. Adem´içamurdan yaratmıştır. Allah için herşey çok kolaydır.<br />
<br />
Ancak unutmayın ki, dünyada Allah´ın varlığını inkar edenler de vardır. Bu kişiler, insanın nasıl var olduğu sorusuna başka cevaplar aramaya çalışmışlardır. Bunların amacı doğruyu, gerçeği aramak değildir. Sakın şaşırmayın ama bu tür insanların amacı, sadece ve sadece Allah´ın varlığını kabul etmemek ve O´nun isteklerinden kaçmaktır. Ancak bu gibi insanların herşeyi Allah´ın yarattığını kabul etmemesiyle gerçek değişmez. Onlar ne kadar reddetseler de herşeyi olduğu gibi bu kişileri de Allah yaratmıştır.<br />
<br />
Bu neye benzer biliyor musunuz, bir örnekle anlatalım:<br />
<br />
<br />
Çizgi film karesindeki bu çocuk "beni oluşturan çizgiler tesadüfen mürekkebin kağıda dökülmesi sonucu oluştu" dese, bunun bir ressam tarafından çizildiğini bildiğimiz için bu söz bize çok komik gelir. Kendisini Allah´ın yarattığını kabul etmeyen insan da, aynı bu çizgi film kahramanı gibi komik duruma düşer.<br />
<br />
Bir çizgi film kahramanı düşünün. Çok becerikli, kuvvetli, birçok zor işi yapabiliyor. Şimdi bu çizgi kahraman, film sırasında size şöyle dese:<br />
<br />
"Ben kendi başıma varım. Beni kimse çizmedi. Beni oluşturan çizgiler zaten hep vardı. Vücudumun şekli, renklerim, gözlerim, kollarım, görmem, konuşmam, herşeyim bana ait. Kendi kendine oldular. Onları bir ressam çizmedi ve boyamadı. Bana hareket kabiliyetini hiç kimse vermedi. Seyrettiğiniz bütün özelliklerimin hiçbir planlayanı, tasarlayanı, şekil vereni, düzenleyeni yok."<br />
<br />
Acaba bu çizgi kahramanın size böyle seslenmesi kafanızı karıştırır mı Hiç söylediklerinin doğru olabileceğini düşünür müsünüz Tabii ki hayır. O kahramana sorabilseniz ve size cevap verebilse, mesela şöyle sormaz mısınız:<br />
<br />
"Sen böyle söylüyorsun ama bir kere senin çizgilerini çizen bir ressam var. Sen kendinin nasıl çizildiğini, renklendirildiğini ve hareket ettiğini sanıyorsun "<br />
<br />
Çizgi kahraman size şöyle cevap verse:<br />
<br />
"Beni oluşturan çizgiler mürekkebin kağıda dökülmesi sonucunda tesadüfen oluştu. Boyalar da aynı şekilde tesadüfen döküldü ve renklendirdi. Yani benim oluşmam için beni çizen, şekil veren birine ihtiyacım yok, tesadüfen meydana gelebilirim ben."<br />
<br />
Herhalde bu söylenenleri ciddiye almazsınız. Böyle mükemmel çizgilerin, renklerin, hareketlerin, boyaların dökülmesi sonucu tesadüfen ortaya çıkamayacağını bilirsiniz. Çünkü şişe dökülünce sadece mürekkep ve boya lekesi olur. Güzel, düzgün çizgilerden oluşan bir resim ortaya çıkmaz. Anlamlı, konulu, işe yarar şeylerin ortaya çıkabilmesi için onu birinin düşünüp tasarlaması ve çizmesi gerekir. Bütün bunları anlamanız için o çizgi kahramanı çizeni ve boyayanı görmenize gerek yoktur. O kahramanın özelliklerinin, şeklinin, renklerinin, konuşma kabiliyetinin, yürüme, zıplama yeteneklerinin çizgi filmi hazırlayan kişi tarafından verildiğini anlarsınız.<br />
<br />
<br />
Çizgi filmlerdeki kahramanların tüm özelliklerinin, şekillerinin, renklerinin, yürüme, koşma, zıplama gibi yeteneklerinin çizgi filmi hazırlayan kişi tarafından oluşturulduğunu herkes bilir.<br />
<br />
İşte bu verdiğimiz örnekten sonra şunu çok iyi düşünün: Kendisini Allah´ın yarattığını kabul etmeyen insan da, aynı bu örnekteki çizgi film kahramanı gibi yalancı durumuna düşer. Şimdi böyle bir kişinin bizimle konuştuğunu düşünelim. Tüm insanların ve kendinin varoluşunu bakın nasıl açıklamaya çalışır bu insan:<br />
<br />
"Benim, annemin, babamın, onun babasının ve çok eski tarihlerde ilk anne ve babanın yani ilk insanın meydana gelmesi tamamen tesadüfen olmuştur. Bizim şeklimizi, gözümüzü, kulağımızı, bütün organlarımızı hep tesadüfler oluşturmuştur."<br />
<br />
<br />
Yapay olarak üretilen gelişmiş robot organlar bile insanın kendi organlarının yanında çok kaba ve ilkel kalmaktadır. Allah insanı en ince detayına kadar mükemmel olarak yaratmıştır.<br />
Kendisini Allah´ın yarattığını inkar eden bu insanın söyledikleri, çizgi kahramanın söylediklerine ne kadar da benziyor. Aradaki tek fark kahraman, kağıt üzerindeki çizgilerden ve boyalardan oluşmuştu. Bunu söyleyen ise hücrelerden oluşmuş canlı bir insan. Peki ne fark eder Bunu söyleyen canlı insan, o çizgi insandan daha mükemmel ve daha çok organa sahip çok karmaşık bir makine gibi değil mi Yani çizgi kahramanın tesadüfen meydana gelmesi imkansız ise, bu insanın tesadüfen oluşması bundan çok daha imkansız demektir. Şimdi bu insana soralım:<br />
<br />
"Senin çok güzel ve kullanışlı bir vücudun var. Ellerin, eşyaları en mükemmel makinalardan bile daha hassas tutuyor, ayaklarınla koşabiliyorsun. Gözlerin en kaliteli kameralardan bile daha net görüyor. Kulakların en gelişmiş müzik setlerinden bile daha hışırtısız duyuyor. Ve bunun gibi daha pek çok organın senin haberin bile olmadan seni canlı tutuyor. Yaşamana sebep oluyor. Mesela kalbinin, böbreklerinin, karaciğerinin çalışmasını sen kontrol etmiyorsun. Ama onlar en mükemmel fabrikalardan bile daha kusursuz şekilde çalışıyorlar. Bütün bu organların benzerlerini fabrikalarda yapabilmek için yüzlerce bilim adamı mühendis çalışıyor, plan ve proje yapıyorlar. Yine de organların aynısını elde edemiyorlar. Yani sen çok mükemmelbir canlısın. Peki, şimdi bütün bunları nasıl açıklayacaksın "Bunları Allah´ın yarattığını kabul etmeyen o insan şöyle diyecektir belki: "Ben de mükemmel bir vücuda ve organlara sahip olduğumuzu biliyorum. Ama ben şuna inanıyorum: Cansız ve şuursuz atomlar tamamen tesadüfler sonucunda biraraya gelerek hücrelerimizi, organlarımızı ve bizi meydana getirmişlerdir."<br />
<br />
<br />
<br />
Gözlerimiz en hassas kameradan daha iyi görüyor, kulaklarımız sesi en iyi hoparlör sisteminden daha net algılayabiliyor. Elbette ki vücudumuzdaki bu üstün özellikler kendiliğinden oluşmamıştır. Bunların hepsini, vücudumuzdaki tüm diğer mükemmel sistemler gibi Rabbimiz yaratmıştır.<br />
<br />
Herhalde artık bu insanın akıl dışı ve gülünç şeyler söylediğini fark etmişsinizdir. Böyle iddialarda bulunan bir insanın yaşı ve mesleği ne olursa olsun, doğru düzgün düşünemediği ve yanlış şeyler iddia ettiği ortadadır. Ne kadar şaşırtıcı olsa da, çevrenizde böyle imkansız ve saçma şeylere inanan kişilere rastlayabilirsiniz.<br />
<br />
En basit bir makinanın bile bir tasarlayanı varken, insan gibi mükemmel bir varlık elbette kendi kendine, tesadüfen oluşamaz. Kuşkusuz ilk insanı yaratan Allah´tır. Ve diğer insanların doğabilmesi için ilk insanın bedeninde gerekli olan sistemleri yaratan da Allah´tır. Allah bütün canlıların soylarının devamlı olmasını hücrelerine yerleştirdiği bir programa bağlamıştır. Biz de Allah´ın yarattığı bu programa göre oluştuk ve bu programda yazılanlar doğrultusunda büyümeye devam ediyoruz. Bu konuyla ilgili şimdi okuyacaklarınız hepimizin yaratıcısı olan Allah´ın sonsuz güç ve bilgi sahibi olduğunu biraz daha iyi anlamanızı sağlayacak.<br />
<br />
<br />
İnsan bedenindeki kusursuz program<br />
<br />
Yukarıda Allah´ın, insan bedenine yerleştirdiği kusursuz bir programdan söz etmiştik. İşte bu program sayesinde insanların hepsi gözlere, kulaklara, kollara, dişlere sahip olur. Bu program sayesinde dış görünüşlerinde bazı farklılıklar olsa da bütün insanlar birbirine benzer. Yine bu program sayesinde akrabalarımıza benzeriz, her ülke halkının kendine özgü özellikleri olur. Örneğin Çinliler ve Japonlar genel olarak birbirlerine benzerler. Zencilerin kendi ırklarına özgü deri renkleri, yüz, ağız, göz yapıları vardır.<br />
<br />
<br />
İnsan ırkları arasında ilk bakışta farklılıklar olmasına rağmen hepsinde ağız, burun, göz, kulak gibi temel organlar aynıdır. Allah´ın, yaratırken insana yüklediği farklı programlar nedeniyle herkes temelde benzediği halde ayrıntılarda birbirinden farklı görünümlere sahiptir.<br />
<br />
Şimdi de bu programın nasıl bir şey olduğunu şöylebir örnekle açıklayalım:<br />
<br />
Hepiniz bilgisayarların nasıl çalıştığını az ya da çok bilirsiniz. Bu konuyu iyi bilen bir uzman, bilgisayarı tasarlar. Bilgisayarın bu tasarıma uygun olarak üretilmesi için gerekli olan mikro işlemci, monitör, klavye, disk, hoparlör gibi parçalar da özel fabrikalarda yüksek bir teknoloji ile yine bu konuyu bilen kişiler tarafından üretilir. Artık, ortada çok karmaşık işlemleri yapabilen bir makine vardır. Onunla oyun oynayabilir ya da yazı yazabilirsiniz. Fakat bilgisayarın bu işleri yapabilmesi için "program" denen yazılımlara ihtiyacınız vardır. Yani içine yerleştirdiğiniz oyun disklerindeki bilgiler gibi. O iş için uzman kişiler tarafından özel olarak hazırlanmış programlar olmasa bilgisayarınız işe yaramayacaktır.<br />
<br />
Üstelik biliyorsunuz ki, her program her model bilgisayarda çalışmaz. Demek ki programı yazanın aynı zamanda bilgisayarı da tanıması ve ona uygun bir program hazırlaması lazımdır. Bir bilgisayarın çalışması için ne kadar çok şey bilmek gerekiyor değil mi Hem bir makineye hem de onu çalıştıracak uygun programa ihtiyacınız var. Ancak en önemlisi bütün bunları tasarlayan ve üreten kişiler olmasa bilgisayarınız yine çalışmıyor.<br />
<br />
<br />
<br />
Bir bilgisayarın işlem yapabilmesi için program denen yazılıma ihtiyacı vardır. İnsan da tıpkı bu yazılımlara benzeyen ve Allah´ın genlerinde yarattığı bilgi sayesinde yaşamını sürdürür.<br />
<br />
İşte, insan vücudu da bir bilgisayar gibidir, biraz önce de söylediğimiz gibi, vücudumuzu oluşturan hücrelerin içine bizim var olmamızı sağlayan bir program yüklenmiştir. Şimdi şunu düşünün, ilk insanın içine konan bu program nasıl oluşmuş olabilir Cevap açıktır: Her insan özel olarak var edilmiştir ve bunu sağlayan programı da çok bilgili, çok üstün güce sahip olan Allah meydana getirmiştir. Vücudumuzu yaratan da, onu şekillendiren programı yaratan da Allah´tır.<br />
<br />
<br />
İnsan vücudu bir bilgisayarla kıyaslanamayacak kadar karmaşık bir yapıya sahiptir. Bir bilgisayarın tesadüfen oluştuğunu hiç kimse iddia etmezken bazı insanlar vücudumuzun bu özelliklerini tesadüfen kazandığını iddia edebilmektedirler.<br />
Ancak yanlış anlamayın; aslında insan vücudunu bir bilgisayarla kıyaslamak mümkün değildir. Çünkü vücudumuz en gelişmiş bilgisayardan bile çok daha mükemmel bir yapıya sahiptir. Öyle ki, sadece beynimiz bile bilgisayardan her yönden çok çok üstündür.<br />
<br />
Gelin şimdi de bir insanın nasıl oluştuğunu daha doğrusu sizin dünyaya nasıl geldiğinizi birlikte inceleyelim:<br />
<br />
Annenizin karnında ilk başta sadece küçücük bir et parçası vardır. Giderek bu parça büyür ve şekillenir. Sırası geldikçe, kemikleriniz, kaslarınız, başınız, gözünüz, kulağınız tam yerli yerinde oluşmaya başlar. Hiçbir organınız yerini şaşırmaz.<br />
<br />
Boyunuzun ne kadar olacağı, göz renginiz, kaşınızın, elinizin şekli ve diğer yüzlerce özelliğiniz ilk andan itibaren bellidir. İşte bu bilgilerin tümü Allah´ın hücrelerimizi ilk defa yaratırken içine koyduğu programda yazılıdır. Allah´ın herşeyi bütün detaylarına kadar tasarladığı bu program, her insanın hücrelerinin içine yerleştirilmiştir. Bu sayede insan nesli devam eder. Bu program öylesine mükemmel ve detaylıdır ki, nasıl çalıştığını bile bilim adamları daha yeni yeni anlamaya başlamışlardır.<br />
<br />
<br />
<br />
Daha bizler anne karnında oluşmaya başlarken göz ve saç rengimizin ne olacağı, boyumuzun büyüyünce kaç santim olacağı bellidir.<br />
<br />
<br />
<br />
Allah´ın bedenimize yerleştirdiği bu programa uygun olarak seneler boyunca yavaş yavaş büyürüz. Bu nedenle vücudumuzun büyümesi bize garip gelmez. Doğup büyümemiz onlarca yıl sürer.<br />
<br />
Allah´ın bedenimize yerleştirdiği programa uygun olarak seneler boyunca yavaş yavaş büyürüz. Yeni doğmuş bir bebek gözlerimizin önünde, birdenbire, birkaç saat içinde yaşlı bir insan haline gelse hayretler içinde kalırdık.<br />
Düşünsenize, bu program çok hızlı çalışsa ne kadar şaşırırdık. Yeni doğmuş bir bebek gözlerimizin önünde, birdenbire, birkaç saat içinde yaşlı bir insan haline gelse hayretler içinde kalırdık.<br />
<br />
<br />
Diğer canlıların varoluşu<br />
<br />
Dünya üzerinde sadece insanlar yoktur elbette. Yeryüzünde bildiğiniz veya bilmediğiniz daha binlerce çeşit canlı vardır. Varlığından haberdar olduklarınızın bazılarını yakından görürsünüz ama birçoğunu da kitaplardan ya da filmlerden tanırsınız. Fakat, bu canlılara dikkat ederseniz hepsinin ortak bir özelliği olduğunu görürsünüz. Bu nedir biliyor musunuz Kısaca "uyum" diyebiliriz bu özelliğe. Şimdi, size dünyadaki canlıların ne ile uyumlu olduklarını sayalım. Canlılar;<br />
<br />
- İçinde yaşadıkları ortama uyumlular.<br />
<br />
- Ortamda bulunan diğer canlılarla uyumlular.<br />
<br />
- Doğanın dengesini sağlamaya uyumlular.<br />
<br />
- İnsana çeşitli yararlar sağlamaya uyumlular.<br />
<br />
<br />
Allah her canlıyı yaşayacağı ortama uygun olarak yaratmıştır. Balıklar suyun içinde soluk alıp yüzecek şekilde, kara canlıları karaya uygun, havadaki canlılar da uçabilecek şekilde tasarlanıp yaratılmışlardır.<br />
Bu maddeleri açıklamadan önce, uyumun ne demek olduğuna basit bir örnek verelim. Şimdi, evimizin duvarındaki prizi ve ona taktığımız elektrik fişini düşünün. İkisi de birbiriyle uyumludurlar. Uyumlu olduğuna nasıl karar veririz Çünkü prizde iki tane delik vardır. Fişte de iki tane metal çıkıntı. Sadece bu yeterli mi acaba Fişin demir çubuklarının kalınlığı tam deliğin kalınlığındadır. Eğer öyle olmasa ya içine girmezdi ya da bol gelir düşerdi, değil mi Yine fişin çubuklarının yanyana mesafesi ile priz deliklerinin yanyana mesafesi aynıdır. Ölçüleri tutmasaydı fişi deliklere sokamazdınız. Bu da yeterli değil, fişin boyu çok uzun olsa idi, yine uymazdı. Fişin çubukları metal olmasaydı, bu sefer prizdeki elektrik fişe geçemezdi. Eğer fişin sapı plastik olmasaydı, bu sefer fişi tutunca sizi de elektrik çarpardı. Gördünüz mü, en basit bir malzemede bile uyum olmazsa kullanılması mümkün olmuyor. Demek ki, prizi ve fişi en başta aynı kişi planlamış. Birbirine uyumlu yapmış. Kullanışlı yapmış. Bunlar demirin ve plastiğin tesadüfen yanyana gelmesi ile oluşmuş olamaz ve birbirinden habersiz ayrı ayrı planlanmış da olamazlar. Çünkü bu durumda birbiriyle uyumlu bir fiş ve priz bulamazsınız.<br />
<br />
Canlılardaki uyum ise fiş ve priz uyumundan çok daha detaylıdır. Çünkü canlılarda birbirine uyması ve mükemmel çalışması gereken yüz binlerce sistem ve organ vardır. Bunları tek tek yazmaya kalkarsak yüzlerce cilt kitap ortaya çıkar. Bu yüzden Allah´ın canlılarda yarattığı bu kusursuz özellikleri ilerleyen sayfalarda kısaca anlatacağız:<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Arılar bal özü toplamak için kondukları çiçeklerin polenlerini diğer dişi çiçeklere taşırlar. Bu polenleri, gittikleri çiçeklere bulaştırarak onların üreyip, çoğalmasını sağlarlar. Temizlikçi balıklar ise büyük balıkların temizliklerini yaparlar.<br />
- Canlılar, içinde yaşadıkları ortama uyumludurlar<br />
<br />
Her canlı ister karada, ister havada, ister suda yaşıyor olsun, o ortama en uygun şekilde yaratılmıştır. Yaşayabilmesi, korunabilmesi, beslenebilmesi, üreyip çoğalabilmesi için çok değişik ve mükemmel sistemleri vardır. Yani her canlı bulunduğu ortama göre özel olarak tasarlanmıştır.<br />
<br />
Organları, hareket şekilleri hep ortamın gerektirdiğine uygundur. Örneğin kuşlar havada uçabilmek için kusursuz kanatlara sahiptir. Balıkların suda nefes almak için özel yaratılmış solungaçları vardır. Eğer bizim gibi ciğerleri olsaydı, suda boğulurlardı.<br />
<br />
<br />
- Canlılar ortamda bulunan diğer canlılarla uyumludurlar<br />
<br />
Bazı kuşlar ve böcekler, bitkilerin üreyebilmesi için çok uygun yaratılmışlardır. Yani farkında olmadan bitkilerin üremesine yardımcı olurlar. Örneğin arılar çiçekten çiçeğe konarken üstlerine bulaşan çiçek tozlarını diğer çiçeklere taşırlar. Bitkiler de bu taşınma işlemi sayesinde çoğalırlar. Kimi zaman da hayvanlar diğer hayvanların yararına olacak işler yaparlar. Örneğin, temizlikçi balıklar, büyük balıkların üzerlerindeki mikroorganizmaları temizleyerek onların sağlıklı yaşamasına yardımcı olurlar. Yani onlarla uyumludurlar.<br />
<br />
<br />
<br />
<br />
Doğadaki canlıları Allah özel bir denge içinde yaratmıştır. Bu kusursuz denge sayesinde hepsi milyonlarca yıldır yaşamlarını rahatlıkla sürdürebilmektedir.<br />
- Canlılar doğanın dengesini sağlamaya uyumludurlar<br />
<br />
Hiçbir canlı doğadaki dengeyi bozmaz. Hatta onu koruyacak şekilde yaratılmışlardır. Halbuki insan bilinçsizce müdahale edince bu dengeyi bozabilmektedir.<br />
<br />
Mesela insan bir canlı türünü çok fazla avlayınca soyunu tüketebilmektedir. Bu sefer soyu tükenen o canlının besini olan başka bir canlı aşırı sayıda üreyebilmektedir. Ve bu, insana ve doğaya zarar verecek hale gelmektedir. Demek ki, canlılar yaratılırken belli bir dengeye göre var edilmişlerdir. Doğanın dengesiyle uyumludurlar.<br />
<br />
<br />
- İnsana çeşitli yararlar sağlamaya uyumludurlar<br />
<br />
Örneğin, balın sizin için ne kadar faydalı olduğunu bir düşünün. Arılar sizin böyle bir besine ihtiyacınız olduğunu nereden biliyor ve böyle bir besini nasıl üretiyorlar Yumurta da, süt de öyle değil mi Tavuk, inek, koyun insanın ihtiyacını kendi kendine bilebilir ve böyle uyumlu, mükemmel besinler üretebilir mi Tabi ki hayır.<br />
<br />
Canlılar arasındaki bu çok önemli uyum, onların tek bir yaratıcının eseri olduklarının açık bir delilidir. Yeryüzündeki bu dengeler Allah´ın kusursuz yaratışı sayesinde var olmuştur ve halen de sürmektedir.<br />
<br />
<br />
Evrenin yaratılışı<br />
<br />
Kitabın başından beri canlıları Allah´ın yarattığını anlattık. İşte sıra şimdi de içinde herşeyin yer aldığı evreni incelemeye geldi. İçinde sizin, Dünya´nın, Güneş´in, Güneş Sistemi´nin, gezegenlerin, yıldızların, galaksilerin kısaca herşeyin yer aldığı evreni de Allah yaratmıştır.<br />
<br />
<br />
Bu resimde görülen modern ve gelişmiş şehirlerin tesadüfen oluşamayacağını ve bunlardaki yapıların son derece bilgili ve uzman kişilerce tasarlanıp inşa edildiğini hepimiz biliriz. Bunun aksini de hiç kimse iddia bile etmez...<br />
Ancak canlıların yaratılışına karşı çıkanlar olduğu gibi, evrenin yaratılmış olduğuna karşı çıkanlar da vardır. Bu insanlar yine çok saçma iddialar öne sürerler. Evrenin kendi kendine ortaya çıktığını, hatta sonsuzdan beri hep var olduğunu söylerler. Ancak bu son derece mantıksız iddialarının nasıl gerçekleştiğini anlatamazlar. Böyle insanların iddiaları şuna benzer: Bir gün bir deniz yolculuğuna çıksanız ve bir adaya ulaşsanız. Bu adada bugüne kadar görmediğiniz kadar güzel binalarla kurulmuş bir şehrin var olduğunu görseniz. Üstelik bu şehrin her yerinin parklarla, oyun alanlarıyla, hayvanat bahçeleriyle, birbirinden geniş sinemalarla, lokantalarla, her yere rahatlıkla ulaşabileceğiniz caddelerle, tren yollarıyla dolu olduğunu fark etseniz ne düşünürsünüz Bu şehri akıl sahibi insanlar yapmıştır değil mi Biri çıkıp size dese ki, "bu şehri kimse yapmadı, bu şehir sonsuzdan beri burada vardı, biz de geldik içinde oturmaya başladık. Her ihtiyacımız var ve bunların hepsi kendiliğinden olmuş". Bunları söyleyen kişi hakkında ne düşünürsünüz<br />
<br />
Elbette bu kişi ya aklını kaybetmiş ya da o an ne söylediğini bilmiyor dersiniz. Ama unutmayın, içinde yaşadığımız evren burada tarif ettiğimiz şehirle kıyas edilemeyecek kadar büyüktür ve çok daha muhteşem yapılara (gezegenler, güneşler, yıldızlar, uydular, kuyruklu yıldızlar...) sahiptir. Bu durumda, bu kusursuz evrenin yaratılmadığını, eskiden beri var olduğunu söyleyen kişiye bir cevap vermek gerekir, değil mi<br />
<br />
Aşağıdaki bölümü okuduktan sonra bu kişiye en güzel cevabı siz vereceksiniz. Şimdi, size biraz evren hakkında açıklamalar yapalım. Asıl cevabı da en sonunda verelim.<br />
<br />
<br />
O GÖKLERİ VE YERİ YOKTAN VAR EDENDİR...<br />
(ENAM SURESİ, 101)<br />
<br />
İçinde yaşadığımız evren ise, önceki sayfada gördüğümüz modern şehirlerle kıyas edilemeyecek kadar büyüktür. Ve yine önceki sayfalarda gördüğümüz şehirlerden çok daha muhteşem yapılara sahiptir.<br />
<br />
Bu durumda bu kusursuz evrenin yaratılmadığını, kendi kendine var olduğunu söyleyebilir miyiz Elbette ki böyle bir iddia çok saçma olur. Evreni, içindeki kusursuz düzenle birlikte yaratan Rabbimiz olan Allah´tır.<br />
<br />
<br />
<br />
- Büyük bir patlama ile herşey var olmaya başlıyor<br />
<br />
İnsanlar, gökyüzü ile ilgili gözlem yapma imkanları henüz yeterli değilken, evren hakkında çok az ve gerçek dışı bilgilere sahiptiler. Zamanla ellerindeki gözlem araçları geliştikçe, uzay hakkında daha doğru bilgilere sahip olmaya başladılar. Ve 1900´lü yılların ortalarında çok önemli bir şey keşfettiler: Evrenin de bir doğum tarihi vardı. Yani evren sonsuzdan beri var değildi. Evrenin kendisi, yani içindeki bütün maddeler, maddelerin oluşturduğu yıldızlar, galaksiler, herşey belli bir andan itibaren var olmaya başlamıştı. Bilim adamları, bu başlangıç tarihini günümüzden yaklaşık 15 milyar yıl önce olarak hesapladılar.<br />
<br />
Evrenin doğum şekline bir ad verdiler. Ve buna ´Büyük Patlama´ dediler. Çünkü hiçbir şeyin olmadığı 15 milyar yıl önce, herşey tek bir noktanın patlaması ile ortaya çıkmıştı. Kısacası, eskiden beri sonsuz olduğu sanılan maddenin ve evrenin de bir başlangıcı vardı. Peki bunu nasıl anladılar Çok kolay, çünkü o patlama ile etrafa saçılan ve birbirlerinden uzaklaşmaya başlayan maddeler hala birbirlerinden uzaklaşmaya devam ediyorlar. Bir düşünün çocuklar, evren şu anda bile genişlemeye devam ediyor. Evreni şişmiş bir balon gibi düşünün. Bu balonun üzerine iki nokta çizsek, biz balonu şişirdiğimizde ne olur Balona çizdiğimiz noktalar, balon şişip, hacmi genişledikçe birbirinden uzaklaşır. İşte, evrenin debalonda olduğu gibi gittikçe hacmi büyüyor ve içinde olan herşeyin birbirine olan uzaklığı artıyor. Yani, bütün yıldızların, galaksilerin, gök cisimlerinin arası sürekli açılıyor.<br />
<br />
Evrenin genişlemesini bir çizgi filmde izlediğinizi düşünün. Sizce filmi en başına sararsanız, evrenin görüntüsü nasıl olur Bir nokta gibi değil mi İşte bilim adamları da aynen böyle yaptılar: Başa döndüler ve gittikçe genişleyen evrenin başlangıçta tek bir nokta olduğunu anladılar.<br />
<br />
<br />
Şişirilen bir balonun üzerindeki küçük noktacıklar, balon şiştikçe birbirinden nasıl uzaklaşıyorsa, evrendeki gök cisimleri de ilk patlamanın etkisiyle birbirlerinden böyle uzaklaşmışlardır.<br />
<br />
<br />
Bilim adamlarının Büyük Patlama dediği bu patlama Allah´ın "evren" için belirlediği yaşam sürecinin başlangıç noktası oldu. Allah bu patlamayla beraber evreni oluşturan atomları yarattı. Madde ortaya çıktı.<br />
<br />
Evrenin genişlemesini bir film gibi düşünürseniz, görüntüyü başa sardığımız zaman gittikçe genişleyen evrenin başlangıçta sadece tek bir nokta olduğunu görürüz.<br />
<br />
Çok büyük bir hızla etrafa saçıldılar. Patlamanın ilk anlarındaki bu ortam adeta atomlardan oluşan bir madde çorbası gibiydi.<br />
<br />
Fakat bu çok büyük karmaşa gittikçe düzenli bir yapıyı meydana getirmeye başladı. Allah, atomları birleştirerek yıldızları meydana getirdi. Böylece evrenin içinde bugün gözlemlediğimiz herşey yaratıldı.<br />
<br />
İsterseniz bütün bunları daha iyi anlamamızı sağlayacak bir örnek verelim:<br />
<br />
Çok büyük bir boşluk düşünün. Uçsuz bucaksız. Sadece bir boya kavanozu var. Başka hiçbir şey yok. Kavanozun içinde de her renk boya birbirine karışmış, garip bir renk oluşturmuş halde. Bu kavanozun içinde bir bomba patlıyor. Patlamanın etkisiyle boya çok küçük damlacıklar halinde etrafa saçılıyor. Milyonlarca boya damlacığının boşluk içinde bütün yönlere doğru yol aldığını gözünüzde canlandırın. Ama bu damlacıkların yolculuğu sırasında garip şeyler olmaya başlıyor. Boya damlacıkları, karmakarışık dağılıp gidecekleri yerde sanki çok akıllılarmış gibi düzenli işler yapmaya başlıyorlar. İlk başta, kavanozdayken karışık bir renk oluşturan damlacıklar kendi renklerine ayrılmaya başlıyorlar. Maviler, sarılar, kırmızılar, her biri kendi renklerine ayrışarak saçılıp uzaklaşmaya devam ediyorlar. Ama gariplikler devam ediyor. Bu sefer de mavi damlacıkların bir yerde 500 tanesi birbirine yapışıp daha büyük bir damla oluşturarak yolculuklarına devam ediyor, başka bir yerde, örneğin 300 kırmızı damla, diğer bir yerde de 200 sarı damla aynı şekilde birleşerek, büyük damlacıklar halinde saçılmaya devam ediyorlar. Hem birbirlerinden uzaklaşıyorlar, hem de bu arada sanki biri onlara emretmiş gibi güzel görüntüler oluşturacak işler yapıyorlar.<br />
<br />
Kimi damlacıklar birleşip yıldız görüntüleri oluşturuyor, kimileri Güneş´i çiziyorlar, sonra da bazı damlacıklar bu Güneş´in etrafında gezegenleri oluşturuyor. Bir kısmı biraraya gelip Dünya görüntüsü çiziyorlar ve bir kısmı da Dünya´nın etrafında dönen Ay´ı oluşturuyor. Böyle bir tablo görseniz, bunu, patlayan bir boya kavanozunun tesadüfen meydana getirdiğini düşünür müsünüz Elbette böyle bir şeye asla ihtimal vermezsiniz.<br />
<br />
İşte gece başımızı kaldırıp göğe bakınca gördüğümüz o güzel manzarayı, yıldızları, Güneş´i, gezegenleri meydana getiren maddeler de tıpkı bu boya damlacıklarının hikayesinde olduğu gibi, biraraya gelerek bu mükemmel tabloyu oluşturdular. Peki bütün bunlar kendi kendine olabilir mi Gökyüzündeki yıldızlar, gezegenler, Güneş, Ay, Dünya şuursuz bazı maddelerin kendiliğinden tesadüfen biraraya gelmesiyle ortaya çıkabilir mi Ya dünya üzerinde yaşamını sürdüren anneniz, babanız, arkadaşlarınız ya da kuşlar, kediler, çilekler, muzlar…<br />
<br />
<br />
Bir kavanozun içindeki karışık renklerden oluşan boyalar kavanozun patlaması ile etrafa dağılıyor. Bu gelişigüzel dağılan boya damlacıkları kendi kendine biraraya gelerek resimde görülen uzay tablosunu oluşturabilirler mi Tabii ki kendi kendine bu tablonun oluşması imkansızdır. Evrenin tesadüflerle oluştuğunu savunmak, tablonun kendiliğinden oluştuğunu söylemekten daha saçmadır.<br />
<br />
<br />
Elbette böyle bir şey olamaz. Böyle bir şeyi düşünmek, bomba patlayan bir inşaattaki tuğlaların, kiremitlerin kendiliklerinden tesadüfen biraraya gelerek yeni evler yaptıklarını iddia etmekten çok daha saçma bir düşünce olur. Hepimiz biliriz ki, bir inşaatta bomba patlayınca etrafa saçılan tuğlalar, kiremitler, tahtalar gidip de çevrede küçük kulübeler oluşturmazlar. Taş, toprak halinde dağılır gider, hiçbir işe yaramazlar.<br />
<br />
<br />
Vücudumuzdaki mükemmel düzen Allah´ın kusursuz yaratmasının bir sonucudur.<br />
Ancak burada çok önemli bir detay daha var. Dikkat ettiyseniz biraz önce örnek verdiğimiz boya damlaları şuursuz ve cansız maddelerdir. Boyaların kendiliklerinden biraraya gelmeleri ve bir tablo oluşturmaları imkansızdır. Biz ise burada şuurlu ve canlı yapıların oluşmasından bahsediyoruz. İnsan, bitki ve hayvan gibi canlı varlıkların cansız, başıboş maddelerden oluşması da kesinlikle imkansızdır.<br />
<br />
Kendi bedenimizden örnekler vererek bunu düşünelim. Bedenimiz protein, yağ, su gibi gözle görülmeyecek kadar küçük moleküllerin biraraya gelmesiyle oluşur. Bunlar biraraya gelerek hücreleri, hücrelerimiz de biraraya gelerek bedenimizi oluşturur. Vücudumuzdaki mükemmel düzen özel bir tasarımın sonucudur. Herşeyi görebilmemizi sağlayan gözlerimizi, yemek yememiz, bu kitabı tutabilmemiz için ellerimizi, yürümek için bacaklarımızı yaratan Allah´tır. Daha biz annemizin karnındayken nasıl büyüyeceğimizi, boyumuzun ne kadar olacağını, gözlerimizin rengini hepsini Allah belirlemiştir.<br />
<br />
<br />
Herşeyi yaratan Allah´tır<br />
<br />
<br />
<br />
Hatırlarsanız konumuzun başında Allah´a iman etmeyen bir insana cevap verecektik. İşte artık cevabı biliyorsunuz. Patlamalar düzen oluşturamazlar, ancak var olan düzeni bozarlar. Evrende ise muhteşem bir denge ve düzen vardır. Evrenin oluşumundaki patlamadan sonra ortaya çıkan düzen, buraya kadar anlattığımız örneklerden (büyük şehir ve boya kutusu örnekleri) çok daha mükemmeldir. Bunların tesadüfen oluşabilmesi kesinlikle imkansızdır.<br />
<br />
Bu mükemmel sistem ancak sonsuz kudret sahibi olan Allah´ın dilemesiyle ortaya çıkmıştır. Allah için herşeye güç yetirir. Bir şeyi yaratmak için Rabbimizin sadece ´OL´ diye emretmesi yeterlidir.<br />
<br />
Allah bizim için kusursuz bir evren içinde çok güzel bir dünya yaratmış. Üzerinde çeşit çeşit hayvanlar, bitkilerle beraber... Bizi ısıtması, enerji vermesi için Güneş´i de yaratmış. Hem de Güneş, Dünya´ya öyle iyi ayarlanmış bir mesafede ki, biraz yakın olsa sıcaktan dolayı, biraz uzak olsa bu sefer soğuktan dolayı ölürdük.<br />
<br />
İşte bilim adamları bize bu gerçekleri anlattıkça, biz de Allah´ın gücünü daha iyi anlıyoruz. Çünkü hiçbir şekilde aklı, zekası olmayan o boya damlacığı örneğindeki gibi, maddeler kendileri karar alıp böyle bir şeyi yapamazlar. Demek ki bu evreni de bir yaratan ve düzenleyen vardır. Yıldızları, insanları, hayvanları, bitkileri, canlı, cansız herşeyi meydana getiren maddeler de Allah´ın emriyle hareket etmektedirler. Onun için evrendeki herşey düzenlidir, karışmaz, uyumludur. Çünkü tüm bunları, herşeyi kusursuzca var eden Allah yaratmıştır.<br />
<br />
<br />
Allah her insanı bir kader ile yaratmıştır<br />
<br />
<br />
İnsanın başına gelen herşey, doğumundan ölümüne kadar kaderinde bellidir. Bunu bir film şeridi gibi düşünebilirsiniz. Film şeridini elimize alıp bakarsak olayların başlangıcını ortasını ve sonunu aynı anda görebiliriz.<br />
Kitabın başında size ilk insan olan Hz. Adem´in yaratılışından söz etmiştik. Allah diğer insanları da Hz. Adem´in soyundan yaratmıştır. Onları dünyaya imtihan etmek için yerleştirmiş ve neler yapmaları gerektiğini de elçileri vasıtasıyla onlara öğretmiştir.<br />
<br />
Her insan dünyada yaşadığı olaylar ile imtihan olur. Yani karşılaştığı olaylara ne gibi tepkiler vereceği, nasıl sözler söyleyeceği, zorluklara sabredip sabretmeyeceği kısacası güzel ahlaklı olup olmayacağı ile denenir. Bu imtihandaki başarısına göre, ölümün ardından da ahirette nasıl bir hayat geçireceği belirlenir.<br />
<br />
Ama dünyadaki imtihanın çok önemli bir sırrı vardır. Allah insan için büyük bir rahatlık ve konfor olarak kaderi yaratmıştır. Kader, yani bir insanın yaşayacağı bütün olaylar, o insan daha doğmadan önce Allah katında bellidir. Her insan için ayrı bir kader yaratılmıştır.<br />
<br />
Bunu daha iyi anlamanız için kaderi video kasetteki filme benzetebiliriz. Video kasetteki bir filmin başı ve sonu bellidir, ancak biz bunu seyrettikten sonra öğrenebiliriz. İşte kader de böyledir. Bir insanın doğduğu andan itibaren yapacağı herşey, karşılaşacağı olaylar, nerede okuyacağı, ne zaman nerede oturacağı ve ne zaman öleceği kaderinde belirlenmiştir.<br />
<br />
Bu kişinin başına gelen tüm iyi ve kötü olaylar Allah katında bellidir. Her insan dünyada kendisi için belirlenmiş olan bu senaryoya göre imtihan olur. Yani dışarıdan müdahale edilmesi hiçbir şekilde mümkün olmayan bir senaryo dahilinde bazı olaylar yaşar ve bunlara verdiği tepkilere göre ahirette bir karşılık alır.<br />
<br />
Kader insan için çok büyük bir kolaylık, Allah´ın bir lütfudur. Bir insanın sonu en başından belli olan olaylar için üzülmesi, yolunda gitmeyen birşeyler olduğunda sıkıntı duyması bu yüzden çok gereksizdir. Dünyadaki imtihana sabredip, herşeyin Allah´tan geldiğini bilenleri, Allah, ayetlerinde cennet ile müjdelemektedir. Bu konuda peygamberler en güzel örnektirler. Allah insanları uyarmak için gönderdiği elçilerini güzel ahlaklarından dolayı cennet ile müjdelemiştir.<br />
<br />
<br />
Allah (c.c.) Elçiler ve Kitaplar Yollamıştır<br />
<br />
<br />
Buraya kadar Allah´ın gücünü ve büyüklüğünü kendi kendimize düşünerek tanımamız için çeşitli örnekler ve deliller verdik. Zaten Allah, bize akletme, düşünme yeteneklerini Kendisini tanımamız için vermiştir. Bunun yanında Allah, bize Kendini tanıtmak ve insanlardan neler istediğini bildirmek için kitaplar yollamıştır. Ayrıca Rabbimiz, isteklerini bazen yazılı bazen de sözlü olarak insanlara aktarmaları için de Kendi seçtiği ve çok üstün ahlak özelliklerine sahip peygamberleri görevlendirmiştir.<br />
<br />
Peygamberlerin sayısını tam olarak bilemeyiz. Sadece Allah´ın gönderdiği son kutsal kitap olan Kuran´da bildirilen peygamberlerin isimlerini biliriz. Allah, bize bu peygamberlerin hayatlarını güzel davranış ve düşüncelere örnek olarak göstermiştir. Rabbimiz, gönderdiği peygamberler aracılığı ile insanın dünya hayatındaki davranış ve yaşam şeklinin, yani dinin nasıl olması gerektiğini anlatmıştır. İşte biz, Allah´ın bildirmesiyle, nasıl davranışlarda bulunmamız gerektiğini, neyin daha iyi ve güzel ahlaka uygun olduğunu bilebiliriz. Allah´ın beğenip bize karşılığında ödül vereceği davranışları, beğenmeyip hoşnut olmadığı ve karşılığında ceza vereceği davranışları da ancak O´nun bildirmesiyle öğreniriz.<br />
<br />
<br />
Kuran 1400 seneden beri hiç değişmeden günümüze kadar ulaşmıştır.<br />
Kuran´da Allah´ın tarih boyunca tüm toplumlara Kendisini anlatacak elçilerini gönderdiği haber verilir. Peygamberler gönderildikleri toplumları daima uyarmışlardır. Onları Allah´a ibadet etmeye, dua etmeye ve O´nun istediklerini yapmaya çağırmışlardır. Aksi takdirde cezalandırılacaklarını da bildirmişlerdir. Yani toplumlarını uyarmışlar, Allah´ı ve dinini inkar edenleri, kötülük yapanları korkutmuşlar, inanan insanları da Allah´ın ödüllendireceğini müjdelemişlerdir. Çünkü Allah iyi insanları ölümlerinden sonra cennetle müjdelemekte, kötüleri de cehennem ile korkutup başlarına geleceklere karşı uyarmaktadır. (Cennet ve cehennem konularını ileriki bölümlerde daha detaylı anlatacağız.)<br />
<br />
Allah´ın insanlara gönderdiği son peygamber, Hz. Muhammed´dir. Son kutsal kitap da Kuran´dır.<br />
<br />
Kuran´dan önce gönderilen kitapları kötü niyetli insanlar değiştirmişlerdir. Bu kitaplar zamanla değiştirilmiş, unutulmuş veya kaybolmuşlardır. Bu yüzden onların asıl olan, yani ilk gönderilen halleri günümüze ulaşamamıştır. Ama Allah bize, hiçbir şekilde değiştirilemeyeceğini bildirdiği Kuran´ı yollamıştır.<br />
<br />
Peygamberimiz Hazreti Muhammed ve sonra gelen Müslümanlar da Kuran´ı çok iyi korumuş ve çoğaltmışlardır. Kuran herkesin anlayabileceği gibi apaçıktır. Kuran´ı okuduğumuzda bunun Allah´ın sözü olduğunu hemen anlarız. Günümüze kadar bozulmadan gelmiş olan Kuran Allah´ın koruması altındadır ve kıyamete kadar geçerli olan tek kutsal kitaptır.<br />
<br />
Bugün dünyanın her yerindeki Kuran´lar birbirinin aynıdır, kelimesine hatta tek bir harfine varıncaya kadar hiçbir farklılık yoktur. Peygamberimizin yakın dostlarından ve halifelerinden (yerine yönetici olarak bıraktığı kişi) Hz. Osman´ın günümüzden 1400 sene önce yazdırdığı Kuran ile bugünkü Kuran´lar arasında da hiçbir farklılık yoktur. Hepsi birebir aynıdır. Demek ki Kuran Peygamber Efendimize indirildiği ilk günden beri hiçbir değişikliğe uğramadan bugüne kadar gelmiştir. Çünkü Allah, Kuran´ı kötü niyetli kimselerin değiştirmesinden, bozmasından korumuştur. Allah Kuran´ı özel olarak koruyacağını yine bir Kuran ayetinde bizlere şöyle haber vermektedir:<br />
<br />
Hiç şüphesiz, zikri (Kur´an´ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz. (Hicr Suresi, 9)<br />
<br />
Allah bu ayette geçen "Biz" kelimesiyle Kendisini kastetmektedir. Allah´tan başka bir ilah yoktur, O´nun bir ortağı, yardımcısı da yoktur. Allah herşeye gücü yeten, sonsuz bilgi ve kuvvet sahibi, tek olan ilahtır.<br />
<br />
Allah Kuran´da Kendisi için bazı yerlerde "Biz" bazı yerlerde "Ben" diye hitap etmektedir. Kuran´ın asıl dili olan Arapçada "biz" kelimesi tek bir kişi için de kullanılır. Karşı tarafta güç, kudret ve saygı hissi uyandırmak için. Aynı Türkçede, karşıdaki bir kimseye, saygı amacıyla "sen" yerine "siz" demek gibi. Artık kitabın bundan sonraki bölümlerinde size surelerden (yani Kuran bölümlerinden) ve ayetlerden (yani Kuran cümlelerinden) örnekler vereceğiz. Onlar en doğru sözlerdir. Çünkü bizi yaratan ve bizi bizden daha iyi bilen Allah´ın sözleridir.<br />
<br />
Allah Kuran´da peygamberlerin hayatlarından örnek almamızı bize bildirmiştir. Bu ayet şöyledir:<br />
<br />
Andolsun, onların (peygamberlerin) kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. (Yusuf Suresi, 111)<br />
<br />
Allah´ın bu ayette dikkat çektiği insan, Kuran´ın Allah´ın sözü olduğunu bilip ona göre düşünen, aklını kullanıp Kuran´ı anlamaya ve uygulamaya çalışan insandır.<br />
<br />
Allah, peygamber gönderdiği topluluğu Kendi emirlerine uymaktan sorumlu tutmaktadır. İnsanlar da kendilerine Allah´ın mesajı ulaştığı için ahirette hesap verirken hiçbir bahane öne süremeyeceklerdir. Çünkü Allah´ın elçileri gönderildikleri toplumlara, Allah´ın varlığını ve insanlardan neler yapmalarını istediğini anlatırlar. Böylece, bu sözleri duyan kişilerin sorumluluğu başlar.<br />
<br />
Kuran´da şöyle bildirilmiştir:<br />
<br />
Elçiler; müjdeciler (yani Allah´ın ölümden sonra iyilere vereceği ödülle müjdeleyenler) ve uyarıcılar (yani Allah´ın ölümden sonra kötülere ceza vereceğini söyleyenler) olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah´a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir. (Nisa Suresi, 165)<br />
<br />
<br />
KENDİLERİNDEN ÖNCE NİCE NESİLLERİ YIKIMA UĞRATTIĞIMIZI GÖRMÜYORLAR MI ...<br />
(ENAM SURESİ, 6)<br />
<br />
<br />
Allah yeryüzünde birçok insan topluluğu yaratmıştır. Bu topluluklardan bazıları kendilerine gönderilen elçilerin anlattıklarını yalanlayıp onları elçi olarak kabul etmediklerini söylemişlerdir. Ve onların sözlerini dinlemedikleri, Allah´ın emirlerini yerine getirmedikleri için cezalandırılmışlardır. Allah peygamberleri ile, eğer Allah´ın sözüne uymazlarsa dünyada da kötü bir karşılık alacaklarına dair bu toplulukları uyarmıştır. Buna rağmen bu topluluklar peygamberlere karşı gelmeye ve iftira atmaya başlamışlar, hatta onları öldürmek isteyecek kadar saldırganlaşmışlardır. Bunun üzerine Allah onlara hak ettikleri ve alacaklarını söylediği karşılığı vermiştir. Bu kavimlerin yerlerine zaman içinde yepyeni topluluklar geçmiştir. Kuran´da Allah böyle toplulukların durumunu şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesillervar ettik. (Enam Suresi, 6)<br />
<br />
Peygamberlerin hayatlarından vereceğimiz örneklerde Allah´ı reddeden bu topluluklara karşı Allah´a iman eden insanların örnek davranışlarını anlatacağız.<br />
<br />
<br />
İlk insan ve ilk peygamber: Hz. Adem<br />
<br />
Hatırlarsak insanın yaratılışından bahsederken ilk insanın Hz. Adem olduğunu söylemiştik. Hz Adem aynı zamanda ilk peygamberdir. Yani ilk insan nesline Allah hemen bir peygamber de göndermiş ve onlara dinlerinin ne olacağını ve Allah için neler yapmaları gerektiğini öğretmiştir.<br />
<br />
<br />
Canlıların tesadüfen oluştuklarını söyleyen evrim teorisinin yalanlarını bu kitapta okuyabilirsiniz.<br />
İlk insan olan Adem peygambere Allah, konuşmayı ve herşeyin ismini öğretmiştir. Bu, Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
Ve Adem´e isimlerin hepsini öğretti. (Bakara Suresi, 31)<br />
<br />
Bunun ne kadar önemli olduğunu düşünün. Allah´ın yarattığı canlılar içinde sadece insan konuşarak anlaşır. Konuşmak insana ait bir özelliktir. Etrafındaki eşyaları tanıması ve onlara bir isim vermesi bunları Allah´ın ilk olarak Adem peygambere öğretmesi sayesinde olmuştur.<br />
<br />
Adem peygamberden sonra gelen nesil de, şu an dünyada yaşayan insanlar gibi düşünebilen, konuşan, duyguları olan, sevinen, üzülen, elbise giyen, eşyalar kullanan, sanat ve müzik kabiliyeti olan insanlardı. Bilim adamlarının araştırmaları sonucu bulunan en eski insan kalıntılarının yanında eşyaların, flüt gibi müzik aletlerinin, duvar resimlerinin bulunması, bu söylediklerimizin tarihi delilleridir.<br />
<br />
Yani bazı insanların iddia ettiği gibi ilk insanlar hiçbir zaman yarı insan-yarı maymun gibi vahşi yaratıklar olmadılar. Zaten hiçbir maymunun veya başka canlının konuşamayacağını, düşünemeyeceğini, insan gibi davranamayacağını biliyorsunuz. Bütün bu yetenekleri Allah insana özel olarak vermiştir. (Bu konu ile ilgili daha önce yazılmış olan "Çocuklar, Darwin Yalan Söyledi" isimli kitabımızda çok detaylı bilgi bulabilirsiniz.)<br />
<br />
Fakat ilk insanın Hz. Adem olduğunu kabul etmek istemeyen bazı insanlar kendilerince çeşitli iddialar ortaya atmışlardır. İlk insana sahte bir kimlik uydurmuşlardır. Bunların hayali iddialarına göre insan ve maymun aynı canlıdan, yani ortak bir atadan zaman içinde değişikliklere uğrayarak bugünkü hallerine gelmişlerdir. Bu garip iddianın nasıl gerçekleştiğini sorarsanız tek cevap vardır: "Tesadüfen oldu". "Peki bunu ispatlayacak delil var mı " diye sorarsanız da hiçbir delil gösteremezler. Yani insanın başka bir canlıdan bugünkü haline geldiği iddiasını kanıtlayacak tek bir kalıntı bile yoktur.<br />
<br />
"Geçmişe ait kalıntılar nelerdir " diye sorarsanız, şöyle anlatabiliriz: Bazı canlılar öldükleri zaman arkalarında izlerini bırakırlar ve bu izleri, yani kalıntıları milyonlarca yıl hiç bozulmadan kalabilir. Ancak bunun olabilmesi için o canlının hava ile temasının aniden kesilmesi gerekir. Örneğin bir kuş yerde dururken üzerine aniden bir kum yığını gelse ve orada kuş ölse, bu kuşun kalıntıları günümüze kadar gelebilir. Veya ağaçlardan akan ve bala benzeyen amber denen sıvılar vardır. Bazen bu amber, bir böceğin üzerine akar ve böcek bu amberin içinde ölür. Böylece sertleşerek milyonlarca yıl hiç bozulmadan günümüze kadar gelebilir. Biz de böylece çok eskiden yaşamış olan canlılar hakkında bilgi edinebiliriz. İşte canlılardan kalan bu kalıntılara "fosil" denir.<br />
<br />
<br />
<br />
En üst sırada yukarıdaki canlıların fosillerini görüyorsunuz. Bu resimlerden de anlaşıldığı gibi geçmişte yaşamış karınca, kurbağa veya balıkla bugün yaşayanlar arasında hiçbir fark yoktur.<br />
<br />
<br />
İlk insanın maymun benzeri bir canlıdan oluştuğunu öne sürenler, bununla ilgili bir fosil gösteremezler. Yani yarı maymun-yarı insan gibi garip bir canlının fosili dünya üzerinde hiçbir zaman bulunmamıştır. Fakat söz konusu kişiler bu açıklarını kapamak için sahte fosiller, sahte resimler, çizimler düzenlemişler ve bunları okul kitaplarına bile koymuşlardır.<br />
<br />
<br />
Elbette, bu sahtekarlıkları zamanla tek tek açığa çıkmış ve bilim sahtekarlıkları olarak her yerde yazılmıştır. Yani bu insanların durumu başta anlattığımız çizgi kahramanın durumu gibidir. Bu gibi insanlar inatçı ve akılsız olduklarından, Allah´ı kabul etmeleri ve herşeyi O´nun yarattığının farkına varmaları adeta imkansızdır. Bunların sayıları gittikçe azalmaktadır. Fakat hala bazı okullarda, gazetelerde, dergilerde bu yanlış düşüncelerini yaymaya çalışmaktadırlar. İnsanları inandırmak için de söylediklerinin çok bilimsel ve doğru olduğunu ısrarla tekrar ederler. Oysa akıllı bilim adamlarının ortaya koyduğu her araştırma ve delil maymunun insana dönüşmediğini bilimsel olarak da ispat etmiştir.<br />
<br />
Hz. Adem, yani ilk insan bugünkü insanlar gibidir ve Allah, onu özel olarak yaratmıştır. Bunlar Allah´ın bize Kuran´da bildirdiği gerçeklerdir. Hz. Adem ile ilgili olarak Allah´ın Kuran´da bize haber verdiği çok önemli bir konu daha vardır: Bütün insanların düşmanı olan şeytan ve Hz. Adem arasında geçen olaylar…<br />
<br />
<br />
- İnsanın en büyük düşmanı: Şeytan<br />
<br />
Şeytan ile ilgili bazı şeyler biliyor olabilirsiniz. Ancak sizi çok iyi tanıdığını ve sizi ne yapıp edip kandırmaya çalıştığını biliyor musunuz Peki ya sizi kimi zaman dost gibi görünerek kandırmaya çalışan şeytanın gerçek amacını biliyor musunuz Gelin en başından başlayalım ve şeytanın neden bizim en büyük düşmanımız olduğunu hatırlayalım. Bunun için size Hz. Adem ve şeytan arasında geçen ve Kuran´da bildirilen bir olayı anlatacağız.<br />
<br />
Kuran´a göre şeytan, Hz. Adem´den bu yana bütün insanları Allah yolundan saptırmak için çaba harcayan ve kıyamete kadar da bunun için uğraşacak olan varlıkların genel adıdır. Şeytanların en büyüğü ise, Hz. Adem´in yaratılmasıyla birlikte Allah´a isyan eden İblis´tir.<br />
<br />
Kuran´dan öğrendiğimize göre Allah Hz. Adem´i yaratmış ve meleklerden bir saygı ifadesi olarak ona secde etmelerini istemişti. Melekler Allah´ın emrini yerine getirirken, İblis Hz. Adem´e secde etmedi. Kendisinin insandan daha üstün bir yaratık olduğunu öne sürdü. İtaatsiz ve küstah olması nedeniyle Allah´ın huzurundan kovuldu.<br />
<br />
Allah´ın huzurundan ayrılmadan önce, bu duruma düşmesine neden olan insanları kendisi gibi saptırmak için Allah´tan süre istedi. Şeytanın amacı kendisine tanınan süre içinde insanları Allah yolundan şaşırtıp saptırmaktı. Bunun için her yolu deneyecek ve insanların çoğunu kendisine uyduracaktı. Allah şeytanı ve ona uyanları cehenneme dolduracağını bildirdi. Burada anlattığımız olaylar Kuran´da şöyle haber verilmektedir:<br />
<br />
Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem´e secde edin" dedik. Onlar da İblis´in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.<br />
<br />
(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi " (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."<br />
<br />
(Allah:) "Öyleyse ordan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin." O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)" dedi. (Allah:) "Sen gözlenip-ertelenenlerdensin" dedi.<br />
<br />
Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım."<br />
<br />
"Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."<br />
<br />
(Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım." (Araf Suresi, 11-18)<br />
<br />
Şeytan Allah´ın huzurundan kovulduktan sonra, kıyamete kadar sürecek olan mücadelesine başladı. İnsanları aldatarak saptırmak için onlara sokuldu. Sinsice tuzaklar kurdu, insanları hiç akıllarına gelmeyecek yöntemlerle kandırdı. Şimdi daha iyi anladığınız gibi, şeytan insana çok sinsice yaklaşabilen bir düşmandır. Bu nedenle ondan sakınmak için çok büyük dikkat göstermeniz gerekir.<br />
<br />
Sakın unutmayın ki şeytan şu anda da sizi kandırmak için bekliyor. Sizi bu kitabı okumaktan, okuduklarınızı düşünmekten alıkoymaya çalışıyor. Bir arkadaşınıza iyilik yapmanızdan, büyüklerinizin sözünü dinlemenizden, Allah´a şükretmenizden ve dua etmenizden, hep doğruyu söylemenizden sizi vazgeçirmeye çalışıyor. Sakın şeytanın sizi kandırmasına, yalanları ile sizi güzel ahlaklı bir insan olmaktan, vicdanınızın sesini dinleyerek hareket etmekten alıkoymasına izin vermeyin.<br />
<br />
Aklınıza kötü bir düşünce geldiğinde ya da canınız güzel bir şey yapmak istemediğinde hemen şeytandan Allah´a sığının ve Allah´tan yardım isteyin. Allah´ın Kuran´da haber verdiği gibi şeytanın iman eden kişiler üzerinde hiçbir etkisinin olmayacağını da sakın unutmayın.<br />
<br />
<br />
Hz. Nuh Peygamber<br />
<br />
Nuh Peygamber de diğer peygamberler gibi kavmini yani içinde yaşadığı topluluğu doğru yola çağırmıştır. Allah´a inanmalarını, herşeyin yaratıcısının Allah olduğunu, başka şeylere tapmamalarını, aksi takdirde Allah´ın kendilerini cezalandıracağını söylemiştir. Bu olay, Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
Andolsun, biz Nuh´u kavmine gönderdik. (Onlara:) "Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum."<br />
<br />
"Allah´tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım" (dedi). (Hud Suresi, 25-26)<br />
<br />
Fakat çok az kişi haricinde kendisine inanan olmamıştır. Bunun üzerine Allah Nuh Peygambere büyük bir gemi yapmasını emretmiştir. İnananların bu gemi sayesinde kurtulacağını bildirmiştir.<br />
<br />
Nuh Peygamberin, etrafta hiç deniz yokken gemi yapması Allah´a inanmayanları çok şaşırtmış ve bu yüzden onunla alay etmişlerdir. Oysa inanmayanlar başlarına gelecekleri bilmemekte fakat Allah bilmektedir. Gemi bitince, günlerce süren çok şiddetli yağmurlar yağmış, her tarafı sular kaplayıp karalar denize dönüşmeye başlamıştır. O zaman gerçekleşen bu felaket günümüzde bilim adamları tarafından da doğrulanmıştır. Ortadoğu bölgesinde şimdi dağ olan birçok yerin bir zamanlar sularla kaplı olduğuna dair deliller bulunmuştur.<br />
<br />
Televizyonda çeşitli ülkelerde olan sel felaketlerini görmüşsünüzdür. Böyle felaketlerde, insanlar çatılara çıkıp yardım gelmesini beklerler, onlara ancak deniz motorları ya da helikopterlerle yardım ulaştırılabilir. O dönemde ise Hz. Nuh´un gemisinden başka onları kurtaracak hiçbir şey olmamıştır. İşte Nuh Peygamber zamanında olan ve ´Nuh Tufanı´ olarak adlandırılan bu olay, o dönemdeki peygambere inanmayan, inançsız insanları cezalandırmak için Allah´ın özel olarak meydana getirdiği bir cezadır. Allah´ı dinlemeyen, O´nun Nuh Peygamber aracılığı ile gönderdiği uyarılara yüz çeviren, şımarık, kötü huylu insanların hiçbiri o gemiye binmemiş, kendilerini Allah´tan başka şeylerin koruyacağını zannetmişlerdir. Allah´a değil başka varlıklara güvenmişlerdir.<br />
<br />
<br />
<br />
Halbuki Allah dilemezse bizi hiçbir şey koruyamaz. Bu gerçeği bilmeyen insanlar tepelere, yüksek yerlere çıkmalarına rağmen dev dalgalar onlara da ulaşmış, böylece boğulup gitmişlerdir. Çok az sayıda insan Allah´a inanıp güvenmiş, Nuh Peygamberle beraber gemiye binmiş ve kurtulmuştur. Yanlarına da yine Allah´ın emri ile dişi ve erkek çeşitli türden hayvanlar almışlardır. Kuran´da bu konu şöyle anlatılmaktadır:<br />
<br />
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O ´baskı altına alınıp engellenmişti.´<br />
<br />
Sonunda Rabbine dua etti: "Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al."<br />
<br />
Biz de ´bardaktan boşanırcasına akan´ bir su ile göğün kapılarını açtık.<br />
<br />
Yeri de ´coşkun kaynaklar´ halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti.<br />
<br />
Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi) üzerinde taşıdık; Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi.İnkâr edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafat olmak üzere.<br />
<br />
Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı<br />
<br />
Şu halde Benim azabım ve uyarıp-korkutmam nasılmış (Kamer Suresi, 9-16)<br />
<br />
Bütün peygamberler gönderildikleri toplumlara benzeri şekilde aynı konuları anlatmışlar ve onları Allah´a ibadet etmeye çağırmışlardır. Bu görevlerini yaparken de o insanlardan herhangi bir karşılık istememişlerdir. Çünkü Allah´ın sözlerini kendi toplumlarına ileten bu insanların hiçbir çıkarları yoktur. Sadece Allah onları görevlendirdiği için ve Allah´ı çok sevdikleri, O´nun da kendilerini sevmesini istedikleri ve O´ndan korkup çekindikleri için bu görevi yaparlar. Ve bu sırada başlarına birçok olay gelir; sıkıntıya, eziyete, iftiraya uğrarlar. Hatta geçmişte bazı peygamberler inkarcılar tarafından öldürülmek istenmiş, içlerinden öldürülenler de olmuştur. Ancak peygamberler yalnızca Allah´tan korkan insanlar oldukları için, karşılaştıkları hiçbir zorluk onları doğru yoldan döndürmemiştir. Yaşadıkları zorlukların karşılığını Allah´ın dünyada ve ölümden sonraki ahiret hayatında eksiksiz olarak vereceğini hiçbir zaman unutmamışlardır.<br />
<br />
<br />
Hz. İbrahim Peygamber<br />
<br />
Bu bölümde Kuran´da adı geçen bütün peygamberleri teker teker anlatmayacağız. Fakat, Kuran´da bazı özellikleri önemle vurgulanan peygamberlerin hayatlarından örneklere yer vereceğiz.<br />
<br />
Hz. İbrahim de bu peygamberlerden biridir. O, daha çok genç yaşta iken ve çevresinde kendisine Allah´ın varlığını anlatan hiç kimse yokken, kendi kendine gökyüzünü inceleyerek tüm varlıkları Allah´ın yarattığını fark etmişti. Bu konu Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
(İbrahim) Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: "Bu benim rabbimdir." Fakat kayboluverince: "Ben kaybolup-gidenleri sevmem" demişti.<br />
<br />
Ardından Ay´ı, (etrafa aydınlık saçar) doğar görünce: "Bu benim rabbim" demiş, fakat o da kayboluverince: "And olsun" demişti, "Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum."<br />
<br />
Sonra güneşi (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: "İşte bu benim rabbim, bu en büyük" demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: "Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk (Allah´a ortak, eş) koşmakta olduklarınızdan uzağım."<br />
<br />
"Gerçek şu ki, ben bir muvahhid (Allah´ı tek yaratıcı kabul eden) olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden (Allah´a ortak koşan) değilim." (Enam Suresi, 76-79)<br />
<br />
Yine İbrahim Peygamber, içinde yaşadığı toplumu Allah´tan başkasına tapmamaları için şöyle uyarmıştır:<br />
<br />
Onlara İbrahim´in haberini de aktar-oku:<br />
<br />
Hani, babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz " demişti.<br />
<br />
Demişlerdi ki: "Putlara (kendi yaptıkları ve değer verdikleri çeşitli heykellere) tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz."<br />
<br />
Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı "<br />
<br />
"Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu "<br />
<br />
"Hayır" dediler. "Biz atalarımızıböyle yaparlarken bulduk."<br />
<br />
(İbrahim) Dedi ki: "Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü "<br />
<br />
"Hem siz, hem de eski atalarınız "<br />
<br />
"İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç"<br />
<br />
"Ki beni yaratan ve bana hidayet (doğru yolu) veren O´dur;"<br />
<br />
"Bana yediren ve içiren O´dur;"<br />
<br />
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O´dur;"<br />
<br />
"Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O´dur,"<br />
<br />
"Din (ahirette hesap) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O´dur;" (Şuara Suresi, 69-82)<br />
<br />
Hz. İbrahim, o devirdeki krala ve halka, yukarıdaki şekilde "Allah´a iman edin" diye dini anlatınca, ona düşman olanlar onu öldürmeye kalkıştılar. Büyükçe bir ateş yakıp Hz. İbrahim´i içine attılar. Fakat Allah onu korudu ve ateşten sapasağlam kurtardı. Bu olay Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
Bunun üzerine kavminin (İbrahim´e) cevabı yalnızca: "Onu öldürün ya da yakın" demek oldu. Böylece Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için ayetler vardır. (Ankebut Suresi, 24)<br />
<br />
Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim´e karşı soğuk ve esenlik ol." (Enbiya Suresi, 69)<br />
<br />
Herşeyi yaratan ve kontrol eden Allah´tır. Ateş de Allah´ın emriyle İbrahim Peygamberi yakmamıştır. İşte bu, Allah´ın bir mucizesidir. Allah´ın gücünün herşeye yettiğini çok iyi gösteren örneklerden biridir. Çünkü yeryüzündeki herşey Allah´ın izni ile gerçekleşir. O, dilemediği sürece bir insana hiçbir şey zarar veremez, hiç kimse bir başka insanı öldüremez. Kuran´da Allah şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Allah´ın izni olmaksızın hiçbir nefis (can) için ölmek yoktur. O, süresi belirtilmiş bir yazıdır (kader yazısı)... (Al-i İmran Suresi, 145)<br />
<br />
Allah´ın İbrahim Peygamber için dilediği ölümün zamanı gelmediği için, ateşe atıldığı halde ölmemiş, Allah onu oradan kurtarmıştır.<br />
<br />
Allah, Kuran´ın başka bir ayetinde de İbrahim Peygamberin çok üstün bir ahlakı olduğunu şöyle anlatır:<br />
<br />
Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah´a) yönelen biriydi. (Hud Suresi, 75)<br />
<br />
Allah iyi huylu ve kendisine çok bağlı olan insanları sever. Bu ayetten de anladığımız gibi, efendi olmak, asi ruhlu olmamak, Allah´ın emirlerine tam teslimiyetli olmak Allah katında çok önemli özelliklerdendir.<br />
<br />
<br />
Hz. Musa Peygamber<br />
<br />
Hz. Musa da Kuran´ın birçok yerinde başından geçen olaylar anlatılan bir peygamberdir. Kendisine kutsal kitaplardan biri olan Tevrat gönderilmiştir. Fakat Tevrat, Musa Peygamberin ölümünden sonra insanlar tarafından değiştirildiği için günümüzde asıl hali bulunmamaktadır. Ama değiştirilmiş şeklini Museviler hala kutsal kitap zannederek okumaktadırlar. Günümüzdeki Musevilerin okuyup inandıkları bu kitap, Musa Peygamberin getirdiği kutsal kitap olmadığı için onlar doğru bir inanışa sahip değildirler.<br />
<br />
<br />
Tevrat, Musa Peygamberden sonra bazı kötü niyetli insanlar tarafından değiştirilmiştir. Bu nedenle günümüzde okunan Tevrat Allah´ın Hz. Musa´ya gönderdiği orijinal halinden çok farklıdır.<br />
Biz Hz. Musa´nın yaşamı ve güzel ahlakı ile ilgili tüm bilgileri Kuran´dan öğreniriz. Kuran´da bildirildiğine göre, eski Mısır hükümdarlarına "firavun" denirdi. Bunların bir çoğu Allah´a inanmayan, kendilerini kutsal bir kişi gibi gören, çok kibirli insanlardı. Musa Peygamberi de Allah bu firavunların en zalimlerinden birisine göndermişti.<br />
<br />
Hz. Musa´nın hayatından bize haberler veren ayetleri okurken üzerinde durulması gereken önemli bir konu, kaderdir. Hz. Musa´nın Firavun´un sarayına gönderilişi şöyle olmuştur:<br />
<br />
Tam Hz. Musa´nın doğduğu sırada, Firavun zalimce bir emir vermiş ve ülkesindeki tüm erkek çocukların öldürülmesini istemiştir. Hz. Musa da ölüm tehlikesiyle karşılaşmıştır. Ancak Allah Hz. Musa´nın annesine oğlunu suya bırakmasını söylemiş ve sonunda onu Firavun´un alacağını ve onun kendisine geri dönüp peygamber olacağını bildirmişti. Annesi Hz. Musa´yı bir sandığın içine yerleştirerek suya bıraktı. Nehirde başıboş ilerleyen bu sandık bir süre sonra Firavun´un karısı tarafından bulundu ve Hz. Musa daha bebekken büyütülmek üzere saraya alındı. Böylece Firavun, ileride kendisine Allah´ı anlatacak, yanlış fikirlerine karşı koyacak olan insanı, bilmeden yanına almış ve büyütmüştür. Herşeyi bilen Allah, Firavun´un Hz. Musa´yı nehirde bulup, onu sarayında yetiştireceğini de bilmektedir.<br />
<br />
<br />
Mısır hükümdarlarına "firavun" denirdi. Bunların bir çoğu Allah´a inanmayan, kendilerini kutsal bir kişi gibi gören, çok kibirli insanlardı.<br />
Hz. Musa doğduğunda onun bir sandık içinde suya bırakılacağı, Firavun´un onu bulacağı, sonunda ise Hz. Musa´nın bir peygamber olacağı belliydi. Çünkü Allah onun kaderini öyle belirlemişti. Allah bunu Hz. Musa´nın annesine bildirdi.<br />
<br />
Burada Hz. Musa´nın hayatındaki tüm detayların en ince ayrıntısına kadar Allah katında kaderde belirlenmiş olduğuna ve aynen takdir edildiği gibi gerçekleştiğine dikkat etmek gerekir.<br />
<br />
Hz. Musa büyüdükten sonra Mısır´dan ayrıldı, bir süre bir başka ülkede yaşadı ve sonra da Allah onu peygamber olarak görevlendirdi. Ve Musa Peygambere yardımcı olarak kardeşi Hz. Harun´u gönderdi.<br />
<br />
İkisi birden bu zalim Firavun´un karşısına çıkıp Allah´ı ve O´nun emirlerini anlattılar. Musa Peygamberin yaptığı çok zor bir işti. Çünkü Allah´ı inkar eden çok zalim bir hükümdarın karşısına çıkıp çekinmeden onu, Allah´ı tanımaya ve O´na ibadet etmeye çağırmıştı. Kuran´da Hz. Musa´nın bu daveti şöyle anlatılmaktadır:<br />
<br />
<br />
İsrailoğulları Mısır´da Firavun yönetimi tarafından köleleştirilmişlerdir. Yukarıda ağır işlerde çalıştırılan insanlar görülüyor.<br />
<br />
<br />
Sonra bunların (peygamberlerin) ardından Musa´yı ayetlerimizle (sözlerimiz-delillerimizle) Firavun´a ve önde gelen çevresine gönderdik; onlar ona (ayetlerimize) haksızlık ettiler. İşte bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.<br />
<br />
<br />
Zalim Firavun, Musa Peygambere inanan topluluğu esir tutuyor, onları köle olarak çalıştırıyordu.<br />
<br />
<br />
Firavun´un bütün inananları yok etmeyi düşündüğü anlaşılınca iman edenler Hz. Musa önderliğinde Mısır´dan kaçtılar.<br />
<br />
Musa dedi ki: "Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (yani bütün herşeyi yaratıp düzenleyenden) bir elçiyim."<br />
<br />
"Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah´a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğullarını (Musa´nın kendi toplumu) benimle gönder." (Araf Suresi, 103-105)<br />
<br />
Firavun ise kendini beğenmiş ve kibirli bir insandı. Bütün gücün kendinde olduğunu zannedip Allah´a başkaldırmıştı. Halbuki Firavun´a o gücü, malı ve toprakları veren de Allah´tır. Ama Firavun akılsız olduğu için bu gerçeği anlayamamıştır.<br />
<br />
Hz. Musa´ya karşı çıkan ve iman etmeyen Firavun, daha önce de söylediğimiz gibi, çok alim bir insandı. Musa Peygambere inanan topluluğu (İsrailoğulları) esir tutuyor, onları köle olarak çalıştırıyordu. Sonunda Firavun´un Hz. Musa´yı ve bütün inananları yok etmeyi düşündüğü anlaşılınca bu topluluk Hz. Musa önderliğinde Mısır´dan kaçtı. İsrailoğulları ve Hz. Musa, önlerine çıkan denizle arkalarından gelen Firavun´un ordusu arasında kaldılar. Ama Musa Peygamber böyle çaresiz gibi görünen bir durumda bile asla umudunu ve Allah´a güvenini kaybetmedi. Allah, bir mucize yaratarak inananların geçmesi için denizi ikiye yardı ve denizde bir yol açtı. Bu, Allah´ın Musa Peygambere verdiği büyük mucizelerden birisidir. İnananlar geçince deniz kapandı, onları takip eden Firavun ve ordusu ise suda boğuldular.<br />
<br />
Allah Kuran´da bu mucizevi olayı şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş tarzı gibi. Onlar, Rablerinin ayetlerini yalanladılar; biz de günahları dolayısıyla onları helak ettik. Firavun ordusunu suda boğduk. Onların tümü zulmeden kimselerdi. (Enfal Suresi, 54)<br />
<br />
<br />
Hz. Musa ve yanındakiler önlerine çıkan denizle, arkalarından gelen Firavun´un ordusu arasında kaldılar. Ama Musa Peygamber asla umudunu ve Allah´a olan güvenini kaybetmedi. Allah, inananların geçmesi için denizi ikiye yardı ve denizde bir yol açtı. Bu, Allah´ın Musa Peygambere verdiği büyük mucizelerden birisidir. İnananlar geçince deniz kapandı, onları takip eden Firavun ve ordusu ise suda boğuldular.<br />
<br />
<br />
Tam öleceğini anladığı sırada Firavun Allah´a inandığını söyleyerek kendisini kurtarmasını istemiştir. Fakat son andaki bu pişmanlığı fayda etmemiştir. Çünkü Allah, yaptığımız hatalardan ancak samimi olarak pişman olursak bizi affedeceğini bildirmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır. Ama insanın tam öleceğini anladığı sıradaki pişmanlığı, samimi ve zamanında duyulan bir pişmanlık olmadığından fayda etmeyebilir. Firavun´a da böyle olmuştur. O halde bizim unutmamamız gereken şudur: Hayatımız boyunca Allah´ın hoşnut olacağı şekilde yaşamalı ve Firavun´un düştüğü hataya düşmemeliyiz. Çünkü hayatımızı Kuran´a uygun güzel bir ahlakla geçirmezsek, Kuran´da emredilenleri yapmazsak, ölüm anında pişman olmamız fayda etmeyebilir.<br />
<br />
<br />
Hz. Yunus Peygamber<br />
<br />
İnsan ne kadar zor ve çaresiz durumda olursa olsun daima Allah´a güvenmeli ve O´ndan yardım istemelidir. Biraz önce de anlattığımız gibi, Musa Peygamber Firavun´un ordusu ile önlerindeki deniz arasında kalınca asla umutsuzluğa düşmemiş ve Allah´a güvenmişti. İşte Yunus Peygamberin davranışı da böyle güzel bir davranışın örneklerindendir.<br />
<br />
Yunus Peygamber, ilk önceleri Allah´ın kendisine verdiği göreve rağmen uyarması gereken toplumu terk etmişti. Bunun üzerine Allah onu çeşitli denemelerden geçirdi. Hz. Yunus ilk önce bindiği gemidekiler tarafından denize atıldı. Sonra denizde kendisini dev bir balık yuttu. Bu olayların üzerine Hz. Yunus yaptığından dolayı pişman oldu ve Allah´a sığınıp dua etti. Kuran´da bu olay şöyle anlatılır:<br />
<br />
Balık sahibi (Yunus´u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur, sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu.<br />
<br />
Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 87-88)<br />
<br />
Allah, Kendisine güvenip, dua etmeseydi Hz. Yunus´un başına gelecekleri Kuran´da şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
<br />
Hz. Yunus ilk önce bindiği gemidekiler tarafından denize atıldı. Sonra denizde kendisini dev bir balık yuttu. Allah Yunus Peygamberi umutsuz gibi görünen böyle bir durumdan kurtarmıştır.<br />
<br />
<br />
<br />
Eğer (Allah´ı çokça) tesbih edenlerden (ananlardan, yüceltenlerden) olmasaydı,<br />
<br />
Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.<br />
<br />
Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere attık.<br />
<br />
Ve üzerine, sık-geniş yapraklı (dış etkilere karşı korumak için) (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.<br />
<br />
Onu yüz bin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik. (Saffat Suresi, 143-147)<br />
<br />
Allah Yunus Peygamberi tamamen umutsuz gibi görünen bir durumdan kurtarmıştır. Bu, Allah´tan hiçbir zaman umut kesilmeyeceğine dair açık bir işarettir. Kuran´da bildirilen bu olayları okuyup öğrenen bizlerin yapması gereken de, her ne zorlukla karşılaşırsak karşılaşalım, daima Allah´a dua edip O´ndan yardım dilemektir.<br />
<br />
<br />
Hz. Yusuf Peygamber<br />
<br />
Kuran´da Yusuf Peygamberin başından geçenler çok uzun ve detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Burada kısaca anlatıp, Hz. Yusuf´un ahlakından nasıl örnek almamız gerektiğini göreceğiz.<br />
<br />
Hz. Yusuf, Yakup Peygamberin oğullarından biridir. Küçük yaşta kardeşleri onu kıskandıkları için çölde bir kuyuya atıp babalarına da "onu bir kurt yedi" diye yalan söylemişlerdir. Kuyudan su çeken bir kervan onu bulup Mısır´da bir yöneticinin sarayına götürmüştür. Orada bir olaydan dolayı iftiraya uğrayıp zindana atılmış ve senelerce zindanda kalmıştır.<br />
<br />
Sonunda suçsuz olduğu anlaşılmış, zindandan çıkarılmış, çok güvenilir ve akıllı bir insan olduğu için Mısır´da hazinenin başına getirilmiş, yönetici olmuştur. Kendisine zamanında eziyet eden kardeşlerini de affetmiştir.<br />
<br />
Yusuf Peygamber çok üstün bir ahlaka sahiptir. Allah onu birçok şekilde denemiş, kuyu gibi kurtulması imkansız görünen bir yerden çıkarıp en sonunda onu üstün bir makama getirmiştir. Yusuf Peygamber başına gelen her olayda Allah´a dua etmiş, O´na yönelmiştir. Senelerce suçsuz olmasına rağmen hapiste kaldığı halde bunun Allah´ın bir denemesi olduğunu unutmamıştır. Hapiste yanında bulunanlara hep Allah´ın gücünü ve büyüklüğünü anlatmıştır. Bu kadar zor şartlar altında Allah´a olan güven ve bağlılığını koruması, onun çok üstün bir ahlak sahibi olduğunu bize göstermektedir.<br />
<br />
<br />
Hz. Eyüp Peygamber<br />
<br />
İnsanın başına gelenlere karşı sabırlı olması çok önemli bir Müslüman özelliğidir. Hz. Eyüp kendisine çok sıkıntı veren bir hastalıkla denenmiştir. Ama Eyüp Peygamber hastalığının geçmesi için sadece Allah´tan yardım istemiş ve O´na güvenmiştir. Allah onun duası üzerine hastalığının nasıl iyileşeceğini kendisine bildirmiştir. Hz. Eyüp´ün üstün ahlakı ve duası Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
Kulumuz Eyyub´u da hatırla. Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici (çok can yakıcı) bir acı ve azab dokundurdu" diye Rabbine seslenmişti.<br />
<br />
"Ayağını depret.(yere vur) İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik).<br />
<br />
... Gerçekten, Biz onu sabredici bulduk. O, ne güzel kuldu. Çünkü O, (daima Allah´a) yönelip-dönen biriydi. (Sad Suresi, 41-44)<br />
<br />
Bazı insanlar, hastalık, acı, sıkıntı gibi zorluklarla karşılaştıkları zaman hemen ümitsizliğe kapılırlar. Bazıları ise isyankar bir tavır içine girerler. Oysa bunlar çok yanlış düşüncelerdir. Hz. Eyüp örneği de bize göstermektedir ki, Allah en üstün kullarına bile çeşitli dertler ve sıkıntılar verebilir. Bundaki amaç, insanın olgunluğunu artırmak ve Allah´a olan bağlılığını sınamaktadır.<br />
<br />
Biz de başımıza gelen her sıkıntı karşısında Allah´a dua etmeli ve O´na güvenmeliyiz. Hz. Eyüp gibi sabreden ve daima Allah´a yönelip dönen insanlar olmalıyız. O zaman Allah hem dertlerimizi giderir, hem de yaşadığımız sıkıntılara karşılık olarak dünyada ve ahirette bize büyük mükafat verir.<br />
<br />
<br />
Hz. İsa Peygamber<br />
<br />
İsa Peygamberi Allah özel bir yaratılışla yaratmıştır. Allah onu da Adem Peygamber gibi babası olmadan dünyaya getirmiştir. Bu, Kuran´da şöyle haber verilir:<br />
<br />
Şüphesiz, Allah katında İsa´nın durumu, Adem´in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)<br />
<br />
Hazreti İsa, Kuran´da annesinin adıyla, yani Meryemoğlu İsa olarak geçer. Hz. Meryem Allah´ın tüm kadınlara örnek kıldığı çok değerli bir Müslümandır. Son derece iffetli ve Allah´a çok bağlı bir mümindir. Allah ona, çocuğunun peygamber olacağını müjdelemiştir.<br />
<br />
Allah Meryemoğlu İsa´yı Peygamber yapmış ve ona kutsal kitaplardan İncil´i vermiştir. (İncil de Hz. İsa´dan sonra kötü niyetli insanlar tarafından değiştirilmiştir. Bugün elimizde gerçek İncil yoktur.) Allah Hz. İsa´ya birçok mucizeler de vererek topluma gerçekleri anlatmakla görevlendirmiştir. Daha bebekken konuşarak Allah´ı anlatmıştır. İsa Peygamber kendisinden sonra gelecek olan Peygamberimiz Hz. Muhammed´i de müjdelemiştir. Peygamberimizin bir adı da Ahmet´tir. Hz. İsa´nın Peygamberimizi müjdeleyişi Kuran´da bize şöyle bildirilmektedir:<br />
<br />
Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah´tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat´ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmet" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle (çeşitli mucizelerle) gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler. (Saff Suresi, 6)<br />
<br />
İsa Peygambere, yaşadığı dönemde inanıp yardımcı olan çok az insan olmuştur. İsa Peygamberin düşmanları onu öldürmek için tuzak kurmuşlar ve onu ele geçirip astıklarını zannetmişlerdir. Ama Allah bize Kuran´da olayın böyle gerçekleşmediğini ve Hz. İsa´yı öldüremediklerini bildirmektedir:<br />
<br />
Ve: "Biz, Allah´ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa´yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna (varsayıma) uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler. (Nisa Suresi, 157)<br />
<br />
İsa Peygamberin arkasından düşmanları onun söylediği gerçekleri saptırmaya çalışmışlardır. İsa Peygamberi ve annesi Meryem´i de insanüstü varlıklar gibi, hatta daha da ileri giderek "tanrı" gibi göstermeye başlamışlardır. Hala günümüzde bu yanlış inanışlar ve davranışlar devam etmektedir. Allah bize bu inançlarının yanlışlığını Kuran´da İsa Peygamberin kendi sözleriyle bildirmektedir:<br />
<br />
Allah: "Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve anneni Allah´ı bırakarak iki ilah edinin, diye sen misöyledin " dediğinde: "Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlaka Sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen´de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri bilen Sen´sin Sen."<br />
<br />
"Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiçbir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) ´Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah´a kulluk edin.´ Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen´din. Sen herşeyin üzerine şahid olansın." (Maide Suresi, 116-117)<br />
<br />
Hz. İsa´nın arkasından kendisine inananlar artmıştır. Fakat onlar da değiştirilip yanlış şeyler eklenmiş İncil´e uyduklarından, onlar da bugün yanlış bir yoldadırlar. Doğru olan tek yol, Allah´ın hiç bozulmamış olan son kitabı Kuran´da bildirilen, Hz. Muhammed´in yoludur.<br />
<br />
<br />
Peygamberimiz Hz. Muhammed<br />
<br />
Son peygamber olduğu ve günümüzden yaklaşık 1400 yıl önce yaşadığı için hakkında en fazla şey bilinen peygamber Hz. Muhammed´tir. İnsanlar, Hz. Muhammed´den önce gönderilen bütün dinleri değiştirip bozmuşlardır. Bu nedenle, insanların dünya hayatının sonu olan kıyamete kadar sorumlu tutulacakları son kitap olan Kuran, Peygamberimize gönderilmiştir. Allah bütün istediklerini Kuran aracılığı ile bize bildirmiştir.<br />
<br />
Peygamberimiz de diğer peygamberlerde olduğu gibi, içinde yaşadığı topluma gerçekleri anlatırken birçok zorluk ve sıkıntı ile karşılaşmıştır. Hiçbir çıkarı olmadığı ve hiçbir şekilde ücret istemediği halde suçlanmıştır. Doğup büyüdüğü Mekke şehrinden göç etmeye zorlanmıştır. Kendisine inanan ilk Müslümanlara (sahabeler) eziyet ve işkenceler yapılmıştır. Ama Allah zamanımıza kadar hiç değişmeden gelen İslam dinini, inkar edenlerin yok etmelerine müsaade etmemiştir. Allah´ın vadettiği gibi Kuran, günümüze kadar tek kelimesi bile değişmeden korunmuştur.<br />
<br />
<br />
ANDOLSUN SİZE, İÇİNİZDEN SIKINTIYA DÜŞMENİZ O´NUN GÜCÜNE GİDEN, SİZE PEK DÜŞKÜN, MÜMİNLERE ŞEFKATLİ VE ESİRGEYİCİ OLAN BİR ELÇİ GELMİŞTİR.<br />
(TEVBE SURESİ, 128)<br />
<br />
<br />
Hz. Muhammed´in bu çağrısı bugün yaşayan tüm insanlar için geçerlidir. Allah dinini tebliğ etmeleri için gönderdiği elçilere tam bir itaati emretmiş, birçok ayette elçiye itaatin aslında Kendisine itaat olduğunu bildirmiştir. Bu nedenle Peygamberimize itaat, dinin en önemli ve hayati konularından biridir. Ve bu itaatin gösterilmesi de elbette Peygamberimizin hayattayken bildirdiği konuları tam bir teslimiyetle uygulamakla olur.<br />
<br />
Allah Kuran´da Peygamberimizin tüm insanlara örnek olan üstün ahlakını, pek çok ayetle bize tanıtmıştır. Bu ayetlerden birkaçı şöyledir:<br />
<br />
Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O´nun gücüne giden, size pek düşkün, mü´minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)<br />
<br />
Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak o, Allah´ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, herşeyi bilendir. (Ahzab Suresi, 40)<br />
<br />
Andolsun ki Allah, mü´minlere, içlerinde kendilerinden onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler. (Al-i İmran Suresi, 164)<br />
<br />
Ayrıca Kuran´da "De ki" ile başlayan ayetlerle Allah, Peygamberimize söylemesi gerekenleri bildirmiş, Hz. Muhammed bu ayetlerle tüm insanlara dini anlatmıştır. Allah´tan korkan ve bağışlanmayı isteyen kulların Hz. Muhammed´e uyması gerektiği bir ayette şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
De ki: "Eğer siz Allah´ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Al-i İmran Suresi, 31)<br />
<br />
Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi, Allah´ın bizi sevmesini istiyorsak Peygamberimizin söylediklerine uymamız, onları eksiksiz olarak yerine getirmemiz gerekmektedir.<br />
<br />
<br />
Mucizelerle Dolu Kur´an<br />
<br />
<br />
Peygamberimize verilen en büyük mucizenin Kuran olduğunu daha önce belirtmiştik. Kuran, insanlara günümüzden 1400 yıl önce gönderilmiştir. Fakat içinde anlatılan öyle gerçekler vardır ki, onların günümüzdeki bilimsel buluşlara uygun olduğu daha yeni anlaşılabilmiştir.<br />
<br />
<br />
<br />
Kainattaki herşeyi, gezegenleri, yıldızları, insanları, hayvanları, doğa kanunlarını Allah yaratmıştır. Rabbimiz olan Allah, bizim daha keşfetmediğimiz herşeyi zaten bilmektedir. Dilediklerini Kuran´da bize bildirmiştir. Biz sadece zamanı gelince bu bilgileri öğrenmekte ve bunların Allah´ın birer mucizesi olduğunu anlamaktayız.<br />
<br />
Kuran´ın pek çok bilimsel mucizesi vardır. Burada Kuran´ın bilimsel mucizelerinin hepsini değil, sadece birkaç tanesini örnek olması için anlatacağız. (Kuran´ın daha pek çok mucizesini öğrenmek istiyorsanızKuran Mucizeleri isimli kitabımızı okuyabilirsiniz.)<br />
<br />
<br />
Evrenin yaratılışı<br />
<br />
Kuran´da evrenin ortaya çıkışı şöyle açıklanır:<br />
<br />
<br />
BİZ GÖĞÜ ´BÜYÜK BİR KUDRETLE´ BİNA ETTİK VE ŞÜPHESİZ BİZ, (ONU) GEİŞLETİCİYİZ.<br />
(ZARİYAT SURESİ, 47)<br />
<br />
O gökleri ve yeri yoktan var edendir... (Enam Suresi, 101)<br />
<br />
Kitabın ilk bölümünde hatırlarsanız evrenin hiçbir şey yokken bundan yaklaşık olarak 15 milyar yıl önce bir patlamayla ortaya çıktığını detaylı olarak anlatmıştık. Yani evren hiçbir şey yokken birdenbire var olmuştur.<br />
<br />
Bu büyük buluşun delilleri ise, ancak geçtiğimiz yüzyılda çok modern teknolojik aletlerle elde edildi. Dolayısıyla bunun 1400 yıl önce bilinmesi mümkün değildi. Ama yukarıdaki ayette de gördüğünüz gibi, Allah bu gerçeği bize hiçbir insanın bundan haberdar olmadığı, Kuran ilk indirildiği dönemde bildirmiştir. Bu anlatım Kuran´ın bir mucizesidir ve onun Allah´ın sözü olduğunun delillerinden biridir.<br />
<br />
<br />
Evrenin genişlemesi<br />
<br />
Evrenin patlamayla ortaya çıkışı ve hala genişlemekte olduğu günümüzde ispatlanmıştır. Bunu da size baştaki bölümlerde şişirilen bir balon örneği vererek anlatmıştık. 15 milyar yıl önce yaratılan maddeler bu patlamanın etkisiyle hala birbirlerinden uzaklaşmaya devam etmektedirler. Yani tüm evren büyük bir patlamanın ardından genişlemeye devam etmiştir ve hala da genişlemektedir. Modern astronomi araçları ile yapılan araştırmalar sonucu bu, çok açık olarak gözlemlenmiştir. Bu gerçek de 1400 yıl önce, tek bir insanın dahi bundan haberdar olmadığı bir zamanda, Kuran´da bir mucize olarak bildirilmiştir. Bu konuyla ilgili ayet şöyledir:<br />
<br />
Biz göğü ´büyük bir kudretle´ bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)<br />
<br />
<br />
Yörüngeler<br />
<br />
<br />
İŞTE BU, SİZİN RABBİNİZ ALLAH´TIR; HERŞEYİN YARATICISIDIR; O´NDAN BAŞKA İLAH YOKTUR. ÖYLEYSE NASIL OLUR DA ÇEVRİLİYORSUNUZ<br />
(MÜMİN SURESİ, 62)<br />
<br />
Pek çoğunuz Dünyamızın ve diğer gezegenlerin bir yörüngesi olduğunu biliyor olabilirsiniz. Aslında sadece Güneş Sistemimizdekilerin değil, evrendeki bütün gök cisimlerinin bir yörüngesi vardır. Yani hepsi kendileri için belirlenmiş olan bir yol üzerinde dolaşırlar. Bilim adamları bu bilimsel gerçeği yakın bir dönemde keşfetmişlerdir. Ancak günümüzden 1400 yıl öncesi gibi, gök cisimlerinin yörüngelerinden haberdar olunmadığı bir dönemde, Kuran´da Allah bu gerçeği bir mucize olarak şöyle bildirmiştir:<br />
<br />
Geceyi, gündüzü, Güneş´i ve Ay´ı yaratan O´dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya Suresi, 33)<br />
<br />
Bu ayette gördüğünüz gibi, Allah ancak günümüzde anlaşılan bilimsel bir gerçeği haber vermektedir. Kuran´ın indirildiği dönemde insanlar gök cisimlerinin sabit yörüngelerde hareket ettiklerinden habersizdirler. Ama Allah herşeyi bilen ve dilediğini de kullarına bildirendir.<br />
<br />
<br />
Dünya´nın yuvarlak oluşu<br />
<br />
Kuran´ın gönderildiği dönemdeki gök bilim anlayışına göre, Dünya´nın tıpkı bir tepsi gibi düz olduğu düşünülüyordu. Dikkat ederseniz, bugün herkesin bildiği bu gerçek bile o zaman bilinmiyordu. Ama Kuran´da kullanılan kelimelerden Dünya´nın yuvarlak olduğu açık şekilde anlaşılıyordu. Bu bilginin bize haber verildiği ayet şöyledir:<br />
<br />
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp-örtüyor... (Zümer Suresi, 5)<br />
<br />
Bu ayetin Türkçesinde "sarıp-örtme" diye tercüme edilen kelimenin Arapçadaki tam anlamı, "bir şeyi yuvarlak bir şeyin üstüne sarmak"tır. Demek ki, gece ve gündüzün üzerine sarıldığı Dünya yuvarlaktır. Oysa biraz önce de söylediğimiz gibi, Kuran´ın indirildiği dönemde Araplar Dünya´nın düz olduğunu zannediyorlardı. Kuran´da ise Dünya´nın yuvarlak olduğuna işaret edilmişti. Çünkü Allah herşeyin en doğrusunu insanlara öğretendir. Allah´ın kitabı Kuran´da o devirde bildirilen bu gerçek yüzyıllar sonra bilim adamları tarafından keşfedildi ve Dünya´nın yuvarlak olduğu anlaşıldı.<br />
<br />
Kuran, Allah´ın sözü olduğu için bilimsel tarifler yapılırken olabilecek en doğru kelimeler kullanılmıştır. Herhangi bir insanın bunları bilip kullanması mümkün değildir. Ama Allah herşeyi bildiği için gerçekleri istediği herhangi bir dönemdeki insanlara bildirebilir.<br />
<br />
<br />
Parmak izi<br />
<br />
Allah Kuran´da insanın yaratılışından söz ederken özellikle parmak uçlarına dikkat çekmiştir:<br />
<br />
İnsan, onun kemiklerini bizim kesin olarak biraraya getirmeyeceğimizi mi sanıyor<br />
<br />
Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz. (Kıyamet Suresi, 3-4)<br />
<br />
Tamamen dağılıp çürümüş olan bir insan vücudunun tekrar biraraya getirilmesi Allah için çok kolaydır. Şimdi parmak ucunuzu inceleyin. Parmak izleriniz hepinizde ayrı ayrıdır. Hatta ikiz olsanız bile kardeşinizinki sizinkinden farklıdır. Dünyada hiçbir insanın parmak uçlarındaki bu çizgiler bir başka insanınkine benzemez. Yani her insanın adeta kimliği gibidir bu izler...<br />
<br />
Allah sonsuz kudret sahibi olduğu için, bu kadar ince farklılıklara kadar bizi tekrar yaratabileceğini söylemektedir. Fakat bu arada biz bir şeyi daha öğrenmekteyiz. Bu izlerin önemi ve herkeste farklı olduğu ancak 19. yüzyılda öğrenilmiştir. Ama Allah 1400 yıl önce yukarıda okuduğunuz ayetle Kuran´da buna dikkat çekmiştir. Yani bu da bilimsel bir Kuran mucizesidir.<br />
<br />
Daha bunun gibi birçok konu mucizevi şekilde Kuran´da bildirilmiştir. Biz burada bir kısmını anlattık. Bu kadarı bile Kuran´ın Allah sözü olduğunu çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. (Daha fazlasını öğrenmek için Kuran Mucizeleri isimli kitabımızı okuyabilirsiniz.)<br />
<br />
Allah, mucizelerle dolu olan Kuran için şunları söylemektedir:<br />
<br />
Onlar hâlâ Kuran´ı iyice düşünmüyorlar mı Eğer o, Allah´tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler-tutarsızlıklar) bulacaklardı. (Nisa Suresi, 82)<br />
<br />
Yukarıdaki ayette bildirildiği gibi, Kuran´da haber verilen herşey doğrudur. Bilim ilerledikçe her geçen gün Kuran´da haber verilen yeni mucizeler bulunmaktadır. Bu da bize Kuran´ın Allah´ın gönderdiği hak kitap olduğunu göstermektedir. Bizim yapmamız gereken ise, Allah´ın gönderdiği bu kitaptaki herşeyi eksiksiz olarak öğrenmek ve uygulamaktır.<br />
<br />
Allah Kuran´a uymamızı birçok ayetinde emretmiştir. Bu konudaki ayetlerden birkaçı şöyledir:<br />
<br />
Bu indirdiğimiz mübarek bir Kitap´tır. Şu halde O´na uyun ve korkup-sakının. Umulur ki esirgenirsiniz. (Enam Suresi, 155)<br />
<br />
... O (Kur´an), bir öğüttür. Artık dileyen, onu ´düşünüp-öğüt alsın. (Abese Suresi, 11-12)<br />
<br />
<br />
Allah (c.c.) Bizden Nasıl Bir Ahlak İstiyor!<br />
<br />
<br />
İnsanlar için bir öğüt olan Kuran, Allah´ın sözüdür. Kuran´ın ayetlerini okuyarak ve uygulayarak Allah´ın beğeneceği bir ahlaka sahip olabilirsiniz. Bu çok kolaydır. Ancak buna rağmen insanların büyük bir çoğunluğu hataya düşmüş ve Allah´ın emrettiği güzel ahlaktan uzaklaşmışlardır. Eğer bir gün çevremizdeki her insan kendi üzerine düşeni yapar ve Allah´ın istediği ahlaka sahip olursa, dünya üzerinde de cennettekine benzer bir ortam oluşabilir. Şimdi, kısaca bu güzel ahlak özelliklerini anlatalım.<br />
<br />
Hepimiz biliyoruz ki, insanı Allah yaratmıştır. Dolayısıyla insanın iyi ve kötü özelliklerini de en iyi Allah bilir. Ayrıca insan diğer insanları kandırabilir ama Allah´tan herhangi bir şey gizlemesi mümkün değildir. Çünkü Allah bizim gibi sadece insanların dışını değil, onların düşüncelerini de bilir. O halde insanın Allah´a karşı her zaman dürüst ve samimi olması gerekir. Kuran´da şöyle bildirilmektedir:<br />
<br />
De ki: "Sinelerinizde (içinizde-kalplerinizde) olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir. (Al-i İmran Suresi, 29)<br />
<br />
Göklerde ve yerde ne varsa Allah´ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onunla sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğini azablandırır. Allah, herşeye güç yetirendir. (Bakara Suresi, 284)<br />
<br />
Allah´ın, her sözünü işittiğinin, her yaptığını gördüğünün, her düşüncesini bildiğinin farkında olan insan, gizlice de olsa kötülük yapamaz. Demek ki insanların gerçekten iyi insanlar olabilmeleri için mutlaka Allah´ın varlığına inanmaları ve O´nun gücünü, her an herşeyi gördüğünü ve duyduğunu anlamaları gerekir. Bu, Allah´ın istediği ahlakı yaşayabilmenin en önemli yollarından biridir.<br />
<br />
<br />
Allah´ı sevmek ve O´na güvenmek<br />
<br />
Annenizin, babanızın sizi sevmesi hoşunuza gidiyor değil mi Siz de onları çok seviyorsunuz. Onlar sizi koruyor, sevgi gösteriyor, ihtiyaçlarınızı karşılıyor. Onlara güveniyorsunuz. Zor bir durumda kalsanız size yardıma koşacaklarını biliyorsunuz.<br />
<br />
Peki Allah´ı ne kadar seviyor ve O´na ne kadar güveniyorsunuz<br />
<br />
Allah, yarattığı bütün canlıların her ihtiyacını verendir. O´nun sonsuz şefkati ve merhameti sayesindedünya üzerinde nimetler içinde ve rahat yaşıyoruz.<br />
<br />
Mesela bizim yaşayabilmemiz için Allah Güneş´i yaratmıştır. Beslenmemiz için sebzeleri, meyveleri, hayvanları yaratan da Allah´tır. Bu sayede ekmek, süt, et ve birbirinden lezzetli sebzeleri ve meyveleri yeriz.<br />
<br />
Allah içecek suyumuzun olması için de yağmuru yaratmıştır. Ayrıca tuzlu su olarak denizleri yaratan da Allah´tır. Denizlerdeki canlılar da bu sayede yaşarlar. Yağmurlar olmasaydı yeryüzünde ne tatlı ne tuzlu su olurdu. Su, yaşamımız için çok önemlidir. Çünkü biliyorsunuz ki insan susuz ancak birkaç gün yaşayabilir. Allah vücudumuzda da mikroplara karşı savaşan savunma sistemini yaratmıştır. Savunma sistemimiz sayesinde basit bir nezle mikrobu ile ölmemiz engellenmiştir.<br />
<br />
Bunlardan başka kalbimizi hiç durmadan çalışacak şekilde yaratan da Allah´tır. Kalbimiz araba motorları gibi ara sıra durup dinlenme ihtiyacında olsa, sonra tekrar çalışsa elbette yaşayamazdık. Oysa kalp insan ölene kadar senelerce hiç durmadan çalışır ve bu sayede hayatımızı sürdürürüz.<br />
<br />
Yine, Allah görebilmemiz için gözlerimizi, duyabilmemiz için kulaklarımızı, güzel kokuları koklamamız ve yemeklerin lezzetini tadabilmemiz için burnumuzu ve dilimizi yaratmıştır.<br />
<br />
Buraya kadar saydıklarımız Allah´ın bize verdiği sayısız nimetlerden yalnızca birkaçıdır. Allah´ın bize verdiği nimetleri saymakla bitiremeyiz. Bize karşı çok şefkatli ve çok merhametli olan Allah bir Kuran ayetinde bizlere şöyle seslenmektedir:<br />
<br />
<br />
SİZE HER İSTEDİĞİNİZ ŞEYİ VERDİ. EĞER ALLAH´IN NİMETİNİ SAYMAYA KALKIŞIRSANIZ, ONU SAYIP-BİTİRMEYE GÜÇ YETİREMEZSİNİZ. GERÇEK ŞU Kİ, İNSAN PEK ZALİMDİR, PEK NANKÖRDÜR.<br />
(İBRAHİM SURESİ, 34)<br />
<br />
Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah´ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34)<br />
<br />
Ayetten de anladığınız gibi, bu nimetlere nankörlük yapmak, yani herşeyi bize Allah´ın verdiğini unutmak, O´na teşekkür etmemek çok çirkin bir davranış olacaktır. Allah nankörlük yapanları sevmez.<br />
<br />
Verdiği nimetlere karşılık Allah bizden en çok Kendisini sevmemizi ve Kendisine şükretmemizi, yani teşekkür etmemizi istemektedir. Rabbimiz bu emrini Kuran ayetlerinde şöyle bildirmektedir:<br />
<br />
Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını) ve gönüller verdi. (Nahl Suresi, 78)<br />
<br />
Öyleyse Allah´ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O´na kulluk ediyorsanız Allah´ın nimetine şükredin. (Nahl Suresi, 114)<br />
<br />
O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir; ne az şükrediyorsunuz. (Müminun Suresi, 78)<br />
<br />
Bir başka ayette ise iman edenlerin en çok Allah´ı sevdikleri şöyle anlatılmaktadır:<br />
<br />
<br />
ALLAH, SİZİ ANNELERİNİZİN KARNINDAN HİÇ BİR ŞEY BİLMEZKEN ÇIKARDI VE UMULUR Kİ, ŞÜKREDERSİNİZ DİYE İŞİTME, GÖRME (DUYULARINI) VE GÖNÜLLER VERDİ.<br />
(NAHL SURESİ, 78)<br />
<br />
<br />
İnsanlar içinde, Allah´tan başkasını ´eş ve ortak´ tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah´ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah´a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah´ın olduğunu ve Allah´ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)<br />
<br />
Gerçek şu ki, size de, annenize de, babanıza da, bütün insanlara ve canlılara da bakan, besleyen, büyüten, koruyan Allah´tır. Hepimiz O´na muhtacız. Saydıklarımızdan bu kadarını bile ne bizim, ne de anne babamızın yapması mümkün değildir. Öyleyse önce Allah´a güvenip O´nu sevmemiz gerekir.<br />
<br />
İşte güzel ahlak özelliklerinin başında, önce Allah´ı sevmek, O´na güvenmek, herşeyimizi O´na borçlu olduğumuzu bilmek gelir.<br />
<br />
<br />
<br />
Çevremize karşı göstermemiz gereken güzel ahlak nasıl olmalı<br />
<br />
Allah insanların alaycı, şımarık, kendini beğenmiş, yalancı olmasını yasaklamıştır. Dürüst, yumuşak huylu, alçakgönüllü, doğru sözlü olmak Allah´ın hoşuna giden çok önemli özelliklerdir.<br />
<br />
İnsan genellikle çevresinden etkilenir. Kötü arkadaşları varsa o insan da onların kötü davranışlarının etkisinde kalabilir. Oysa Allah´a inanan, Allah´ın daima kendisini gördüğünü bilen bir insan, ortam ne olursa olsun daima doğru hareketlerde bulunur. Yanlış davrananlara da güzel örnek olur.<br />
<br />
Allah sabırlı insanları da çok sever. Ancak sabretmek denince aklınıza sadece bazı konularda sabretmek ya da sabırsız konuşmalar yapmamak gelmesin. Çünkü Kuran´da bildirilen, sadece zorluklar karşısında değil, aksine insanın yaşamının her anında olması gereken sabırdır. İman etmiş bir insanın sabrı kişilere ya da o anki olaylara göre değişmez. Örneğin Allah korkusu zayıf olan bir insan, menfaat elde edeceği bir kişiye güzel davranırken çıkarları olmayan insanlara karşı ters tavırlarda bulunabilir. Ancak iman eden insan böyle kötü bir ahlak göstermekten şiddetle kaçınır. Başkaları nasıl davranırsa davransın hep güzel karşılık verir. Öfkelense bile öfkesini yener ve bu halini hiç değiştirmez yani sabreder.<br />
<br />
Allah bir ayetinde sabırda yarışmayı emretmektedir. Al-i İmran Suresi´ndeki bu ayet şöyledir:<br />
<br />
Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah´tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz. (Al-i İmran Suresi, 200)<br />
<br />
<br />
<br />
Allah bize Kuran´da peygamberlerin sabırlı olmalarını güzel bir örnek olarak vermiştir. Örneğin hatırlarsınız, Eyüp Peygambere isabet eden sıkıntı çok uzun sürmüştür. Fakat bu değerli insan sabredip Allah´a dua etmiştir. Ve Allah ona iyileşmesi için yol göstermiştir.<br />
<br />
Nuh Peygamber de gemi yaparken kendisi ile alay edenlere karşı sabretmiş, onlara güzellikle davranmış, hep sakince ve güzel sözlerle öğüt vermiştir. Bunlar peygamberlerin yaşadıkları güzel sabır örnekleridir. Allah sabreden kullarını sevdiğini pek çok ayetinde bildirmiştir.<br />
<br />
Allah gösteriş yapan kibirli insanları ise sevmediğini bildirmiştir. İnsanların hepsinin maddi durumu aynı değildir. Kiminin güzel bir evi ve arabası vardır. Kiminin de hiçbir şeyi olmayabilir. Ama önemli olan güzel ahlaklı olmaktır. Örneğin iyi kıyafeti var diye arkadaşlarına karşı üstün olduğunu zannetmek, onları küçük görmek Allah´ın hoşuna gitmeyen davranışlardandır. Çünkü Allah insanları dış görünüşlerine göre değil, imanlarına göre değerlendirmeyi emretmiştir.<br />
<br />
Allah için üstünlüğün ölçüsü zenginlik, gösterişli olmak, çok kuvvetli olmak, güzellik, yakışıklılık değildir. Allah o insanın Kendisini ne kadar sevdiğine, ne kadar itaat ettiğine, Kuran ahlakını ne kadar yaşadığına göre insanları değerlendirir. Üstünlük bu değerlerle belli olur. Kuran´da bununla ilgili olarak Karun adında bir kimsenin durumu bizlere ders olsun diye anlatılmıştır.<br />
<br />
Karun çok zengin bir adamdır. O kadar zengindir ki sahip olduğu şeylerin sadece anahtarlarını taşımak için bile birçok insan gerekmektedir. Etrafındaki halktan cahil kişiler ona imrenerek bakmakta, onun yerinde olmayı istemektedirler. Ancak Karun Allah´ın sözünü dinlemeyen, çok kibirli ve kendini beğenmiş bir insandır. Bütün bu zenginliği kendisine Allah´ın verdiğini kabul etmemektedir. Bunun üzerine Allah ona öyle bir felaket vermiştir ki, bir gecede malıyla beraber yok olmuştur. Onun yerinde olmak isteyenler bu sefer "iyi ki onun durumuna düşmedik" diye sevinmişlerdir. Allah´ın onu cezalandırdığını anlamışlardır. Karun bu tür kötü kişilerin bir örneği olarak Kuran´da şöyle anlatılır:<br />
<br />
Gerçek şu ki, Karun, Musa´nın kavmindendi, ancak onlara karşı azgınlaştı. Biz, ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları, birlikte (taşımaya) davranan güçlü bir topluluğa ağır geliyordu. Hani kavmi ona demişti ki: "Şımararak sevinme, çünkü Allah, şımararak sevince kapılanları sevmez." (Kasas Suresi, 76)<br />
<br />
<br />
<br />
Karun çok zengin ama çok kibirli ve kendini beğenmiş birisiydi.<br />
<br />
Böylelikle kendi ihtişamlı-süsü içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını istemekte olanlar: "Ah keşke, Karun´a verilenin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o, büyük bir pay sahibidir" dediler.<br />
<br />
Kendilerine ilim verilenler ise: "Yazıklar olsun size, Allah´ın sevabı, iman eden ve salih (Allah´ın hoşnut olacağı) amellerde (işlerde) bulunan kimse için daha hayırlıdır; buna da sabredenlerden başkası kavuşturulmaz" dediler.<br />
<br />
Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Böylece Allah´a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Ve o, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi.<br />
<br />
Dün, onun yerinde olmayı dileyenler, sabahladıklarında: "Vay, demek ki Allah, kullarından dilediğinin rızkını (malını mülkünü) genişletip-yaymakta ve kısıp-daraltmaktadır. Eğer Allah, bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de şüphesiz batırırdı. Vay, demek gerçekten inkâr edenler felah (kurtuluş) bulamaz" demeye başladılar. (Kasas Suresi, 79-82)<br />
<br />
<br />
<br />
Allah´a karşı göstermiş olduğu azgınlığın sonunda, Karun, bütün servetiyle birlikte yerin dibine geçirildi.<br />
<br />
Kuran´da, Allah´ın sevmediği bildirilen davranışlardan biri de "dedikodu yapmak", "başkalarını çekiştirmektir". Birisi hakkında dedikodu yapmak, onun kusurlarını başkasına anlatıp çekiştirmek, onu eğlence konusu yapmak Allah´a inanan bir insanın yapmaması gereken davranışlardandır. Allah bir kimseyi arkadan çekiştirip dedikodusunu yapmayı Kuran´da yasaklamıştır. Bu konu ayette şöyle belirtilmektedir:<br />
<br />
Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın. Kiminiz kiminizi arkasından çekiştirmesin. Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi İşte, bundan tiksindiniz. Allah´tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 12)<br />
<br />
Görüldüğü gibi Allah ayette, bir kimseyi arkasından çekiştirmenin, ölü kardeşinin etini yemek kadar iğrenç bir şey olduğunu belirtmektedir.<br />
<br />
Allah, güzel ahlak özelliklerini, günlük hayatımız içinde uygulamamızı emretmektedir. Aslında hayatımız, Allah´ın bize gösterdiği doğru yolu izlemek için bize verilmiş bir fırsattır. Günümüzde insanların çoğu bu gerçekten habersizdir. Allah´ın emir ve öğütlerine uymak yerine, kendilerine başka yol göstericiler ararlar. Seyrettikleri filmlerin, dinledikleri şarkıların etkisinde kalarak yanlış ahlak anlayışları geliştirirler. Örneğin bir filmdeki acımasız ve kendini beğenmiş bir kahramanı izleyen gençlerin, sokağa çıktıklarında bu kişiye özenerek benzer davranışlar sergilediklerini görebilirsiniz. Böyle yaparak aslında büyük bir hata yapmış olurlar.<br />
<br />
Akıllı ve samimi bir insan, her zaman Allah´ın hoşnut olacağı şekilde davranışlarda bulunur. Basit insanlara, basit davranışlara özenmez. Özenmemiz ve örnek almamız gereken insanlar, Allah´ın elçileri olan peygamberlerdir. Göstermemiz gereken ahlak ise, Allah´ın bizim için seçip beğendiği güzel ahlaktır. Bu ahlak, merhametli, şefkatli, bağışlayıcı, mütevazi (alçak gönüllü), sabırlı, itaatli olmayı gerektirir. İnsanlarla basit konular yüzünden tartışıp kavga etmek yerine, alttan almayı, yatıştırıcı ve hoşgörülü olmayı gerektirir. Anne ve babamıza karşı isyankar ve saygısız olmak yerine, onlara karşı daima itaatli ve terbiyeli olmayı gerektirir. Allah anne ve babaya olan saygının önemini Kuran´da şöyle bize bildirmektedir:<br />
<br />
Rabbin, O´ndan başkasına kulluk etmemenizi ve anne-babaya iyilikle-davranmayı emretti. Şayet onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, onlara: "Öf" bile deme ve onları azarlama; onlara güzel söz söyle. Onlara acı(Zeker) alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki:<br />
<br />
"Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge." (İsra Suresi, 23-24)<br />
<br />
Anne babamıza karşı gelmemek, onlara "öf" bile dememek, onlara karşı hep merhametli ve yumuşak huylu olmak, Allah´ın bizden istediği önemli bir özelliktir. Böyle davranmak, hem Allah´ın sevgisini bize kazandıracak, hem de günlük hayatımızda çok daha mutlu ve huzurlu olmamızı sağlayacaktır.<br />
<br />
Tüm bu güzel ahlak özellikleri, dinin yaşanmasıyla mümkün olur. Dinsiz insanların güzel bir ahlak göstermeleri ve bunda kararlı yani sabırlı davranmaları ise imkansızdır. Siz bu insanların durumuna düşmekten şiddetle sakının. Allah´ın Kuran´da bildirdiği; "Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırdetmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi sandınız " (Al-i İmran Suresi, 142) ayetini bir an bile unutmayın. Sabırlı, alçakgönüllü, cömert, fedakar, kısacası güzel ahlaklı olduğunuzda Allah´ın sizi daha çok seveceğini ve size verdiği nimetlerini artıracağını da sakın unutmayın.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>